Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #21  
Alt 22-04-2008, 23:28
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

sevgili evrensel,

verdigin ornekler cok carpici. Dusunuyorum da eger Ulucanlar'da katliama ve vahsete ugruyanlarin safinda degil de katliami ve vahseti yapanlarin safinda olsaydim ne yapardim acaba? Ornegin o sirada askerligini yapmakta olan ve operasyon icin birliklerinden getirilen 2000 askerden biri olsaydim. Yada daha da ileri gidelim, iceri girip savunmasiz insanlarin uzerine ates edenlerden biri olsaydim. Kesinlikle hicbirsey anlatmayacak ve hatta bu konudan bahsedildigi zaman ustunu ortmek, kapatmak, hatta katledilenleri suclamak isteyecektim. Baska turlu insan nasil yasayabilir?

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 22-04-2008, 23:37
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Sargon üç yıla yakın sitemizin üyesi olmasına rağmen bu konudan hiç bahsetmemişti. Şimdi yazdığında ise tüm bu yaşadıklarına rağmen bir kin ve nefret propagandasını değil objektif olmaya çalışan bir anlatıyı görüyorum. Bunları yaşıyan birisinin böyle bir anlatı düzeyini koruyabilmesini takdire değer görüyorum.

Anlatılanlar, Türkiye'de çözülmesi gereken esas meselesinin demokrasi ve insan haklarını oturtmak olduğunu bir kez daha gösteriyor bana.
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 23-04-2008, 17:57
mehmetcan2004 mehmetcan2004 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Apr 2008
Mesajlar: 4
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Tekrar merhaba,Sargonun ulucanlar kapalı cezaevinde yaşadığı vahşeti okuyunca birşeyler yazmak istedim.Sargon yaşadıklarını yazmasının nedenini şöyle özetlemiş"yasadiklarimi yillardir bir ruhsal travma gibi icimde tasimak benim icin buyuk bir yuktu. Hep bunlari yazmak istedim, ama nasil yazacagimi nasil anlatacagimi bir turlu bilemedim. Nihayet kendimi asmayi basarip yazabildim.

* * * * * * * * *Insanlar kotu deneyimlerini unutmaya calisirlar, boyle bir seyin hic yasanmadigini varsayma egilimi gosterirler. Bu bir tur korunma mekanizmasi ayni zamanda. Ancak bilincimizin derinlerine dogru ittigimiz bu gercekler surekli bizi rahatsiz eder."Yaşanan bu katliamla ilgili bütün tanıklıkların yazılması anlatılması tabiki çok önemlidir. Yazıda benim dikkat ettiğim katliamı yapan kişilerin psikolojisi ile ilgili yapılan tespittir.Bu konuda da bana göre sargon doğru sonuca ulaşmıştır. Evet bu katliamı yapan kişiler aramızda dolaşan normal sıradan insanlardır.Ama nasıl canavarlaşmışlardır?OTORİTE KARŞISINDA NASIL BOYUN EĞMİŞLERDİR.İşte bu konu sosyal psikolojinin de ilgi alanı olmuş bu konu ile ilgili önemli deneyler de yapılmıştır. Evet yanlış duymadınız deney yapılmış ve çok ilginç sonuçlara ulaşılmıştır.Deneyi yapan bilim adamı Stanley Milgram'dır.Milgram, Nazilerin Yahudileri yok etme planlarının nasıl uygulamaya konulduğuna duyduğu ilgi yüzünden bu deneyleri başlatmıştı. Bugün bu deneyi özetleyelim .MİLGRAM DENEYİ :
İlk olarak 1963 yılında Yale Üniversitesinden psikolog Stanley Milgram tarafından yayınlanan "İtaat üzerine davranışsal inceleme" isimli makalede açıklanmış olan çok meşhur bir bilimsel deneydir. Kendisinin daha sonra 1974 yılında yayınladığı "Otoriteye boyun eğmeye deneysel bir bakış" isimli kitabında özetlediği gibi, deneyin amacı katılımcının kişisel vicdanıyla çelişen bir emre itaat etmekteki gönüllülüğünü ölçmektir.
Deneylere ilk olarak Adolf Eichmann'ın Kudüs'de yargılanışından 1 yıl sonra temmuz 1961 yılında başlanmış. Milgram deneyini "Yahudi soykırımı sırasında Eichmann ve 1 milyon suç ortağı sadece kendilerine verilen emre mi uymaktaydılar ?. O halde suç ortağı sayılmaları doğru mu?"" sorusunun cevabını bulmak amacıyla tasarlamıştı.

Soldaki resme bakınız;.
Deney uygulayıcı (E) denek(S)'i bir diğer denek olduğuna inandığı (A)'ya acı veren elektrik şokları vermeye ikna eder. (A) aslında bir aktördür ve S acı veren şokları arttırdıkça(arttırdığını sandıkça) feryat etmeye başlar. Aktör (A) 'nın yalvarmalarına karşın denek (S) deneye devam eder.

Deney tam olarak şöyle yapılmıştır..:
Gazete ilanı ve doğrudan mektup başvuruları ile Yale'de yapılacak bir bellek deneyi için denekler toplanır. Deneyin bir saat süreceği ve katılımcılara $4.5 dolar verileceği açıklanmıştır. Yaşları 20 ila 50 arasında ve ilkokul terk'den doktora derecelisine her eğitim düzeyinden (hepsi erkek) katılımcılar gelirler.
Deneyin uygulamacısı katılımcıya ve katılımcı gibi görünen aktöre deneyi anlatır. Deneyin cezalandırılmanın öğrenme üzerine etkilerini ölçmek üzere yapıldığı söylenir.
Katılımcıya ve aktöre birer kağıt verilir. Kağıtlardan birinde "öğrenci" öbüründe "öğretici" yazdığı söylenir. "Öğretici" yazan kağıdı alan tesadüfen kendisinin öğretici seçildiğini sanır. Aslında kağıtlardan herikisinde de ""öğretici"" yazmaktadır ancak Öbürü(aktör) kendi elindekinde "öğrenci" yazdığı iddiasıyla ortaya çıkmıştır.
Öğretici seçilen deneğe nasıl olduğunu anlaması için 45 voltluk bir ceza çarpılması uygulanır. Bu Öğreticinin öğrenciye uygulayacağı cezanın küçük bir örneğidir. Daha sonra öğretmene kelime çiftleri verilerek bunları öğrenciye öğretmesi istenir. Kelime çiftlerinin hepsini bir kere okuduktan sonra öğretici sadece ilk kelimeyi okuyup olası 4 cevabı da okuduktan sonra öğrenciden ikinci kelimeyi bilmesini ister. Öğrenci bitişik odada cevabı 4 butondan birine basarak verir. Eğer yanlış cevap verirse kendisine elektrik şoku uygulanacak ve uygulanan şok her yanlış cevapta 15 volt arttırılacaktır. Öğretici öğrenciye gerçekten şok verdiğini sanır. Aslında bitişik odaya geçtiğinde öğrenici(aktör) ceza butonuna bağlı çalışan bir teypi harekete geçirir. Seviye biraz arttıktan sonra aktör duvara vurmaya, bitişik odadan seslenerek deneye başlamadan önce sözettiği kalp rahatsızlığı durumundan sözederek cezayı kesmesini istemeye başlar. Belirli bir düzeyden sonra ise öğreniciden artık hiç ses gelmemeye başlar.
Çoğu denekten ancak bu noktadan(yani öğrenciden artık ses gelmemeye başlamasından itibaren) deneyi durdurup, öğrencinin durumuna bakma talebi gelir. Bu düzey 135 volt civarındadır. Çoğu denek ancak bu noktadan sonra deneyin amacını sorgulamaya başlar.

Milgram kendisi deneyini şöyle anlatmaktadır;
İtaat konusunun felsefi ve hukuki yönleri son derece önemlidir. Ancak somut bazı durumlarda insanların tam olarak nasıl davranacakları hakkında bize pek fikir vermez. Yale üniversitesinde hazırladığım basit bir deneyle, sıradan bir bireyin bir başka bireye sadece kendisine öyle emredildiği için ne dereceye kadar acı verebileceğini ölçmeye çalıştım.
Deneye katılanların çoğu açısından otoritenin baskısı, başkalarını incitme konusundaki temel vicdani güdülerin üstüne çıkmakta idi. Mağdurların acı çekerken attıkları çığlıklar kulaklarını tırmalasa da denekler otoritenin kendilerinden istediğini yerine getirdiler. Otoritenin emirlerini yerine getirir iken en son aşamaya kadar gitmekte bile isteksizlik göstermediler.
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 23-04-2008, 18:08
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Saygideger sargon;

Ben kokenli bir, boyle birsey iste.Bir an gelirki; bilinc altinda biriken insanlikbu ben kokeninde rahatsizlik uyandirir.

Bu bilinc alti oyle bir yapi alirki; ya bilincsizce dusunceyi kaplar ve kisiyi kendinden koparir, ya da bu bilince insanligin hatirlanisi olarak yansir ve disavurum,caresizlik,intiharv.s. olarak gunah cikattirir.

Sonucta onemli olan bilincaltindakinin kisinin kendi kontroluyla bilince tasiyabilmesi ve bunun mucadelesini gogusliyebilme kararliligina ve azmine sahip olabilmesidir.

Gerisi zaten kendiyle hesaplasmadir ki; bu da kisinin hem insanliga ve insan olmaya dogru attigi bir adim,hem de her ben cikisinda ki"acaba"suphesidir.

Ben senin bu disavurumundan, insan olmaya dogru onemli bir adim attigini ve sen istesen de istemesen de bunun bundan sonraki yasamina-bazilari karsi ciksa bile, sen kendin bir anlam veremesen bile-hem dusunsel hem de davranissal bir degisiklik getireceginin bilincindeyim.

Bu olacak degisiklikten korkmayacak ve bunu geri cekme mucadelesi vermeyeceksin.Iste bunu yaptigin an baska sorunlar seni bekliyor olur.Bu yasamindaki attigin buyuk adim icin seni tekrar kutlarim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 23-04-2008, 18:35
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

sevgili sargon yazdıklarını bir bütün olarak okudum. hem kalemine hemde ,insani kalitene hayran kaldım.
bir filozof olgunluğuyla herşeyi kendi içinde çözüp sonuca ulaştırmışsın. bu gıpta edilecek bir durum.
belki uzaktan gazel okumuş olacağım ama, habib gül kendilerine hayat hakkı tanımayan ağaya kin duyup
bütün yaşamını karatıp aynı şekilde çocuğunun ve karısınada benzer acılar yaşatmış. ona ağanın yaptıklarını
olaya hiç bir dahli olmayan ailesine yaşatmış.
tabiki bu benim görüşüm yanlıştır doğrudur , her iki yöndede tenkit edilebilir.
sargon senin içerden baktığın olaya hürriyet dışardan! şöyle bakmış


27 Eylül 1999 Cezaevinde isyan





11 ölü, 26 yaralı


Devlete pankartlı meydan okuma
Ankara Merkez Kapalı Cezaevi, aranmaya direnen örgüt üyelerinin jandarmaya ateş açmasıyla savaş alanına döndü. 4 saat süren jandarma-mahkûm çatışmasında 11 mahkûm öldü, 6'sı asker 26 kişi de yaralandı.
İstanbul Bayrampaşa Cezaevi'nde geçen hafta 7 kişinin ölümü ile sonuçlanan silahlı çatışmadan sonra dün de Ankara Merkez Kapalı Cezaevi savaş alanına döndü. Çatışma, bu kez çete grupları arasında değil, koğuşlarda arama yapmak isteyen jandarma ile yasadışı örgüt üyeleri arasında çıktı. Çatışmada 11 mahkûm öldü, 20 mahkûm yaralandı. Militanların 4 tabancayla açtıkları ateş sonucu bir jandarma binbaşısı, 2 astsubay ve 3 uzman çavuş vuruldu.
TÜNEL İHBARI
Bazı mahkûmların tünel kazarak firar edecekleri ihbarını alan jandarma dün sabaha karşı koğuşlarda arama yapmak istedi. Ancak terör suçluları koğuşlarına çekilerek, hem havalandırma kapılarına hem de koğuş kapılarına barikat kurdu. Mahkûmlar, içeri girmek için barikatları kaldıran cezaevi personeli ile güvenlik güçlerine karşı 4 adet tabanca, molotofkokteyli ve tüplerin ağzına hortum bağlayıp lav silahı gibi kullanarak saldırdılar.
6 ASKERİ VURDULAR
DHKP-C, MLKP ve TİKKO militanları, barikatı yarıp koğuşa ilk giren jandarma astsubay ve uzman çavuşlara kurşun sıkmaya başladılar. İlk kurşun bir astsubayın karnından girip sırtından çıktı. İkinci ve üçüncü kurşun, başka bir astsubayın kasıklarına isabet etti. Daha sonraki kurşunlar ise üç uzman çavuşa isabet etti. Operasyonu yöneten Jandarma Binbaşı, yaralı jandarma astsubay ve uzman çavuşları çıkarmaya çalışırken, militanların kurşun yağmuruyla yüz yüze kaldı. İşte bu sırada Jandarma Binbaşı da başından yaralandı. Şans eseri, binbaşının başına isabet eden kurşun, ölümcül yara açmadan sıyırıp geçti.
JANDARMADAN KARŞI ATEŞ
İşte bu an, operasyonun seyrini değiştirdi. Koğuşa ilk giren jandarma subayları birer birer yaralanınca, jandarmalar da kendilerine silah sıkan eylemcilere ateşle karşılık verdi. Saat 11.00'i gösterirken, güvenlik güçleri barikatı yardı ve gözyaşartıcı gaz sıkarak içeri girdi. İsyan bastırıldı, ancak bunun faturası da ağır oldu. Karşılıklı çatışma sırasında, 11 tutuklu ölü, 2O tutuklu ise yaralı olarak ele geçirildi.
6 TABANCA BULUNDU
Yaralılar Numune ve Ankara Hastanesi'nde tedavi altına alınırken, ölenler adli tıp morguna kaldırıldı. Silahlı çatışmanın bitmesiyle birlikte koğuşlarda arama yapıldı. Aramalarda biri kalem şeklinde olmak üzere 6 tabanca, çok sayıda şiş ve kesici alet ve cep telefonu ele geçirildi. Olaylara karışan 33 tutuklu ve hükümlü başka cezaevlerine götürüldü. Çatışmada yaralanan subay ve astsubaylar GATA'da tedavi altına alındı.
Bu arada cezaevindeki isyana Leyla Zana'nın da aralarında bulunduğu PKK'lı tutuklu ve hükümlüler katılmadı. PKK koğuşlarına giren görevliler, tutuklu ve hükümlüleri cezaevinin uzak bir bölümüne naklettiler.
91 infaz memuru rehin
ANKARA Merkez Cezaevi'nde isyana destek amacıyla İstanbul'da ve yurdun çeşitli yerlerinde bulunan cezaevlerinde 91 infaz koruma memuru rehin alındı.
İstanbul Bayrampaşa Cezaevi'nde 4, Üsküdar E Tipi Kapalı Cezaevi'nde 14 infaz koruma memuru, sol örgütlere mensup mahkûmlar tarafından rehin alındı. Bartın, Çankırı, Çanakkale, Aydın, Buca, Bergama cezaevlerindeki DHKP- C'li tutuklu ve hükümlüler de dün sabah erken saatlerde toplam 32 infaz koruma memurunu rehin alarak isyan başlattı. Gebze'deki cezaevinde de 20 infaz memuru rehin alındı. Daha sonra iki kadın infaz memuru serbest bırakıldı.
Aydın E Tipi Kapalı Cezaevi'nde kalan DHKP-C'li tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu koğuşta da dün sabaha karşı isyan başlatıldı. Saat 01.00'den itibaren DHKP/C'li 40 tutuklu ve hükümlü, malta denilen koğuş koridoruna eşya yığarak, sayıma gelen görevlileri engelledi. Cezaevi yönetimine direnen mahkûmlar gün boyu direnişi sürdürdü ve sayım vermedi. Bursa Özel Tip Cezaevi'nde, tutuklu ve hükümlüler, önceki gece sayım vermeyerek eylem başlattı.
Ceyhan Özel Tip Cezaevi'nde bir haftadır sayım alınamadığı öğrenildi.
Kocaeli'nin Gebze İlçesi'ndeki Özel Tip Cezaevi'ndeki tutuklu ve hükümlüler, dün öğle saatlerinde 2 müdür yardımcısı ile 2'si kadın 20 infaz koruma memurunu rehin aldı. 320 tutuklu ve hükümlü, önceki geceden bu yana sayım vermiyor.
Bayrampaşa ve Ümraniye'deki Üsküdar E Tipi Cezaevleri'nde de siyasi mahkûmlar direnişe geçti. Bayrampaşa Cezaevi'nde 4, Üsküdar E Tipi Cezaevi'nde de 14 infaz koruma memurunu rehin alan siyasi tutuklular eylemlerini sürdürüyor.
İhbarcı diye mahkûmun parmaklarını kestiler
Cezaevinde jandarmayla silahlı çatışmaya giren yasa dışıörgüt üyelerinin çatışma sırasında kendi arkadaşlarından birinin parmaklarını kestikleri de ortaya çıktı. Militanların, içerde olup biteni polise sızdırdığından şüphelendikleri bir mahkûmu işkenceyle sorguladıkları anlaşıldı. Yasadışı örgüt üyelerinin aylardır sayım vermedikleri ve koğuşları eğitim kampı gibi kullandıkları bildirildi.
Ölü ve yaralıların isimleri
Cezaevinde çıkan çatışmada ölenlerin adları ve üyesi oldukları örgütler şöyle:
Habip Gül (TKİP), Nevzat Çiftçi (PKK), Abuzer Çat (MLKP), Halil Türker (TİKKO), Mahir Emsalsiz (TİKKO), Önder Gençaslan (TİKKO), Ümit Altıntaş (TKİP), Ahmet Sallan (DHKP-C), Aziz Dönmez (DHKP-C), Zafer Kırbıyık (TKİP) ve Ertan Özkan.
Adalet Bakanlığı'nın yaptığı açıklamada Yıldırım Doğan, Savaş Kor, İsmail Balcı, Mehmet Keskinkan, Enver Yanık, Cafer Tayyar Bektaş, Murat Özçelik, Hasan Çoban, Erdal Gökoğlu, Bektaş Öz, Ertan Özkan, Cenger Aslan, Veysel Eroğlu, Barış Gönülşan, Özgür Saltuk, İsmet Kavaklı, Resul Ayaz ve Halil Doğan adlı hükümlü ve tutukluların da yaralı olduğu kaydedildi.

yalnız hürriyet habib gül'ü ikiye bölmüş! *habib gül *hem tkip'li *hemde pkk'lı (nevzat çiftçi) olmuş.

senin yazdıklarından önce benim hafızamda bu iş F TİPİ CEZAEVİ İSYANI OLARAK KALMIŞ.
İÇERDEN BAKTIĞINDA senin ağzından F tipi cezaevine niçin karşı çıkıldığını öğrenmek isterim

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #26  
Alt 23-04-2008, 19:57
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

sevgili ozgur,

F tiplerine neden karsi cikildigi cok acik aslinda. Tecrit'ten dolayi. Kamuoyu bu acidan dogru bir noktadan karsi cikiyordu. F Tiplerine karsi eylemlerin, olum oruclarinin ve sonraki surecin de birebir icinde yer aldim ve bunu da ayrica anlatmak gerek. Ama bu surec Ulucanlar kadar basit degil. Daha karmasik, daha uzun ve cok daha fazla aci verici. Ulucanlar'da sorun daha basitti ve sorumlu da tek tarafti. F Tiplerinde olayin bir sure sonra ikinci bir sorumlusu da olustu. F Tiplerine direnen sol orgutler bence hatali tutumlari nedeniyle bircok olumun dolayli sorumlusu oldular. Icice gecmis yuzlerce hikayeden olusan bir surec F Tip sureci.

Tecrit ile insanlar caresizlik psikolojisine itiliyorlardi. Ben F tiplerinde bir yil kaldim. Ilk uc ayinda da tek kisilik hucredeydim. Bu bir yil icinde sadece haftada bir saat ailemle gorusuyordum. Bunun disinda hayatla iliskimiz sadece gardiyanlarla oluyordu. 3 kisilik hucrelerde kalanlar icin de dunya 3 kisiyle sinirlaniyordu. Gomlek, pantolon ve don sayisindan, sadece 3 kitap bulundurabilme hakkina kadar hersey o kadar sinirli idi ki, bunalim gecirmemek icin gercekten guclu bir psikolojiye sahip olmak gerekiyordu. Ciktiktan birkac ay sonra, benim yakinimdaki bir hucrede kalan bir cocugun intihar ettigini okudum gazetelerde. Sonrasinda birkac intihar daha oldu. (Olum orucundan olme degil yani) Gerci haftada bir iki kez ortak alanlara cikma hakki veriliyordu: Spor salonunu kullanabilirsiniz diyorlardi. Ama olum oruclari surdugu icin bunlar kullanilmiyordu. Hatta cikmadan bir iki ay once cezaevi mudurleri bana gelip, bilgisayar kurslari duzenlemek istediklerini, mahkumlara kurs vermeyi kabul edip etmeyecegimi sordular. O sirada olum oruclari suruyordu ve bu istekleri, surmekte olan olum oruclarini etkisizlestirmek icin yapilan bir girisimdi.

O zaman mudurlere "tilki avi" oykusunu anlattim. Bu hikayeyi Lenin'in bir makalesinde okumustum. Hikaye soyle birseydir. Tilki avi nasil yapilirmis, biliyor musunuz? Tilkinin bulundugu yer tespit edildikten sonra, bolgenin etrafina belli araliklarla kirmizi direkler cakilirmis. Ancak bir bolum bos birakilirmis. Tilki, son derece kurnaz bir hayvan oldugu icin, kirmizi diregi gordugunde orda bir tehlike olacagini anlar ve hemen ordan uzaklasirmis. Aslinda diregin yanindan rahatca gecip gidebilecekken, kurnazliginin esiri olurmus. Kirmizi diregin olmadigi yeri bulunca ordan gecmeye calisirmis. Avcilar da o bolgede oturup beklerlermis. Mudurlere dedim ki, "siz bize hicbir cikis yolu birakmiyorsunuz, bir yeri acsaniz, en azindan belli sayida insanin belli sureler gorusmelerini falan saglasaniz, bu is cozulur. Bu bir irade savasidir, hicbir hak vermeden burda kalmayi kabul edeceksiniz diyorsunuz. Tilkiyi avlamaya calismiyorsunuz, intihar etmeye zorluyorsunuz." Herneyse, sonucta tekliflerini kabul etmek icin olum oruclarinin bitmesi gerektigini soyledim. Tabii *bizim konusmamizla olacak sey degildi. Isler tepelerde baglanmisti.

Sol orgutler acisindan ise olayin sadece bir insani sorun olarak alindigini hic sanmiyorum. Tecrit insanlarin yalniz olmasinin otesinde, orgutsel olarak da cokus demekti. Insanlar yalniz birakilacak ve teslim alinmis olacaklardi. Tabii ayni zamanda bazi cezaevi faaliyetleri de son bulmus olacakti. Bazi gruplar disarda cikardiklari dergilerin yazilarinin yarisindan fazlasini cezaevlerinde hazirliyorlardi. Bu bitecekti. Cezaevi Nazim'in dedigi gibi "kizil bir universite" idi. Kocaman kutuphaneler vardi. Birike birike binlerce kitaptan olusan kutuphaneler olusmustu. Bu yuzden cezaevlerinden cok yazar cikmistir. Komun tarzi bir yasam vardi. Bu da insanlari birbirine bagliyordu ve guclu bir dayanisma yaratiyordu. Orgutler, cezaevlerini egitim yeri olarak kullanabiliyorlardi. PKK'lilarin egitimlerine birkac defa kulak misafiri oldum. Gulmeden durmak imkansizdi. Yasi 60 civarinda bir koylu amca'ya birseyler okutmuslar. Engels kim diye soruyorlar. Adamcagiz adini bile soyleyemiyordu. Siradan koyluler falan cezaevlerinde, belki de ilk olarak kitap okuyorlardi. Tabii olumsuz seyler de vardi. Orgut disiplini, orgutlerin ic isleyisleri, emniyette cozulmus olanlari daha dusuk bir statude kabul etme, bir orgutte yer almayan "bagimsiz"larin nerdeyse soz hakkinin bile olmamasi gibi. Butun bunlar sona erecekti. Bu, orgutler acisindan cezaevine giren kisinin onlar icin bitecegi anlamina geliyordu. Insanlar uzerindeki kontrollerini tumuyle kaybedeceklerdi.

Su anda durum nedir bilemiyorum. Sonucta bu is hala cozulmus degil. Bence F tipleri sorun olmayi surdurecektir, ama gecmisteki bicimiyle degil, yeni bicimde sorunlar ureterek.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #27  
Alt 23-04-2008, 20:43
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Hurriyetteki yaziyi ilk olarak okuyorum. Aslinda bu pek disardan bakis sayilmaz, sanirim Jandarma Komutanliginin kendilerine verdigi bilgileri yazmislar. Hemen hemen hepsi uydurma. "Devlete pankartlı meydan okuma" diye baslik acmislar ki, utanc verici bir baslik. Hani silahli meydan okuma deseler mantigini anlardim. Pankart'li meydan okuma nasil birseymis? Kaldi ki, ortada zaten pankart mankart yoktu. Bu vahset icinde pankartin lafi mi olur ya.

Hucrelerden cikarildiktan sonra, gittigim cezaevinde dava dosyasi, otopsi tutanaklari, iddianame vb. seyleri okumustum. Ordan hatirladigim kadariyla kursun yarasi almis olan asker yoktu. Birkac yarali vardi. Bunlar da kadinlari alirken yasanan arbedede yaralanmislardi. Cogu da isirik, ayak burkulmasi, incinme gibi basit seylerdi. Bunun disinda erkekler kogusuna saldirida da kendi attiklari gazdan etkilenen askerler olmustu. 2000 kisinin katildigi bir operasyon sirasinda basit birkac yaralanmaydi hepsi de. Belki de yanlis hatirliyorumdur, dava dosyalari elimde yok. Ama o kadar cok ates edildi ki, belki de seken kursun falan olmustur. Benim hatirladigim kursunla yaralanan bir asker dosyada yoktu.

Operasyon sirasinda mahkumlarin silah kullandigi uydurma, eger boyle birsey olsaydi, kesinlikle epey asker olurdu. Cunku catilarda ve gozcu kulelerinde hedef teskil edecek sekilde duruyorlardi. Oldukca yakin bir mesafedelerdi ve silah kullanilmis olsa isler daha degisik olurdu. Ayrica, orgutlerin bu konuya nasil baktiklarini da biliyorum. Ellerinde silah olsa bile boyle bir olayda kullanmazlardi. Bu bir intihar olurdu. Daha dogrusu muhtemelen hicbirimiz yasamiyor olurduk. Gecmiste de orgutler cezaevlerinde bildigim kadariyla hicbir zaman silah kullanmadilar. Bugune kadar yuzlerce, binlerce eylem olmustur, ben silahli bir eylem hatirlamiyorum. Silah elde etseler bile bunu eylemlerde kullanmazlar, bunun katliama yolacacagini bilirler, ancak firar eylemlerinde guvenlik amaciyla tasirlar.

Cezaevlerinde tabanca, sis, cep telefonu vb. her zaman olmustur. Bunlarin buyuk kismi cezaevi mudurleri ve gardiyanlar tarafindan iceri sokulur ve mahkumlara yuksek ucretlerle satilir. Adli koguslardaki mafya agalari bunlarin ana alicisidir. Genellikle adli koguslar araciligiyla da siyasi koguslara gelir. Tabii fiyati iki katina cikmis olarak. Ben de daha sonraki bir cezaevinde adlilerden bir telefon satin almistim. Zamanin parasiyla epey bir para bulmak gerekmisti. Bu is son derece gizli yapilir. Ulucanlarda eminim en az 3-4 tane telefon cikmistir. Cezaevi idaresi de bunu bilirdi. Zaten kendileri sokuyorlardi. Ama bir taraftan da konusmayi engellemek icin onleyiciler koyup telefonlari etkisiz hale getiriyorlardi. Tabii bu is daha cok siyasi koguslar icin uygulaniyordu. Tabanca da sokulmus olabilir. Bu da muhtemelen firarlar sirasinda kullanilmak uzere saklanmistir. Adli koguslarda her zaman silah oluyordu, hala da vardir. O gunlerde cezaevleri ile ilgili olumsuz kamuoyu olusturmak icin ortak calistiklari birtakim adamlara epey bir is yaptirdilar. Bu olaylardan biri soyleydi: Nuris ve adamlari, sanirim cezaevi mudur yardimcisini *oldurmuslerdi ve sonra da baska cezaevine surulmuslerdi. Ring aracindan indiginde Nuris'in ustunden silah cikmisti mesela. Dusunebiliyor musunuz? Jandarma bu mafyaciya operasyon yapiyor, yakaliyor, baska yere gonderiyor, gittigi cezaevine girecegi sirada, aaaa, adamin ustunde silah varmis! Muhtemelen cezaevi mudur yardimcisini Nuris'lere infaz ettirdiler. Jandarma komutanliklari ve cezaevi mudurleri son derece kirli bir agin icindeler. Istedikleri gibi at oynatiyorlar.

Hurriyet gazetesinin yaptigi sey gazetecilik degil. Kirlilikten kokusmus adamlarin kendilerine verdigi yalan dolani haber diye yazmak nerden gazetecilik oluyor ki. Gazeteci dedigin, gider gardiyanlardan, doktor ve hemsirelerden, mahkum yakinlarindan, hastane gorevlilerinden, surdan burdan bilgi almaya calisir. Bunlar ellerine tutusturulani, bir de susleye pusleye yazan papaganlar sadece. Nasil gazeteyim diye geciniyorlar, sasiriyorum. Sadece bu olayda degil, bircok olayda da gazetecilik falan yaptiklarini dogru durust gormuyoruz. Ertugruk Ozkok, ertesi gun, hata ettik, yanlis yazmisiz diye ozur diliyor, ama yine ayni yalan dolani yazmayi surduruyor. Gazetecilik anlayisi bozuk. Ortada bir iddia varsa, arastirilir degil mi. Bunlar polis, jandarma ellerine ne verirse basiyorlar. Bunun adi gazetecilik degil, resmi haber bulteni, borazanlik yapmak olabilir ancak. Ben asil, neden arkadaslarimizi bizim oldurdugumuzu yazmamislar ona sasirdim. Cunku jandarmanin iddiasi 10 kisiden 5'ini bizim oldurdugumuz seklindeydi. Herhalde bu tezgah mantiksiz gelmis ki, bu sefer de once mahkumlar ates etti, asker de cevap vermek zorunda kaldi seklinde cevirmisler lafi. Belki de bu iddia daha sonra ortaya atilmistir. Cunku ben katliamdan 30 gun sonra katil zanlisi oldugumuzu ogrendim.

Basin ahlaki adina utanc verici bir durum.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #28  
Alt 23-04-2008, 23:47
mehmetcan2004 mehmetcan2004 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Apr 2008
Mesajlar: 4
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Sevgili Sargon,ulucanlar kapalı cezaevi anılarının başlangıcında "Hayatimin en buyuk travmasi, sahte sosyalizm cigirtkanliklari ile gerceklerin catistigi, nefretlerin kusulup, ofkenin saha kalktigi, kafa karisikliginin kursunlarla aydinlandigi, renklerin siyah ve beyaz olarak ikiye ayrildigi yer."demişsin.Bu sözlerinle *tam olarak neyi ifade ettin ?Bunu biraz açıklarsan görüşlerine ve tartışmaya yeni bir boyut katacağını düşünüyorum.Saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #29  
Alt 24-04-2008, 01:05
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

sevgili mehmetcan, Cem'in de yukarda dedigi gibi Turkiye'nin acil bir devrime ve acilen sosyalizme degil acilen demokrasi ve insan haklarina ihtiyaci oldugunu dusunuyorum. Yukardaki sozlerim, o gun olayi yasayan insanlardan cok, bugun ayni olaylari yasayan insanlarla ilgili. Cezaevinde katledilen devrim ve sosyalizm isteyenlerdi, katledenler de bu istemin karsisina silahla cikip ezenler. Kimin hangi safta oldugunu bundan daha net olarak ortaya koymak mumkun mudur? Eger renkler bir katliam aninda siyah ve beyaz olarak ayrilmazsa, baska hicbir zaman ayrilmaz.

Kafa karisikligi terimini de o sirada olenler ve oldurulenler ile ilgili degil, bugun bu kafa karisikligini surdurenler icin kullandim. Cunku bu katliam tek bir ornek degildir. Ordunun yaptigi tek katliam da degildir. Osmanli ve Turkiye'nin tarihi boyunca en buyuk katliamlar bizzat ordu tarafindan yapilmistir. Bu, gayet dogal da birsey. Burokratik devlet mekanizmasinin beyni ordudur. Insanlarin kafasini karistirmak isteyenler iki de bir ordunun misyonu, devrimciligi, susu busu uzerine ahkam kesiyorlar. Halbuki bu, 80 yildan beri degil 1908'den beri suren burokratik-otoriter devlet yapisinin kutsanmasindan baska baska birsey degildir. Haa, Ulucanlar'da burjuvazinin de tam destegi vardi. Burjuvazimiz akilsiz degil tabii ki, nerde destek verecegini bilir.

Devlet burokrasisinin arkasina gecenler simdi bir de bunu sosyalizm boyasiyla boyamaya basladilar. 110 yillik burokrasi tarihimizden nerdeyse bir de sosyalist devrimciler uretilecek. CHP'nin boyasi acik kirmizi, sosyalizmle alakasi pek anlasilmiyor. Ama oraya kan akitmaya calisanlarin renkleri de pek bir parlak kirmizi, cart kirmizi. Sitesinde bas koseye Deniz Gezmis'i koyup, utanmadan acikca irkcilik yapan Turk Solu'ndan, kendisi tutuklanirken "ordumuz yipratiliyor" diye feryat eden ama sosyalistligi ve devrimciligi hic elinden birakmayan Dogu Perincek'e, iskencecilerimi affettim, artik fasist demeyecem diye dokturen ihtiyar kurt Ilhan Selcuk'a kadar bir sosyalizm furyasidir gidiyor. Bunlarin hepsi sahte sosyalisttir. Devlet burokrasisinin destekcileridir. Gericidirler. Devrimci ordulari Ankara'nin gobeginde katliam yapmistir, hem de devrimcileri katletmistir. Hizbullahcilara karsi ise oldukca esnek davranmis, tutuklamalardan sonra, simdi hepsini disari cikartmistir.

Orduyu, burokratik-otoriter devlet mekanizmasini beyni olarak goruyorum. Ancak bundan dolayi askerlere karsi bir nefretim oldugu dusunulmesin. Babam da askerdi. 30 yil askerlik yaptiktan sonra emekli oldu. Bir defasinda benden dolayi polisler emniyet mudurlugune goturup, iskence odalarini falan gezdirmisler. Gozunu korkutacaklar hesapta. Sinirlenmis, "ulan" demis, "sizin yasiniz kadar askerlik yaptim, gozumu mu korkutacaksiniz benim". Babamla cok tartisirtik. Tahmin edilecegi uzere hic anlasamazdik. Ben devleti yikacagiz, devrim yapacagiz, sosyalizmi kuracagiz gibi seyler soyleyip duruyordum. Bir gun sinirlendi, "devleti yikacaklarmis, bakalim kim kimi yikiyor, sizi postalimizin altinda ezeriz" demisti. Bunu hic unutmuyorum. Tabii, sonrasinda kendisi de cezaevlerine goruse geldi, bana moral vermeye calisti hep. Hala farkli dusunuruz. Ama o baba, ben oguluz.

Demek istedigim, askerlere karsi bir tepkim yok. Ailemde cok asker var. Hatta Umit'in babasi da emekli askerdi. Benim derdim insanlarla degil. Mekanizmanin kendisiyle. Bu mekanizmanin bu kadar sert olmasinin nedeni herseyin hakimi, sahip, egemen, kahraman, yilmaz vb. pozisyonundan hic asagi inmemesi. Bu mekanizma surdugu surece demokrasi hayaldir. Devletin yikilmasi degil, ama kendinden menkul devlet sahipliginin artik bitmesi gerekiyor. Insanlar biraz nefes alsin yahu..

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #30  
Alt 24-04-2008, 03:17
evrensel-insan - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
evrensel-insan evrensel-insan isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 08 Mar 2008
Bulunduğu yer: Londra
Mesajlar: 22.832
evrensel-insan - MSN üzeri Mesaj gönder
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Saygideger sargon;

Asagida senden verdigim bu iki alinti, aslinda benim anlatmaya calistigimin baska bir ifadesi.Tek ekleyecegim bireysel bilincin egitimini ve ogretimini verecek ve onun hak ve hurriyetinin hukukunu oturtacak sivil toplum destekli bir devlet yapisi.

sevgili mehmetcan, Cem'in de yukarda dedigi gibi Turkiye'nin acil bir devrime ve acilen sosyalizme degil acilen demokrasi ve insan haklarina ihtiyaci oldugunu dusunuyorum.-sargon

Benim derdim insanlarla degil. Mekanizmanin kendisiyle. Bu mekanizmanin bu kadar sert olmasinin nedeni herseyin hakimi, sahip, egemen, kahraman, yilmaz vb. pozisyonundan hic asagi inmemesi. Bu mekanizma surdugu surece demokrasi hayaldir. Devletin yikilmasi degil, ama kendinden menkul devlet sahipliginin artik bitmesi gerekiyor. Insanlar biraz nefes alsin yahu..-sargon

Saygilarimla;
evrensel-insan

Evrensel-Insan - Yapılandırmacı Epistemoloji/Bilişsel Bilim/Qua Felsefesi/Serbest Düşünce/Devrimci Sorgulama/Zihinsel Devrim - Evrensel-Insan Zihniyeti
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:15 .