Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 04-01-2019, 02:30
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Felasife'nin açtığı böyle felsefik konulara başka türlü cevap verilmiyor.
Yeter ki "anlaşılsın", anlaşıldıktan sonra her türlü olumlu/olumsuz anladığım/anlamadığım cevap kabulüm, sıkıntı yok ama yok anlaşılmıyorsa, çeşitli yönlerden anlatmaya da devam ederim elbet. Fakat daha fazlası da elimden gelmez, birazda kişi anlamaya çalışacak, yok daha da anlamıyorsa, bırakacak kalacak öyle.

Yukarıda öncede dediğim gibi bu bakir bir alan, daha önceleri bunun örneği var mıdır bilmem ama görünen o ki yok.

"Evrimsel düşünce"
İnsanlar bu kadar evrim aleyhine bilir/bilmez çalışınca, haliyle böyle bir düşünceye de soğuk kalmalarını normal görüyorum. Evrim keşfedildi ama anlaşılmadı diye çok demişimdir. Bu konuda da dedim aynısını.

O vakit birde şöyle deneyelim anlatmayı...

İnsanlardan önceki zamana gidelim, hayvanlara mesela. Bu hayvanlar dediğimiz canlılar, kendi içinde bir takım "kurallara" tabiler değil mi? Evet tabiler!
Kendi içinde "KURALLARI" da var bunların, kuralsız değiller yani.

Örn. Kurtlar, maymunlar, aslanlar grup halinde yaşayan, bu gruplar içinde bir takım basit ama etkili diyebileceğimiz kuralları geliştirmişler. Böylede bugünlere gelmişler, detaylarına gerek yok.
Yaşıyorlar mı yaşıyorlar! Oh mis.

İnsanlar, ateşe hükmettiği günlerden ta bugünlere değin bir sürü kurallar geliştirmiş, Tanrıları bile icat etmiş, daha ne denilebilir ki, çünkü bir arada yaşamak denen şey, kuralsız olmuyormuş. İnsanlar ilk önce bunu (kurallar) anladı desek yeri. Bunu hayvanlar bile anladıysa, insan zaten haydi haydi anladı, anladı ki geliştirmiş durmuş.

Dolayısıyla "iyi kötü" diye bir ayırım ta o zamanlardan itibaren gelişmiş bir yapı, peki bu yetmiş mi? Yetmemiş, dinleri, ideolojileri, bilimleri insanlar bir arada yaşamanın kuralı olarak, peyderpey geliştirmişler. Olmadı kanunlar denmiş, yasalar denmiş, sanatlar demiş bir arada yaşamanın sınırları çizilmişte çizilmiş.

Çünkü nüfuslar büyüdükçe, bir arada yaşamakta zorlaşmış, haliyle daha sert, suçu daha engelleyici önlemler alınmışta alınmış. Dinler gelişmiş, yasalar gelişmiş, teknikler gelişmiş.
Haliyle bir arada yaşamak için, insanlar UPDATE/UPGRADE denen şeyi ta ilkel çağlardan beridir biliyorlar ve kullanıyorlar.

Hepsi de ne için, insanlar için!
Yaşıyorlar mı yaşıyorlar! Oh mis.

Devam edelim...

Şimdi, bütün bunlar insanların kendi içinde ki "yaşayışı için" çizilmiş sınırlar, kurallar, yapılar.
Bu kuralların doğrusu da yanlışı da, gene insanların bu kurallarına göre ki doğrular ve yanlışlar. Kimi beğenir kimi beğenmez bunları da geçtik, kural var mı var.

Bunların DOĞA İLE ALAKASI YOK.
Meselem bu.

Ama bizler kurallarımızı abartığımız için, doğru ve yanlış kavramımızın DOĞA ile de alakalı olduğunu sanıyoruz, ve alakalandırıyoruz. Oysa hiç alakası yok.
Bunlar türümüzü çoğaltmak için kurallar, doğayı korumak, diğer türleri korumak için kurallar değil, doğa sadece talan edilecek, bedava bir market.

Nasıl ki maymunların, kurtların, aslanların vb. kurallarının DOĞA ile alakası yoksa, her tür kendi kuralını, kendi türünü ayakta tutmak, neslinin devam ettirmek üzere, bencilce kurmuşsa. Varsa yoksa kendi türüyse, İnsanda böyle kurallarını bencilce, sadece kendi türünü ayakta tutmak için geliştirmiştir.

Sözün özü: İnsanların doğruları ve yanlışları "anca" kendilerini bağlıyor, doğayı bağlamıyor.

Devam edelim...

Buraya kadarını anladıysak, meselenin geri kalanı basitleşiyor.

Geriye kalanı "İnsan odağından kurtulmak" dediğim şey.

Yani kendi koyduğumuz kuralların dışına çıkarsak, (onları terk edelim demiyorum yanlış anlaşılmasın, dışına çıkmak, bilinç olarak, düşünsel olarak) onları taşa kazınmışçasına doğru bellemezsek, o saf doğa ile bilinci ile karşılaşırız. Orada anladığımız anlamda iyi yok kötü yok, suç yok suçlu yok, tamamen nötr bir alan.

Orada bildiğimiz bir kural olmaması bu alanın "yok", "geçersiz" bir alan olması anlamına gelmiyor. Aksine çok gerekli, adeta düşünce için bir tatil beldesi gibi bir şey, çünkü insanlar sürekli insan odağında kala kala, insan düşüncesi denen şeyin, insan bakış açısından etkilenebileceğini fark edemiyor.
İnsanlar bir birlerini etkiliyorlar, gayri insan düşüncesi "tekrar" döngülerine de girdi ki, sürekli kendini tekrar edip duruyor.
TEKRARLAR SIKICIDIR YORUCUDUR.

İnsan, insan denen yapıya hapsolmuş durumda.
Haliyle de sadece kendi türümüz için bir şeyler yapacağımızı sanıyoruz, daralıyoruz, bunalıyoruz, çünkü bu "korku" tüm insanların atalarında da vardı, hepsi bu korkuyla yaşadı, bizlere de bu evrimsel olarak geçti elbet.
Zaten hayatta kalmak için o kurallar geliştiren de bizlerdik, sebepte türün ayakta kalması ve devamı idi...

Artık korkmaya gerek yok, tür kendini garanti altında aldı, geriye kalansa ileri ki bir aşamaya geçmek...

Hasılı o alana girebilecek tek canlı var, o da insanlar.
Diğer canlıların böyle bir problemi yok, böyle bir yetileri de yok, onlar varsa yoksa kendi küçük hevesleri peşindeler, bencilce yaşıyorlar ama insan çok daha büyük şeyleri düşünebilir-ki düşünüyor-bunun için evriliyor/evrildi insanlar.

Başka seçeneği de yok insanların, zaten bu yüzden "tekrar" denen girdaba düşmüş durumdalar.

Ya evrimsel düşünecekler, ya evrimsel düşünecekler !...

---

Son olarak, ben istilâ konumda da bu durma değindim aslında, gerçi çoğu konum bu meyanda zira insanın bir kaderi var, o da yükselmek zorunda diye, neden böyle dediğime gelince, kaderi okumak gibi yetim yok, bilmemde, sadece gidişata bakarak bunu söylüyorum, geçmişten bu güne bu kadar olan işler, işi o noktaya getiriyor çünkü.

İnsan hep yükselmiş, bu günlere hep yükselerek gelmiş, eyvallah ama bir süredir bir dar boğaza da girmiş-ki bunu da aşacaktır.
Tek farkla!
Bu aşama biraz zorlu olacak, zira eski alışkanlıklar, tecrübeler işe yaramayacaktır, bunu insan gibi düşünerek değil, aksine düşünmeyerek aşacaktır.

Yani "Evrimsel düşünmeye" mecbur kalacaktır.
Bu da anca Evrim denen şeyi iyice özümsemekle, benimsemekle olacak bir şeydir.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 04-01-2019, 11:08
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 2.358
Standart

Felâsife Diyor ki
Doğa zaten "tanımlanmış", imgelenmiş, o bilgiyi edinmişiz, doğa doğadır (mı anlayacağız bunu?)
kurgu bitimsizdir diyorum , yani "doğa" adını verebileceğimiz "salt" bir varlık yok. tam da bu sebepten ortaya çıkan her bilinç kipi kendi varoluş tarzına koşullanarak, yani kendi duyumsal içerikleri uyarınca özgün aşkınlık kavramları oluşturur ve onları tözleştirme eğilimi gösterir. biz ise buradaki anlama dayalı imgesel çokluk sorununu dilin simgesel düzeneğinde aşabildiğimize inanıyoruz. oysa görüleceği gibi söz konusu düzenek , zaten tanımların tözsel olmayışlarının bir semptomu olarak kendi imkanını kazanıyor. insanın "doğanın bir niteliği" oluşu bunu ifade etmekte..

Felâsife Diyor ki
Tamam işte bende insanın tanımladığı, yargıladığı hüküm verdiği "suç ve ceza", veya "suç ve suçlu" gibi bir kavramın doğada olmadığını söylüyorum. İlla insanın "var" ediği şey üzerinde mi konuşabileceğiz, veya "hüküm" verdiğine mi "tamam" diyeceğiz.
Odak sadece insan!

Burada ki sorun doğada bu şeylerin olmamasından ziyade, insanın buna var demesidir, var dediği şeyi de savunmasıdır.
kendimi tekrar ifade etmeye çalışıcam sevgili felâsife. yukarıda belirttiğim üzere eğer doğa diye bir "kendinde-varlık" yoksa , buna karşılık sadece "oluşan şeyler" varsa (evrim), insan da oluşun bir niteliği ise, "suç ve ceza" da pekala doğanın zamansallıkları, yani oluşun nitelikleri konumuna gelirler.. bu temelde insanın da "zamanın içinde" değil, ancak "zamanın ta kendisi" olarak kavranması "insanın kendi sürecine paralel" olan kavrayış olacaktır , bu kavrayışı izlersek de "doğada şu kavram var , şu yok" tarzı yargıların oluşmalarının [veya oluşan --bizce-- odakların] zaten "zamansallık" dediğim kısmiliğin anlamını yaratıyor olduğunu sanıyorum kolaylıkla görebiliriz.. (zamanın ontolojik anlamı onun bir "kıs-ım" olması ve dolayısıyla görece oluşu demektir , yani o her bir birimin direncini oluşturan hareket ve temas minvallerinin toplamıdır). bunun için, dünyaya "kavramlar" yerine, "somut olgular" açısından bakabilmek (bilimsellik) oldukça elzem görünüyor. yani, genel olarak sorun zaten muhtelif içsel motivasyonların oluşturdukları dilsel yargıları rehber edinmek. ben buna karşın bellekteki bir yargının oluşma koşullarının kapsamlı bağlamlarını kurarak , bunları <kendi zaman dilimimizin niteliklerini ve dolayısıyla ondaki kendi potensiyalimizi ıskalamamak için> birer araç haline getirmekten bahsediyorum.. çünkü görüleceği üzere doğa [denilen kurallı ilişkiler ağı] içerik olarak "herşey", salt olarak ise "hiçbirşey" , başka bir tabirle o hiçbir zaman aktüalize olamayan bir potensiyal... bu anlamda aktüel olan da zaten kendi zamansallığından, yani koşullanmışlığından ibaret.

not: bizatihi zamansallık olgusu doğa denilenin "salt olarak" bulunamadığını anlatır. bunun için doğanın belirli bir doğasının olmadığını söylemiştim..

Felâsife Diyor ki
Sevgili pianola

Odağımızda insan olduğu sürece, insanın koyduğu kuralları vazgeçilmez, değişmez diye mimlediğimiz sürece, biz anca kendi koyduğumuz kurallara "esir" oluruz.
Kendi koyduğumuz kurallar bizi yönetir!

Yazıda insan odağından bahsetmiştim bu yüzden, bundan kurtulmak, insan dışına çıkmak gerekiyor, balıkların denizde yaşayıp denizi bilmemesi gibi, bizlerde insan kuralları içinde yaşadıkça, bahsettiğim doğayı bilmeyiz.

(...)
peki balıklar denizde yaşadıklarını bilselerdi onlar için ne gibi olumlu değişimlerden bahsedilebilirdi , ya da denizdeki her balık teki için özdeş bir etki mi oluşurdu..? sanıyorum, meseleyi "bilmek" veya "insanı aşmak"tan çok , <neyin, nerede, ne zaman, kim tarafından, ne şekilde bilin[ebil]irliği> bağlamında incelemek gerekiyor.. görüleceği üzere biyoloji , dil, iklim, coğrafya, tüketim , üreme , üretim, iletişim, eğitim, bilim , kültür vs.vs. , bunların tamamı birbirlerine koşullu fenomenlerdir , "doğa" dediğimiz şey ise bu ilişkiselliğe verdiğimiz bir isim. tüm bu ilişkisellikten aldığımız pay ise bizdeki "anlamı" yaratır.. böylesine bir belirsizlik içerisinde, fark oluşturmayan farklılık olmadığı hakikatini denkleme kattığımızda da doğal olarak motivasyon, perspektif ve kavram sayısının sonsuzca bir dallanıp budaklanmasıyla karşılaşıyoruz. sanıyorum bu durumda bize sahiden gereken, insan-merkezci ideolojilerin özne—nesne sorunsallarıyla boğuşmak yerine "empirik bir yönelim" içerisinde, anlam, kapasite, direnç ve geçirgenlik düzeylerini minimum hatayla saptayarak, "doğru alanlar için" "doğru destek ve deşarj düzeneklerini" zihinde tasarlayabilmek. bu bağlamda da insanı aşmak için öncelikle doğru bir inovasyon bilinci , bunun için de gerekli aşama anlayışlarını geliştirmemiz gerektiği kanaatindeyim..


Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 04-01-2019, 11:20
ForumKirpisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ForumKirpisi ForumKirpisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Nov 2018
Bulunduğu yer: Merkez/Çin
Mesajlar: 1.842
Standart

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
kurarak , bunları <kendi zaman dilimimizin niteliklerini ve dolayısıyla ondaki kendi potensiyalimizi ıskalamamak için> birer araç haline getirmekten bahsediyorum.. çünkü görüleceği üzere doğa [denilen kurallı ilişkiler ağı] içerik olarak "herşey", salt olarak ise "hiçbirşey"
sait faik abasıyanık?

herşey-hiçbirşey

ben inatla birleşik yazarım hep ayrı yazılır derler tdkya göre öyleymiş.

deşarj mekanizmaları da garbage collector işte. memoryde yer açılıyor.

Nasıl olsa Bade' lenen daha evvel de bade' lenmiş Hatta bazıları '' Nur Çeşmesinden '' içerek ?? nurlanmışlardırlar
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 04-01-2019, 12:03
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
kurgu bitimsizdir diyorum , yani "doğa" adını verebileceğimiz "salt" bir varlık yok.
O zaman sevgili pianola, yazışmamızın da bir anlamı yok, madem doğa bir varlık bile olamayacak kadar zihniniz de yok, ben bunu var'layamam. Bir birimizi yormayalım öyleyse.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 04-01-2019, 18:55
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

NikolaTeslis´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
sait faik abasıyanık?

herşey-hiçbirşey
Her şey tanımı zaten bir tanımlama bile değil, beyinin iflas ettiği noktada ki bir tanımdır, başka değişle de kestirip atma anlamına geliyor, algı artık algılayamıyor, o yüzden hiç bir şey tanımının, her şey tanımıyla anılması yanlış değil.
Her şey demek, hiç bir şey demenin diğer adıdır.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 05-01-2019, 23:14
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 2.358
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
O zaman sevgili pianola, yazışmamızın da bir anlamı yok, madem doğa bir varlık bile olamayacak kadar zihniniz de yok, ben bunu var'layamam. Bir birimizi yormayalım öyleyse.

Sevgiler
sevgili felâsife yanlış anlamıyosam sen doğa sözcüğünü kullandığında, "homo sapiensin haricinde kalan dünya gezegeni"ni kast ediyorsun, mu..?


Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 05-01-2019, 23:52
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster


sevgili felâsife yanlış anlamıyosam sen doğa sözcüğünü kullandığında, "homo sapiensin haricinde kalan dünya gezegeni"ni kast ediyorsun, mu..?
Yo homo sapiensin ayrı olduğu değil, bilakis onun da içinde olduğu(muz) sistemi kast ediyorum.
Başka değişle de sürekli temasta olduğumuz sistem.

Örn. şehirler bile o sistemin içinde, teoride ayrı değiliz, insan sadece bunu pratikte (içselinde) ayırıyor. Haliyle kendini de ayrı görüyor/görüyoruz.
Tatile giderken bile doğaya gidiyoruz diyoruz mesela, oysa zaten onun içindeyiz, doğanın içinde.
Şehirler bile doğadan ayrı yerler değiller. Bilincimiz de ayırmışız ama!

Örneğin ormanlar kendi kendine mi oldular?
Doğanın bir takım canlılarıyla top-yekün çalışması sonucu evrilerek oluştular.
Ormanlara ne diyoruz, DOĞA. doğa yapmış diyoruz. Veya doğanın mucizesi filan.

Şehirlere gelince iş değişiyor, biz yaptık diyoruz, oysa o da doğanın gelişim denen şeylerinin birikimi sonucu oluşan bir şeydir.
Şehirleri de doğa yapmış diyebiliyorum mesela ben o yüzden.
Hasılı failim doğadır!

Bir uzaylı gelse baksa dünyaya, şöyle der mi?
Vay insanlar ne medeniyet kurmuş mu der, yoksa doğa sıfırdan serpilmiş gelişmiş, kendi içinde neler çıkarmış mı der.
Biz istesekte istemesekte doğanın parçasıyız, evrilerek gelmişiz, doğaya rağmen ayrıca gelişmiş değiliz.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 06-01-2019, 00:06
ForumKirpisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ForumKirpisi ForumKirpisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Nov 2018
Bulunduğu yer: Merkez/Çin
Mesajlar: 1.842
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Yo homo sapiensin ayrı olduğu değil, bilakis onun da içinde olduğu(muz) sistemi kast ediyorum.
Başka değişle de sürekli temasta olduğumuz sistem.

Örn. şehirler bile o sistemin içinde, teoride ayrı değiliz, insan sadece bunu pratikte (içselinde) ayırıyor. Haliyle kendini de ayrı görüyor/görüyoruz.
Tatile giderken bile doğaya gidiyoruz diyoruz mesela, oysa zaten onun içindeyiz, doğanın içinde.
Şehirler bile doğadan ayrı yerler değiller. Bilincimiz de ayırmışız ama!

Örneğin ormanlar kendi kendine mi oldular?
Doğanın bir takım canlılarıyla top-yekün çalışması sonucu evrilerek oluştular.
Ormanlara ne diyoruz, DOĞA. doğa yapmış diyoruz. Veya doğanın mucizesi filan.

Şehirlere gelince iş değişiyor, biz yaptık diyoruz, oysa o da doğanın gelişim denen şeylerinin birikimi sonucu oluşan bir şeydir.
Şehirleri de doğa yapmış diyebiliyorum mesela ben o yüzden.
Hasılı failim doğadır!

Bir uzaylı gelse baksa dünyaya, şöyle der mi?
Vay insanlar ne medeniyet kurmuş mu der, yoksa doğa sıfırdan serpilmiş gelişmiş, kendi içinde neler çıkarmış mı der.
Biz istesekte istemesekte doğanın parçasıyız, evrilerek gelmişiz, doğaya rağmen ayrıca gelişmiş değiliz.

Sevgiler
Adam haklı beyler, kuş yuvasına doğanın bir parçası deyip veya sincap barajına, apartmana niye doğa demiyoruz?
1) Doğaya karşı utanç içindeyiz
2) Doğayı küçük görüyoruz

bence 1.

Nasıl olsa Bade' lenen daha evvel de bade' lenmiş Hatta bazıları '' Nur Çeşmesinden '' içerek ?? nurlanmışlardırlar
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 06-01-2019, 03:20
dine mine ne - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dine mine ne dine mine ne isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 May 2015
Mesajlar: 1.291
Standart

Doğanın sistemide oldukça karmaşık akla sahiptir. Nihayetinde süreçle de olsa aşırı derecede karmaşık olan şeyleri "fonktiyona yönelik" bir araya getirebiliyor. Bu arada bu olağanüstü olguyu tesadüf yeterince açıklayamadığı icin kendimi deizim de buldum.
Hani olsun da, onunla bununla sembiyoz ilişkide neyin nesidir deyip kafayı yedim sonunda. Bir şeyler gözlemliyoruz ama hareketin başı sonu olmadığından tümün ne olduğunu .

Bazı insanlar hiç değişmez. kendilerini deyistirmemek icin sadece daha iyi yalan atmayi öğrenirler
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 06-01-2019, 09:31
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 2.358
Standart

Felâsife Diyor ki
Şehirleri de doğa yapmış diyebiliyorum mesela ben o yüzden.
Hasılı failim doğadır!

(...)
başından beri bunu söylemeye çalışıyorum. bunun için doğa "salt bir" değil, "kendisine işaret edilebilir" değil , o sadece algı menzilimizdeki parçaların toplamı içerisinde kendi içtepilerimizi kavramlaştırabilmemize koşul olan bir kurgu..başka bir tabirle o belleğin kısımsallığı, yani zamansallığıdır. bu durumda , görüldüğü üzere insan teki de "çokluğun bir niteliği" konumunda , yani insanın salt olmayışı -böylelikle zorunlu olarak eleştiriye maruz kalışı- zaten saltık bir ontolojik bulunuşun imkansızlığının sonucu..


Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
düşünce, düşünmek, evrim, sorgulama

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 17:51 .