Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Fizik > Büyük Patlama Teorisi

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #21  
Alt 13-09-2011, 14:35
TUBA TUBA isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üyeliğini Sonlandırmış
 
Üyelik tarihi: 11 May 2011
Mesajlar: 1.653
Standart

sevgili khaos, benim tanımım değil bu, astrofizikçilerin tanımıdır "görünür evrenden yok olma" anlamını da belirttim.
Alıntı ile Cevapla
  #22  
Alt 13-09-2011, 17:08
Khaos Khaos isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 12 Jun 2009
Mesajlar: 5.250
Standart

sayın tuba

geometrideki tekillik midir karadeliğin merkezindeki tekillik.
tanımına bakınca öyle olduğu anlaşılıyor.

bu tarz geometrik tekillikler karadeliğe özgü değil ki.
aynı şekilde dünyanın ayın güneşin de merkezinde bir tekillik noktası hayal edilir zaten.
hatta bir karenin köşegenini hayal edin,
o da bir çeşit tekillikdir.
o koşegenin genişliği 0 (sıfırdır).
dairenin merkezini oluşturan noktanın çapı da 0 (sıfır) dır.
ancak bu tarz hipotetik kavramsallaştırmlar yeri geldiğince kullanışlı olsunlar diyedir.

dolayısıyla, o tekillikte zaman durur diye bir cümle ne anlama gelmektedir tekrar düşünmenizi isterim.

tekillik ''sanal'' bir şeydir.
orda zaman elbetteki yoktur.
çünkü o tekilliğin kendisi yoktur.

o halde orda zaman yoktur türünden önermeler neden dile getirilir.

bu tarz önermeler mistik savsatalar üretebilmek için ortamı daha kullanışlı hale getiryor olabilir mi.

bing bang bir tekilliğe atıf yaparken,
nasıl bir içerik vermekte bunu düşünelim.

kütlesi ve hacmi olmayan,
yani aslında olmayan bir noktanın patlamasından bahsetmek,
açıkça yoktan patlamakla eş anlamlıdır.
tam bu aşamada kütlesi ve hacmi olmayan parçacıkları örnek vermeyiniz,
çünkü o parçacıkların hızları var.
dolayısıyla kütleye denk enerji yüklüler yani varlar.

o nedenle süreç içinde tekillik kavramının yerine kozmik yumurta kavramını ikame etmeye kalkmışlardır.

sayın tuba

benim bilimden yana oluşum açıktır.
ancak sözkonusu olan kozmoloji olduğunda,
bilimin kendisine değil,
bilim üretenlerin mistik eğilimlerine
ve felsefi yeteneksizliklerine dair ciddi endişelerim var.

aynı endişeler karadeliklerle ilgili kavramsallaştırmada da aynen var.
Alıntı ile Cevapla
  #23  
Alt 13-09-2011, 18:51
spartacus - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
spartacus spartacus isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Apr 2006
Mesajlar: 12.323

Onur Üyeliği 

Standart

Olimpiyat´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bugün artık big bang denilen büyük patlamanın aslında patlama olmadığını , sadece genişleme olduğunu biliyoruz.

benim sormak istedğim şu:

Tekillik noktasında başladı her şey.Şimdilik herkes bunda hem fikir.Uzay yoktu,zaman yoktu...
Peki bu tekillik neydi? Bu tekillik denen nokta bugün kü evren mi? Zira her şey(büyük patlama dahil) bu tekilliğin içinde olduğuna göre ve genişleme söz konusu ise, 13,7 milyar yıl önceki tekillik anı bugünkü evrenmizin 13,7 milyar yıl önceki noktası(tekillik hali) değil midir?
Uzay yoksa zaman yoksa bu tekillik anında harekete geçirici güdü neydi?
Şahsen tekillik anında bunlar olmasa, big bang oluşmazdı.

Sanırım tekillik anından öncesine dair net bir evre yok, yoksa tekillik anının bugünkü evrene açılan bir kapı olması için de madde de zaman da var olmalıyıdı.


Neler düşünüyorsunuz?
Sevgili Olimpiyat o tekillik tanrı süsüdür...

Yani şu Big-bang'in yaratılışsal kurgusunu bir tarafa bırakalım elimizde ne kalıyor?

Ya da tam tersi kurgusal yöne eğilelim neye ulaştık, zaman yoktu(o zaman hiç bir hareket de olmamalı), zaman yoksa zamanı ortaya çıkartan madde yoktu(o halde hiç bir şey yoktu anlamalı), tüm bunların ışığında 1 noktadan bahsetmek saçmalık değil midir? Böyle bir merkezin olması dahi saçma olur.

Karadelik konusuna gelince eğer karadelikler(teorisiyle) varsayımdan öteye geçer ve nesnelleşirse Big-Bang teorisi sorunlu hale gelir.

Karadelik varsayımları bize bir noktadan bakan(çekim kuvveti yönünden!) ve mistik söylemleri bolca bir profil sunuyorlar, ya altından, yanından, çevresinden(fışkırma alanlarından) bakılırsa ne olur? Bir varsayım olarak düşünelim. (Bu gözlemlenenin tam tersi olacağı gibi, bizim gözlemlediğimiz evrenin aslında karadeliğin diğer yüzlerine, etrafına saçılan parçaçıklar olduğu, galaksilerdeki hareketliliğin ve genişleme varsayımlarının özünde merkezden dışa saçılmak(atılmak) olduğu varsayımına götürecektir. yani kaba ifadeyle yakınlaşırsak karadeliğin çekim değil itim-fırlatım yönü... Evrenin merkezi bir karadelik olabilir ve bu karadelikler masalda anlatıldığı gibi mistik saçmalıklar içermez, içermek zorunda değil. Galaksilerin merkezinde karadelik olduğu söylemleri basit bir örnek olsun.)

Uzay boşluğuna bir sınır koymak ve bunu da bir kaç milyar yıl önce bir nokta ile sınırlamak-biçimlendirmek, ya salt özneldir ya da hayli dar çerçeveli bir kurgudur.

Karadeliklerden başka evrenlere ışınlanmak, başka boyutların hakim olduğu yer olması, zamanın durması, her şeyin yok olması(tamamen yok olması) vs gibi şeyler ise, gökkuşağının altından geçip cinsiyet değiştirmekle ya da buna inanmaya eşdeğer görünüyor.

Başka evren denince ne kurgulanıyor bilemiyorum, ama başka evren, samanyolu ile Andromeda'nın başka galaksi olmasından ve buna benzerlikten daha doğal olamaz, mistik argümanlara, onlarca kurgusal boyutlara hem gerek yok hem de fazla kapılmamak gerekir diye düşünüyorum. işte komşumuz Andromeda, gördük, bulduk ve ne kadar doğal, sonsuz uzay boşluğunda evrenler de böylesine doğal olabilir, mistik boyutlara gerek yok. Heleki sınırsız uzay, ne idüğü belirsiz bir noktaya ve salt görünen evrene hapsedilebilir mi? Üstelikde yoklukdan mütevellit bir yokluğa bağlı bir noktaya(nasıl oluyorsa) ...

Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu

Konu spartacus tarafından (13-09-2011 Saat 19:02 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #24  
Alt 15-11-2011, 21:34
Neva - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Neva Neva isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 03 Aug 2010
Mesajlar: 14.705

Başarı Ödülü 

Standart

Guncelleme.
Alıntı ile Cevapla
  #25  
Alt 21-10-2013, 04:29
singular singular isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Oct 2013
Mesajlar: 1
Standart

evrenin bütününe uyguladığımız göreceli bakışı tekilliğe yakın şeyleri gözlemlerken de kullanabiliriz.bu noktada tekillik anının tam olarak ne olduğunu gözlemlemenin verdiği zorluğu, ona yakın yerlerdeki uzay-zaman özelliklerinden tekilliğin ne olabileceği konusunda çıkarım ve yaklaşımlar yaparak azaltabileceğini düşünüyorum.bu yaklaşım kesin yargılara varmayı değil, tekilliğe ait özelliklerin en azından birkaçının betimlenebilmesini sağlayabilir.öncelikle kütleçekimsel zaman genişlemesi ile konuya giriş yapmak istiyorum.biliyoruz her kütle uzay-zaman dokusunda değişime sebep olur.kütlenin bulunduğu uzay-zaman dokusu bulunduğu bölgede 'heryöne doğru' bükülmüştür.sağduyumuz bu heryöne olan bükülmeyi kafamızda canlandırmamızda büyük bir engel olsa da beynimizi biraz daha zorlayarak aslında bu heryöne bükülmenin nasıl olabileceğini 'çıkarsayabiliriz'.bu bükülme ile birlikte zamanın da bükülmesi çok doğal çünkü zaman bu bükülen uzay-zamanla bir bütün halindedir.bunun bükülme sonucunda bükülen uzay zamandaki referans çerçevesi kendisi için bir zaman genişlemesi hissetmezken, dış referans çerçevesindeki gözlemci için bükülen uzay-zamanda bulunan gözlemcinin zamanı yavaşlamıştır.aynı şekilde bükülen uzay-zaman bölgesindeki(kütleçekim etkisi altındaki) gözlemci için dış referans çerçevesindeki gözlemcinin zamanı hızlanmıştır.zamandaki bu göreli hızlanma-yavaşlamanın büyüklüğü kütleçekimin büyüklüğü ile doğru orantılıdır.kütleçekim ne kadar fazlaysa uzay-zaman o kadar bükülür ve zamandaki göreli hız farkı o kadar büyür.uzay-zamanın göreceli doğasının altında yatan mekanizma kısaca budur.şimdi bunu karadeliklere yakın uzay-zaman bölgeleri için düşünelim.tuna ve bihter uzay gemisinde yolculuk eden iki astronot olsun ve ikisinin de ellerinde devasa büyüklükte saatler olsun ve ahmet saatiyle beraber gemiden çıkarak karadeliğe atlasın.bu durumda ahmet karadeliğe yaklaştıkça ayşe onun saatinin kendisininkinden daha yavaş aktığını görecektir.aynı şekilde ahmet de ayşenin saatinin kendisininkinden daha hızlı aktığını farkedecektir.ahmet olay-ufkuna yaklaştıkça ayşe onun zamanının daha fazla yavaşladığını ve durma noktasına yaklaştığını görecektir.aynı şekilde ahmet de ayşenin zamanının giderek hızlandığını görecektir ve bu hızlanma olay ufkuna yaklaştıkça o kadar artacaktır ki, ayşenin ölümünü, dünyanın sonunu, sonunda olay ufkuna ulaştığı anda da evrenin sonunu görecektir.ama ayşe hiçbir zaman ahmetin olay ufkuna ulaştığını göremeyecektir çünkü o olay ufkuna ulaştığında kendisi zaten çoktan ölmüştür ve evrenin sonu gelmiştir.ayşe ahmeti olay ufkuna yaklaştıkça hareketleri ve zamanı yavaşlayan ama hiçbir zaman tamamen durmayan bir cisim olarak görecektir.bu noktada ayşenin evrenin sonuna kadar yaşadığını varsayarsak ayşe ahmet'in saatinin ancak evrenin sonu geldiği an durduğunu görecektir.ayrıca bu konuda dikkat edilmesi gereken çok önemli bir husus var.karadeliğinm içine düşen canlının olay-ufkuna varmadan öleceği düşüncesi yanlıştır.ahmet olay ufkuna ulaşana kadar karadeliğin içinde olduğunu bile farkedemez.uzayı ve zamanı aynı biçimde algılar.yani etrafına baktığında uzay yine aynısı gibi duruyordur ve bir deliğe düşüyormuş gibi bir görüntüyle karşılaşmaz.bunun sebebi uzay-zamanın bükülmesiyle beraber ahmet'in gerçekliğinin ve algılama biçiminin de aynı oranda 'bükülmesidir'.eğer bu bükülme bizim parçalanmamıza sebep olsaydı dünya üzerinde hiçbir canlı kalmazdı.çünkü dünya da uzay-zamanı büker ve hüclelerimizdeki nanosantimlik oynamalar bile ölüme sebep olurken bu bükülmenin bize zarar vermemesi bundan dolayıdır.ayrıca bizlerin uzay-zamanın bükülmesini algılamamızı sağlayan şey kütleçekimdir.sanırım bu örnekleme zamanın göreceliği konusunda daha geniş bir fikir sunmuştur.şimdi gelelim olay ufkuna ulaştığımız anda meydana gelecekler hakkında fikir yürütmeye.karadeliklerin büyük kütleli yıldızların son safhası olduğunu biliyoruz.daha fazla kütle daha fazla bükülme bu da aynı zamanda daha fazla kütleçekim demekti.daha fazla kütleçekim ise maddenin daha küçük hacme sıkışmasına sebep olur(dış referans çerçevesine göre).bu sıkışma daha fazla kütleçekim yaratır ve sonunda sıkışma doygunluğuna ulaştığında bir olay-ufku ortaya çıkar.şimdi benim aklıma gelen şey şu: maddenin sıfır hacme sıkışması tekillik yaratıyorsa, tekilliğe maddenin sonsuz yoğunluktaki formu diyebiliriz.yani tekilliiğin olmaması maddenin(varlığın oluşması) zorunluluğu getirir.lakin madde de varlığı tekilliğe ulaştırmaya eğilimlidir.madde yoğunluğu arttıkça varlığın tekilliğe olan eğilimi (varlıktan kendisini soyutlama eğilimi) artar.yani kısaca aslında hepimizin tekilliğin farklı formları olduğunu ama evrenin bütünde tekil bir yapıya sahip olduğunu söyleyebiliriz.hepimiz tekilliğin içinde tekilliğin bir elemanıyız ve kozmik ölçekte sahip olduğumuz düşük hızlar ve enerjiler nedeniyle bu tekilliği ışık hızına ulaşan veya olay ufkuna ulaşan bir gözlemciye göre görece 'daha ağır çekimde seyrediyoruz'.eğer ışık hızına ulaşabilseydik, yine karadeliklerde olduğu gibi evrenin hızlandığını ve sonunda bittiğini görebilirdik.çünkü aynı zaman genişlemesi olayı fiziksel hız artışında da meydana gelir.ışık hızına yaklaştıkça zaman genişler kütlen artar ve ışık hızına ulaştığın anda dış referans çerçevesine göre senin zamanın durur ve kütlen sonsuza ulaşır.yani ışık hızına ulaşmak da tekilliği getiren bir durumdur.o halde doğada ışık hızında hareket eden şeylerin tekillikle alakalı olduğunu da pekala söyleyebilriz.doğa saf enerjiyi daima ışık hızında hareket ettirir.bir madde yada farklı bir enerji formu saf enerji formuna dönüştüğü anda doğa onu ışık hızına ulaştırır ve zamanını bizim bakış açımıza göre durdurur.bu demek oluyor ki fotonların bakış açısına göre evrenin sonu zaten gelmiştir.fakat bizlerin bakış açısına göre enerjinin görüntüsü ışık hızına ulaştığı anda durmuştur ve hepimiz enerjinin bu son anını yaşıyoruz ve fotona yani ışığa baktığımızda gördüğümüz şey enerjinin tekilliğe ulaştığı andaki fotoğrafıdır.fotonun bir sonraki anı bize göre evrenin sonunda gerçekleşecektir ama fotona göre o ışık hızına ulaşana kadar evrenin sonu gelmiştir.bu noktada uzay-zamanın hıza bağlı göreceliği ortaya çıkıyor.evrenin her uzay-zaman dilimi fotonun son uzay-zaman dilimine sıkışmıştır.bu yüzden fotonlar için zaman yok deriz ve onlar heryerdedirler.biryerde lamba yaktığınızda fotonlar heryere ışık hızında saçılır.ışık hızında ilerleyen foton için ise evren sonsuz bir zamansal hızla ilerler.yani sonu gelir.kısaca benim tekilliğe dair yaptığım çıkarımlar şunlar: tekillik büyük bir ihtimalle çok parlak( fotonun görüntüsünden dolayı) çok yoğun(karadeliğin merkezindeki madde yoğunluğundan dolayı) ışık hızına sahip bir olgudur.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 03:26 .