Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Felsefe > Dil, Mantık & Zihin Felsefesi

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 26-09-2019, 17:09
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.090
Standart "Felsefe Nedir"in Başaşağı Edilmesi ya da Yeniden Tanımlanması

"FELSEFENİN YENİDEN TANIMLANMAYA/YAPILANMAYA GİRİŞİLMESİ YA DA DİLİN VE ANLAMIN SINIRLARIYLA (BİREYSEL, KİŞİSEL YENİ BİR) FELSEFE TANIMLAMASINA (ÖZGÜN BİR YENİ FELSEFE ÇAĞRIŞIMI ÜRETİMİNE) GİRİŞMEK (BAŞLANGICI VE DENEMESİ)"

Felsefe adına yeni bir ad ve anlam katmak uğraşı ya da felsefe adını temize çekme, yenileştirme/gençleştirme (işlevleştirme) uğraşı.

(Yani benim felsefeden anladığım budur ya da çok bilindik deyimiyle "benim felsefem" budur anlamında)

Arkadaşlar madem, "dilimin sınırları dünyamın sınırlarıdır" diyor yukarıda o halde bu tip söyleşi tarzı içerikleri ayrı bir başlıktan veriyorsam da bunu özgün bir sunum olarak başlık açmak istedim.
Dünyasının sınırlarını "tüm" zorlayanlara ve zorlayacak olanlara gelsin..

C.C. Bilimsel Felsefe Edebiyat Tartışma (Eskiden Sosyalist Felsefe vb. Adında Olan Grup)

Yayım/Sunulan


Felsefe akıl ve düşünce işidir derken felsefenin yüce bir uğraş olduğu dile geitirilir ve bu nedenle filozoflara büyük saygı duyulur. Fakat en çok bilinen örneğiyle "lügat parçalama" , "felsefe yapma" denir halk arasında. Bu, felsefeyi ve felsefe yapmayı temel bir uğraş haline getirmeyi küçümsemek, hatta belki de aşağılamak amacıyla söylenir. Fakat hangi açıdan bakılırsa bakılsın, ister olumlu ister olumsuz anlamda alınsın, her iki bakışta felsefenin düşünceyle ilgili bir uğraş olduğunu kabul etmektedir. Bu nedenle felsefe deyince ilk akla gelen düşüncedir..!

İçtenliksel Cevap Üretimleri


Felsefe düşünce/düşünme ile ilgili bir uğraştır, mı? Belki ama felsefe kesinlikle bilgi ve dolayısıyla öğrenme ile de ilgili...
Ama felsefe eylemle de ilgili olabilir mi? Felsefe pasif midir? Bilgi üretim ve yöneylem işi midir?
Kişiler anlayamayınca ya da söyleneni onun seviyesine indirgeyemeyince ve bir diğeri (anlaşılmayan bir biçimde konuşunca) felsefe yapma diyor... Bazen de söyleneni anlamak işine gelmeyince ve o doğru olunca. Yani bir kişi sizin söylediğinizi kendi anladığı gibi translate edemezse de bunu diyor. Onu anlamak istemezse de ve anlayacağı işine gelmezse/uymazsa da.
Aşağılama biçimi de var tabi ki.
Felsefe tehlikelidir. Bilindik halk diliyle söyleyelim, felsefe tehlikelidir-silahtır. Otoriteye, yalana, düzene, bir kişinin kendini sandığı olana, herşeye karşı bir etkinliği var.
Bilgi güçtür ve doğası gereği bilgiden karanlık bir yapı korkar çekinir.
Bu olağandır, işin doğası ve matematiğinde var.
(Çünkü felsefe -bilgi ve episteme) Kitleleri değişime yöneltir ya da objektiviteyi buyurur. Objektivite adildir. En adil adildir ama kitlelerin ellerindekini alır, bu kitlelere ve yenisini verir ve haliyle bu durum kitleye bir yıkım, dönüşüm ya da eskinin kaybı, yitişler olarak yansıyacaktır. Muhafazkarlık dediğimiz bir şey var. Eski düzeni koruma ayak uydurma, katşanma ve katılık var. Değişimsizlik ve değişimi doğası gereği uyım sorunları ya da yeteneği nedeniyle reddetme.
Kimse kendi biçiminin uyumlu olduğu şeylerin yanlışta olsa biçimini görmek ve duymak istemiyor ya da azımız istiyor. Kitleler iyi hissetme bulutlarının (ait olma bulutlarının) dağılmamasını ister.

---

Felsefe en basit haliyle; bilgiye, bilime, öğrenmeye karşı yoğun bir sempati, sevinç (istek) duyma halidir.
O coşkunun, öğrenme heyecanının, o isteğin/istencin (bunun diri oluşunun) kendidir ve ta kendisidir. Burada öğrenme anında oluşandır/olandır (o anlamda etkinliktir) felsefe (o hal)..
Öğrenmeye (ve gelişime) karşı basit bir merak, çekicilik, heyecan hatta hayranlık/tutku-sevi besleme, çekim duyma (arzu istek duyma) gibi öğrenmekten haz alıyor olma ..
Felsefenin kendi budur.
Bir duygudurum olarak felsefe..
Öğrenme aşkı, isteği (coşkusu) ne dersek diyelim, buna dair istenç ve enerji körleşmişse, duyarsızlaşmışsa (ya da atılsa) felsefe kanalları tıkalıdır.
Felsefe katmanlı yazıltı ve içerikler olarak düşünülmeden önce burada aranmalıdır.
Duygu durum olarak felsefe. Çocuğun basit sade bir merakı vardır. 3 soruda terslene terslene bunu kaybeder.
Felsefe öğrenmeye duyulan o yoğun istek, heyecan ve bu anlamda bilgi sevme öğrenme isteği.. Benim anladığım bu..
Gelişim istençleri kaybolmuşsa, körelmişse felsefe körelmiştir. Bir duygudurum olarak alınız.

---

Bugünler de yaşam boyu öğrenme diye bir kavram var,( icad etmişler). Felsefe en çok bu bence.
Mesela gerçekten meraklı bir çocuğu düşünün, öğrenmek için can atan..
Bu merak, kuşku, öğrenme süreci baltalanıyor. Felsefe en çok orda kaybediliyor.
O çocukluktaki şeyin dolu dolu tüm açıklığıyla yaşam boyu sürdüğünü düşünün.
En çok o felsefe. Herkes kendi gücünce felsefe taşır/barındırır.
Bence felsefe bu...
.
Felsefe taşı deniyor, kutsal kase arayışı gibi bir şeydir. Simyadır ama değildir çünkü aranan felsefe taşı. Gizemli taşa, bilinmeyen simyaya, verilen isim felsefe neden ?
Araştırmacılık, öğrenmecilik, meraklılık (keşfetme, bulma, çıkarma isteği) bundan bir şey kaybetmeme ya da onun gücü ve zayıflamışsa bu gücü yenileme felsefedir.
Felsefeyi bir an için mutluluk, sevinç gibi (mutlu olunan sevinilen anlar toplamı gibi) öğrenme coşkusu ve istenci içeren anlar olarak düşünün, yenileyin. Öğrenmekten coşku duyduğunuz anlar. Varlıksal coşku.
Beethoven'ın (Schiller'in şiirinden) yaptığı senfoni. (Neşeye övgü) Kayıp neşe-varlıksal çoşku...
Felsefe öğrenme mutluluğu.. Öğrenmeyi seviyorsak felsefe.. Anlıksal coşku. Öğrenme üzerine coşku duyma…

---

Çok yazıyorum ama felsefe, bir insanın bir şey icad etmek için çekim (içsel bir yoğun istek) duyması gibi bir şey. O an da ki mental etkinliğin, uğraşın ta kendi.. O an ki ışınım.
Mesela 1400 lerde olsak yeni bir yerler, şeyler keşfetmek, gezmek isteyebilirdik. Bunun için can atardık.
Bugünün kaybettiği şey bu.
Yeni bir mağara keşfetmek, insanlara daha önce görmediği duymadığı bir şey söylemek ve sunmak.
Örneğin felsefe sevincini parlatır, anlatır bunlar. Felsefe oldukça parlaktır, sevinçli bir iştir, uğraştır, sevinç barındırır. Bilgi sevinci felsefe.. Bilgisel sevinç… Bilgiyi (öğrenmeyi) sevinçli/sevinçle karşılamak...
.
Bilgi ya da bilgi sevgisinin (bilgelik sevgisi de denir bilgi edinme sevgisi de denir) (yani öğrenmenin) adı ve etkinliği, dinamiği (sevecendir, ılımlı ve olumludur) ve ancak bunun gücü hatta sinerjitiği, karalanmıştır, küçümsenmiştir. Bu tıpkı Komünizme yapılan gibidir. Küçük bir adacıkta, okulda, bilgi parlar, parlatabilirsiniz ve sinerji yetişir, yayılır ve kitlelere yön verir, ışık olur.
2-3 bin sene sonra hala Eski Yunan adını duyarız, kulaklara çivilidir. Felsefe izi ordan geliyor gibi değil mi? Batı Rönensansı birbirinin uzantısıdır-sinerjitiğidir. Işığı ya da radyo dalgalarını araştırırken eminim çoğu keyif almıştır ve emin olun felsefe bence buradadır..

*

Komünizm kavramının uğradığı zorbalığa ve hasara (esarete) evet felsefe de uğratılmıştır.. Birebir aynına. Mesela komünizm sevinçli bir alandır, (eserdir üretimdir) birlikte yaşamaktır, özgürlüktür, eşitliktir (ama kitlelere nasıl takdim edilir. Kapitalizmden daha karanlık değil mi? Kapitalizmin kendi gölgesidir/karanlığıdır ve dehşetidir o. Bunun gibi) (Komünizm karanlık taktim edilir, korkunç bulunur ve sunulur değil mi? Öyle gösterilir. İyi bir hayal ve düşsel bir mavi umut olmasına izin verilmez. O imgeyi kirletmeden tutmak mümkün görmek zordur. Bu kitlelere de anlatılmaz. Kitlelerin (Komünizmden) korkması sağlanmıştır ve onu istençlemesi istenmiyor değil mi? Ya da mümkün olarak görmesi istenmiyor.
Sistem bunu yapmıştır.
Aynıları felsefeye de yapıldı ve felsefe mümkün her zaman.
Aynı esaret ve ceza (kötüleştirme, ad karartma, saklama, yoketme, yozlaştırma dahil) felsefe kavramına da uygulanmıştır. Kavramsal olarak yozlaştırılmış, devşirilmiş, melezlenmiş (kırmalanmış) ..Hepsi..
Anlaşılmaz bir şey olması sanılması hatta mümkün olmayan, gelişmeyen ve sanki istenilse ve istençlense de üretilemeyecek, bulunmayacak bir şey gibi değil mi?
Felsefe de berrak bir alandır.
Oluştuğunda/geliştiğinde (ve gerçekleştiğinde) bir ağırlığı yoktur, sevinçlidir. Üretilebilir el birliğiyle... Akıl birliğiyle.. Düşünce birliğiyle...

----

Öğrenmekten kıvanç duymak felsefedir. Ben onu biliyorum..
Öğrenmeyi mutluluk olarak işaretlemek, esinç, sevinç olarak ifade etmek ve işaretlemek ve bunun coşkusunu duymak, taşımak (felsefe), ben öyle biliyorum..
Başkaları nasıl tanımlarsa tanımlar, ben başkaları değilim o halde kendi felsefemi tanımladım...
Felsefe hem korkulan (gizlenen, gizemlenen) hem de aranılan, soruşturulan gizemli bir alansa madem ve bir kapı aralığı ise ya da kapı aralığı (ışık sızması) aralanacaksa madem felsefe odası ya da dünyası içine, orası -o diyar- içinde coşku ve merakın birlikte tepindiği ve at koşturduğu bir yer olmalıdır yoksa kişi ne bırakacaktır felsefe tarihine ama felsefe sinerjitiktir... Eğer kişi felsefenin izlerini görmüşse bunu bilir, takip edebilir, diğerlerinden ayırt edebilir... Akademiler su ışığı öğütür, filozof güneş ya da kimi gölge kovalar kimi de asıl... Evet filozofi düşünce (düşünme) işidir-işçiliğidir. Onaylıyorum katılıyorum. Sentez. Çok yazdım kusura bakmayın..

----

Felsefe ve matematik kavramları etimoloji ya da anlamlarında sevgi sözcüğünü içinde barındırıyor. Korkulması değil sevilmesi gerekenler ama korkulmaması, kaçılmaması ve yanaşılması gerekenler. Sıcak olanlar. Binlerce felsefe üreticisi olabilir, farklı denemeler ve felsefe üretimleri olabilir. Üzerinde felsefe yazan ağır şeyleri düşünelim. Bazı kitapların üzerinde şiir yazıyor mesela herbiri birbirinden farklı ama. Bunun gibi. Orhan Veli de şiir yazdı bunu kimse tartışmıyor. Kolay şiir demiyor sımsıcacık diyor dilimağır değil ama.. Yani felsefe de hafif bir alan olabilir felsefenin garip akımı sadeleşmişi kolaylaşmışı olabilir. Ontoloji bir dağ değil, yük değil öyle olsa bile tırmana tırmana tırmanılabilir (bölümlenerek ya da bölümlemeleri çalışılabilir) ya da taşına taşına taşınabilir. Bölüşülerek taşınabilir.. Felsefe adında uygulanan zorlaştırma için dedim bunları, kolaylaştırılabilir... İndirgenebilir. Bakış görüş sağlar bakmayış? tersidir..

"KUTSAL KASE"

Boşlukların Doluluğu Akademisi İçin Tıklayınız...
---
"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."
---
"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."
Foucault
__________________________
Bilgi güçtür, enerjidir - Kasyopya Deneyi
--------------------------------------
"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"

~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 26-09-2019, 18:59
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.090
Standart

Şimdi laf lafı açtı. Hayyam'ın akılla bir konuşmam oldu demesi gibi kendi kendine düşüne ya da kura ve yaza-duran konuşana deli derler ya olsun. Bana monolog yazıyorsun, tek kişilik bildiriyorsun, kendinle konuşuyorsun diyenler oldu ama ondan var bende.
.
Şimdi biraz filozofiye adanmışsan herkes bir ontoloji kitabı ya da sözcükleri yazmanı istiyor ya da sihir yapmanı bekliyor sanırım. Sözcüklerle ne üretebilirsin. En şaşaalılarını üreteni gördüm. Bu bir danstı ya da kelebek işi. Ben kelebek işi demiştim ona çünkü uçuşu görüyordun ve renkleri. Kelebek seyretmek gibi..

Ontoloji yazmaya gelince?
Bunun içinde ne bulunabilir? Mesela?
Tanrının yeni bir tarifi mi?
Tanrının reddiyesi.!
Tanrının reddiyesi yeryüzündeki tüm anlam ve harflerle yeniden yapsan ve inan bu hiç karmaşık olmasa yine de onu kimse anlamaz.
.
Ben mesela bir ontoloji ya da varlık bilgisi kitabı yazsaydım?
Sanırım hiç bir şey yazamazdım ya da sorulara mı ihtiyaç duyardım bilmiyorum ama varlığın bilgisi, varolmanın bilgisi, bilme.
Ben varım ve bunu biliyorum. Buna indirgedim bitti. Felsefe bitti-başladı..
.
Yanlışlanmış bilgi, yalan bilgi ayıklama çabası, karşı bilgi ya da uğraşılan bir bilgi yükü/kökü olmayınca üretemiyorsun ya da bilgi ile ilgilenmiyorsun bile.
Diğeri soru cevap trafiği. Merakın yönettiği ya da özne-l ortaklığın soru-nları. Ki o da soru cevap almak isteyen öznenin yönettiği/yönelttiği bir trafik. Yani özne kendi sorusunun (belki de -bireysel- sorununun) cevabını umuyor.
.
Mesela Tanrı var mı bilgisine sorgusuna atlanıyor.

(Serbest) Ontoloji böyle yapmaz sırayla gider ve (cevabı da) (soruyu da) sınırlamaz.
Bir kere tanrı ney? Onu kim ortaya koydu? Ney ortaya koydu? (Onu neden araştırmalıyım?)
Tarih ya da vahiy kanalı ya da insan bilinci deniyor?
Benim gözlemimde mi ya da ben ortaya koydum mu ya da ben bu sonucu gözlemledim mi? Sınadım mı?
Bence kişi bir korkusunu aşmaya çalışıyor, hazır sıradan bir cevap arıyor?
Tanrı bir engel mi, varoluşumun bilinip bilinmemesi nedir ya da neden bu kadar önemlidir?
Tanrı varoluşumu deneyimlemem için bir engel mi? Tanrıdan izin mi almalıyım? Tanrıdan izin alarak mı dünyaya geldim?
Bunu biliyor muyum? Diğerleri mi yaşamama izin vermiyor? Tanrıyı dayatıyor? Bunu aşamadım mı?

Ontoloji işine tanrı karıştığı/bulaştığı anda/zaman (zemin bulanıklığı oluyor) serbest -doğaç- araştırma olmaktan o çıkıyor.
.
Sanırım realite de tanrı diye bir engelle karşılaştım ve beni yaratıp yaratmadığını bilmek istiyorum ya da beni neyin yarattığını? Değil mi?
Burda yaratıldım (yaratıldığım) gibi bir ön-engel (ön-koşul kabul) var. Bunu nerden buldum ve edindim? Yaratıldığını sana kim söylüyor?.
Onlar söylüyor.
Onlar kim?
Diğerleri.
Diğerleri kim?
Herkes.
Ama herkes bunu demiyor. Peki çoğu diyor ve tanrı bir engel o halde.

Tanrının bilinmesi mi gerekiyor bu bir tür engel izin alma icazet alma mı nedir? Günah işleyeceksin seni sınırlayan mı var.?
Mesela olsa ne yapardın, olmasa ne yapardın.? Ya da nasıl bir tanrı olsa nasıl yaşardın.?
Gününü gün mü ederdin mesela.
Gününü gün edebileceğini sanıyorum yine de bizi sınırlayan koşullar var. Özgürlük için icazet alınması gerekmiyor.
Kişi buna emin değilse ve olamıyorsa?
O zaman gelişmeye ve desteklenmeye ihtiyacı var.

Tanrı konusu uzun bir konu ve görüldüğü gibi ve doğaçlama bir ontoloji trafiği yazamadım.
Herkes ontoloji de tanrının anlamını arıyor. Benim varlığım önde-benim...
Benim varlığım burda şimdi benim ben.
Benim varlığımı araştırmalıyım ya da önce araştırmalıyım mı diyorsun?
Yakın...buna..
.
Tanrı ontolojiye birincil dayanak olarak dayatıldığında ya da atandığında sorun çıkıyor çünkü dayanak benim. Kendini sorgulayan benim. Tanrıyı da eğer varsa soruşturacak, araştıracak hatta bulacak ve bulmayacak olan benim. İlk benim
.
Hayır bildiğim benim, tanrı değil. tanrı şurada dursun ontoloji ben'im ile başlar ve başladı.
Benim varlığımla ve benim varlığımı biliyorum, tanrıyı henüz bilmiyorum. Bulmadım da öğrenmedim de..
.
Bilmek ne demektir tanımlanan tanım (onun için, tanrı için) inançtır.
Tanrı bilimlerin konusu mu şimdi.? ya da bilmenin?
.
Peki tanrı nasıl bilinecek, bilinebilir, bulunabilir?

Tanrı bilinebilir mi dersen: ben ben olarak beni biliyorum (derim) o halde ve yani tanrı olursam (tanrı olarak tanrı olursam) onu bilirim derim.
Yani tanrı olursam, tanrı olarak tanrıyı bilirim. Tanrı olduğunu ve olduğumu bilirim.
.
Tanrıyı kul olarak bilme paradoksu?

Peki beni yarattığını nasıl ispatlayacak. Ben nasıl ikna olacağım. Tüm herşeyi yokederek yaratarak bunu bana göstererek mi? Benim yokluğumdan mı? Varlığımdan mı yapacak?
.
Mantık paradoksu der ki; tüm herşeyi yoktan yaratmış şey yoktan yaratımını bana göstermelidir. Tüm herşeyin yokluğundan tanık olmalıyım. Tanık olmadığıma tanıklık edemem. Şahit olmadığıma şehadet ve şahitlik edemem/yapamam. Bilmediğimi de bilemem.
Bana bilmediğimi mi söyletmek istiyorsun ya da yalancı tanıklık yaptırmak mı istiyorsun? Bana dayatıyorsun! Dayatıyor musun?
.
Bir tanrı tanrılığını nasıl tanıtlar ispatlar?
Tanıt istiyorum o halde... Düşünce düzeyinde.
Bunu ancak tanrıdan isteyebilirim çünkü ben bilemiyorum paradoksal olarak mümkün değil ve tanrı değilim mucizeler beni ikna etmeyecek ve bence yeterli tanı değil.
Tüm herşeyi varlığından yokluğundan yeniden yapmalı bunu gözümün önünde yapmalı.
Başka türlü beni ikna edmez çünkü mantık direği kullanıyorum, mantık direğim yıkılır, yani bu kabul vs. olur...
.
Tanrıyı tanrı olarak bilmek istiyorum çünkü başkası mümkün değil sanırım. Onun tanrılığına şehadet edemem. Şehadetim yarım kalır.mümkünsüz...
.
Tanrı bilinmek istiyor mu?
Beni bilmek istiyor mu?
.
Tanrı bulunmak mı istiyor bilinmek mi?
Tanrı bilinmek istiyorsa şehadetime ve yazdıklarıma tanıklık etsin/etmeli. Onu bulamadığımı ya da ya da bulduğum biçimde olmadığını biliyorum.

Tanrının benim tanıklığıma ihtiyacı var mı?
Benim tarafımdan bilinmeyi istiyor mu istemiyor mu?

"KUTSAL KASE"

Boşlukların Doluluğu Akademisi İçin Tıklayınız...
---
"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."
---
"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."
Foucault
__________________________
Bilgi güçtür, enerjidir - Kasyopya Deneyi
--------------------------------------
"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"

~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 28-09-2019, 21:50
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.090
Standart

PARMENİDES'İN "ON NATURA" SI ÜZERİNE GENİŞLETMELER/UYGULAMALAR VE ÖZDEYİŞLER. (EKLER...)


(Dilin sınırlarını zorlamak adına!)

İnternette "Teoloji ve Yanlışlama" adında bir yazı ve makale olduğunu söyleyen bir metin görmem üzerine...

---

Parmenides'in "On Natura" sı yerinde duruyor hala.

(Sanırım şöyle bir şeyler olmalı..)

Varlık yaratılamaz ve yok edilemez.
Önce de ona (geçmişle başlayan) nasıl bir doğuş (ve başlangıç) bulacaksın. (Bu varlığı -kendi yokluğuyla/olmamasıyla) kesintiye uğratmak (bölmek) olur.) O halde baştan başa (baştan sona) ya hep var ya hep yok olmalıdır. Vardır o halde diğeri tartışılamaz.
Varlık ezeli ve ebedidir. Bir doğum ya da oluşla gelişmemiş, başlangıçla başlamamıştır.


Bu satırları (ya da yakın beliti ve biçemi) hala akılları almıyor değil mi?
Parmenides'i bir peynir çeşidi ya da onun gibi bir şey sanıyor olmalılar.
Dostlarım bu sözlere güvenin...
Bunları basit, tuhaf, sıradan yargılar sanıyorlar. (Parmenides te şunu diyor yargıları..) Oysa bunlar Ontoloji direkleri/temelleri gibi sağlam mantık çıkarımları/argümanları ve belitleri...

Ne yani 3 cümleyle mi tanrı olmamasına mı karar verdin diyebilirsin? Hayır ama
insanlar bir gün nasıl olupta Tanrının peşinden gittiklerine ya da bunları anlayamadıklarına hayret edecekler...

Teolojinin yanlışlaması için o satırlar ("On Natura" şiiri) yeterli ve çağlar boyu yanlışlama gücü olacak...

Eğer bir ontoloji metni yazsaydım hatta kitabı diyelim bu Parmenides'in "On Natura" sından ileri ve öte gidermiydi.?
Sanmıyorum. Onu yeniden verirdim. Ontoloji üzerine ne zaman yeniden düşünsem ve ne zaman dilsel/anlamsal kalıp üretmeye kalksam nerdeyse artık istemsiz bir biçimde kendimi aynı şeyleri tekrar ederken bulurum. Parmenides'in "On Naturasında (bence) ontoloji üzerine söylenebilecek (birincil) her şey söylenmiştir. Adı Ontoloji olan bir kitaba nerdeyse bu içerik yeterlidir ya da başlangıç için kuramsal tabandır.

Burada hareket ve değişimin olmaması ya da bunun söylenmesi ve 'bir' kavramının içerilmesiyle çelişiyor.
"Bir" kavramı yerine, 'tüm' kavramı, 'bütünlük', 'birleşiklik', ('birleşik bir bütün olma', 'tüm olma') 'tamlık, 'tamamlık' vb. bir kavram ya da sıfırın kendi de alınabilir-kullanılabilir.

Diğeri (ve diğer sorun) hareket ve devim ya da değişim.
(Varlık) Kendi olmayana dönüşemez kendi şey. Varlık varlık olmasından bir şey kaybetmeyecek o anlamda dönüşmeyecek ebediyen varlık (kendi) olacak/kalacak. Varlık ebediyen varlık olarak (olduğu gibi olarak) kalacak. Neyse o kalacak. Anlam bu.
Kendi dışına hareket edemez kendi şey. Hareket kavramının içkin oluşu. Buradaki hata değişim/hareket kavramının içkin aşkın ya da içrek dışrak tanımı.. Hareketin kendiyle sınırlı oluşu yani yönsüz bir boşlukta kaybolan akan bir şey olmama...

Hareket kendi dışına taşamaz.
Varlığın hareketi kendi dışına taşamaz ve kendi dışına değildir.
Varlık kendi sınırından dışa hareket etmez (ki aslında sınır yok -dilsel belirlemeler)

Devim öncesizdir, başlamamıştır. Decim sonradan yapılmamıştır ve sonradan gelişmemiştir/olmamıştır
Devim sonsuzdur aynı zamanda başsız/ilksiz. Oluşma diye bir şey varsa oluşmalar da sonsuzdur ama aynı zamanda başlangıçsızdır.
Sonsuza kadar (içiçe) oluşacak ve aynı zamanda (sürekli de) dağılacak-(bozulacak) deriz. Bu iki yönlü olacak.Eşit miktarda.

Oluşma başlamamıştır ya da oluşma olmaya başlamadı ya da oluşma ilk kez kez olmaya başlamadı ve oluşma ilk ve son kez olmayacak. Olmalar heptir her zamandır, daimidir, sonsuzdur.

Ben metnin (On Natura'nın) ya da ondaki kimi kavramın bozulduğunu ya da yanlış/eksik vb. aktarıldığını ve aktarılırken de anlam düşürüldüğünü/kaybedildiğini ya da yeterince tartışılmadığını ve bunun üzerinde durulmadığını (onun bir ontoloji mirası-ontolojik başyapıt olduğunu) düşünüyorum. Emin değilim ama buna benzer bir şeyler olmalı.

Varlık; varlık olmayana ya da (yani) antiye devinemez, kendi antisine devinemez evrilemez-antisiz.
Varlık; varlığın olmadığı bir boşluğa (alana) sürünemez/devinemez, öyle bir tabana (kendisiz metadiyara) indirgenemez-götürülemez/taşınamaz/çözümlenemez.
(Varlık) Kendi (içinde olmayan, belirtilmeyen/belirtilemeyen) anti alana/alanına (kendi dışına) süründürülemez-taşındırlamaz. İçi dışı heryeridir aynıdır. İç ve dış yapay
Taban varlık.
(Varlık ya da "Olmak") Yokluk gibi sürüncemeler ve diğer (olmama hali /bulunmama haline hareket edemez-edemeyecek)
(Varlık) kendi anti alanına (anti-varlığa) hareket etmez. Varlık kendi bulunmadığı alana hareket etmez.

Varlık; anti-varlığa doğru genişlemiyor/dönüşmüyor-devim içsel/kuşatıcı..

Varlık; kendi bulunmadığı alana (anti diyara /anti varlıka) hareket etmez (içermez ve dışarmaz.) .
Varlık anti-varlığa hareket içeemez ve dışarmaz.
Varlık (anti varlığı ve) anti hareketi içermez ve dışarmaz. Sence hangisi?
Ya da tam tersi içerir ve hareket anti hareketi içerir ve dışarır mı demeliyim bilmiyorum bunu...

Hareket varlık içinde olur ya da görüntüseldir. Şimdilerde dalga ve titreşim gibi çekimin kendi gibi (hatta iki yönlülüğü gibi) anlatımlarda var. Yani kopmaz bir salınım/hareket..bitin..bütünlük.bitünden kopmayan hareket/salınım.kendisel.

Devim içsel bir kuram ya da metabolizma. (Varlık) Kendi içinden dışına çıkamaz örneğin. Hep bunlar tamamlanabilir aksiyomlanabilir.

Varlık kendi olmayana dönüşemez ya da nitelik kaybedemez, artmaz eksilmez, sınıf değiştiremez, bu anlamda değişmez kendi şey. Neyse odur (ve sonsuz aynı kalır kendinden bir şey kaybetmez, mutlak olarak dönüşmez ve başkalaşmaz) (varlıksızlaşmaz) anlamında.

Varlık varlıksızlaşmaz. Varlık kendisizleşmez.

Zamanla bitmez, yokluğa gitmez, artmaz azalmaz eksilmez. Bu satırlar onu anlatmaktadır.
Yani hareket ve değişim olmaması (varlık) neyse odur-olduğu gibidir anlamında. Olduğu gibi olan şey.

On Natura yeterlidir felsefedir, felsefe dayanağıdır. Yeryüzünde yapılan her çürük tartışmadan iyidir, mantık belitleridir ve günyüzü gibi açıktır, parlaktır...

Ontolojiye temas eden herkes, zamansızlığa temas eden herkes, ezeliyeti soyutlayabilen kavrayabilen herkes zamanla görecek ki aynı şeyleri tekrar ediyor olacak. On Natura, bugün kaybolsa bile aynı temas aynılarını yazdıracak..
Ve ne kadar bilim yapılırsa yapılsın On Natura yerinde duracak hala...

Çağım boş tartışmalar veriyor lütfen..
Varlık yaratılamaz yokedilemez, (yoktan getirilemez, vardan götürülemez) başlayamaz bitemez, azalamaz eksilemez, çoğalarak artmaz azalarak bitmez, başlangıçla doğamaz yitişle sönemez, değişimle özelliğinden bir şey kaybedemez (dönüşemez/başkalaşamaz), (varlık varlık olarak kalır) varlık olduğu gibidir . Olan şeydir-neyse odur. Başlayarak artmadı ve çoğalmadı ve (doğmadı-gelişmedi) azalarakta (yokolarak) bitmeyecek (eksilmeyecek) bakın dinleyin dostlarım..
Eğer oluşarak gelişseydi anti oluşmalarla (yıkımlarla) sönerdi. Çekim devim iki yönlü ya da bunun gibi bir şey-görüngüsel..

..Bunlar mantık argümanalarıdır boş safsata belitler değildir. Çağlar boyu.. Bilim adında aranan nedir?

Varlık yoktan vara getirilemez vardan yoka götürülemez..nokta...
Varlık hep yerindedir, vardır.
Varlığın yeri (yer olmayan yerle) (kendi olmayan kendiyle) kendi olmayanla (kendi olmayanıyla) ya da varlık olmayanla ya da varlık olmayan yerle, yer değiştiremez.
Yer, yer olmayn yerle yer değiştiremez
Olmayan yerle, yer yer değiştiremez.
Yer olmayan olmayan alana, antie ve anti yere (yer değiştiremez-hareket edemez)
Varlık; olmayan yerden gelmedi olmayan yere gitmeyecek.
Varlık; bir yerden gelmedi (taşınmadı) (geitirilmedi) hep yerindeydi, kimse onu taşımadı (götürülmeyecek-geri taşınmayacak).
Kimse onu bir yerden bir yere taşımadı (getirmedi/götürmedi/götürmeyecek)
Varlık meydana gelmedi, varlık ortaya çıkmadı. Varlık kıyında değil, kenarda değil. Orta ve meydan onun (varlıkın) her yeridir (yönüdür) zamanıdır, hepsidir ve heryerindedir.
Varlık bir zamanında az ve bir zamanında çok; bir yerinde az ve bir yerinde çok değildir.
Varlığın bir yeri merkezi/ortası ve bir yeri de kıyısı köşesi ve kenarı da değildir.
Varlık sonsuz bir bir sonsuzdur. Uçsuz bir uçsuzdur. Bu kavramlarla sınırlanamaz. Önsüz bir önsüzdür. Öncesiz bir öncesiz, başsız bir başsızdır. İlksiz bir ilksizdir. Eksiksiz bir tamamdır. Kendisiz bir kendidir. Neysiz bir neydir. Hepsiz bir heptir.
Kavramsal sınırlamalarla kavramsal sınırlamalar (ın kendi) hapsedilir (kendi) varlık tutulmaz/dönüşmez..
Hep ve hiç birbirine bağlı ve bağımlı beraber iki kavramdır ve bir aradadır.. Hepsiz hiççiler birarada kardeştir..
Hepçilerle hiççiler bir arada oturur...
Varlık her zamanında ve yerinde vardır hazırdır/aynıdır..
Varlıkın tüm zamanlarında varlık vardır.
Varlıkın tüm zamanlarında varlık (tüm herşeyi ile aynı ve eksiksiz) doludur/bütündür..
Varlık; yarımdan tamama, eksikten bütüne, azdan çoka, değişikten değişiğe gelmemiştir, hiç bir zamanında eksik değildir. Bu anlamda dönüşmemiştir.
Varlık; varlık olmayana dönüşemez.

"KUTSAL KASE"

Boşlukların Doluluğu Akademisi İçin Tıklayınız...
---
"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."
---
"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."
Foucault
__________________________
Bilgi güçtür, enerjidir - Kasyopya Deneyi
--------------------------------------
"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"

~~~~~~~~~~

Konu "ictenlik" tarafından (28-09-2019 Saat 23:13 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 29-09-2019, 22:56
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.090
Standart

OLMA OLUŞMA ÜZERİNE

(Olmayan) Sonlangıçlar (olmayan) başlangıçları öncelemez.

Olmayan olmayış bizi doğurmadı, doğurtmadı. Olmayışsızlıktan gelmiyoruz.
Tıpkı bunun gibi bir zamanlar olmayanların oluşu (ve olmayış) bizim nedenimiz değil.
Kımıldamayan kımıldayış nedenimiz değil ve kımıldamayan kımıldayış hiç kımıldamadı.
İlk kımıldayan kımıldama diye bir şey olmadığı gibi kımıldamanın kımıldamaya başlaması da hiç olmadı.

Başlangıcın da başı ve nedenin de nedeni ya da hareketin harekete başlamasının ve oluşmanın olmaya başlamasının en ucunda olan bir şeyler (aslında hiç olmayan ve hiç bulunamayacak bir neden, köken, kaynak, sebep ve ilk-ön) arayışı bitecek mi?

Antiler ket vurur! Üç boyutlu bir daire küre adı alıyor. Bir dairede sayı sisteminizi işaretleyin ve bakın ve bir küre de baş ve son kavramlarını değerlendirin...

Zamansızlık zamanı öncelemez..

Varlık olmadı ve oluşmadı çünkü (hiç bir zaman) olmama (oluşmamışlık) durumunda (gayrı-varlık) değildi.
Zaman bu anlamda yok.
Varlık her zaman vardır.

Varlık oluşmamış bir durumda olmayı beklemiyordu.
Varlık (hep ve her zaman) oluşuk olarak (zamansız) (ezeli) var/vardı.
Olma oluşmayla ya da oluşmaya başlamayla öncelenemez.

Olma olmamadan ön alan ve öncelenen bir durum değil .

Varlık (hiç bir zaman) bulunmama halinde ya da yokluğun bulunması (kendi olmasının olmaması ve olmamasının olması) durumunda değildi.

Oluşmamış varlık oluşuk varlık olmak üzere hazır beklemiyordu.

Oluşmamış varlıklar olmak oluşmak üzere oluşmayı ve oluşmanın başlangıcını beklemiyordu.

Oluşmamış varlık; oluşuk varlık ya da oluşacak ve oluşmaya başlayacak varlık (sınıfında ve) durumunda hazır ve nazır gelsin bir patlatma beni patlatsın (yapsın), bir tanrı ol seslensin diye beklemiyordu.

Oluşmamış varlık oluşuk varlığa dönüşmedi.

Varlık hep'i, hiç içinde hepleşmeyi beklemiyordu.
Hep hiç'te oluşuma başlamayı beklemiyordu.

Heplik hiçlik içinde devim beklemiyor.
Heplik hiçlik içinde heplik olmayı beklemedi.

Oluşma-ler (içsel devim ve) başlangıçsal bir başlangıca ve ilk olmaya (ilk harekete) muhtaç/bağımlı değil.

Hiçlik heplik yatağı değildir!
Hiç hep'in dayanağı değil nedeni değil kaynağı değil.

Yok varın kaynağı mı? İlk varın kaynağı yok mu? İlk hep'in kaynağı hiç mi?
Hiç'i unut..

Oluşmanın (oluşmaların) ilki (ve öncüsü) yok.
İlk oluşma (ilk hareket) yok.
Nedenin ilk nedeni yok..
Öncenin ilk öncesi ve zamanın ilk zamanı yok.

Varlık oluşmadı çünkü oluşmamış olma içinde devinmiyordu ve (oluşmasızlıkta ve oluşmamasızlıkta da devinmiyordu ve oluşmamasızlık devindirmiyordu) oluşmamasızlıkta oluşmayı beklemiyordu.

Oluşmamalı varlık, oluşmalı varlıka dönüşmedi.

Oluşmalı varlık, oluşmasız olarak beklemiyordu.

Oluşmamış oluşmasız varlık; oluşmalı ve oluşmuş varlık olmak üzere hiç bir çağda zamanda devinmemiştir.

Oluşuk varlık-lar oluşuk olmak üzere oluşmamışlık (oluştan yoksunluk) kökenine/bağına kökenlememez.

Oluşuk olarak oluşuk olan hep oluşuktu.

Oluşuksuz varlık oluşuklu varlıka dönüşmedi.

Anti-oluşuklar zamanlarından gelmiyoruz. Kökenimiz bu değil.

Varlık anti-oluşuk (oluşuksuz) olarak var değildi.

Varlık için) Oluşmamasızlık (oluşmasızlık) oluşmaya dönüşmemiştir.

Oluşmalılık oluşmazsızlık kadar..
Oluşmalar oluşmamalar kadar...
Oluşlar bir şeyi başlatmaz bitirmez..

Olanlar oluşur ya da oluşanlar olanlardan dönüşerek oluşur. Olmayanlardan olanlar oluşmamıştır.

Olma varlığa dışkın/dışat ya da aşkın bir devim değil.

İlk kez olma sayı saymalarla ile ilişkili
İlk çokluğu saymaya başlangıcı belirler/belirtir.
İlk çokluk kümesinin bir üyesidir.
İlk'in dayanağı çokluktur-çoklukun kendi. İlk varsa son var.
Birinci sonuncuyla ilişkilidir.

Çok olmadan ilk, ilk olmadan çok olamaz ve ilk varsa son vardır.
İlk oluşma son oluşma, diğer oluşmalar ve ya da son sonlanma ile ilişiktir ve bunlarla neden sonuç bağı kurar.

Oluşmalar oluşmamalarla ilişkili..

Olma olmayı ya da olanı öncelemez ve başlatmaz

Oluşma oluşmamayla kesintiye uğruyor mu?
Oluşmama oluşmayı bitiriyor mu?
Oluşma oluşamamadan (oluşmamıi olmadan mı başlıyor-ön alıyor?
Oluşmalar oluşmamıştan başlıyor kökenleniyor? Oluşmamış içindeki oluşma devimini nasıl izah ediyorsunuz?
Oluşmamış şey nasılmolmaya başlar?
Oluşmamış oln olanın kökeni mi?
Hiç hep'in kökeni mi?
Hep hiç içinde mi gelişmitir ve hep hiç içinde mi bekliyordu?

Oluşmalar oluşmama ile bitecek mi ve kesintiye uğrayacak mı ya da son bulacak mı ve ne zamandır oluşuyor ve ne zamana kadar oluşacak?
Ne zamandır oluşarak oluyor ve başlıyor Ne zamandır oluşmayarak bitecek?

Sonsuza kadar (dek) oluşarak oluşacak mı? ve sürekli (sonsuz) oluşarak mı oluşacak ve oluşarak mı olmaya sürmeye devam edecek?

Eğer bir kez başlarsa bir kez biter.
Eğer sonsuz kez başlarsa sonsuz kez biter.

Eğer olma bir kereliğine varsa olmama bir ya da çok kereliğine var (ve yok).

Gelecekte dahil mutlak yokolma ve olmama hali var olsa bugün burda vardan (varolduğumuzdan) sözedemezdik.

Oluşma olmaya/oluşmaya başlamadı. Oluşmanın dayanağı olulmamışlık ve oluimasızlık değil!

Anti-varlık varlık'ı anti-oluş oluşu kuşatmamıştır..

Varlık kendi anti oluşu ya da yokluğu ile kuşatılmış değildir.

Oluş anti-oluşta devinmez ve oluşlar oluşların (yokluğundan ya da) antisinden öncelenmez.

Varlık sondan başa dönmüyor ve sondan başlayıp geri dönmüyor.

(Olmayan) Sonlangıçlar (olmayan) başlangıçları öncelemez.

-genişletilecek- ; --düzenlenecek-- ; ---ve devam edecek---

"KUTSAL KASE"

Boşlukların Doluluğu Akademisi İçin Tıklayınız...
---
"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."
---
"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."
Foucault
__________________________
Bilgi güçtür, enerjidir - Kasyopya Deneyi
--------------------------------------
"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"

~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 17-10-2019, 19:34
"ictenlik" - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
"ictenlik" "ictenlik" isimli Üye şuanda  online konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Aug 2017
Mesajlar: 2.090
Standart 'mıh gibi'

"BİLGİ PROBLEMATİĞİ YOK, YANLIŞ BİLGİNİN TAHAKKÜMÜ VAR."


(Arkadaşlar bin yıllık sorulara cevaplar gibi inanıyorum. Oluması zor gözükebilir ama lüften pes etmeyin. İlk fıraçsatta düzeltiriz. Biraz genişletme, düzeltme ve redaksiyon gerektiğinin (boşluklar oluşunun) ise farkındayız ancak bu doğal hali)

(Arkadaşlar bu yazı "mıh gibi" adını hakediyor emin olun. Yeterli demiyorum ancak gün arası, iş arası, alelacele bir facebook grubuna gelişigüzel ve aceleyle oldukça da doğal bir biçim de yazılmış yazının doğal biçimi, gelişigüzel biçimi.)

Bilim felsefe edebiyat facebook grup

SORU


Reenkarnasyon hakkındaki düşünceleriniz nelerdir ?

CEVAPLAR

Buna böyle girsem 300 yorum yapmam lazım

"Buda" (Uzakdoğulu guru) pratiği/matematiği
Pragmatist felsefe..

Bir bilgesiniz ve insanlar gelip soruyor. Ölümden sonra ne oluyor? Ne bu ceza işi? Nasıl eşitleneceğiz? Birimiz fakiriz birimiz zengin, birimizin sol bacağı yok .. Bunalr ne olacak?
Reenkarnasyon orda bunun cevabı oluyor...

--

Reenkarnasyon bugüne kadar ölüme (ölüme karşı) verilmiş en güzel cevap değilse de iyi bir cevaptır.

Tanrısız bir din ya da bilgi doktrini örgürlüyorsanız, bunu düşünün, tüm kitlenin anlayabileceği bir şeyler söylemelisiniz. Karma iyi bir model.
Yapıcı /yapılandırmacı ya da yapısalcı episteme ve felsefe anlamında..

Tanrı olmayan bir hukuk uygulayın varoluşa. Bunun başka çözümleri de var ancak cevap ordan çıkıyor. Tersten düşünün..

İnsanlara "Tanrı yok" diyorsunuz, "ben aydınlandım" diyorsunuz. İnsanlar gelip/dönüp size soruyor: "O halde ne var?
Karma var, döngü var, döngüler var diyorsunuz. Çevrimler var.
Brahmana dönüyoruz.. Ulu cevap!!
Hint felsefesi ve veda okulları bunu yaptı...

--

Sonsuz bir varoluş var ve hepimiz Brahmanız diyorsunuz bu uymuyor. Bunu anlamıyorlar
Hepimiz nasıl Brahmanız, yüceyiz? diye soruluyor..
Brahmanın görünümleriyiz mesela.
Ama kişi çıkıp diyor ki; ben benim.
Başlarım öyle kadere diyen oluyor.
Mesela Tanrı böyle yaptı Tanrı böyle istedi bir cevap ama bir suç atma sanki..
Bilgi örgütleyen bilgeler ki; kabile bile olsa insanlara cevap vermek zorunda.
Ne bileyim, Tanrı diye biri var/vardır da bir cevap. Tüm bunların sorumlusu odur mesela.

Karma, tanrısız (bir adalet vicdani matematiksel ortalama öngörüsü ya da ama) tanrısız adalet sağlayan ya da bunu deneyen bir sistem. Bugün Budizm de tanrı yok.

---

Reenkarnasyonun bendeki tanımı şu.
Herşey birbirinin reenkarnesi. Sonsuz varoluş. Objektif realite/gerçeklik.
Varolan herşey enkarneniz yani...

---

Bizdeki en geniş tanımı açılımı

Enkarne olmuş her şey enkarneniz
Enkarne olacak herşey yeniden ya da re-enkarneniz
Enkarne olmayacaklar anti enkarneniz
Geçmişte olanlar geçmiş enkarneniz ama geçmiş yok

Varolan her şey birbirinin senin ya da benim enkarnem/enkarnesi
Taşta sensin kuşta sen..
Tüm zamanlar da böyle olacak

Gerisi subjektif

Sen olmuş ya da olacak olan herşeysin.
İşte enkarne...

---

Ben diye bi şey yok. Subjektif
Herşey herşeydir, birbiridir, birbirinin birbiridir
Subjektif varlık zaman geçicidir, bozunumludur (dönüşümlüdür/değişimlidir)
Objektif realite budur
Objektif bir ayrım yok.

Subjektif tekil bi varlık yok.
Sana ait senin ben-in diye bi şey yok. Bu amlamda tikellik
Bana ait benim ben-im diye bi şey yok.
Ben ben'in (ben'imin yani kendimin) sahibi değilim. Bunu incele.
Ya da tek başına sahibi değilim.
Bunu düşün.

Yani sen sendeki ben'in ben bendeki ben'in sahibi değilim. o ortak (herkesin/herşeyin) .Bizler parçalı görünümleriz.

Bana ait (tek bana ait) (tek) benim olan (tek benim) ben-im diye bi şey yok.
Sana aitte yok. Sende de yok.
O herşeyin, ben herşeye ait ve varlığa dair

Bu nasıl olabiliyor dediler.
Onlarda anlatamadı.
Yok tamam ruh olsun, o ben de olsun ve o tek benim olsun, bana ait olsun dediler..
Yani insanlar benim ruhum bana ait olsun istiyor...
Ortak mülkiyetin tersi olarak ruhla/canla bedenle hepsiyle kurulan mülkiyet ilişkisi... Bu karma denkleminin çözümü.

İşte eski gurular bu yukarıdakileri dediğinde ve insanlar bunu anlamadığında ya da bunu kimse anlamadığında tamam tamam sensin reenkarnasyon var, karma var evet ve sen tekrar doğacaksın, nasıl işine gelirse dediler. Belki bir anlamda bar ama geçici/izafi ve görece anlıyor musun? Sonsuz sonuç değil. Nihai biçim değil olama.
(Eski gurular/bilgeler) Tanrı var diyene de dönüp : Evet evet sensin tanrı-n (Atman) seni sen olarak -tekrar- doğuracak sen ona inan ben buna dediler
Tam böyle oldu.

Karma mekaniğinin tam çözümü budur.
Matematiksel difransiyel denklem gibi..

Varoluş ortaktır /Varolma ortaktır
Kimsenin mülkiyeti yok

Ortaklık mülkiyetin kendi.. bozulamaz. subjektif..

----

Varoluşta bir sen ben, bir öteki, bir ikinci yok. Bu anlamda bir ayrım yok.
Bu görece

İkincil bir töz, iki çeşit yok, iki çeşit varlık yok. Sen tözü ve ben tözü yok
Sen tözünden olan senler ve ben tözünden olan benler yok.

Sen ben tözü yok.. Varlıklar...

Aynı candan/vardan varolmuşuz aynı varlık/can her bedende. Aşık Veysel
Budur karma. Karma budur.
Nasıl bir karma bulacaklar
Varlıkları mı var sanıyorlar. Onu ona ait (kendilerine ait yapan neymiş bir sorun? Varlığıyla nasıl bir mülkiyet ilişkisi kuruyormuş? Atomlarını sahiplenerek mi?.)
(Nöral bağlarsa? Evet o nöronlar sana ait.. Nöronlarının mülkiyeti senin. Ölene -geçene- kadar kullan onu. Bana bunu açıklasana, nöron mülkiyetini? Biraz karmaşık düşün olur mu? )

Kendilerini kendileri mi sanıyorlar?
Sorun bakalım kendileri kimmiş?
Onu benden ayıran neymiş.
Biz buna subjektivite diyorum.
Subjektivite objektiviteye dayatılamaz diyorum.
Hadi değiştir gerçeği bu değişmeyecek.
Hadi tanrı yarat. Bana tanrısız mülkiyet dolaylayabilecek misin bakalım?

Ne?
Tanrı tözü mü var sanıyorsun?
Anlatsana bana onu?

Varoluşta ikilik -ikinci yok, (iki çeşit yok, iki çeşit varlık sınıfı yok , sınıfsız varlık) diğeri yok, ikincil bir töz yok, fark yok.
Mutlaklık sınıfsızdır.

Alt varlık, üst Varlık yok. Üstün varlık, aşağı varlık yok. Güçlü yok zayıf yok. Bunlar mutlak değiller. Subjektif

(Bu subjektif dediğim özel görelilik denilen
Subjektif tersi objektiftir)

Karmaya gerek yok çünkü zaten her şey herşey. ayrı yok
Zaten herşeysin ve bu anlamda doğmadın ki başlamadın ki?
(Bu anlamda mülkiyeti dolaylayın varoluşa verin bakın görün.)
Nasıl başlayıp doğacaksın.
Bitmedin ki
Ölemez ve doğamazsın..

Sen ben yok ki karma olsun, karma nasıl olsun?

Dip/alt ve aşağı yok ki tekamül nasıl olsun
Alt yok ki, üst yok ki
Bunlar Tanrının olmaması gibi yok
Zihinsel engel
İkiboyutluluk sınırlı düşünce bunlar

Karma karma karma
Karmayı modelleyin
Objektif modelleyin
En son ne olacak kim olacaksın?
Mesela
Toprak başladın tanrı mı olacaksın?
Tüm topraklar tanrı olup toprak mı kalmıyor (o döngüyü kur çemberi bak-izafi. Sende göreceksin.)
Ee sonra
Başa mı döneceksin
Yeniden toprak ve tanrı olup duracak mısın
Ne kadar tanrı kalacaksın
Bu sonsuz mu
Tüm topraklar tanrı oldu mu?
Bunu matematiksel modelle
Sen de göreceksin ki çöker..

Evrimsel karma varsa o da sonsuz var. dönüşlerle var.
Biribirine katılımlarla var. Biribirine dönüşmelerle var ve birbirinden oluşmalarla var. Oluşan herşey varoluştan varolandan oldu oluştu.
Özneyi, ben değil, tanrı değil varolan yap bak dene..

Karmayla tanrı olsan bile sonsuz değil başa dönersin.. Toprağa...
Big Karma...
Sürekli her şey var-birbiri..
Sen zaten herşeysin.
Karma budur..
Herşeyin enkarne olmuş halisin...

Kabaca
Ben = Madde
O = Madde
Varolulşta varolan her şey = Madde
Varoluşta varolan herşey = varoluşta varolan her şey

(Burada madde yerine enerji, atom hatta tanrı ne koyarsan koy ne farkeder)

Ben eşit değil sen mi diyorsun?
Ben farklı sen mi diyorsun? İspatla
Benden farklı bir şeyden mi yapıldın oluştun?
Sanırım sen "Tanrı"nın benden farklı bir şeyden yapıldığını iddia ediyorsun, öyle mi?
Ya da senin tanrının seni benden farklı yaptığını ve üstün kıldığını..ya da tanrın seni benden başka bi şeyden yaptı öyle mi?
Benden üstün değilsin.
Benden üstün müsün? İspatla
Neden bunu iddia ediyorsun?

Burda "ben"/"sen" olarak doğdum ve enkarne olmuşum görmüyor musun?

Tanrı öne sürmüyorsan dediğime geleceksin burada buluşacağız
Bekliyorum ben

.
Bunu anlatamadığınız da karma başlıyor. Kurumsal felsefenize tanrı yapılandırmak istemediğiniz de.

Zaman yok karma yok
Zaman yok karma olsun
Zamanda yön yok
Zaman da ileri yok
Zamanın geçmişi yok
Hep bunlar subjektif/görece -izafi

---

Buradaki kavram eşya sahiplenmek gibi "ben" sahiplenmek. Bana ait ben. Ben, benim benim. Bu bana ait ben. Bunu iyi düşünün.

Aidiyet hatası, mülkiyet hatası.
Ev araba sahibi olmak gibi ben sahibi olmak. Ben ölecek , o ölecek doğru mu ölecek mi? Sen yokoldu. Yokolup gitti zavallıcak.

Doğdu ölecek. Varoluştan geldi varoluşa gidecek.
Varoluştan ne eksildi ne arttı. Ne çıktı ne girdi. Sen oldun mu doğdun mu? Nasıl?
Ne doğduğumda varoluşa bir şey katıldı (ve varoluş) arttı ne de öldüğümde eksilecek bir şeyler.
Hiç bir değişmeyecek. Ne ben çıktım, ne ben girdim.
İyi de sen nesin?
Nasıl doğdun öldün.?

Sadece değiştin geçiştin ya da varoluş değişti sana dönüştü. Varolan bir şeyler sana dönüştü, iyi bak.
Olmayan şeyler değil.

Geçici zaman mülkiyeti gibi iyi düşünün.

Benim benim diyorsunuz.
O nasıl senin ya da sizin beniniz oluyor.
Oradaki mülkiyeti bana açıklasana. Kendine (hak) sahipliğini. Bu materyal benim diyorsun. O beden benim malım.bu.

Bu taş benim der gibi bu benim diyorsunuz.
Bu geçici-zaman bitti o varoluşa geri dönüştü kaynaştı.

Beden mülk/iye-t evet geçici ama.
Varoluşa ait, varolana, bana değil. Varoluşa dair bana geçici ait. Ben zaten geçiciyim. Bak subjektif bu demek.
O varoluşun parçası. Ben varoluşun parçasıyım. Bütününden oldum/olulrım varım parçayım. Sen de. İkimiz de varoluşa aidiz. Aynı.

Bu buhran aşılırsa (bu tekil görece mülkiyet) bir görece yok...

Varoluşa aidiyet vermek . ortak aidiyet bağı kurmak bu...

Varoluş/varolan ortak mülkiyet herkese herşeye). Varoluş her şeyin ben de varoluşum/varolanım ve diğerlerinim ve diğer her şeyin aidiyim.
Onda mutlak bir tanrı, sahip iye yok (üst iye yok, üstün özne yok) bu subjektif diyorum anlıyor musun? Geçici iyeler ve subjektif özneler/bölümlemeler onu sahipleniyor.
Neyi? maddeyi-özdeği geçici
Özne maddeyi/nesneyi yani subjektif özeli (özelliği ve özel olmanın kendini hatta kendini özel seçkin sanmanın kendini) sahipleniyor.
Bu alışkanlık bırakılırsa her şey aşılır bilinir.
(Bedenle kurulan geçici mülkiyet ilişkisi) -(subjektif)

Bu çok basit.
Buradaki özel mülkiyet yıkılırsa karmaya felan gerek kalmıyor...

---

Kişinin kendine aidiyetliğini, ben mülkiyetini, ben mlükiyetinin özelliğini/özel oluşunu ve özel mülkiyeti yıkmasını anlatıyoruz.

Tüzel mülkiyet düşün kurumsal
Mülkiyet benim mi? ben sahip miyim

Tamam sahip tanrı da değil, ben de değilim .
Sahip iye yok. (Mülk mülkiyet varoluşun/varolanın)
Varoluş kendinin malı ve kendi (olan neyse o) dolayısıyla tüm olanın -ortak- malı..

Sahip iye yok bunu anla. Üst özne yok sahiplik dağıtacak. Bölüşülmüş özne bölüşülmüş ben bölüşülmüş nesne-Spinoza..

Tikel bir özne varlığı yok, bu mutlak değil..
Yani öznen sana ait değil (tikel değil) (sonsuz tikel değil olamaz) varoluştan bölüşülmüş yansıyor.

Bak benim bedenim dahil, ben dahil benim kendim dahil herşeyin ortak malı.. )

Burda karmaya gerek yok zamana da döngüye de (sonsuz döngü) günaha cezaya tanrıya da.

Bunu anlayamayanlar.. Karma..

---

Ben kendimin değilim varoluşunum. Tüm diğer herşeyinim.
Tüm herşey benim sahibim. Olan (yani var olan) her şey benim sahibim ve ortak sahibim. Objektif.
Bütünüyle objektif bir yargı.

Ben kendimin malı değilim.
Bunu düşün.
Tüm varoluş, ortak öznellik, bana sahip ama dair, buraya sahip.
Ortak öznelliğin parıldaması ve yansısıyım.

Ne tanrı ne de ben buraya sahip değil. Bura ortak mülkiyet bilinci
Bu objektivitedir, subjektiviteyle geçişler yaşar ve tabi ki subjektivite geçerliysr algıyı zorlar..

Algıyı zorlar çünkü orada içinde sürekli oturan ve hiç değişmeyen sürekli sen olan bir sen bulmak? onun kim olduğu (kim ve ne olduğu) sorunu değişir.
Değişen her şey gibi bu ben/sen de değişir.

---

(Burada tekamül gibi kavramlardan ve gnostik kimi kitap ve kaynaklarda halka açılamayan gruba özgü bilgilerden ve buna benzer kavramlardan bahseden bir arkadaşa ithafen)

Ezeliyet ya da sonsuzluk kavramı içine bir tekamül kavramı yerleştirir misin?
Bir yeniden düşün
Doğma, başlama dahil
Olma olmadır, olan olan... Başlayan her şey biter. Doğan her şey ölümüne muhtaç.
Ruh doğdu mu? İlk kez mi doğdu son kez mi ölecek/doğacak.
Varlık çoğalmıyor
Döngü burda hareketi tanımlıyor

''

Varlık; varlıklar doğurmuyor ve çoğaltmıyor .Varlık çoğalmıyor.
Varlık/varlıklar doğurarak artmıyor, çoğalmıyor bunu düşün
Doğumlarla ne varlık artıyor, ölümlerle ne varlık eksiliyor/azalıyor.
Bu sonsuza kadar böyle
O halde tekamül nerde?
.
Döngü var iki yönlü hareket
Çekim toplama (çekim tersi yayılma birleşme gibi ritmik, titreşimsel-dalgasal)

''

Ruh diye bir şey ilk kez doğup varlığa katılamaz.
Ruh/tin/can/öz bunlar bilinci temsil eder.
Bilinç varlığa sonradan eklenmemiştir, parçalanıp bölünmez-değişmez..
Bilinç bilinci bölümleyip artırmaz..

Çok sıkışınca eskiler buna ilüzyon dediler. Realite doğası gereği ilüzyon dediler.

""
Bilinç; olan herşeyin bilinci, ortak

"'

Mülkiyetle ilgili yazdığımı düşünün inceleyin lütfen, cevap orada.
Paylaşılamayan kaynaklara felan gerek yok, bilgi özgür...

""

Reenkarnasyon geçici, görece ve kozmolojik bir gerçek/gerçeklik olarak var olsa bile ; nihai hedef ya da mutlak (gerçek ve sonuç) değildir.
Neden?
Tüm varlıklar aşağı da başlayıp tüm varlıklar yukarı evrilmiyor. Bunu matematiksel olarak modellemeyezsiniz, mantıklı değil.
Aşağı da (evrimsel alt) ve yukarı da (üst bar-varlık) dedikleriniz aynı an da mevcut. Yani tüm hayvanlar bir gün insan ve tanrı olup hayvanın mevcudatı son bulmuyor.
Bu çok basit.
Buradaki algı sorununu oluşturan şey inanın insanın mülkiyet hatası, ben biçimi ve beni sahiplenme biçimi. Bu bir kez çözümlenirse ve orada öznellik subjektivite (nesnellik ve objektiviteyle) bir kez aşılırsa inanın o soru cevaplanır çözülür. Ne bir bildirici ne bir bilgiye gerek kalmaz, öznel ayrımlar yadsınmıştır. Cevpa budur çok basit derinine inmeyin lütfen.
Özel seçkin olamyı dayanmadığımız sürece bilgi problemi yok. Hep ben özelim bunları oluşturuyor-bu yanılgıyı.
İnsanın fark düşüncesi, bunun yanı sıra özel seçiciliği ve insana aşılanan seçkincilik buradaki tuzağı ortaya koyuyor.
Görecelik bu. Görece bakış bırakılırsa bunlar aşılır.
Her şey varlık cinsinden, varlık sınıfından varlık.. Aynısal (kendiden/şeyden/kökenden aynısal) varlık .
Töz ikiliği/ayrımı sentezi yok.
Bu seni ve beni başka yapmaz. Özelliği yadsıtır. Yadsıtmalı.

Özel görelilik (subjektif)
Genel göresizlik (objektif)

""

İnsan "ben" üzerinde, varlığı üzerinde sonsuz bir mülkiyet (hak) iddia ediyor. Tüm varoluşa dair içkin oluşlarız, varlıklarız.
Ait ve dair olma kavramını bir kez inceleyin.
Sahip, ait ve dair olma kavramlarını inceleyin göreceksiniz.
Mülikiyetin doğasını, sahiplenmenin doğasını bir kez kavrayın.
Babanız bile ben bu çocuğun sahibiyim, bu çocuk benim der. Çocuk sahibi olmak deriz. Oysa varlık, insan, kişi, çocuk özgür doğanın, edimin oluşun tutsaklığında ve ediminde ve kendinin mülkiyeti de ortak doğa mülkiyetinde.

"Ben, benim varlığımın (bunun, yani buradaki kişinin ve buradaki benin) sahibiyim" derken yapılana iyi bakın.
Bu tüm soruları çözüyor. Filozofik buhran buharlaşır orda.

---

Siz sanıyorsunuz ki karmaşık kitaplar var onlar çok biliyor. Hayır değil.

Ben size söyleyeyim mi? Hintte bir köylü oturduğu yerden aydınlanabilir ve tüm o kitaplardan fazlasını bilebilir-kavrayabilir. Bugün dünya da yapılan bilim adındaki çalışmadan da.

Sanıyorsunuz ki trilyon dolarlık uğraşlar var. Hepsi bilgi kontrol araçları, bilginin manipüle edilmesi işlevi görür. Karmaşıklaştırılması ve kontrol altında tutulması.

Bu subjektivite baskısından bir kez olsun sıyrılmak. Buna eskiler kendini bilmek dedi, egoyu öldürmek dedi, benden geçmek dedi, egodan kurtulmak dedi, ölmeden ölmek dedi. Mülkiyet diyende oldu nesnellik diyende, önerende. Farketmez hepsi aynı göreli görelidir. Göresiz göresiz..

Hiç bir ikilem kalmaz. Bilgi ikilemi kalmaz bilinecek bir şey de. Bir kaplanı düşünün nasıl avlanavağını bilmek yeterlidir, bir yaşam kılavuzuna ihtiyacına yok.
Kaplan, doğaya genel bir aidiyet duyumsar, sahibiyet değil! Bu özgürlüktür.
Evet sahibiyet yerine aidiyet duyumsamak (diğerinin tersi, tersinden bakmak/bakabilmek) özgürlüktür.

Kavrayış evrenseldir. Bilgi açık. Kurulan bilgi engelleri var. Bilgi engelleri dağıtıldığın da? anlıyor musun? Özel bir bilgi gereksinimi kalmaz. Bilgi karmaşık kitaplarda yazan bir şey değildir. Evrensellik basittir. Görecelik denen bilginin önünü, bilişin önünü tıkıyor , yanlış bilgi ve algı bilişe (doğal akışa) geçit vermiyor ve kavrayışı (doğallığı) çarpıtıyor.( engelliyor). Subjektif engeller. subjektif.
Subjektivite ve bu aşılabilir ve bu oldukça aydınlanmadır. Trilyon dolarlık bilim fonlarından yeryüzündeki tüm kitaplardan fazla bildirir. Ne gerek var?
Objektif olunmadığı sürece ne bileceksin?

"""

Bakın şunu çok net ifade edeyim. Özel olduğunuzu sanmayı bırakın. Kimse özel değil, hiç bir şey. Varlıktaki hiç bir varlık üstün ya da özel (kuşanmış) değil. Hiç bir bilgi problematiği yok algı da. Bilinecek başka hiç bir şey yok. Yaşamak kalır geri
Bu size her şeyden fazla öğretir. Dokuzbin ton kitap getirsinler önemli değil. İçleri neyle dolu olursa olsun.
Bulan bunu buldu, çözen bunu çözdü. Aydıyan, aydınlanan bunu aydıdı ve anlattı.
Denklem orda.
Hiç bir çatışma kalmaz.
Özgür olur aidiyet bilgi.
Özel değilsin kabullen
Hiç kimse ve hiç bir şeyde değil, üstün yok
.
Seçkin ya da seçilmiş olma tuzağından, özel olma (ayrıcalık) tuzağından/kapanından, kurtulun.. kendinizi özel zannetmekten vazgeçin arının ... bu bilgidir gerisi hava civa

...

Varoluşta üstün-aşkın töz, nüve yok.
İkinci çeşit varlık yok.
İkinci çeşit (sınıfı düşük) töz-nüve yok.
İkinci sınıf varlık yok.
Varlıkta değer karmaşası yok.
Üstünlük karmaşası yok.
Birbirinden üstün tözler yok. Buna dair bir ayrım yok fark yok
Bunlar Tanrı gibi yok..
Aşkın töz ve aşkın töze ait varlık yok
Sınıfsal ileri gitmek sınıfsal ileri gitmek değil
Artmıyor
Eksilmiyor
Töz sınıfı tok
Töz farkı yok
Töz görece
Sefil bilim

Aşkınsal olmayanlar aşkınsal olana evrilmiyor
Özel seçilip hiç evrilmiyor
Seçilim yok
Seçen özne hiç yok
Üst özne yok
Üst kurul yok
Gözüne girilecek aşkınsal seçiciler yok
Matematik var serbest doğa var
Ya herkes aşkınsal herşey. ya da hiç kimse ve hiç bir şey..

Transendent (aşkınsal) içkinselle komşu karşı karşıya oturur ikisi bir

Aşkınsal içkinselsiz (içkinsel olmadan) hiç

""

Bilgi problematiği yok yanlış bilginin tahakkümü var !

""

Tanrı kullar seçen bi özne ya da efendidir. Ortalığı bu düşünce karıştırıyor.

Monoteizm zehri aşılaması
Tanrıyı çıkarın geriye hiç bir soru-n (soru da sorun da) kalmaz

Cevap arayışının nedeni ya da bilgi sorunsalı

""
Varoluş özgür bilmemiz gereken bu

(Varoluş, varolma)
Tanrı sahipliğinde, mülkiyetinde değil

Varoluş ve varolmanın bir baş sahibi (üst iyesi) yok
Baş mülkiyetçi, mülkiyet denetmeni yok
Varoluşun/varolmanın tanrı diye bir sahibi (asıl mutlak sahibi ya da üst sahibi o frnomen yok öyle bi özne yok bunu unutun) yok
Bütün bilgi problemi bu

O monoteizm. O bi kez aşılır. Özgürlük gelir. Belirir.

Sahiplerbaşı ya da baş-sahip yok

Hayvan psişesi.bu , bağımlı doğa psişsesi. Alt psişe.
İnsana aşılanmıştır.
Buradaki sorun köpeğin sahip bağımı figürü gibi
Bilgi problemi değil bu
Bağımlılığın sembiyolojisi

""

Bir baş-sahip baştanrı felan tok olmayacak
Tüm bilgi problemi bu.
Bu bizi özgür yapar.

Tüm varoluş özgür sahipsiz. Birbirine bağlı bağ. Öteki yok. Ötekisizlik.
İkinci yok. İkincisizlik.

""

Tanrı kullar himaye eden varlıktır
Bu iradenin ipotekli olması demek
Böyle bir şey yok
Bu sorun buharlaştığında bilgi problemi de yok
Özgelik yok
Özel sen ben olma yok.

Seçici özne dayatması, o ayrımı getirip zihinlere yerleştirdi-hatırlayın.
Aeçkinlil zehirdir-bişgi zehri.

Birini diğerine be diğerimize seçen bir özne yok-sonsuza kadar yok
Öyle bir irade sahibi yok

Bize çocukken deniyor ki tanrı sizi seçip iki yana ayıracak
Tanrı iyileri seçer
Kendine hizmet edeni seçer
Bu anlayışın yerleşmesi
Güç ayrımı
Buna monoteizm diyoruz
Sorunu dayatan bu
Aşkın (ayrık-sak) güç öznesi/merkezi, üst varlık, ata, taban felan yok varoluşta
Bunu kavrayınca bilgi sorunları kaybolur buharlaşır çünkü.sen ben o gibi setler,farklar ayrımlar kalmaz.

SON

"KUTSAL KASE"

Boşlukların Doluluğu Akademisi İçin Tıklayınız...
---
"insan olmak'ın ağırlığı eşit mi olmak'ın ağırlığına ..."
---
"Dışarıda bırakılmak içeri kapatılmakla aynı şeydir."
Foucault
__________________________
Bilgi güçtür, enerjidir - Kasyopya Deneyi
--------------------------------------
"İLETİŞİMLER; İNDİRİLEBİLİR VE MOBİL OKUNABİLİR METİN LİNKİ"

~~~~~~~~~~
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 19:17 .