Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #11  
Alt 27-01-2007, 22:50
agnostic_z agnostic_z isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 17 Aug 2006
Bulunduğu yer: istanbul
Mesajlar: 230
Standart Re: Ilımlı islam modelini Amerika nerden buldu?

Evet güya astronotların uzayda duyabildikleri tek şey ezanmış.Ama neden olmasın ki allahu teala herşeye kadir,isterse sesi havasız nesiz ortamda da stereo surrounded olarak duyurur.

Düşünüyorum;o halde varım...
Alıntı ile Cevapla
  #12  
Alt 27-04-2007, 22:43
walla - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
walla walla isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 Aug 2006
Bulunduğu yer: Ben anadolunun her karış topragindan, suyundan, güneşinden ve havasından doğdum, ben anadoluyum...
Mesajlar: 1.692
Standart Re: Ilımlı islam modelini Amerika nerden buldu?

Korkmayalım, ben yaşadığım sürece Türkiyede ne Ilımlı İslam modeli ne şeriat uygulanamaz.

Bedenimin her zerresi Anadoludur. Ben anadolunun her karış topragindan, suyundan, güneşinden ve havasından doğdum, ben anadoluyum...
Alıntı ile Cevapla
  #13  
Alt 12-04-2009, 12:22
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Cumhuriyet 18.08.2008Ilımlı İslam Gerçek mi, Komplo mu? -I-


Bir köşe yazısındaki böylesi bir fikrin fazlaca önemi olmasa da bu düşünceyi paylaşıp körükleyenlerin giderek fazlalaşması nedeniyle bu konu üzerinde durmak gereksinmesi vardı.

Dr. Alev COŞKUN

Cumhuriyet’in 4 Ağustos Pazartesi günkü başyazısı İslamcı Derin Devlete Doğru... başlığını taşıyordu. Başyazıda geçmişte Doğu - Batı bloklarına dayanan dünya dengelerinde, Türkiye’nin Sovyetler’e karşı ileri karakolniteliğinde görüldüğü, antikomünistsiyasetin devlet yapısında ağırlık kazanmasının doğal sayıldığı, Doğu - Batı ikilemi soru işaretlerinin gündeme çıktığı, bu günlerde bir Amerikan dergisinde yayımlanan haritadan Anadolu’nun parçalanmış görüntüsünün yansıdığı belirtiliyor ve:
Çok yinelenen bir tasarıma göre Batı, Türkiye’ye, ne olduğu belirsiz bir İslam demokrasisini yakıştırmaktadır.
* Avrupa Birliğinde ülkemize dönük özel ortaklıkstatüsü, ABDnin Büyük Ortadoğu Projesine (BOP) denk düşmektedir.
* Tam bu sürecin hızlandığı zamanlama içinde ortaya çıkan ya da çıkarılan Ergenekon soruşturmasının boyutları ve amaçları ise dikkate değer... deniliyordu.
Bu başyazıya Milliyet’te Taha Akyol, “Komplo Teorisi”, “Ilımlıİslam Saplantısı” başlığını taşıyan yazılarla hemen karşı çıktı. (7 ve 8 Ağustos 2008).
Bir köşe yazısındaki böylesi bir fikrin fazlaca önemi olmasa da bu düşünceyi paylaşıp körükleyenlerin giderek fazlalaşması nedeniyle bu konu üzerinde durmak gereksinmesi vardır.
Sayın Akyol’a göre bu iddialar tipik komplo teorisiörnekleridir. Ilımlıİslam komplosukarmaşık reel siyasi ve stratejik süreçlere etiket gibi yapıştırılıyor.
Aynı yazıda Akyol, Hürriyet’te Özdemir İnce’nin ılımlı İslam’ın amacının Türkiye’de Orduyu, solu ve CHPyi iğdiş etmektir biçimdeki yargısına da karşı çıkıyor.
Akyol’un yazısındaki temel noktalar şöyle:
1. Bu iddialar tipik komplo teorisi örnekleridir. Olgulara, bilimsel ya da akademik araştırmalara dayanmıyor.
2. Evet Batı’da ılımlıİslamterimi sıkça kullanılıyor. Ama amaçları şeriatıılımlı uygulayan bir Türkiye devletideğildir! Tam tersine, Pakistan ve Arap ülkeleri gibi toplumlarda siyasallaşmaktan ve taassuptan uzaklaşmış, laik hukuku benimsemiş ılımlı bir din anlayışının gelişmesi için laik ve demokratik eğilimleri desteklemektir!
Komplo ve gerçek
Bu yanıtlara dayanarak öncelikle belirtmeliyiz ki, Akyol’un da kabul ettiği gibi, ABD’de federal hükümete raporlar hazırlamakla ünlü olan Rand kuruluşunun yayımladığı bir Ilımlıİslam Projesi vardır. Batılı yetkililer ılımlıİslamdan her vesile ile söz etmektedirler. Bu söylemi sağır sultan bile duyduğuna göre, karşımızda bir komplo teorisideğil real politics(reel politika) vardır.
Kaldı ki, Cumhuriyet’in başyazısında Akyol’un işaret ettiği gibişeriatıılımlı uygulayan bir Türkiye devletitanımı yapılmıyor; onun yerine, ne olduğu belirsiz bir İslam demokrasisi modeli üzerinde duruluyor.
Bir başka önemli nokta da, Türkiye’nin; Pakistan, Arap ülkeleri gibi toplumlarda siyasallaşmaktan ve taassuptan uzaklaşmış bir model yaratmak için “ılımlıİslam” modeline ağırlık vermesinin çıkar bir yol olmadığını belirtmek gerekir. Çünkü feodal ekonomik yapıların ve dine dayalı tarikat yapılarının egemen olduğu toplumlarda demokrasiyi kurmak olanaksızdır.
Böylesi olanaksız bir proje için Türklerin en az 100 yıldır uğraş ve mücadele verdikleri demokrasi hareketi saptırılmamalıdır. Türkiye Arap ülkelerinde demokrasinin ve demokratik eğilimlerin gelişmesini desteklemek ya da kurmak görevi ile yükümlü değildir.
Türkiye ılımlı İslam modeliyle demokrasiyi saptırarak değil de, laik ilkelere dayalı kendi demokrasisini sağlamlaştırırsa asıl o zaman tüm Ortadoğu’ya gerçek model olur.
Bu girişten sonra tekrar sayın Akyol’un yazısına dönelim ve ılımlı İslam konusu ne zaman gündeme geldi ona bakalım. Verileri, belgeleri, gelişmeleri kısaca özetleyelim:
Ilımlı İslam kuramının temelinde Rand kuruluşu tarafından Ilımlıİslam Demokrasisi Projesi adlı çalışma vardır. Sayın Akyol da bu raporu kabul etmekte, hatta rapordan alıntı yapmaktadır.
Bu raporun yazılmasında katkıda bulunanlar M. Abramowitz, G. Fuller, R. Holbrooke, P. Wolfowitz gibi kimisi Amerikan dış politikasının ve kimisi CIA’nın Ortadoğu uzmanlarıdır.
Atatürk’ü ret
Bu rapor sözde ılımlıİslam demokrasisinin temel referansıdır. Bu konuda temel fikirler ortaya koyanlardan birisi de ünlü sosyal bilimci Prof. Samuel Huntingtondur.
Huntington 1996 yılının Eylül ayında İstanbul’a geldi ve bir dizi konferans verdi, önerilerde bulundu.
Huntington şunları söylüyordu:
1. Liberal demokrasi, Batı’nın ve Hıristiyan kültürünün bir ürünüdür. Uzakdoğu’da (Güney Kore ve Tayvan) demokratikleşmeye Hıristiyanlar öncülük etti. Demokrasi, Batı kültürünün etkisinde olan ülkelerde daha kolay gelişiyor.
2. Türkiye, Avrupa ile Asya; İslam ve laiklik arasında bölünmüş bir ülkedir.
3. Çoğu uygarlık grubunun bir veya birkaç lider ülkesi var, İslam dünyasının sorunlarından biri de bir lider ülkeden yoksun oluşudur.
Eğer Türkiye, Batılı bir ülke olma ısrarından vazgeçer; modernleşme ve demokrasinin bir İslam ülkesinde de mümkün olduğunu göstermeye daha çok ağırlık verirse, İslama büyük bir model olur.
Bunun için Türkiye’nin Kemalizmi terk etmesi, İslam dünyasına geri dönmesi gerekir. Rusya’nın Lenin’i reddetmesinden daha şiddetli olarak Türkiye de Atatürkü reddetmelidir.
4. Demokrasinin mutlaka laik bir temele dayanması gerekmez. İslam ile demokrasi bağdaşabilmelidir.
Bir sosyal bilimci olan Huntington’un önerileri ne derece çarpıcı değil mi? Atatürk’ü reddetme önerisini daha sonra AB sözcülerinin her vesile ile tekrarladığını unutmayalım. Huntington, demokrasinin mutlaka laik bir temele dayanması gerekmez yargısını ileriye sürerek aslında Batı dünyasının demokrasi kuramını temelinden sarsıyor, kendi bilimsel geçmişini ABD’nin çıkarlarına alet ediyordu. Çünkü, laiklik ilkesi olmadan, dinle devletin alanları birbirinden ayrılmadan demokrasinin gerçekleşmesi olanaksızdır.
ABD’nin söylemleri
Huntington’un İstanbul’daki konferansı çok ses getirdi, tartışıldı ve AKP’nin siyasal iktidarının bir ölçüde düşünsel temellerini oluşturdu.
İşte o dönemde, ABD Başkanı Bush’un Başdanışmanı olan Condoleezza Ricein Washington Post’ta 7 Ağustos 2003’te (Transforming Middle East) “Ortadoğunun Dönüşümü” adlı makalesinde Büyük Ortadoğu Projesi’nden (BOP) söz ediliyor ve bu bölgede yer alan 22 ülkede rejimlerin ve sınırların değişebileceği açıklanıyordu.
Aynı zaman diliminde, bu kez ABD’nin Silahlı Kuvvetler dergisinde Albay (E) Ralph Petersin yazdığı Daha İyi Bir Ortadoğu Nasıl Görülür?adını taşıyan makalede, Ortadoğu’nun sınırlarının doğal olmadığı, daha adil bir yapılandırmayla sınırların değiştirilmesi gerektiği savunuluyordu. Makaleye eklenen haritada ise, ABD’nin siyasal ve ekonomik hedeflerini taşıdığı hemen görülüyordu.
Bu makale ve haritanın tesadüfen ya da denetlenmeden, ABD Silahlı Kuvvetler dergisinde yer aldığını ileri sürmek, herhalde saflığın ileri derecede örneğini oluşturur.
Bu gelişmeler sürerken ılımlı İslamın ABD’nin resmi söylemine girdiğini de görüyoruz.
En ilginç örnekler şunlardır:
Türkiye hakkında ılımlıİslam cumhuriyetinitelemesini, ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell yaptı (Mart 2004). Alman ZDF TV’de Irak’ın geleceğini konuşurken Powell, Irakta da diğer İslam cumhuriyetlerindeki, Türkiye ve Pakistandaki gibi bir İslam cumhuriyeti olacak. Ancak bu bir anayasal çerçevede olacak ve şeriat hukuku, Kuran hukuku, yasaların temel kaynaklarından biri olacak.
Kuşkusuz, bu sözler büyük yankılar oluşturdu.

Powell görevden ayrılıp, Rice Dışişleri Bakanı olunca; Ortadoğu ülkelerini ziyaret dönüşü (Ocak - Şubat 2005) Fransa’da Dışişleri Bakanı Barnierle görüşürken İslamla demokrasinin yan yana yaşayabileceğini ve ABDnin BOPun Ortadoğuya demokrasi getirmekamacında olduğunu belirtti, bu konudaki itirazları karşılamak için deİşte yüzde 99u Müslüman olan Türkiye diye örnek gösterdi.
28 Ocak 2004’te ABD Başkanı Bush ve Erdoğan’ın Beyaz Saray’da yaptığı görüşmenin ardından, Türkiye’nin BOP’a destek verdiği ve bu projede anahtar rol oynayacağı açıklandı.

TSK’nin görüşü
2004’ün Mart ayında ise, TSK’de kendi görüşünü Washington’da açıkladı. O sırada Genelkurmay 2. Başkanı olan Org. İlker Başbuğ, Türkiye’nin BOP’ta örnek gösterilmesini şöyle değerlendiriyordu:
Hem laik devlet, hem de ılımlıİslam bir arada olmaz. Türkiye, anayasasının 2. maddesinde yer aldığı gibi laik, demokratik sosyal bir hukuk devletidir... Bazı çevreler Türkiye ılımlıİslam diye kavramlar üretiyorlar. Hem laik bir devlet hem de ılımlıİslam devleti bir arada olmaz... Türkiye böyle kuruldu, böyle devam edecek.
Bu gelişmeler sürdü, 5 Temmuz 2006’da ABD Dışişleri Bakanlığı’nda Rice ve Abdullah Gül, Türk - Amerikan stratejik ortaklığını ileriye götürmek için ortak vizyonadını taşıyan belgeyi birlikte açıkladılar.
22 Temmuz 2007 seçimlerinden sonra, ABD’nin Dışişleri Bakanı eski Müsteşarı R. Holbrookeun, Türkiye “Malezya İslam demokrasisi” modeline benzeyecektir biçimindeki konuşmasını ve bu açıklamanın yarattığı kuşku ve tartışmaları unutmayalım.
Yeni muhafazakârların (neo-con) ve kimi Batılı stratejistlerin ılımlı İslamdan tam olarak anladığı nedir?

Çeşitli tanımların ortak paydası ve genel tanım şudur:
Batılı değerlerle uyumlu, Batı ile çatışma potansiyeli taşımayan, siyasal olarak ABDnin gereksinimlerine göre düzenlenmiş, İslam coğrafyasındaki rejimlerin bu amaca uygun olarak değiştirilmesinin öngörüldüğü bir kavramsal çerçevedir.
Ilımlı İslam konusundaki çalışmalar hiç durmadan sürmektedir.
Rand kuruluşu bu yılın haziran ayında da, Türkiyede Siyasal İslamın Yükselişi başlıklı yeni bir rapor yayımladı.

Bu raporda, AKP’den yana olumlu görüşler ve koşullanmalar görülüyor. Raporun tanıtımı, 23 Haziran 2008’de Washington’da Fethullah Gülenin onursal başkanı olduğu Rumi Forumadlı kuruluşta yapıldı. Raporda laiklik ve dindarlarçelişkisi üzerinde duruluyor. Oysa bilindiği gibi, dindarlaro derece geniş bir katman ki, aslında adeta bir keskinleştirme özendiriliyor, bu terim belki de Laikler ve İslamcılarolmak gerekirdi.




''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #14  
Alt 12-04-2009, 12:42
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Ilımlı İslam Gerçek mi, Komplo mu? -II-

BOP ve ona dayalı ılımlı İslam kuramından amaç nedir? Buna da kısaca değinelim: Dünyanın en stratejik, ancak o derecede karmaşık Ortadoğu bölgesinde ABD çıkarlarını ön planda tutmaktır.
* Bölgedeki petrolü, onun çıkış ve geçiş yollarını kontrol etmektir. ABD bunun için temel olarak şu yollara başvuruyor:
* Bölgedeki Arap ülkelerinde kendi yanında olan kralları kesin olarak desteklemektedir. Bu rejimler gerici, anti-demokratik, faşist imişler, hiç de önemli değildir.
* Batı dünyası, Afganistan’da, aslında özellikle ABD’nin Sovyetler’e karşı önce desteklediği İslamcı mücahitlerin terörist akımlara yönelmesi sonucu yeni bir düşmanla karşı karşıya geldi: potansiyel terörist radikal İslamcılar”.
İşte buna karşı ılımlıİslam kuramıuygulamaya sokulmaya çalışıldı.
Bu teorinin en ilginç izahatını New York Times’ta siyasal yorumcu William Safire yaptı (5 Kasım 2001).
William Safire şöyle diyor: Sovyetler’e karşı soğuk savaşta Çin’i kullandık; şimdi Müslümanlara karşı Türkiye’yi kullanalım.
* Safire, eski ABD başkanlarından Richard Nixon ile arasatta bir röportaj” adını verdiği yazısında ustaca bir yöntem kullandı ve bir ölü başkanın ağzından Amerika’nın stratejik ve taktik hesaplarının ne olması gerektiğini açıkladı.
Türkiye’yi kullanalım
Bu hayali röportajda, eski Başkan Nixon, hayali bir tehdide karşı Başkan Bush ve ekibinin büyük bir strateji geliştirmesini öneriyordu.
- Nedir bu strateji?
- Gerçek düşmanını bileceksin. Bu, sadece Bin Ladin ve onun terörist ağından ibaret değil, tüm İslam âlemini ele geçirmekle tehdit eden bir hareket. Bu sakallılar ve onların daha da tehlikeli resmi sponsorları, Kuveyt ve Suudi petrolünü istiyor. Bu petroller, onlara, sağduyulu Müslümanları ve tüm Hıristiyan ve Yahudi kâfirleri yok etmek hedefine dönük olarak nükleer ve biyolojik silahlar geliştirmek veya satın almak için gereken parayı sağlayacaktır.
- Onları nasıl durduracaksınız?
- Nasıl ki Sovyetler’e karşı Çin kozunu kullanarak Komünist Blok’u böldük, onları da aynı şekilde böleceğiz. Sizin kuşağınızın kozu, güçlü ordusuyla laik Müslüman ülke. Ankara ile Türk sınırını geçip Kuzey Irak’ı ele geçirmek üzere anlaşmak iyi fikir.
Görüldüğü gibi, N. Y. Times yazarı Safire, Sovyetler’i bölmek için Çin’i kullandık, İslamı bölmek için de Türkiye’yi kullanalım diyor. Türkiye’nin oltaya takılması için Kerkük’ün yem olarak kullanılmasını istiyordu. Tanımladığı modelin temelinde Türkleri Araplar ve İranlılarla düşman ederek İslam dünyasını parçalamak stratejisi vardı.
Bu yazıyı daha da uzatmaya gerek yok. Ama biraz da Türkiye hakkında daima modeller üreten ve ilginç stratejiler sunan Graham Fuller’in son kitabından söz edelim. Fuller’ın son kitabı Yükselen Bölgesel Aktör - Yeni Türkiye Cumhuriyetiadını taşıyor, ama çok ilginçtir ki kitabın kapağında yeni türkiye cumhuriyetiküçük haflerle yazılmış. Bu görsel olanaktan bile yararlanılmış. (Timaş -2008).
Halifelik isteği
336 sayfalık kitabın içinde kuşkusuz doğru olan kimi yargılar da vardır; ama Türk İslamının Yeniden Yükselişi, Türkiyenin Gelecek Yörüngesi Gibibölümler ilginçtir, kitabın takdim yazısında şöyle deniliyor:
Tam son yirmi yıldır Türkiyede son derece önemli değişiklikler olmaktadır. Dahası, Türkiye Cumhuriyeti uluslararası politikadaki rolünü tanımlamaya devam ederken ufukta daha fazla değişiklikler belirdiğinden kimsenin kuşkusu yoktur.” (s. 9)
Demek ki yeni değişiklikler bekleyeceğiz. Fuller’ın 336 sayfalık kitabını uzun uzun analiz etmeye gerek yok ama.. Halifelikle ilgili aşağıdaki alıntıya ne dersiniz!
Bugün bile Müslüman dünya, orta yerinde bir şampiyon görmemektedir. Halifeliğin devam eden eksikliği, 21. yüzyılın İslami hareketlerinin çoğunda yeni yankı bulmuştur.
Fuller’a göre İslam’ın bugünkü zayıflığının ve bölünmüşlüğünün temelinde Halifeliğin yokluğu ciddi etki yapıyormuş (s. 65). Sanki Halifelik tüm
Müslümanları bir arada tutabilmiş gibi, sanki Araplar I. Dünya Savaşı’nda Halifenin cihad çağrısına uymuşlar gibi. Ama Fuller eski bir tartışmayı tekrar güncele taşımak istiyor. Bu, Türkiye kanalıyla Halifeliği diriltme politikasıdır.
Ilımlı İslam konusundaki çalışmalar hiç durmadan sürmektedir. Yukarıda da belirtildiği gibi Rand kuruluşu bu yılın haziran ayında da Türkiyede Siyasal İslamın Yükselişi başlıklı bir rapor yayımladı. Bu rapor hakkında dünkü yazımızda söz etmiştik.
Sonuç:
ABD, İslamla demokrasinin bağdaştığını Türkiye’de kanıtlamak zorundayız diyor. Peki bu nasıl olacak?
Şurasını iyi bilmeliyiz.
Demokrasi, insan aklının bulduğu en az mahzurlu bir siyasal sistemdir. Bu siyasal modelin işlemesi için en önemli nokta, kutsal din kurallarıyla devlet kurallarının birbirinden ayrılmasıdır. Hukukta, kamu yönetiminde, kamusal alanda din kurallarının değil; laik, çağdaş, evrensel hukuk kurallarının egemen olmasıdır.
Bu olmazsa demokrasi olmaz.
Öncelikle bunu kabul etmeliyiz.
Türkiye Cumhuriyeti kurulurken laik bir sistemde bir ulus devlet amaçlanıyordu. Çünkü İslam, bir din olmanın ötesinde bir yaşam biçimidir. İslam kuralları devletin oluşumundan uzak tutulmadığı sürece ümmetçilik ve kulluk sürer ve uluslaşma gerçekleşemezdi. İslam coğrafyasında, ilk kez laik, ulusalcı, halkçı, demokratik bir devlet oluşturuluyordu.
Bu laik Cumhuriyet modeli, İslam tarihinin en büyük reform hareketidir. Bu nedenle Mustafa Kemal 20. yüzyılın en büyük devrimcisidir. Eğer İslam devletleri, bir model arıyorlarsa, işte model budur: Laik ilkelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti ve onun devamı olan hukukun üstünlüğü ilkesini kabul eden Türk demokrasisi. Başka modele gerek yoktur. Eğer Akyolun işaret ettiği gibi Arap dünyası ve Pakistan için bir model aranıyorsa, model ‘ılımlı İslam’ değil, model hukuka dayalı laik Türkiye Cumhuriyetidir.
Bu veriler uzatılabilir, hatta belgelere dayalı uzun bir kitap yazılabilir, zaten bu konuda birçok kitap yazıldı.
Öyleyse ortada Sayın Akyol’un belirttiği gibi zihinsel bir kurgudeğil, uygulanan gerçek bir politika vardır. Zaten bu proje için hazırlanan raporları sayın Akyol da zikrediyor.
ABD politikasında yeni durum
Akyol, kanıtlar, veriler var mı diyor, yazısında... Daha ne gibi kanıt olsun, özellikle AB politikalarıyla laiklik ilkesinin koruyucularına yapılan saldırılar göz ardı edilebilir mi? Oysa demokrasi, üzerinde titrenilmesi ve her an savunulması gereken bir sistemdir.
* ABD’nin ve AB’nin Türkiye’nin milli eğitimini altüst eden, Eğitim Birliği tasarısını tahrip eden uygulamalar hakkında bir kez, tek bir kez eleştirel bir yaklaşımda bulunduğu görüldü mü?
Son günlerde Konya’da 18 genç kızın ölümüne neden olan kaçak Kuran kursu hakkında tek bir şey söylendiği duyuldu mu?
* Sanki demokrasi; sadece dört yılda bir yapılan seçimler ve TSK’nin susması, kenara çekilmesi olarak kabul ediliyor.
Siz bu ülkenin tüm Milli Eğitim sistemini bozarsanız, Eğitim Birliği Yasası’nı delik deşik ederseniz, toplumun gereksinmesinden fazla İHL açarak gerçekte bir İslam yönetim sisteminin kök salmasına olanak tanırsanız, tarafsız olması gereken Cumhurbaşkanı, üniversite rektör atamalarında türban yandaşı ve AKP üyesi rektörleri tercih ederse bu gidiş nedir? Normal bir laik demokrasi midir? Yoksa ılımlı İslam referanslı bir yönetim sistemine doludizgin gidiş midir?
Ne var ki, son aylarda ABD yönetiminde ılımlıİslamyaklaşımında kimi değişimler olduğu da görülmektedir. Öncelikle ABD, AKP’nin kapatma davasında AB ülkeleri gibi hırslı bir biçimde taraf olmadı. Gerek ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney, gerekse Ricelaik demokrasiye öncelik verdiklerini belirttiler. ABD Büyükelçisi Ross Wilson da açıkça ABD’nin ılımlı İslam kuramının yanında yer almadığını belirtti.
Bu yazı objektif bir fotoğraf çekme olayıdır. Olayları ve verileri alt alta koyarak gerçeği analiz etmemize olanak tanıma çalışmasıdır.

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #15  
Alt 12-04-2009, 20:30
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Konuyu özetlemek gerekirse, yukardaki yazilarda söylenen özetle su:

Eğer İslam devletleri, bir model arıyorlarsa, işte model budur: “Laik ilkelere dayalı Türkiye Cumhuriyeti ve onun devamı olan hukukun üstünlüğü ilkesini kabul eden Türk demokrasisi. Başka modele gerek yoktur. Eğer Akyol’un işaret ettiği gibi Arap dünyası ve Pakistan için bir model aranıyorsa, model ‘ılımlı İslam’ değil, model hukuka dayalı laik Türkiye Cumhuriyeti’dir.

Demek ki, "ilimli islam" denilen sey, birilerinin Arap dünyasi ve Pakistan gibi seriat rejimleri icin önerdigi bir formülmüs. Ancak bu formülün ise yarayip yaramayacagi ABD’de de ciddi bir tartisma konusu durumunda.

Peki yazar Alev Coskun neden bizi ABD'nin Türkiye'ye böyle bir model dayatmakta olduguna dair eklentiler yapiyor? Bunu Huntington'un "medeniyetler catismasi" tezine dayandiriyor. Hatta Huntington'un Türkiye'deki rejimi degistirmek gibi bir amaci oldugunu ileri sürüyor. Huntington'un tezlerini 4 maddede siralarken 3. maddede sunu yaziyor.

3. Çoğu uygarlık grubunun bir veya birkaç lider ülkesi var, İslam dünyasının sorunlarından biri de bir lider ülkeden yoksun oluşudur.


Sonra da bu maddeye aciklik getirdigini düsünerek söyle bir ekleme yapiyor.

Eğer Türkiye, Batılı bir ülke olma ısrarından vazgeçer; modernleşme ve demokrasinin bir İslam ülkesinde de mümkün olduğunu göstermeye daha çok ağırlık verirse, İslama büyük bir model olur.

Halbuki Huntington'un gercekte böyle bir iddiasi yok. Yazar Alev Coskun ya olayi pek anlamamis yada saptiriyor. Huntington ortaya bir tez atiyor. Bu tezinde önümüzdeki sürecte politikalarin sekillenmesinde belirleyici olanin politik ideolojiler degil kültürler olacagini öne sürüyor. Bu teze göre Huntington, dünyadaki ülkeleri farkli inanislar ve kültürler temelinde gruplara ayiriyor. Buna göre Türkiye, Rusya ve Meksika ile birlikte icinden geldigi kültürel sürecten kopus yasamis ülkelerden birisi. Huntington, bu kopusun nedenini Kemalist devrimlere bagliyor ve Türkiye'nin batili bir ülke haline gelme cabasinin organik temelleri olmaksizin yasanan bicimsel bir sey oldugunu ileri sürüyor. Benzer sürecleri yasayan Meksika ve Rusya ile beraber Türkiye'de bir "kimlik sorunu" olustugunu, bu ülkelerin "kararsiz" durumda kaldiklarini iddia ediyor. Bizde sik sik vurgulanan "Türkiye'nin dogu ile bati arasinda, Avrupa ile Asya arasinda bir köprü oldugu" sözünü ise farkli bir sekilde yorumluyor. Köprü olmak ayni zamanda "kararsiz" olmak demektir diyor. Huntington'un yaptigi bir tarihsel ve politik tahlil cabasi.

Huntington'un Kemalistleri bu kadar rahatsiz etmesinin nedeni de Kemalist devrimlerin yapay kaldigina ve basarisiz olduguna dair iddialari. Bizde resmi ideolojiye uygun (güya) arastirmalar yapmak ve resmi tezleri tekrarlamak seklinde bir aliskanlik oldugu icin, böylesine aykiri iddialar hemen sert bir tepki ile karsilanir ve artniyetli, hesapli, bölücü, yikici addedilir ve bir takim politik hesaplarin olduguna havale edilmeye calisilir. Bilim adaminin görevi, düsünmek, ölcmek, degerlendirmek, yorumlamak degil, resmi görüse hizmet etmektir. Böyle oldugu icin de rejimin savunuculari hemen harekete gecip, tezlere yamalar koyarak etkisizlestirme faaliyetine girisirler.

Huntington'un tezlerinin oldukca genis bir özetini asagidaki adresten bulabilirsiniz. Bence oldukca güzel bir özet. Herkese okumasini öneririm.

http://www.derinsular.com/ansikloped...-catismasi.php

Huntington, Alev Coskun'un carpittigi gibi Türkiye'yi örnek bir Islam ülkesi yapalim falan da demiyor. Islam ülkeleri icin örnek olabilecek bir ülke ariyor ve bunlarin özelliklerini tek tek siraliyor.
Ayrica Türkiye'deki "kararsizlik" durumunun nasil asilabilecegine dair öneriler de getiriyor ki, bunlarin islama dönmekle alakasi yok.

Not: Ben Huntington'un tezlerini falan savunmuyorum. Bu tezlerin gelismeleri kavramaya ne kadar yetecegine dair de ciddi süphelerim var. Bana yeterli gelmiyor. Ancak birilerinin israrla Huntington'u felaket taciri gibi göstermesini ise sadece resmi ideoloji aliskanliklarindan gelen bir refleks oldugunu düsünüyorum.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #16  
Alt 12-04-2009, 23:45
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

Sevgili Sargon bak bugün ne yazmış Alev Çoşkun ama..

Cumhuriyet 12.04.2009
Obama, Ilımlı İslam ve Laik Cumhuriyet...


Obama’nın gelişinden bir hafta ve 29 Mart seçimlerinden iki gün önce, 27 ve 28 Mart günleri ABD Büyükelçisi Jeffrey, Nur Batur’la bir söyleşi yaptı. (Hem de Sabah gazetesinde!) Bu söyleşide, açıkça artık “ılımlı İslam” deyimini kullanmak istemediklerini belirtti.
Alev COŞKUN
ABD Başkanı Obama’nın Türkiye’ye ziyareti kuşkusuz çok önemlidir. Gazetemizin 6 Nisan Pazartesi günkü başyazısında Obama’nın ziyareti için ABD Başkanı elbette devletinin Ortadoğudaki çıkarlarını savunmak ve yürütmek için ülkemize geliyordeniliyordu.
ABD’nin çıkarları bağlamında Obama özellikle Irak, İran, Ermenistan, Afganistan, Kıbrıs konularında düşüncelerini belirtti, Türkiye’nin bu konularda ABD ile birlikte olmasının yollarını gösterdi.
Tüm bu konular zaten Ortadoğu’nun gerçekleridir ve süregelen sorunlardır.
ABD’nin politikaları pek değişmez, belki metot ve yaklaşım değişikliği olabilir. ABD politikasındaki asıl değişim ise Ilımlıİslamdakideğişikliktir.
Obama’nın, konuşmasında özelliklelaik cumhuriyet ve laik demokrasivurgusu yapmasıdır.
Zaten bu nedenle ertesi günü hemen tüm gazeteler Obama’nın Meclis’te yaptığı konuşma için değişim”, “yeni dönemgibi düşüncelerini öne çıkarırken, Cumhuriyet’in manşeti Laik demokrasi vurgusubaşlığını taşıyordu. Böylece Cumhuriyet, zaten var olan Ortadoğu, Afganistan, Kıbrıs gibi sorunlar yanında asıl değişimin ABD Başkanlığı düzeyinde laik demokrasiiçin ortaya konduğunu öne çıkarıyordu.
Gerçekten bu konu son derece önemlidir. 2000’li yılların başında ABD Başkanlığı’na seçilen Bush, gençliğinde alkol tedavisi görmüş, sonraları da koyu birEvangelistHıristiyan olmuştu...
Başkan seçilince işte böylesi bir ruhsal durum yanında 11 Eylül 2001 olayının ve etrafını saran neoconadı verilen liberal çevrenin etkisiyle dine yakınlığını açıklamaktan kaçınmıyordu.
Başkan Bush yönetimi demokrasi getireceği sloganıyla Irak’ı işgal etmiş, daha sonra Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) açıklamış, onun uzantısı olarak Türkiye için ılımlıİslammodelini uygun görmüştü.
Gerek BOP gerekse ılımlı İslam modelinin yaşama geçirilmesi için önce AKP’nin yaratılması, sonra da AKP’nin iktidara getirilmesi gerekiyordu. Bunlar da kotarılmış ve yeni kurulan AKP 6 ay içinde 2002 yılında iktidara gelmişti. Erdoğan da daha başbakan olmadan Beyaz Saray’da başbakan gibi karşılanmıştı. Bush yönetimi, özellikle Dışişleri bakanları Powell ve Condoleezza Rice Türkiye için ılımlı İslam modelini açıkça ortaya koymuşlardı (1).
ABD’nin ılımlı İslam modelinin arkasında durması, Türkiye’deki aydınları ABD’den koparmış ve Ortadoğu, Irak ve PKK konusundaki politikaları da ABD’nin yüzde 70’lerde seyreden halk desteğini yüzde 10’lara kadar düşürmüştü.
Türk aydınlarına göre Ortadoğu’da, Irak’ta, Afganistan’da ve diğer konularda yapılan hatalar düzeltilebilirdi ama ABD’nin güçlü desteği ile laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesi tahrip ediliyordu. İşte bu kabul edilemez bir durumdu.
Bunun anlamı şudur: Ortadoğu’da İslamın devlet yönetiminin katmanları içine girmesini sağlayıcı politikalar giderek Ortadoğu’yu istikrarsızlaştırır. Din eksenindeki bir devlet yapısının ılımlısı olmaz, bu anlayış giderek radikalleşir. Ortadoğu’daki istikrarın temel ekseni Türkiye’dir. Bu nedenle Türkiye’de laiklik ilkesinden uzaklaşmak doğru bir politika değildir.
Bu konudaki önemli politika değişikliğinin işaretleri bir ay kadar önce Amerikan Senatosu’nun insan hakları raporu ile belli oldu. Daha sonra Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın Ankara ziyaretinde belirginleşti.
Clinton açıkça Türkiye modernite ile laiklik ve İslamın hepsinin birbiri ile bağlantılı olduğunu gösteren sıradışı bir örnektirdedi. Ilımlı İslam söyleminden kaçındı, Türkiye’nin laiklik ilkesine vurgu yaptı.
Türkiye - Değişen dinamikler
Obama gelmeden önce ABD’nin önde gelen düşünce kuruluşlarındanStratejik ve Uluslararası Araştırmalar Merkezi(CSIS) tarafından hazırlanan 100 sayfalıkTürkiyenin Değişen Dinamikleriadlı rapor, aslında değişen bu ABD politikasının ipuçlarını açık bir biçimde veriyordu. Rapordan bir örnek:
- Eğer Ankarada daha milliyetçi sivil ya da asker bir liderlik ortaya çıkarsa bu ABD ve Türkiye arasındaki ittifakı tehdit etmeyecektir; açıkça İslamcı olmuş bir Türkiye, (Amerikayla) işbirliğini ciddi biçimde azaltarak, özellikle Ortadoğuda ABD politikalarını engelleyebilir.
Bu 100 sayfalık rapor ve özellikle yukarıya alınan paragraf, Erdoğan yandaşı basını, kendilerine liberal adı verilen yazarları şaşırtmış, kimilerini çileden çıkarmıştı. Hatta Zaman gazetesi bu raporla ilgili olarak CSISten tuhaf bir rapordiye başlık atıyordu.
Bu göstergeler ABD politikalarının değiştiğini, Türkiye’de dinden güç alan siyasal iktidarlar yerine Ortadoğu’nun istikrarıiçin laik Cumhuriyet felsefesinin desteklenmesi gerçeğinin anlaşılmış olduğunu ortaya çıkarıyordu. Anlaşılıyor ki, ABD’nin devlet aygıtının ortak aklı bu gerçeği geç de olsa anlamış oluyordu.
AB’deki değişim
Bu konudaki değişim sadece ABD’de değil, Avrupa’da da görülüyor. Geçen ay Avrupa Parlamentosu (AP) Genel Kurulu 52’ye karşı 528 oyla kabul ettiği Türkiye raporunda istikrarlı, demokratik, çoğulcu, varsıl bir toplumhedefine işaret ediliyor ve laiklik ilkesineaçıkça vurgu yapılıyordu. (Cumhuriyet, 13.03.2009)
Bu temel politika değişikliklerini ABD Büyükelçisi James Jeffrey de açık bir biçimde vurguladı. Bunu da özetleyelim:
Obama’nın gelişinden bir hafta ve 29 Mart seçimlerinden iki gün önce, 27 ve 28 Mart günleri ABD Büyükelçisi Jeffrey, Nur Baturla bir söyleşi yaptı. (Hem de Sabah gazetesinde!) Bu söyleşide, açıkça artıkılımlıİslamdeyimini kullanmak istemediklerini belirtti. Ayrıca,Tarihin Napolyon ve Büyük İskender gibi askeri liderler gördüğünü, Atatürkün ise askeri zaferi kullanıp, bunu diplomatik, ekonomik ve siyasi reformlarla destekleyip güçlü bir Türkiye yarattığınıbelirtti.
İşte bu ortam ve alan hazırlığından sonra Obama’nın gelişi gerçekleşti.
Obama’nın son derece önemli 48 saatlik Türkiye ziyaretinde ABD’nin ılımlı İslamdan dönüş politikası açıklık kazanmıştır.
TBMM’de yaptığı konuşmadan alınan aşağıdaki paragraflar bu politikayı apaçık gösteriyor. Şöyle ki:
Atatürk ve laik demokrasi
Bu sabah Atatürkün, ülkenizin kurucusunun mezarını ziyaret ettim. Bu anıttan çok etkilendim, çünkü kendisi tarihin şeklini değiştiren bir liderdir. Atatürkün yaşamına ait en büyük anıt, taştan ya da mermerden inşa edilemez. Onun en büyük mirası Türkiyenin laik demokrasisidir.
Obama bununla da kalmadı, Atatürk devrimlerinin altındaki gerçeğin altını şöyle çizdi:
Tabii ki bugünlere kolay ulaşılmadı.
Birinci Dünya Savaşının sonunda, Türkiye rahatlıkla yabancı güçlere teslim olabilirdi; bunun yanı sıra bir imparatorluğu devam ettirmeyi de tercih edebilirdi.
Ama Türkiye farklı bir gelecek benimsedi. Kendisini yabancı kontrolden uzaklaştırdı... Bir cumhuriyet kurdu...
Bu cumhuriyet, hem ABDnin hem de diğer dünya ülkelerinin saygısını kazandı.”
Obama, Anıtkabir’de şeref defterine şunları yazdı:
Vizyonu, kararlılığı ve cesaretiyle Türkiye Cumhuriyetini demokrasiye yönelten ve mirası tüm dünyaya kuşaklar boyunca ilham vermeye devam eden Mustafa Kemal Atatürke saygılarımı sunmak, benim için bir onurdur.
ABDnin 44. Başkanı olarak Türk - Amerikan ilişkilerini güçlendirmeyi, Atatürkün, halkına umut veren modern ve müreffeh bir demokrasi olarak Türkiye vizyonunu desteklemeyi ve‘Yurtta barış, dünyada barış’ ilkesini gerçekleştirmeyi sabırsızlıkla bekliyorum.
Obama burada, Atatürkün mirasının tüm dünyaya kuşaklar boyunca ilham verdiğini ve ABD’nin modern Türkiyeyi destekleyeceğini belirtmektedir.
Obama, Çankaya’da Cumhurbaşkanı Gülle birlikte yaptığı basın toplantısında da bu konuyu bir kez daha ele aldı ve ulus devlet kavramını öne çıkardı. Şöyle ki:
Büyük bir Hıristiyan nüfusa sahip olmamıza rağmen biz kendimizi Hıristiyan veya Yahudi bir nüfus olarak görmüyoruz. Kendimizi vatandaşların oluşturduğu ve ideallerin birbirine bağladığı bir ulus olarak görüyoruz. Modern Türkiye de benzer prensiplerle kuruldu. Her iki ülkede de görmekte olduğumuz laik bir ülke vaadinin, inanç özgürlüğüne, hukukun üstünlüğüne saygı gösterme vaatlerinin sürdürülüyor olmasıdır.
Obama burada özellikle Biz, Hıristiyan nüfusa sahip olmamıza rağmen ‘Hıristiyan bir ulusuz’ demiyoruzdiyerek nüfus çoğunluğunun belli bir dinden olmasının o ülkeyi din devleti yapmadığını belirtiyordu.
Burada üç temel ilkeye vurgu yapılıyor:
1. Laiklik, 2. Hukukun üstünlüğü, 3. Ulus devlet.
Obama, tüm Ortadoğu’ya ve İslam dünyasına hukukun üstün olduğu laik ve demokratik bir Türkiye modelini överek işaret ediyor.
Erdoğancı yazarlar, yandaş basın Obama’nın bu konulardaki açık ve net politikasını görmezlikten geliyorlar. Oysa Obama’dan önce de Kıbrıs, Irak, İran, Ermenistan ve Afganistan sorunları vardı, bundan sonra da var olacaktır. Asıl değişim, ABD’nin Türkiye’ye biçtiği ılımlıİslamprojesinin son bulma eğilimidir. Ilımlı İslam politikasının ABD’nin resmi söyleminden çıkmakta oluşuyla karşı karşıyayız.
ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, geçen ayki Türkiye gezisinde bunu açıklamıştı. Obama da bu hususu kesin olarak teyit etmiştir.
Eğer Obama’nın bu söylemi siyasal yaşama yansıyabilirse, o zaman Türkiye’nin iç dinamiklerinde ve iç politikasında yeni bir dönemin başlangıcı olacağını düşünüyorum.


..atı alan üsküdarı geçtikten sonra politika değişiklikleride işe yaramaz.
Yeşil kuşak projesi ile Bin ladin'i yaratan Amerika ülkemizde de 80 sonrası islami hareketi desteklemiştir ve bugüne gelinmiştir.
Bundan sonra uygulanacak politikalar bizi daha önce çizilmiş olan rotadan çıkarabilirmi ya da biz ülkemizde demokratik laik bir sistem kurabilirmiyiz?
Son yerel seçimlerde Saadet Partisi ve Mhp nin oylarını arttırdığını ve yine Dtp nin oylarının arttığını görüyoruz.
Etnik bölgesel ve dini bir ayrışma söz konusu önümüzde çok zor günler var.
saygılar

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''

Konu aydoe tarafından (12-04-2009 Saat 23:50 ) değiştirilmiştir.
Alıntı ile Cevapla
  #17  
Alt 13-04-2009, 00:22
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

sevgili aydoe, bence yine yanlis bir degerlendirme yapiliyor. ABD birdenbire cark etti, politika degistirdi, eskiden Türkiye'ye ilimli islam rolü biciliyordu, simdi laiklik vurgulaniyor, deniyor. Bence Alev Coskun, olaya yanlis yerden bakiyor. Bir kere ABD, uluslararasi bir güc, ama öyle her yerdeki politikalari tikir tikir degistirebilecek bir güc degil. Böyle bir güc tarihin hicbir döneminde olmadi. Alev Coskun'un düsünce bicimindeki garipligi göstermek icin bir örnek vereyim sana, Diyor ki:

Gerek BOP gerekse ılımlı İslam modelinin yaşama geçirilmesi için önce AKP’nin yaratılması, sonra da AKP’nin iktidara getirilmesi gerekiyordu. Bunlar da kotarılmış ve yeni kurulan AKP 6 ay içinde 2002 yılında iktidara gelmişti.

Hemen iki cümle sonrasinda da söyle diyor:

ABD’nin ılımlı İslam modelinin arkasında durması, Türkiye’deki aydınları ABD’den koparmış ve Ortadoğu, Irak ve PKK konusundaki politikaları da ABD’nin yüzde 70’lerde seyreden halk desteğini yüzde 10’lara kadar düşürmüştü.


Hem ABD bu kadar desteksiz hale gelecek hem de yine istedigini hükümete getirebilecek süper bir etkiye sahip olacak. Eger kralliklar döneminde yasamis olsaydik, ABD baskani da imparatorumuz olsaydi, istemedigini kovar, baska birini Türkiye'ye kral atardi. Ama biz artik secimler yapan; basini, kamuoyu olan; meclisi ve sermaye sahipleri olan bir ülkeyiz. Hicbir emperyalist güc 6 ayda birilerini pat diye indirip, öbürünü pat diye kaldiramaz. Bunu yapmaya calisabilir, kamuoyu olusturmaya calisabilir, ancak bunun icin öncelikle hazir bir zemin olmasi gerekir. Kaldi ki AKP'nin hükümete gelmesinin arkasinda ABD'yi degil de 2002 yilindan önce yasanan kriz sürecini ve caresizligi düsünmek gerekir. Politik iliskilerde ben her zaman önce ic dengelere sonra dis dengelere bakarim. Cok cok zayif ülkelerde yada kücük sömürgelerde dis dinamikler cok güclü olabilir. Türkiye'de her zaman önce ic dinamiklere bakmak gerekir.

Alev Coskun daha önce de Huntington'un "ilimli islam" savunucusu oldugunu yaziyordu, halbuki Huntington'un söylediklerinin "ilimli islam" ile ilgisi bile yoktu. Simdi de ABD'nin laiklik, ulus devlet falan dedigini yaziyor. Ben derdimi anlatamiyorum. Bunlar bizim icin cok önemli seyler, bizde isler o kadar ideolojik temellere dayali ki, ülke o kadar ideolojik temeller üzerinde duruyor ki, bunlari cok önemsiyoruz. Halbuki ABD acisindan ne Kemalizmin, ne laiklik yada islamin bu kadar büyük önem tasidigini düsünmüyorum. Adi "ilimli islam" olmus "laik cumhuriyet" olmus, bunun bir onemi yok. ABD'nin istedigi sey o zaman da Türkiye benzeri bir sistemi islam dünyasinda yayginlastirmakti, simdi de. Tek dertleri radikal islamci akimlari engelleyecek bir sey. Biz kabul etsek de etmesek de 11 Eylül'den bu yana ABD'nin korkulu rüyasi radikal islamciligin gelismesidir. Adamlar bizim gibi sözcük hassasiyeti tasimadiklari icin o zaman birisi "ilimli islam" demis, simdi de "laik Atatürk cumhuriyeti" diyor. Ama düsündükleri sey ayni aslinda. Obama'yi gelmeden uyarmislardir, orda "ilimli islam" falan diye bir sözcük kullanma, yagmurdan nem kapanlar var demislerdir.

Bunu anlamak cok zor degil, ama Alev Coskun'a bakilirsa ABD resmi ideolojisini degistirmis nerdeyse.

Dogru, ABD'de degisen birsey oldu. Bu "ilimli islam" söylemi falan degil. ABD, Islam ülkeleri ile iliskisini degistirmek istiyor. Demokratlar ile Cumhuriyetciler arasindaki bildigimiz fark budur. Cumhuriyetciler saldirgandir, savasa daha egilimlidir, demokratlar ise isleri bürokrasi ile cözmeye daha yatkin ve daha bariscidir.

Senin ekledigin kisimdaki 80 sonrasinda ABD'nin Türkiye'de islami hareketleri desteklemis oldugu kismina gelecegim. Burda da benzer bir mantik var. ABD 80 sonrasinda darbe yapan generalleri destekledi. Islamci hareketin gelismesini saglayan ise darbeciler idi. ABD her delige girecek bir ince ayar ustasi degil, ordu ile iliskisini saglam tutarsa gerisinin gelecegini biliyordu ve tam destek veriyordu. Türkiye'de islamci hareketin yükselmesinin sorumlusu olarak birini göreceksen bunun ordu olmasi gerekir. Gercekte bu da yeterli bir aciklama olmaz, ama daha dogru sayilir. Cünkü sosyalizmin dünya capinda zayifladigi ülkelerde ya milliyetci ya dinci hareketler güc kazanmisti. Türkiyedeki milliyetci ve islamci hareketlerin güclenmesi de böyle sosyolojik bir sürecin parcasidir.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #18  
Alt 13-04-2009, 00:28
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

Bu arada cok dengesiz bir tartisma yaptigimizi düsünüyorum. Ben arastiriyorum, kendi sözcüklerimle yaziyorum, sen sürekli Cumhuriyet gazetesinden köse yazilari aktariyorsun. Bu bir adaletsizlik. Senin kendi düsüncelerini belirtmeni tercih ederim.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #19  
Alt 13-04-2009, 03:08
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart

sargon´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Bu arada cok dengesiz bir tartisma yaptigimizi düsünüyorum. Ben arastiriyorum, kendi sözcüklerimle yaziyorum, sen sürekli Cumhuriyet gazetesinden köse yazilari aktariyorsun. Bu bir adaletsizlik. Senin kendi düsüncelerini belirtmeni tercih ederim.
Sevgili Sargon,
Dinler arası diyalogla başlayan tartışma üzerine ben bu başlığa Alev Çoşkun'un ılımlı islamla igili makalesini astım ve asarkende şimdi Sargon gelir tartışmaya diye de düşünmüştüm,neyse ki yanılmamışım.
Şimdi benim düşüncem şu 80 ihtilalini ordu yapmıştır,demokratik bir ülkede olmaması gereken milli güvenlik kurulu diye bir kurum vardır.
Ben emperyalizmi düşman olarak görürken sen ordu emperyalizme hizmet etmiyormu diye orduyu düşman görmektesin.
Ordu bir araçtır kimin elinde ise ona hizmet eder ve şu an ordu yönetim kademelerinde de değişik duruşta olanlar vardır,homojen değildir.
Halk ülkemizde hiçbir zaman devrim yapmadığına göre var olan devlet yapısı ufak tefek değişimlerle sürdürülmektedir.
Önemli olan bu değişimlerin bizi nereye götürdüğünü görebilmektir.
Ben ülkemdeki değişimi sokakta görebilmekteyim,eğitimdeki ,emniyetteki dinci kadrolaşmayı görebilmekteyim.
Kılık kıyafetin değiştiğini yeni bir islami burjuvazi oluştuğunu ve ülkemin milli görüş kökenli eşleri türbanlı Cumhurbaşkanı ve Başbakana sahip olduğunu görmekteyim.
Bu millet isterse şeriatda gelir diyen bir başbakanımız var,iki lafından birinde ayetler okuyan bir başbakanımız var.
Müslümanlar tarafından yönetilmek istemiyorum.
Sitemiz non-teist bir sitedir ve biz burda dinlerden özgürlüğü savunmaktayız.
Siyasi platformlarda var oralarda ise siyasi düşüncelerimiz doğrultusunda mücadelemizi sürdürmekteyiz.
Şimdi Türkiye nereye gidiyor dersen ,yavaş yavaş islami bir yaşam tarzının yaygınlaştırıldığını görmekteyim.
Ilık islamdan sıcak islama doğru gitmekteyiz.
saygılar

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #20  
Alt 13-04-2009, 10:11
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart

sevgili aydoe, Türkiye'de böyle bir sürec yasandigini ben de düsünüyorum ve sana katiliyorum. Ama böyle düsünüyorum diye, islamciligin gelismesini engellemek adina yapilan herseyi kabul etmiyorum. Karsi ciktigim sey, gercek olmayan seylerin gercekmis gibi sunularak, ülkede bir kamuoyu yaratma cabasina girilmesi. "Ilimli islam" böyle bir konudur. Bu iddia gercegi ifade etmiyor. ABD yönetimindeki bir iki kisi bu sözcükleri kullanirken ne Türkiye'nin rejimini degistirelim diye bir sey düsünüyorlar ne de istiyorlardi. ABD emperyalizmine karsi oldugum halde, tamamen uydurma iddialari halkin önüne sürüp sahte bir kamuoyu yaratmaya karsi oldugum icin bunlari söylüyorum.

Bunun benzerleri internette sürekli dolasiyor. Bunlarin amaci insanlarda sok yaratmak, korku yaratmak, gercek disi iddialarla güya politik amaclarina insanlari kazanmak. Sana bir iki örnek vereyim. Benim mail kutuma her ay buna benzer bir sürü mail geliyor. Ustelik bir kismi akli basinda, düsünmesini bilen insanlar. Ama öyle bir kirlilik var ki, insanlar neye inanacaklarini sasiriyorlar.


1. Ornek: Borla Calisan Araba

Borla çalışan araba üretildi,maliyeti 200 tl olan 1 kg bor ile 19 000 km yol yapabiliyor( 1100kg. oto sabit 100 km süratle giderse) Bu demek oluyorki Petrole son. Tam tersine Batılı ülkeler bor işletmeciliğinin kansere yol açtığını iddia ederek BOR madenininden soğutma çabası içindeler. Oysa bu mucize maden kanser tedavisinde de ullanılmaktadır. Türkiye kiskacta!

Arabayi bor madeniyle calistiracak patentli 600 proje oldugu ortaya cikti.

TÜRKİYE, dünyada bor rezervinin yüzde 73`üne sahip Ve Türkiye GELECEĞİN DUBAİSİDİR. Uluslararasi teroristler Türkiye uyanmadan bu kaynagi ele gecirmeyi planliyor.

Bu maili çoklu yollayarak en azindan bir toplum bilinci oluşmasina yardim edebiliriz ya da direkt silin...

TMMOB
ÇEVRE MÜHENDİSLERİ ODASI
İSTANBUL ŞUBESİ
>


Bir kere bu mesaj Cevre Mühendisleri Odasina ait degil. Sahtekarlik daha burda basliyor. Odanin baskanini ve yönetimini taniyorum (tabi simdi bir kismi degismistir) , böyle bir sacmaligi yazmayacaklarini biliyorum. Böyle bir mesaji hicbir oda yazmaz, dagitin falan demez. Odalar ciddi kuruluslardir.

2. Ornek: Obama Etibank Icin Gelmis


Konu: KAYNAK YAĞMASI { ÖNEMLİ }
OBAMA'nın TÜRKİYEYE GELME SEBEBİ BELLİ OLDU SONUNDA Etibank Satılıyor!..

ASIL DEGERİ 9 (DOKUZ) TRiLYON DOLAR DiKKAT 9 MiLYAR VEYA 9 MiLYON DEGiL

9 TRiLYON DOLAR...
******************

ABD SADECE 40 KIRK MiLYON DOLARA KAPATACAK!
--------------------
YAZIKLAR OLSUN....
KAPTIRANA, VERENE ve SUSUP SEYREDENE... .
ALTI USTU BIR MAIL GONDERMEKLE
BU İŞ OLMAZ DİYE DÜŞÜNMEYİN LÜTFEN.
VATANINI SEVEN
HERKESE GÖNDERELİM, HEPİNİZİN BİLDİĞİ GİBİ ETİBANK öZELLESTİRİLECEK.
.
(VE ALICISI AMERIKA :-)
VE BOR İŞLETMELERİ ETIBANK BÜNYESİNDE.
KONULAN FİYAT 40 MİLYON $.
LÜTFEN BİR DAHA OKUYUN VE LÜTFEN HERKESE İLETİN...
YASADIĞIN
DÜNYAYI SORGULAYAMIYORSAN,
BARI ÜLKENİ SORGULA.....
ÖNEMLİ....
! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ! ..

Bu mail de anlayacagin gibi tamamen uydurma. Peki bu maillerdeki amac ne? Vatanimiz elden gidiyor, satiyorlar, bölüyorlar, parcaliyorlar düsüncesini yaymak. Peki bu politik amaca hangi yoldan gidiliyor. Sahtekarlik yaparak, gercek disi iddialar yayarak. Halbuki ayni politik düsünce bu türden sahtekarliklara kalkismadan da savunulabilir. Ama o zaman insanlari ikna etmek, calismak, emek harcamak, örgütlenmek falan lazim. Bizde kolay olan yok mübah. Yalanlar yay, ortaligi karistir vb.

"Ilimli islam" konusunda yapilan sey de ayni bunlar gibi. Tek farki insanlarin bilmedigi uzak diyarlarda birilerinin bize karsi haince planlar gütmekte oldugunu, bilim adami sifatindaki kisiler oturup süslüyor püslüyor, bizim önümüze koyuyorlar. Ha Alev Coskun Huntington'un tezlerini carpitip bir hain yaratmis, ha Cevre Mühendisleri Odasi'na yazmadiklari bir mail yazdirilmis. Temelde ikisi de ayni sey. Karsi ciktigim sey bu.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 20:54 .