Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #31  
Alt 24-04-2008, 04:49
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

sevgili mehmetcan, Cem'in de yukarda dedigi gibi Turkiye'nin acil bir devrime ve acilen sosyalizme degil acilen demokrasi ve insan haklarina ihtiyaci oldugunu dusunuyorum.


* * sevgili Sargon

* * İş düşünmekle olup bitseydi her şey çok kolay olurdu ama ne yazık ki böyle olmuyor. Başka bir başlıkta tartışıyoruz burada girmeyi düşünmüyorum ama o başlıktan bir alıntı yapmak farz olacak. Bak 30 lu yıllarda Amerikan Elçisi ne diyor :

" Aynı zamanda Halk Partisi nin bir baştan bir başa yeniden örgütlenmesi başladı. Eger çıkardıgım sonuçlarda yanılmıyorsam, bu yeniden örgütlenme Halk Partisi'nin faşist ilkelere dayalı bir siyaysal egitim örgütüne dönüştürecektir ve faşizmin Türkçesi Yeni Kemalizm olacaktır." ( Joseph Grew- Çalkantılı Dönem, Kırk Yılın Diplomatik Kaydı,1904-1945, sf 880 )

* * * Elin adamı bu tespitleri yapabiliyor ama biz o kadar şartlanmışız ki Kemalizme karşı bilinçsiz bir teslimiyet içerisindeyiz ki hiç bir şeyi göremiyoruz, görmemekte direniyoruz. Bu elbette nereden baktıgımıza göre degiliyor. Önemli olan gözlükler, kimin gözlükleri ile bakıyoruz.

* * * 12 Eylül den bir süre sonra ben de aynı senin ve Cem in düşündügü gibi düşünmeye başlamıştım. Önemli olanın devrim degil demokrasi oldugunu düşünüyordum. Ama o günden bu yana yaşadıklarımız, şahit olduklarımız artık bu görüşümün ne kadar geçersiz ve ne kadar hayalci oldugunu bana kanıtladı. *Bunun en büyük kanıt ve deneyimini sen bu başlık altında dile getirdin. Aradan 18 sene geçmiş, Türkiyede sınıf hareketi diye bir şey klmamış, buna ragmen bu ülkenin çocukları sadece devrimci degerlere sahipler diye tecrit edilmeye çalışılıyor ve buna direnenler de vahşice katlediliyor.

* * * Daha önce de yazdıgım gibi cezaevleri direnişlerini an be an yurt dışı net baglantılı olarak izlemiştim. Özellikle de Çanakkale direnişi sırasında hiç uyumamıştım. Onlarla ölmüş, onlarla dirilmiştim. Ama pratik düzenin ve devletin gerçek yüzünü ortaya bir kere daha döktü, demokrasi mücadelesinin devrim mücadelesinden ayrılamayacagını gösterdi. Aradan 18 sene geçmesine ragmen, Türkiyede hiç bir ciddi sınıfsal etkinlik olmamasına ragmen, elinde bulundurdugun, tutsak aldıgın sayıları onlarca ifade edilebilecek bu insanlara karşı kinin amacı ne olabilirdi. Bunun tek bir anlamı olabilirdi, sınıf kininin en üst egemen biçimi; yani fasizm. Ve insanlar, degerler yok pahasına imha edildiler. Aslında bu topluma bir göz dagı idi. Toplum tepkisiz bir toplum haline getirilmek isteniyordu ve bunda da başarılı oldular.

* * * Bugünkü şartlar altında komünist olmak çok zordur, komünist degerlerinizi izah edebilmek çok zordur. Azgınca yürütülen depolitizasyon ortamında Kürt meselesini dile getirmek çok zordur. Kürtlerin Kendi Kaderlerini tayin etme hakkını savunmak çok zordur. Bizi bu noktaya getirdiler. Bugün yürütülen savaşın hiç bir anlamı yoktur. Tek anlamı sınıf mücadelesi gerçeginin üstünü kapamaktır. Bunu da bu haksız savaşı sürdürerek ve bir laik anti laik sürtüşmesi yaratarak devem ettiriyorlar. Kaldırın bu iki sorunu o zaman düşünün toplum nereye gider.

* * * *Evet dün sizlere acımasıca Ulucanlarda saldıran devlet bugün kendi evlatlarının kanı ile yaşıyor. Çözüm ellerinin altında dururken o şehitler pahasına düzenini sürdürüyor. Kan üzerinden nemalanıyor. Kürt Meselsinde çözüm hiç bu kadar yakın olmamıştı ama görüyoruz ki insanları kamplaştırarak düzeni sürdürmek daha kolay geliyor.

* * * *Ben hesap yapmadım ama bir yapan olsa eminim ki Apo yakalanmadan evvel ölen asker sayısı Apo yakalandıktan sonra ölenden daha azdır. Her gün insanlar ölüyor, her gün savaş derinleşiyor ama burjuvazinin ve onun koruyucusu güçlerin, onun sınıf dayanaklarının umurunda degil bu. Onların düzeninde hiç bir şey şaşmıyor ve bu anlamsız savaşın içerisinde karlar büyüyor. Bu anlamsız savaşın içerisinde insanlar daha da yoksullaşıyor. Başını mı kaldırdın, ya vatan hainsisin ya da terörist. Halbu ki çözüm o kadar yakındaki. Elinin altında duruyor. Bu koz kanı durdurmak için degil kan akıtmak için kullanılıyor.

* * * *2001 senesinde Kartal cezaevine girmiştim. Normalde 2 gün kalınması gereken müteferrikadan sabah 8 de koguşa çıktık. Bu ilginç bir durumdu. Tüm müteferrika koguşlarını boşalttılar. Neden diye sordugumda misafir gelecek, yenilere yer açıyoruz dediler. Saat 11 e dogru gazetelerden okudugumuz kadarıyla Metriste İBDA-C nin isyan ettigi söylendi ve akşamına o koguşların yeni misafirinin ibda-c ciler oldugu anlaşıldı. İlginç olan isyan çıkmadan 3 saat evvel çıkacak muhtemel isyanın faiilerinin yerinin hazırlanması idi. Bu ülkede her şey programlı yapılıyor ve uygulanıyor.

* * * Bu yüzden de ham demokrasi hayalleri asla gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyler. Bu ülke 85 senedir bu tarzda yönetiliyor. Dün takriri sukun ile Tatili eşgal ile yapılanlar senin amanında Ulucanlar ile yapıldı bugün başka türlü yapılıyor ama mantık hep aynı, hiç degişmiyor.Bunları ayrıntılı olarak sınıfsal analiz denemesi başlıgına yazmayı planladıgımdan burada girmiyorum. Ancak her zaman tüm komplo halka ve onun degerlerine karşı yapılıyor. Bak bu konuda itirafı İsmet Paşa yapıyor, ne diyor Şeyh Sait ile ilgili degerlendirmesinde:

" İki yıl önce karşısında bulundugumuz olayların en önemlisi Şeyh Sait Ayaklanması ile beliren eylem degildi. Asıl mesele memleketin genel yaşantısında meydana gelen karışıklıktı, anarşik durumdu. Bu, memleketin bir çok zamanlardan beri başına musallat olan başlıca derttir. "

* * * * * *Ve ne yapılıyor, daha 1925 senesinde Şeyh Sait İsyanı bahanesi ile 33 kişi tutuklanıyor, İstiklal Mahkemesine çıkarılıyor. İçlerinde Sadrettin Celal Antel'in de bulundugu altı kişi 7 şer yıla, aralarında Şevket Süreyya nın da bulundugu 6 kişi 10 ar yıla , Nazım Hikmet ve Şefik Hüsnü gibi yakalanmamaış olanların da bulundugu kişiler de gıyaplarında 15 er yıla mahkum edilirler. Daha cumhuriyet 2 yıllıktır. Halbuki, bize hep mirengi noktasının Şeyh Sait oldugu ögretilmişti degil mi. Ama Türkiyede o günden bugüne, hatta Osmanlıdan bu yana işler hep böyle yürüyor.

* * * * * Demem o ki, bu ülkede devrimsiz bir demokrasi mümkün degildir. Devlet mekanizması o kadar çürümüş, o kadar laçkalaşmıştır ki mutlaka taze olanla degiştirilmesi gerekir. Türkiye de bir alt üst oluş olmadan demokrasiye sahip olabilmek de bir hayaldir. Bu alt üst oluşun ismi de devrimdir.


* * * saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #32  
Alt 24-04-2008, 09:52
ozgur_beyin - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ozgur_beyin ozgur_beyin isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 07 Sep 2006
Mesajlar: 5.929
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Demem o ki, bu ülkede devrimsiz bir demokrasi mümkün degildir. Devlet mekanizması o kadar çürümüş, o kadar laçkalaşmıştır ki mutlaka taze olanla degiştirilmesi gerekir. Türkiye de bir alt üst oluş olmadan demokrasiye sahip olabilmek de bir hayaldir. Bu alt üst oluşun ismi de devrimdir. DİLAVER


Sevgili dilaver, inandığın devrim, (nasıl bir devrim olduğunu bilmiyorum) seni devrim açısından pollyanna'cı
yapmış.zannediyorsunki devrim olursa her sorun çözülecek. tıpkı *atatürkün zamanını özleyen *atatürkçülerle,
asrı saadeti özleyen müslümanlar gibi. tarihin geri vitesi yoktur
devrim ,halkın desteği olmazsa, olmaz. deniz gezmiş ve arkadaşlarıda bu yanlışı yaptılar.
senin, kurtuluş simidi olarak baktığın ''devrim'' *şark toplumlarında yaygın olan olan bir ''halaskar'' veya mehdi
bekleme fenomenidir.
türkiyedeki insan dokusu belli. elimizdeki kadrolarda belli. bu ''devrim'i yaptığında ne değişecek.
bugün büyük köy kitleleri her devrim lafından ''gomunist'i anlıyor. ne olduğunu bilmediği ,gomunistliği bir
umacı gibi görüyor.
ayrıca hamam, kurna, tas ve sabun aynı kalıp yalnızca tellaklar değişince sorun nasıl bir çözüme ulaşır
.
halaskar= kurtarıcı

sorun cahil olman değil , kendini alim sanman
Alıntı ile Cevapla
  #33  
Alt 24-04-2008, 12:20
qw19 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
qw19 qw19 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 1.406
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Sevgili dilaver;

Kemalizm diye bir şey ne zaman oldu ki şimdi olsun. Olmayan bir olguya karşı çıkmayı da ben anlamıyorum. Sizin varmış gibi davranmanız Kemalizmi var etmiyor. Bunlar Atatürk adını lekelemeye yönelik karalama kampanyalarından başka bir şey değil.

Atatürk istese hilafeti de kurardı, padişahta olurdu, diktatörde olurdu bu ne o zaman dönüp dönüp güya "Kemalizm faşizmdir" demek. Çok bayıldığın kürtler bugün emperyalistlerin yanında bir taraf mı taraf. Ne anlatıyorsun peki? Senin bakış açınla ve mantığınla sosyalistde olmaman gerekiyor bunu bir izah et.

Ama sağ sapma sol, etnik ayrılıkçılar, neo liberaller ile şeriat yanlıları tam bir ittifak içerisindeler.

Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #34  
Alt 24-04-2008, 13:52
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Sosyalist solun büyük bir bölümü geçmişten beri yanlış bir yol izleyerek sistemi düzeltip geliştirmek yerine sistemi yıkmaya çalıştı. Bu aslında Leninizm anlayışına uygundu. Bu nedenle kendi iç mantığında hatalı da sayılmazdı.

Parlamenter düzen gerçek bir çoğulcu parlamentoya dönüştürülmeye çalışılmak yerine yıkılıp tek partili rejime dönüştürülmeye çalışıldı. 1980 li yıllara kadar çoğu sosyalist için Evrensel İnsan Hakları kavramı nerdeyse aşırı sağcıların küçümsediği kadar küçümsenen bir kavramdı. Fazla önemsenmemesi gereken burjuva değer olarak görüldü. 1970 li yılların Marxist dergilerine bir bakın. Evrensel İnsan Hakları ve çoğulcu demokrasi üzerine pek bir şey göremezsiniz.

ML'ler için adeta sihirli olan kelimeler iktidarın ele geçirilmesi, "burjuva" partilerin daha doğrusu kendileri haricindeki diğer tüm partilerin tasviyesi ve üretim araçlarının kamulaştırılması idi. İnsan haklarının ve çoğulcu demokrasinin küçümsenmesinin nedeni de bu asıl hedeflere varmak yerine böyle ara aşamalara takılıp kalmamak idi. Asıl hedefin art plana atıldığı düşünülüyordu.

Ancak gerek 12 eylül sonrası gerekse de sargonun anlattığı örnekteki gibi pek çok trajedi İnsan haklarının hiç de küçümsenecek bir değer olmadığını pek sosyaliste düşündürttü. tabi dilaver gibi eski anlayışında ısrar edenler de söz konusu ama gene de gözle görünür biçimde bir değişikliğin olduğu da bir gerçek.

Çoğulculuk ve insan hakları kavramlarının siyasal hayatımızda bu dönemden sonra belirginleşmeye başlaması da bu sefer pek çok insana sosyalistlerin "kendi çıkarları" açısından Evrensel İnsan Haklarını kullandığı olarak yorumlandı. Benzetme yapacak olursak AKP lilerin Kemalist baskısı altında İslami çizgiden saparak demokrasiye tutunması gibi sosyalistler de devlet baskısından korunmak için İnsan Haklarını öne çıkardı. TAYAD, İHD, Cumartesi Anneleri gibi kurum ve birliktelikleri özellikle 1990 larda görmeye başladık.

Tüm bunlar Türkiye sosyalist harketinin adını ciddi olarak duyurmaya başladığı 1960 lardan 1990 lara kadar yanlış çizgi izlediğini gösteriyor. Aradaki 30 yıl gerçek bir çoğulcu rejimi kurmak ve insan haklarına dayanan bir eğitimi ve hukuğu sağlamak için kullanılabilirdi. O döenlerde Milli Demokratik Devrim (MDD) ile kasdedilen bile bundan farklı ve sekter bir yaklaşım idi. MDD ile kasdedilen çoğulcu bir rejim ve yaygın sivil toplum örgütlerinin olduğu bir sistem değil kapitalist batı ile ilişkiye giren devleti ve meclisini zor yoluyla ortadan kaldırıp "halkın" temsilcisi olduklarını iddia eden farklı sosyalist örgüt ve partilerin ortak iktidarı idi. Bunun adına da ne ilginçtir ki "demokratik" demişlerdi. Burada anlatmak istediğim 1960 lı 70 li yıllardaki Marksist "demokratik devrim" anlayışının şu an Türkiyede oluşturmaya çalıştığımız gerçek bir çoğulcu demokrasiden çok farklı olduğudur.

Sosyalizm, özgürlükler ve demokrasi olmaksızın bir diktatörlüktür. Sadece ekonomik eşitlikçilik mutlu bir toplum oluşturmaya yetmez. Leninizm sosyalizm adına dünyaya büyük felaketler getirmiştir. Türkiyede devletin hiç bir zaman değişemeyeceği iddiası Leninizmi beslemekten başka anlam taşımaz. Tanzimattan beri toplumumuz çok büyük değişikliklere uğramıştır. Şeriattten laikliğe geçebilen bir devlet otokratik bir demokrasiden çoğulcu demokrasiye neden geçemesin? Bunlar mümkündür. Üstelik 200 yıldır avrupalı gibi olmaya çalışan bir devlet ve toplum vardır. Bundan dolayı demokratikleşmenin devlet için meşru modelleri de var idi. Bu büyük bir avantajdı. Ancak hatalı bir mücadele çizgisi yaklaşık 30 yıllık kaybımıza yol açmıştır. Devletim totaliterizmine karşı bir başka totaliterizm çözüm olmamak şöyle dursun ateş ve barutun yanyana gelmesi gibi oldu ve varolan demokratik haklar ve özgürlükler de geriledi. Ülke çok kan kaybetti.

Şimdi önümüze bakmaktan başka yapabileceğimiz bir şey yok.
Alıntı ile Cevapla
  #35  
Alt 24-04-2008, 17:02
dilaver - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
dilaver dilaver isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 28 Sep 2006
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 12.080

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

ayrıca hamam, kurna, tas ve sabun aynı kalıp yalnızca tellaklar değişince sorun nasıl bir çözüme ulaşır

* * sevgili özgür benim demek istedigim de tam da bu işte, başka bir şey degil. Aynı hamam ve aynı tas oldugu için tellakların degişmesi ile çözüme ulaşılmıyor. Burada hamam ve tas devlettir, onun militarize güçleri ile bürokrasisidir. Demokrasinin önündeki engeller bunlardır. Bu malzemeler burda bulundugu müddetçe bir şey elde edilemiyor. Mesele hamamı ve tası degiştirmektedir. Ben bunu öneriyorum, sizler ise tas ve hamam aynı yerde kalsın ama tellakları degiştirelim diyorsunuz, bunun nasıl olabilecegini ben anlmakta zorlanıyorum, anlayan beri gelsin.

* * sevgili Vgm
*
* * Atatürk ile ilgili bir şey yazdıgımı zannetmiyorum, ama her ne hikmetse bu tür tartışmalar belli ki birilerinin dini ya da milli dogmalarına aykırı düşüyor ve o zamanda hemen karşımıza Atatürk çıkarılıyor, daha ilerisi de vatan hainligi oluyor. Benim yaptıgım sadece Abd büyükelçisinin devletine verdigi raporu buraya alıntılamaktı. Kabul edersiniz ya da etmezsiniz ama tarih unutmuyor.

* * *Atatürk bu ülkenin ulusal bir degeridir, ancak unutmayalım ki onun döneminde Mustafa Suphiler öldürüldü, Nazım zindanlardan çıkamadı . Bunlar tarihsel gerçekler. Tarihin bir gün zindanda yaşayanların bakış açısından yazıldıgı dönemler de gelecek. O zaman resmi tarih yeniden yazılacak ve hakeden hakettigi yerde duracak. Atatürkün o zamanki yazımda tabu ve kutsallıklardan arındırılmış biçimde bir önder ve örgütçü olarak uygun şekilde bu tarihte yer alacagını düşünüyorum. Ama her tartışmanın içerisine Atatürk ün katılmasını da anlmakta zorlanıyorum.

* * *sevgili Cem

* * *Sosyalizm karşıtlarının iki ortak noktası var. Birincisi Lenin i Marks dan ayırma çabaları, ikincisi ise sosyalizmi Sovyet deneyimi ile özdeşleştirip eleştirilerini Sovyetler üzerinden yöneltmeleri. Ve de içi boş bir Marks yaratma çabaları. Bu ilk defa olmuyor, belli ki son olacaga da benzemiyor. Marks da devrim olmadıgını zannediyorlar ve Lenini yok ederek devrimi ortadan kaldırabileceklerini zannediyorlar.

* * *Sınıflı toplumların tarihi boyunca tarihi yaratan şey devrimler ve sınıfların mücadeleleri. Bunun başka bir örnegi görülmüyor. Tarih sınıfların mücadeleleri ile ezen ezilen çelişme ve çatışmaları ile ileriye dogru yol alıyor. Sınıflar yok oluncaya kadar da bunun böyle olabilecegi anlaşılıyor. Bugün gerek bu ülkede gerekse de dünyada kan gövdeyi götürüyor, her gün binlere varan insan hayatını kaybediyor. Bunun bir tek anlamı var; yeniden bölüşüm talepleri.

* * * Yoksulluktan bıkan, dayanamayan insanlar yeniden bölüşmeyi talep ediyorlar, buna karşın mülkiyeti ellerinde bulunduranlar mülkiyetin getirdigi parasal ve siyasal güçle bu insanların taleplerini yok etmeye çalışıyorlar. Haiti de de, Mısır da da olan budur. Irak ta da farklı bir şey yaşanmıyor, diger tüm dünya ülkelerinde. Mülk sahibi güçler bunu devlet adındaki aygıtla yerine getiriyorlar ve bu da işin hukuki tarafı oluyor. Devlet öldürünce katliam cinayet olmuyor, ama bireysel bir eylem cinayet oluyor.

* * * Şimdi temel sorun şu; bu yeniden bölüşüm nasıl gerçekleştirilecek. Bu yeniden bölüşümü gerçekleştirebilen modern diye tabir ettigimiz ileri kapitalist ülkeler var. Onlar bizlerden aldıklarını kendi ülke işçi sınıflarına vermişler ve geçici anlamda olayı izole etmişler. Onlar kendi ülkelerinde yaşayan ( mülteciler haricindeki ) emekçilerini böyle pasifize ediyorlar ama ne pahasına , bizim gibi ülkelerdeki insanların yoksullugu ve kanı pahasına. Bizler ölüyoruz, onlar ise demokrasi nutukları atıyorlar.

* * *Net bir olay yaşıyoruz hem ülkede, hem dünyada. Açlık tehlikesinden bahsediliyor, gıda krizinden bahsediliyor. Acaba dünya toprakları dünya insanlarını besleyemeyecek kadar küçük müdür, yoksa bu kıtlık yanlış üretim, yanlış kaynak degerlendirmesi ve yanlış bölüşümden mi kaynaklanmaktadır. İşte kapitalizmin bizi getirdigi çıkmaz budur. Bir tarafta bir tarım ülkesi olan Türkiyede pirinç ekimi geriletiliyor, diger tarafta var olan pirinç spekülatörlere satılıyor ve darlıktan bahsediliyor. Bir tarafta insanlar pirinç bulamıyor, diger tarafta birileri ellerinde stokladıkları pirinçi 5 misli fiyata satıyorlar ve mülk sahibi oluyorlar. Ne pahasına, insanların açlıkları, sefaletleri ve ölümleri pahasına. Dünyada 100 milyon insan ölüm sınırında. Pirinç yiyemiyor ve bir takım insanlar daha pahalı pirinç satabilmek için bu insanların ölmesini bekliyorlar.

* * *Şimdi buna nasıl formül bulacagız. Sargon yıllar evvel bu sömürüye karşı bir formül geliştirmiş ve başına gelenleri, yaşadıklarını bu başlıkta yüregimiz daralarak okuduk. Sargonun eline top tüfek, bomba vs aldıgını zannetmiyorum. O yeniden bölüşüm talep etmişti ve bu ugurda insanları örgütlemeye çalışmıştı. Başına gelenler ortada. Bu filmi biz 40 sene önce de yaşadık, bizden öncekiler 50 sene önce de yaşadı ve ilk yaşayanlar ise *bunu 1925 lerde yaşadılar. Bu cumhuriyet tarihimiz boyunca. Daha öncesi de var elbette. Demek ki 85 senedir hiç bir şey degişmiyor. Üstelik Sargonun yaşadıkları Ecevit iktidarı dönemindedir. Fazla söze gerek var mı.

* * *Sosyalistler hiç bir zaman günlük ekonomik ve akademik talepler için mücadeleyi küçümsemezler. Ancak bunu iktidar stratejisine baglı olarak yaparlar. Önemli olan üretim güçlerini harekete geçirebilmektir, bunlarla düzeni köşeye sıkıştırabilmektir. Talepler ancak böyle elde edilebilir. Önümüzde çok somut bir örnek var. 1 Mayıs olayı. Tüm dünyada , neredeyse tüm ülkelede legal olan ve bayram olan 1 Mayıs bizde hala susturulmaya çalışılıyor. Devlet tüm kurumları ile yeni bir katliama hazırlanıyor, bunu da aleni yapıyor. Çalışanlara göz dagı vermeye çalışıyor. Peki ne yapacagız, susup oturacak mıyız.

* * *Bu ülkede ufak tefek de olsa demokratik kazanımlar olduysa bu direnenler ve teslim olmayanlar sayesindedir. Şayet 98 de 10 binlerce insan Ulucanlar cezaevini sarmış olabilseydik, acaba bu katliamı gerçekleştirmeye cesaret edebilirlermiydi. Bunu yapamadıgımız için oradan ölüler çıktı ve bu bir provaydı, bunu sonra diger cezaevlerine de yaydılar. Aslında yapmak istedikleri bir gözdagı vermek idi. Yoksa 98 lerde ne ciddi bir sınıf mücadelesi ne de ciddi bir kalkışma vardı. Toplum hissizleştirilmeye çalışıldı, tepkisizleştirilmeye çalışıldı ve bunda da başarılı olundu.

Şeriattten laikliğe geçebilen bir devlet otokratik bir demokrasiden çoğulcu demokrasiye neden geçemesin * demişsin

* * * ama işte esas yanılgı da burada yatıyor. Türkiye hiç bir zaman laik olmadı, ama bu şekil kabul ettirildi. Türkiye de yeni bir devlet dini yaratılmak istendi ve herkesten buna biat etmesi istendi. Edenler iyi vatandaş oldular, etmeyenler ise suçlu. Türkiyede hep din ile oynanıldı ve bunun sancılarını bugün çekiyoruz. Diyanet denilen kurum bunun için var. Bu da aşşagıdan yukarı bir devrim gerçekleşmedigi için bu yüzden oldu. Tabanda bir kaynaşma olsaydı bugün her şey farklı olurdu.

* * *Devrim bir alt üst oluştur. Başbakanın deyimi ile ayak takımının yönetme çabasıdır. Dogrudur biz ayak takımı içerisinde yer alıyoruz ve yönetmeye talibiz, yeniden bölüşüm istiyoruz. Ayak takımına karşı olan başlar ise bu devrimin karşısında durmaya çalışıyorlar ama ne yazık ki tarih daha böyle bir engelleme ile tanışmadı. Geçici yenilgiler olabilir, geçici geri çekilmeler, geri dönüşler olabilir ama kapitalizmin şu an yaşadıgı kriz bizim önümüze iki seçenek sunuyor. Ya sosyalizm ya da ortaçag köleligi.

* * *Şunu düşünmenizi öneriyorum. 98 leri hatırlayın Türkiyenin iöçinde bulundugu toplumsal şartların panoramasını bir çizmeye çalışın. Ve şunu düşünün; Sargon ne yaptı ki bu olanları yaşadı. Devletin koruması altında bir tutuklu olması gerekirken bunlara maruz kaldı. Biz dışarıda olanlar nasıl böyle bir şeye müsaade ettik ve acaba ona yapılanların utancını yüregimizde hissedebiliyor muyuz.


* * saygılarımla

Çin'den İspanya'ya, Ümit Burnu'ndan Alaska'ya kadar
her mili bahride her kilometrede dostum ve düşmanım var
Dostlar, ki bir kere bile selamlaşmadık
aynı ekmek, aynı hürriyet, aynı hasret için ölebiliriz...

Nazım Hikmet

www.dilaverkom.blogcu.com
Alıntı ile Cevapla
  #36  
Alt 24-04-2008, 18:35
qw19 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
qw19 qw19 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 21 Mar 2008
Mesajlar: 1.406
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

" Aynı zamanda Halk Partisi nin bir baştan bir başa yeniden örgütlenmesi başladı. Eger çıkardıgım sonuçlarda yanılmıyorsam, bu yeniden örgütlenme Halk Partisi'nin faşist ilkelere dayalı bir siyaysal egitim örgütüne dönüştürecektir ve faşizmin Türkçesi Yeni Kemalizm olacaktır." ( Joseph Grew- Çalkantılı Dönem, Kırk Yılın Diplomatik Kaydı,1904-1945, sf 880 )

* * *Elin adamı bu tespitleri yapabiliyor ama biz o kadar şartlanmışız ki Kemalizme karşı bilinçsiz bir teslimiyet içerisindeyiz ki hiç bir şeyi göremiyoruz, görmemekte direniyoruz. Bu elbette nereden baktıgımıza göre degiliyor. Önemli olan gözlükler, kimin gözlükleri ile bakıyoruz. dilaver

* * * Bunun üzerine yazıyı yazdım, sözüm aynı zamanda Atatürkçüyüm, Kemalistim diyenlereydi. Gerçektende olmayan birşeyci olmak, olmayana kızmak eleştirmek bunu anlamam tabiki mümkün değil.

* * *Sevgili Cem;

* * Size gene aynı soruyu soracağım üretim ilişkileri ne olacak. Ben cevabını bildiğimden değil ama bu soruyu pas geçip üst yapı değişikliklerini değerlendirmeniz makul gelmiyor.

Selamlar.
Alıntı ile Cevapla
  #37  
Alt 24-04-2008, 20:32
mehmetcan2004 mehmetcan2004 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Apr 2008
Mesajlar: 4
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Sevgili Sargon dün sorduğum soruya cevap yazmışsın teşekkür ederim.Söylediklerinde katılmadığım yanlar.Herşeyden önce sınıflı toplumlarda devlet egemen sınıfın elinde bir şiddet aracı ise bunu muhaliflerine karşı uygulayacaktır.Sadece şiddet değil başka araçlarlada ideolojisini de geniş kitlelere mal edecek sömürüsünü meşru kılmaya çalışacaktır.Yazında "Devlet burokrasisinin arkasina gecenler simdi bir de bunu sosyalizm boyasiyla boyamaya basladilar. 110 yillik burokrasi tarihimizden nerdeyse bir de sosyalist devrimciler uretilecek. CHP'nin boyasi acik kirmizi, sosyalizmle alakasi pek anlasilmiyor. Ama oraya kan akitmaya calisanlarin renkleri de pek bir parlak kirmizi, cart kirmizi. Sitesinde bas koseye Deniz Gezmis'i koyup, utanmadan acikca irkcilik yapan Turk Solu'ndan, kendisi tutuklanirken "ordumuz yipratiliyor" diye feryat eden ama sosyalistligi ve devrimciligi hic elinden birakmayan Dogu Perincek'e, iskencecilerimi affettim, artik fasist demeyecem diye dokturen ihtiyar kurt Ilhan Selcuk'a kadar bir sosyalizm furyasidir gidiyor. Bunlarin hepsi sahte sosyalisttir. Devlet burokrasisinin destekcileridir"demişsin.Bunlar doğru tespitler ama bu çevreler zaten başından itibaren aynı ideolojik zemindeydiler bu anlamda ideolojik tutarlılıklarından bile bahsedebiliriz.Arkadaşlar basın taraması yapmışlar.Peki ben şunu sorayım İlhan Selçuk'un o dönemdeki cezaevlerine bakışı neydi?Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki o dönemde katliamlara karşı çıkmıştır kendisi ve cumhuriyet gazetesi çevresi.Belirttiğin bu çevrenin kafası karışık dğildir. Tam tersine tutarlıdırlar.Esas olarak tutarsız olan kim?İşte bu soru cevaplandırılırsa katliamların nedeni bu kadar ölümler karşısında sessizlik daha iyi anlaşılır sanıyorum Türkiye Cumhuriyeti devleti Osmanlının mirasını devralmıştır.Devlet yönetme konusunda engin bilgi ve tecrübeye sahiptir. Devlet YA DA *egemen sınıf *muhalifini ezmek için "öteki"göstermeyi başarandır.İŞTE BU BİRİKİMİ SOLUN YETERİNCE DEĞERLENDİRMEDİĞİ İNANCINDAYIM.Burada şunu sırmak istiyorum yüzlerce insan ölüme gittiği halde bugün bu olaylar unutulmuşsa, devletle hesaplaşılamamışsa hatta insanlar bu olayları kanıksamış ve devleti haklı görüyorlarsa o zaman bu beyinleri bu kadar rahat ölüme götüren hareketlerin de ideolojik yetmezliklerinden sözetmek gerekmez mi?saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
  #38  
Alt 24-04-2008, 21:34
aydoe - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aydoe aydoe isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 06 Oct 2007
Mesajlar: 3.982
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

http://arama.yore.com.tr:8081/cumhur...8/i/28CU01.jpg

Cezaevlerinde olaylara tepkiler büyüyor; hükümetin istifası istendi
Ölümler karanlık
* Ankara Ulucanlar Cezaevi'ndeki olaylar sırasında yaşamını yitirenlerin sayısı 11'e yükseldi. Koğuş işgal ettikleri ve tünel kazdıkları öne sürülen mahkûmların öldüresiye dövüldükleri iddia ediliyor. İHD Ankara Şube Başkanı Lütfü Demirkapı ''Ölen gençlerimizin yüzü o kadar tanınmayacak hale gelmiş ki 3 kez kimlik değiştirmek zorunda kaldık. Yani, ölü sandıklarımız sağ, sağ sandıklarımız ölü olabilir'' dedi.
ANKARA (Cumhuriyet Bürosu) - Ankara Ulucanlar Merkez Kapalı Cezaevi'ndeki olayların çıkış nedeni konusundaki sis perdesi dağılmadı. Olayda ölen 11 kişinin otopsisine avukatların alınmaması kuşkulara neden olurken, avukatlardan Zeki Rüzgâr , olaylarda ölen ve yaralananlara bakıldığında, çatışmadan çok, tutuklu ve hükümlülere yönelik bir saldırı olduğunun görüldüğünü söyledi. Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile görüşen İHD Ankara Şube Başkanı Lütfü Demirkapı , ölenlerin yüzünün tanınmayacak hale geldiğini kaydederek ''Ölen gençlerimizin yüzü o kadar tanınmayacak hale gelmiş ki 3 kez kimlik değiştirmek zorunda kaldık'' dedi. Kızılay'da toplanan bine yakın tutuklu ve hükümlü yakını ''hükümetin istifasını'' istedi.

Ankara Ulucanlar Merkez Cezaevi'nde gerekçesi açıklanmayan bir nedenle siyasi tutuklu ve hükümlülere düzenlenen operasyon sonucu ölenlerin sayısı 11'e yükseldi. Operasyonla ilgili resmi bir açıklama yapılmazken tutuklu ve hükümlülerin ''koğuş işgal ettikleri'', ''tünel kazdıkları'' gibi gerekçeler öne sürüldü. Pazar günü saat 03.00'te başlayan, 11 kişinin öldüğü, çok sayıda yaralının bulunduğu olaylar sonrasında Ulucanlar Cezaevi dünü sakin geçirdi. Yaralılardan Feyzullah Koca yaşamını yitirirken, öldüğü açıklanan Erkan Özkan 'ın yaralı olduğu, ölen kişinin İsmet Kavaklıoğlu olduğu öğrenildi. Ölenlerin otopsisi konusunda da kuşkulu açıklamalar yapıldı. Keçiören'de, Adli Tıp Kurumu'ndaki otopsi çalışmalarına alınmayan avukatlar uygulamaya tepki gösterirken, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Merkez Yürütme Kurulu üyesi avukat Vedat Aytaç , avukatlar olarak gözlemci sıfatıyla otopsiye katılmak istediklerini, savcı Musa Türkaya 'ya istemlerini bildirdiklerini, ancak savcının ''alınmayacak'' talimatı verdiğini kaydetti. Aytaç şöyle konuştu:

''Savcı karar vermeye yetkili, ancak gerekçe olarak 'Yasada bir hüküm yok' diyor. Ölenlerin yakınlarının kimlik tespitinde bulunması yasaya uygun. Avukatlar için ise yasal bir düzenleme yok. Çeşitli iddiaların gündemde olduğu bir durumda, bizce avukatların otopsiye katılması gerekir.'' ÇHD üyesi avukat Zeki Rüzgâr da olaylarda ölen ve yaralananlara bakıldığında bir çatışma değil, doğrudan saldırıya maruz kaldıklarının görüldüğünü söyledi.

Hükümete istifa çağrısı
Tutuklu ve hükümlü yakınlarıyla demokratik kitle örgütü temsilcileri dün cezaevindeki katliamı protesto etmek üzere gerçekleştirdikleri eylemde hükümetin istifasını istediler. Yurt genelinde yaşanan ve Ulucanlar Cezaevi'nde 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylar nedeniyle dün Numune Hastanesi'nde bekleyen tutuklu ve hükümlü yakınları öğle saatlerinde yürüyerek Kızılay'a geldiler. Tutuklu yakınları, ''Zindanlar boşalsın, tutsaklara özgürlük'' , ''Anaların öfkesi katilleri boğacak'' , ''Katil devlet hesap verecek'' , ''Devrim şehitleri onurumuzdur'' ve ''Faşizmi döktüğü kanda boğacağız'' sloganları attılar.

Demokratik kitle örgütleri, siyasi partiler ve sendikalar adına yapılan ortak açıklamada, Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde yaşananların katliam olduğu belirtilerek ''11 insanın vahşice öldürülmesinden ve onlarca insanın yaralanmasından hükümet sorumludur'' denildi. Devletin yeni oyunlar peşinde olduğu belirtilen açıklamada, ''Yaklaşık bir aydır tutuklu ve hükümlü yakınları, İHD ve ÇHD, Adalet Bakanı, Ceza ve Tevkifevleri Müdürlüğü ve cezaevi idaresi nezdinde görüşme taleplerinde bulunarak, sadece tutuklu ve hükümlülerin yatma sorununu çözmeye çalıştılar. Fakat ilgili makamlardan olumlu hiçbir yanıt alınamadı'' denildi.

Bayrampaşa Cezaevi'nde geçen hafta meydana gelen ve 7 kişinin ölümüyle sonuçlanan mafya hesaplaşmasının, devletin cezaevleri politikasını gözler önüne serdiği ve devletin acizliğini bir kere daha kanıtlayan bir biçimde gerçekleştiği belirtildi. Açıklamada şunlar kaydedildi:

''Devlet bu acizliğini örtbas etmek, cezaevleri politikalarının meşruluğunu yaratmak, kendini haklı çıkarmak için faturasını birilerine çıkarmak zorundaydı. Ve Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde talepleri sadece kaldıkları koğuşta insanca yatabilmek olan masumane ve insancıl talepleri nedeniyle tutuklu ve hükümlülere vahşice saldırarak 11 insanın yaşamını ve onlarca ağır yaralı insanı, çıkarması gereken faturaya bedel biçti. İnsan hakları paketinden söz edenler siyasi tutuklu ve hükümlülere ilaç dahi vermezken, çetelere uyuşturucu ve silahlar içeri nasıl sokulabilmektedir? Cezaevlerinin bazı koğuşları nasıl lüks otellere dönüştürülebilmektedir? Devlet yetkilileri asıl bu konularda kamuoyuna açıklamalar yapmalıdır. Cezaevinde olmayan tüneli, silahları, olmayan isyanı ve olmayan insan haklarını tüm kamuoyu bilmektedir.''

''Devrim şehitleri için'' eylemciler 1 dakikalık saygı duruşunda bulundular. Bir tutuklu annesi ''Çocuklarımızın hesabını soracağız. Kanımızın son damlasına kadar... Onurlu insanlar bunun hesabını sormalıdır'' diye konuştu. Araştırmacı-yazar Doç. Fikret Başkaya ve ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Yıldırım Kaya da eylem yerine gelerek tutuklu yakınlarına destek verdiler. Açıklamanın ardından seçilen heyet, Adalet Bakanlığı önüne siyah çelenk bırakmak için eylem alanından ayrıldı. Ancak Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, heyet ile görüştü.

Heyetin dönüşünü bekleyen tutuklu yakınları ise Güven Park'ta oturarak alkışlarla olayı protesto ettiler. Eylemcilerin taşıdıkları ''Hücre tipi insanlık suçudur. Öleceğiz, teslim olmayacağız'' pankartları dikkat çekti. Aşırı sıcağın da etkisiyle bir tutuklu annesi baygınlık geçirdi.

Zılgıt ve alkışlarla hükümeti protesto eden eylemciler, bazı basın mensuplarıyla tartıştılar.

Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk ile görüşen heyetin içinde yer alan İHD Ankara Şube Başkanı Lütfü Demirkapı, görüşme sonrasında ailelere bir açıklama yaptı. Türk ile görüşmesinde cezaevlerindeki sevk ve operasyonların derhal durdurulmasını istediklerini belirten Demirkapı, başka yerlere sevk edilen tutuklu ve hükümlülerin yerlerinin ise ailelerine bildirilmesi yönünde taleplerini ilettiklerini kaydetti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın, Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) avukatlarının ölen tutuklu ve hükümlülerin Adli Tıp'ta yapılan otopsilerine katılmalarını reddettiğini ifade eden Demirkapı, ''Bakan, ÇHD avukatlarının söz konusu durumu için sulh ceza mahkemesine itirazda bulunabileceklerini belirtti. Sanırım, avukatlarımız otopsiye katılabilecekler'' diye konuştu. Ölen tutuklu ve hükümlülerin yüzünün tanınmayacak hale geldiğini kaydeden Demirkapı, şöyle konuştu:

''Ölen gençlerimizin yüzü o kadar tanınmayacak hale gelmiş ki 3 kez kimlik değiştirmek zorunda kaldık. Yani, ölü sandıklarımız sağ, sağ sandıklarımız ölü olabilir. Bakan'a 'Bir koğuş talebi için bu kadar olayın yaşanmasına gerek var mıydı' diye sorduğumuzda, kendileri, içeriden silahla karşılık verildiğini ve üzerlerine düşeni yaptıklarını söyledi.''

Görüşmede, tutuklu ve hükümlü yakınlarının Numune Hastanesi'ndeki yaralılarını belirli periyotlarla ziyaret etmelerinin de sağlandığını belirten Demirkapı, Adalet Bakanı'nın ve hükümetin istifasını istedi. Basın açıklamasının bitiminden sonra oturma eylemi yapan grup dağıldı. Grubun bir kısmı Numune Hastanesi'ndeki yakınlarını ziyaret etmek üzere hastaneye gitti

* ****** * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * ********* * * * * * * * * * * * * * *********

Tepkiler sürüyor

'Başbakan ve Adalet Bakanı
istifa etmeli'

* Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Ali Ersin Gür, cezaevinde planlı katliam yapıldığını öne sürdü. ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç, devletin otoriteyi sol mahkûmları öldürerek sağlamaya çalıştığını savundu. CHP, yaşanan olaylar karşısında yetkililerin seyirci kaldığını belirterek Adalet Bakanı'nı istifaya çağırdı.
Haber Merkezi - Yurt genelinde cezaevlerinde yaşanan ve Ulucanlar Cezaevi'nde 11 kişinin ölümüyle sonuçlanan olaylarda hükümet sorumlu tutulurken Adalet Bakanı'nın istifası istendi. Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı Ali Ersin Gür , cezaevinde planlı ve programlı katliam yapıldığını söylerken CHP, cezaevlerinde yaşanan olayları izlemek amacıyla komisyon oluşturdu. DİSK Genel Sekreteri Murat Tokmak ve Limter-İş Genel Başkanı Kazım Bakış cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin can güvenliklerinin devlete emanet edildiğini vurgulayarak Adalet Bakanı'nın istifa etmesini, sorumluların da acilen belirlenmesini istediler. İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Başkanı Hüsnü Öndül , Ulucanlar Cezaevi'nde 2 Eylül'den bu yana sorun yaşandığını belirterek, tünel olmadığını, Adalet Bakanlığı'nın ''yalan'' söylediğini savundu. Öndül, Ulucanlar'da yaşanan sorunun nedenini şöyle anlattı:

''5. koğuşta 120 kişi kalıyor, o koğuşun kapasitesi en fazla 60 kişi. 5. koğuştaki tutuklulardan bazıları bitişikteki adli mahkûmların bulunduğu 7. koğuşun duvarını delerek girdiler. 2 Eylül tarihinde, 'Biz burada kalacağız. Bize koğuş tahsis edin' dediler. Çünkü mart ayından beri 5. koğuştakiler bir yatağı ya çift kişi paylaşmak zorunda ya da nöbetleşe uyumak zorundalar. Havaların iyi olması nedeniyle yazın nöbetleşe dışarda yattı bu insanlar.''

İdarenin 13 tane koğuşu bulunduğunu belirten Öndül, ''İdarenin yapması gereken, bazı koğuşlarda 5 kişi kalıyor, o 5 kişiyi başka yere alıp siyasileri o tarafa geçirmekti. 20 günden beri sorun devam ediyor. En son 23 Eylül'de İHD Ankara Şube Başkanı, Cezaevleri Genel Müdürü'nün bilgisi altında cezaevine gitti, yönetimle bu tutuklular arasında görüşmeler yaptı. 15-20 güne kadar problemin çözülebileceği konusunda anlaşma sağlandı. İdare çeşitli gerekçelerle düzenleme yapamadı'' diye konuştu. Olayların yönetim beceriksizliğinden kaynaklandığını belirten Öndül, ''Sorunu öldürerek çözmeye dönüştürmek.. dolayısıyla devlet böylece otoritesini sağlamış oluyor. Düzenleyici, insanların haklarına saygılı devlet fonksiyonunu icra etmek yerine öldürmek, yok etmek suretiyle problemi çözdüğünü sanıyor'' dedi.CHP, yaşanan olaylar karşısında yetkililerin seyirci kaldığını belirterek, Adalet Bakanı'nı istifaya çağırdı. CHP, cezaevlerinde yaşanan olayları izlemek amacıyla bir komisyon oluşturdu. Başkanlığını Genel Sekreter Yardımcısı Bekir Yurdagül 'ün yaptığı komisyonda, MYK üyeleri Algan Hacaloğlu, Orhan Veli Yıldırım ile PM üyeleri Fuat Çay, Sabri Ergül, Demet Işık, Esin Fatma Temel görev aldı. Yurdagül, komisyon adına dün yaptığı açıklamada, demokrasi geleneğinin, hukuk devleti anlayışının bir kez daha yara aldığını ve iç barışın bir kez daha kanadığını söyledi. Yurdagül, şunları söyledi: ''Cezaevinde huzuru ve can güvenliğini sağlamakla yükümlü olanlar ne yazık ki olayların önüne geçememişler, bir tür yargısız infaz görüntüsüne dönüşen şiddet uygulamasına seyirci kalmışlardır. Bu olaylar ülkemizde infaz sisteminin çökmüş olduğunun en son kanıtıdır. Ne yazık ki Adalet Bakanlığı ülkemizde insan haklarına saygılı bir yargı ve infaz sisteminin kökleşmesine öncülük edememektedir. Sayın Bakan söylem ve icraatı ile olayların ve çağın gerisinde kalmıştır. Olayların bu noktaya gelmesinde en üst düzeyde sorumluluk taşıyan Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk' ü derhal istifaya davet ediyoruz.''

ÇHD Genel Başkanı Ali Ersin Gür , ''Bayrampaşa'da mafyanın kendi iç hesaplaşmasına ses çıkarmayan yönetim, hükümet, siyasi düşüncelerinden dolayı içeride bulunan insanlara karşı bırakın öyle bir hoşgörü göstermeyi, bunlara karşı cinayet işlemiştir'' diye konuştu.

DİSK Genel Sekreteri Murat Tokmak , ''Mahkûmların silah kullanmış olması bir gerekçe olarak kabul edilemez. Cezaevi yönetimlerinin görevi silahların cezaevine girmesini engellemektir. Kendi görevlerini yapmamış veya yapamamış olanların, bu kusurları sonucunda ortaya çıkan bir durumu, sınırsız şiddet uygulamaya gerekçe olarak kullanmaları kabul edilemez'' dedi.

ÖDP Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç da, ''Cezaevlerindeki mafya mensuplarına elini süremeyen, onların her türlü faaliyetine göz yuman ve imkân sağlayan devlet, otoritesini sol mahkûmları öldürerek sağlamaya çalışıyor. Çeteleri, işkencecileri insani nedenlerle affetmeye kalkışan Ecevit ailesi ve hükümeti, siyasi nedenlerle cezaevlerinde olanların da insan olduklarını bilmelidir'' diye konuştu.

* ******** * * * * * * * * * * * * * * * * * * * **********

65 gardiyan rehin tutuluyor
Bayrampaşa, Ümraniye, Gebze, Bartın, Bergama, Çanakkale, Aydın, Buca, Bursa ve Çankırı cezaevlerindeki protesto ve rehin alma eylemleri sürüyor. Mahkûmlar Ulucanlar Cezaevi katliamının sorumlularının cezalandırılıp nakillerin durdurulmasını istiyorlar.
Haber Merkezi- Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevi'nde önceki gün düzenlenen operasyon sonucu 11 siyasi tutuklu ve hükümlünün öldürülmesi üzerine Bayrampaşa, Ümraniye, Gebze, Bartın, Bergama, Çanakkale, Aydın, Buca, Bursa, Çankırı cezaevlerinde başlayan protesto ve rehin alma eylemleri sürüyor. PKK davası tutukluları dışındaki sol görüşlü hükümlü ve tutukluların gerçekleştirdikleri eylemlerde 65 cezaevi görevlisi rehin tutuluyor. Ankara Ulucanlar Kapalı Cezaevi olay sonrası sakinleşirken ölümleri protesto etmek için merkez ve diğer cezaevlerinde başlatılan eylemler sürüyor. İstanbul'da Bayrampaşa Cezaevi'nde bulunan Cezaevi Merkezi Koordinasyonu ile avukatlar ve savcılığın görüşmeleri sürüyor. ''Katledilen arkadaşları üzerinden pazarlık yapmayacaklarını'' belirten siyasi tutuklu ve hükümlülerin istemleri şöyle:

* Yapılan operasyonun sorumluları halka açıklansın, sorumlular açığa alınsın.

* Hastanelerde tedavi gören siyasi tutuklu ve hükümlülerin tedavileri avukatlarının nezaretinde yapılsın.

* Sürgüne gönderilen siyasi tutuklu ve hükümlüler derhal Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'ne geri getirilsin.

Dört gardiyanın rehin tutulduğu Bayrampaşa Cezaevi'nin çevresinde panzer desteğinde güvenlik önlemi alan Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü polisleri, tutuklu yakınları ile araçları bölgeye sokmuyor. Bayrampaşa Cezaevi Hastanesi'nin önünde bekleyen tutuklu yakınları, hükümeti suçlayarak, ''Marmara depreminde gerçek yüzleri ortaya çıkanlar, çetelere ve mafyaya karşı elleri kolları bağlı kalanlar, gündemi değiştirmek için silahsız, savunmasız evlatlarımıza saldırdı'' diye konuştular.

Ümraniye Cezaevi'nde siyasi tutuklular 14 gardiyanı rehin tutarken koğuş pencerelerinden, ''Yaşasın Ulucanlar direnişimiz'' ve ''Cesaretiniz varsa gelin'' yazılı pankartlar açtılar. Siyasi tutuklular gün boyu slogan atarken 3 panzer eşliğinde yüzlerce polis sıkı güvenlik önlemlerinin alındığı cezaevi önünde tutuklu yakınlarına müdahale etti.

Eyleme destek vermek amacıyla alkış tutan tutuklu ve hükümlü yakınlarından 3 kişiyi gözaltına alan polis, aileleri cezaevi önünden uzaklaştırdı.

Ümraniye Cezaevi'ne dün saat 13.00'ten sonra itfaiye araçları, özel timler, ambulanslar sevkedilmesi üzerine başlayan hareketlilik, ''Operasyon olacak mı?'' sorusunu gündeme getirdi. Cezaevinden saat 15.00'de ayrılan terörle mücadeleden sorumlu emniyet müdür yardımcısı Atilla Çınar , operasyon söylentilerini yalanladı.

Gebze Cezaevi'nde de 2 müdür yardımcısı ile 2'si kadın 18 gardiyanın rehin alınmasıyla başlayan gerginlik devam ederken, siyasi tutuklu ve hükümlülerin dün 2'si kadın 5 gardiyanı serbest bıraktığı öğrenildi.

Bergama Cezaevi'nde C-3 ve C-4 koğuşlarında kalan tutuklu ve hükümlü 118 kişinin rehin alma eylemi devam ediyor. Rehin alınan Nejat Erken, Erdal Karaca, Gazanfer Çağlayan, Ferhat Yener ve Şeref Yatar adlı infaz koruma memurlarının sağlık durumlarının iyi olduğu bildirildi.

100 siyasi tutuklu ve hükümlünün bulunduğu Buca Cezaevi'nde ise durumun sakin olduğu bildirildi. Cezaevi Savcısı Yaşar Aslan , olayların başlamasıyla birlikte aldıkları önlemler sayesinde cezaevinde kalan tutuklu ve hükümlüler tarafından rehin alma olayı gerçekleşmediğini söyledi.

Aslan, tutuklu ve hükümlülerin yaklaşık 1.5 aydır ''sayım vermeme' ' eylemine devam ettiklerini belirtti.

Aydın E Tipi Cezaevi'nin 2 koğuşunda kalan terör suçlusu 42 tutuklu ve mahkûmun başlattığı sayım vermeme eylemi de sürüyor.

Aydın Cumhuriyet Başsavcı Vekili Nevzat Turgut , cezaevindeki son durum ile ilgili olarak şunları söyledi:

''Cumartesi gece yarısından sonra mahkûmlar sayım vermemeye başladı. Tutuklu ve hükümlüler sayımı engellemek amacıyla 2 koğuşun kapıları önünde barikat kurarak girişleri engelliyor. Her türlü olaya karşı cezaevi içinde ve dışında sıkı güvenlik önlemleri aldık. Mahkûmlar yemek saatlerinde yemekhaneye çıkmıyor. Koğuşlarda bulunan yiyecekleri kullanıyorlar. Sağlık tedbirlerini arttırdık. Rehin alma olayı yok.''

Bartın Özel Tip Kapalı Cezaevi'nde A3 Koğuşu'ndaki DHKP/C terör örgütü üyesi 42 tutuklunun Ankara Ulucanlar Cezaevi'ndeki olayı protesto amacıyla Aydın Pek, Faik Hotalak, Hikmet Candemir, Ali Top, Baki Tan, Mustafa Yılmaz ve Ahmet Durmuş' u rehin almışlardı.

* * * * * * * * * * * * * * * * ************ * * * * * * * * * * * * * * * * * ************

GÜNDEM
MUSTAFA BALBAY
Bayrampaşa'dan Ulucanlar'a...
İstanbul Bayrampaşa Cezaevi'nde meydana gelen olayların soruşturması başlamadan, Ankara Ulucanlar Cezaevi patladı. İki olayın meydana geliş biçimi, öncesi ve sonrasında yaşananlarda büyük farklılıklar dikkati çekiyor.

Şu ikilemle karşı karşıyayız:

Ya yönetimde büyük bir irade dağılması var ya da son derece planlı gelişmelerle karşı karşıyayız.

Biri ötekinden ürkütücü...

Bayrampaşa'da cezaevi içindeki iki grup kapışmış, en güvenli düello yeri olarak idari bölüm seçilmiş, silahlar patlamış, 7 kişi yaşamını yitirmişti. Çatışmalar sırasında cezaevi yönetimi taraflara şu çağrıyı yapmıştı:

- Lütfen çatışmayı bırakıp masaya oturun...

Ulucanlar'da sabaha karşı 03.00'te ''tünel ihbarı'' alınıyor, koğuşlara girilmek isteniyor, direnişle karşılaşılıyor, ardından olanlar oluyor. Dün öğle saatlerinde ölü sayısı 11'e çıkmıştı. Otopsi sonucunda ölenlerin büyük çoğunluğunun ''darp'' nedeniyle yaşamını yitirdiği ortaya çıktı.

İki ölüm nedenini alt alta koyalım:

Birinde cezaevindekiler çatışıyor, yönetim seyrediyor.

Ötekinde yönetim koğuşlarla ilgili aldığı bir ihbarın ardından içeri giriyor. Ölü ve yaralı sayısı içeri nasıl girildiğini ortaya koyuyor.

Her iki cezaevinde de olaylar sonrası yapılan aramada çok sayıda silah bulunuyor. Silahların içeri nasıl sokulduğu bir türlü ortaya çıkarılamıyor. Bayrampaşa için yerleşik kanı şu:

Mafya içeride bir düzen kurdu. Bu düzenin korumalığını da cezaevi yönetimi yapıyor. İçeriye silah, esrar, para giriş-çıkışı düzenli bir şekilde yapılıyor. Tarifeler, alım-satımlar o kadar düzenli ki devlet maliyesi yanında bakkal defteri kalır!

Ulucanlar Cezaevi'nde de silah çıkıyor. İddiaya göre, olaylara karışanların tümü örgüt elemanı. Oraya silahlar nasıl girdi?

Geçen hafta boyunca yaşananlar gösteriyor ki, cezaevlerinde sorun içeride değil dışarıda.

Tünel nerede?
İki cezaevini karşılaştırmayı bir tarafa bırakıp, Ulucanlar'a gelirsek... Olayla ilgili bilgiler çelişki dolu. Haber önce şöyle yayıldı:

Güvenlik güçleri tünel ihbarını değerlendirmek isteyince olay çıkmış...

Bu gibi durumlarda olay yatıştıktan hemen sonra tünel gazetecilere gösterilirdi. Bu kez böyle bir durum yok. Yöneticiler, ''tünel nerede'' sorusuna, ''Haa evet, onunla ilgili ayrıntılı açıklama daha sonra yapılacak'' karşılığını veriyorlar.

İkinci çengelli soru, ölenlerin üzerindeki yaralar. Öncelikle şunu anımsatalım; cezaevlerindeki kişiler devletin koruması altındadır. Mafya üyesinden katiline, siyasi suçludan hırsıza kadar devlet cezaevine koyduğu tüm hükümlülerin can güvenliğinden ve sağlıklı olmasından sorumludur. Ulucanlar'da yaşananlar bu ilkeyle çelişiyor.

Siyasi tutuklu ve hükümlülerin bulunduğu cezaevlerinde farklı yakınmalar da var. Örneğin, bir kişi tutuklu olarak bu koğuşlara geldiğinde orada kim hâkimse onun kontrolü altına girmek zorunda. Kimi aileler, çocuklarının cezaevlerinde militanlaştığını söylüyorlar. Bunlar olayın bir yüzü. Öteki yüzü, devletin sorumluluğu. Diyelim ki Ulucanlar Cezaevi'ndeki tutuklu ve hükümlüler gerçekten de tünel kazdılar ve içeri güvenlik gücünün girmesini istemediler. Orası dağ başı değil, devletin kontrolü altında. Çevrede geniş güvenlik önlemleri alarak ve Bayrampaşa'daki mafya üyelerine yapıldığı gibi çağrıda bulunarak bir çözüm aranamaz mıydı?

Yazının başındaki saptamaya dönersek, bu yapılanlar ya irade dağılmasının ürünü ya da cezaevlerindekiler 'korunacak-yok edilecek' gibi öngörmeye bile dilimizin varmadığı bir ayrımla karşı karşıya...

TBMM 1 Ekim'de açılıyor. Hemen ardından af konusu gündeme gelecek. Cumhurbaşkanı'ndan dönen af, son yaşanan olayların gölgesinde tartışılacak. Yargının hukukçulara değil de siyasetçilere teslimi halinde neler olabileceğini yaşayarak görüyoruz.

Af yasası nasıl çıkacak, şu aşamada kestirmek olanaksız. Hükümet ortaklarının o andaki anlaşma duygusunun karşılıklı izdüşümünün ortak yansımalarındaki sınırsız uyuma bağlı...

Ancak şu gerçek ki, son bir hafta içinde cezaevlerinde meydana gelen olaylar affedilmez yönetim hatalarıyla dolu.. * * * * * * * * * * *

* * * * * * * * * * ********** * * * * * * * * * * * * * * ************* * * *

POLİTİKA GÜNLÜĞÜ
HİKMET ÇETİNKAYA
Devlet İnsan Öldürür mü?..


Başbakan Bülent Ecevit , ABD'ye giderken Brüksel'de gazetecilere, Ankara Ulucanlar Merkez Cezaevi'nde 11 kişinin ölümüyle ilgili gelişmeler konusunda şu saptamayı yaptı:

''Devlet, otoritesini cezaevlerine yerleştirecek!..''

Aynı saatlerde İstanbul Bayrampaşa , Ümraniye, Çankırı , Aydın, Bartın , Bergama, Çanakkale , Gebze cezaevlerinde de eylem başlamış, tutuklu ve hükümlüler çok sayıda gardiyanı rehin almıştı...

Benim kafamda ise Ecevit'in şu sözleri dolaşıyordu:

''Bunlar cezaevi nakillerine ve aramalara karşı eylemler. Aslında devlet son günlerde, cezaevlerinde otorite sağlamak için ciddi bir atılıma girmiş durumda...''

Devlet bir aygıt değil midir?

Bu aygıtı işletmek ise siyasal iktidarın işidir...

Cezaevlerinin içinde bulunduğu durum, ilkelliğin bir fotoğrafını oluşturuyor...

Çeteler, mafyanın tetikçileri, hırsızlar, soyguncular cezaevlerini bir 'rant' merkezine dönüştürmüş durumdalar...

Silah, eroin, esrar, cep telefonundan elde edilen 'avanta' 5 trilyon liralık döviz cezaevinde ele geçince acaba Başbakan Ecevit ne düşündü?..

Sanırız devlet aygıtının işlemediğini...

Bence devlet aygıtı elli yıldır işlemiyor; Türkiye ilkellik çemberinden bir türlü kurtulamıyor...

Diyelim ki, Ankara Ulucanlar Merkez Cezaevi'nde isyan çıkaran tutuklu ve hükümlüler ortalığı yakıp yıktılar, güvenlik güçlerine saldırdılar; devlet aygıtı, tutuklu ve hükümlüleri öldürmek için mi hareket edecek?..

Türkiye'nin sadece son on yılına baktığımızda, terör suçlarından cezaevlerinde yatan tutuklu ve hükümlülerin susturulmak için öldürülmüş olduklarını görüyoruz...

3 Ağustos 1989' da Aydın E Tipi Cezaevi'nde nakiller sırasında öldürülen Mehmet Yalçınkaya ve Hüseyin Hüsnü Eroğlu 'nu bugün kaç kişi anımsar?..

Diyarbakır ve Buca cezaevlerindeki o öldürme olaylarını acaba Başbakan Ecevit bugün neden unuttu?..

***

Cezaevlerinde eylem yapanların suçu ne olursa olsun, devlet onları korumak zorundadır...

Devleti çeteden ayıran, hukuk kurallarına bağlılığıdır. Çetenin bir kuralı yoktur. Oysa devletin vardır. Devlet, başta anayasa olmak üzere, evrensel bildirgelere bağlıdır.

Cezanın amacı yalnızca cezalandırmak değildir. Aynı zamanda suçluyu topluma kazandırmaktır.

Eğer devlet devletse, hükümlü ve tutukluların birer insan olduklarını unutmaz...

Hapis yatanlar bilirler; cezaevine atılan sanık, toplum ve devlet tarafından 'düşman' görülür. Üzerine kapanan demir sürgülü kapı, özgür ve uygar dünyayla arasına duvar örer!..

Cezaevlerinde kaçakçılara, çetelere, devleti soyanlara ayrıcalıklar tanınır; onların, dışarıdaki düzenlerini içeriye taşımalarına olanak sağlanır...

Bu düzen, askeri dönemlerde de yaşanır, sivil dönemde de...

12 Eylül 1980 sonrası söylenen bir sözü anımsatalım hemen:

''Asmayalım da besleyelim mi?''

O, ''Asmayalım da besleyelim mi'' görüşü, bugün şöyle değiştirilmiştir:

''Öldürmeyelim de besleyelim mi?''

Bu anlayış, çağın insancıl hukuk anlayışıyla bağdaşmaz...

***

Bugün cezaevine mafyanın tetikçileri egemen...

Onlar Bayrampaşa'da kendi aralarında hesaplaşıyorlar. Müdürün odası önüne, yedi kapıyı açıp gelenler birbirlerini kırıyorlar...

Devlet bir aygıttır...

O aygıtı kullanan siyasal erk, cezaevlerinde katliam yapamaz, çete gibi davranamaz...

Gazetelere bakıyorum, televizyonları izliyorum...

Ankara Ulucanlar Merkez Cezaevi'nde 11 kişi öldürüldü...

Neden, niçin?..

Türkiye demokratik bir hukuk devletiyse Başbakan Bülent Ecevit, Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk bu soruya yanıt vermelidir...

Çetenin bağlı olduğu bir kural yoktur, devletin ise vardır!..

Devlet, cezaevlerinde otorite kurmak için tutuklu ve hükümlü öldürmez!

Eğer siyasal erk, cezaevlerini 'terörün kaynağı' olarak görüyorsa suçu kendinde aramalıdır!..

''asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek,aklın ve ilmin gelişimini inkar etmek olur''
Alıntı ile Cevapla
  #39  
Alt 24-04-2008, 22:38
sargon - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
sargon sargon isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Onur Üyesi
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
 
Üyelik tarihi: 01 Aug 2005
Bulunduğu yer: Isvicre
Mesajlar: 6.665

Onur Üyeliği Başarı Ödülü Başarı Ödülü 

Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

aydoe, Cumhuriyet gazetesinin o donem yazdiklarini sayende okumus olduk. Sunu belirteyim ki, Cumhuriyet gazetesi Ulucanlar sirasinda da daha sonraki olum oruclari sirasinda da diger medyaya gore cok daha ilerici bir cizgi tutturdu. Ozellikle Oral Calislar bu konuda cok duyarli idi, defalarca cezaevlerini kosesinde yazdi. Ve cok da dogru noktalardan yaklasiyordu. Bunun disinda yukardaki yazilardan da anlasilacagiz uzere Mustafa Balbay ve Hikmet Cetinkaya gibi bazi yazarlar devlet tarafindan yapilan propagandanin etkisi ile olayi pek kavrayamamislarsa da yinede demokrat bir tutum almaya calismislardi. Ama asil olarak Cumhuriyetin haber yazilarini hazirlayanlar daha objektiflerdi.

Benim sahte "sosyalizm cigirtkanligi ile gerceklerin catismasi" sozlerim uzerinden Ilhan Selcuk'u, Dogu Perincek'i, ve bilumum orduyu devrimci ilan edenleri elestirmem baska bir konudur. Burda kastedilen sey aciktir. Hem devrimcileri katledip, hem de devrimci olunamaz. Bu sanirim acik bir konu.

Mehmetcan arkadasin soylediklerini ve sorularini ise tam olarak anlamadim. Tutarlilik tutarsizlik tartismasindan cikarak bir takim elestiriler getiriliyor ama ben acikcasi henuz anlayamadim.

"Daha önce ben televizyona bakıyordum, şimdi televizyon bana bakıyor
Mısırlı bir gösterici
http://sargon.blogcu.com/
Alıntı ile Cevapla
  #40  
Alt 24-04-2008, 23:26
mehmetcan2004 mehmetcan2004 isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Aday Üye
 
Üyelik tarihi: 18 Apr 2008
Mesajlar: 4
Standart Re: Canlar ve Ulucanlar

Merhaba sevgili Aydoe, cumhuriyet gazetesindeki yazıları yayınladığın için.Sevgili Sargon"Mehmetcan arkadasin soylediklerini ve sorularini ise tam olarak anlamadim. Tutarlilik tutarsizlik tartismasindan cikarak bir takim elestiriler getiriliyor ama ben acikcasi henuz anlayamadim."diye yazmışsın.Yazımın son cümlelerinde soru olarak sordum aslında.Kafa karışıklığı içinde olan cumhuriyet gazetesi, doğu perinçek ve türk solu çevresi değildir.Bu çevreler başından beri aynı şeyleri söylüyorlardı.Kendi içinde tutarlı olduklarını söylüyorum.Sosyalizm değildi savundukları bir çeşit ittihatçı ideolojinin versiyonuydu bu hareketler.Bunu da açık açık söylüyorlardı.Ama cezaevleri direnişi sırasında o kadar beyin ölüme gitmişse başka bir ülkede olsa belki yer yerinden oynayacakken bu gün geniş kitleler nezdinde bu ölümlerden dolayı devlet nerdeyse haklı görülüp olayın üstüne örtü çekilmişse, kafa karışıklığı esas kimde diye soruyorum.Cezaevleri direnişini yöneten hareketlerin basiretsizliklerini ,ideolojik yetmezliklerini ,kendilerine de bulaşmış ittihatçı ideolojiyi masaya yatırmaları gerekmez mi?Devlet öldürmüştür evet.Ama insanlar bu kadar rahat pervasızca öldürülüyorsa bu hareketlerin de kendilerine pay çıkarmaları gerekir diyorum.saygılarımla
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 11:59 .