Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 01-01-2019, 19:21
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart Evrimsel Düşünmek !...

Evrimsel düşünebilir misiniz?
Bu da ne demek derseniz, şöyle ki;

İnsanlar, inançsal, ideolojik, siyasi olarakta düşünebilirler.
İdeolojik düşünce, (ideolojik taraf)
Siyasi düşünce, (siyasi taraf)
İnançsal düşünce. (inançsal taraf)
Evrimsel düşüncede bunların hiç birine "taraf" olmadan düşünmek demektir. Yani tarafınızın Doğa olduğu düşünce ki, Evrimsel düşünce bu demektir.

Doğadan taraf olabiliyorsanız, Evrimsel düşünmek hiçte zor değildir, çok rahat Evrimsel düşünebilirsiniz.

Şimdi yazacaklarım uzun olacak, lakin benim açımdan keyifli de olacak, meselelere farklı bir açıdan bakmak, her zaman iyidir, ufuk açarlar, hep aynı şeyleri duymak söylemek sıkıcıdır, tekrarlar bunaltıcıdır, gurur okşanması yanıltıcıdır.
Okumaya da meraklıysanız çayınızı kahvenizi alın, zira "Evrimsel düşünmek" nasıl olur, onu örneklemeye çalışacağım.

İyi okumalar.
- - - 0 - - -


Matematik Şeytan işidir!
Arap dünyasında veya İslam dünyası denen dünyada, Gazali böyle ferman buyurunca, İslam dünyasın da, daha doğrusu zamanının bilim dünyasın da (o zamanlar bilim Araplardan soruluyordu) büyük bir kırılma ve ardından da kopuş meydana geldi. Bugünün biliminin temellerini atan, araştırmaya, okumaya meraklı Araplar, bu söz ile durdular ve Bilime olan merakları geçiverdi.
Belkide kendi sınırlarına geldiler, belkide Dini daha önemli gördüler, araştırma geliştirme boş işlerdir deyip, bilimi bırakıp dinlerine geri sarıldılar.
İbn Rüşd gibiler Gazali'ye karşı çıksa da iş işten çoktan geçmişti, kırılma çok derin olmuştu, Endülüs filan da zaten bu hengamede yok oldu gitti.

Evrim gibi bugün sizi uzaya çıkartmayacak ama insan kimliğine dair bir sürü şeyi "sorgulamanıza" sebep olan, ilkelerin temellerini de Araplar attı ortaya. Araplar diyorum çünkü Araplar yönetimin başındaydı, izin yetkisi onlardaydı, dolayısıyla onlar izin vermedikten sonra, söylenenlerin de bir hükmü olmuyordu.
Dün develeri sırtında kervancılık yapan Dehr'in çocukları, o günler de Avrupa da İsa'nın havarileri gibiydiler!
Arap rüzgarlarıyla Yahudilerle de Hristiyanlarla da kardeş gibi olmuşlardı, araları iyiydi.
Lakin Üç yüz yıllık merak ateşleri de bir emirle sönüverince, bir günde putlarını kırdıkları gibi, onca çalışmayı emeği de hebâ ettiler gittiler.

İbni Heysem gibi adamlar da, bugünün biliminde ki "sorgulama", "şüphelenme", "deneylemeden inanma" gibi temelleri atılar, bunu da öğretilerin de kullandılar.
İnsana ait ne varsa onları da sorgulamaya başladılar, öyle ki kutsallıklar bile bundan nasibi alıyordu. Lakin "Sorgulama" riskte oluşturmuştu!
Kısacası Araplar Antik çağların eserlerini alıp, onları geliştirerek "sorgulamanın" da önünü açtılar. Bu gibi yaklaşımlar birikince de, akabinde resmen frene basar gibi, Gazali'nin sözüyle bilim olayını da bırakıverdiler.
Antik çağlarda yanan sonra azalan, Arapların yakmasıyla tekrar canlanan sorgu ateşi, tekrar sönmeye yüz tutmuştu.

Genede parıltıları bir süre daha devam etti o merak ateşinin ama hayatta boşluk olmaz, birinin tükenişi diğerinin doğuşudur, onlardan kalan boşluğu Avrupalı devralmaya başladı, onların çalışmalarını alıp, kendi yapmış gibi gösteren de oldu, sadece kendine mahsus işler yapanda oldu.

Artık meydan onlarındı!
Sorgulama serüveni, yeni sahiplerini bekliyordu!


Fakat şurası da bir gerçek ki Araplar, Avrupayı ciddi şekilde etkiledi, Avrupalı bir kaç asır Arapların bilim ezikliği içinde yaşadı, Arapçanın bilim dili olduğu bir coğrafyada ezilmemek ne mümkündü!
Bugün bizler veya dünya, İngilizce dili altında nasıl eziliyorsa, onlarda Arapça altında eziliyorlardı.
Bilimi geliştirenler, aynı zamanda ona ait terminolojiyi de geliştirir, dolayısıyla ihraç edilenler sadece alet edevat, makineler, kitaplar olmazlar, dil, kültür, kavramlar da buna dahildirler, Arapların da bilim de kendi terminolojileri vardı.

Şimdi Batı neden bu kadar ilerledi meselesinin altında, Doğunun yani Arapların frene basması da yatar, Doğu'da ki kırılmanın, ve sonrasında Batı'da ki yükselmenin yegâne sebebi budur. Öteki türlü frene basmasalardı bugün Batı nasıl olurdu kim bilebilirdi ki? Ya da dünya?
Onların frene basması Avrupalının işine yaradı tabii, neticede meydan boş kalmıştı, pek çok şeyi alıp geliştirdiler, "sorgulamayı" da alıp ileri bir aşamaya getirdiler, Hristiyanlığı bile resmen sorguladılar, Araplar bundan kaçmıştı korkmuştu ama onlar kaçmadı. Şu an Bilim de Hristiyanlıkta yerinde durduğuna göre, demek ki sorgulama da korkulacak bir şey yokmuş, Arapların korkusu boşunaymış, bunu anlayamadı onlar, anlayamazlar da artık.

Avrupalı da paylaşım konusunda Arapların aksine, oldukça "ketum" davrandılar, öyle ki bir matbaayı, merceği vs. siyasi ve askeri sır gibi ele alıp, buna göre davrandılar, yani paylaşımları dünyaya oldukça sınırlı oldu, patent, lisans gibi şeylerle onları "ebedi korumaya" da aldılar.
Hiç bir zaman ANONİM olamadılar!
O şeyleri başkasının üretmesine izin vermedikleri gibi, kullanmaya da çeşitli sınırları koyuyorlardı. Ta ki iş işten geçip, modası kalmayıncaya kadar bir süreçte oluyordu paylaşımları. Aynı taktiği bugün de kullanıyorlar, bunu bir türlü terk edemediler. Demek ki işin içinde evrimsel bir şeyler varmış ki, bunu değiştirememişler.

Türklere gelince, biz ne şimdi ki Batı kadar bilim toplumu, ne de Doğu kadar inanç toplumu olduk. İkisinden de değildik ama genede inanç yönümüz daha ağır bastı elbette. Geç girdiğimiz Avrupa Devler liginde, hiç bir zaman yer bulamadık, ne davet edildik ne de zorla girebildik, kapılar kapalıydı. Haçlı seferleri, kontrolsüz büyümek gibi hevesler, iç sıkıntılar derken, kişisel gayretler dışında bilim teknik konularında geri kalındı.
Hasılı ketum Avrupalı ile, sahalara çoktan elveda demiş, bezgin Arapların arasında sıkışıp kaldık. Kalış o kalış. Coğrafik olarakta tam da o konumdayız zaten. Batının gözünde barbar, Doğnun gözünde kafirdik. Bu hiç değişmedi, bu bugün de böyledir.

Bizim işimizse tarih boyunca pratikliğe odaklıydı, yaşamsal pratikliği asırlar önce çözmüştük, sıcak soğuktan etkilenmeyen seyyar, yürüyen evler, at üstünde ok atmak, demire hükmetmek, atı eğitip rüzgarla yarışmak, bir yere sabit kalmamak, çar çabuk devlet kurmak vs.
Türkler daha önceleri Anadolu'ya geldiklerinde demir çağındayken, Avrupalı bronz çağındaymış mesela ama bunlar artık mazide kalan şeyler.
Dolayısıyla bizim kafamız öyle karışık, hesap, kitap, uzay, sanayi işlerine çok basmazdı, basmadı da ama pratiklik konusunda fena değildik, onu asırlar öncesinde çözmüştük.
Tabii bunların hepsi geldi geçti, unutuldu gitti, tarihte ki yerlerini aldı.

Pratiklik yerini ağır sanayiye, üretimlere, sermayelere çoktan bırakmıştı, dünya artık karmaşık bir yer oldu çıktı, eskisi gibi değildi.
Doğada ki pratiklik, teknolojide ki pratiklik ile yer değiştirince, ortada eskisi gibi bir doğa anlayışı kalmadı, olan şey doğaya bile hükmetmek şeklinde gelişti.
Doğaya göre ne yaşam kaldı, ne düşünce kaldı, ne de ona göre şekillenen bir hayat kaldı.
Öğretiler bile değişmişti bir kere, yaşam değişmişti çünkü.

Şekli insan veriyordu artık, insan kendi tarihini yazıyordu ve de okuyordu, kendi tarihini yazanlar da anca kendilerinden bahsederlerdi.
"İyi veya kötü" ayrımı hiç fark etmezdi, insan olsun da, "kim olursa olsun" meselesiydi mesele.

Haliyle sadece "insan" vardı insanların odağında.

--- / ---

Toparlayacak olursak, medeniyetler zaman içinde inişler çıkışlar göstermiştir, Antik çağlardan beri süre-gelen inişler çıkışlardır bunlar.
Burada biri neden ileride, öteki neden geride diye düşünürsekte, bunu anca ileri gidenlerin ketumluğunda da aramak gerekir derim.
Neden onlar diğerlerine yardım etmedi de diğerlerini geride bıraktı gibi.
Daha başka bir neden aramaksa, EVRİMİ GÖRMEK İSTEMEMEKTİR !...

Onlar paylaşımcı olsalardı kimse geride kalmazdı diye de rahatlıkla diyebiliriz, lakin böyle de hiç olmadı, böyle "anonim" bir millette yer yüzünde görülmedi? Hele Batılı hiç görülmedi! Eğer görülmüş olsaydı, şimdi bunlar da yazılıyor olunmazdı.
İşin daha da tuhafı onlar paylaşımcı, anonim olsalar bile, (böyle bir paylaşım da yokya) bu seferde gene aynı şeyler olacaktı. Yani gene birileri ileride, birileri de geride olacaktı!
Araplar örneğini verdik, evrim onları çöl iklimine göre evirmiş, onlar anca onda mutlu olurlar. Ne yapılırsa yapılsın onlar aslına dönecektir, netekim de dönmüşlerdir.

Çünkü EVRİMİN ATTIĞI İMZA SÖKÜLEMEZ !...

Öteki türlü kimsede, birden bire hop diye gökten inmediğine, gelişme denen şey de EVRİMSELDİR. Bu da geçmişin birikimlerinin toplamıdır.
Bu Cosmos belgeseli tam da bunu anlatıyor, "ışığın hikayesi" herkes geçmişte bir tuğla koymuştur kendince. Kimse kimseden ne üsttür ne de alttır.
http://www.belgeselce.com/cosmos-bir...elgesel.html/5

Burada başarıda başarısızlıkta kişisel değil, bütünseldir, o da en tepede ki bütünlük olan doğadır.

Ama hâlâ, neden ileri veya geri diye bir cavap aranırsa da evrime iyi bakınız, evrimi iyi anlayınız. Kısacası EVRİMSEL DÜŞÜNÜNÜZ!
Diğer türlü düşünmek, inançsal, ideolojik, ırksal veya siyasi olur ki bunlar zaten insan odaklı öğretilerdir, onda sadece insan görülür. İnsan ürünüdür çünkü.
İnsanın görüldüğü yerde de, "ne evrim görülür, ne de doğa görülür!"

Bu konunun amacı da, anlatmak istediği de bu değildir.

EVRİM herkesi aynı oranda geliştirmez, herkesi tek tip yapmaz, bir sınıftaki her çocuktan aynı performans beklenmez, öyle olsaydı hepimiz ROBOT olurduk, o zaman neden herkes ilerlemedi diye, insan üzerinde tartışmanın anlamı olurdu, netice bir ROBOTTUK! deriz, sorunu araştırırdık.
Ama ROBOT değiliz ki!
Evrim böyle bir şeyi istemiyor ki, isteseydi herkes aynı olurdu zaten. EVRİM ROBOT İNSAN İS-TE-Mİ-YOR. Bu çok açık.

Lakin insanlar da bunu değiştirmek istiyor, ROBOT özlemiyle yanıyorlar, ama bunun değişemeyeceğini de bilmiyorlar, bilmediği içinde yargılıyorlar da yargılıyorlar, ilginç.

Bilen Evrim'i yargılamaz!
Onu öğrenmeye, iyice anlamaya çalışır.


Hatta büyük resme Evrimsel açıdan bakınca, kimse ne ileride ne de geridedir, "herkes yerini bulmuştur."
Sular akmış yolunu bulmuştur, resim budur.
Bu resme, daha doğrusu tespite bakıp-ki bu bir tespittir-bunu yargılamak, Evrimin ve Evrimsel sürecin bilinmemesinden kaynaklanır.

Ama tabii insanlar bu meselelere ideolojik, ırksal, inançsal kısacası "hissi" baktığı için, böyle bakmayı da sevdikleri için (çünkü işin içinde üst alt var, duygu okşanması var, var oğlu var) faturayı hep insana çıkartmayı seviyorlar, zaten ne beklenir ki bunu öğrendiler! Öğrendikleri şeyi yaşatmak içinde savunuyorlar! Oysa insan binlerce yıllık bir serüvende ki bir noktadan başka bir şey değil, bir canlı sadece, Doğa kimini çöle atmış, kimini kutuplara, kimini dağlara, kimini de ovalara atmış. Hiç biri aynı değil bir kere, hepsi aynı olacakta değil, hepsi kendi içinde bile aynı değil, ayrılar.
Neyse o!
Birileri ileri diye, geridekileri suçlamak, EVRİMSEL DEĞİLDİR.
Birileri geri diye, ileridekileri methetmek, EVRİMSEL DEĞİLDİR
Zira Evrimde ileri geri, iyi kötü, diye insani (insanların icat ettiği) değerler yok ki? Ahlak gibi kavramlar bile yok!

Öteki türlü eziklik veya üstünlük duyguları da, tamamen hissidir. Evrimi aradan çıkartıp, onu bypass edip yok saymak, insana yüklenmek zaten aklın işi değildir.

İnsanlık evrimi keşfetti ama henüz daha onu anlamadı!
Mesele bu!
En büyük problem de bu!

O keşfedildiği için mesele bitti sanılıyor, oysa daha bitmedi, belkide yeni başlıyor bile diyebiliriz.
1. evre /keşfetmek. (Bakmak)
2. evre /anlamak. (Görmek)
3. evre /yaşamak. (Olmak)
İnsan evrimi ne zaman anlar?
İnsan odağından kurtulduğu gün anlar!

Elan 8 milyar insan, totalde 100 milyar civarı insan gelip geçmişken, nasıl olacak o iş?
Zor görülebilir ama imkansız değil.
O insanlar gelip geçiyor, geldiler geçtiler ama DOĞA HÂLÂ YERİNDE DURUYOR.
Benim gibi cahil biri bile bunları yazabiliyorsa, bilen için hiçte imkansız değil, bilakis çok kolaydır. Evrimsel düşünmek o kadar basittir.

İnsandan kurtulmak doğayı görmeyi sağlar, şu an da bizler doğayı görmüyoruz, ona sadece bakıyoruz, gördüğümüz sadece insan! Çünkü onu anladık!

Anladığın şeyi iyi görürsün, gördüğün şeyi de iyi anlarsın! (Görmek - Anlamak)
Etrafta bu kadar çok insan olursa, onlarla konuşursak, yazdıklarını okursak, tabii ki de hep insanı görürüz, onu ararız, onu suçlar, onu kutsarız.

Farkında mısınız? Odağımız da sadece insan var!

Görmekte 2 türlü olur.
1 Fiili görmek.
2 Faili görmek.

Bizlerin fiili de insan, faili de insan!
Biz anca bir birimizi anladık! Daha doğrusu anladığımızı sandık!

Oysa bu kadar insanlarla iç içe olursak, kendimizi anlamamız asla mümkün olamaz, "ODAK" hep insan kalacaktır çünkü, aksine insan dışına çıkmak lazımdır ki insan odağından kurtulalım, bir de insana dışarıdan bakalım, o ne?

O dışarının adı DOĞA'dır.
Çok uzakta değildir o!

Hasılı doğaya sadece bakıyoruz, onu görmüyoruz.

Doğa ne?
Mevsimlerin döngüsü, taşın toprağın görüntüsü, havanın suyun döküntüsü, bitkilerin örtüsü, hayvanların sürüsü!
Doğa bu mu?
Asla!

Doğa sensin!
Onun içinde olduğun sürece, ondan ayrı değilsin, bunu hissettiğin sürecede, sen, sen değilsin!
Sen doğasın! Gördüğün şeysin.

Dikkat et!
Baktığın şey değilsin, baktığın şey anca taş, toprak, bitki, hayvan, insandır.
Gördüğün şey resimler, isimler, cisimler değil, olduğun şeydir, olabildiğin şeydir.

Haliyle ne olduğunun hiç bir önemi yoktur, ne olabiliyorsun o önemlidir.
Kendini sadece "insan" olarak mimlediğin için, bunun da değişmez olduğunu sandığın için, ondan uzaklaştın hepsi bu!
Uzak olmak, yakınlaşmanın vesilesi olabilir mi? Neden olmasın, yakınlaşmak için evvela uzaklaşmak lazımdır.

Aynı şimdi olduğu gibi.

--- / ---

Topladıklarımızı da toplayalım.

Doğanın görüldüğü günler de gelecek, (O zaman insanlar görülmeyecek)
Hatta Doğa olunan günler de gelecek, (O zaman sen de görülmeyeceksin)


Zaten bu kadar olanlar, bunların da olacağı anlamına geliyor demektir.

Macera devam ediyor...

Evrimsel düşününce, olanlardan olacağı görmek zor değil.
İnsani düşününce, "İyi & Kötü" var, başka bir şey yok.

Doğada ise "İyi & Kötü" diye bir ayırım yok ki!

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 01-01-2019, 20:35
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 2.358
Standart

peki yukarıdaki dile getirmeleri yapan doğa mı, insan mı?

Felâsife Diyor ki
(...)

İdeolojik düşünce, (ideolojik taraf)
Siyasi düşünce, (siyasi taraf)
İnançsal düşünce. (inançsal taraf)
Evrimsel düşüncede bunların hiç birine "taraf" olmadan düşünmek demektir. Yani tarafınızın Doğa olduğu düşünce ki, Evrimsel düşünce bu demektir.
Felâsife Diyor ki
(...)

Doğa sensin!
Onun içinde olduğun sürece, ondan ayrı değilsin, bunu hissettiğin sürecede, sen, sen değilsin!
Sen doğasın! Gördüğün şeysin.
Felâsife Diyor ki
(...)

Evrimsel düşününce, olanlardan olacağı görmek zor değil.
İnsani düşününce, "İyi & Kötü" var, başka bir şey yok.

Doğada ise "İyi & Kötü" diye bir ayırım yok ki!


Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 01-01-2019, 20:56
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
peki yukarıdaki dile getirmeleri yapan doğa mı, insan mı?
Her ikisi de

Konu başlığı "Evrimsel düşünce" dile gelende "Düşünce"

Yazı sadece duyguyu aktarmak içi bir araç.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 01-01-2019, 22:32
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 2.358
Standart

ancak bu durumda yazıda ifade edilen "doğa" ve "insan" kavramlarını da biz kurgulamış olmuyor muyuz?? yani eğer "evrimsel düşünmeme" bir kötü ise, ve bunu dile getiren insan da doğa ise, "doğada iyi kötü ayrımı yoktur" demenin pek de bir anlamı kalmıyor sanırım?


Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 01-01-2019, 23:00
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ancak bu durumda yazıda ifade edilen "doğa" ve "insan" kavramlarını da biz kurgulamış olmuyor muyuz??
Böyle düşünemeyiz, kurgulayamayız diyorsun yani.
Düşünce de sınır mı var?
Şu, şu, şu düşünülebilir ama şu düşünülemez!

Zaten ben doğayım veya doğa benim veya doğanın elçisi, sözcüsüyüm demiyorum ki? "Evrimsel düşünün" diyorum.

İyi kötü olmadan, suç ve masum olmadan düşünmeyi kast ediyorum, zor değil ki?

İnançsal düşünme OK.
İdeolojik düşünme OK.
Siyasi düşünme OK.

Bunları düşünen kim? İnsan!
Örn. Siyasi düşünen birine sen mi düşünüyorsun yoksa siyaset mi denmez.

Evrimsel düşünecek olanda insan!

Tek fark "suçlu ve suç" yok Evrimsel düşüncede.... Diğerlerin de var. Fark bu!

Doğa mı insan mı?
Bunu sormak bile meselenin anlaşılmadığını gösteriyor, ama bundan daha fazlası maalesef elimden gelmez.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 02-01-2019, 00:19
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 2.358
Standart

Felâsife´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Böyle düşünemeyiz, kurgulayamayız diyorsun yani.

(...)
yok sevgili felâsife öyle demedim

Felâsife Diyor ki
Tek fark "suçlu ve suç" yok Evrimsel düşüncede.... Diğerlerin de var. Fark bu!
sadece böyle bir farkın "doğal olarak" mümkün olmadığı kanaatindeyim.. benim söylemek istediğim ; yukarıda da belirtildiği üzere tüm kavramların zaten "insan" denilen varoluş kipi tarafından kurgulandığı. yani, "doğa" da dahil olmak üzere adlandırabileceğimiz "a priori bir kavram" yoktur.. dolayısıyla "evrimsel düşünce" denilenin bir izlek olarak önerilmesi/dile gelmesi de ancak ideolojik/politik/inançsal bir [diğer] hamle olmak niteliğine sahip olabilir. bu anlamda da zaten yazıda tanımlanan evrimsel düşünce içerisinde de "suçlu ve suç", "evrimsel düşünmeyen ve evrimsel düşünmeme" olarak karşılık bulmakta.

dünyaya sahiden "ideolojik olmaksızın" baktığımızda ise tüm düşünce tarzlarının "oluşun birer niteliği" konumunda olduklarını görebiliriz sadece , bu minvalde insan da doğa değildir , ancak onun bir niteliğidir. başka bir tabirle, "ne olduğu bilinen bir doğa" sahiden de bizim ideolojik bir kurgumuz olması dışında hiçbirşey değil aslında...çünkü anlaşılacağı gibi o zaten bizim kendi kavramsal kapasitemize -zorunlu olarak- verdiğimiz bir isim.


Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 02-01-2019, 02:04
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

yok sevgili felâsife öyle demedim
Tamam.
pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

sadece böyle bir farkın "doğal olarak" mümkün olmadığı kanaatindeyim.. benim söylemek istediğim ; yukarıda da belirtildiği üzere tüm kavramların zaten "insan" denilen varoluş kipi tarafından kurgulandığı. yani, "doğa" da dahil olmak üzere adlandırabileceğimiz "a priori bir kavram" yoktur..
Her şey adlandırılmış, sahiplenmiş, bitmiş.

Sevgili pianola
Ben buna katılmıyorum, bitmiş bir şey yok, sahiplenmiş bir şey yok, birileri (inanç, ideoloji, siyaset) bu kutsal ittifak kendince her şeyi sahiplenebilirler de bunun zemini yok. Onların hükmü kendi sınırına kadardır.
Hepside kendini yaşatmak için, hem taraftara hemde düşmana ihtiyaç duyuyor. Yani ne yazsam bilemedim.
pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

dolayısıyla "evrimsel düşünce" denilenin bir izlek olarak önerilmesi/dile gelmesi de ancak ideolojik/politik/inançsal bir [diğer] hamle olmak niteliğine sahip olabilir.
Bu tahmin ama.

Diyorum "suç ve suçlu" bu 3 lü bunlar ile bakıyor meselelere.

Evrimsel düşüncede "suç ve suçlu" yok.
Şimdi hayvanlar aleminden bir sürü örneklemeye gerek yok, bir hayvan mesela, "seçilmişlik" bilinci ile hareket ettiği için, istediğini yiyor, istediğini yapıyor.
Doğa bunu sen böyle yaptın diye cezalandırıyor veya ödüllendiriyor mu?

Veya başka bir şey, doğa hangi milleti cezalandırıyor, ödüllendiriyor.

Üstte ilk mesajda ben bir suçlamak veya ödüllendirmek için, bir çaba sarf etmedim mesela, çünkü amacım o değildi.
Suç ve suçlunun yok olması "olanı" görmeyi engel değil ki?

Zaten mesele da tam olarak budur, "olan"
pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

bu anlamda da zaten yazıda tanımlanan evrimsel düşünce içerisinde de "suçlu ve suç", "evrimsel düşünmeyen ve evrimsel düşünmeme" olarak karşılık bulmakta.
"evrimsel düşünmeyen ve evrimsel düşünmeme" diye açıktan demedim ama farazaki bunu söyledim diyelim, bu kötü olmaz ki?
Tespit olur anca.

Yazımda bu meyanda bir dünya tespit var.
Tespitte bile bulunmayınca, Evrimsel düşünmek nasıl olacak ki?

"Olan" şey, birilerinin dediği gibi değil demek için, gene o olandan yararlanmak gerekiyor.

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

dünyaya sahiden "ideolojik olmaksızın" baktığımızda ...
Mümkün değil, böyle bir bakış olsun.

Olsa idi zaten bu dediklerim bilinir idi.
Bende kendimi bu kadar yormaz idim.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 03-01-2019, 05:45
pianola - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pianola pianola isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Super Moderator
 
Üyelik tarihi: 22 Oct 2014
Bulunduğu yer: Platon'un Mağarası
Mesajlar: 2.358
Standart

Felâsife Diyor ki
Her şey adlandırılmış, sahiplenmiş, bitmiş.

Sevgili pianola
Ben buna katılmıyorum, bitmiş bir şey yok, sahiplenmiş bir şey yok, birileri (inanç, ideoloji, siyaset) bu kutsal ittifak kendince her şeyi sahiplenebilirler de bunun zemini yok (...)
kurgulandığı derken "kurgulanmakta olduğu" demek istedim , yani oldu-bitti değil , sadece "<kendiliğinden-öyle> olarak düşünülen her kavram birer kurgudur". dolayısıyla söylediğim; indirgemelerin --her neye dair ve her ne tarzda dile gelirse gelsin-- zaten insan tekinin özgün bedensel varoluşunun bir neticesi olduğu.. bu anlamda doğaya dair hiçbir imgelem de onu belirli bir şekilde tasavvur eden insanı aşmaz , çünkü bedensel/zihinsel faaliyet tarzlarımızı koşullayan tüm epistemolojik vasıfları zaten "kendi sürecimizde" ediniriz..

Felâsife Diyor ki
Evrimsel düşüncede "suç ve suçlu" yok.
Şimdi hayvanlar aleminden bir sürü örneklemeye gerek yok, bir hayvan mesela, "seçilmişlik" bilinci ile hareket ettiği için, istediğini yiyor, istediğini yapıyor.
Doğa bunu sen böyle yaptın diye cezalandırıyor veya ödüllendiriyor mu?
sorun biraz da meseleyi "suç ve ceza" gibi "insani" oldukları tahayyül edilen kavramlar üzerinden ele aldığımızda oluşuyor sanırım. ben tam da bu yüzden yukarıda özellikle insanın "doğanın bir niteliği" olduğunu belirtmiştim , yani; felsefi bağlamda, düşünce içerisinde doğa denilen indirgenmeksizin hiçbirşey "doğanın dışında" veya "doğaya rağmen" değildir. bu anlamda doğa adıyla imlenmek istenen sonsuzluğun sahiden ona "isim verebileceğimiz" belirli bir doğası yok.. bunun için yazıdaki ideolojiyi/politikayı/inancı eleştirmek isteyen dili de onların dışında tutmak pek mümkün görünmüyor. kısaca söylemeye çalıştığım: bilincin verili içeriği dışında [adlandırılabilecek] bir doğa yoktur, buna mukabil bilinç kendi farkını "doğal olarak" oluşturur ve bu bir "seçim meselesi" değildir..

Felâsife Diyor ki
"evrimsel düşünmeyen ve evrimsel düşünmeme" diye açıktan demedim ama farazaki bunu söyledim diyelim, bu kötü olmaz ki?
Tespit olur anca.

(...)
ancak burada tespit denilen zaten sorunu --suçu-- göstermek, ona işaret etmek değil mi? "suç" ve "sorun" farklı/başka kavramlar da değiller aslında. fark sadece uygulandıkları imlemler üzerinde oluşuyor. böylelikle aralarındaki fark olduğunu düşündüğümüz şeyi kurgulayan da [<doğa ve insan> örneğinde görüldüğü gibi] sadece bir dil oyunu..


Ben de içgözlemin kurbanıyım.
Sylvia Plath

Her bir sözcük, sessizlik ve hiçbirşeyliğin içinde gereksiz bir leke gibi...
Samuel Beckett

Uzun ince bir yoldayım, gidiyorum gündüz gece...
Aşık Veysel

Tekrar ede ede bitirilemeyen keşif, tekrar ede ede bitirememenin keşfine dönüşür.
Maurice Blanchot

İletişim, bir iletişimsizlik düzeneğidir.
Lacan

Sonuçta hepsi kendini kandırmaktan ibaret, öyle değil mi..?
Marilyn Monroe

ex nihilo nihil fit
il n'y a pas de hors-texte
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 03-01-2019, 13:21
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
kurgulandığı derken "kurgulanmakta olduğu" demek istedim , yani oldu-bitti değil , sadece "<kendiliğinden-öyle> olarak düşünülen her kavram birer kurgudur". dolayısıyla söylediğim; indirgemelerin --her neye dair ve her ne tarzda dile gelirse gelsin-- zaten insan tekinin özgün bedensel varoluşunun bir neticesi olduğu.. bu anlamda doğaya dair hiçbir imgelem de onu belirli bir şekilde tasavvur eden insanı aşmaz , çünkü bedensel/zihinsel faaliyet tarzlarımızı koşullayan tüm epistemolojik vasıfları zaten "kendi sürecimizde" ediniriz..
Doğa zaten "tanımlanmış", imgelenmiş, o bilgiyi edinmişiz, doğa doğadır (mı anlayacağız bunu?)

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster

sorun biraz da meseleyi "suç ve ceza" gibi "insani" oldukları tahayyül edilen kavramlar üzerinden ele aldığımızda oluşuyor sanırım.
ben tam da bu yüzden yukarıda özellikle insanın "doğanın bir niteliği" olduğunu belirtmiştim ,
Tamam işte bende insanın tanımladığı, yargıladığı hüküm verdiği "suç ve ceza", veya "suç ve suçlu" gibi bir kavramın doğada olmadığını söylüyorum.
İlla insanın "var" ediği şey üzerinde mi konuşabileceğiz, veya "hüküm" verdiğine mi "tamam" diyeceğiz.
Odak sadece insan!

Burada ki sorun doğada bu şeylerin olmamasından ziyade, insanın buna var demesidir, var dediği şeyi de savunmasıdır.

pianola´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
ancak burada tespit denilen zaten sorunu --suçu-- göstermek, ona işaret etmek değil mi? "suç" ve "sorun" farklı/başka kavramlar da değiller aslında. fark sadece uygulandıkları imlemler üzerinde oluşuyor. böylelikle aralarındaki fark olduğunu düşündüğümüz şeyi kurgulayan da [<doğa ve insan> örneğinde görüldüğü gibi] sadece bir dil oyunu..
Sevgili pianola

Odağımızda insan olduğu sürece, insanın koyduğu kuralları vazgeçilmez, değişmez diye mimlediğimiz sürece, biz anca kendi koyduğumuz kurallara "esir" oluruz.
Kendi koyduğumuz kurallar bizi yönetir!
Yazıda insan odağından bahsetmiştim bu yüzden, bundan kurtulmak, insan dışına çıkmak gerekiyor, balıkların denizde yaşayıp denizi bilmemesi gibi, bizlerde insan kuralları içinde yaşadıkça, bahsettiğim doğayı bilmeyiz.

Fakat bilmeyiz de demeyiz, ya en yaparız en yakın bildiğimizle "kıyas" ederiz. O en bildiğimiz de insandır elbet. İnsana göre ölçmek biçmek gene insanın koyduğu kurallara göre hareket etmek, insanın kendi sınırlarına hapsolmak demektir.

İnsanlar bir arada yaşamamın, grup halinde olmanın gücünü ve güvenliğini, ta mağara devirlerin de keşfetti, bu günlere grup gücüyle geldiler. Bu gün bile bu geçerli ama başka bir şeyde oluştu ki ona "alışkanlık" denilebilir. Yani insan, insanlarla beraber yaşamaya alıştı.
Bunun teknik adıysa bağımlılık.
Ben bunu inkar edelim demiyorum, zira hep insan gibi düşünerekten, DOĞA gibi bir gerçeği es geçtik, onu cansız, ruhsuz, taş toprak, börtü böcek, bitki hayvan gibi bir kavramlara hapsettik.
Onlar ne düşünebilir, ne de bilinçler oluşturabilir dedik.
Kısacası bağımlılık tedavide edilebilir! Lakin bunun önce bilinmesi de gerekir ki bunun bir sorun olduğu belli olsun.
Sorun şu ki bunu kabullenen yok ya da olmayacak, çünkü stil, tarz, inanç, ideoloji diye insanlar bağımlılıklarına kendilerini özdeşleştirmişler.

Konu başlığım bu yönden bile manidardır "Evrimsel düşünmek", yani "bitki gibi düşünmek", yani "hayvan gibi düşünmek" meseleleri işin içine girer.

Her hayvan kendi kuralını koyuyor, bu açık, başkasını da umursamıyor, bizde "aynı" böyle yapıyoruz, "benciliz", bu açıdan farkımız yok, onlar gibi yaşamaya (farkında olmadan) devam ediyoruz, sadece kendi bakış açımızdan bakıyoruz doğaya. Tabii kendi kurallarımıza hapsolduğumuz için, onu görmüşte olmuyoruz.
Hasılı başka gözlerden de bakabiliriz biz, ama insan içinde yaşamaya o kadar alışmışız ki oradan çıkmak düşüncesi bile korkutuyor insanları.
Kabuğuna hapsolmuş bir türüz adeta.

Neyse, "İlim maluma tabidir!" derler, bu bahsettiğim "Evrimsel düşünmek" denen şeyde yeni gelebilir, o yüzden daha fazla ısrar etmeyeceğim. Bilinmedik şeyler değil elbet ama nedir; üzerinde düşünülmüş şeyler de değil, bakir bir alandır.

Yazıda dediğim gibi bu imkansız bir şey değil, insanlar için esas imkansız olan, kendi koyduğu kuralları terk etmesidir. Orada durmaktan mutlular, kararlı bir sistemde yaşamaktan da güven içerisindeler!
Bu da bencilliği doğuruyor maalesef, dünya insan için, hayallerini gerçekleştirdiği istediği kadar talan edebileceği, bedava bir market!

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 03-01-2019, 13:42
ForumKirpisi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
ForumKirpisi ForumKirpisi isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 27 Nov 2018
Bulunduğu yer: Merkez/Çin
Mesajlar: 1.842
Standart

Ben size yazılımcı bakış açısından yorum yapayım.
Aslında hepimiz biliyoruz.

Bugünlere biriktirerek geldik, bugün ortaya çıkan sonuçlar yine doğanın kendisi olan doğal olgulardır. Düşman veya kötü programın maksadına göre değişir.

Yazılımda da 5v plugları soketlere yerleştirerek çok basit programlama metodlarından günümüzdeki çok yüksek
seviyeli programlama dillerine geldik, 8 kere plug takıp çıkarmanın 8 bit'e denk geldiği dönemlerden. Arada geçen seviyeler, bu bilgisayar biliminin ilk ortaya çıktığı vakum tüpleri dönemlerinden ikili-binary(0 ve 1) 'den mikro kodlara, mikro kodlardan, assembly ve ardından B dili ile yazılmış C diline kadar geldi. C dili insanlıktaki dönüm noktası rönesans diyebilir miyiz? Bence deriz. Günümüzdeki daha yüksek seviyeli programlama dilleri C dilini asla göz ardı etmez aksi takdirde brainfuck gibi ezoterik diller olarak bir kenarda dururlar.
Dillerin derleyicileri yine olgunlaşıp kendi dilleriyle yazılır duruma gelirler. Bugün kimse kalkıp evde yemek pişirmek için yerde kuru çubukları birbirine sürterek ateş çıkartmıyor. Derleyicilerin temellerindeki hatalı ve eksik kısımlar sürekli yeni yeni şekillerde ortaya çıkmakla beraber çalışan koddaki hafızayı işgal eden çöpler garbage collectorler ile toplanır.

Felasife'nin bahsettikleri binary döneme denk geliyor, iyi ve kötü ayrımının salt doğa tarafından belirlendiği döneme.

Hafızada yer işgal eden, bir değer alıp çeşitli işlemler sonucu değerinin değiştirilebildiği değişkenlerin tek başına bir anlamı yoktur.
Buna atanan değerlerin değeri vardır. Belirli durumlar sonucu değerler değişir, elenen değerler kötü-istenmeyen kabul edilir.
Burada bu durumları sınayan şeyde toplumun birikimleridir. Toplumun birikiminin kalitesine bağlı.
Değişmemesi gereken doğanın kuralları, örneğin fizik kuralları da sabitlerdir. Bir meteor çarpması sonucu kırılan sabitler programı bozar.
İşleyiş çöker.

Programlama konusu hayattan kaynak almıştır. İşlemcinin işleyişi de beyni örnek almıştır. Mikroişlemcilerin işleyişini bilen birisi
hayatı anlar. O yüzden Marx falan ihtiyaç duymuyoruz teknokrat oluyoruz .

Bizim doğal işleyişimizde garbage collectorlar düzgün çalışmıyor.
Ne demek istediğimi anladıysanız bence Turing ödüllerine başvurun.

Felasife'nin açtığı böyle felsefik konulara başka türlü cevap verilmiyor.

Nasıl olsa Bade' lenen daha evvel de bade' lenmiş Hatta bazıları '' Nur Çeşmesinden '' içerek ?? nurlanmışlardırlar
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Etiket
düşünce, düşünmek, evrim, sorgulama

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 23:14 .