Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > İbrahimi Dinler > İslam

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 20-11-2018, 14:18
Ahlaksız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.183
Standart Ay tanrıçası ve İslam

İNANNA
Yakındoğuda ay tanrı(ça)sının panteondaki en büyük tanrı olduğu;Sin,Almakah,Yarikh,Nanna,Kuşuh,Aglibol gibi farklı adlarla,aya kimi zaman erkek,kimi zaman da kadın olarak tapıldığı belirtilir..İlk olarak Sümer'de Nanna isminde bir erkek ay tanrısı karşımıza çıkar..Nanna'nın kızı olan İnanna,''ay tanrıçası'' olarakta görülür..İnanna vajinasını yeni doğan aya benzetir ki,bu da yakındoğuda ayın doğurgan kadını temsil ettiğini söyleyenleri haklı çıkarır..İnanna,Venüs ile de ilişkilendirilir..İnanna,yeraltındaki kardeşi Ereşkigal(Allatu)'e ulaşmak için 7 kapıdan geçer ve her kapıdan geçtiğinde üzerindeki bir eşyayı/giysiyi çıkarır..(Bu detaylar,daha sonra karşımıza çıkacak)
ADONİS
Suriye ve civarında,Sümer'deki İnanna'ya karşılık gelen Astarte(Afrodit,İştar,Aşera) ile beraber tapınılan Adonis;Mısır'ın Osiris'ine,Yunan'ın Dionysos'una,Anadolu'nun Attis'ine,yahudilerin Yahve'sine ve hristiyanların İsa'sına karşılık gelir..Adonis;Tammuz,Baal,oğul tanrı,rab olarakta görülür..Adonis,ay tanrıçasının eşi olarak görüldüğü gibi,doğumu Venüs ile ilişkilendirildiği için,ay tanrıçasının oğlu olarakta görülebilir..Adonis'in annesi,Myrrh veya Mür isminde bir bakiredir..(Bakire Meryem'in arketipi)
SİN
Son babil kralı Nabonidus,hükümdarlığının yaklaşık 12 yılını kuzeybatı Arabistan'da bulunan Teyma'da geçirmiştir..Bu yerde bulunan en kıymetli sami kitabelerinden olan ve aramice yazılan Teyma taşı,SALM veya ÇLM adlı bir puttan bahseder..Akkadçada SALMU sözcüğü,heykel veya taş anıt anlamında kullanılmıştır..Harran yakınında SELMİSİN adlı bir köy olduğu ve bu köyün taş(tan) Sin veya Sin putu anlamına geldiği belirtilir..Yani,Teyma taşındaki ifadeyi SALM olarak ve bu ifadenin de taş/heykel/put anlamında kullanıldığını kabul edebiliriz..
Nabonidus'un Marduk ve özellikle Sin tanrısına özel önem verdiği,annesi Adad Gappi'nin Harran'da Sin tanrısının müridi/rahibesi olduğu,Teyma'nın da ay tanrısının bir kült merkezi olduğu belirtilir..Buradan da Teyma taşındaki SALM sıfatının/isminin,ay tanrısı Sin için kullanıldığı sonucuna varabiliriz..
Suriye ve civarında Adonis ve Astarte'ye farklı adlarla/sıfatlarla tapıldığını,Sin'e tapınılan Teyma ve Harran'ın da bu bölgede olduğunu biliyoruz..O halde Sin,ya Adonis'e,ya da Astarte'ye tekabül etmek zorundadır..
Üç tanrıya da aynı dönemde tapıldığını söyleyemeyiz..Bu bölgede özellikle bereket kültü yaygın olduğu için,özellikle iki tanrıya tapılıyor ve bu tanrılardan biri tanrıça olarak kabul görüyor..Kaynaklardan birinde bu bölgede ''Adonis ve Astarte'ye tapılıyor'' diyor,diğerinde ''Marduk ve Sin'e tapılıyor'' diyor..Burada bahsedilen Marduk,Adonis ve Astarte'nin ne olduğunu biliyoruz ama Sin'in ne olduğunu,yani tanrı mı,yoksa tanrıça mı olduğunu bilmiyoruz ve bunu çözmemiz lazım..
Nabonidus'un taptığı,tapınaklarını onarttığı Marduk'un Adonis'in arketipi olduğunu,Adonis'le bir görülmesi gerektiğini biliyoruz..O halde Nabonidus'un özel önem vererek taptığı Sin'in,Marduk'un eşi Zarpanit olduğunu söyleyebiliriz..Zaten Zarpanit'te ayla/bereketle ilişkilendirilen bir ana tanrıçadır..
Toparlarsam;Suriye ve civarında tapınılan Sin'in,bir ay tanrıçası olduğunu;Astarte,İştar,Aşera,Afrodit,Zarpanit,İnan na gibi ay/ana tanrıçalarıyla bir görülmesi gerektiğini,SALM kelimesi ile de ilişkisi olduğunu kabul etmemiz lazım..
YAHUDİLİK
İbranice Şalom ve arapça Salam kelimelerinin barış anlamına geldiği,Yahve'nin adının Salem veya Şalim olduğu,Kudüs'ün antik adı Yeruşalim'in barışın veya tanrının yeri/şehri manasına geldiği söylenir..
Biz Salm kelimesinin ay tanrıçası Sin için kullanılan bir sıfat veya bir isim olduğunu,arapça ve ibranicede sesli harf olmadığını da biliyoruz..Haliyle karşımızda bir SLM ifadesi var ama bazı yerlerde ŞLM olarak anlaşılmış..
Bir yerde yahudilerin Şalem isminde bir mutluluk tanrısına taptıkları söyleniyor..Ana ve ay tanrıçalarının doğumla,suyla,bereketle ilişkili olduklarını biliyoruz..Haliyle bu tanrıçaların mutlulukla beraber anılması da gayet doğaldır..Başka bir yerde Şalim isminde bir gök tanrısından bahsediliyor..Bu tanrının akşamın alacakaranlığı veya Venüs yıldızıyla temsil edildiği söyleniyor..Venüs'ün ay tanrıçası için kullanılan bir imge olduğunu da biliyoruz..Haliyle Şalem veya Şalim ismiyle anılan tanrıyı,ay tanrıçası olarak kabul edebiliriz..

Kudüs'ün diğer antik adının SİON olduğu belirtilir ki,bu da ay tanrıçası Sin'den kaynaklanmış olmalıdır..

Ugarit veya Kenan'da Yarikh (Yerak,Yerikha,Jerah,Jarah,Jorah) adında bir erkek ay tanrısından bahsedilir..Yeruşalim veya Jerusalem kelimesinin başındaki Yeru veya Jeru ifadesinin,erkek ay tanrısı Yarikh'e karşılık geldiğini;Şalim veya Salem ifadesinin de ana/ay tanrıça Sin'e karşılık geldiğini söyleyebiliriz..Yani kelime içeriğinde bir bütünlük,bir kaynaşma mevcut..

Ayrıca Şalom kelimesinin gerçekte bütünlük/tamlık manasına geldiği,Süleyman mabedinde hacı olan yahudilerin,bu esnada anlıkta olsa Cennet'teki Şalom (selam-selamet) haline eriştikleri belirtilir..Burada yahudilerin tanrısı Yehova'nın veya Yahve'nin hiç anılmadığına dikkat etmek lazım..Özellikle Şalom'dan bahsediliyor,bu kelimeye bütünlük gibi tanrısal anlamlar yükleniyor,Cennet'te Şalom haline gelmekten bahsediliyor ve kutsal şehrin adı da Yehova ile değil de,Şalom'la irtibatlandırılıyor..

Yahudilerin tanrısı Yehova(RAB)'nın İsrail'in(Yeruşalim) kocası olduğu ve Yehova'nın,Sophia(Aşera) adında bir eşi olduğu belirtilir..Yani Yehova'nın eşi,Yeruşalim'le bir gösterilir..Arkeolojik verilere göre de,Yehova'nın Aşera isminde bir eşinin olduğunu biliyoruz..Aşera veya Sophia ise,yakındoğuda tapınılan ay/ana tanrıçalarının farklı adlarından başka birşey değildir..Yani Yeruşalim şehri,Yehova'nın eşi,ay tanrıçasının ta kendisidir..
M.S.130-202 yılları arasında yaşamış Iranaeus isimli piskoposta,Kudüs veya Yeruşalim'den bahsederken SOPHİA ve ANA kelimelerini de kullanmış..Yahudi filozof Philo'da,Musa'nın babasını,herşeyin babası olan tanrı ve annesini,evrenin onun vasıtasıyla var olduğu SOPHİA olarak belirtmiş..

Hem Yeruşalim kelimesindeki erkek ve kadın bütünleşmesini,hem kelimenin ayla olan bağlantısını,hem de Yeruşalim'le bir görülen Sophia'yı anlamak adına bir alıntı yapacağım;

^^Çok isimli Myrianymos,ayla olan benzerliğinden dolayı Hermafrodit yapıya sahip İsis'in portresi,gnostiklerde Sophia,Havva ya da Barbelo diye geçen canlıların evrensel annesinin portresini yansıtır..İsis gibi gnostiklerin ana tanrıçası da bakire-anne,anne-baba,fahişe-bakire,erkek-dişi,bütün-parça,benzerlik-başkalık gibi insanlarda birbirinin karşıtı olan öğeleri içerir;
''Eşim beni dölleyen kişidir,ben annesiyim onun,o ise babamdır,efendimdir''^^

İsis,yakındoğudaki ana/ay tanrıçalarının Mısır'daki karşılığının adıdır..İsis,İnanna,İştar,Astarte..vb gibi adlar alan ay/ana tanrıçalarının gnostik/batıni versiyonunun adı Sophia'dır ve Sophia,tüm bu tanrıçalar gibi çift cinsiyetlidir..

Kudüs çevresindeki köylülerin nisan-aralık arasında bakirenin kuyusunu onardıkları ve şöyle dedikleri söylenir;
-Ey hanım,ey Ay
-Nemle sula ürünlerimizi
-Ey hanım,ey Siolam kaynağı
-Kurumuş tohumlarımızı sula
Yahudilerin kuyuyu bakire olarak görmeleri,sulamayı/bereketi/kadını ay ile ilişkilendirmeleri,yahudilerin ay tanrıça tapımına işaret eder..Ayrıca Siolam kelimesinin de,ay tanrıça için kullanılan Salm/Şalom/Salem kelimelerini andırdığına dikkat etmek lazım..

İsraililer her yeni ayın 7'sinden 16'sına kadar ayın lütufları isimli mısraları ezbere okurlar..3 defa bizler ve bütün İsrail için hayırlı olsun derler..İsrailli yeni aya bu duayı ederken,aya doğru atılır,daima gözlerini semadaki hilal şeklindeki aya dikerek ''korku ve şiddet düşmanlarının üzerine olsun..Taş gibi donup kalsınlar..Selah!Selah!Selah!'' der..
Burada da yahudilerin aya taptıklarına ve ayla ilgili kullanılan Selam ya da Şalim gibi kelimelere benzer,Selah isminde bir kelime kullandıklarına şahit oluyoruz..
HRİSTİYANLIK
Yahudilerin tanrısı Yahve ve hristiyanların tanrısı İsa'nın bir başka arketipi olan Dionysos'un bakire annesi Semele,adını bakire ay tanrıçası Selene'den alır..Biz Meryem'in bakire olduğunu,mesela katolik Avrupa folklorunda Meryem'in ayla bir tutulduğunu biliyoruz..
Ay tanrıçası olarakta görülen İnanna'nın,kardeşini görmeye yeraltına indiğinde 7 kapıdan geçtiğini belirtmiştim..Bu 7 rakamı,farklı olarak olsa da,Meryem bahsinde karşımıza çıkıyor..İsa'nın,Meryem'in karnında 7 ay kaldığı belirtilir..Pitagorcuların da 7 rakamını ''bakire'' olarak gördüklerini ekleyeyim..Yani Meryem'i ''BAKİRE AY TANRIÇASI'' olarak görebiliriz..Mesela Muazzez İlmiye Çığ'da,İnanna'nın Meryem'e dönüştüğünü söyler..

Ayrıca Meryem'in İştar (Venüs)'ın sıfatlarını üstlendiği,Meryem'in hilal biçiminde ayın üzerinde duruyor resmedildiği,Meryem için söylenen ilahilerin Suriye'de Adonis(Tammuz)'in eşi İştar(Astarte,Aşera ya da Baalath) için söylenen ilahilere benzediği de belirtilir..

Sophia'nın ay tanrıçalarının gnostik versiyonu ve çift cinsiyetli olduğunu biliyoruz..Meryem'in de,bakire ay tanrıçası olarak görülmesi gerektiğini belirttim..Haliyle Meryem ve Sophia'yı aynı/bir görebiliriz..Gnostik mitolojideki teslisin ''baba,oğul ve Sophia'' şeklinde olduğu ve ortodoks hristiyanlıktaki kutsal ruhun da ''çift cinsiyetli'' kabul edildiği söylenir..Yani teslisteki kutsal ruhun,Meryem olduğunu kabul etmeliyiz..

Meryem'in çift cinsiyetli olması demek,Meryem'in hem anne,hem de baba olması demektir..Yani hristiyanların teslisindeki baba ve kutsal ruh Meryem'e,oğul ise İsa'ya tekabül eder..Aslında bir üçlük yok,ikilik var karşımızda..Bir bakirenin aynı zamanda bir anne olduğunu da kabul eden birisi,bir annenin aynı zamanda bir baba da olabileceğini kabul etmelidir..Zaten yukarıdaki alıntıda,ay tanrıçalarının zıtlıkları bünyelerinde barındırdıklarını göstermiştim..
Ayrıca hristiyanların tanrısı İsa ve yahudilerin tanrısı Yehova,hem damattırlar,hem de oğul..
İSLAM
Suriye ve civarında tapınılan Adonis'in ay tanrıçası eşinin bir adı da Afrodit'tir..Herodot,arapların Afrodit'i ''Alilat'' olarak gördüklerini yazar..Yuhanna ve Germanus gibi kişilerin yazdıklarına göre de,araplar ''Haber'' (Habar) adı altında Afrodit'e tapmışlardır..Bugün müslümanların mabudunun adı Allah'tır ve Kabe'de ''Allah'ın evi'' olarak,müslümanların en kutsal kabul ettiği yerin adıdır..Yani arapların ay tanrıçası Alilat'ının Allah'a,Haber'in ise Kabe'ye dönüştüğünü söyleyebiliriz..Ayrıca Kabe'nin önündeki çıkıntının (Hıcır=Döl yatağı) altında,arapların atası İsmail ve annesi Hacer'in yattığına inanılır..Kabe'nin doğu köşesinde de,kutsal kabul edilen ''Hacerül Esved'' taşı bulunur..Yani ay tanrıçası ile ilişkilendirilen Haber'i,Kabe olarak görebileceğimiz gibi,Hacer olarakta görebiliriz..Bu arada Hacer ''taş'' demektir ki,biz ay tanrıçası ile ilişkilendirilen SLM ifadesinin ''taş'' anlamına geldiğini biliyoruz..

Arap Dünya'sının pek çok yerinde toprak ve aşkla ilişkilendirilen ama aslında ay tanrıçası olarak kabul gören Allat'a tapılmış..Bu tanrıçanın esas sembolü yeni Ay ise de,bazen onun içinde duran Güneş'le gösterilmiş..Petra'da bu tanrıçaya Dhu Şara ile beraber tapılmış..Meryem'e de Petra'da Kab/Khaabu/Lat olarak tapılmış..Yani arapların ay/ana tanrıçası Allat'ının Meryem'e,Meryem'in de Kab/Khaabu'ya tekabül ettiğini kabul etmeliyiz..

İbni Arabi,Kabe'yi 7 kere tavaf ederken veya tavaf sonrasında Sophia'yı gördüğünü söylemiş..Biz Kabe'nin Meryem'e karşılık geldiğini,Sophia'nın ay tanrıçalarının gnostik/batıni adı olduğunu,7 rakamının da ay tanrıçaları ve Meryem'le ilgili bağını biliyoruz..Haliyle ünlü mutasavvıfın tavaf sırasında/sonrasında Meryem'i,yani Allat'ı/Allah'ı gördüğünü kabul etmeliyiz..Ayrıca Yeruşalim'in de Sophia ile bir görüldüğünü düşünürsek,Kabe'de görülen bu Sophia dolayısıyla,Kabe'yi yeni Yeruşalim olarakta görebiliriz..

Tıpkı hristiyan gnostiklerin tanrıyı göz kamaştırıcı bir karanlık olarak tasvir etmeleri gibi,müslüman gnostikler de Allah'tan ''siyah bir ışık'' ya da ''aydınlık gece'' olarak bahsetmişler..Burada aydan bahsedildiği çok açık..En başta,İnanna'nın vajinasını yeni doğan aya benzettiğini belirtmiştim..Kabe'nin doğu köşesinde vajinaya benzeyen Hacerül Esved'de,siyah parlak bir taş zaten..

Kabe'nin içinde suyu kurumuş bir kuyu olduğu,bu kuyuyu ziyarete gelenlerin adadıkları armağanları kuyuya attıkları,kuyunun üzerinde ağaçtan yapılmış bir güvercin olduğu,bu güvercinin İŞTAR'ı ya da arapların toprak anasını temsil ettiği söylenir..İştar'ın ay tanrıçası olduğunu biliyoruz..İştar aynı zamanda bakire savaş tanrıçasıdır ve sembollerinden birisi de güvercindir..Yahudilerin kuyuyu,bakire ve ayla ilişkilendirdiklerini de biliyoruz..Yani bu veri de,Kabe'nin bir ana/ay tanrıça tapınağı olduğunu gösterir..

Kabe'ye giriş yapılan en önemli kapının ''SELAM kapısı'' olduğu belirtilir..Selam kapısından(Babüs Selam) girerken hacılar,arapça olarak ''Allah'ım!Rahmet kapılarını bana aç!SEN SELAM'SIN,esenlik senden gelir..Bizi Selam'ın ile selamla ve esenlik yurdu olan cennetine kabul buyur..Ey celal ve ikram sahibi Allah'ım'' diye dua ederler..Burada Allah'ın Selam olduğu ve esenlikle/mutlulukla ilişkilendirildiğini görüyoruz..Biz yahudilerin mutlulukla ilişkilendirdikleri ay tanrıçasına Selam ya da Şalom diye taptıklarını da biliyoruz..Yani bir tarafta Cennet'teki ŞALOM'dan bahseden yahudi hacılar,diğer tarafta Cennet'teki SELAM'dan bahseden müslüman hacılar var..

Eski arapça incil çevirilerinin 4 yerinde elence paradidonai(bırakmak,ihanet etmek) kavramı geçer ve bu kavramın arapça karşılığı olarak ASLAMA/MÜSLİM/İSLAM sözcükleri kullanılır..Matta ve Markos incillerinin 8 yerinde,Yudas İskaryot'un ihanetinden söz edilirken bu kavramlar kullanılır..
İslam dininin bir hristiyan mezhebi olduğunu iddia edenleri haklı çıkaracak bir argümandır bu..Burada müslümanların(müslim),İsa(tanrı) ile bağı kabul ediliyor ama ona ihanet ettikleri de vurgulanıyor..Peki,bu ihanet nasıl oldu?

Arabistan'da KOLLİRİDİYEN adlı kadınlardan oluşan hristiyan mezhebi,eskiden atalarının cennet kraliçesi ASHTORET'e taptıkları yerde MERYEM'i ''tanrı'' yerine koymuşlar..İşte ihanet bu..Yani Arabistan'da İsa(RAB)'yı değil de,Meryem(ALLAH)'i ''tanrı'' yerine koyanlara ''müslim''(an) denmiş..Zaten aslama/müslim/islam kelimeleri,ay tanrıça ile irtibatlandırdığımız salm/salmu/selam/şalom gibi kelimeleri andırmaktadır..

Yararlandığım kaynaklar;

Efsaneler ve mitler-Philip Wilkinson
Hac,İslam'ın kalbine yolculuk-Karen Armstrong,Muhammad Abdel Haleem
İslam tarihi-Philip K.Hitti
Tarih-Herodotos
Altın dal,dinin ve folklorün kökleri-James George Frazer
Mitolojiler sözlüğü-Yves Bonnefoy
Sayıların gizemi-Annemarie Schimmel
İsa ve kayıp tanrıça-Tımothy Freke,Peter Gandy
İsa'nın gizemleri-Tımothy Freke,Peter Gandy
Thespis-Theodor H.Gaster
Ortadoğu mitolojisi-Samuel Henry Hooke
Mezopotamya mitolojisi sözlüğü-Anthony Green,Jeremy Black
İlkçağ tarihi-V.Diakov,S.Kovalev
Sümer mitolojisi-Samuel Noah Kramer
Antik İsrail'in inancı ve tarihi-George E.Mendenhall
İsrail dini-Jules Soury
Mesih İsa'nın tanrılığı-Josh McDowell,Bart Larson
Suriye ve Filistin-Prof.Dr.M.Şemseddin Günaltay
Yakın Şark-Prof.Dr.M.Şemseddin Günaltay
İslamın kaynakları 1,Kabe-Erol Sever
İslamın kaynakları 2,Muhammed-Erol Sever
Asur tarihi-Erol Sever
Hristiyanların islamından,müslümanların islamına-Fuat Aydın
Yahudi ve hristiyan kaynaklarında tanrı imgesi-Murat Hakan Yıldırım
İbrahim peygamber-Muazzez İlmiye Çığ
İnanna'nın aşkı-Muazzez İlmiye Çığ
Eskiçağda yakındoğu toplumlarında kültürel yaşam-Nazmiye Kutluay
Hristiyanlıkta ve İslamda Hz.Meryem-Günay Tümer
Mitolojiler ve semboller-Mehmet Ateş
Seks tanrıları-Elvin Azar
Dünya mitolojisi-Özhan Öztürk
Folklor ve mitoloji sözlüğü-Özhan Öztürk
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 20-11-2018, 20:44
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

İbni Arabi,Kabe'yi 7 kere tavaf ederken veya tavaf sonrasında Sophia'yı gördüğünü söylemiş..Biz Kabe'nin Meryem'e karşılık geldiğini,Sophia'nın ay tanrıçalarının gnostik/batıni adı olduğunu,7 rakamının da ay tanrıçaları ve Meryem'le ilgili bağını biliyoruz..Haliyle ünlü mutasavvıfın tavaf sırasında/sonrasında Meryem'i,yani Allat'ı/Allah'ı gördüğünü kabul etmeliyiz..Ayrıca Yeruşalim'in de Sophia ile bir görüldüğünü düşünürsek,Kabe'de görülen bu Sophia dolayısıyla,Kabe'yi yeni Yeruşalim olarakta görebiliriz..
Konu dışı olarak, @Ahlaksız İbni Arabi'nin Sophia meselesini nerede söylediğini öğrenebildin mi?
Hatırlarsan daha öncede yazışmıştık, ben o kadar taradım buna dair bir şey bulamadım. En sonra burada (#39, #40) tavaf olayında bir kız var, yorumumu da eklemiştim.
Orada da olayın herhangi bir Tanrıça filan bağlantısı yok,

Benim Sophia meselesinde anladığım, sanırım Henry Corbin adlı şarkiyatçı bir Fusus çevirisinde böyle diyor, çokları da bunu kaynak gösteriyor. Oysa Türkçe Fususlar da bu yok.
Sophia kelimesi Latinceymiş.
Felsefe, Yunanca "philosophia" kelimesinden Arapçaya, oradan da dilimize girmiş bir kavramdır. Philosophia kavramı, "philo" ve "sophia" kelimelerinin bileşiminden oluşmuştur. "Sophia" Yunanca'da "bilgelik ve hikmet" kavramlarına karşılık gelmektedir.
Yani Arabi orijinal kitabında Hikmet dediyse, bu çeviride Sophia olarak çevrilmiş, sonrada Tanrıça olarak anılmış olabilir, başka bir mantığı kalmadı bana göre bu işin.
Bir nevi görmek istediklerini görmüşler.
Ama tabii bu gerçeği de yansıtmayacaktır hiç bir zaman.

Konuya gelince, İbni Arabi değilde, İbni Rüşt, Gazali, İbni Teymiye filan söyleseydi Sophia ile ilgili bir şeyler, bu daha sağlam referans olurdu, zira Arabi hayattayken bile ölüm fermanı ile aranan biriydi, Anadolu'ya gelmesi bile bu yüzdendir.

Diyeceğim Arabi, İslam açısından, zaten doğru kişi değildir, adamın her sözü aykırı zaten.
Ama bu Sophia meselesi tuhaf tabii, özellikle de yabancıların bunu kullanması, her yerde Sophia görüyorlar galiba.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 20-11-2018, 21:52
Ahlaksız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.183
Standart

Felasife;İbni Arabi ile ilgili yazdıklarım şu kitaba dayanıyor;
https://www.kitapyurdu.com/kitap/isa...eri/79284.html
Kitapta aynen şöyle yazıyor;
Büyük üstad diye bilinen bir sufi olan İbn Arabi,Kabe'nin yedi kere tavaf edilmesi ritini yaptığı sırada Sophia'yı gördüğünü anlatır..O,kadınların Sophia'nın vücut bulmuş güçlü bir hali olduklarına,çünkü onların erkeklerde eninde sonunda Tanrı'ya yönelen bir aşk doğurduklarına inanır..
Bir sayfa sonra ise;
İbni Arabi pagan gnostisizmine öyle meraklıydı ki ''Platon'un oğlu'' diye bilinirdi..

Kitap kaynak olarak Armstrong,Merkür,Matthews gibi yazarları işaret eder..

Yani Arabi orijinal kitabında Hikmet dediyse, bu çeviride Sophia olarak çevrilmiş, sonrada Tanrıça olarak anılmış olabilir,
Bu dediğiniz çok mantıklı..Yani illa mota mot çeviri diye bir şey olmaz..İbni Arabi paganizme bu kadar meraklı olsa bile,illa Sophia kelimesini kullanmak zorunda değil..

Sufilerin İsa'ya ve Meryem'e gösterdikleri ilgiyi biliyoruz..Haliyle İbni Arabi'nin bu Sophia söylemi,marjinal bir söylem değildir..
İbni Arabi Allah'ı görüyor,vajinası/memeleri olan bir kızı filan değil..Tabi ki burada gerçek bir görmeden bahsetmiyoruz,sadece gördüğünü söylüyor..Deseydi ki,''ben tavaf sırasında Zeynep'i gördüm''..O zaman İbni Arabi'nin neye inandığını,ne söylediğini anlamayabilirdik ama tarih boyunca tapılmış bir tanrıçanın adını veya sıfatını gördüğünü söylemesi,İbni Arabi'nin neye inandığını anlamamızı sağlar..

İbni Arabi,İsa'nın annesi Meryem'i görmüş,ay tanrıçalarının gnostik yanı Sophia'yı görmüş,ay tanrıçası Allat'ı görmüş,ay tanrıçası Afrodit'i görmüş,..Bunların hepsi aynı şey..
Kitap şu;
https://www.kitapyurdu.com/kitap/mus...isa/55618.html
Diyor ki;''Tasavvuftaki İsa ile incildeki İsa,birbirinden kolayca ayırt edilemez..''
Cümleye dikkat edin lütfen..Aynı kitapta İsa'nın havarilerinin ''sufi'' oldukları da söylenir..!

Haliyle İbni Arabi gibi bir sufinin,Meryem tapınağında,tanrının anası Meryem'i(Sophia) görmesi,gayet doğaldır..Sonuçta Kabe,Meryem(Sophia/Allah)'in evi..Ev de sonuçta,ev sahibini görürüz..!
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 20-11-2018, 22:35
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Haliyle İbni Arabi gibi bir sufinin,Meryem tapınağında,tanrının anası Meryem'i(Sophia) görmesi,gayet doğaldır..
Yo bende zaten görüp görmemesine bir itirazım yok, hatta görmüşse anca o görmüştür bile diyebilirim.
de\ nerede nasıl geçiyor diye ona merak ediyorum, bende bir sürü Arabi kitabı belgesi var.
Lakin şu ana kadar bir ize de rastlamadım, yoksa "hikmet" kelimesini Arabi zaten sıkça da kullanır.
Hatta Fususul Hikem deyince, Hikem bildiğim kadarıyla Hikmetten türeme, Hikmetli hususlar diyede tercüme olması lazım.

Neyse ben kaynaklara bakayım iyice, sonra konuya dönerim.

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 21-11-2018, 00:24
Ahlaksız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.183
Standart

Felasife;''hikmet'' denilen şey,ay/ana tanrıçalarına tekabül eder..Arabi veya bir başkası,tabiki ''ay tanrıçasına tapıyoruz'' demezler ama yaptıkları şey budur..

Karen Armstrong'un ''Tanrı'nın tarihi'' isimli bir kitabı var..Okumadım ama pdfsi var bende..Şimdi baktım kitaba,şöyle yazıyor kitapta;
1201'de, Kabe'nin çevresinde dönerken, Muhiddin Arabi kendisinde büyük ve kalıcı etki yaratan bir görüm gördü. Nizam adlı genç bir kız görmüştü; kız göksel bir hale ile çevriliydi ve Muhiddin onun Sophia'nın, tanrısal Bilgeliğin vücut bulmuşu olduğunu anladı.

Aynı kitapta şöyle de yazıyor;
Tanrısal Bilgeliği,Dünya'da insanlığı aramak amacıyla Tanrının bir kenara bırakılması olarak okuduğumuzda,İştar, Anat ve İsis gibi kurtarıcı bir misyonla tanrısal alemden inen pagan tanrıçalarını hatırlamamak mümkün değildir. Bilgelik literatürü İ.Ö. 50 civarında İskenderiye'de polemikçi bir biçim kazandı. Önemli bir Yahudi topluluğunun yaşadığı bu kentin Yahudilerinden olan Süleyman, Süleyman 'ın Bilgeligi'nde, Yahudileri, çevrelerini saran Helen kültürünün cazibesine karşı direnmeleri ve kendi geleneklerine bağlı kalmaları konusunda uyarır: gerçek bilgeliği Yunan felsefesi değil Yahova korkusu oluşturur. Süleyman aynca, Yunanca da yazmış, Bilgeliği (Sophia) kişileştirmiş ve onun Yahudi Tanrısından ayrı düşünülemeyeceğini ileri sürmüştür.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 21-11-2018, 10:37
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Felasife;''hikmet'' denilen şey,ay/ana tanrıçalarına tekabül eder..Arabi veya bir başkası,tabiki ''ay tanrıçasına tapıyoruz'' demezler ama yaptıkları şey budur..
Derler sevgili Ahlaksız derler.
Eğer bu adamlar benim bildiğim sufilerse, bunu hiç çekinmeden de çok rahatça söylerler, tanıyorum adamları çünkü.
Bunlar öyle tvler de ki gibi gösterdikleri saf molla tipler değillerdir, her yönleriyle "aykırı" adamlardır.

Bak burada ne demişler, (yazının altına doğru) "din putperestliktir!"
Bu adamlar kadına secdeden, onu put görmekten, ay tanrıçası, gök tanrıçası filan falan çekinmezler, tabu etmezler.
Olmadı üstüne birde divan yazarlardı, yapmadıkları şey değildir, bu imkansız değildir.

Ama Sophia dediğin şeyin Sufilikte Tanrıça yönü yok maalesef, olan felsefi kavram/tabir olarak Sophia var görünen o ki ona da hikmet denmiş zaten, Sophia derseler derlerdi.
Ha dersen ki İslamda Araplarda böyle dersen ona karışmam.

Karen'in dediği yeri de buldum sonunda, Karen kendi görmek istediği gibi görmüş meseleyi, ilgili bölümün tamamını ekliyorum.

Sanırım Karen şaşırmış, zira genç bir kadın hakkında, böyle sözler duymak Batı da olmasa gerek, ama Doğu da var. Bu adamda sonuçta Divan sahibi-ki, aşk, sevgi, muhabbet, duygu bu adamlardan sorulur.
Arabi de bunları yazmış çok değil.
Hatta daha da yazabilirdim diyor.

Kitabın adı bir kere Türkçeye "Arzuların tercümanı" olarak geçmiş, arzular dediğin de cinsel erotik çağrışımlardır ki kitap zaten bu meyanda mistik bir atmosfere sahip. Şarkıyatçılar buna illaki şaşırmıştır, çokta görmüyorum.

Sorun şu ki Arabi kitaplarını herkese yazmamıştır, işin birde o yönü var. O Sufiler için yazmıştır, din için bile yazmamıştır, bunu da Sufi olmayan da anlayamaz. Onuda her sufi anlamaz, derece derecedir onlarda. Adam resmen semboliksel kavramsal yazar, methederken yerer, yererken metheder, bunu .prof olsa anlamaz.
Ha alır kelimeyi zahiri olarak tercüme eder, güzelde eder ama altında ki maksatı nereden bilsin. Sufice yaşamamışsa, ustasından eğitimini almamışsa bilemez.

Dediğim gibi Arabi doğru kişi değil, İslam dünyası onu referans kabul etmez, başka kusurları da vardır çünkü, sakıncaları vardır, öyleyken bile onu kabul eden anca Sufilerdir, onların göz bebeğidir o.

Sevgiler
Allah kendisinden razı olsun, bu şeyhin bekâr bir kızı vardı. Boylu poslu, genç ve güzel bir kızdı; onu görenler hemen ona tutulurdu; bulunduğu ortamı bir çiçek gibi süslerdi; çevresinde bulunanları sevindirirdi; kendisini seyredenleri hayran bırakırdı; bu kızın adı Nizâm, lakâbı ise Aynü'ş-Şems ve'l-Bahâ idi.1Kendisi âlimdi, bilgiliydi; âbiddi, ibadete çok düşkündü, seyahat etmeyi çok severdi; zühd sahibi idi. Mekke ve Medine'nin önde gelen simalarındandı; kuşkusuz, tehlikelerden korunmuş olan beldenin, yani Mekke'nin yetiştirdiği seçkin bir kişiydi; dış görünüşü itibariyle Iraklıları andırırdı; çok konuşsa, en ince ayrıntılara kadar inerdi; az konuşsa öz konuşurdu; edebî ve fasîh konuşsa net ve açık konuşurdu; eğer nutuk verecek olsa, Kuss bin Sâide onun yanında hiç kalırdı; cömertlik yapacak olsa, Ma'n bin Zâide ona yetişemezdi; eğer vefalı olsa, Semevel2onun yanında adımlarını geri çekerdi; vefasızlığın, gadirliğin belini bükmüş, sınırlarını çoktan aşmıştı.

Eğer nefisleri çabucak ve kolayca kötülüğe kayan ve zayıf, hasta ruhlu, bozuk, kötü düşünceli, namus duygusu körelmiş insanlar mevcut olmasaydı, Allah'ın yaratılış sırasında ona bağışladığı fizikî ve ruhî güzellikleri, ahlâk ve huy güzelliklerini bir bir açıklardım. O, gökteki bembeyaz yağmur bulutu gibi güzeldi; bir çiçek gibiydi; âlimlerin güneşiydi, gözbebeğiydi; edebiyatçıların çiçek tarhıydı, gülbahçesiydi; ağzı mühürlü açılmamış bir hokkaydı; inci gerdanlığın bir parçasıydı; zamanın eşsiz örneğiydi; çağının en değerli kızıydı. Cömertliği bolca, himmetleri yüksekçeydi. Ana ve babasının sevinciydi; sahasının efendisiydi; bulunduğu meclisin en şereflisiydi; evi Mekke'nin Ciyad semtindeydi; evi mahallenin gözbebeğiydi; âdeta bir gönül merkeziydi; Tıhâme onunla aydınlanırdı; bahçedeki çiçekler ona yakın, ona komşu olduklarından dolayı tomurcuklarını açarlardı; onun taşıdığı güzelliklerden (letâyif) ve inceliklerden (şekâyık) ötürü, marifet çiçekleri etrafa kokular yayardı; üzerinde meleklerin dokunduğu izler, meliklerin, kralların sahip olduğu güçler vardı.

Biz onun sohbetinde çok bulunduk ve zâtının üstünlüğüne ve erdemine şahit olduk; ayrıca, halasının ve babasının sohbetinde de çok bulunduk. Bu nedenle bu kitabımızdaki şiirlerde tıpkı bir gerdanlığa en güzel incileri dizer gibi, son derece uyumlu ve ahenkli bir dille onu terennüm ettik. Ona lâyık ifadelerle gazeller yazdık. Fakat gene de onun sevgisinin büyüklüğüyle, söylediği o güzel kadim sözlerle, iç dünyasının zenginliğiyle, iffetinin temizliğiyle ilgili olarak gönlümden geçenlerin, ve ona duyduğum sevgi ilgi ve duyguların hepsini anlatamadım, çünkü o benim tek dileğim ve biricik özlemimdi. O tertemiz, o eldeğmemiş güzel kız! Ancak, bu şiirlerde ona duyduğum sevgiyle ilgili olarak bende birikim hâline gelen (zehâyîr) en içten kalbî duygularımdan (ağlâk) bazı özlemlerimi dile getirmeye çalıştım. İçimde sakladığım arzuları, tahassürleri açığa vurmuş oldum. Eski günlerimizi büyük bir özenle yeniden hatırlayarak, onun o güzel meclisinde yaşadığımız o tatlı anıları, kısacası ona duyduğum tüm ilgilerin bende bıraktığı şeyleri yeniden uyandırdım, yeniden yaşadım.

Bu kitapta hangi isimden söz ettiysem, hepsi ondan kinayedir; hangi evi tasvir edip anlatmışsam, hepsinde onun evini kasdetmişimdir. Ancak bu kitapta yazdığım bütün şiirlerde daima içime doğan ‘ilâhî varidâtlar'a (el-vâridatü'l-ilâhiyye) (içedoğuşlara) ve gönlüme inen ‘ruhânî inişler'e (el-tenezzülâtü'r-ruhaniyye) ve ‘ulvî tenâsübler'e (el-münâsebâtü'l-ulviyye) imalarda bulundum; bunu da (biz sufîlerin yolu olan) en üstün yola göre sembollerle yaptım, çünkü ‘kuşkusuz öte dünya bu dünyadan daha hayırlıdır.' 3Allah razı olsun ondan, o da benim işaret ettiğim konuları çok iyi biliyordu. Kuşkusuz şiirlerimin asıl sırrı, anlamı budur; bunları ancak iyi bilen biri sana anlatabilir.

Bununla birlikte, Allah hem bu kitabın bu kısmını, hem de Divan'ın öteki şiirlerini okuyanların kalbinden, şerefli, soylu, yüksek karakterli, üstün meziyetli insanlara lâyık olmayan ve semâvî/ilâhî konulara uygun düşmeyen çirkinşeyleri geçirtmesin! Amin!
Arzuların tercümanı - Tercümanül eşvak

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 21-11-2018, 13:12
Ahlaksız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.183
Standart

Demezler sevgili Felâsife..Bu kişilerin mecaz/metafor/alegori/teşbih gibi yöntemlerle birşeyler anlattıklarını biliyoruz..Yani illa yazdıkları kelimenin Sophia olmasına gerek yok..Alıntı yaptığınız yerlerde ben ay/ana tanrıça görüyorum..Meryem'i görüyorum,Sophia'yı görüyorum,İştar'ı görüyorum..Siz Mekke'de adı Nizam olan bir kız mı görüyorsunuz?

Size iki önemli kaynakta İbni Arabi'nin Sophia'yı gördüğünün söylendiğini gösterdim ve bu kitaplar/yazarlar önemli..Öyle bizdeki yazarlara/kitaplara benzemez bunlar..

Ben bu konuya neresinden bakarsam bakayım,bir tutarlılık görüyorum..Zaten böyle görmesem,bu yazıyı yazmazdım veya Arabi konusunu yazıya dahil etmezdim..

Şu kitapta da şöyle yazar..
Arabi tavaf yaparken bir el omzuna dokunmuş..Dönmüş ve genç bir kız görmüş..Bu kızı bir yazısında şöyle tanımlamış;''Bir rahibe,Yunanlıların kızı,yayılan ışığın kaynağına tanık olduğum kişi..''
Dinlerin tarihi ve gizemcilik

Bu kişi ''Platon'un oğlu'' olarak kabul edilmiş..Yani Arabi'nin antik Yunan'la bir bağı/ilgisi/sevgisi var..
''Bilgelik'' anlamına gelen Sophia,pagan filozofların tanrıçası..Antik Yunan'daki Platon gibi isimlerin..Haliyle kendini Platon'un oğlu olarak gören birisi,Sophia'yı nasıl es geçsin?!
Filozof sözcüğü de,zaten ''Sophia sever'' anlamına geliyor..Antik yunan filozoflarının tanrıçasını,bu kişilerin hayranı/hastası olan Arabi'de,yazılarında alıntı yaptığınız yerdeki gibi gayet güzel işlemiş işte..Mesela ''o benim tek dileğim ve biricik özlemimdi.''demiş..
Bu aşk işte..Sophia'ya olan aşk..Yunan'da Sophia'ya aşık olanlara ''filozof'',ortaçağda Sophia'ya aşık olan Müslümanlara da ''sufi'' denmiş..Bu kadar net..

Şöyle bir yanılgı yaşamayalım..Bu sufiliğin/sufilerin bir geçmişi var ve bu da hristiyan mistisizmidir/münzeviliğidir..Hristiyan münzevilerinin de antik Yunan'la bağını biliyoruz..Haliyle sufizmi ayrı değerlendirmek çok büyük yanlış olur..Sufizmin veya tasavvufun anlaşıl(a)mayan bir şeyi yoktur..

Ayrıca yazımın son bölümünde,kabaca 7 yerde ay/ana tanrıçaya dair argümanlar sundum ve bunların hepsi birbiriyle tutarlı/uyumlu..İbni Arabi ile yazdıklarım da,bu argümanlarla uyumlu..Ayrıca arapların veya Müslümanların ay tanrıçasına taptıklarını söylemek için İbni Arabi'ye ihtiyacımız da yok..Bu sadece konunun gnostik/batıni yanıyla ilgili bir veriydi..
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 21-11-2018, 16:44
aliyarasfal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
aliyarasfal aliyarasfal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 24 May 2010
Mesajlar: 2.935
Standart

Sevgili Ahlaksız;

Oldukça bilgi ile destekli ve inançların evrimi ve geldiği nokta hakkında doyurucu bir çalışma olmuş. Emeğine sağlık.

İnsan ilk soruyu sorduğunda cevaplar istiyordu. Bilmek istedi insan, bilgiyi farketti, sordu. Cevapladıkça doğurgandı bilgi çoğaldı. Belki bundandı Sophianın doğurgan ve her sorusuna cevap vermesiyle tanrıça olma serüveni. Erkek bilgiyse ,soruysa, kadın bilgilerdi, cevaplardı, çoğaltandı, bilgiyi analiz edip çocuğa çevirip bambaşka yanıtlar sunandı ilk ham halinden.Zevkin ürünüydü, hazzın ürünüydü, sonucuydu her çoğalan. Merakın tatmini kadar muhteşemdir tanrıçalarla bütünleşmek.

Bilmek istedi insan bildikçe çoğalttı bilgisini amma o bilgiler kısıtlı duyu ve duygusal süzgeçleri aşamıyordu. Cevaplar bu gün için yanlış olsada insanlık tarihinin ilk bilimselliğinin yanıtıdır Tanrıça Sophia.

İnançlarla bilim yapılıyordu çünkü eldeki tüm mataryel buydu, bilmek inanç ekseninde çoğalttı bilgiyi. Tüm sermaya duygu ve düşüncelerdi. tüm anlam yanlız insanın yalnızlığına sığınmış düşselliğiyle anlamlandırma isteğinin sonucuydu. ilk bilme, ilk bilim, ilk kanıt kişisel deneyimlemelerdi. Yanılma, doğrulama diye bir şey yoktu, çünkü kötüysede iyiysede yaşanılan cevabı tekti. Ne yaşarsan yaşa bildiğin bilgiyi, kutsallaşmış olan Sophiayı buluyordun. Odur cezalandıran, odur mutlu kılan.

Batınıliktir ilk bilim, sofiliktir gelişmiş hali.

Sophia(p harfi yoksunluğu) sofiliğe dönüşürken dilden dile, zahiri galip geldi bilginin yolunda,dinlerle örgütlü kötülük bilgiye düşman oldu , talan, fiziksel varlık önemli oldu , gücü ele geçirme ve sofilik bilginin yazılara döküldüğü, bilginin bilgiyle yanlışlandığı çağlarda Sophiayı evrilten batıni bilgiyi red edip putlara hapsetti aklının köşelerinde.Zahiride köleleşti ,zevk aracı oldu, bilgisini atıp bedenini kullandı zahirciler. Öldürdüler sofiyayı ve sofiler düşman ilan edildi.

Sofiler bilgiyi hala ilk soru soran insanlar gibi kendince keşfetmek peşinde olduğundan düşünceyi yeni bilgilerle çoğaltmayı redettiler, aç bıraktılar Tanrıçayı, bilgisiz bıraktılar, kısırlaştı ve yaratıcılığı öldü, yalnızlığana gömüldü.Ve çağ duyguları değil katı düşünselliği merkez aldığından sophia Tanrıçadan kula dönüştü, Dindarların öldürdüğü, sofilerin özünü kaybettiği bir çıplaklıktır sophia ve çağın kulu ve değersizliğidir artık. Oysa bilgiyi kutsayanların torunlarıyız, en büyük kötülüğü bilgiye sofiye sahip çıkmayan sofiler yapmıştır. Bilgiye sırt dönerek. Dinlerin elinde cariyedir artık sofie. Her gün milyarlarca kere ırzına geçilir ve öldürülür.

Bizler bunu seyretmekteyiz, çünkü biz sadece düşünceyi önemserken unuttuk sophianın özü duygu ve düşüncelerdir. Sophia hala tanrıçadır tüm dinleri redetmeden bunu anlamak mümkün gözükmüyor. Sophia hala doğurgan, duyguları unutmaz isek, düşüncelerin tek kaynak olmadığını hatırlar isek, inanca evriltmezsek bilim bize bu konuda olduğu gibi, eleştirmeyi değil doğruyu bilmek için öğrenmeyi ve doğru bilgiyi insanlarla paylaşmayı sağlar.

Teşekkürler sevgili Ahlaksız ve teşekkürler sevgili felasife.

Şimdilik saygımla gittim...

Sorular sormuyorsan ya ölüsün ya da köle...
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 21-11-2018, 19:05
Felâsife - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Felâsife Felâsife isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 19 Jan 2014
Bulunduğu yer: Hayret!
Mesajlar: 4.035
Standart

Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Demezler sevgili Felâsife..
Dememelerinin bir mantığı yok, korkularından mı demiyorlar acaba?
Öyle olsa taptığınız ayağım altında, enel hak, ne olursan ol gel vs. demezlerdi bu adamlar. Zaten hayatları bir nevi kelle koltukta olmuş.
Yunusun bile Molla Kasımı var, peşinde jandarma gibi dolanan. Öyle olduğu halde genede diyeceklerini demişlerdir.

Demedikleri şeyi dediler demenin de bir mantığı yok, belli ki Batı Sophia'yı arıyor, arasınlar aramasınlar demiyorum ama mantık soruyor işte, nerede söylemiş?
Bir göreyim inceleyeyim, analiz edeyim bakayım, bir türlü o aşamaya gelemedik ama meselede belli oldu tabii.

Platon'un oğlu da gene Batının yakıştırması, kaç kitabını tercüme etmiş Arabi merak ettim. Mesela İbni Rüşd içinde Aristonun oğlu derler ama adam hayatını Aristo'ya adamış biri, hatta Avrupa onun sayesinde tanıyor Aristo'yu. Arapça bir zamanlar Avrupa da bilim diliydi.
Arabiye gelince merak ettim, ne yapmışta Platon'un oğlu olmuş.

Sevgi iyi bir şey, herkes sevsin de onu alıp değiştirmesin, olduğu gibi sevsin.
Arabi zaten özgün yazan biri, başkalarına ihtiyacı yok, "Keşfi aklı" savunan biri, taklitçilik, nakliyecilik yapmaz.
Bilgisine kalemine güvenir yazar. Ve bu adam müsvette kullanmamış hiç, noktalama da kullanmıyor, yazmadığı zaman hastalanıyor ki illa yazacak, sağlam yazıyor yani.
Her bir kitabı tercüme edilince ciltler olabiliyor, çünkü kavramsal da yazıyor, ne dediği hop diye tercüme edilemiyor.
Batı da bu tercümesizlikten nasibini almış görünen. Ama genede bundan kendilerine bir dünya yaratmayı da becermişler.
Tuhaf.
Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Alıntı yaptığınız yerlerde ben ay/ana tanrıça görüyorum..Meryem'i görüyorum,Sophia'yı görüyorum,İştar'ı görüyorum..Siz Mekke'de adı Nizam olan bir kız mı görüyorsunuz?
Ben duygu dolu bir adamın satırlarını görüyorum, iki satırdan biri develer, adam melekettinden uzakta, diyar diyar gezmiş, özlemleri var demirden değil nihayetinde, hüzün, ayrılık, yalnızlık kısacası "duygu" görüyorum, duyguyu yüklemişte yüklemiş, ne kızı, ne sophia'yı, ne de aşkı?
Arabinin laylaylom bir hayatı yok, oradan oraya sürgün gibi bir hayat.
Duygu işinde cinsiyetler kalkar, isimler nötrleşir, geriye kalan hazlardır.

İlgili kitapta ki herhangi bir şiiri mesela,
1. Bir zamanlar onların oturduğu yerlerde dur,ağla şimdi bu harabelere
Bir soru sor izleri kaybolmuş harap olmuş silinip gitmiş yapılara

2. Hani nerede sevenleri sevilenleri? Hani nerede alaca tüylü develeri?
Gel de bir bak nasıl geçip gidiyor çölde akşamın buğuları

3. Tıpkı serap içindeki bahçeler gibi görürsün onları
Büyütür buğular gözlerde içinde yürüyen insanları

4. Yola koyuldular varmak için bir an önce el-Uzeyb'e
Orada içmek için insana hayat veren buz gibi suları

5. Peşlerinden gittim ben de onların, Sabâ rüzgârına sordum onları
‘Dal' ağaçlarının gölgesine mi sığındılar ya da buralara mı kurdular çadırları?

6. Sabâ rüzgârı: "Zerud'da bıraktım çadırlarını" dedi,
Yorgunluktan bitkin, geceler boyu yürümekten şikayetçiydi develeri

7. Çadırların üzerlerine yaydılar kalın örtülerini
Öğlen sıcağından korumak için güzelliklerini

8. Öyleyse haydi sen de kalk ayağa git oralara, ara izlerini
Onlara doğru hızlı hızlı sür develerini

9. Hacir yollarında durduğun zaman
Vadileri dağları aşıp geride bıraktığın zaman

10. Onların bulunduğu yerlere yaklaştığın zaman,yaktıkları ateşi gördüğün zaman,
Öyle bir ateş ki alevlendirmekte içimizdeki aşk ateşini

11. Diz çöktür, ‘ıh'tır develeri; korkutmasın seni çölün aslanları tehlikeleri
Çünkü sendeki aşk küçücük aslan yavruları şeklinde gösterir sana onları".


Ahlaksız´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Size iki önemli kaynakta İbni Arabi'nin Sophia'yı gördüğünün söylendiğini gösterdim ve bu kitaplar/yazarlar önemli..Öyle bizdeki yazarlara/kitaplara benzemez bunlar..
Bu Sophia aşkları fenaymış gerçekten, aradıkları gerçek değil, Sophia.
Bu tıpkı birinin Allahı araması gibi, ne aradığını bilenin araması bu arama!

Oysa gerçeği arayan için isimler önemli değil, Allah, Sophia, Meryem aynı şey hiç fark etmez.
Eğer Allah aranıyorsa o bulunur!
Eğer Sophia aranıyorsa o bulunur!

Tabii hayalde bulunur bunlar ve haz duyulur, huzur mutluluk vs.dir.

Gerçekte ise anca "şaşma ve hayret" olur, zaten Arabi verdiğim alıntının hemen devamında, buna değinmiştir, aşkı bile geçen bir şeydir bu.

Sevgiler

Derinde ittifaklar var, yüzeye çıktıkça ayrılıklar.
Zıtlar temelde aynıdır, gayrı hikayedir ayrılıklar.
Artık yersen bu ayrılıktır, yemezsen de aynılıktır.
Aynılaşanlar ayrı olamaz, kandırmacadır ayrılıklar.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 21-11-2018, 19:48
Ahlaksız - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Ahlaksız Ahlaksız isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 07 Jul 2012
Mesajlar: 8.183
Standart

Beğendiğinize sevindim sevgili aliyarasfal..

Bu bir akademik makale değil..Öyle süslü cümleler yok,zaten beceremem de bunu..Yaptığım şey,dedektiflik gibi bir şey..Sadece farklı kaynaklarda gördüğüm bilgileri bir araya getirip,bu bilgiler arasında bir kurgu yapmaya çalıştım..Yalnız bunu yaparken,önce kendim ikna olmalıydım,taşlar yerine oturmalıydı,bu kurguda,gördüğüm bilgiler arasında bir tutarsızlık olmamalıydı..

Sümer'den başlayıp,İslam'a gelinceye kadar,yakındoğudaki insanların ana/ay tanrıçaya olan bağlılıklarını göstermeye çalıştım..
Aslında bu yazdıklarım,Sümer öncesiyle de uyumlu..Sümer'e kadar olan dönemde,insanların bir ana tanrıça ile bağını çok iyi biliyoruz;
http://arkeofili.com/paleolitik-done...yici-10-venus/
Aslında insanlık tarihi boyunca,insanlar hep tanrıçaya taptılar..Aralarda tapılan tanrılara bile tanrıça ile beraber taptılar..Mesela ilk tek tanrı Marduk(erkek) denir ama Marduk bile tek başına tapım görmüş değildir..Eşi Zarpanit'le(SİN) beraber tapım görmüştür..Yehova'da öyle..
İnsanların tanrıça tapımına engel olmaya çalıştıklarını biliyoruz..Erkeği öne almaya çalışmışlar ama bunu gerçek anlamda hiç becerememişler..Çünkü tanrıça,bereketin/sulamanın/mutluluğun kaynağı..İnsanlar da sonuçta karınlarını doyurmak zorundalar..Haliyle tanrıçayı bir kenara hiç atamamışlar..

Yalnız geçmişteki insanlar neye taptıklarını veya ritüelleri kimin için yaptıklarını biliyorlardı..Bugünün insanı bilmiyor..Sorun biraz burada..Bugün insanlar inandıkları dinin zahiri yanını bir robot gibi kabul edip,hayatlarına böyle devam ediyorlar..Bir Hristiyan niye kiliseye gittiğini,kime taptığını veya bir Müslüman niye oruç tuttuğunu bilmiyor..
Gizem dinleri veya gnostisizm veya sufizm gibi inançlara bağlı kalanların(tanrıça tapımıyla ilgili inançlar)felsefeleri ''sapkın'' sayılmış,bu insanlar katliamlara maruz kalmışlar..vb
Geçmişte,insanların tanrıça tapımına tam anlamıyla engel olamamışlar ama zamanla dinlerin batıni(tanrıça) yanı törpülenmiş,yok edilmiş;dinlerin zahiri(tanrı) yanı dominant hale gelmiş..

Aslında forumda sevgili cenkvarol,bu tanrıça tapımını çok işledi..Ben sadece biraz detaylandırdım ve bu tanrıçanın çift cinsiyetli yanını ortaya koydum..Bu çift cinsiyet konusunu anlamak,kabullenmek zor gerçekten ama böyle bir gerçek var karşımızda..Bugün Müslümanların Allah dediği şey,erkek değil,kadın da değil..Bunu anlamamız lazım..Allah,o coğrafyada tapınılan 1 numaralı mabud ve bu mabud,ay tanrıçası..Bu tanrıçaya,o coğrafyada tapılması da gayet makul..Çünkü o coğrafyada insanların suya/sulamaya/berekete/mutluluğa ihtiyacı var ve bunu onlara verecek tek şey,onlara göre ay/ana tanrıçası..
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 08:42 .