Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Genel Forumlar > Politika > Tarih

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 29-06-2008, 18:02
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Romaya Giydirilen Emperyal Kült : Hristiyanlık

1-
Augustosun ölümüyle birlikte batı dünyasının güçlü temsilcisi Roma devlet yönetiminde bir seçimle karşı karşıyadır.Devlet yapısı güçlendirilmiş bir monarşi yada Cumhuriyetin eski günlerindeki kurumsal coğunluğa doğrumu yöneleceği merak konusudur.

İmparator ölmeden önce tüm kilit noktalara kendi adamlarını yerleştirmiştir , ilkin yardımcısı Agrippa’ yı kızı Julia ile evlendirmiş ve senatoya oldukça anlamlı mesaj yollamıştır.Fakat seçilmiş veliahdın erken ölümü Augustusun planlarını bozmuştur.Yine çok güvendiği bir isim olan Tiberius ile Julia evlenerek Romaya veliaht olarak net biçimde sunulur.

Romadaki tüm bu gelişmeler , demokrasinin zirvede olduğu bir noktada gerçekleşmektedir. Başlangıçta bir seçkinler oligarşisi ile yola çıkan Roma süreç içerisinde cumhuriyetle birlikte kendi hukuk sitemini kurarak halka söz sahibi olmayı sağlayan bir yapıya dönüşmüştür.

Cumhuriyet anlayışı bu denli gelişmiş bir toplumda imparatora bu olağan üstü prestij veren , iç savaşların yüzyıla yakın sürmesi , kurumların içine düştüğü kargaşa ve aranan güçlü lider arayışı , daha önce yaşanan bir Julius Caesar deneyimi , siyasi bilinçten yoksun eğitimsiz kimselerin kargaşanın son bulması için güçlü bir Pax Romana cekiciliği , Augustosa düzenlenen tanrısal törenler ve tanrı gibi davranılması “ Baba yurdunun babası “ (pater patriae) gibi ünvanların verilmesi ve Augustos adına yapılan tapınaklar inşa edilmesine kadar gitti.Caesarın manevi oğlu kimliği ile yönetime el koyduğundan itibaren Cumhuriyet ‘i ıslah edecek bir dizi operasyon.

Augustos bu uygulamaları imparatorluğu ele aldığı günden itibaren tanrısallığını ilan eden Julius Caesar ‘ dan almıştı.Julius kendine Divus Julius (Tanrısal Julius) kültü vererek yaşarken Tanrılığını ilan ederek senatodan bununla ilgili karar çıkaracak kadar ileri gitmiştir.

Augustos bu konuda Julius ‘tan daha dikkatlidir ve öldükten sonra tanrısallaşma haklarını saklı tutar.Augustos fazlasıyla dindar bir insandır ve roma geleneklerine sıkı sıkıya bağlıdır. Jupiter ve Janus , June gibi eski ilahi güçlerin saygınlığı korunurken yakından tanıdığı Delphi geleneklerine aykırı davranmaktan daima çekinmiştir.

Manevi babası Caesar ın adını kendi adına ekleyerek bundan sonra bir unvan gibi olan Caesar ismini taşıyan imparatorlara başlangıç yapar. Augustos Caesar.

Cumhuriyet geleneklerinin bir tarafa itilip ülke yönetiminde söz sahibi bir hanedan yaratıldığı bellidir.Hanedanlıkla beraber imparatora tanrısallığa layık gören bir emperyal kült biçimlenir.

Augustus’un tanrılara yakınlığı nihayet isa’dan önce 12 yılında elde ettiği Pontifex Maximus ünvanıyla vurgulanır.Bilim adamları Augustusa resmen ve doğrudan tapınılmasını bölgesel bir olay olarak görürler.Onun bir tanrı olduğu fikri imparatorluğun doğu eyaletlerin deki Helenistik geleneklerce oluşturulmuştur.

Augustus henüz yaşarken İtalya ve imparatorluğun her yerinde bir tapınma nesnesi olduysada ancak ölümünden sonra kurumsallaştırılmıştır.

Augustusun ardından gelen kişi emperyal kültün biçimlendirildiği yönetim şekli ile seçim yapılmasına dahi gerek kalmadan romanın en güçlü adamı olacak , aynı zamanda ilahi Augustusun oğlu sıfatı ile anılacaktır. “ Tanrının oğlu.

Burada dikkat edilmesi gereken asıl nokta Hıristiyanlığın bir Yahudi mezhebi değil, fundamentalist Judaik geleneklere kapalı bir toplum kültüründen alınmış malzemeyle biçimlendirilen bir Roma dini olduğudur.Bu anlamda Tanrının Oğlu ünvanı Hıristiyanlık doğmadan romada kullanılmaktadır.Bu anlayışa göre imparataor hem tanrıdır hemde tanrının oğlu.

4 yy. itibaren romadaki büyük çalkantılar ve teolojik tartışmalar Hıristiyanlığın resmi din ilan edilmesiyle ortaya çıkan iman savaşları, aynı zamanda tanrının krallığı , ve isaya atfedilen Tanrının Oğlu sıfatları net biçimde Romalı özellikler taşır.

Augustusun zaman içinde oluşturduğu ve çevresindekilerin destek verdiği bu yaklaşım Roma içerisinde bir takım güçlerin bunu bir anda kabul etmesi imkansızdır ki , bunların başında ordu gelir.

Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 29-06-2008, 18:03
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

2-

Augustusun kızıyla evlendirilen ve evlatlık edinilen Tiberius varis haklarıyla roma tahtına çıktığı zaman ortalık karışır ve yeni imparataoru tanımayan güçlerin başında Augustus döneminde sindirilen roma ordusu gelir. Değişik askeri birliklerde yaşanan kargaşalar ordunun Tiberius’u kabullenmesiyle son bulur.Fakat bu kabulleniş bir sonraki darbe için uygun fırsatı beklemek anlamını taşımaktadır.

Senato ve soylularda yasal düzenleme ile imparatoru onaylasalarda kuşkuları bitmez. Tiberius bu dönemde atamalarını çok dikkatli yapar ve senato oligarşik düzenin temsilcisi haline gelir.Çok kısa zaman sonra Tiberius gerçek yüzünü gösterir ve Ceasar ve Augustus döneminde dahi görülmeyen bir yönetimle , kendine rakip olan herkesi ortadan kaldırır.

Çıkardığı Lex Maiestas adlı kanunla kendine silahlı kuvvet olanların yanında düşünce olarak muhalefet edenleri dahi vatan hainliğinden yargılayarak ortadan kaldırır.Kendisine en büyük rakip Roma orduları baş kumandanı Germenicus’u bile zehirliyerek ortadan kaldırır.
Bu olay asker içinde hoş karşılanmaz ve Tiberius İ.S 37 de bir grup muhafızı tarafından yatağında boğulur.

Ordu yerine geçecek kişiyi hazırlamıştır bile ; Germenicus’un oğlu Galius.Tahta çıkınca ismine imaj verilerek Caligula denmiştir.Anlamı ise asker ayakkabısıdır.

Caligula ilkin olumlu işler yaparak yönetimine başlamıştır.Çok geniş kapsamlı bir af çıkararak herkesin sempatisini kazanmıştır.Fakat süreç içerisinde yakalanmış olduğu bir hastalık akıl hafızasını yitirmesine neden olmuş ve olagan dışı işler yapmaya başlamıştır. Emperyal Kült’ü oldukça fazla ciddiye almış, kendisinin Jüpiter olduğunu dahi iddia etmiştir. Dahada önemlisi Grek tarzı monarşiyi romada egemen kılmak için senato ve tüm devlet kurumlarını ortadan kaldırmaya kalkışınca onu başa getirenlerin tepkisini almış ve oda Tiberius’un sonuna uğramıştır.

Yeine aday hemen bulunmuştur , Germenicus’un kardeşi , yani Caligula’nın yaşlı amcası Claudius.

Tiberıus’un ölümünü izleyen süreçte romanın en güçlü ortağı ordu omuştur artık.Kimin imparator olacağını ordu belirlemektedir.Claidus’tan memnun olmadıkları bir anda onu öldürerek yerine Neron’ u getirmişlerdir.Aynı şekilde Neron’un yerine Vespanius’u.

Ordu içinde Mitra Kültü egemendir.Romanın tarih sahnesinde topraklarının hızlı büyümesi, tarımsal ekonomideki toprak paylaşımı ve ekonomik düzeninde yaşanan sorunların yapısal çözümü olarak fetihler ve fetihlerden elde edilen ganimetlere göz dikilmiştir.Fakat bu düşünce çözümden çok çözümsüzlük getirmiştir.Bu soruna ilk dikkat ceken Augustus’tur , belirli bir genişlikte sabit kalınması gereğini kendinden sonra geleceklere nasihat olarak bırakmıştır.
Romalılar ve barbarlar ; uygarlığı ve gelişmeyi aynı zamanda yaşam kalitesini simgeleyen tek şey roma’dır.Dışarıda kalan ise barbar yani ehlileştirilmesi gereken kavim ve topluluklardır. Eğer bunlar kabul etmezse savaş kaçınılmazdır.

Romalı kimliği yurttaşlık sisteminin yapı taşıdır.Kozmopolit bir toplulukta üst kimlik Romalıdır.O günün şartlarında Romalı olmak oldukça önemlidir ve ayrıcalık olarak görülür. Roma devleti çerisinde halkın her tabakası ve devlet kurumlarında kozmopolit yapının üst kimliğidir.Aynı şekilde farklı coğrafyalara hükmeden ordu içinde aynı durum söz konusudur.

Tiberius’ un devrilmesiyle birlikte roma kesin biçimde askerin gölgesine girer.Augustus zamanında üniter bir yapıya kavuşturulan ordu coğrafyayı bir ay gibi sarmıştır ve en büyük haberleşme ağına sahiptir.Piramit şeklindeki yapılanmasında üst düzey subaylar Mitra kültürü ile yoğrulmuşlardır.Birinci yüzyıl boyunca orduya alacakları subayları yurtsever ve idealist kişilerden secerek kendilerini oldukça etkili bir güce dönüştürmüşlerdir.

Caligula ‘nın iktidarı sırasında , Tarsus ve Antakya ‘daki askeri birliklerden merkeze taşınmaya başlayan kimi yerel tapınma bilgileri , aranan unsurun da bulunmasını sağlar. Roma ordusu içerinde üst yönetimin haricinde Mitra kültü doğmaya başlar.İmparatorluk sınırları içerisinde Mitraist grupların varlığı bilinmektedir.

Roma tarihi uzmanlarının Mitra kültürü ile ilgili bazen derin görüş ayrılıkları ve tartışmaları söz konusudur.Fakat birkaç nokta üzerinde kısmen anlaşırlar ; buna göre mitra askerler tarafından benimsenip Perslerden ödünç alınmış doğulu bir Tanrıdır ve Anadolu toprakları üzerinde Grek ve frigya kökenli unsurlarla birleşerek kendi kültünü oluşturmuştur.Bu kült devlet kademesindeki üst düzey yönetici ve aydınlar arasında popüler olmuştur.

Batı dünyasında Mitraizm ilk araştırmacılara göre Pers damgası olduğu konusunda büyük oranda emindirler.Bugün bile hala bir çok kitapta , bilinmeyen bir zamanda Perslerin ataları henüz Hindularla birlikteyken Mitraya tapıyorlardı şeklinde tanımlamalar ile başlar.

Acaba gerçek bu mudur. ?

Zerdüşt dininin doğduğu İÖ 6 yy eril bir tanrı olarak karşımıza çıkan Mitra ,yakındoğudada aynı özellikleri ilemi biliniyordur. ?

Mitra tarih boyunca hep bir tanrımı olmuştur , bunun bir tanrıça adı olmadığına emin olabilirmiydik. ?
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 29-06-2008, 18:04
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

3-
Tarihçi Heredot çalışmalarında Afrodit’e Asurlular Mylitta, Araplar Alilat , Perslerde Mitra derler , demiştir.Ortodoksin Tarihçiler Heredotun bu söylemini sabıkası oldukça kabarık olmasından dolayı kulaktan dolma bilgi ile yazdığını düşünürler ; doğulu tanrıça Anahita ile Mithra ‘nın adlarının yunan diline aktarılışı sırasında meydana gelen transkripsiyon hatasından karıştırıldığını söylerler. Daha sıkı ortodoksinler ,yani at gözlüğü ile bakan bilim adamları ise konu son derece açık ve nettir ; Persler 6 yy beri Zerdüşt dinine bağlıdırlar ve Mithra orada ışığın güneşlede özleşleştirilen tanrısı olarak eril kimliğiyle karşımıza çıkar derler.Pers halkıyla yakın akraba olan Hinduların kültüründede Mithra ‘nın eril kimliği ile bahsedildiğine göre bu konuyu tartışmak bile anlamsızdır. Fakat Ortodoksin Bilim Adamlarının bilerek veya bilemeyerk atladıkları konu , Hindu kültüründeki Vedaların izine en fazla İ.Ö 1500 yılına kadar iniliyor olabilmesidir.1650 dolaylarında yaşanan büyük katasfor (Tufan) sonrasında Harappa uygarlığı yıkılmış ve hangi dili konuştukları bile bulunamamıştır.

Albert de Jong ‘ a göre Avesta’ daki bir ilahide Mithra ; “ Güneşin önünde gidip gökleri dolaşan “ nitelemesiyle Venüs gezegeninin sabah yıldızı haline gönderme yapar ve bu durumda Mithra’nın Venüs ile eşdeğer bir tanrıça olması gerektiğini fikrini belirli temele oturtur.

Zerdüşt dininin kutsal kitabı Avesta bu konuda çelişkili ifadelerle karşımıza çıkar, aynı zamanda Gnostik öğretiyi derinden etkilediği için Gnostik metinlerde karşımıza çıkar. “ Seth’ in Üçüncü Stelaı” da olduğu gibi.

Avesta ilahileride Mithra için Işığı Getiren yada Işığı Açığa Çıkaran betimlemelerinin yapılması , Venüs dikkate alınarak düşünüldüğünde ve dönemin göksel haritalarına bakıldığında Güneşin ilk ışıklarının habercisi bir yıldız konumundadır.Bu eski kültürlerin hepsinde aynıdır.Mitra için Büyük Işık Mazda’nın habercisi nitelemesi yapılır.Aşağı yukarı bütün Yakındoğu kültürlerinde Mithra dişil nitelik taşır.Bir diğer kanıt en eski iran adlarından biri olan Mithra , kızlara verilen isimdir.Günümüz iranında bile Mithra adı oldukça yoğun kullanılır.Sadece kadınlara verilen bir isimdir.

Bu pers kültürü , romadaki ilk izlerinin bulunduğu andan itibaren halk tarafından benimsenen Manga Mater kültüyle yakın ilişkide olduğu görülür.





Ordu içindeki üst yapı Mitra kültürünü Manga Mater ile biçimlendirmesi oldukça anlamlıdır.Mitra , dişil özelliğinden Eril bir kişiliğe döndürülmüştür.Romadaki Mitra kültünün Perslerin Mithra’sı ile uzaktan yakından alakası olmayıp tamamen Greko-Romen nitelik taşır.Güçlü ve kararlı bir askeri kült oluşturulmuştur.Bu Roma ideali için insanları peşine takıp sürüklemek için oldukça etkilidir. Kültün içine başta kadınlarda alınmış fakat Catilina ve bacchanalia ayaklanmalarında bilgilerin dışarıya kadınlar tarafından sızması , Kültün kadınlara kapatılması ile son bulmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 29-06-2008, 18:06
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

4-

Mithra adı , insan ilişkilerini ve sosyal yaşamın temelini yöneten bir sözleşme anlamına gelmektedir.Sanskritçede mitra , pers kültüründe olduğu gibi dost yada dostluk demektir. Zend kültüründe açık sözleşme anlamında olup sonradan tanrılaştırılmıştır.Vedik edebiyatta Mithra insanları bir araya getiren olarak anılır.İnsanlara yakındır ve bolluğu ve bereketide peşinden getirir.

Mithra ışığın kaynağı olarak görülürken , ışığın ilk habercisi olarak gelişiminin ilk yıllarında ışığın aynı zamanda iyiliğin , doğruluğun ve gerçeğin simgesi olarak düşünülür. Mithra güneşin sahip olduğu nitelik ve değerleri vekil olarak üslenir , kültün Romadaki adı Sol Invictus olmasıda bu göstergelerden biridir.





Ortodoksin çizgi bilim adamları Mitra kültünün , pers kökenli olduğu konusunda baştan beri oldukça ısrarcı oldular.Bunun anti tezini savunan bir çok bilim adamı çizgiside oluştu.

Mitra kültünü bir din gibi görme eğiliminde olan ortodoksin bilim düşüncesindeki amaç Hristiyanlıkla aynı kulvarda rakip bir din olarak göstermek istemesinden doğmuştur.Bununla ilgili tapınak sayılarının bile karşılaştırılmasına kadar ileri gidilen benzetmeler yapılmıştır. Oysa Mitra kapalı bir organizasyondur ve dinler gibi egzoterik değil ezoteriktir. Mitra kitleleri arkasına alarak kitlesel harekete dönme gibi bir amacı olmayıp tek amacı iktidarı kontrol etmektir.

Mistik özellikler taşıyan ve dar kadrolu bir yapılanma olam Mitra’nın üyeleri arasında kendilerine özgü simge ve selamlaşma şekleri bulunmaktadır ki , el sıkışma bunlardan biridir. Bu gelenek İtalyadaki bir çok Mitra tapınaklarında yer alan Güneş (Sol) ile Mitra’ nın birbirlerine sağ ellerini uzatarak yapmış oldukları sahnenin yinelenmesidir.Fakat zaman içerisinde bu yaygınlaştıkça farklı el sıkışma biçimleri gelişmiştir.

Mithra tapınakları yer altı odası biçinde tasarlanır,, simgesel olarak magara dır. Çünkü Mithra mağarada doğmuştur.Mağara ise en az beşbin yıllık Dünya Annenin Rahmidir.


Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 29-06-2008, 18:08
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Roma ; Mitra tapınakları tek bir plan dahilinde inşa edilmiştir.Çeşitli mistik öğrelerin yanında hepsindeki en önemli özellik duvarda Mithranın boğayı öldürdü mitolojik sahne bulunur.Mitra yere çökerttiği boğanın üzerine koyduğu sol dizini koymuş bir eliyle boynuzunu tutarken diğer eliyle boğayı öldürür.




Ortodoksin bilim bunu İrandan alınmış bir kurban töreni olarak gösterir.Fakat Roma Mithara kültü Perslerden çok uzaktır.Öncelikle tapınak biçimleri apayrıdır.Ortodoksin bilim adamları pers mitolojisinde boğa öldürme sahnesi arayıp bulmuşlar ve rahatlayarak yanılmadıklarını düşünmüşlerdir, fakat pers mitolojisindeki boğayı öldüren Mithra değil pers dualizminin kötü tanrısı yani karanlığın tanrısı Ahrimandır.Bu yüzden bu teori temelsizidir.




Bazı bilim adamları ise klasik olarak presesyonlara bağlı olarak güneşin boğa burcunda olduğunu söylemişlerdir.Bunu söyleyen bilim adamlarının kaçırdığı en önemli nokta Mithra kültü Romada İS 1 yy da biçimlenmiş ve o tarihteki ekinoks boğa değildir.

Bazıları ise boğayı görür görmez bunun bir kült simge olduğunu takım yıldızı değil boğanın boynuzunun ay’ı temsil ettiğini bütün eski çağ simgeciliğinde yeni ay kültleri başta olmak üzere Ay ile özdeşleştirmişlerdir.

Dikkat edilirse Mithra ikonografisinde göksel unsurlar vardır.Mitra –Boğa arasındaki savaş Pers kültüründeki Güneş-Ay dualizmini değil , karanlıkla aydınlık arasındaki zıtlığı simgeler. Mitra boğa görünümündeki Ay ‘ ı değil karanlığı yok etmektedir.İşin içine gizimcilik sokulmuş olmakla beraber Orpheus,Dionysos ve Eleusis gizemciliğinin doruğa çıktığı bir toplumda bu ikonografinin , iyi tanrı kötü tanrıyı sonunda yenecek açıklaması oldukça çocuksu kalır.

Bu konuya tarihçi ve ilahiyatçıların yanında psikanalizin iki devi Freud ve Jung ‘ da el atmıştır.Freud ‘ a göre buradaki simgesellik kişinin iç içe geçmiş iki farklı ben ‘inden birinin diğerini yok etmesidir.

Jung bu konuya daha farklı bakmış ve Freud’a bir mektup yazarak , yaratıcılık sembolünün, yani yararlı bulunup sansürlenmeksizin kabul gören Mithra’nın diğer benliğinin (boğa) bir başka cinsel simge tarafından öldürülmesi olgusunda, çok tipik bir şeyler olsa gerek.Kendini kurban etme hem gönüllü hemde gönülsüz olarak yapılabilir (İsa örneği) .

Bu mektup iki bilim adamının dostluğunun bitmesine sebep olacaktır.Bu konuya sezgisel düzelde en doğru yaklaşan Jung ‘tur.Boğa Mitra’nın diğer benliğidir fakat , hayvansı yanı değil , yaratıcılık içeren yanıdır.O ölüm yeni yaşamlar yaratmıştır, ikonografidede görüldüğü üzere akan kanı köpek ve yılan yalar, kuyruğu bir buğday başağına döner.

Mithranın boğayı kurban etmesi yaratılışı simgeler , yeryüzündeki canlılara yaşamı veren, bu gezegende yaşamı başlatan kozmik güçtür.
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 29-06-2008, 18:09
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Bu sahne Kybele-Attis mitindeki fedakarlığa benzer.



İzleyen dönemlerde Hristiyanlık bu kültü doğrudan ithal edecektir.Kybele-Attis ve Mithra arasındaki yakınlık sadece bununlada sınırlı kalmaz, Roma toprakları üzerindeki tüm tapınaklarda Mithranın başında Rfigya beresi bulunur.Aynı bere Sol’un başındadır.Burda dikkat edilmesi gereken Mithranın dış bir varlığı değil kendini öldürmesidir, tıpkı Kybele,Manga Mater, Dünya Anne gibi.

Mitra ikonografisisinin ikinci en önemli unsuru ve Hristiyanlığın doğrudan ithal ettiği , toplu halde komün yenilen yemektir.Boğnın öldürülmesiyle el sıkışan Mithra ve Sol ‘ u birlikte yemek yerken görülür.Yemekte yenen ekmek boğanın vucudu şarapsa kanıdır.

Daha sonra Mithra ve Sol Güneş arabalarına binerek gökyüzüne doğru yola koyulurlar, tıpkı Phaethon mitinde olduğu gibi.

Mithra kültü, yeni üyelerini titizlikle seçer ve seçilen üyeler “sacrati” kutsanmış olarak adlandırılır.Mithracılık , güneş merkezli bir külttür fakat Güneşe tapınma değildir.En büyük ilahi güç , evrenin yaratıcı gücüdür, yaşamın kaynağı olan ışığı, yani güneşi o getirmiştir. Güneş bunun sadece bir parçasıdır, bunu romadaki tam adı açıklar “Cultores Solus Invictus Mithrae “ (Mithra’ nin Yenilmez Güneş Kültü).

Romada Mithra kültü sanıldığı gibi doğu eyaletleinde değil , İtalya yarım adasında yaygınlaşmaya başlamıştır.İlk tapınaklar güney kentlerinde inşa edilmiştir.Doğu kökenli dinlerin aksine bu tapınaklar kamuya açık değildir.Kybele veya Mısır tanrılarının tapınakları kamuya açık alanlardır.

Üçüncü yüzyıl sonlarına gelindiğinde , Mithra Kültü imparatorluğun üst yönetimleri kadar ulaşmıştır.270 yılında iktidara çıkan asker kökenli Aurelianus çevresindekilerin ve subay arkadaşlarınında etkisiyle külte oldukça sıcak yaklaşmıştır.273 yılında Palmyra karliçesi Zenobia yı yenilgiye uğratmasını güneşin ona sağladığını düşünmüş ve Güneş , imparator luğun resmi evrensel tanrısı ilan edilmiştir.Aurelianus Sol Invictus kültünü resmi hale getirerek bir güneş-tanrı tektanrıcılığı oluşturmaya çalışmış bununla ilgili olarak Mithra kültünden güneşe olan bağlılığından yararlanmıştır.
Kültün ilk günlerinden itibaren Mithranın doğum günü olarak kutlanılan 25 Aralık tarihi bu tarihten itibaren Natalis Solis Invictu adıyla resmi bayram yapılmıştır.

İktidarı uzun sürmeyen Aurelianustan sonra imparatorluk yine zor günlere girmiştir. Cumhuriyet yasaları unutulmuş , tarımın efendileri önlerinde engel olmaksızın servetlerine servet katmaya başlamış, kırsal kesimdeki köylü nufus znginlerin sınırsız toprak edinmesi ile tarım işcisi pozisyonuna düşmüştür.Her askeri zafer sonrasında büyük komutan ve subaylara tarıma elverişli topraklar ve topraksız köylüler sus payı olarak verilmeye başlanmıştır.Bu rüşvet çarkı ordunun üst yönetiminde kademe birliğini oldukça zayıflatmıştır.

Üçüncü yüzyılın sonunda iktidara gelen Diocletianus iktidara geldiğinde Cumhuriyet kurumlarının ve ordunun yozlaşmış yapısı ve halkın fakirlik içinde yaşadığı bir dönemde kendini tahtta bulmuştur.Romanın bu yozlaşmış durumdan kurtulmasının tek çaresinin Roma Ruhunu tekrar canlandırmak ve bununda din birliği ile yapılacağını düşünmüştür.
Diocletianus, emperyal kültü tekrar canlandırmaya çalışmış ve ardından bir dizi reform hareketine başlamıştır.Romanın en büyük tanrısı jupitere diğer tüm dinsel grupların saygı duymasını istemiş ve bunda başarılı olmuştur.Bu bağlılığa ülke sınırları içinde tek başkaldırı 2 yy ortalarından itibaren çeşitli eyaletlerde kendi cemaatlerini oluşturan Hristiyan gruplarıdır.
Diocletianus önce bu başkaldırıya anlam veremeyerek şaşırmış sonra bunları için cezalandırma yoluna gitmiştir.Diocletianus , ilirya kökenli başarılı bir askerdir fakat kötü bir devlet adamıdır.

Diocletianus’ un devlet yönetiminde fazla bilgisi olmamsına karşın döneminde çok önemli yönetsel değişiklikler yapmıştır.İmparator lider modelinde ülke yönetimi tek kişinin elinde olmayacak basit bir hiyarerşi ile iki kişi tarafında olacaktır.Bu iki yöneticiye Augustus ünvanı verilecek, bu ünvanı alanlar kendinden sonra bu unvan için herhangi bir kargaşa olmaması için yaşarlarken yerlerine veliaht seçeceklerdir.Doğu ve Batı roma söylemi tarihte ilk defa bu dönemde ortaya çıkmıştır.Kendisi doğunun yakın dostu ve sağ kolu Maximianus’ u batının başına getirmiştir.

Yirmi yıllık yönetiminden sonra görevinden kendi ayrılmış ve bunun kendinden sonra geleceklere bir miras olarak bırakmak istemiştir.Maximianus yakın arkadaşı ve eski dalmaçya valisi Marcus Flavius Constantinus’u Caesar seçmiş, Diocletianus ise deneyimli komutan Gius Galerius ‘ u Ceasar seçmiştir.Her iki eski subayda Mithra kültüne bağlıdır.

Diocletianus genel kabul görmüş senaryoda bir değişiklik yapmak istemiş ve Jüpiter’i en yüksek mertebeye getirmek istemiştir.Fakat aynı zamandada Sol sembolünü paralara basmıştır.Fakat hem Maximianus hemde diğer 2 Caesar Mithra kültüne bağlı oldukları için Külte biraz daha yaklaşmak zorunda kalmıştır.
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 29-06-2008, 18:10
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Jüpiter.



305 yılında görevini seçtiği Caesarına devrederek kendisi perde arkasına geçmiştir. Maximianusta görevini Caesarına devreder.Galerius ve Constantinus yeni Augustuslar olur. Yeni seçilecek Caeserlar için Diocletianus perde arkasından otoriter gücünü kullanarak sadece Galerius’un onayını alarak , Macar Severus ve Galerius un yeğeni Maximinus ‘u seçmiştir.

Constantinus batı , Severusta doğuya verildi.Constantinus göreve başlar başlamaz oğlu Constantine’ i Caesar ilan etti ve Galerius gönülsüzce evet dedi.Aradan 2 yıl geçmiştiki Constantinus York kentinde öldü.Kendisine bağlı askeri birlikler oğlu Constantine’yi yeni Augustus ilan edince ortalık karışır.Diocletianus bu sırada devreye girer ve 308 kasımında viyana yakınlarında Maximianus ve Galerius ile özel bir toplantı yapar.Bu toplantı sonucunda güneş-tanrı Mithra bu yönetimin ilahi koruyucusu olduğu deklare edilerek kutsanır ve Carnuntumdaki Mithra tapınağı onarılmıştır. Mithra artık romanın en güçlü tanrısı olmuştur.

Diocletianus ufukta beliren yeni bir iç savaş tehdidine karşın Galerius a destek vererek Roma içerinde imraratorluk dini yaratmayı tasarlamıştır.O tarihten itibaren Roma tarihi içerisinde kazanmaktan başka hiçbir değerin öneminin olmadığı kirli bir dönem başlamıştır.

Devlet geleneklerinin sadece kazanmak uğruna yıpratıldığı kanlı bir iktidar kavgası sürecinden sonra 323 yılında Constantine Romanın tek egemeni olarak tahta oturur. Constantine mutlak monarşinin tek çözüm olduğuna inanan eşine az raslanır bir despotizmi romaya hakim kılacak eylemlerine hazırdır artık.

Constantine ülkedeki güç dengeleri ve siyasi unsurların dengede tutulabilmesi için ilkin ordunun dizginlenmesi gereğini net biçimde anlamıştı , bu tüm darbe olanaklarının ortadan kaldırılması anlamı içeriyordu.İlk yıllarında Mithra-sol invictus kültü hakim olan ordu için kapsamlı bir operasyon kendisi için oldukça tehlikeli olabilirdi.Dörtlü yönetimi lav etti. Constantine’nin bu çalışmalarına karşılık eski imparator Diecletianus ‘a bağlı çevreler Cunhuriyetin tekrar eski günlerine doğru yol alması için çalışmalar yapmakla Constantine’nin tam karşı düşüncesini oluşturmaktatır.

Constantine’nin , tek bir adam egemenliğine dayalı bir yönetim sistemini anlayışını 800 yıllık tarihi boyunca hiçbir imparator deneme cesareti gösterememiştir.Constantine ise tek merkezli yönetim anlayışı için kozmopolit bir yapıda en önemli hamlenin tek din olduğunu düşünmektedir.Fakat bu düşünce roma geleneklerine terstir.

İmparatorluk içerisinde resmi din olma yönünde en güçlü aday Constantineninde bağlı bulunduğu Mihra kültüdür.Fakat seçimi bu yönde kullanması demek ordu içindeki darbeci kanadın etkilerini azaltmayıp tam tersine onları güçlendirecektir.

Sonunda bir taşla iki kuş niteliğinde ideal çözümü bulduğunu düşünür.Diocletianus’a bağlı grupları karşısına alacaksa bunu ülke içindeki diğer kitlelerin vasıtası ile yapacak ve Mithra kültünün gücünü kıracaktır.Bunun için en iyi Alternatif Hıristiyan cemaatlerdir.

Mithra kültürünü kırma amacıyla doğu eyaletlerine ağırlık verir ve Byzantium’u başkent yapar.Anadoluda bir çok cemaatle görüşmelere başlar fakat 300 yıl önce yahuda’da muhalif essene mezhebince başlatılan hareket zaman içerisinde anadolunun farklı yerlerinde farklı mezhepler topluluğu özelliklere girmiştir.Dönemin kültür ve bilim merkezi iskenderiyede gruplar gnostik cemaatlerle yakınlaşmış, Batı anadoluda artemis’e bağlılığıyla bilinen topluluklar içinde Meryem ana figürü öne çıkarılmış, Doğuya doğru Zerdüşt ve manişeizm etkisiyle pers teolojisine yaklaşmış, ülke içinde homojen olmayan bir grupla karşılaşır.

Hazırlıkların tamamlanmasıyla 325 yılında iznikte büyük bir dini konsey toplandı, imparatorluk sınırları içerisindeki 12 farklı cemaat lideri ve 230 piskopos bir araya gelerek yeni dinin temelleri atıldı.Hristiyan grupların mitra adetleriyle benzeşen özellikler ön plana çıkarıldı ve bunlara yenisi eklendi.

Tüm bu gelişmelerden sonra Bizantium’un adı Constantinopolis olarak değiştirildi, hem başkent hemde ruhani kültür merkezi olma yolunda önemli adımlar atıldı.

Constantine’nin yeni dini düşüncelerinin aksine romada çözülmeyi başlatan hareketin ilk kıvılcımı oldu, dünya tarihini derinden etkileyen bu oluşum roma için sonun başlangıcıydı artık.

Son.
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 06-07-2008, 17:21
Squall - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Squall Squall isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 11 Apr 2008
Mesajlar: 338
Standart

Vaktim oldukça bölüm bölüm okumaya çalışıyorum..teşekkürler dostum..
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 31-07-2008, 22:25
AKHENATON
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart

Squall´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
Vaktim oldukça bölüm bölüm okumaya çalışıyorum..teşekkürler dostum..

dikkat edersen günümüz TC' si ile paralel bir roma tarihi. Emperyal bir imparatorluk sevdası ile din kitabı yazan bir devlet , din ile yıkılışının fitilini ateşlemiştir, devletler dinle değil milliyetçilikle ayakta durur.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 03-08-2008, 05:42
Bora4p - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
Bora4p Bora4p isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 22 Mar 2008
Bulunduğu yer: Cennetten
Mesajlar: 79
Standart

AKHENATON´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
dikkat edersen günümüz TC' si ile paralel bir roma tarihi. Emperyal bir imparatorluk sevdası ile din kitabı yazan bir devlet , din ile yıkılışının fitilini ateşlemiştir, devletler dinle değil milliyetçilikle ayakta durur.
Aynen dostum, amerikaninda yaptigi gibi.

Yaşar ya yaşar ya yaşamaz ama Yaşar yaşadığına sansa da yaşamanın yaşamak olmadığına Yaşar yasasada yaşının sonuna kadar anlamaz.
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler

Başlık Düzenleme Araçları
Stil

Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:06 .