Orijinalini görmek için tıklayınız : SINIRLAR OLMASAYDI ne olurdu
kendi kendime soru soruyordum dedim ki sınırlar olmasaydı ne olurdu?
aptalca bi cevap yazmamak için biraz düşündükten sonra bişeyler yazacağım ama konu harika oldu.ben düşünmeye gidiyorum sizler düşüncelerinizi yazarsanız ben gelinceye kadar sevinirim
:idea: yakında tekrar geleceğim
kendi kendime soru soruyordum dedim ki sınırlar olmasaydı ne olurdu?
aptalca bi cevap yazmamak için biraz düşündükten sonra bişeyler yazacağım ama konu harika oldu.ben düşünmeye gidiyorum sizler düşüncelerinizi yazarsanız ben gelinceye kadar sevinirim
:idea: yakında tekrar geleceğim
Bekliyoruz :)
Firestorm
05-01-2012, 23:57
Çok güzel olurdu :)
spartacus
06-01-2012, 14:11
Sınırları yaratan sebeplerde olmazdı ve tabi savaşlarda.. (daha hayli faktör dahil olabilir, ben kısadan bir adet yazdım)
Öncelikle insan yaşamında sadece coğrafi sınırların olmadığını belirterek yazmayı uygun buluyorum. Sınırların kaldırılması öncesi ve sınırların kaldırılması sonrası sürecin nasıl geliştiğine göre sonuç değişecektir. Bu nedenle sınırların neden ve hangi koşullarda kaldırıldığından başlanıp sınırların kaldırılışından sonra oluşacak koşullar ele alındıktan sonra standartlaşan koşullara bakılarak sınırların kaldırılmasının ilk ve son sonuçları ile sonuçların farklılıkları görülebilecektir. İlk sonuçlar olarak, coğrafi sınırların varlığından kaynaklanan savaşların sona erebileceğini, insanların diğer kültürleri tanımalarını sağlayacak koşulun oluşacağını söyleyebiliriz. Son sonuçları yaşayıp görmek gerekecektir. Ayrıca 'sınırları yaratan sebepler de olmazdı' yazmadan önce sınırları yaratan sebeplerin belirtilmesinin gereklilik olduğunu düşünüyorum. Tabii bu sebeplerin olmamasını sağlayacak koşulların da düşünülmesi gereklilik olarak yansıyacaktır. Örneğin 'burjuva imparatorluğunun kurulduğu, yasaların varlığını sürdürdüğü ve özel mülkiyetin varlığını sürdürdüğü bir ortamda sınırları yaratan sebeplerin hangisi veya hangileri ortadan kalkmış olacaktır' diyerek düşünmek gerekebilir.
ereninthenature
06-01-2012, 15:25
Erkek aslan kendisine alan belirlemezdi sinirlar olamasaydi, orangutan gruplari kendi agaclari yakinina gelen orangutanlara saldirmazdi ve belki yok olurlardi.Cunku doganin uzerine birde kendileriyle rakabet yaparak secilim yaratiyorlar, sadece doga degil kendileride kendi iclerinde secim yapiyolar.Hepimiz hayvaniz, gokten zembille inmedigimiz icin hayvanlar gibi sinirlar cekip, siz sizsiniz, biz biziz diyoruz.
spartacus
06-01-2012, 15:31
Erkek aslan kendisine alan belirlemezdi sinirlar olamasaydi, orangutan gruplari kendi agaclari yakinina gelen orangutanlara saldirmazdi ve belki yok olurlardi.Cunku doganin uzerine birde kendileriyle rakabet yaparak secilim yaratiyorlar, sadece doga degil kendileride kendi iclerinde secim yapiyolar.Hepimiz hayvaniz, gokten zembille inmedigimiz icin hayvanlar gibi sinirlar cekip, siz sizsiniz, biz biziz diyoruz.
Bu sınır -beden kokusundan bilmem neye kadar - biraz farklı bir sınır. Yine de şöyle sorabilir miyiz?
Hepimiz hayvaniz, gokten zembille inmedigimiz icin hayvanlar gibi sinirlar cekip, siz sizsiniz, biz biziz diyoruz.
Ne zamandır?
ereninthenature
06-01-2012, 16:05
Ne zamandır?
Dedigim gibi; ilk toplumlardan beri.Bu meyve agaclari bizim dedigimizden beri.
gokten zembille inmedigimiz icin hayvanlar gibi sinirlar cekip, siz sizsiniz, biz biziz diyoruz.
Bu genelleme benim için geçerli değil diyebilirim. İnsanların, dünyanın sahibi olmadığını ve diğer canlılarla paylaşım içinde yaşayabileceğini düşünenlerdenim. Dünya ölçeğinde her canlı yaşamın bir parçasıdır. Canlılar birbirlerinden değerli-değersiz değildir diye düşünüyorum.
spartacus
06-01-2012, 16:42
Dedigim gibi; ilk toplumlardan beri.Bu meyve agaclari bizim dedigimizden beri.
Doğru buda ancak birkaç bin yıllarla ifade edilebiliyor. demek ki bu bizim hayvanlığımızla alakalı bir durum değil... yalnız bir noktayı değişebiliriz BİZ değil o kelimenin doğrusu BEN'DİR, Yani BEN'İM Dediğimizden beri... ben, ben, benim diyenlerin, tamam ben, ben , ben diyebileyim ama, hiç bir sınırlayıcı, ya da yıkıcı bir etkiye maruz kalmayayım, sınırlarıma giren ister insan ister hayvan bana tabi olabilsin ve dahi biat ettirebileyim, meşru zeminler oluşturabilelim(din, teba, ümmet, millet, takım vs.vs.), ötekilerden ayrışmamı(pirvate) meşrulaştırayım, benlerime ait şeyleri gerektiğinde öte sınırlara girerek arttırayım... derken, gel zaman git zaman, bu süreçle hakim olanın hakim olduğu sınırların belirlenmesi için sınırlar çizilmiştir. Tarla sınırlarından, bu eyalet ve nihayetinde ülke sınırlarına genişlemiş, ama özünde biz değil ben faktörü vardır(neolotik çağ). tarladan başlayabiliriz.... tarla olursa değil, sınır olmazsa kavga da biter, ama dünya yine döner, toprak yine ürün verir... Mesele de kullandığın terimle, biz demekle çözülür, biz ayırıcı değil bence burada birleştirici unsurdur...
Dedigim gibi; ilk toplumlardan beri.Bu meyve agaclari bizim dedigimizden beri.
Sınır çizmenin ilk insan-homo sapiens toplumlardan beri söz konusu olup olmadığını anlamak için -evrim teorisinin kabul edildiği varsayılarak- insanların yakın akrabası kabul edilen şempanze, bonobo ve goril gibi türlerin davranışlarının incelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Şempanze ve bonoboları incelediğimizde kendi bölgelerini belirlemek ve bölgelerini korumak için mücadele etmek gibi davranışlara sahip olabildikleri bilinmektedir. Gorillerde de bölge kavramı söz konusu olup tehdit olarak algılayabilecekleri bir durum gerçekleştiğinde bölgelerini korumak adına mücadele edebildikleri bilinmektedir. Bölge belirleme ve bölgenin sahiplenilmesi davranışı evrim sürecinde öğrenilmiş bir davranış olarak insana-homo sapiense kadar gelmiş olabilir. Bölge belirleme, şempanzelerde topluluk davranışı niteliği kazanabilmekte, gorillerde bugünkü davranışları itibariyle -bir erkek goril ve eşleri olduğu varsayılarak- bireysel davranış niteliği kazanabilmektedir.
İnsanı-Homo Sapiensi atalarından ve atalarının davranışlarından ayırırsak, ilk topluluklardan beri sınır çizmenin geçerli olduğunu kabul edebiliriz. Fakat bu durumun nedeni üzerinde düşünmek gerektiğini de düşünmekteyim. Topluluk içi insanlar arası ilişkilerin, insan-hayvan ilişkisinin ve topluluklar arası ilişkilerin böyle bir sonucu doğurabileceğini düşünmekteyim. (Avcılık, vahşi hayvanların varlığı, topluluklar arası iletişimle gelişen trampa ile verimli topraklardan kaynaklı topluluklar arası bölge belirleme ihtiyacının doğması, topluluk içinde birbirinden güçlü bireylerin varlığı, özel mülkiyet, ailenin oluşması) Bu ilişkiler de maddi ve manevi bağlamda yarattığı etkilerle -güç olgusunu da içererek- hakimiyet çabası ve hakimiyeti getirmiş olabilir. Atalarından ve atalarının davranışlarından ayırmasak da böyle olabileceğini eklemeliyim. Bu bağlamda bakıldığında topluluk içi ve topluluklar arası ilişkiler nedeniyle oluşturulan sınırlar ve hayvanlara karşı oluşturulan sınırlar çoğunlukla biz bilinci ile oluşturulmuş görünebilmektedir. Tarım toplumuna geçişle birlikte bireysel özel mülkiyet kavramının kendini gösterdiği düşünülebilir.
İster tür ister topluluk ister bireysel bağlamda gerçekleşen her ötekileştirici davranışta sınırlar çizilecektir. Tabii ötekileştirmeyle farkındalığı karıştırmamak gerekir. Ayrıca bireyin bizi bildiği kadar beni de bilmesi gereklidir diye düşünüyorum.
sanırım arkadaşımız J Lennon'un "imagine" sarkısından esinlenmiş..
keşke böyle "sadece günü yaşayan" sınırları olmayan, herkesin herşeye sahip olduğu ve dolayısıyla kimsenin birşeye sahip olmadığı bir düzen olabilse ancak ben de insan olarak yapımızın tıpkı diğer canlıların olduğu gibi buna musait olmadığını düşünüyorum.... genetiğimiz beynimizin algısı sahiplenme üzerine gibi gözüküyor...
Başka bir konu içerisinde yazdıklarım...
Öncelikle bence insan doğası gibi bir ifadenin laf-ı güzaf yani boş laf olduğunu belirtmeliyim... İnsan, yaşadığı koşullara göre şekillenen bir varlıktır. Kendisine etki eden her etken onu etkileyerek sürekli bir değişime yol açar. Bu değişimler derin veya sığ etkiler yaratabilir. Bu nedenle insanın insan doğası denilerek sabit kavramların içerisine hapsedilmesi mümkün değildir.
İnsan olarak yapımızın bu konuda sabit bir niteliğe sahip olduğunu ifade etmenin yerinde olduğunu düşünmüyorum. Elbette ki çoğunluğun bu konudaki davranışları incelediğinde insan olarak yapımızın buna müsait olmadığını düşünebilirsin. Fakat sadece çoğunluğun bu konudaki davranışlarını inceleyerek insan olarak yapımızın buna uygun olup olmadığını düşünmek yerine buna uygun olan insanların olup olmadığına bakmanın yerinde olacağını düşünüyorum. Evrim teorisini kabul eden bir insanın bu tür sabitlerle hareket etmesinin de -bu nedenle- yerinde olduğunu düşünmediğimi belirtmeliyim. Fiziksel evrimin yanı sıra düşünsel evrimin de gerçekleştiğini ve düşünsel evrim sürecinde insanların bir kısmının diğer insanlardan bir veya birkaç adım ileride gittiğini düşünmemek için elimizde bir neden olduğunu da düşünmüyorum.
Evrende ve dünya ölçeğinde diğer canlılarla aynı değerde olduğumuz bilincine erişmekle başlanabilir. Bireysel özel mülkiyetin kaldırılması mücadelesi ile başlayıp toplumsal özel mülkiyetin kaldırılması mücadelesi ile birlikte koşulların değiştirilmesine yönelik eylemler istenilen sonucun elde edilmesi adına önem kazanmaktadır.