Orijinalini görmek için tıklayınız : Evangelion Sordu
Evangelion
24-01-2010, 01:57
Merhaba arkadaşlar. Size hayatım boyunca yaşadığım sorgulamaları ve nihayetinde beni şu anki ben yapan cevabı paylaşmak istiyorum.
İlk ne zaman başladı bilmiyorum, sanırım ortaokuldaydı, bir din hocası sınıfın en dini inançlardan uzak erkeğini namazın nasıl kılındığını göstermek için sıranın üzerine çıkarmasıyla ve onu Müslüman olmadığı için kendince cezalandırdığını sanmasıyla aklımda yer etmeye başladı. Aklımda bir sürü soru olmasına rağmen din derslerini ilgiyle takip ediyordum, zira aklımdaki soruların cevapları yani huzur bulmamı sağlayacak sözcükler o öğretmenin dudaklarının arasından dökülebilirdi, ama dökülmedi. Aksine daha da sorgulamaya başladım. İnandığım İslam bu değildi, bu kadar vahşi ve bu kadar hoşgörüsüz olamazdı. Ben hiçbir eylemin sorumluluğunu o düşünce sistemine yüklemeyi sevmem, bu yanlış ve bence vahşi olan uygulamayı da o öğretmenin cehaletine ve egolarını yenememesine verdim ve kendimce sorgulamaya, sormaya devam ettim. Lise yılları da ortaokul yıllarından farksızdı. Espri ve şakalarla öğrencilerini kıvama getiren bir beyin yıkayıcının bize dikte ettiği bir sürü anlamsız sözcükten oluşuyordu benim dini eğitim dediğim anılarım. Neyse dedim o zamanlar, bu da bu insanın hatasıdır. Yine İslam’ı suçlamadım ve hatayı o hocalarda gördüm. Ancak bu kafamda yeni bir şimşek çakmasına neden oldu, İslam’ı bilen, uygulayan onlarca insan tanıdım ancak gerçekten insan diyebileceğim kişilerin sayısı bir elin parmağını geçmiyor, acaba hata insanda mı İslam’da mı? Bu sorgulamalar ışığında aldım elime Kuran’ı ve okumaya başladım. Evet, bunca zamandır suçu öğretmenlere atarken haklıymışım, onların sapkınlığıymış bu ama Kuran da o kadar masum değilmiş. Gördüğüm sadece ona inanmazsam beni sonsuz cehennemle ödüllendireceğini söyleyen egoist bir tanrıydı. Onun için insanların yaptıkları, iyiler, doğrular, dürüstler, mantıksal düşünceler, akli denklemler önemli değildi. Onun için önemli olan sadece ona tapan kölelerdi. Ona tapan ve onun yolunda ölen, öldüren köleler. İnsanlara irade verdiğini ve neye inanmak istiyorsa ona inanabileceğini, bu seçimin insanın elinde olduğunu söyleyen ancak bir diğer yandan da inanmazsan yakarım, yıkarım diyen ve inananlara da sadece inanmayanlara nispet yapabilmeleri için cenneti vadeden bir tanrı, benim kafamdaki tanrı fikriyle uyuşmuyordu. Tanrı erdem ve iyiliklerin toplamı olmalıydı, asla işkenceci bir polis olmamalıydı. Ölüm, insanın yegane varlığını elinden alan ve her şeyin bittiği, dünyada artık yürüyemediğin, konuşamadığın, artık varlığının olmadığı, düşüncelerinin yankılanmadığı, senin gibi birinin olmadığı ve olamayacağı, artık senin için her şeyin bittiği andır, arkanda bıraktıklarını üzen, kahreden, çıldırtan, intihara bile sürükleyen bir sessizliktir. Ancak bu tanrı için öldürmek çok kolaydı. Bana inanmıyorsa öldür! Emirlerime uymuyorsa öldür! Cihat et öldür! Himayen altına al öldür! Ölüm bu kadar basit olmamalıydı. Yaşam da namaz, oruç vs. gibi ritüellerin üzerine oturmaktansa insanın iyilikleriyle çizilen yolda erdemli adımların yankıları olmalıydı. Bu tanrı, tanrı olmaktan çok uzaktaydı. İnsanları yaratıp uzaklara çekilen, insanlarla ilgilenmeyen ancak en ufak itaatsizlikte onları çok şiddetli şekilde cezalandıracağını söyleyen bir diktatördü.
Bıraktım, İslam’ı bıraktım ve kendimi hafiflemiş gibi hissettim. O tanrı artık bana karışamazdı. Kaos dinmişti. Artık bir ateisttim ve hayatıma böyle devam etmek beni mutlu ediyordu. İslam artık bana ulaşamayacaktı ama diğer dinler için bir şey söyleyemezdim zira o dinleri okumamıştım, öğrenmemiştim. Önyargılı olmak istemezdim. Ama düşünmek istemiyordum şu an. Ben kendimin tanrısıydım ve artık özgürdüm. Saçma kurallardan bağımsızdım, dikte edilen fikirler beni bağlamıyordu artık. 20li yaşlarımı bir ateist olarak harcadım. Ama her zaman bir boşluk da hissediyordum. Evet, İslam belki yanlıştı ama tanrı fikri yanlış mıydı? İçimdeki o hafiflik duygusu ya tanrım olmadığı için içimde duyumsadığım o boşluğun hafifliğiyse diye düşündüm ve diğer dinleri araştırmaya karar verdim. Aklıma elbette Hıristiyanlık geldi çünkü İslam’dan daha fazla inanan vardı bu dine. Bakalım bu insanlar neye inanıyormuş dedim ama hangi doktrini izleyeceğimi bilemedim. Özgürlük düşüncesine olan tutkum beni Evanjelizm’e yönlendirdi. Ne de olsa bu mezhep bir özgürlük hareketi sonrası ortaya çıkmıştı. Araştırdım, okudum, sayfalar dolusu okudum. Komplo teorilerini dinledim insanlardan. Bu mezhebin dünya siyaseti ve tabii ki dünya vahşeti üzerinde çok rol oynadığını söyleyip durdular. Ama dedim ya ben eylemleri ideolojilere yüklemem diye. Yüklemedim ve okudum. İnsanların ne yaptığı ve ne söylediği önemli değildi. Benim bir aklım vardı ve bu benim rehberimdi. Hey Tanrım! Ne zorlu zamanlardı. Okudukça bu dinin içindeki naifliği ve insanlık duygusunu daha da hissetmeye başladım. Bu tanrı daha yakındı bana, dokunuyordu, onu hissediyordum. Kiliselere gitmeye başladım ve düşündüm ki bu tanrı bana bakıyordu. Sürekli beni izliyor, ne yaptığımla ilgileniyor ve bana şefkat gösteriyordu. Öyle olmasa benim günahlarımı bağışlamak için sürekli fırsat kollamazdı. Rahiplerin günahlarımdan arınmam için beni davet etmesi bu tanrının bana olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Bana diyordu ki; “Ne yaparsan yap, gel itiraf et ve bağışlan. Önemli olan hatalarından aldığın derslerdir. Ben sayı tutmam, sadece seni bağışlamak istiyorum.” Bu tanrı sürekli erişime açıktı. Sınırsız bir erişim hakkım vardı zira ruhani olduğu kadar dünyevi de bir tanrıydı. İsa formunda dünyaya gelip benim için kendini feda etmişti. İnsanlar anlamıyorlar bu üçlü tanrı sistemini. Aslında tek bir tanrı var ancak onun üç farklı formu var, basitçe böyle. Neyse konumuz bu değil. Bu tanrı bana şefkat gösterdikçe ben daha da bağlandım dinime ve elbette mezhebime. Bu din bana fikirleri dikte etmiyordu. Bu din bana değer veriyordu. Aynı anda hem değerliydim hem de özgür düşünebilirdim. Sanırım hayat kokteylimin mükemmel karışımı buydu. Vaftiz olduktan ve atalarımın günahlarından arındıktan sonra ekmeğim ve şarabımın desteğiyle yeni tanrımla sohbete başladım. O günden sonra her gün buluşup konuşuruz.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Esenlikler
Evangelion
Dostum anlıyorum ki sana islam bilgisiz ve katı kişilerce anlatılmış.Umarım yeniden aramıza dönersin.
Evangelion
24-01-2010, 02:46
Dikkat ederseniz İslam'ı kişilerden öğrendiklerimle değil Kuran'ı okuyarak reddettiğimi açıkça belirtmişim.
Hey Tanrım! Nasıl göremediniz bunu. Peeeh..
Esenlikler.
Evangelion
Dikkatsizliğimi af eyle.Kur'an sanırım herkesin tek başına okuyup anlayabileceği kadar basit değil alanında uzman kişilere danışırsan çok iyi bilgi alabilirsin.
Evangelion
24-01-2010, 02:50
Uzmanı tanımlar mısınız?
Uzmanlar da sizin benim gibi okuyup düşünüp kararlar veren insanlar değiller mi? Benden sizden ne farkları var?
YOLCULUKLAR
24-01-2010, 03:07
ekmeğim ve şarabımın desteğiyle yeni tanrımla sohbete başladım. O günden sonra her gün buluşup konuşuruz.
İlginç geldi cümlen :)
Neyse...
Zevkle okudum tanıklığını.
Umarım içindeki heyecan hiç bitmez, hayal kırıklıkları yaşamazsın ve mutlu bir hayat sürebilirsin.
Levent114
24-01-2010, 03:16
Merhaba arkadaşlar. Size hayatım boyunca yaşadığım sorgulamaları ve nihayetinde beni şu anki ben yapan cevabı paylaşmak istiyorum.
İlk ne zaman başladı bilmiyorum, sanırım ortaokuldaydı, bir din hocası sınıfın en dini inançlardan uzak erkeğini namazın nasıl kılındığını göstermek için sıranın üzerine çıkarmasıyla ve onu Müslüman olmadığı için kendince cezalandırdığını sanmasıyla aklımda yer etmeye başladı. Aklımda bir sürü soru olmasına rağmen din derslerini ilgiyle takip ediyordum, zira aklımdaki soruların cevapları yani huzur bulmamı sağlayacak sözcükler o öğretmenin dudaklarının arasından dökülebilirdi, ama dökülmedi. Aksine daha da sorgulamaya başladım. İnandığım İslam bu değildi, bu kadar vahşi ve bu kadar hoşgörüsüz olamazdı. Ben hiçbir eylemin sorumluluğunu o düşünce sistemine yüklemeyi sevmem, bu yanlış ve bence vahşi olan uygulamayı da o öğretmenin cehaletine ve egolarını yenememesine verdim ve kendimce sorgulamaya, sormaya devam ettim. Lise yılları da ortaokul yıllarından farksızdı. Espri ve şakalarla öğrencilerini kıvama getiren bir beyin yıkayıcının bize dikte ettiği bir sürü anlamsız sözcükten oluşuyordu benim dini eğitim dediğim anılarım. Neyse dedim o zamanlar, bu da bu insanın hatasıdır. Yine İslam’ı suçlamadım ve hatayı o hocalarda gördüm. Ancak bu kafamda yeni bir şimşek çakmasına neden oldu, İslam’ı bilen, uygulayan onlarca insan tanıdım ancak gerçekten insan diyebileceğim kişilerin sayısı bir elin parmağını geçmiyor, acaba hata insanda mı İslam’da mı? Bu sorgulamalar ışığında aldım elime Kuran’ı ve okumaya başladım. Evet, bunca zamandır suçu öğretmenlere atarken haklıymışım, onların sapkınlığıymış bu ama Kuran da o kadar masum değilmiş. Gördüğüm sadece ona inanmazsam beni sonsuz cehennemle ödüllendireceğini söyleyen egoist bir tanrıydı. Onun için insanların yaptıkları, iyiler, doğrular, dürüstler, mantıksal düşünceler, akli denklemler önemli değildi. Onun için önemli olan sadece ona tapan kölelerdi. Ona tapan ve onun yolunda ölen, öldüren köleler. İnsanlara irade verdiğini ve neye inanmak istiyorsa ona inanabileceğini, bu seçimin insanın elinde olduğunu söyleyen ancak bir diğer yandan da inanmazsan yakarım, yıkarım diyen ve inananlara da sadece inanmayanlara nispet yapabilmeleri için cenneti vadeden bir tanrı, benim kafamdaki tanrı fikriyle uyuşmuyordu. Tanrı erdem ve iyiliklerin toplamı olmalıydı, asla işkenceci bir polis olmamalıydı. Ölüm, insanın yegane varlığını elinden alan ve her şeyin bittiği, dünyada artık yürüyemediğin, konuşamadığın, artık varlığının olmadığı, düşüncelerinin yankılanmadığı, senin gibi birinin olmadığı ve olamayacağı, artık senin için her şeyin bittiği andır, arkanda bıraktıklarını üzen, kahreden, çıldırtan, intihara bile sürükleyen bir sessizliktir. Ancak bu tanrı için öldürmek çok kolaydı. Bana inanmıyorsa öldür! Emirlerime uymuyorsa öldür! Cihat et öldür! Himayen altına al öldür! Ölüm bu kadar basit olmamalıydı. Yaşam da namaz, oruç vs. gibi ritüellerin üzerine oturmaktansa insanın iyilikleriyle çizilen yolda erdemli adımların yankıları olmalıydı. Bu tanrı, tanrı olmaktan çok uzaktaydı. İnsanları yaratıp uzaklara çekilen, insanlarla ilgilenmeyen ancak en ufak itaatsizlikte onları çok şiddetli şekilde cezalandıracağını söyleyen bir diktatördü.
Bıraktım, İslam’ı bıraktım ve kendimi hafiflemiş gibi hissettim. O tanrı artık bana karışamazdı. Kaos dinmişti. Artık bir ateisttim ve hayatıma böyle devam etmek beni mutlu ediyordu. İslam artık bana ulaşamayacaktı ama diğer dinler için bir şey söyleyemezdim zira o dinleri okumamıştım, öğrenmemiştim. Önyargılı olmak istemezdim. Ama düşünmek istemiyordum şu an. Ben kendimin tanrısıydım ve artık özgürdüm. Saçma kurallardan bağımsızdım, dikte edilen fikirler beni bağlamıyordu artık. 20li yaşlarımı bir ateist olarak harcadım. Ama her zaman bir boşluk da hissediyordum. Evet, İslam belki yanlıştı ama tanrı fikri yanlış mıydı? İçimdeki o hafiflik duygusu ya tanrım olmadığı için içimde duyumsadığım o boşluğun hafifliğiyse diye düşündüm ve diğer dinleri araştırmaya karar verdim. Aklıma elbette Hıristiyanlık geldi çünkü İslam’dan daha fazla inanan vardı bu dine. Bakalım bu insanlar neye inanıyormuş dedim ama hangi doktrini izleyeceğimi bilemedim. Özgürlük düşüncesine olan tutkum beni Evanjelizm’e yönlendirdi. Ne de olsa bu mezhep bir özgürlük hareketi sonrası ortaya çıkmıştı. Araştırdım, okudum, sayfalar dolusu okudum. Komplo teorilerini dinledim insanlardan. Bu mezhebin dünya siyaseti ve tabii ki dünya vahşeti üzerinde çok rol oynadığını söyleyip durdular. Ama dedim ya ben eylemleri ideolojilere yüklemem diye. Yüklemedim ve okudum. İnsanların ne yaptığı ve ne söylediği önemli değildi. Benim bir aklım vardı ve bu benim rehberimdi. Hey Tanrım! Ne zorlu zamanlardı. Okudukça bu dinin içindeki naifliği ve insanlık duygusunu daha da hissetmeye başladım. Bu tanrı daha yakındı bana, dokunuyordu, onu hissediyordum. Kiliselere gitmeye başladım ve düşündüm ki bu tanrı bana bakıyordu. Sürekli beni izliyor, ne yaptığımla ilgileniyor ve bana şefkat gösteriyordu. Öyle olmasa benim günahlarımı bağışlamak için sürekli fırsat kollamazdı. Rahiplerin günahlarımdan arınmam için beni davet etmesi bu tanrının bana olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Bana diyordu ki; “Ne yaparsan yap, gel itiraf et ve bağışlan. Önemli olan hatalarından aldığın derslerdir. Ben sayı tutmam, sadece seni bağışlamak istiyorum.” Bu tanrı sürekli erişime açıktı. Sınırsız bir erişim hakkım vardı zira ruhani olduğu kadar dünyevi de bir tanrıydı. İsa formunda dünyaya gelip benim için kendini feda etmişti. İnsanlar anlamıyorlar bu üçlü tanrı sistemini. Aslında tek bir tanrı var ancak onun üç farklı formu var, basitçe böyle. Neyse konumuz bu değil. Bu tanrı bana şefkat gösterdikçe ben daha da bağlandım dinime ve elbette mezhebime. Bu din bana fikirleri dikte etmiyordu. Bu din bana değer veriyordu. Aynı anda hem değerliydim hem de özgür düşünebilirdim. Sanırım hayat kokteylimin mükemmel karışımı buydu. Vaftiz olduktan ve atalarımın günahlarından arındıktan sonra ekmeğim ve şarabımın desteğiyle yeni tanrımla sohbete başladım. O günden sonra her gün buluşup konuşuruz.
Okuduğunuz için teşekkür ederim.
Esenlikler
Evangelion
Ne mutlu size,
Mutlulugu ve huzuru bulmussunuz.
Bu kadar icten yaziminiz icin de kutlarim.
Simdi size pek cok kisi, islam o degil, muslumana kizip karar vermissiniz diyecek.
Umursamayin.
Cehalet nasil olsa kendi karanligi icinde yok olacak.
Paylasiminiz icin tesekkurler.
Evangelion
24-01-2010, 03:29
@Levent144
Teşekkür ederim ancak bana "müslümana bakıp karar veremezsin" diyemezler zira ben orada özellikle yazdım müslümana bakıp değil Kuran'a bakıp karar verdiğimi.
Tekrar teşekkürler.
Esenlikler.
Evangelion
Sayın Evangelion ;
Öncelikle sitemize hoşgeldiniz.
Müslümanlara bakarak karar vermediniz.
Tıpkı,
Adı daha önce Cat Stevens iken,
Sizin İncil'i okuduğunuz gibi,
Kur'anı okuyarak Müslüman olan Yusuf İslam vari bir inanç yolculuğunuz var.
İncilde şu :
Matta 10: 34 "Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Barış değil, kılıç getirmeye geldim.
Matta 10: 35 Çünkü ben babayla oğulun, anneyle kızın, gelinle kaynananın arasına ayrılık sokmaya geldim.
Matta 10: 36 'İnsanın düşmanı kendi ev halkı olacak.'
Matta 10: 37 Annesini ya da babasını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir. Oğlunu ya da kızını beni sevdiğinden çok seven bana layık değildir.
Matta 10: 38 Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir.
ayetlerde var.
Bu ayetleri dış göz ile-zahiri bir bakış ve anlayışla okuyacak olduğumuzda,
Hıristiyan bir çok arkadaşın anlayışı olan,
Sevgi,barış ve hoşgörüyü bu ayetlerde göremeyiz.
Ancak günlük yaşamdaki kendi deneyimlerimizle bu ayetlerin ne manaya geldiğini bilebiliriz.
Dolayısı ile Kur'anın Tanrısı dediğiniz,
ki,
Tevrat'ın,İncil'in de Tanrısıdır,
asıl maksadını bu ayetlerin anlamları üzerinde tefekkür edebilirseniz,
güneş kadar açık görebilirsiniz.
Elbetteki görmek isterseniz :)
ozgur_beyin
24-01-2010, 13:50
sevgili evangelion şu ankiinancınız sizi mutlu ediyor ve rahatsanız kimsenin söyleyecek sözü yok,
gülen arkadaşımız yine ona belletilen islamı anlatacak size.
yani dön baba dön, babalara dönelim formu.
yahu eğer bu kuran kendini ''apaçık'' beyan ediyorsa, uzmana niye ihtiyaç var.ayrıca muhammedin zamanında uzmanlar konseyimi vardı yazık
gülen kitabına bile güvenmiyor ve kafadan takiyyeye ihtiyaç duyuyor
sevgili evangelion şu ankiinancınız sizi mutlu ediyor ve rahatsanız kimsenin söyleyecek sözü yok,
Doğru söze psiko emmi ne desin ? :)
Bu bağlamda bakarak,
Madem mutlu ve mesutsun inancında,
"Kendin için istemediğini başkası için de isteme"
boyutu ile,
İtirazımız,
anlayışa :)
YOLCULUKLAR
24-01-2010, 17:59
sevgili evangelion şu ankiinancınız sizi mutlu ediyor ve rahatsanız kimsenin söyleyecek sözü yok,
gülen arkadaşımız yine ona belletilen islamı anlatacak size.
yani dön baba dön, babalara dönelim formu.
yahu eğer bu kuran kendini ''apaçık'' beyan ediyorsa, uzmana niye ihtiyaç var.ayrıca muhammedin zamanında uzmanlar konseyimi vardı yazık
gülen kitabına bile güvenmiyor ve kafadan takiyyeye ihtiyaç duyuyor
Sevgili ozgur_beyin,
Hristiyanların bilimsel araştırmalarını buradan bizlerle paylaşıyorsunuz çünkü hristiyanların islam üzerindeki çalışmalarını ve yorumlarını objektif buluyorsunuz.
Ama şunu merak etmiyor değilim, acaba o Hristiyanlar ellerindeki Kutsal Kitaplara nasıl ulaşmışlar? O kitaplar direk gökten mi inmiş yahut bazı ARACILAR tarafından mı ulaştırılmış bizlere?
O aracılar kitaplara kutsallık sıfatlarını yüklerlerken hiç mi açıklamalarda bulunmamışlar şu şu sebeblerden dolayı bunlara Kutsal sıfatını yüklüyoruz diye?
Hristiyanların objektif islam değerlendirmelerinde bulunurlarken hiç mi düşünmediniz acaba bu yazıyı yazan adam oturup Kuranı mı hatim etti yoksa başka kaynaklardan yararlanıp, onları okuyup, okuduklarından anladıklarını mı bizimle paylaştı diye? O alıntıladığınız yazıların içeriğiyle aynı olan ve yazım tarihleri çok daha eski olan en az 5 tane eser sıralayabilirim size şuan.
Tüm bunları neden yazıyorum?
Hiç bir düşünce, din, ideoloji insan tek başına kavrayamaz.
Mutlaka ama mutlaka birilerinden yardım alırsınız.
Belki sabır taşısınızdır ve yıllarca araştırma yapıp, hiç kimseye bir şey sormadan bir şeyleri dört dörtlük öğrenebilirsiniz. Ben bu güne kadar bu tarz bir sabır taşıyla karşılaşmadım, ama olabilirde... Genelde insanlar yeni şeyler öğrenmenin telaşına düşüp araştırmalarının sonunu beklemeden sorular sorarlar, yardım alırlar ki olmasıda gereken budur.
İncili tek başınıza anlayamazsınız. Yok eğer ben sabrederim, kimseye bir şey sormam onlarca yıl İncil'i, Tevrat'ı, Zeburu, Kilise babalarının vaazlarını okurum ve doğruyu bulurum diyorsanız size saygı duyarım. Ama kilise demek topluluk demektir. İnsanların birbirlerini bereketlediği, yardım ettiği yerdir. Dolayısıyla yalnız birşeyler öğrenmenize kimse olanak tanımaz ki olması gerekende budur.
Aynı mantıkla Kuran da tek başına anlaşılamaz.
Ve bir şeyleri değerlendirirken kişisel bakış açılarıda çok önemlidir. Bu yüzdende insanların bakış açılarına ihtiyaç duyarız.
Ünlü bir müslüman olan Ladin adam öldürme hakkında çok farklı vaazlar verirken, yine ünlü bir müslüman olan Mevlana çok farklı vaaz verir.
Eğer biz birşeyleri kötülemek istiyorsak, at gözlüğüyle Bin Ladine odaklanabiliriz. Ama objektif bilgilere ulaşmak istiyorsak bu konuda hakkında Mevlana'nında düşüncelerini öğrenebiliriz.
Dolayısıyla, insan tek başına, tek bir bakış açısıyla hiç bir şey öğrenemez. Öğrendiğini sanır, kendini avutur, bir şeyleri kötüler deşarj olur ama hepsi de budur. Gerçek uçup gitmiştir.
'''''Kuran da o kadar masum değilmiş. Gördüğüm sadece ona inanmazsam beni sonsuz cehennemle ödüllendireceğini söyleyen egoist bir tanrıydı. Onun için insanların yaptıkları, iyiler, doğrular, dürüstler, mantıksal düşünceler, akli denklemler önemli değildi.
İnsanlara irade verdiğini ve neye inanmak istiyorsa ona inanabileceğini, bu seçimin insanın elinde olduğunu söyleyen ancak bir diğer yandan da inanmazsan yakarım, yıkarım diyen ve inananlara da sadece inanmayanlara nispet yapabilmeleri için cenneti vadeden bir tanrı, benim kafamdaki tanrı fikriyle uyuşmuyordu. EVANGELION'''''
--------------
Sevgili evangelion yukarıda çok güzel bir konuya değinmişsin. Tanrının belli bir dine inanmayanları kendinden uzak tutması... Bu benim çok uzun süre sorguladığım ve bugün asla inanmadığım bir olay.
Ama ben merak ettim. Bunu sorgulayıp kabul etmediysen Hristiyan inancındaki hristiyan olmayan cennete gidemez kısmına ne diyorsun? 2. vatikan konsili savunucularından mısın yoksa pek çok hristiyan gibi sen de bu şekilde mi düşünüyorsun?
Gerçekten eğer özgür iredemiz varsa x ya da y dinine ait değiliz diye sonsuza kadar işkence görmemiz hak mıdır???
Esenlikler
'''''Kuran da o kadar masum değilmiş. Gördüğüm sadece ona inanmazsam beni sonsuz cehennemle ödüllendireceğini söyleyen egoist bir tanrıydı. Onun için insanların yaptıkları, iyiler, doğrular, dürüstler, mantıksal düşünceler, akli denklemler önemli değildi.
İnsanlara irade verdiğini ve neye inanmak istiyorsa ona inanabileceğini, bu seçimin insanın elinde olduğunu söyleyen ancak bir diğer yandan da inanmazsan yakarım, yıkarım diyen ve inananlara da sadece inanmayanlara nispet yapabilmeleri için cenneti vadeden bir tanrı, benim kafamdaki tanrı fikriyle uyuşmuyordu. EVANGELION'''''
--------------
Sevgili evangelion yukarıda çok güzel bir konuya değinmişsin. Tanrının belli bir dine inanmayanları kendinden uzak tutması... Bu benim çok uzun süre sorguladığım ve bugün asla inanmadığım bir olay.
Ama ben merak ettim. Bunu sorgulayıp kabul etmediysen Hristiyan inancındaki hristiyan olmayan cennete gidemez kısmına ne diyorsun? 2. vatikan konsili savunucularından mısın yoksa pek çok hristiyan gibi sen de bu şekilde mi düşünüyorsun?
Gerçekten eğer özgür iredemiz varsa x ya da y dinine ait değiliz diye sonsuza kadar işkence görmemiz hak mıdır???
Esenlikler
3 büyük dinde de;özgür irade ölümlü dünyada yaptıkların da serbest olmanla alakalı.Sana günah işleyemezsin diyen bir kısıtlama yoktur fakat öbür tarafta bunun cezası vardır yada fani dünyada özgürlüklerden biraz daha kısıtlayıp öbür tarafta sonsuz özgürlüğe erişirsin.
ozgur_beyin
24-01-2010, 19:49
Ünlü bir müslüman olan Ladin adam öldürme hakkında çok farklı vaazlar verirken, yine ünlü bir müslüman olan Mevlana çok farklı vaaz verirYOLCULUKLAR
SEVGİLİ ARKADAŞIM dünde dimki(tahrif edimiş kuran yazısında) ne kadar müslüman varsa,ü o kadar islam var. olay bu, din aşk gibi gönül işidir .herkes düşündüğüyle mutluysa ikinci bir kişiye şey yemek düşer.
bunlar insanın veya insanların, yargılanamaz kararlarıdır.
bir hrıstiyana, islami bakış açısıyla onun allahın oğlu olmadığına ikna edemezsiniz
bir budiste ganjın ölülerin küllerini cennete götüremiyeceğini anlatamamanız gibi
din ve inançlar mantığı olmayan, kökleri gönüllerde olan ağaçlardır.
uzun lafın kısası bu iş sadece inançtır herkes beğendiği elbisesini giyer (bu seçtğin dindir)
yakışıp yakışmadığına başkasıda karar veremez çünkü bu kararı kişi verir ve onu bağlar.
bugün nurcular ve said risaleleri sunuhatla ( içe doğan sezgi yani bir tür vahiy)
yazdığına inanırlar. ya ikibin yıl önceki incilleri sorgulamadan arka bahçemize bakalım
bak bugün türkiyedeki cemaatler bir birleriine selam vermezler hani bunlar heps islam ya hani nerde kaldı islam,
ben imamhatipte okurken(draman)ismail ağanın veledleri bizi beğenmez ve bize imamu- hattab(odun imam) derlerdi .yani onlar islam ,pis üstleri başları ve kirli sakallarıyla onlar islam,biz islam değildik
ama çoğu öküzdü .ağa babaları mercedesle gezerdi ama onların oyuncak tavşanı bile yoktu . onlar sadece bedava karınlarını doyururdu çünkü geldiği köyde onada sahip değildiler. eh bunada şükür der kıçlarının üstüne otururlardı.
uzun lafın kısası sorgulamazsan ulu manitunun büyük çayırlarında ömür boyu otlarsın.
ve ömrün sana ot sağlayanlar için minnetle geçer
sn goulen
Benim derdim günah işleyip işlememekle alakalı değil. İnsanların yanlış hareketlerinin sonucuna ''bir ölçüde'' katlanmaları olabilir ama sırf bir dine ait değil diye sonsuza dek büyük acılar içinde bulunmaları gülüp geçilecek bir şey. Her şeyden önce de saçma.
Sevgi dolu bir Tanrının inanmayanı ya da farklı bir inanca bağlananı sonsuza kadar cehenneme atıp işkencelerle cezalandırmasının neresi mantıklı? Tanrının bunu yapmakta ne gibi bir amacı olabilir?
Ayrıca 3 büyük din hangileri Musevilik büyük din mi?:D:D
Bugün dünyadaki 3 büyük din 1Hristiyanlık 2İslamiyet 3Budizm
1 milyarı aşkında dinlerden özgür:)
Herneyse konu bu değil ben evangelionun bu konudaki görüşlerini almak istedim. hristiyanlıkta çoğunluğun inancına göre tek yol Mesihtir. Evangelion da tek yolculardan mı yoksa 2. vatikan konsili savunucularından mı merak ettim.
esenlikler
YOLCULUKLAR
24-01-2010, 19:55
'''''Kuran da o kadar masum değilmiş. Gördüğüm sadece ona inanmazsam beni sonsuz cehennemle ödüllendireceğini söyleyen egoist bir tanrıydı. Onun için insanların yaptıkları, iyiler, doğrular, dürüstler, mantıksal düşünceler, akli denklemler önemli değildi.
İnsanlara irade verdiğini ve neye inanmak istiyorsa ona inanabileceğini, bu seçimin insanın elinde olduğunu söyleyen ancak bir diğer yandan da inanmazsan yakarım, yıkarım diyen ve inananlara da sadece inanmayanlara nispet yapabilmeleri için cenneti vadeden bir tanrı, benim kafamdaki tanrı fikriyle uyuşmuyordu. EVANGELION'''''
--------------
Sevgili evangelion yukarıda çok güzel bir konuya değinmişsin. Tanrının belli bir dine inanmayanları kendinden uzak tutması... Bu benim çok uzun süre sorguladığım ve bugün asla inanmadığım bir olay.
Ama ben merak ettim. Bunu sorgulayıp kabul etmediysen Hristiyan inancındaki hristiyan olmayan cennete gidemez kısmına ne diyorsun? 2. vatikan konsili savunucularından mısın yoksa pek çok hristiyan gibi sen de bu şekilde mi düşünüyorsun?
Gerçekten eğer özgür iredemiz varsa x ya da y dinine ait değiliz diye sonsuza kadar işkence görmemiz hak mıdır???
Esenlikler
Sadece bu değil, İslama ait hataları gösterip islamı eleştirdiği her konuda aslında aynı hataların kendi dini olan Hristiyanlıkta da olduğunu bilmiyor.
Ama dediğim gibi... Bu şekilde mutlu ise devam etsin ve umarım ilerleyen zamanlarda hayal kırıklıkları yaşamaz.
Birşey daha... Bahsettiğiniz düşünceyi 2.vatikan konsiline yüklemek bence biraz İncil'e haksızlık olur:)
Romalılar 2,12-15 ebakarsanız, konsilin belirtmiş olduğu şeyin aslında İncil kökenli olduğunu görürsünüz.
Birşey daha... Bahsettiğiniz düşünceyi 2.vatikan konsiline yüklemek bence biraz İncil'e haksızlık olur:)
Romalılar 2,12-15 ebakarsanız, konsilin belirtmiş olduğu şeyin aslında İncil kökenli olduğunu görürsünüz.
Sevgili yolculuklar
Eğer 2. vatikan konsilinde alınan kararlar zaten İncil kaynaklı olmasa bahsetmezdim:)
Ben 2. vatikan konsilinin büyük bir savunucusuyum. Sizin de dediğiniz gibi Tanrı hem iyilerin hem kötülerin tanrısıysa herkesi affeder:)
Gerçi inanmayanlara kötü demiş gibi oldum(-haşa- yok öyle bir şey:D) ama anlaşılmıştır umarım ne dediğim
Dikkatsizliğimi af eyle.Kur'an sanırım herkesin tek başına okuyup anlayabileceği kadar basit değil alanında uzman kişilere danışırsan çok iyi bilgi alabilirsin.
Sayın Ghoulen,
Açıklamanıza ekleme yapma gereği görüyorum.
Eğer bir insan, kendi mutluluğunu farklı çizmiş ise Kur'an ı anlamak ve okumak için hiç bir uzmana ihtiyacı yoktur. Yani iman etmesi için hiç bir uzmana ihtiyacı yoktur.
Eğer bir insan, kendi mutluluğunu farklı çizmiş ise Kur'an ı okumak için hiç bir uzmana ihtiyacı yoktur ama anlamak için uzmana ihtiyacı vardır.
Saygı ve sevgilerimle
Evangelion
24-01-2010, 20:53
@vesper
Ben daha çok herkese şefkat gösteren tanrı inancını benimsediğim için bu tür "hristiyan olmayan cennete giremez" gibi kısımlarına pek inanmıyorum.
Diyeceksiniz ki neden o zaman Hristiyan olmayı seçtin? Cevap vereyim, ben aslında bana yakın olan, bana şefkat ve sevgi gösteren, benim bağışlanmam için didip duran bir tanrı fikrini seviyorum. Bunu İslam'da bulamadım, Hristiyanlık'ta buldum bu kadar basit.
Nazzam-Cubbai
24-01-2010, 21:00
Merhaba arkadaşlar. Size hayatım boyunca yaşadığım sorgulamaları ve nihayetinde beni şu anki ben yapan cevabı paylaşmak istiyorum.
İlk ne zaman başladı bilmiyorum, sanırım ortaokuldaydı, bir din hocası sınıfın en dini inançlardan uzak erkeğini namazın nasıl kılındığını göstermek için sıranın üzerine çıkarmasıyla ve onu Müslüman olmadığı için kendince cezalandırdığını sanmasıyla aklımda yer etmeye başladı. Aklımda bir sürü soru olmasına rağmen din derslerini ilgiyle takip ediyordum, zira aklımdaki soruların cevapları yani huzur bulmamı sağlayacak sözcükler o öğretmenin dudaklarının arasından dökülebilirdi, ama dökülmedi. Aksine daha da sorgulamaya başladım. İnandığım İslam bu değildi, bu kadar vahşi ve bu kadar hoşgörüsüz olamazdı. Ben hiçbir eylemin sorumluluğunu o düşünce sistemine yüklemeyi sevmem, bu yanlış ve bence vahşi olan uygulamayı da o öğretmenin cehaletine ve egolarını yenememesine verdim ve kendimce sorgulamaya, sormaya devam ettim. Lise yılları da ortaokul yıllarından farksızdı. Espri ve şakalarla öğrencilerini kıvama getiren bir beyin yıkayıcının bize dikte ettiği bir sürü anlamsız sözcükten oluşuyordu benim dini eğitim dediğim anılarım. Neyse dedim o zamanlar, bu da bu insanın hatasıdır. Yine İslam’ı suçlamadım ve hatayı o hocalarda gördüm. Ancak bu kafamda yeni bir şimşek çakmasına neden oldu, İslam’ı bilen, uygulayan onlarca insan tanıdım ancak gerçekten insan diyebileceğim kişilerin sayısı bir elin parmağını geçmiyor, acaba hata insanda mı İslam’da mı? Bu sorgulamalar ışığında aldım elime Kuran’ı ve okumaya başladım. Evet, bunca zamandır suçu öğretmenlere atarken haklıymışım, onların sapkınlığıymış bu ama Kuran da o kadar masum değilmiş. Gördüğüm sadece ona inanmazsam beni sonsuz cehennemle ödüllendireceğini söyleyen egoist bir tanrıydı. Onun için insanların yaptıkları, iyiler, doğrular, dürüstler, mantıksal düşünceler, akli denklemler önemli değildi. Onun için önemli olan sadece ona tapan kölelerdi. Ona tapan ve onun yolunda ölen, öldüren köleler. İnsanlara irade verdiğini ve neye inanmak istiyorsa ona inanabileceğini, bu seçimin insanın elinde olduğunu söyleyen ancak bir diğer yandan da inanmazsan yakarım, yıkarım diyen ve inananlara da sadece inanmayanlara nispet yapabilmeleri için cenneti vadeden bir tanrı, benim kafamdaki tanrı fikriyle uyuşmuyordu. Tanrı erdem ve iyiliklerin toplamı olmalıydı, asla işkenceci bir polis olmamalıydı. Ölüm, insanın yegane varlığını elinden alan ve her şeyin bittiği, dünyada artık yürüyemediğin, konuşamadığın, artık varlığının olmadığı, düşüncelerinin yankılanmadığı, senin gibi birinin olmadığı ve olamayacağı, artık senin için her şeyin bittiği andır, arkanda bıraktıklarını üzen, kahreden, çıldırtan, intihara bile sürükleyen bir sessizliktir. Ancak bu tanrı için öldürmek çok kolaydı. Bana inanmıyorsa öldür! Emirlerime uymuyorsa öldür! Cihat et öldür! Himayen altına al öldür! Ölüm bu kadar basit olmamalıydı. Yaşam da namaz, oruç vs. gibi ritüellerin üzerine oturmaktansa insanın iyilikleriyle çizilen yolda erdemli adımların yankıları olmalıydı. Bu tanrı, tanrı olmaktan çok uzaktaydı. İnsanları yaratıp uzaklara çekilen, insanlarla ilgilenmeyen ancak en ufak itaatsizlikte onları çok şiddetli şekilde cezalandıracağını söyleyen bir diktatördü.
Bıraktım, İslam’ı bıraktım ve kendimi hafiflemiş gibi hissettim. O tanrı artık bana karışamazdı. Kaos dinmişti. Artık bir ateisttim ve hayatıma böyle devam etmek beni mutlu ediyordu. İslam artık bana ulaşamayacaktı ama diğer dinler için bir şey söyleyemezdim zira o dinleri okumamıştım, öğrenmemiştim. Önyargılı olmak istemezdim. Ama düşünmek istemiyordum şu an. Ben kendimin tanrısıydım ve artık özgürdüm. Saçma kurallardan bağımsızdım, dikte edilen fikirler beni bağlamıyordu artık. 20li yaşlarımı bir ateist olarak harcadım. Ama her zaman bir boşluk da hissediyordum. Evet, İslam belki yanlıştı ama tanrı fikri yanlış mıydı? İçimdeki o hafiflik duygusu ya tanrım olmadığı için içimde duyumsadığım o boşluğun hafifliğiyse diye düşündüm ve diğer dinleri araştırmaya karar verdim. Aklıma elbette Hıristiyanlık geldi çünkü İslam’dan daha fazla inanan vardı bu dine. Bakalım bu insanlar neye inanıyormuş dedim ama hangi doktrini izleyeceğimi bilemedim. Özgürlük düşüncesine olan tutkum beni Evanjelizm’e yönlendirdi. Ne de olsa bu mezhep bir özgürlük hareketi sonrası ortaya çıkmıştı. Araştırdım, okudum, sayfalar dolusu okudum. Komplo teorilerini dinledim insanlardan. Bu mezhebin dünya siyaseti ve tabii ki dünya vahşeti üzerinde çok rol oynadığını söyleyip durdular. Ama dedim ya ben eylemleri ideolojilere yüklemem diye. Yüklemedim ve okudum. İnsanların ne yaptığı ve ne söylediği önemli değildi. Benim bir aklım vardı ve bu benim rehberimdi. Hey Tanrım! Ne zorlu zamanlardı. Okudukça bu dinin içindeki naifliği ve insanlık duygusunu daha da hissetmeye başladım. Bu tanrı daha yakındı bana, dokunuyordu, onu hissediyordum. Kiliselere gitmeye başladım ve düşündüm ki bu tanrı bana bakıyordu. Sürekli beni izliyor, ne yaptığımla ilgileniyor ve bana şefkat gösteriyordu. Öyle olmasa benim günahlarımı bağışlamak için sürekli fırsat kollamazdı. Rahiplerin günahlarımdan arınmam için beni davet etmesi bu tanrının bana olan sevgisinden kaynaklanıyordu. Bana diyordu ki; “Ne yaparsan yap, gel itiraf et ve bağışlan. Önemli olan hatalarından aldığın derslerdir. Ben sayı tutmam, sadece seni bağışlamak istiyorum.” Bu tanrı sürekli erişime açıktı. Sınırsız bir erişim hakkım vardı zira ruhani olduğu kadar dünyevi de bir tanrıydı. İsa formunda dünyaya gelip benim için kendini feda etmişti. İnsanlar anlamıyorlar bu üçlü tanrı sistemini. Aslında tek bir tanrı var ancak onun üç farklı formu var, basitçe böyle. Neyse konumuz bu değil. Bu tanrı bana şefkat gösterdikçe ben daha da bağlandım dinime ve elbette mezhebime. Bu din bana fikirleri dikte etmiyordu. Bu din bana değer veriyordu. Aynı anda hem değerliydim hem de özgür düşünebilirdim. Sanırım hayat kokteylimin mükemmel karışımı buydu. Vaftiz olduktan ve atalarımın günahlarından arındıktan sonra ekmeğim ve şarabımın desteğiyle yeni tanrımla sohbete başladım. O günden sonra her gün buluşup konuşuruz.
bastan soyleyim bence bu hikaye uydurmasion veya siz rahatsiz bir insansiniz (ruhen)
--------------------
yeni ahite göre judas nasil öldü ????
sizde ates tanrisi varmi ?????
--------------------------------
bunlar hangi kitapda yaziyor ???????????????
Ama anlamadıkları konularda sövüp sayan bu kişiler, içgüdüleriyle yaşayan, yakalanıp boğazlanmak üzere doğan, akıldan yoksun hayvanlar gibidir. Hayvanlar gibi onlar da yıkıma uğrayacaklar. (Isaya inanmayan hayvan gibidir yakalanip bogazlanmasi gerekir)
Bir kimse bende kalmazsa, çubuk gibi dışarı atılır ve kurur. Böylelerini toplar, ateşe atıp yakarlar. (Isa ya inanmayan kuru tahtadir toparlayin yakin)
`Beni kral olarak istemeyen o düşmanlarıma gelince, onları buraya getirin ve gözümün önünde kılıçtan geçirin!'» (Burdaki kral bir benzetmedir kendisinin ikinci gelisi anlatir Isa , ona tabii olmayanlar kilictan gecirilecek)
Yeryüzüne barış getirmeye geldiğimi sanmayın! Ben barış değil, kılıç getirmeye geldim. Çünkü ben oğulla babasının, kızla annesinin, gelinle kaynanasının arasına ayrılık sokmaya geldim. `İnsanın düşmanları, kendi ev halkı olacaktır.'
Çünkü Tanrımız yakıp tüketen bir ateştir.
Ben daha çok herkese şefkat gösteren tanrı inancını .
Matta 10: 38 Çarmıhını yüklenip ardımdan gelmeyen bana layık değildir.
Bu duruma İsa gibi olmak diyebilir miyiz ?
O halde,
"Herkese şefkat gösteren" İsa'nın takipçileri kimler ?
Dünyaya baktığımızda,
Güney Amerika,
Kuzey Amerika,
Afrika,
Asya
nereye bakarsak bakalım,
Ya "Şefkat"in anlamı konusunda yeni bir tanım geliştireceğiz,
ya
da,
Takipçisi çok azdı diyeceğiz.
Dini mi ?
Takipçilerini mi ?
ölçüp biçelim ?
@vesper
Ben daha çok herkese şefkat gösteren tanrı inancını benimsediğim için bu tür "hristiyan olmayan cennete giremez" gibi kısımlarına pek inanmıyorum.
Diyeceksiniz ki neden o zaman Hristiyan olmayı seçtin? Cevap vereyim, ben aslında bana yakın olan, bana şefkat ve sevgi gösteren, benim bağışlanmam için didip duran bir tanrı fikrini seviyorum. Bunu İslam'da bulamadım, Hristiyanlık'ta buldum bu kadar basit.
Sevgili evangelion işte şimdi tam da benim dilimden konuştunuz, bu sözlerin altına imzamı atarım :D:D
Ben de hristiyan inancını tek yol olarak gördüğüm için değil, yakın hissettiğim için seçtim.
Bu 'tek yol'culuk beni açmıyor:)
sevgiler
UlulElbab
25-01-2010, 03:57
Sevgili evangelion işte şimdi tam da benim dilimden konuştunuz, bu sözlerin altına imzamı atarım :D:D
Ben de hristiyan inancını tek yol olarak gördüğüm için değil, yakın hissettiğim için seçtim.
Bu 'tek yol'culuk beni açmıyor:)
sevgiler
Saygıdeğer vesper,
"Tek Yol" mantığı Dinlerin Dogma haline dönüştüklerinin kanıtıdır...
Oysa GERÇEK tam tersidir...Yani Yol çok ama varılacak nokta TEK dir...
Dosdoğru Yol hangisidir ? O yol ki biz ona "sırat -el müstakiym" diyoruz...
"Dar kapıdan" geçmek veya "Az kişinin gittiği yol" olarak tanımlanabilir...
Şu anda Din diye bilinen tüm YÖNTEMLER den bağımsız olarak..
Dosdoğru İnsan olmak ve koşulsuz Sevmekle mümkün.
Sözlerimi tamamlamadan önce Elbette...Sevgili evangelion'a
Hoşgeldiniz demek istiyorum...
Saygılarımla...
Selam Huda'ya tabi olana...