Orijinalini görmek için tıklayınız : Evrim mi?, yoksa Yaratim ve Akilli Tasarim mi?
evrensel-insan
06-04-2010, 01:54
Saygideger arkadaslar;
Dunya istatistiklerinde, ABD'den sonra, en son sirada geliyoruz.
http://twelvelinks.blogspot.com/2006/08/latest-stats-on-evolution-vs-creation.html
http://photos1.blogger.com/blogger/3737/2103/1600/25653701.0.jpg
http://www.law.umkc.edu/faculty/projects/FTrials/conlaw/evolution.htm
Saygilarimla;
evrensel-insan
Daha düne kadar okuma yazma oranlarinda da alt siralarda sürünüyorduk. Istatistige dikkat edilirse egitim seviyesi yükseldikce evrimi bilme, ögrenme ve dogrulama orani da yükseliyor. Türkiye üniversitelerinde ve yüksek okullar gibi liselerde de egitim kalitesi arttikca evrim kuramini daha cok kimse tam olarak tanima ve ögrenme imkani bulacaktir. Bu anlamda gercekci bir tahmin yapmak gerekirse bu oran zaman icinde yükselecek ama ülkemizin müslüman nüfusu ve dini görüslerin toplum üzerindeki belirgin nufuzu göz önüne alindiginda bu oran ileride de yükselmesine ragmen Dünya ortalamasinin biraz altinda kalacaktir.
evrensel-insan
07-04-2010, 02:06
Saygideger arkadaslar;
Evrim, mesela dinazor gibi yok olan turleri de dogal secilim ile mi acikliyor? Her yokalan tur, yok olmadan once, yeni bir ture evriliyor mu?, yani yok olmadan once mutasyona ugruyor mu? Yoksa mutasyona ugramadan, tamamen yok olan turler var mi?
Eger dogal secilim ise, ki bildigim kadariyle oyle, dogal secilim; hem turlerin devamini, hem mutasyonunu, hem de yok olusunu sagliyor.
Burada ilginc bir nokta da; degisen dogal sartlara ayak uyduramiyan turun, hem sartlara ayak uydurma mucadelesindeki mutasyonu, hem de tamamen yok olusu.
Yok olma; " Olum oraninin herzaman, dogum oranindan buyuk olmasi ve bunun devam edisi" olarak aciklaniyor.
Turun , yok olma ile mucadelesin de" kendi turunun" verdigi mucadele ile, onun degisen sartlara uyum saglayamamasi arasinda, sizce turun mucadelesinin dogal yok olum secilimine karsi verdigi mucadele de, dogal secilime "yenik dusmesinin", yani degisen sartlara ayak uyduramamasinin ve mutasyona ugramamis olmasinin ana nedeni nedir?
Saygilarimla;
evrensel-insan
evrensel-insan
07-04-2010, 02:31
Saygideger arkadaslar;
Yok olma, extinction uzerine, ingilizce link.
http://www.ypte.org.uk/environmental/extinction/27
Saygilarimla;
evrensel-insan
sayın evrensel insan...neden resmi siteler değilde...kıytırık bloglarda bilgi arıyorsunuz...orasını anlayamadım...
evrensel-insan
07-04-2010, 03:10
Saygideger troyya;
Benim verdigim linki "begenmediysen" sen de bir "resmi site" linki verebilirsin.
Saygilarimla;
evrensel-insan
Evrim, mesela dinazor gibi yok olan turleri de dogal secilim ile mi acikliyor?
Evet.
Peki Dinazorlara ne oldu?
Karaya gecen ilk canlilar gibi dinazorlar da değişkensıcaklı ya da poikloterm bir türdüler. Üstelik sürekli ısı meydana getiren metabolizmaları olmadığı ve oluşturdukları ısıyı düzenleyip, saklayamadıkları için, çevre sıcaklığına bağımlı olarak işlev göstermek zorunda kalmışlardı.Yani dinazorlar çevre sıcaklığına bağımlı bir hayvan türüydü. Özellikle reptil ve amfibilerde oldugu gibi bugün yaşayan hayvanlarda da, sıcaklığın düşmesine bağlı olarak ortaya çıkan uyuşukluk hali halen görülmektedir.
Yeryüzünde çok sayıda dinozor türü bulunmaktaydı (1000 civarında). Dinozorlar, cevreye uyum sağladıklari, puflu ve su geçirmez derileri sayesinde korunup kuru kalabildikleri, sert kabuklu yumurtaları sayesinde pek çok yavru dünyaya getirebildikleri, o dönemde yaşayan diğer hayvanlara oranla daha kolay yürüyebilip kolayca yiyecek bulabilmeleri ve düşmanlarından kaçabildikleri icin yeryüzünde yaklasik 160 milyon yıl kadar basarili bir sekilde yaşayabilmsilerdir.
65 milyon yıl önce yaklaşık 10km çapında bir göktaşının Dünya'ya çarpmasıyla iklim ve cevre sartlari da radikal bir sekilde degismis, bu çarpma sonucu sadece dinazorlar degil canlı türlerinin %70'inden fazlası yok olmuştur.
Çarpma sonucu oluşan toz tabakası atmosferi kaplamış, Dünya yillarca karanlıkta kalmış, sıcaklık suyun donma derecesine kadar düşmüş ve asit yağmurları yaşanmıştır. Yillarca süren bu karanlık ve soğuk dönemde bitkilerin fotosentez yapamaması besin zincirini yıkmış ve bu felaketler zinciri de dinozorların sonunu hazırlamıştır. Dünya hiç güneş görmeyince bu dönemde buz devri oluşmuştur.
Yazimizin basinda dinazorlarin değişkensıcaklı canlilar oldugunu ve ısıyı düzenleyip, saklayabilecek metabolizmaları olmadığıni, bu yüzden de çevre sıcaklığına bağımlı olarak işlev göstermek zorunda kaldiklarindan ve sıcaklığın düşmesine bağlı olarak ortaya çıkan uyuşukluk halinden bahsetmistik.
Iste bu faktör bilinen dinazor türlerinin bu çarpma sonucu olusan ve yillar süren buz devri sonucu neden toplu ölümlere maruz kaldiginin da diger bir aciklamasidir. Iste bu dönemde bazi dinazor türleri yavas yavas vücut isinini koruyabilen tüylere de sahip olmaya baslar. Daha dogrusu bu tüylerin daha ilkel sekilleri bazi dinazor türlerinde carpisma öncesi de olusmustu ama bu tüylere sahip dinazor türleri bir zaman gereksiz olan bir mutasyon , degisen cevre sartlariyla bir anda olumlu ve faydali bir mutasyon oluvermisti. Cünkü bir mutasyonun yararli mi zararli mi olacagi ancak cevre sartlarina uyumlulugu ile belirtilebilir. Tip ki insanlarda beyaz ten rengine sahip olmak soguk iklim Kuzey Avrupa'sinda avantaj saglarken, ayni özellik Afrika'da dezavantaj olabilecegi gibi. Bu anlamda bu tüylere sahip olan değişkensıcaklı dinazor türleri oluşturdukları ısıyı daha iyi saklayabilmeyi ve bu sekilde cevre sartlarina uyum gösterip buz devrini daha iyi atlatmayi basarabildiler. Zaman icinde bu ilkel ve basit tüyler daha islevli ve korunmali tüylere dönüstüler. Bu tüylere sahip olamayan dinazor türleri de dolayisiyla yok oldu. Iste bu buzul dönem dinozorlardan kuşlara geçişteki yarı yol olup dişsiz gagalı ve ot yiyen, bodur kolları ve değişik biçimli pençeleri olan bu küçük dinozorlar türleri basariyla dogal seleksiyonun olumsuz etkilerinden kurtulmus ve soylerini gelistirebilmislerdir. Isıyı daha iyi saklayabilmek icin olusan bu tüyler daha sonra baska islevleri de görmüs ve zaman icinde dinazorlar ucabilen türlere ve günümüz kuşlara dönüsebilmislerdir.
Tüylü ama ucamayan bir dinazor türü; limusaurus inextricabilis
http://www.ekolay.net/haber/images/dinozor200509_.jpg
evrensel insan senin verdiginden daha gecerli bir link sanırım
http://www.youtube.com/watch?v=dm_GPruBZYM
troyyanın lvereceği en güvenilir link kendi blog sitesidir herhalde :)
troyyanın lvereceği en güvenilir link kendi blog sitesidir herhalde :)
ilgilenebilsem daha neler atıcam da:) ilgisizlikten bitap dustu zavallı blogum :):)
Bilim insanlari arasinda evrim var mi yok mu gibi bir tartisma yoktur. Evrim bir bilimdir ve gercekligi delillerle kabul edilmistir. Sayisiz kanitlari vardir.. Ne var ki bunu anlayabilmek icin asgari bir bilim anlayisina sahip olmak gerek. Yaratilis veya akilli tasarimcilar hitap ettikleri kitlenin bu zaaflarindan ve bilgi eksiklerinden yararlanarak bir bosluk yaratmak istemekte ve yaratilan bu bosluga yerlesmek istemektedirler. Amaclari bilimsel yöntemleri ve metodlari kullanma yoluyla bilim alanina yerlesmek degil, siyasi ve ekonomik etkinlikler yoluyla buralara girmektir. Yani bilimde hile yapmak ve kendi görüslerini bilimsel metodlardan muaf tutmak. Dünyanin hic bir üniversitesinde ve bilim kurullarinda yer edinememelerinin sebebi budur. Cünkü söylemlerinin ve yöntemlerinin bilimle hic bir ilgisi yoktur ve iddialari sayisiz kere mahkemelerce cürütülmüstür.
Akilli Tasarim Savunuculari ya da yaratiliscilar ise kanit bulmak icin hicbir sey yapmiyorlar. Onlar objektif bir inceleme, calismalarini yayinlama, bilimsel toplantilara katilma ile bilimsel fikir birligine calismiyorlar. Tek yapmak istedikleri, hicbir bilimsel uzlasmaya varmadan, bilimsel sürecin etrafindan dolasip sadece egitimden sorumlu meclise ve yasamaya basvurarak fikirlerini siniflara sokmaya calismak. Her alandaki bilimsel fikirler bilimsel elestirilerden ve bilimsel yöntemlerden gectikten sonra hak ettikleri yerlere ulasir. Ama yaratiliscilar diyor ki, adalet adina onlarin fikirleri bilimsel yöntemlerden muaf olmalidir. Gercekte yaratilisci cahillerin insanlardan istedikleri sey, bilimsel yöntemlerde hile yapmak ve siniflarda biyoloji dersinde okutulan kitaplarda kendi fikirlerini yazdirabilmek icin kisa yolu saglamak ve sacma sapan iddialarinin her seferinde yanlis oldugu mahkemlerde kanitlanmasina ve cürütülmesine ragmen daima degismeyen, ayni bos iddialarla gelerek Evrim ile yaratisicilik arasinda gercekten bir tartisma varmis gibi gösterip insanlari evrimi ögrenmekten korkutup, yanlis yöne yönlendirerek bilimden ve mantiktan uzaklastirmak...Yaptiklari budur....
Oysaki yaratiliscilarin evrim teorsinin dogru olmadigini ispatlamak icin dinazorlardan cok önce yasamis bir fifi köpek veya tavuk fosili bulmalari yeterli olacakti, ama yapmiyorlar cünkü dinazorlardan önce bir tavuk veya fifi köpegi yasamadigini ve fosil de bulamayacaklarini kendileri de cok iyi biliyor.
Ben bir şeyi iyi anladım ki ; evrim olmadan biyoloji de olmaz, bilim de olmaz. Şimdi dine hiç girmeyeceğim çünkü farklı kulvardalar .
Birileri sürekli ( eskiden ben de derdim tüm forum şahit) ara formlar nerede ; yoktur! Ama gösterdiler işte dediler :
http://en.wikipedia.org/wiki/List_of_transitional_fossils
Sonrabir adres :
http://www.handprint.com/LS/ANC/evol.html#chart
Aşamaları da gösterilmiş.
http://www.talkorigins.org/faqs/homs/specimen.html
Burada da olmadığını söylediğimiz ara formlar var.
Sonra şu adresi de karıştırdım durdum :
http://www.talkorigins.org/faqs/homs/
kapsamlı bi kaynak.
evrensel-insan
07-04-2010, 22:48
Saygideger ALKA;
Yaratilisci, ya da akilli tasarimci temelli kisilerin zaten sorusturma, deney, gozlem, bulusgibi bir sorunlari yokki. Onlar kendilerince, epistemoloji ustu spekulatif ideolojik inanclarini, herhangibir yaratici temelinde,m zaten sabit bir kime baglamislar.
Oyuzden onlarin yapabilecegi teksey, bu sabitligin bozulmamasi icin, bilimin epitemolojik bildirimine karsi cikis olacaktir, ya da bilimi epistemoloji ustu spekulatif teorilere "bu tamamda ya bu?" temelli yanasimla cekmek olacaktir.
Zaten bilimsellik ile inancsalligi ayiran cizgi epistemolojidir. Hem bu anlik siniri sabitlemek, hem de ustune cikmak; ya inancsalligin ya da ideolojilerin dogrusal yanasimlarina yardimci olacaktir.
Her zamanda bilimin siniri epistemoloji olacagindan ve her zaman insanoglunun vermedigi bir sey bulunacagindan ve insanoglunun herseye cevap bulma "hastaligida" devam edeceginden, ideolojik ve inancsal dogrular, her zaman bilimselligi "tehdit edecektir"
Iste onemli olan bilimselligin bu bilinc ve farkindaligi ve bunda kararliligi, ancak; bilimselligi inancsal ideolojik ve spekulatif teorik dogrulardan koruyacaktir.
Eger bu bilinc yoksa, zaten bilimsellikten sapmak hem inancsal ideolojik dogru, hem de spekulatif teorik dogru temelinde eger epistemoloji bilince ve farkindaliga cikmamissa, cok kolaydir.
Cunku metafizik ve etik; her zaman potansiyel "tehlike" olarak, bilimin karsisinda durmaktadir.
Yaraticinin yaratani sorunu ve maddenin ilk sorunu her zaman insanoglunu epistemoloji ustune bir "merak" ya da bir sabitleme, temelinde itebilecektir.
Halbuki bil kokeninin yaraticisi ve bildiricisinin insanoglu oldugu algilansa, iste o zaman baska bir yaratici aramaya da gerek kalmayacaktir.
Ama, insanoglu kendi yarattigi her turlu yaraticisina insanoglu icerikli bir yapi yukledikce ve bu yapiyla bag ve iliski kurdukca, kendi yaraticiligini hic bir zaman algilayamayacaktir.
Sonucta kendi turu arasindaki yasam ve iliskileride sistemleri ile duzenliyen insanoglu, bunun tasarimlari anlamina gelen ideolojik inancsal dogrularin da, kendi turune ait oldugunun bilincinde ve farkinda degildir.
Iste etiksel ve metafizik yaraticilik ve tasarimcilik temellerini insanoglu, kendi ustune alacagina, baska bir ve icerik ve bag olarak farklilasan, ama temelde ayni zihniyet urunu kendinde gormek yerine, baska bir gucte gormenin INANCSALLIGINA sapacaktir.
Dogal dusunce yapilanis ve isleyisinin ayni okeninin farkli temellerinde temeller arasi tartisma yapan insanoglunun, sorunun kokeni olan kendi yapilandirip, islerlige koydugu dogal dusunce oldugunu algiliyana kadar ve bu dusuncenin, insanin ozunu, bireyin gorunusunu ve yasamini "rafa kaldiran" uygulamalarinin bilinci ve farkina varana kadar, yani her yonuyle gorunuste degil de; ozde ve derinlikte insanlasana kadar, bu kesmekes, kaos, celiski, ustunluk yarisi, ve herturlu tursel butunlugu ve beraberligi onleyen yanasim, dogaya, dunyaya, evrene ve baska canlilara verilen vahsi, yagma edici, yikici, yakici, harab edici surecektir.
Saygilarimla;
evrensel-insan