Orijinalini görmek için tıklayınız : Merak ettiğim sorular
Mikail16
09-04-2010, 22:11
merak ettiğim evrimle ve hayatla ilgili sorular var.Bu soruları işte evrimciler cevaplayamıyor o nedenle Tanrı vardır anlamında sormuyorum.Bi defa bunu belirteyim.Belki bilim cevaplanmıştır bu soruları ben bilmiyorum ya da elbet bir gün bilim bunları da açıklayacaktır.Merakımı gidermek adına cevaplarsanız sevinirim)
1.Oluşan ilk canlının nasıl oluştuğu konusunda tahmin yüretebiliyoruz.Peki neden oluştu sorusu cevaplanmışmııdır.Yani bilinçsiz atomları ve molekülleri bilinçli birer canlı yapmaya iten neydi?
2.Oluşan ilk canlı neden kendini koruma iç güdüsüne sahip oldu.Neden kendini korumak ve oluşan bu komplex yapıya sürdürüp öbür kuşaklara aktarmak istedi.
3.Biliyorsunuz canlılığın suda başladığı sonra balıkları suya çıkarak sürüngeleri ve sonra diğer canlıları oluşturduğunu söylüyorsunuz.Peki karadaki diğer sürüngenden ilkel canlılar nasıl oluştu.(toprak solucanı,böcekler.. vs)Ters evrim mi geçirdiler
4.İlk oluşan canlı evrimcilerin kabul ettiğine göre virüs değildir.Peki virüsler nasıl oluşmuştur.Bunlarda ters evrim mi geçirmişlerdir
5.İlk ortaya çıkan insanları ölülerin yanına değerli eşyaları gömdüğü ve ahiret inancı olduğu biliniyor.peki ilk insanlar yeniden dirilecekleri nasıl ve neden düşünmüşlerdir
Bilimin ışığında cevaplarsanız sevinirim.Bunları bilim cevaplayamıyor demekki Tanrı vardır anlamında sormuyorum.Sadece merakımdam soruyorum
Saygılarımla...
aslında cok bilgili değilim..ama konu acmak için 10 mesaj yazmalıymısım.. bari birseyler yazayım..doğru ya da yanlış..
1- bilincsiz atom muhabbetini cok duyuyorum.. aslınd düşününce mantıklı..bu seyler nasıl organize olsun ki.. ama bir taraftanda düşünüyorum..soonucta bilinc de atomlardan deği mi? ne bileyim lisede derslerde görürüz.. elektron alısverisi falan filan.. yani onlarında bir sistemi var..belkide bilinci olusturan atomların zaten bir bilinci vardır.. mesela bilgisayarda bazı temel işler yaparız.. peki atomdan olussan bilgisayar bize ne diye tepki veriri.. yani burda vurgulamak istediğim canlılık denen kavram.. bilinc denen kavram.. bu ikisi varmıdır ,yoksa bizim tarafımızdan olusturulmus değerlermidir.. bilinç dediğimiz sey ruhani mi olmak zorunda..ya da diğer birsey tıpkı allahın yokluğunu kanıtlayamıyorsunuz denildiği gibi atomların bilinci olmadığını kanıtlayabiliyomusnuz.. sonucta bir paradox olusuyor..
2-aslında szinde sorduğunu gibi bilim adamlarını cevapklayamayacağı milyon tane soru ğretlebilir..ama ceveaplanamayan sorular karsı tarafa puan kazandırmaz.. cevabı yok öyleyse allah var.. birde sunu düşünün.. tanrı dediğimiz kavram doğanın kendisiyse.. bu sistem hep varsa.. yine bir çıkmaza giriyoruz..kanıtlanamadığı gibi yanlışlanamıyorda...
3- bu soruyada şöyle cevap vereyim.. canlılık illaki bir temelden aslamamıs olabilir.. canlılığın olustuğu dönemde farklı farklı yerlerden aynı sekilde hayat baslamıs olabilir.. farklı yerden basladıkları için de farklı evrim süreçleri işlemiş olabilir.. yine düşündüğüm seylerden iri..canlılık sadece o dönemlerdemi baslamıs.. yoksa o dönemden bugne farklı yerlerde sürekli bir canlanma olabilir mi ?
4-virüsler konusu benimde cok ilgimi cekr..ne ölü sayılır ne diri.. 3 maddede acıkladıım gibi olabilir.. birde tersine evrim nedir onu anlamdım..
5- ilk insanların ahiret inacnı olduğunu nerden bilyorsun.. ilk homo saphins sanırm 700 bin yıl önceye cıkmıs.. o dönemde bunla ili bir kaynak var mı?
birde su var.. saphienslerin zekasının gelişimiyle şrdeleme durmu ortay cıkmıs olabilir..düşünme cevap arama ve tahminler yürütme.. haliyle acıklanamayan veya korkutucu doğa olaylarını kendince yorumlamaları durumu cıkmıs olabilir.. gerçi ilk insanların ahiret inanınıda hiç duymadım.. ama ölülerii gömen hayvanlar duydum..
neyse kimseyi kırma yada ukalalık etmem değil amacım.sadece fikir beyanedeyim birde su mesaj hakkımı doldurayım istedim..
su gercek ki sonsuz bilinmeyen var.. çoğunu bilmeden gideceğiz... birseyleri olabildiğince acıklamak en mantıklı v gercekçi yoldur.. o da biliminki.. zamanle bir cok acık kapatılacktır..
herkese selamlar ve saygılar...
1.Oluşan ilk canlının nasıl oluştuğu konusunda tahmin yüretebiliyoruz.Peki neden oluştu sorusu cevaplanmışmııdır.Yani bilinçsiz atomları ve molekülleri bilinçli birer canlı yapmaya iten neydi?
Güzel sorular sayin Mikail16, düsünmek ve düsündürmek güzeldir. Bilmeye ve ögrenmeye tesvik eder. Ben ilk sorunuza cevap vermeye calisacagim. Bunlar kisa olarak benim bilimden bildiklerim. BAska bir yazara arkadas acilim yapabilir, veya dogrusunu anlatabilir. Ben su sekilde düsünüyorum.
*Bilinçsiz atomları ve molekülleri bilinçli birer canlı yapmaya iten sey Evren'de ve dogada halihazirda var olan fizik kurallariydi. Peki Fizik kurallari nereden geliyor? Büyük Patlama sonucu bugünkü bildigimiz fizik kurallarinin temeli de atilmis oldu.
*Peki neden oluştu sorusu cevaplanmış mıdır? Hayir cevaplanmamistir. Bilim neden olustu degil, nasil oldu sorusuna cevap arar. Bu soruya da bir cevabi olmayacaktir cünkü büyük patlama ilerisi icin planlar yapmak icin olusmadi. Bunun öncesi belli sartlar ve süreceler olustugu icin meydana gelmistir, bu yüzden belli bir amac tasimiyor. Bu "anlam ve yorum" boslugunu doldurabilmek ve insanin fantezi yapma ihtiyacini doldurmak icin felsefe (varolusculuk/doga ve varlik felsefesi) vardir, ezoterik vardir, dinler (Tek tanrili, Cok Tanrili, Tanrisiz Dinler veya Doga Dinleri) vardir, Bilim Kurgular veya Fantazi Filmler/Romanlar vardir.
Bilimsel anlamda canlilarda beyin yapisi olusmadan önce böyle seyleri düsünecek bilinc de yoktu. Bilinc maddenin baska bir halidir. Organik moleküller cok hücreli ve karmasik bir yapi olusturarak beyni olusturdular. Son derece karmasik ve kompleks yapisi olan beyin de bilinci ve düsünebilme yetisini olusturdu. Simdi evren beyin sayesinde kendi kendini düsünüyor, ben niye var oldum diye....Absürd degil mi? :)
Zaten canli ve cansizlik nedir aradaki sinirlar keskin de degildir. hala canlinin ne oldugu tatmin edecek kadar bir aciklama bulmadi da. Icimizde her tek atom veya molekül de cansizdir buna ragmen bunlarin birbirleriyle etkilesimiyle canli oluyoruz. Olusan ilk canli bir beyin veya bilinc olusturmaktan cok uzak bir canliydi Bunlar ilk cekirdeksiz tek hücrelerdi, sonra cekirdekli tek hücreliler olustu, sonra cok hücreli organizmalar, sonra daha karmasik yapili sularda yasayan cesitli canli türleri, bunlarin da daha sonra sulardan karaya gecisi.
Her sey fizik kurallarinin ve doga sartlarinin icinde atomlarin basit moleküllere, basit moleküllerin organik moleküllere, organik moleküllerin daha karmasik inorganik moleküllere, inorganik moleküllerin aminoasit moleküllerine ve bu aminoasit moleküllerin ilk hücreyi meydana getirmesiyle basladi.
Inorganik moleküllerde bir bilinc yoktur, fizik kurallarina göre hareket ederler. Dünyanin eski atmosfer yapisinda, yüksek isida, günes isiklarini ultraviolet etkilerine, cesitli radoyaktif etkilere maruz kalarak kaynayan okyanuslarda moleküller inorganik bir corbada aminoasit, lipid ve yag asidi molekülleri yüksek isilarda birbirleriyle etkilesmeye girerek uzun zincirler kurarak birlestiler ve bugünkü canliligin baslangici olan ilk hücreleri olusturabildiler. Bu sürec evrimle devam etmis ta ki ilk canlilar daha kompleks yapiya ulasana ve bir beyin yapisi olusturana kadar. Ancak bundan sonra bilinc de olusmustur. Beyin yoksa bilinc de yok.
2.Oluşan ilk canlı neden kendini koruma iç güdüsüne sahip oldu.Neden kendini korumak ve oluşan bu komplex yapıya sürdürüp öbür kuşaklara aktarmak istedi.
Böyle bir şeyi kim size söylediyse yanlış söylemiş. Böyle bir iç güdüyü en azından ben bilmiyorum.
3.Biliyorsunuz canlılığın suda başladığı sonra balıkları suya çıkarak sürüngeleri ve sonra diğer canlıları oluşturduğunu söylüyorsunuz.Peki karadaki diğer sürüngenden ilkel canlılar nasıl oluştu.(toprak solucanı,böcekler.. vs)Ters evrim mi geçirdiler.
Toprak solucanı dediginiz şey bir tür sürüngendir. Böceklerin de kanatlı olmayanları ile sürüngenlerin benzerliklerini siz de kabul edebilirsiniz her halde. sudan karaya çıkmayı kabul edebildikten sonra digerleri fazla da zor olmasa gerkir diye düşünüyorum. ters evrim diye de bir şey yoktur.
Ahiret dediginiz konuyla ilgili, ya da ilkellerin ölüm düşüncesi ile ilgili geniş bir yazıyı kısa bir zaman içinde köşe yazıları kısmında okuyabilirsiniz. O yazı da sizi tatmin etmezse o zaman forumlarda ayrıntılı bir tartışmaya girebiliriz.
saygılarımla
a
1- bilincsiz atom muhabbetini cok duyuyorum.. aslında düşününce mantıklı..bu seyler nasıl organize olsun ki.. ama bir taraftanda düşünüyorum..soonucta bilinc de atomlardan deği mi? ne bileyim lisede derslerde görürüz.. elektron alısverisi falan filan.. yani onlarında bir sistemi var..belkide bilinci olusturan atomların zaten bir bilinci vardır.. atomların bilinci olmadığını kanıtlayabiliyomusnuz.. sonucta bir paradox olusuyor..
Bilinc dedigimiz olgu beyindedir, atomlari birlestiren sey ise Fizik/Kimya kurallaridir. Yani bir oksijen atomuna iki tane hidrojen atomuyla birlesmesi ve H2O olusturmasi gerektigini söyleyen sey fizik veya kimya kurallaridir. Bu fizik kurallarina göre belirli sartlar olusunca atomlar da birlesir veya birbirlerinden cözülür. Üstelik bu fizik kurallarini bilen biri labaratuvarda istedigi ve diledigi kadar atomlari birlestirebilir ve ayirabilir. Hatta nükleer füzyon yöntemiyle dogada olmayan yepyeni elementler de yaratabilir. Üstelik büyük patlama sonrasi sadece Helyum ve Hidrojen elemnti vardi. Metaller cok sonradan yavas yavas olsumustur ve hala yildizlarin cekirdeklerinde yeni yeni oksijen demir, bakir vs elemnetler de olusmaktadir. Her sey oldu bitti degil, evrim sürekli bir degisimdir ve hallerden hallere giriyor.
Mikail16
11-04-2010, 23:04
2.Oluşan ilk canlı neden kendini koruma iç güdüsüne sahip oldu.Neden kendini korumak ve oluşan bu komplex yapıya sürdürüp öbür kuşaklara aktarmak istedi.
Böyle bir şeyi kim size söylediyse yanlış söylemiş. Böyle bir iç güdüyü en azından ben bilmiyorum.
Şunu demek istiyorum.Biliyoruz ki oluşan koesarvat hücre dışında ilk canlı hetetrof bir canlıydı.Yani bu komplex molekülü sürderebilmek için bişeyler yemek glikoz almak zorundaydı.İşte bilinci ve aklı olmadığı hale bir yaşam içgüdüsüyle yemek yiyor ve solunum yapıyordu.İşte anlayamadığım nokta bu.
Şunu demek istiyorum.Biliyoruz ki oluşan koesarvat hücre dışında ilk canlı hetetrof bir canlıydı.Yani bu komplex molekülü sürderebilmek için bişeyler yemek glikoz almak zorundaydı.İşte bilinci ve aklı olmadığı hale bir yaşam içgüdüsüyle yemek yiyor ve solunum yapıyordu.İşte anlayamadığım nokta bu.
Yalniz icgüdülerin sadece kompleks yapili ve bir sinir sisitemi ile beyin gelistirebilmis hayvanlarda olabilecegini göz önünde bulundurmaliyiz. Icgüdüler beyin yapisina baglidir, dis etkenler beynin hipotalamus merkezini uyarir ve beyin korunma veya engelleme mekanizmasini salgiladigi enzimler veya hormonlarla devreye sokar. Oysaki biz cok daha basit yapili bakterilerden söz ediyoruz, dolayisiyla bakterilerin beyini, omur ilikleri, sinir yapisi gelismemis ve var olmadigi icin icgüdüleri de yoktur. Sizce bitkilerin ic güdüsü var midir yoksa bitkiler mesela isigi gördügünde isiga dönmek gibi sadece refleksler mi gösterirler? Bakteriler de cevre uyarilarina refleks gösterek tepki gösteririler, bu yüzden icgüdülerden bahsedilemez. Bakteriler karni aciktigi icin de yemek yemezler, bakteriler humus gibi organik madde dolu bir ortamda bulundugunda kimyasal süreclerden ötürü reaksiyona girerler, organik maddeleri daha basit moleküllere ayristirirlar. Bazi bakterilerde glikoz hücre duvarindan gecip iceri girebilirler, hatta parazit yapili bakteri türlerinde daha kompleks yapili amino asitler de hücre duvarindan iceri girebilirler. Bakteri hayatini sürdürebilmek icin aklini kullanamaz, cevre sartlari ve fizik kanunlari ne uygun görürse ona göre yasamlarini sürdürürler. Konagi ölen bakteriler de yasamlarini sürdüremezler ve onlar da ölürler. Bu icgüdüler mesela bitkiler de yoktur ama yine de canlidirlar ve yasamlarini cevre sartlarina göre sürdürürler.
İvan Karamazov
12-04-2010, 09:37
3.Biliyorsunuz canlılığın suda başladığı sonra balıkları suya çıkarak sürüngeleri ve sonra diğer canlıları oluşturduğunu söylüyorsunuz.Peki karadaki diğer sürüngenden ilkel canlılar nasıl oluştu.(toprak solucanı,böcekler.. vs)Ters evrim mi geçirdiler
burada yanlış bir bilgi var. tüm canlılığın suda başladığı doğru ancak sürüngenlerden oluştuğu yanlış. omurgasızlar, su içinde omurgalılarla birlikte evrim geçirdi. bunların karaya çıkışları da dolayısıyla birbirlerinden bağımsız gerçekleşti, yani; bahsettiğin böcekler, solucanlar karaya çıkmış sürüngenlerden evrimleşmedi.
basitrasin
12-04-2010, 21:30
Sayın Mikail
Şunu demek istiyorum.Biliyoruz ki oluşan koesarvat hücre dışında ilk canlı hetetrof bir canlıydı.Yani bu komplex molekülü sürderebilmek için bişeyler yemek glikoz almak zorundaydı.İşte bilinci ve aklı olmadığı hale bir yaşam içgüdüsüyle yemek yiyor ve solunum yapıyordu.İşte anlayamadığım nokta bu. Demişsiniz.
Bence bu sorunun basit bir cevabı var.
Sizin de dediğiniz gibi: Koaservat Organik moleküllerle dolu denizlerdeki hetetrof beslenme özelliği olan organik molekül topluluklarıydı. Burada da doğal seçim kuralları geçerliydi. Çevresindeki organik çorbayı bünyesine katıp onları kendi yapıtaşı haline getirecek organik molekül'lerden oluşan Koaservat'lar topladıkları maddelerle irileşerek diğer Koaservat'lara üstünlük sağladı. Böyle bir yeteneği olmayan yada bu özellikte organik moleküllerden oluşmayan Koaservat'lar ise hiçbir zaman irileşemeyip diğerlerine yem olmuş, varlıklarını sürdürememiş olmalı.
Koaservat'ların mikroskobik olduğunu düşünürseniz dünyanın onlar için sonsuz kaynaklar gibi olduğunu kabul edebiliriz. Bir de bu sürecin yüzlerce milyon yıl sürdüğünü düşünürsek, Uygun yapıda olan Koaservat'ların gelişmesi için yeterli koşulların olduğunu kabul edebiliriz.
Saygılarımla.
5.İlk ortaya çıkan insanları ölülerin yanına değerli eşyaları gömdüğü ve ahiret inancı olduğu biliniyor.peki ilk insanlar yeniden dirilecekleri nasıl ve neden düşünmüşlerdir
http://www.turandursun.com/dilaver_koman/p2019_articleid/12
acaba gerçekten öyle miydi.
saygılarımla
Güzel sorular sayin Mikail16, düsünmek ve düsündürmek güzeldir. Bilmeye ve ögrenmeye tesvik eder. Ben ilk sorunuza cevap vermeye calisacagim. Bunlar kisa olarak benim bilimden bildiklerim. BAska bir yazara arkadas acilim yapabilir, veya dogrusunu anlatabilir. Ben su sekilde düsünüyorum.
*Bilinçsiz atomları ve molekülleri bilinçli birer canlı yapmaya iten sey Evren'de ve dogada halihazirda var olan fizik kurallariydi. Peki Fizik kurallari nereden geliyor? Büyük Patlama sonucu bugünkü bildigimiz fizik kurallarinin temeli de atilmis oldu.
*Peki neden oluştu sorusu cevaplanmış mıdır? Hayir cevaplanmamistir. Bilim neden olustu degil, nasil oldu sorusuna cevap arar. Bu soruya da bir cevabi olmayacaktir cünkü büyük patlama ilerisi icin planlar yapmak icin olusmadi. Bunun öncesi belli sartlar ve süreceler olustugu icin meydana gelmistir, bu yüzden belli bir amac tasimiyor. Bu "anlam ve yorum" boslugunu doldurabilmek ve insanin fantezi yapma ihtiyacini doldurmak icin felsefe (varolusculuk/doga ve varlik felsefesi) vardir, ezoterik vardir, dinler (Tek tanrili, Cok Tanrili, Tanrisiz Dinler veya Doga Dinleri) vardir, Bilim Kurgular veya Fantazi Filmler/Romanlar vardir.
Bilimsel anlamda canlilarda beyin yapisi olusmadan önce böyle seyleri düsünecek bilinc de yoktu. Bilinc maddenin baska bir halidir. Organik moleküller cok hücreli ve karmasik bir yapi olusturarak beyni olusturdular. Son derece karmasik ve kompleks yapisi olan beyin de bilinci ve düsünebilme yetisini olusturdu. Simdi evren beyin sayesinde kendi kendini düsünüyor, ben niye var oldum diye....Absürd degil mi? :)
Zaten canli ve cansizlik nedir aradaki sinirlar keskin de degildir. hala canlinin ne oldugu tatmin edecek kadar bir aciklama bulmadi da. Icimizde her tek atom veya molekül de cansizdir buna ragmen bunlarin birbirleriyle etkilesimiyle canli oluyoruz. Olusan ilk canli bir beyin veya bilinc olusturmaktan cok uzak bir canliydi Bunlar ilk cekirdeksiz tek hücrelerdi, sonra cekirdekli tek hücreliler olustu, sonra cok hücreli organizmalar, sonra daha karmasik yapili sularda yasayan cesitli canli türleri, bunlarin da daha sonra sulardan karaya gecisi.
Her sey fizik kurallarinin ve doga sartlarinin icinde atomlarin basit moleküllere, basit moleküllerin organik moleküllere, organik moleküllerin daha karmasik inorganik moleküllere, inorganik moleküllerin aminoasit moleküllerine ve bu aminoasit moleküllerin ilk hücreyi meydana getirmesiyle basladi.
Inorganik moleküllerde bir bilinc yoktur, fizik kurallarina göre hareket ederler. Dünyanin eski atmosfer yapisinda, yüksek isida, günes isiklarini ultraviolet etkilerine, cesitli radoyaktif etkilere maruz kalarak kaynayan okyanuslarda moleküller inorganik bir corbada aminoasit, lipid ve yag asidi molekülleri yüksek isilarda birbirleriyle etkilesmeye girerek uzun zincirler kurarak birlestiler ve bugünkü canliligin baslangici olan ilk hücreleri olusturabildiler. Bu sürec evrimle devam etmis ta ki ilk canlilar daha kompleks yapiya ulasana ve bir beyin yapisi olusturana kadar. Ancak bundan sonra bilinc de olusmustur. Beyin yoksa bilinc de yok.
Sayın Alka...
Yukarıda yazdıklarınız ile,tüm bunalrı bir sistem içinde olduğunu adeta haykırıyorsunuz.
Peki akıllı bir tasarımcı olmadan,sistemler varolabilirmi?
Fizik kurallarından dem vurmuşsunuz.Peki fizik nedir.Yada diğer tüm pozitif ilimler.Doğada ve evrende var olan oluşumları inceleyip,deneysel gözlemler yapıp bunların sistematiğini araştırmak,bu verilere göre teoremler üretmek,daha sonra kesinlik kazandığında ise kanunlaştırmak ve kurallaştırmak değilmi?
Yani insan aklı ile kainatın şifrelerini kırmaya başladı ve bu devam etmekte,her gün yeni bir buluş ve daha sağlam bilimel veriler elimize geçiyor ve evreni daha rahat anlamaya çabalıyoruz.Fakat şu incecik nokta neden gözümüzden kaçıyor.SİSTEMLER.
Yani insanlık bu güne kadar varola gelmiş şeyleri keşfederek keşfettiklerine hayran oluyorda,bunları sistematik olarak tasarlayan ve gelişimi için altyapısal olarak var eden,ulu mimarı neden bir türlü sevemiyor.İşte bu bir sorun...!!!
Saygılarımla...
basitrasin
22-04-2010, 04:51
Sayın Nogada
Yani insanlık bu güne kadar varola gelmiş şeyleri keşfederek keşfettiklerine hayran oluyorda,bunları sistematik olarak tasarlayan ve gelişimi için altyapısal olarak var eden,ulu mimarı neden bir türlü sevemiyor.İşte bu bir sorun...!!!Demişsiniz.
Bence gözden kaçırdığınız bir şey var.
Bunu bir örnekle anlatmaya çalışacağım.
Aynı ortamda yaşayan ceylan topluluğu ile çita topluluğunu örnek alalım.
Ceylanların yeterince hızlı kaçamayanları çitalar tarafından yakalanmakta ve gerektiği kadar hızlı koşamayan çitalar da avlanamadıklarından aç kalıp ölmektedir.
Zaman zaman meydana gelen mutasyonlar ile farklı bireyler ortaya çıkmaktadır, Eğer bu yeni genetik özellik canlının hayatta kalma yarışını olumsuz etkileyecek bir değişikliğe neden oluyorsa (kalp anomalisi veya uzuvlardan birinin oluşmaması gibi) bu birey hayatını sürdüremediğinden yavruları olamıyor ve genetik mirasını aktaramıyor. Tersine bu genetik değişiklik bireye ekstra avantaj sağlıyorsa ( Daha büyük akciğer kapasitesi, daha hızlı kasılan kaslar gibi.) hayatta kalma şansı artıyor ve genlerinin gelecek nesillerde devam etmesi mümkün oluyor.
Doğuştan gelen sakatlıkları olan hayvanları göremiyoruz. Çünkü onlar çoktan avcılara yem olmuş. Geriye hayran olunacak kadar iyi durumda olan canlılar ve onların neslinden gelenler kalıyor.
Uzun lafın kısası: Bu doğal seleksiyon'un bir sonucu.
Saygılarımla.
Yani insanlık bu güne kadar varola gelmiş şeyleri keşfederek keşfettiklerine hayran oluyorda,bunları sistematik olarak tasarlayan ve gelişimi için altyapısal olarak var eden,ulu mimarı neden bir türlü sevemiyor.İşte bu bir sorun...!!!
Saygılarımla...
Sayin Nogada, Tanri inancinizi hayatinizda nereye yerlestireceginiz konusu elbette sizin bileceginiz bir sey. Cesitli sekillerde Tanri'ya inanmak mümkün. Bazilari klasik anlatimlarda oldugu gibi Dünya ile birlikte 6 veya 7 gün icinde bitkileri, hayvanlari ve ardindan son olarak Adem ile Havva'yi evrim araci olmadan yaratan bir Tanriya inanabilecegi gibi, Dünyanin olusumunda aktif rol oynayarak ilk insanlar olan Adem ile Havva'yi ancak evrim araciligiya asamali olarak yarattigina da inanabiliyorlar. Bunun yaninda Tanri'nin sadece Bing Bang'in olusumu tetikledigi ve fizik kurallarini belirledigini bundan sonra da evrendeki ve dünyadaki olusumlara hic karismadigini düsüneneler ve bu sekilde inanlar da var. Benim bir Tanri inancim yok, yarin basima bir meteor düsrer sonum dinozorlara benzerse bunun Tanri'nin bir plani oldugunu düsünmeyecegim cünkü neyi ne zaman neden yaptigi anlasilmayan bu Tanri'yi anlamak benim icin gercekten zor ve benim beyin kapasitem bunu anlamaya yetmiyor. Baskalarinin beyin kapasitesi Tanriyi anlamaya yetiyorsa sözüm yok, onun icin iyidir. Bu yüzden Tanrinin ne yaptigi veya ne yapacagi beni pek ilgilendirmiyor. Evreni ve var olan fizik kanunlarini ögrenmek ve arastirmak benim beyim kapasiteme daha cok uygun ve mantikli geliyor. Üstelik bu ugras hayali seylerle ugrasmaktan daha cok pratik bir durum ve eglenceli de. Ömrümün 10-15 yilini rahip olarak metafizik ve hristiyanlik ögretilerini anlamakla gecirdim ve bu bana hic bir sey kazandirmadi. Oysaki sadece bir kac yil evrim, evren, büyük patlama gibi somut ve bilimsel konulari anlamaya calismam bana evren ve hayati anlamda daha cok etkileri oldu. Tanri sorularima karsilik veremiyor maalesef.
Elbette anlatildigi gibi bir Tanri varsa bilimsel yönetmelerle oratya cikarilabilirdi. Ama Tanriyi kanitlamak inanirlara göre mümkün degilmis yoksa bu dünya hayati sinav olmazmis. Eger fizik kanunlarindan ve doga yasalarindan bagimsiz hareket edebilen bir Tanri varsa ve bu bilimsel olarak kanitlanamiyorsa bu Tanridan tam olarak bana ne? Günesi kim yaratti sorusunun cevabi Tanri olacaktir. Bunun bana bilimsel alanda ne yarari olacaktir? Tanri günesi yaratmistir, oldu bitti, arastirma hirsim , günesin nasil olustugu ve fonksiyonlari hakkinda arastirma yapmam icin bir neden kalmiyor gibi. Tanri günesi yaratmistir derken ayni zamanda günesin olusum süreclerini arastirmam pek gerek kalmiyor. Bilemedigim seylere "vardir Allah'in bir bildigi" deyip es gececegimdir haliyle. Bilemediklerimi Allah'a havale etmeye devam edecegimdir. Ama evrendeki bütün seylerin belirli doga kanunlari ve yasalari altinda belirli sartlarin olustugunda olustugunu düsünürsem arama ve inceleme yapma icin bir nedenim olacak ve isin aslini ortaya koyabilecegimdir.
Eger bir Tanri olmus olsaydi bilim bunu da ortaya cikarabilirdi ama olmadigi icin kanit da yok. Tanri'yi kanitlamak aslinda mümkün, yeterki su asagidaki gözlemler yapilabilsin ve kanitlar olusturulabilsin. Tanri Hipotezi'ne destek saglayacak varsayimsal gözlemler sunlar olabilirdi,
*Tamamen doğal süreçlerin evreni oluşturmak için yetersiz olduğu kanıtlanabilirdi. Mesela evrenin ölçülen kütle yoğunluğu, evrenin tam da sıfır enerji (bunun hiçliğin enerjisi olduğunu varsayıyoruz) konumundan başlaması için gerekli olan değerde çıkmayabilirdi. Bu, evrenin oluşması için enerji korunumunun ihlal edilmesinin yani bir mucizenin gerekli olduğu anlamına gelirdi.
*Tamamen doğal süreçlerin evrendeki düzeni oluşturmak için yetersiz olduğu kanıtlanabilirdi. Mesela evrenin genişlemediğini ve bir gök kubbe (İncil’de ifade edildiği gibi) olduğunu düşünün. Termodinamiğin 2. kanunu evrenin geçmişte hep olabilecek maksimum değerinden daha düşük entropiye sahip olmasını gerektirecekti. Bu durumda eğer evrenin bir başlangıcı varsa, bu başlangıç dışardan empoze edilmiş bir düzen olmalıydı. Evrenin başlangıcı olmasa bile yani geçmişte sonuza kadar gidiyor olsa bile yine de devamlı artan düzenin kaynağını açıklamamız gerekirdi. [Burada kullanılan "firmanent" kelimesi Kuran'daki "sema" yani gök ile aynı anlamdadır. -dv]
*Tamamen doğal süreçlerin Dünya’nın kompleks yapısını oluşturmak için yetersiz olduğu kanıtlanabilirdi. Mesela Dünya’nın yaşının evrim için çok kısa olduğu ortaya çıkabilirdi. Basit şüreçlerin kompleks yapılar oluşturamayabilirdi.
*Evrimi yanlışlayan kanıtlar bulunabilirdi. Fosiller evrimle izah edilemeyecek şekilde tarihsel sıralanıştan yoksun olabilirdi. Canlıların tamamı aynı genetik şemaya dayanmayabilirdi. Geçiş türleri gözlemlenmeyebilirdi.
*İnsan hafızası ve düşünceleri bilinen fiziksel süreçlerle mantıklı bir şekilde açıklanamayan deliller sunabilirdi. Bilim zihnin fiziksel olarak mantıklı bir şekilde açıklanamayan sıradışı güçlerinin varlığını belirleyebilirdi. Bilim sonraki yaşamla ilgili tatmin edici deliller ortaya çıkarabilirdi. Mesela öldüğü kesinleşmiş birinin bilmesi mümkün olmayan ve daha sonradan doğruluğu ortaya çıkan bazı bilgilerle birlikte yaşama dönebilirdi. [Bunun teolojik bir temeli olup olmaması önemli değil. Bunlar olabilecek ve olduğu takdirde Tanrı hipotezine destek sağlayacak şeylerdir. -dv]
*Vahiy ile elde edilen bilgilerin doğrulanmasıyla fiziksel olmayan bir haberleşme kanalının varlığı deneysel olarak onaylanmış olurdu. Mesela bir insan Tanrı’dan aldığı vahiy ile Dünya’nın sonunun tam tarihi öğrenebilir ve daha sonra bu olay gerçekleşebilir. [Burada anlatılmak istenen şey normal olarak sahip olunması mümkün olmayan bilgilerin vahiy ile elde edilmesinin Tanrı hipotezine destek sağlayacağıdır. -dv]
*Dini metinlerdeki mucizevi olayların ve anlatılan hikayelerin doğruluğunu gösteren fiziksel ve tarihsel deliller elde edilebilirdi.
Boşluğun mutlak olarak dengeli (stabil) olduğu ve böylece hiçbir şeyden ziyade birşeylerin varolması için bazı aksiyonların olması gerektiği ortaya çıkabilirdi.
*Evrenin insan yaşamı için çok uygun olduğu ve böylece insan yaşamı temel alınarak yaratılmış olması gerektiği sonucuna varılabilirdi. İnsanlar kıtalar arasında dolaşır gibi gezegenler arasında dolaşabiliyor ve diğer tüm gezegenlerde yaşam desteği için birşeye ihtiyaç duymaksınız yaşayabiliyor olabilirdi.
*Doğa olayları nötral matematiksel kanunlardan ziyade bazı ahlaki kurallara uyuyor olabilirdi. Mesela yıldırımlar genelde kötü, ahlaksız insanları çarpıyor; kötü davranışlar sergileyen insanlar daha sık hasta oluyor; rahibeler uçak kazalarından sağ kurtuluyor olabilirdi.
*İnananlar inanmayanlara göre daha yüksek ahlakı değerlere ve bazı diğer ölçülebilir üstün değerlere sahip olabilirdi. Mesela hapisler ateistlerle doluyken inananlar mutlu, refah içinde sevgi dolu aileleriyle yaşıyor olabilirdi
Ama bunların hiçbiri olmadı. Tanrı hipotezi elimizdeki verilerle onaylanmadı. Aslında bu hipotez eldeki verilerle güçlü bir şekilde çelişmektedir.
(Victor J. Stenger, God: The Failed Hypothesis, s. 231-233) *
Yukaridaki mesajima ekleyemedim, ek olarak asagidaki Nazim Hikmet dizelerine yer veriyorum.
Yok üstünde tabiatın
tabiattan gayri kuvvet!..
Tabiat geniş
tabiat derin
tabiat uçsuz bucaksız!..