PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ÖLÜMe Yaklaşma Deneyimleri (NDE)


uyar
13-05-2010, 18:45
Tünelin sonundaki ışık mı…. Yoksa çok fazla karbondioksit mi?

Bu yazı (http://brainblogger.com/2010/05/07/light-at-the-end-of-the-tunnel-or-too-much-carbon-dioxide/) temel alınmıştır:

Zihin ve beden arasındaki bağlantı en çok ölüme yaklaşırken son derece belirsiz olmaktadır. Kalp durması veya yaşamı tehdit eden bir travma (kazalar) veya akut hastalık (septisemi, hipotansiyon vs) geçiren insanlar tarafından anlatılan ölüme yaklaşma deneyimleri (near death experience = NDE) güncel bilim tarafından açıklanmaya çalışılmaktadır. Bu konuda Fizyolojik, psikolojik ve transandantal teoriler bol miktarda olmasına rağmen hiçbiri olayın gerçek kaynağı belirleyememiştir. Aslında genel olarak ölmek hakkında özellikle yaşam sonuna yakın beyin ve bilinç düzeyleri hakkında az şey bilinir. Kalp durması ölme sürecinin son aşaması olarak kabul edilir ve ölümün belki de incelenebilir en yakın fizyolojik modelidir. Bu nedenle, kardiyak arestten kurtulan hastalar sıklıkla NDE araştırmasına sokulur. Birçoğu herhangi birşey hatırlamazlarken birşeyler hatırlayanlar nedense hep benzer bulguları söylerler. Bu kişiler özelliklede heyecanla hastane personeline canlı ve berrak detaylar ile gördüklerini anlatırlar. Şaşırtıcı olarak, aslında birçok çalışma kardiyak arrest sırasında beyinin işlevini durdurduğunu göstermiştir ve bu da zihin ve beden ve bilinç temeli arasındaki gerçek bağlantıları hakkında sorulara neden olmaktadır.

uyar
13-05-2010, 18:49
Bu konuda kişilerin deneyimlerini toplayan bir site bile var

http://www.nderf.org/NDERF_NDEs.htm.

NDE ye "ölüm anındaki deneyim" demişler ki bence bu terim hatalı daha doğrusu "ölüme yaklaşma deneyimi"


Dr Jill B Taylor’un TED’de beyin kanaması geçirirken yaşadıklarını anlattığı video da unutulmaz.

http://www.ted.com/talks/jill_bolte_taylor_s_powerful_stroke_of_insight.htm l


neyse yazımıza devam edelim:

uyar
13-05-2010, 18:53
kutsal sözlük (http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96l%C3%BCme_Yak%C4%B1n_Deneyimler) ölüme yakın deneyimler diyor.... :)

Ancak yeni bir çalışma, NDE’nin kökeni üzerine yeni bilgiler sunmakta ve bunun aslında pekala sadece vücutta karbondioksit konsantrasyonun artması gibi basit bir nedene bağlı olabileceğini göstermektedir.

Kalp krizi sonrası kalbi duran ancak sonra canlandırılan hastaların %23 kadarı NDE bildirmektedir. Birçoğu aynı şeyi tarif etmektedir: hızlı düşünce süreçleri (hayatın göz önünden akıp geçmesi), huzur, sevinç ve mistik varlıklar veya ölen tanıdıkları kişiler ile karşılaşmalar. NDE bildirimleri ile bir psikiyatrik bozukluk olan kişinin vücudunun duyuları ile bağlantısını kesmesi/kesilmesi sonucu oluşan “disosyasyon (http://en.wikipedia.org/wiki/Dissociation)” hadisesine benzerlikler varolduğu görülmektedir. Ancak, NDE bildiren çoğu kişide psikiyatrik bozukluk gösteren bir patolojik mekanizma yoktur.

Clinical Care (http://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/20377847) dergisinde yayınlanan son çalışma hastane dışında kalbi durmuş ve sonra kurtarılmış 52 hastayı incelendi. Bunların %21i NDE’nin tipik anılarını yaşadıklarını söylediler. Daha sonra bu hastaların kayıtlarına bakılarak NDE bildiren hastalarda hastaneye geldiklerinde yüksek karbondiyoksit oranı bulunmasının diğer hastalara göre daha sık saptandığı görüldü. Bilimadamları karbondioksit ile bu bağlantının beyindeki asit baz dengesi ile ilişkili değişiklikler olabileceğini düşünmektedirler. Çünkü önceki çalışmalar göstermiştir ki beyinin dengesindeki değişiklikler hastanın parlak ışık görülmesine veya vücudun dışındaymış gibi hissedilmesine neden olmaktadır. Psikoterapötik ilaç olarak karbondioksit solunmasının NDE benzeri deneyimlerin neden olduğu daha önceki çalışmalarda da görüldü.

Bu çalışmada, NDE ile cinsiyet, eğitim düzeyi, ölüm korkusu, resüsitasyon (cansız kalma) sırasında verilen ilaçlar veya dini inançlar (müslüman-hristiyan-ateist) arasında bir bağlantı bulunmadı. Ayrıca daha önce NDE yaşadığını söyleyen 2 hasta da yeniden yaşadıklarını söyledi. Bu bulgu daha önce de görülmüştür. Sonuç olarak bu çalışmada ise vücutta karbondioksit konsantrasyonunun yüksekliği ile NDE yaşama arasında bir korelasyon yani bağlantı saptandı. Bu arada korelasyon ile nedenselliğin aynı şey olmadığını belirteyim.

Şimdi bilim adamları beyinin (ve kişinin) ölüme giderken yaşadığı deneyimlerinin gerçek nedeninin vücuttaki karbondioksit artışına bağlı olup olamayacağını araştırmaktadırlar.

nogada
14-05-2010, 01:11
Evet bunlar bilimsel veriler ve olabilirliği yüksek olan veriler.

Lakin sizinle burada bu konu ile alakalı bir şey paylaşmak istiyorum.Benim ananem,kendi annesinden birkaç sene kadar önce öldü.Kızının öldüğü ise ona hiç söylenmedi.

Öleceğine yakın saatlerde,annemin rüyasına ananem girerek,kızım kalk ananenin yanına git,son anlarında yanında ol,bende orada olacağım diyor(rüyada)

Sonra annem,ananesinin yanına gidiyor ve o sırada ananemin annesi,kızım nerdeydin bunca zamandır,seni çok özledim diyor(ölen ananem için).Ve gözlerini yumuyor.

Şimdi ben bu tecrübeyi yaşadığımda,iliklerime kadar ürpermiştim.

Ve bu gibi tecrübelerde çokca olmakta.

Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

Saygılarımla...

nogada
14-05-2010, 01:29
Yukarıda verdiğim örnekten sonra,birde soru sormak istiyorum.

İnsan vücudunda dengeler değişince hormonal hareketlilik ve beyinsel tepkiler değişmektedir.Bu bir gerçek lakin,şunuda belirtmek isterim.

Ölüm anı bu kimyasal değişimlerden çok daha farklı tecrübeler gösteriyorlar bize.

Yani neden yaşanan tecrübelerin büyük bir çocuğunluğu aynı,bunu hiç düşündünüzmü?

Yani demek istediğim,insan metabolizmasında karbondioksit artışı yada oksijen azalışı olduğunda hepmi ölen sevdikleri yada mistik varlıklar gözüküyor insana?

Oysa yangından baygınlık geçirerek kurtulan insanlar var,uyuşturucu kullananlarda var,tinerci ve balici sokak çocukları var,bunları hepsinde zehirlenme,soluk alma güçlüğü,oksijensiz kalma yada korbondioksite ve benzeri öldürücü etkiye sahip yada yaşamsal faliyetleri durdurabilecek düzeyde toksik madde var,ve kimse böyle şeyler görmüyor.

Trip diye adlandırılan bir hayal dünyasına gidiyorlar sadece,mesela en sevdiği arabaya sahip olduğunu,en sevdiği filmde oynadığını yada bunun gibi bilinçaltısal şeyler görüyorlar,zihinsel yansımadan dolayı.

Peki ölüm anındaki kişiler,neden hep benzer tecrübeler gösteriyorlar,işte bu gerçek bir soru işareti getiririyor beraberinde...!!!

Saygılarımla...

errata
14-05-2010, 02:04
nogada, son soruna konu hakkında hiçbir şey bilmediğim halde tamamen uydurma fakat bana olasılık gibi görünen bir cevap vermek istiyorum.

Ölüm döşeğindeki insanlar geleneksel olarak ölümün kendilerine ne kadar yakın olduğunu bildiklerinden ölüm ve ötesi, ölen akraba gibi şeyleri düşünürken, anlık olarak ölümle burun buruna gelenler yani ani ölüm tehtidiyle (yangın, boğulma, vs) karşılaşanlar sadece kimyasal zorlamayla uykuya dalıyor ve ölümü parodiye çevirecek kadar düşünemiyor olabilirler mi?

saygıyla.

nogada
14-05-2010, 12:33
Ölüm döşeğindeki insanlar geleneksel olarak ölümün kendilerine ne kadar yakın olduğunu bildiklerinden ölüm ve ötesi, ölen akraba gibi şeyleri düşünürken, anlık olarak ölümle burun buruna gelenler yani ani ölüm tehtidiyle (yangın, boğulma, vs) karşılaşanlar sadece kimyasal zorlamayla uykuya dalıyor ve ölümü parodiye çevirecek kadar düşünemiyor olabilirler mi?


Elbette olabilirler.Ben zaten kesin böyledir demiyorum.Ama dikkat etmemiz gereken şey,bunun olabilirliği.Bir çok deneyim bize bunu gösteriyor.Hemde dünyanın heryerinde,her yaşta,her inanıştan insan için.Bilinçli şekilde ölüme hazırlanana kişilerde bunu normal olarak karşılayabiliriz.

Fakat henüz daha ölümün ne olduğunu bilemeyecek kadar küçük olan çocukların yada öleceği belli edilmeyen,aileleri tarafından bir oyun gibi gösterilen,muhakeme yeteneği olmayan küçük çocukların bile son anlarda bu gibi şeyler gördükleri olmuştur.

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/14473650.asp

Bu çocuk neden oyuın bahçesini görmüyor,neden en sevdiği oyuncakları düşünmüyor,neden istediği bir hediye alındığını görmüyor,neden aklına çikolata yada şekerleme gelmiyor ve ölmüş yakınlarını görüyor,sonra ona geri dön denilince uyanıyor?

Bu gibi çok şey var.Ama bunun tam maiyetini hiçbirimiz açıklayamayız.

Saygılarımla...

errata
14-05-2010, 13:43
İnsan algılarının yaşamın hangi sürecinde işlevlerini yerine getirmeye başladığını henüz kimsenin tam olarak bildiğini sanmıyorum. Bu anne karnında bile başlıyor olabilir. Ölüme yaklaşma deneyimini olay olduktan sonra diliyle izah edebilecek bir kimse hala anne karnında olmasa gerek?

Ölüm, cennet gibi kavramların varlığını bildiğine göre küçük çocuk zaten belirgin donanımlara sahip değil midir? Aklı bulandıran konunun özü, olayın olağan dışılığından ziyade beynin çalışma prensiplerinin tamamının henüz açıklayamıyor oluşumuza dayanıyor olabilir mi?

Bunun maiyetinin açıklanıp, açıklanamayacağı ya da büyük bir metafizik gizem olduğu konusu kişilerin kendi spekülasyon yaratabilme emisyonlarına göre değişir elbette.

saygıyla.

ceylin
15-05-2010, 11:46
nereye giderseniz gidin dünyanın bir ucuna gidin ölümden asla kaçamazsınız ölüm bir gölge gibdir her an sizede gelebilir bir an önce tövbe edin..kurtuluşa erin

uyar
18-05-2010, 11:45
nereye giderseniz gidin dünyanın bir ucuna gidin ölümden asla kaçamazsınız ölüm bir gölge gibdir her an sizede gelebilir bir an önce tövbe edin..kurtuluşa erin

ceylan kardeş...
yazıyı okumamışsın bile anlaşılan....
önce oku !!!

uyar
18-05-2010, 11:52
Peki ölüm anındaki kişiler,neden hep benzer tecrübeler gösteriyorlar,işte bu gerçek bir soru işareti getiririyor beraberinde...!!!..

sevgili nogada dostum...

çok güzel sormuşsun dikkat edersen yazımda da aynı konu söyleniyor... hatta bu konuda bir skala (http://lucianarchy.proboards.com/index.cgi?board=ndi&action=print&thread=3950) bile oluşturulmuş.... bunların hepsi zaten bilimadamlarının da sorduğu sorular...

ben herşeyi bildiğimizi iddia etmiyorum ama benzer tecrübe yaşanması aslında burada fizyolojik bir mekanizma olduğunun da açık kanıtı gibi geliyor... ne dersin??

bu arada unutma çalışmalara göre geri dönenlerin hepsi yaşamıyor bunları.. %20-25 gibi bir orandan bahsediliyor....

sevgiler...