Orijinalini görmek için tıklayınız : BİR DESTANDIR ÇANAKKALE!
Bugün Vatan bizden razı olacak; Nefer şehit ordu gazi olacak: Bir Destandır Çanakkale...
Bu Cennet Vatan için Toprağa düşmüş(gerek şehit oluşuyla,gerekse başka alanlardaki Vatan hizmetiyle) herkesi Rahmetle,saygıyla,hürmetle anıyorum.
ÇANAKKALE ŞEHİDLERİNE
Şu boğaz harbi nedir, var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların, yükleniyor dördü beşi
Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rüku olmasa, dünyada eğilmez başlar,
Yaralanmış tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i...
Bedr'in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.
"Bu, taşındır" diyerek Kabe'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya'yı uzatsam oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Salahaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki islamı kuşatmış, doğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki; a'şara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.
Ben sadece Çanakkalede savaşan askerlerimizi değil aynı tarihlerder diğer cephelerde çarpışan askerlerimizi de saygıyla anıyorum. Çanakkalede savaşanalar çeşitli taktik ve stratejik nedenlerle galip gelmişler ancak diğer cephelerdekiler Çanakkaledeki askeri-lojistik desteğe ve stratejik öneme haiz olmadıkları için yenilmişlerdir. Filanca köydeki Ahmet Çanakkaleye, Mehmet Doğu cephesine, Veli Galiçayaya, Hüseyin ise Filistin cephesine gönderilmişti. Ahmetin diğerlerinden üstünlüğü, onlardan daha kahraman oluşu gibi bir şey yoktu. Tek fark onun gittiği cephe İstanbul savunması nedeniyle daha stratejik öneme sahipti ve devletin en önem verdiği cepheydi. En elit askerler, en iyi malzeme ve silahlar bu cepheye verilmişti. *Forumda geçen aylardaki yazılarımda bu durumu detaylı olarak anlatmıştım.
Takımı yenğinde alkışlayıp methiyeler düzen, yenildiğinde ise sessiz ve kayıtsız kalan taraftar gibi olmamalıyız. Bizim için hepsinin yürekten savaşmış olması önemli olmalı. Yoksa Çanakkaleliye methiyeler düzmek, kazananın yaltakçılığından ileri gitmez ve insancıl özü kaçırmış oluruz.
hatırlatmaların için sağol cem.ama ben sadece çanakkale de savaşanları anıyorum demedim ki!
işte yazdığım cümle:
Bu Cennet Vatan için Toprağa düşmüş herkesi Rahmetle,saygıyla,hürmetle anıyorum.
ama *tabi bugün çanakkale nin yıldönümüm olduğu için onunla ilgili *mehmet akif şiirini alıntıladım.
yoksa tabiki milli mücadele tüm vatan sathına yayılmış bir kurtuluş mücadelesi idi ve ayrım da yapılamaz.sağolun...
Ufak bir hatırlatma da ben yapayım, Çanakkale savaşı ve Cem'in bahsettiği diğer cephelerdeki savaşlar bizim Kurtuluş savaşı (Milli Mücadele) kapsamına girmiyor, 1. dünya savaşı ile ilgililer. Bu demek değil ki o savaşlarda ölenler bizi ilgilendirmez, bu toprakların insanlarıydı hepsi. Ama yakın dönemlerde oldular diye bunları karıştırmamak da lazım.
Saygılar.
Ufak bir hatırlatma da ben yapayım, Çanakkale savaşı ve Cem'in bahsettiği diğer cephelerdeki savaşlar bizim Kurtuluş savaşı (Milli Mücadele) kapsamına girmiyor, 1. dünya savaşı ile ilgililer. Bu demek değil ki o savaşlarda ölenler bizi ilgilendirmez, bu toprakların insanlarıydı hepsi. Ama yakın dönemlerde oldular diye bunları karıştırmamak da lazım.
Saygılar.
tşk ederim ilginize,hatırlatmanıza.Ama doğrusu ben pek anlam veremedim bu yazdıklarınıza.
ben genel olarak milli mücadeleden bahsederken( Kurtuluş Savaşı'mızdan değil!!!) milletimizin o yıllarından bahsettim.Yani özel olarak bir savaşımızı kastetmedim.O yılların tümünü kapsayan bir tabirdir Milli Mücadele tabiri.ve genel de bahsederken tarihçiler Milli Mücadele yılları diye bahsederler.
Ne yani çanakkale savaşı bir milli mücadele değilmidir? sorusu çıkıyor o zaman sizin söylediklerinizden.
saygılar.
Bugün Vatan bizden razı olacak; Nefer şehit ordu gazi olacak:
Bir Destandır Çanakkale...
Bu Cennet Vatan için Toprağa düşmüş herkesi Rahmetle,saygıyla,hürmetle anıyorum.
Sağol Diriliş , sağol..
Duygularımıza tercüman oldun..
Onlar yerde , kara toprakda değil ,
Gönüllerde yatıyorlar..
Yattıkları yer nur olsun..
Başta büyük önder Atatürk'ümüz
ve bütün şehitlerimiz..
Sizin sayenizde bu gün başımız dik..
Ruhları şad olsun.
Sevgi ve saygılarımla..
tşk ederim ilginize,hatırlatmanıza.Ama doğrusu ben pek anlam veremedim bu yazdıklarınıza.
ben genel olarak milli mücadeleden bahsederken( Kurtuluş Savaşı'mızdan değil!!!) milletimizin o yıllarından bahsettim.Yani özel olarak bir savaşımızı kastetmedim.O yılların tümünü kapsayan bir tabirdir Milli Mücadele tabiri.ve genel de bahsederken tarihçiler Milli Mücadele yılları diye bahsederler.
Ne yani çanakkale savaşı bir milli mücadele değilmidir? sorusu çıkıyor o zaman sizin söylediklerinizden.
1914-1918 arası 1. dünya savaşı olarak isimlendirilir (Cihan harbi dönemi)
savaşın bitmesinden sonra işgaller ve bu işgallere karşı başlayan direnişlerle birlikte "Milli Mücadele" dönemi başlar. 1919-1923 arası. Çanakkale savaşı da sonuçta bir ülke savunmasıdır, bu toprakların insanları savaşmıştır, bu topraklar için yapılan savaştır, o savaş ve sonuçları konusunda da hiç bir itiraz yok zaten. Kimse önemsiz, ilgisiz demiyor da. Ama bu ufak detaylara dikkat etmemiz gerekiyor. Dönem olarak "Milli Mücadele" dönemi içerisinde değildir. *Birbirimizin bu tip hatalarını da düzeltmemiz gerekiyor. Neden derseniz, gittikçe kolaycılığa kaçılan bu dönemde, özellikle genç arkadaşlarımız internet'te okudukları her şeyi hiç araştırmadan, soruşturmadan "doğru" kabul etme eğilimindeler, bizde de vardır mutlaka bu.
2 gün önce, başka bir ortamda bir arkadaş "Challenger uzay mekiği aya gitmek için hazırlanıyordu ama kaza oldu" gibi birşeyler yazdı, onu okuyan başka bir arkadaş, bu doğru mudur diye hiç düşünmeden onun üzerine yorumlar yazdı. Okuyan kişilerin kafasında şu anda "uzay mekiği aya giden bir araç" düşüncesi var.
Ben sizin ilk mesajı iyi niyetle atmış olduğunuzu kabul ediyorum zaten, buna bir eleştirim yok. Tarihsel bir dönemle ilgili ufak bir maddi hata var, onu düzeltmeye çalıştım.
Saygılar.
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmara'ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâ'ûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.
Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki'-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedî serhaddi;
"O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme" dedi.
Âsım'ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.
Diriliş , bu güzel şiiri uzun olduğundan makaslamış herhalde ama bütünlüğü kaybolmuş.Okuduğumda eksikliği hissettiğim için tamamlama gereği duydum.Vatan savunmasına en güzel örneği teşkil eden "Çanakkale Zaferi" nin başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere , tüm kahramanlarını saygıyla anıyoruz..
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.
Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.
Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğuldu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir.
Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir. * * * * * * * * * * * * * * * * *
NECMETTİN HALİL ONAN
sodomo--
18-03-2006, 16:04
Bugün Irak da yaşananlara bakınca daha iyi anlaşılıyor "bağımsızılık" sözcüğünün ne ifade ettiği.
O olmayınca her şey anlamsız, nefes almak bile, su içmek bile....
pantediar bişey hatırlatmam lazım!
sizin yazdığınız şiir mehmet akifin Asım ın Nesli adlı şiiridir.Ama süper bişey olmuş elinize sağlık.
Ayrıca ikinci şiir de mükemmel , teşekkürler.
Büyük önder Atatürk'ü , diğer dünya liderlerinden ayıran en büyük üstünlüklerinden biri de kişiliğindeki yüceliktir.İşte Emperyalizmin ölen askerlerine seslenişi ;
'Bu memleketin toprakları üstünde *kanlarını döken kahramanlar, burada dost bir vatanın bağrında *bulunuyorsunuz. Huzur ve barış içinde uyuyun. Sizler Mehmetçikler ile *yan yana, koyun koyunasınız. Uzak diyarlardan evlatlarını bu savaşa *gönderen analar, göz yaşlarınızı dindiriniz. Evlatlarınız, bizim *bağrımızdadır. Huzur içindedirler ve huzur içinde rahat rahat *uyuyacaklardır. Onlar bu topraklarda canlarını verdikten sonra artık *bizim çocuklarımız olmuşlardır.'
Çanakkale anılır da , onu en güzel seslendiren büyük usta Ruhi Su unutulur mu hiç..
ÇANAKKALE *
* *
* *
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *İmdi seferberlik ilan olanda *
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *Bir od düştü, cümle cihan ağladı *
Çanakkale içinde aynalı çarşı *
Anne ben gidiyorum düşmana karşı *
* * *Of, gençliğim eyvah! *
* *
Çanakkale içinde bir uzun selvi *
Kimimiz nişanlı, kimimiz evli *
* * *Of, gençliğim eyvah! *
*
Çanakkale içinde vurdular beni *
Ölmeden mezara koydular beni *
* * Of, gençliğim eyvah! * * * * * * * * * * * * * * * *
Halk Türküsü / RUHİ SU
Utuchengal
18-03-2006, 17:10
TÜM ŞEHİTLERİMİZİ SAYGIYLA ANIYORUZ.
RUHLARI ŞAD OLSUN.
SADECE ÇANAKKALEDE DEĞİL BUGÜN GÜNEYDOĞU'DA ŞEHİT OLANLARI DA SAYGIYLA ANALIM.
HER TÜRK ASKER DOĞAR
TEKRAR TEKRAR ÖLMEYE HAZIRIZ.
BİR ÖLSEK BİN DİRİLİRİZ.
GAZİLERİMİZE 220 MİLYON AYLIK BAĞLAYANLAR DA BUGÜN UTANSINLAR.
aspartam
21-03-2006, 09:47
İşte kelimelerin yetersiz kaldığı anlar;
http://www.haber7.com/haber.php?haber_id=144588
gerçektende öyle ..fakat bir de bunun doğusu var ..doğuda binlerce ermeninin katliamı var ..buda ayrı bir destandır...
ben bir ermeni değilim en azından türk kimlğim var ve bir türk vatandaşıyım .fakat tarih eriyip gitmez ..binlerce ermeninin vatanı olan bazı tpraklar neden şuaanda boş ve bu ermenilere neoldu? 24 nisan 1915 ede neler oldu acaba???
cevap gayet çok basit :bu osmanlı türk lideri talat paşanın sözlerinde mevcut:tüm ermeni çocuk,kadın,erkeği hiçbir şeyebakmadan öldürünben bunu iddia etmiyorum talat paşa veosmanlı ordusu iddiaediyor.
konuyla bağlantılı olan *:www.theforgotten.org adesi
dersimmm
24-09-2006, 14:13
çanakkaleden güneydoğu ya gelinmiş. ikisi çok farklı şeylerdir. ayrıca her türk asker doğar gibi saçma bir söz olur mu?? artık tank top tüfek değil kalemler çalışır. artık her türk asker değil her türk bilim adamı doğmalı
exclusive
24-09-2006, 14:18
"Her Türk ateist doğar" nasıl?
Cem'in imzasından arakladım ;)
çanakkaleden güneydoğu ya gelinmiş. ikisi çok farklı şeylerdir. ayrıca her türk asker doğar gibi saçma bir söz olur mu?? artık tank top tüfek değil kalemler çalışır. artık her türk asker değil her türk bilim adamı doğmalı
Hiçbir Türk ne asker doğar, ne müslüman doğar ne de ateist.
Her bebek gibi doğar ama borçlu doğar.
Bugün 18 Mart.
Çanakkale Zaferini ve savaşlarını anıyor,
ve bir daha ne bir savaşın ne de bir zaferin yaşanmamasını diliyorum.
18 martı anıyorum bu yarımadada toprağa gömülmüş 500.000 insanın önünde saygıyla duruyorum.
Dikkatimi çeken işgal kuvvetlerinin ,anzakların şehitliklerinde ateist mezarlarınında bulunması,epeycede var.
Ama bizim şehitliklerimizde hiç yok.
Neden acaba?
Bu bizim şehitlerimiz arasında ateist olmadığını göstermez.
Elbette vardır ama bilinmeyebilir, bilinmesi de istenmeyebilir.
Ateist vatandaşların cenazesi de genelde inanmadıkları imamın önüne gelir musalla taşında.
Eskiden o imam sorardı: " Namazını kılar mıydı? Orucunu tutar mıydı?" diye..
Bilen bilmeyen de "Kılardı, tutardı" diye cevap verirdi.
Şimdilerde galiba sadece "Nasıl bilirdiniz?" sorusu var.
Ama imamın önüne gelen her cenazenin namazı kılınır ve müslüman mezarlığına defnedilir.
Binlerce şehit için de inanç tasnifi yapamazlardı.
Hiç kimse de çıkıp "bu ateistti" demezdi.
Dese de aldıran olmazdı.
Şimdi bile olmaz.
Ama vasiyet edip, kesinlikle reddedeni ayırırlar herhalde..
İlk ve son kez 2001 yılında bir gezi düzenlemiştik, Çanakkale şehitlerimize.
Bu geziden sonra günlüğüme karaladığım bölümü aktarmak istiyorum.
AZİZ *ŞEHİTLERİMİZE... *
* * * * * * * * * *Seneler boyunca hep okudum. Okullarda kitap, evde dergi, iş yerinde gazete. Müthiş bir duygu diyordum. Okudukça heyecanlanıyor, gururlanıyor, seviniyordum. Nihayet bir hafta önce Çanakkale Şehitlerimize ziyaret planlarına dahil olurken artık önüne geçilemez merakımı da dindireceğim için sevinçliydim.
Son günlerde bilgimi tazelemek için birkaç kitap, makale daha karıştırarak ön hazırlığa bile başlamıştım. Nihayet gidilecek gün gelmişti.
Hava soğuk, hatta fırtınalı bile denebilirdi. Olsun, pikniğe gitmiyorduk. 253,000 Şehidimizi ziyarete gidiyorduk. Kalbimdeki cehennemi sıcaklık yanında bu hava soğukluğunu hissetmiyordum bile. Hava yağışlıydı. Ne fark eder kalbimdeki akan yaşlardan zaten sellerle boğuşuyordum, yağışı göremiyordum ki.
* * * * * * * * * *Bu duygular ile gecenin yarısında yolculuğumuz başladı. Saat *01,10 ‘ u gösterirken hareket ettik hayallerimize. Fazla konuşmak istemiyordum, fazla görmek istemiyordum, sadece düşünmek istiyordum, düşünebilmek. Derinlerden gelen hislerimle, cepheye giden bir asker gibi; arkasında bıraktığı sevdiklerini ve geçmişini; sevgileri, umutsuzlukları, yokluk ve yoksulluklarıyla. Geriye dönmemek üzere, bir daha görmemek üzere kalbine gömerek düşünmek.
Olmadı, günlük yaşam buna izin vermedi. Önce içilen sıcak kahveler ile uykular kaçtı, sonra sohbetler başladı. Gecenin karanlığı içinde samimi erkek sohbetleri. Güldük, hem de katılarak. Midelerimize sancılar girene kadar. Güldürdü Yüce YARADAN, kim bilir belki de ki halimize, varlık içindeki yokluğumuza, duygusuzluğumuza, ruhsuzluğumuza, kendi halimize.
Nihayet bedenler yoruldu, göz kapakları ağırlaştı, önüne geçilmez bir davranış oldu uyku.
Sabah namazı için durmuşuz. Terli, uyuşuk vücutlarımız uykunun sersemliğinden henüz çıkmadan inmiştik otobüsten. Dışarısı soğuk, dışarısı rüzgarlı, hem de en celallisinden. Sanki yakamızdan yapışmışlardı Şehitlerimiz, - Uyanın ey gafiller bu topraklara temiz ayaklarla basın. Ki bastığınız her karış toprak, YARADANIN müjdelediği Şehit kanı ile yıkanmış temizlenmiştir. Uyanın ey uykudakiler, zanneder misiniz ki siz sağ bizler ölüyüz. ALLAH ‘ IN vadidir sizlerden daha *sağız ve de canlıyız. Bize uyanık geliniz. Haykırışları kulaklarımda çınlarken abdest için hazırlandık. Demiştim ya rüzgar ve soğuk bedenimizi sarmış sanıyorduk. Oysa ruhumuzda imiş bu fırtına.
Herkes anlatırdı da bir garip bakardım her zaman olağan üstü olaylara. Materyalist bir kafa yapımdan mıdır, geçmişimden midir bilemem. Ancak sabahın o soğuğunda abdest aldığım su sıcaktı. Diğerleri de fark etmiştir her hal dedim. Yaklaşık bir dakika sürmüştü abdest ve henüz bitirmiştim ki ıslattığım tüm uzuvlarım kurumaya başlamıştı bile. Ben rüzgarın şiddetine vurdum. Vurdum ama düşünmeden de edememiştim.
* * * * * * * * * *Ziyaretimiz çok hoş geçiyordu. En iyisi de bir rehberimiz olmasıydı. Teker teker tüm Şehitlikleri ziyaret ettik. Her şehitlikte otobüsten indik fatihalar okuduk ve tekrar otobüse bindik. Her inişte paltolarımızı giydik, berelerimizi taktık, sıcak yünlü kaşkollarımıza sarıldık, 3-5 dakika dışarıda durduk. Sonra hemen içeriye koştuk sıcak ve rahata. -Oh be neredeyse hasta olacaktık! Hani şu disneyland gezileri gibi geldi bana. Turistik ve çok şık! Ceddimin yırtık çarıklarla düşmanın üzerine koştuğu çamurlardan, *yabancı marka botlarla kat ediyorduk. Günlerce aç susuz beklenen su içerisindeki buz gibi siperlere, biz üstümüz kirlenir diye giremiyorduk. Bir elimizde fotograf makinası diğer elimizde kameralar. Japon turistlerin ziyaretleri gibi ne bulduysak çekiyorduk. Ağaçları, taşları, şehitlikleri, manzaraları çok iyi zoomlamıştık hani ya. Hatta anıtların önüne geçip burunlarını tutar pozlar bile vermiştik. Çekebilecek her şeyi çekmiştik zannımızca, daha sonra da görebilecektik çektiklerimizi; ancak çileleri, sıkıntıları, inançları, ruhları çekemedik. Ne kadar içimde hissetmeye çalıştıysam olmadı. Olamadı. Bir yaban baktılar bana, hem yaban hem de haşin. Sanki, -Sen de kimsin, der gibi.
* * * * * * * * * *Her adımda uzaklaşıyorduk, her adımda yabancılaşıyorduk. İnanılmaz olaylar, olağan üstü davranışlar anlatılıyordu, hisleniyorduk belki. Ancak ceddim bir türlü beni kabul etmiyordu sanki. Bedenim yabancı, düşüncem yabancı, ruhum bile yabancı bu topraklara ve Şehitlerimize.
* * * * * * * * * *Ziyaretimiz gerçekten anlatılmaya değer görünüyordu. Bir kere herkes mutlu oluyordu. Öyle ya tarihi bir gezi yapılıyor ve tarihten bilgiler alınıyordu. Herkes hoşnuttu, yemek ve ihtiyaç molaları tam zamanında veriliyordu. Kimse aç susuz kalmıyordu. Hava da iyi açmıştı. Ekim ayında olmamıza rağmen güneş bile görülüyordu arada bir de olsa. Düşüncelerimizde geriye dönünce anlatacak çok şeyimiz olacaktı. Tabi ya, bizler gidip her şeyi görmüştük. Ne de çok şey görmüştük ama! Herkese bunları anlatabilecektik. Gururla, böbürlenerek.
* * * * * * * * * *Nihayet ziyaretimiz hiçbir aksaklık yaşamadan bitmişti. Hepimizin yüzünde gülücükler dolaşıyordu. Hatta otobüste cümbüş bile yapmıştık. Ama!!!
* * * * * * * * * *Niye gittik oralara, niye? Keşke gitmeseydik, görmeseydik. Ne kadar cüce oluşumuzu. Abideler sanki birer Şehit üzerlerimizde. Biz miyiz onların torunu. Ben bile zannetmez iken onlar nasıl bilsinler torunları olduğumuzu. Sadece görünüşte mi. Hayır elbet, ruhsuz, inançsız, kişiliksiz, ahlaksız, acımasız, düşüncesiz, bilgisiz, görgüsüz, hissiz oluşlarda da elbet.
* * * * * * * * * *Ne kadar yabancı bir diyarda dolaşmışım, yabancıları ziyaret etmişim. Onlar kimdi acaba. Biz gerçek ise onlar hayal olmalılar. Ama fotograflarına bakıyorum, mektuplarını okuyorum, yaşadıklarını inceliyorum, inançlarını düşünüyorum, yaptıklarıyla ürperiyorum. Bunlar gerçek. Gerçeğin ta kendisi. O halde asıl olan onlar! Asıl olan onlar ise biz kimiz? Beynim kaynıyor, düşünce bulamıyorum, gözlerim görmez, dilim söylemez, kulaklarım duymaz oluyor. Bambaşka bir evrenden bakıyorum sanki; Sahiden biz kimiz ? * * *Şimdiki yaşayanlar olarak *biz asıl biz *olamayız. ALLAH aşkına PEYGAMBER aşkına söyleyin bana onlar kim? BİZ KİMİZ?
* * * * * * * * * *Yıl 1915, İmparatorluğun can çekiştiği günler. Henüz bir yıl önce Balkanlarda büyük bir bozgun yemiş ülkemin insanı, aç açıkta, orduları dağılmış perişan, imparatorluk sadece lafta. Ölmek üzere olan insanın ağrıları vardır İmparatorlukta. Acı tüm vücuda yayılmış, kimi organlar hissedilmezken kimi organların ağırlığı altında ezilmekte. Ağrıların nereden nasıl geldiğini artık beyin karıştırmakta. Mide boş ancak açlık duygusu kaybolmakta *gözler maddeyi artık seçememekte ancak olmayan şeyleri görüp şaşırmakta. İşte ceddimin son anları. Derken bir haykırış duyuluyor. Bu nara Alpaslanlardan, Ertuğrul gazilerden, Barbaroslardan, Ulubatlı Hasan’ lardan geliyor. Gür ve net bir haykırış. Zaman donuyor ve tüm millet dikkat kesiliyor.
150 yıldan bu yana kaybedilen şey; topraktı, refahtı, şandı. Ancak bundan sonra kaybedilecek olan şey toprak olmayacaktı. Bundan sonra her geri adımında candan, canandan, inançtan, ruhtan, imandan *kaybolacaktı. Ve bunun farkında idi tek dişi kalmış canavar. Her bir şeyi ile yığılmıştı kapımıza arkasında da vahşi bir dünya. Gerisi teferruat, gerisi yazılmış zaten ilave etme gereğini bile duymuyorum. *
* * * * * * * * * *Şimdi düşünüyorum. Sorularımın cevapları dökülüyor beynimden. Defterlerimiz kapanmış, beynimiz uyuşmuş, paylaşmayı, yardımlaşmayı, iyilik yapmayı, fedakarlıkta bulunmayı bilmeyen aciz bizler. İbadetleri merasimlere çeviren, inançları tapınma ile karıştıran, paylaşma denince işe yaramayanlardan kurtulma olarak anlayan, fedakarlık denince karşılığında ne kazanacağını düşünen, iyilik yapmanın kuşlara buğday atmak olduğunu zanneden bizler. Üstümüz şık elbiseler ile donanmış, işlerimiz rahat, evimiz sıcak, karnımız tok. Maddi olarak eksiksiz ancak gerçekte ölü olan bizler.
* * * * * * * * * *Evet aslında orada ölü olan bizlerdik. Her halimizle ölü. 85 Sene evvelinden seslenenler ise Yahya Çavuşuyla, Seyyid Onbaşısıyla, Kınalı Mustafa’sıyla, Harun’u, Ömer’i, Ali’siyle dipdiri, capcanlı şanlı ceddim. Ne olur bizler için birer fatihanızı esirgemeyin ey nur içinde yatan Şehitlerim.
RUHLARIMIZIN KURTULUŞU İÇİN, *BİZLERE BİR FATİHA !!!
AMİN.....
* * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * * *05,11,2001, Pazartesi
Not: Bu yazıdaki 3 sayfayı yan yana getirin ve bakın. Her harfi bir insan olarak görmeye çalışın. Sayfaların tamamındaki harf sayısı yaklaşık 6.325 adettir. Çanakkale’ de kaybettiğimiz şehit sayısı 253.000 dir. Yani bu üç sayfadaki harf sayısının 40 katı. Kayıplarımızın daha iyi farkına varabildik mi?
http://pop.youtube.com/watch?v=_itV7dSA914
Çanakkale
Söyle Arkadaşım' dedi Anadolulu Mehmet
Yanıbaşındaki Anzak erine
'Nereden kopup gelmişsin,
Neden çökmüş bu mahsunluk üzerine?'
'DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN' dedi gencecik Anzak
'Öyle yazmışlar mezar taşıma.
Doğduğum yerler öylesine uzak,
Örtündüğüm topraksa gurbet bana.'
'Dert edinme arkadaşım'dedi Mehmet
'Değil mi ki bizlerle birleşti kaderin,
Değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet,
Sende artık bizdensin,
Sende bencileyin bir Mehmet'
Çanakkale'de toprağının
Üstü cennet altı mezar
Kavga bitmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar.
'Ya sen dedi Mehmet
Oyun çağındaki İngiliz erine,
'Yaşın ne senin kardeş
Böylesine erken buralarda işin ne?'
'Yaşım sonsuza dek onbeş'
Dedi ufak tefek İngiliz eri.
'Köyümde askercilik oynar
Coştururdum trampetimle bizimkileri
Derken kendimi cephede buldum
Oyun muydu, gerçek miydi anlamadan,
Bir sahici kurşunla vuruldum.
Sustu boynumdaki trampet,
Son verildi böylece oyundan bozma işime
Gelibolu'da bana da bir mezar kazıldı
Mezar taşıma 'ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ' yazıldı.
Öyküm de künyem de bundan ibaret.'
Yağmur yağıyordu usul usul toprağa
Gözyaşları düşerek üstüne sanki
Damla damla ağlıyordu uzaktan uzağa
Sahibini yitiren bir trampet.
'Ya sizler' dedi Mehmet
Dünyanın dört kıtasından
Mezarlar dolusu erlere,
'Hangi rüzgar savurdu sizleri
Bu bilmediğiniz yerlere'
Kimi İngilizdi, kimi İskoç
Kimi Fransızdı, kimi Senegalli
Kimi Hintli kimi Nepalli
Kimi Avustralya'dan kimi yeni Zelanda'dan Anzak
Gemiler dolusu asker
Her biri niye geldiğinden habersiz
Gelibolu'nun oya gibi koylarından şizarak
Tırmanmışlardı dağa bayıra
Siper siper yara gibi yarılan toprak
Mezar olmuştu savaş ardından onlara.
Kiminin BURADA YATTIĞI SANILIR
Kiminin ADI BİLİNSE DE MEZARI BİLİNMEZ
Kiminin de mezar taşında
On altı on yedi on sekiz yaşında
EBEDİ İSTİRAHATE ÇEKİLDİĞİ yazılı.
Çanakkale topraklarında,
Her birinin erken biten yaşam öyküsü
Eski yazıtlar gibi taşlara böyle kazılı.
'Anlamaz mıyım' dedi 'halinizden kardeşler'
Adına yazılı taşı bile olmayan asker
Anadolulu Mehmet
'Ben de yüzyıllarca yaban ellerde
Neyin uğruna bilmeden can vermişim
Kendi yurdum uğruna can vermenin tadına
İlk kez Çanakkale'de ermişim.
Uğrunda can verdikce vatandı ancak
Ekip biçtiğim padişah mülkü toprak
Değil mi ki sizler alamasanız bile
Bu topraklar almış sizi sizleri basmış bağrına
Sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale.
Çanakkale'de toprağının
Üstü cennet altı mezar
Kavga bitmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar.
Bir garip savaştı Çanakkale savaşı
Kızıştıkça kızgınlığı dindiren
Ara verildikçe ateşe
Düşmanı kardeşe
Döndüren bir savaştı.
Kıyasıya bir savaştı
Ama saygı üreten bir savaş
Yaklaştıkça birbirine
Karşılıklı siperler
Gönüller de yakınlaştı
Düştükçe vuruşanlar toprağa
Dostlar gibi kaynaştı.
Savaş bitti.
Ölenler kaldı sağlar gitti
Köylü köyüne döndü evli evine
Kır çiçekleri geldiler akın akın
Çekilen askerlerin yerine
Yaban gülleri, dağ laleleri, papatyalar,
Kilim kilim yayıldılar toprağa.
Siper siper
Toprağın savaş yaralarını örttüler
Koyunlar koruganları yuva yaptı kendine
Kuşlar döndü gökyüzüne kurşunların yerine.
Çiçeğiyle yemişiyle yeşiliyle
Silah yerine saban tutan elleriyle
Geri aldı savaş alanlarını doğa
Can geldi toprağa silindikçe kan izleri.
Yeryüzünde cennet oldu öylece
O cehennem savaş yeri
Şimdi Çanakkale Gelibolu
Bahçe bahçe, ülke ülke
Mezar dolu.
Üstü cennet altı mezar
Çanakkale toprağının
Kavga bitmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar.
Huzur içinde uyusun
Vuruştukları toprakta
Kavgadan kinden uzakta
Yanyana dostça yatanlar.
Bülent Ecevit
Savaşı kazanmış da olsalar kaybetmişler de olsalar tarihimizdeki tüm şehitleri Çanakkale şehitlerini andığımız düzeyde bir saygıyla anabildiğimiz gün gerçek insana saygıyı öğrenmiş olabileceğiz. İşte o gün tarihimizle barışık olabileceğiz.
Aksi takdirde, galip gelene düzdüğümüz methiye siyasi rant sağlamaya çalışmaktan öte anlam taşımayacaktır.
http://www.cumhuriyet.com.tr/?im=yhs&hn=44558
Atatürkün çanakkale şehitleri için kaleme aldığı bir not:
"Bu memleketin topraklarında kanlarını döken ingiliz, fransız, avustralyalı,yeni zelandalı, hintli kahramanlar! burada, dost bir vatanın toprağındasınız. huzur ve sükun içinde uyuyunuz. sizler, mehmetçiklerle yanyana koyun koyunasınız."
http://video.haber7.com/vidomodo/video.php?id=2930
Dün;
Diyarbakırlı Ahmed'in kol kemiği ile Yozgatlı Hüseyin'in göğüs kemiğinin kaynaştığı bir destan.
Bu gün;
Ahmed'in torununun umursuzca taşlarına karşılık Hüseyin'in polis torununun dipçik darbesi ile yoğun bakıma alınması.
Nereden nereye.
boğaziçi
26-04-2009, 18:46
.bir destandir canakkale...
.destandir,cunku, emperyalizme bir tokattir...
.destandir, cunku,kendi vatanina saldiran zengin ordulara karsi kazanilmis bir zaferdir...
(buket uzuner in, uzun beyaz bulut-gelibolu romani onerim-tarih ve arastirma disinda canakkale zaferiyle ilgili guzel bir calisma)
boğaziçi
26-04-2009, 22:27
gerçektende öyle ..fakat bir de bunun doğusu var ..doğuda binlerce ermeninin katliamı var ..buda ayrı bir destandır...
ben bir ermeni değilim en azından türk kimlğim var ve bir türk vatandaşıyım .fakat tarih eriyip gitmez ..binlerce ermeninin vatanı olan bazı tpraklar neden şuaanda boş ve bu ermenilere neoldu? 24 nisan 1915 ede neler oldu acaba???
cevap gayet çok basit :bu osmanlı türk lideri talat paşanın sözlerinde mevcut:tüm ermeni çocuk,kadın,erkeği hiçbir şeyebakmadan öldürünben bunu iddia etmiyorum talat paşa veosmanlı ordusu iddiaediyor.
konuyla bağlantılı olan *:www.theforgotten.org (http://www.theforgotten.org) adesi
turk kimliginiz varsa tarafli sitelerden tarihi ogrenemezsiniz...eger bir ulkede ermeni ceteleri, turk lerin bogazini kurbanlik koyun gibi kesiyorsa, kadinlara olmadik eziyetler yapabiliyorsa bunun sonu nereye varir sizce...emperyalist kiskirtmalari da gozonunde bulundurun......talat pasa yapmasi gerekeni yapmistir ve tehciri gerceklestirmistir...(eline saglik)kimse kimseyi vataninda bogazlayamaz,eger bogazlarsada karsiligini bulur....
zulfikar56
19-10-2011, 02:45
arkadaşlar canakkale cephesinin komutanı kimdir?
zulfikar56
19-10-2011, 03:21
cevap alamadım. bu durumda bence iki şık ortaya cıkar birincisiya bilmiyorsunuz. ikincisi yada önemsemiyorsunuz. birinci şıka ihtimal vermiyorum ikinci sıkta ise şunu söylemek istiyorum canakkale zafer kazanılan tek cephe olarak ğörünüyor. elbette bu zaferin komutanı tarihte önemli yer tutar... önemsiz değildir.
spartacus
19-10-2011, 03:27
Liman Von Sanders, yalnız bu başlık açılıp soralacak sorumudur? Başlığı Çanakkale ile ilgili bir foruma taşımalı... kaldı ki bu saatde kim okuyup da cevap yazacak? ikinci mesajını yazmışsın :)