Cem
17-06-2010, 22:41
Elif Şafak'ın 2009 yılında çıkan Aşk adlı romanı çok satan kitaplar listesinin üst sıralarında yer alıyor. Kitabın son baskısına (ekim 2009) göre satış sayısı 450.000 adet.
Roman, Şemsi Tebriziyi merkeze alarak İslam Tasavvufunu anlatmaya çalışıyor. Buradan ise aşk ve sevginin yüceliğine ulaşmaya çalışıyor. Romanda sadece aşkın ve sevginin yüceliğinin anlatısının değil buna ulaşma aracı olarak İslam Tasavvufunun öne çıkarılışını görüyoruz.
Amerika'da yaşayan Elif Şafak romanını İngilizce yazmış, sonrasında Türkçeye çevrilmiş. Anlatıların Türklere göre değil de yabancılara göre yapıldığı görülüyor. Romanın başkahramanı Ella adında Amerikalı bir kadın. Evlilik ilişkisi sevgi ilişkisi yerine günlük rutin ev işleri ve sorumlukları çerçevesine sıkışmış, eşi tarafından aldatılan iki çocuk annesi bir kadın Ella. Bir gün Şemsi Tebrizi'yi ve onun Mevlana ile olan ilişkisini anlatan bir romanı okumaya başlayınca hayata bakış açısı değişmeye başlıyor.
Romandaki Şemsi Tebrizi karakteri sonlardaki Kimya Hatun evliliğine kadar neredeyse kusursuz. Ella başkahraman olsa da roman Şemsi Tebrizi ekseninde dönüyor. Şemsi Tebrizi hem bir bilge ama hem de bir aktivist. Bu yönüyle beklediğimden daha iyi buldum diyebilirim Şems karakterini. Sadece bilgece sözler ve öyküler anlatmıyor aynı zamanda geziyor, farklı insanlar ve ortamlarda bulunuyor, mücadeleci, cesur ve ilkelerinden taviz vermeyen bir karakter Şems. Hem bilgi ve kavrayış yönünden hem de aktivist yönüyle Mevlana'dan daha üstün bir karakter olarak yer alıyor romanda.
Romanı İslam tasavvufunu tanımlayış açısından ve geleneksel İslam anlayışını eleştiri açısından başarılı buldum. Tanımlayış açısından oldukça başarılı ama gerçek İslamın bu tasavvufi anlayış mı olduğu yoksa geleneksel/tutucu kesimlerin anlayışı mı olduğu ayrı bir mesele ve yazar zaten bu konuya girmemiş. Tasavvufi anlayışın İslama uygunluğunu değil akla ve insanlığa daha uygun olduğunu anlatmaya çalışmış sürekli.
Diğer yandan Şemsi Tebrizi'de ifadesini bulan bilge ve aktivist insan modelinin bireysel eylemlerle toplumu ne derecede dönüştürebileceği bir başka önemli tartışma konusu.
Örneğin Şemsi Tebrizi fahişe Çöl Gülü'nü genelevden kaçması için yüreklendiriyor ve hatta kaçtığında barınabilmesi için Mevlana'nın dergahında ona yer de açtırıyor. Bu ve buna benzer öyküler gayet güzel tabiki ama şu soru çok önemli: O fahişe Çöl Gülü'ne dergahta yer açmak gerçek bir çözüm mü? Ülkenin dört bir yanındaki fahişeler de genelevlerden kaçarsa hangi dergah onları barındırmaya yetebilecek. Sorunun özü, toplumsal sorunlar bireysel gayretlerle nereye kadar çözülebilir?
İşte tasavvufçuların takıldıkları, daha ileriye gidemedileri yer de burası. İyi ahlak, bilgelik, insaniyet gayet güzel özellikler ancak toplumsal, hukuki, politik sorunların çözümünde yetersiz ve bu yetersizlikten dolayı tasavvuf felsefesi dünyayı dönüştürmekte yetersiz.
Burada eleştirim Şems'e, Mevlana'ya filan değil tabiki. Eleştirim tasavufu insanlığın kurtuluşu, sevgiye ve mutluluğa giden yol olarak tanımlayan, daha doğrusu buna indirgeyen günümüz mutasavvıflarına.
Bireyin kendi kişiliğini ve davranışlarını geliştirmesi kadar toplumsal sistemin gelişimine/ilerlemesine yönelik çabaları büyük önem taşıyor ve bu ikilinin entegrasyonu olmaksızın tekil bireyin bilgeliği, aktivistliği ile birleşse bile toplumun dönüşümünde yeterli etkiyi sağlamıyor. Romandaki tezler bu yönüyle eksik.
"Aşk" tasavvuf felsefesini anlatmakta başarılı iken aşkı anlatmakta ürkek ve başarısız. Ella'nın aşkı araması için evlilik ilişkisindeki sevginin bitmesi yetmemiş yazar bir de Ella'nın kocasını eşini sürekli aladatan bir tip yapmış. Böylece Ella'nın da yeni bir aşkı araması meşru kılınmaya çalışılmış.
Diğer yandan aşkı arayan Ella bu aşkı evliliği dışında yaşamaya başlarken bir anda sevgilisinin kanserden ölümünü okuyoruz. Böylece Ella eşini "aldatan" bir kadın olmaktan çıkıp acılı bir kadın konumuna getirilmeye çalışılıyor. Elif Şafak kitaba adını veren "Aşk"ı yüceltmeye çalışırken geleneksel "aldatan kadın" günahkarlığından kendini kurtaramıyor ve seviliyi öldürüyor.
Özetle "Aşk", aşkı anlatmakta başarısız ama tasavvuf felsefesini anlatmakta başarılı bir roman. Kapitalizmin metalaştırdığı hayattan kurtuluşu içgörü, bilgelik ve bu çerçevedeki bireysel aktivistlik çerçevesine hapseden, toplumsal mücadeleleri es geçen tasavvufi anlayışı batı toplumuna sevdirmek, benimsetmek amacını güden bir roman.
Roman, Şemsi Tebriziyi merkeze alarak İslam Tasavvufunu anlatmaya çalışıyor. Buradan ise aşk ve sevginin yüceliğine ulaşmaya çalışıyor. Romanda sadece aşkın ve sevginin yüceliğinin anlatısının değil buna ulaşma aracı olarak İslam Tasavvufunun öne çıkarılışını görüyoruz.
Amerika'da yaşayan Elif Şafak romanını İngilizce yazmış, sonrasında Türkçeye çevrilmiş. Anlatıların Türklere göre değil de yabancılara göre yapıldığı görülüyor. Romanın başkahramanı Ella adında Amerikalı bir kadın. Evlilik ilişkisi sevgi ilişkisi yerine günlük rutin ev işleri ve sorumlukları çerçevesine sıkışmış, eşi tarafından aldatılan iki çocuk annesi bir kadın Ella. Bir gün Şemsi Tebrizi'yi ve onun Mevlana ile olan ilişkisini anlatan bir romanı okumaya başlayınca hayata bakış açısı değişmeye başlıyor.
Romandaki Şemsi Tebrizi karakteri sonlardaki Kimya Hatun evliliğine kadar neredeyse kusursuz. Ella başkahraman olsa da roman Şemsi Tebrizi ekseninde dönüyor. Şemsi Tebrizi hem bir bilge ama hem de bir aktivist. Bu yönüyle beklediğimden daha iyi buldum diyebilirim Şems karakterini. Sadece bilgece sözler ve öyküler anlatmıyor aynı zamanda geziyor, farklı insanlar ve ortamlarda bulunuyor, mücadeleci, cesur ve ilkelerinden taviz vermeyen bir karakter Şems. Hem bilgi ve kavrayış yönünden hem de aktivist yönüyle Mevlana'dan daha üstün bir karakter olarak yer alıyor romanda.
Romanı İslam tasavvufunu tanımlayış açısından ve geleneksel İslam anlayışını eleştiri açısından başarılı buldum. Tanımlayış açısından oldukça başarılı ama gerçek İslamın bu tasavvufi anlayış mı olduğu yoksa geleneksel/tutucu kesimlerin anlayışı mı olduğu ayrı bir mesele ve yazar zaten bu konuya girmemiş. Tasavvufi anlayışın İslama uygunluğunu değil akla ve insanlığa daha uygun olduğunu anlatmaya çalışmış sürekli.
Diğer yandan Şemsi Tebrizi'de ifadesini bulan bilge ve aktivist insan modelinin bireysel eylemlerle toplumu ne derecede dönüştürebileceği bir başka önemli tartışma konusu.
Örneğin Şemsi Tebrizi fahişe Çöl Gülü'nü genelevden kaçması için yüreklendiriyor ve hatta kaçtığında barınabilmesi için Mevlana'nın dergahında ona yer de açtırıyor. Bu ve buna benzer öyküler gayet güzel tabiki ama şu soru çok önemli: O fahişe Çöl Gülü'ne dergahta yer açmak gerçek bir çözüm mü? Ülkenin dört bir yanındaki fahişeler de genelevlerden kaçarsa hangi dergah onları barındırmaya yetebilecek. Sorunun özü, toplumsal sorunlar bireysel gayretlerle nereye kadar çözülebilir?
İşte tasavvufçuların takıldıkları, daha ileriye gidemedileri yer de burası. İyi ahlak, bilgelik, insaniyet gayet güzel özellikler ancak toplumsal, hukuki, politik sorunların çözümünde yetersiz ve bu yetersizlikten dolayı tasavvuf felsefesi dünyayı dönüştürmekte yetersiz.
Burada eleştirim Şems'e, Mevlana'ya filan değil tabiki. Eleştirim tasavufu insanlığın kurtuluşu, sevgiye ve mutluluğa giden yol olarak tanımlayan, daha doğrusu buna indirgeyen günümüz mutasavvıflarına.
Bireyin kendi kişiliğini ve davranışlarını geliştirmesi kadar toplumsal sistemin gelişimine/ilerlemesine yönelik çabaları büyük önem taşıyor ve bu ikilinin entegrasyonu olmaksızın tekil bireyin bilgeliği, aktivistliği ile birleşse bile toplumun dönüşümünde yeterli etkiyi sağlamıyor. Romandaki tezler bu yönüyle eksik.
"Aşk" tasavvuf felsefesini anlatmakta başarılı iken aşkı anlatmakta ürkek ve başarısız. Ella'nın aşkı araması için evlilik ilişkisindeki sevginin bitmesi yetmemiş yazar bir de Ella'nın kocasını eşini sürekli aladatan bir tip yapmış. Böylece Ella'nın da yeni bir aşkı araması meşru kılınmaya çalışılmış.
Diğer yandan aşkı arayan Ella bu aşkı evliliği dışında yaşamaya başlarken bir anda sevgilisinin kanserden ölümünü okuyoruz. Böylece Ella eşini "aldatan" bir kadın olmaktan çıkıp acılı bir kadın konumuna getirilmeye çalışılıyor. Elif Şafak kitaba adını veren "Aşk"ı yüceltmeye çalışırken geleneksel "aldatan kadın" günahkarlığından kendini kurtaramıyor ve seviliyi öldürüyor.
Özetle "Aşk", aşkı anlatmakta başarısız ama tasavvuf felsefesini anlatmakta başarılı bir roman. Kapitalizmin metalaştırdığı hayattan kurtuluşu içgörü, bilgelik ve bu çerçevedeki bireysel aktivistlik çerçevesine hapseden, toplumsal mücadeleleri es geçen tasavvufi anlayışı batı toplumuna sevdirmek, benimsetmek amacını güden bir roman.