Orijinalini görmek için tıklayınız : Ve sonunda başsavcı Cihaner tahliye edildi..
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner tahliye edildi. Ergenekon aldatmacasını topluma dayatanları destekleyenler çok üzülecekler sanırım..
insan_olmak
18-06-2010, 20:12
Sonunda güzel bir haber.Bu süreç tamamiyle yargıya küfürdür.Olaylar ilk başladığında herkes saşırdı bir cumhuriyet savcısı nasıl bir savcı tarafından makamından alınabilirdi?
Bunun şaşkınlığıyla yargı ardı ardına hakarete uğradı.
Sonunda tahliye olmuş gerçekten çok sevindim.Yaşananları merak edenler için ilhan taşçı'nın cüppeli adalet adlı kitabını öneriyorum.Yargının nasıl kuşatıldığını birkez daha göreceğiz.
Bugün yargı korunmak zorundadır değerli arkadaşlar.Marksist görüşlü arkadaşlarada özellikle söylemek istiyorum marksist arkadaşlar genelde''yargı kemalisttir''diyerek yargıya şu zor günlerde malesef destek çıkmamaktadırlar.İlhan cihaner olayında da aynı durum yaşandı.Eğer bu yargı kadrosu değişirse yerine cemmatçi bir kadro gelirse ben görürüm o zaman marksistlerin davaları nasıl sonuçlanır.Yanlış anlaşılmasın tüm marksistler böyle demiyorum ama genel olarak böyle hareket etmekteler.
Saygılarımla
Balyoz soruşturmasında Çetin Doğan ve Engin Alan dahil 14 kişi tahliye edildi..
onurmusa
19-06-2010, 17:23
Yazılanlara baştan sona katılıyorum. Tahliye kararı ise vicdan sahibi her insanın olmasını istediği bir karardı. Demek ki henüz bütün kaleler zaptedilmemiş.
ahmetaltan
21-06-2010, 11:00
Sonunda güzel bir haber.Bu süreç tamamiyle yargıya küfürdür.Olaylar ilk başladığında herkes saşırdı bir cumhuriyet savcısı nasıl bir savcı tarafından makamından alınabilirdi?
Bunun şaşkınlığıyla yargı ardı ardına hakarete uğradı.
Sonunda tahliye olmuş gerçekten çok sevindim.Yaşananları merak edenler için ilhan taşçı'nın cüppeli adalet adlı kitabını öneriyorum.Yargının nasıl kuşatıldığını birkez daha göreceğiz.
Bugün yargı korunmak zorundadır değerli arkadaşlar.Marksist görüşlü arkadaşlarada özellikle söylemek istiyorum marksist arkadaşlar genelde''yargı kemalisttir''diyerek yargıya şu zor günlerde malesef destek çıkmamaktadırlar.İlhan cihaner olayında da aynı durum yaşandı.Eğer bu yargı kadrosu değişirse yerine cemmatçi bir kadro gelirse ben görürüm o zaman marksistlerin davaları nasıl sonuçlanır.Yanlış anlaşılmasın tüm marksistler böyle demiyorum ama genel olarak böyle hareket etmekteler.
Saygılarımla
Adalet terazisini tarafsız ve sadece yasa ve anayasadan kaynaklı kullanmayan yargı mensupları, "kemalist", "devrimci", cemaatçi", "marksist" olsalar ne yazar.
Savcı ve hakim, verdiği kararlarda, dünya görüşü etkense, nerde adalet....
Kuşatılmış yargı sistemini değiştirmeye kalkan hükümet haklıdır o zaman.
Bir yargıç, dünya görüşüne göre değil, elindeki anayasa ve yasalara göre hüküm verir, vermelidir. Eğer öyle yapamıyorsa ona adalet denmez....
Hz. Ali savaşta kafiri yere yatırmış, tam kılıcını vuracakken, kafir Hz. Alinin yüzüne tükürmüş. Hz Ali, kafiri serbest bırakmış. Kafir şaşırmış, "ben seni tahrik ederek bir an önce beni öldürmeni istemiştim ama sen beni serbest bıraktın, niçin böyle yaptın" deyince : Hz Ali : "Ben seni hak namına, Allah için, cihat gereği öldürecektim. Ama sen yüzüme tükürdün. Ben sana kızdım. Eğer o an kılıcımı sana vursa idim katil olurdum. Çünkü Hak namına değil, nefsimin intikamı için vurmuş olacaktım. O zamanda ben katil olurdum" demiş.
Kafir, bu durum karşısında müslüman olmuş.
Yani sözün özü : Hakim kararında nefsini ve dünya görüşünü öne sürerek karar verirse o karar adalet olmaz, zulüm olur.
Hele hele sayın onurmusa arkadaşın söylediği :
" Yazılanlara baştan sona katılıyorum. Tahliye kararı ise vicdan sahibi her insanın olmasını istediği bir karardı. Demek ki henüz bütün kaleler zaptedilmemiş."
___________
Demekki, kale onların elinde öylemi?
İşte o zaptedilmiş yargı kalesini, özgürleştirip, bağımsız ve tarafsız yapmak isteyen hükümet haklı....
Saygılar....
insan_olmak
21-06-2010, 11:42
sayın ahmetaltan
yargının tarafsız olmasını bende istemekteyim ancak yargı tarafsız değildir şu an için malesef
Hükümetin yargıyı ''özgürlükçü'' ve''tarafsız'' yapacağı yalanınıda bırakın.Bu yalana cemaatler bile inanmaz inansa inansa taraf okurları inanır.(liberal olmak böyle bişey heralde!)
Sayın başbakan ve çevresindekileri yüce divan korkusu sarmış olmasın?
bundan dolayı yargıyı son gücüyle kuşatma altına alınıyor olmasın?
Araştırın bakalım baskı yoluyla kaçtane hakim istifa etirilmiş?
araştırın bakalım nerelerde zırt pırt özel yetkili mahkeme kurulmuş?
...
araştırında araştırın ama bana hükümetin yargıyı bağımsız yapacak yalanını söylemeyin.
konuya dönersek;
Kimse darılmasın gerçekçi olmak gerekiyor cemmatlerin ele geçirdiği bir yargı asla istemiyorum.
yargının tarafsız olması elbette istediğim bir durum ancak şu an için mümkün değil.
Saygılarımls
Bugün yargı korunmak zorundadır değerli arkadaşlar.Marksist görüşlü arkadaşlarada özellikle söylemek istiyorum marksist arkadaşlar genelde''yargı kemalisttir''diyerek yargıya şu zor günlerde malesef destek çıkmamaktadırlar.İlhan cihaner olayında da aynı durum yaşandı.Eğer bu yargı kadrosu değişirse yerine cemmatçi bir kadro gelirse ben görürüm o zaman marksistlerin davaları nasıl sonuçlanır.Yanlış anlaşılmasın tüm marksistler böyle demiyorum ama genel olarak böyle hareket etmekteler.Ben marksist görüslü müyüm bilmiyorum. Eskiden olsa kesin öyleyim derdim, simdi daha karisik bir durum var :)
Ama yargi kemalisttir diye düsünüyorum, hatta bence ifade bile anlamli bir aciklama degil. Yargi ideolojiktir ve anormal ölcülerde bagimlidir diye düsünüyorum. Aslinda garip olan sey su. Sadece marksistler yada devlete karsi düsünceleri olanlar böyle düsünmüyorlar. Kendisini devlet yanlisi, kemalist yada artik her nasil ifade ederseniz böyle düsünen kisiler de ayni sekilde düsünüyor.
Bir örnek vereyim. Gecenlerde enistemle tartismistik. Siki devletci ve CHP'li, hatta Baykalci biridir. Konusmalarindan anladim ki, yargi denen seyi tamamen devlet yada hükümet aygitinin bir uzantisi olarak görüyor. Yani kafasinda aslinsa sadece görünüste kurumsal bir baglantisizlik var. Gercekte yargi denen sey, kim hükümete gecerse onun emrine amade olacak birsey. Hatta gayet rahat su karari aldirdilar, bu karari aldirdilar diye anlatiyor. Yani onu asil rahatsiz eden sey, hükümetlerin yargi organlarini yönlendirebilmesi degil, karsi oldugu görüsün yönlendiriyor olmasi.
Ben yarginin yürütme ile ayri oldugunu, yarginin kanuna göre hareket etmek zorunda olan birsey oldugunu falan söylemeye calistigimda, gayet hakli olarak sizi yargilayan mahkemeler kanunlara göre mi karar veriyorlardi, adiller miydi dedi. Acikcasi, bence kemalisti de, liberali de, marksisti de biliyor ki, Türkiye'de yargi ideolojik bir aygit olarak calisiyor. Mahkeme kararlarinda, iddianamelerde sürekli gecen sayfalar dolusu ideolojik ifadeler bu durumu gösteriyor. Gördügüm kadariyla yargi geleneksel devletci, yada resmi ideoloji savunucusu bir kadrolanmaya sahip. Ayni yapi orduda da vardir. Bu da gayet dogal, cünkü Türkiye bastan asagi bir ideolojik devlet olarak kurulmus ve aygitlari da buna göre tanimlanmis.
Yarginin tarafsiz olmasini istemek icin önce bu ideolojik yargi yapisinin kirilmasini istemek gerekir. Bu mümkün müdür bilmiyorum? Anayasasindan baslayarak ideolojik temelde yapilandirilmis bir kanun sistemini ideolojiler disi yapabilme sansi var mi bilmiyorum.
Ilhan Cihaner olayinda takip ettigim kadariyla Cihaner'i silmek isteyen AKP yanlisi bir mekanizma var. Burda Cihaner'i hakli görüyorum. Ancak bu durum Türkiye genelindeki duruma uygun bir örnek degildir bence. Türkiye genelinde yargi sistemi AKP karsiti ve devletcidir. Bunu da barolardan, HSYK'dan, üst mahkemelerin kararlarindan vb. anlayabiliyoruz.
insan_olmak
21-06-2010, 13:10
Sayın sargon söylediklerinize büyük ölçüde katılıyorum
hatta özellikle şuraya katılıyorum
Ben marksist görüslü müyüm bilmiyorum. Eskiden olsa kesin öyleyim derdim, simdi daha karisik bir durum var
:)
Ancak demek istediğimin yanlış anlaşılmasını istemiyorum.yani şimdiki yargı çok güzel, yaşasın yüce türk yargısı,...zihniyetiyle yaklaşmıyorum duruma
Bugün var olan yargı ideolojiktir bu açık açık görülmektedir.Buda çok üzücü bir durumdur ama biliyorum ki beterin beteri var.Üzerine bir düşünsenize cemmatlerden oluşan bir yargı.''fark etmez sonuçta ikiside ideolojik''diye düşünebilirsiniz,ancak kendi adıma sanırım cemmatlerden oluşan bir yargı istemiyorum.
saygılarımla
Sorun su: Yarginin cemaatlerden olusmasini istemiyoruz. Ama bunun karsisinda da garip bir milliyetci/kemalist ideoloji üzerine insa edilmis bir yargi var. Ikisi de ucube bir durum. Peki nasil bir yargi istiyoruz? Dedigim gibi ideolojik olmayan bir yargi istiyorum. Bunun icin de yargiclari sunun yada bunun belirlemesi anlam ifade etmez. Bastan asagi kanunlarin degismesi gerekiyor.
Daha anayasasinin girisinde söyle bir ifade yeralan kanunlar sisteminden ideolojik olmayacak bir yargi sistemi beklenebilir mi?
Türk Vatanı ve Milletinin ebedî varlığını ve Yüce Türk Devletinin bölünmez bütünlüğünü belirleyen bu Anayasa, Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu, ölümsüz önder ve eşsiz kahraman Atatürk’ün belirlediği milliyetçilik anlayışı ve O’nun inkılâp ve ilkeleri doğrultusunda...
...
Hiçbir faaliyetin Türk millî menfaatlerinin, Türk varlığının, Devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihî ve manevî değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılâpları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve lâiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, Devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı...
Apacik bir ideoloji cercevesinde kurulmus, hatta hatta bu ideolojinin karsisinda hicbir durusun korunma bile göremeyecegi ifade edilmis. Söyleyecek bir söz kalmiyor yani :)
Devletler nasıl sınıflar üstü değil de bir sınıfa hizmet eden aygıtların toplamı ise, bu aygıtlardan birisi olan yargı da sınıflardan bağımsız olamaz.
Milliyetçilik, ümmetçilik (din) aslında emeği sömürülerek berbat bir hayata mahkum edilenleri birarada tutmaya yarayan çimentolardır.
Kemalist milliyetçilik, dinci ümmetçilik veya kafatasçı faşizm, sonuç itibariyle aynı amaca hizmet ediyor.
Hangi amaca?
Devlet aygıtını elinde bulunduran hakim egemen sınıfların çıkarına, sistemi ayakta tutma amacına.
Ergenekon davasında yaşanan şey bence, dinci gericilik vasıtası ile kemalist despotluğunun tasfiye edilmesi.
ABD bu tasfiyenin azmettiricisi olmalı.
irsArtvin
21-06-2010, 18:16
Devletler nasıl sınıflar üstü değil de bir sınıfa hizmet eden aygıtların toplamı ise, bu aygıtlardan birisi olan yargı da sınıflardan bağımsız olamaz.
Milliyetçilik, ümmetçilik (din) aslında emeği sömürülerek berbat bir hayata mahkum edilenleri birarada tutmaya yarayan çimentolardır.
Kemalist milliyetçilik, dinci ümmetçilik veya kafatasçı faşizm, sonuç itibariyle aynı amaca hizmet ediyor.
Hangi amaca?
Devlet aygıtını elinde bulunduran hakim egemen sınıfların çıkarına, sistemi ayakta tutma amacına.
Ergenekon davasında yaşanan şey bence, dinci gericilik vasıtası ile kemalist despotluğunun tasfiye edilmesi.
ABD bu tasfiyenin azmettiricisi olmalı.
Sevgili saroz; "Kemalist milliyetçilik, dinci ümmetçilik veya kafatasçı faşizm" zaten insanların; gelir adaletsizliğini, burjuvaziyle işçi sınıfı arasındaki dağlar kadar fark olan yaşam kalitesini, emek/sömürü ilintisini yani tam anlamıyla telaffuz etmek gerekirse, kapitalistlerin etrafını koca çitlerle çevirmiş oldukları sınıf farkını görememeleri, kavrayamamaları için vardır. Biraz tarih bilgisi olan birisinin kolayca anlayabileceği üzere, milliyetçilik akımının ortaya çıkışı sanayi devriminin tarihi ile orantılıdır. Tam bu noktada sorulması gereken ince bir soru vardır. O da acaba "neden" sorusu olması gereklidir. Bu tamamen tesadüf müdür? Tabii ki de değildir. Çünkü sınıf mücadelelerinin yoğunlaştığı, kapitalizmin kendine yeni sömürge pazarlar aradığı bir tarihi dönemeçte; ortaya ülkeleri rahat bir şekilde bölebilen, insanları sırf aynı etnik köken olduğu için yaşamını idame ettirebilmek adına satacak başka bir şeyi olmayan emeğini, insafsızca sömüren burjuvaziye bile ses çıkarttırmayan bir ideoloji çıkmıştır. Bir sömürgeci, emperyalist burjuva bundan başka daha ne isteyebilir ki? Eğer bu ideoloji; “din ile soslanıp, pembeleşene kadar bir güzel kavrulursa” değmeyin burjuvazinin keyfine.
İnsanlık, tarih boyunca sömüren ve de sömürülen iki farklı grup arasındaki yoğun çelişki ile ilerleyip durmuştur. Kimi zaman bu çelişki tarihi ilerletmiş kimi zaman ise tarihe gerileyici bir nitelik kazandırmıştır. Tabii ki şu anda da tarih; her ne kadar egemen güç olan burjuvazi, kendi menfaati adına aydınlık ilerici rolünü kaybedip çürümüş, gerici olsa da bir ilerleme içerisindedir. Bu taa ki işçi sınıfı; tarihi rolünü fark edip, kendi egemen gücünü ortaya koyana dek devam edecektir. Bu gün devletin sahibi burjuvazidir. Bunun içindir ki yasalar da burjuvazinin menfaati doğrultusunda yapılır. Anayasayı elinize alıp bir inceleme fırsatınız olursa eğer, göreceksiniz ki sermayenin menfaatlerine ters düşen bir yasa göremeyeceksiniz. Yani halkçı, işçi ve emekçiden yana olan bir yasa bulamazsınız. Bunu; özel mülkiyet, çalışma saatleri, salt emek ücreti vb. konular üzerinden görme imkanınız daha da fazladır. TC’nin kuruluşunda kurtuluş savaşı, emperyalist devletlere karşı yapıldığı için burjuvazi, yasaları yine kendi menfaatine olsa da günümüze kıyasla oldukça ileri olan ve tabii ki daha sosyal demokrat olan bir anayasa tertip etmişlerdir. Fakat Atatürk’ün ölümünden sonra görüldüğü üzere kapitalizm tekelleşme evresinde olduğu için Türk burjuvazisiyle anlaşıp, tekrardan iğrenç, sömürgeci yüzünü hemen göstermiş, halklar yani işçi sınıfı tekrar ezilmeye başlanmış ve doğal olarak bu doğrultuda yasalar, egemen güçleri yüceltircesine halkların zararına değiştirilmiştir. Ve bu vahim tablo ne yazık ki bugün de devam etmektedir.
En nihayetinde, daha önce de belirttiğim gibi, devlet kimin egemenliği altında ise ona hizmet eder. Bugün iktidarda AKP, yani yeşil sermaye vardır ve doğal olarak da devleti kendi amaçlarına uygun olacak biçimde şekillendirmeye, yapılandırmaya çalışmaktadır. Bu amaç; her ne kadar salt dini duyguları baskın gelen bir insan gözünde İslami, dinci yani din egemenliğinin TC’ye hakim olması gibi görünse de tabii ki durum bundan ibaret değildir. Her tarihsel olayın altında yattığı gibi bu olayın altında da ekonomi yatar. Yani yeşil sermayenin; Kemalist, Ulusalcı sermayenin yerine kendisinin geçmek istemesi, kendini koymak istemesidir. Bunun içindir ki tüm devlet kurumlarındaki Kemalist, Ulusalcı kadroların tasfiye edilmesi gerekmektedir. Gerekmektedir ki kendi ideolojisi yani sermayesi adına alınabilecek tüm kararlar rahat bir şekilde, diledikleri gibi lehlerine alınabilsin Bunu nasıl yaparlar diye sorarsanız, tabloda göreceğiniz üzere gerek “Cihaner” davası gerekse de “Ergenekon” davası olsun resmin gerçek yüzünü göstermektedir. Eğer iki güç arasında bir değerlendirme yapacak olursak, yeşil sermayenin üstün geleceğini görebiliriz. Çünkü ABD Kapitalizmi, cereyan eden olaylara düzgün bir çerçeveden bakmayı becerebilen her insanın, “aydın”ın anlayacağı üzere, kendi sermayesini ve emperyalizmini daha da yayabilmek adına yeşil kuşak projesi yaratmıştır. Nedir bu proje? Bu, İslami normlar üzerine oturtulmuş bir Ortadoğu düzeni ve her istediğini rahatça yapabileceği bir siyasal yapı yaratma projesidir. Aynı şekilde bugün TC’ye, yeni Osmanlı rolü biçiliyorsa bunun sebebi de budur. Ortadoğu’da yeni Osmanlı ile sahte bir İslami birlik kurup, daha rahat bir şekilde müdahale etmek, amiyane tabirle söylemek gerekirse, daha rahat bir şekilde “at oynatmak” tır.
Peki, “Ne Yapmalı?”. Yapılacak şey gayet net ve de açıktır. O da; savaşım halinde olan bu iki güce , “siz kendiniz için, kendi menfaatleriniz için, sömürgelerinizi daha rahat sömürmek, karınızı daha da arttırabilmek için çatışma halindesiniz ama sizin bu çatışmanızdan ezilen ve sömürülen işçi, emekçi yani halk olacaktır. Bu kavgada, bu savaşta bize yer yok çünkü bizim savaşımız, kendi öz mücadelemiz olan, kendi haklarımızı aradığımız, emeğimizin karşılığını aradığımız, kavgasını, mücadelesini verdiğimiz sınıf mücadelesi yani sosyalist/komünist mücadeledir.” Deyip halkı uyandırmalıyız. Bir sosyalist/komünist’in, “aydın”ın söyleyeceği tek ve yegane söz bu olmalıdır.
TC’nin kuruluşunda kurtuluş savaşı, emperyalist devletlere karşı yapıldığı için burjuvazi, yasaları yine kendi menfaatine olsa da günümüze kıyasla oldukça ileri olan ve tabii ki daha sosyal demokrat olan bir anayasa tertip etmişlerdir. Fakat Atatürk’ün ölümünden sonra görüldüğü üzere kapitalizm tekelleşme evresinde olduğu için Türk burjuvazisiyle anlaşıp, tekrardan iğrenç, sömürgeci yüzünü hemen göstermiş, halklar yani işçi sınıfı tekrar ezilmeye başlanmış ve doğal olarak bu doğrultuda yasalar, egemen güçleri yüceltircesine halkların zararına değiştirilmiştir. Ve bu vahim tablo ne yazık ki bugün de devam etmektedir.
Bu iddianin hicbir dayangi oldugunu sanmiyorum. Milliyetci hissiyatlar dayanak sayilmaz.
Burda gerekcemi kisaca aciklayayim. Cumhuriyet döneminin 1947'lere kadar olan sosyal ve ekonomik politikalari iki dönemden olusur. 1923-29 arasi liberal dönem olarak gecer. Bu dönemde, daha önce Ittihat Terakki'nin uyguladigi milliyetci ekonomik politikalar terkedilmis ve liberal bir ekonomik politikaya gecilmistir. ITC'nin kapattigi Osmanli Bankasi (Osmanli Bankasi bir Ingiliz-Fransiz sermayesi ortakligi idi) tekrar acildi. Uluslararasi sermayeye kolayliklar saglandi. Bati ülkelerinden yasalar alindi ve cesitli reformlar yapildi. TC, acik sekilde bati yanlisi bir ülke olarak kendisini ifade ediyordu.
1929 krizi ile Avrupa'da nasyonalist partiler güclenince, Türkiye de politikasini degistirmeye basladi. 29'dan sonraki dönem giderek artan ölcüde milliyetci ekonomik politikalar uygulanmaya baslandi. Ayni zamanda sert bir politik despotizm gelistirildi. Kelimenin tam anlaminda milli bir din yaratildi. Korporatif örgütlenmeler gelistirildi, sendikalar kapatildi, Isci ve isverenler ayni milli örgütlerde örgütlenmeli ve hepsi milli cikarlar icin calismaliydi. Devlet disi örgütlenmeler kapatildi yada devlete baglandi. Bu dönemde Kemalizmin ilkeleri denilen seyler olusturuldu. Bu dönemin sosyal demokrasi ile hicbir iliskisi yoktur. Bu dönemin uygulamalari daha cok nasyonal sosyalist uygulamalar benzer. Zaten bazi kanunlar fasist Italya'dan alinmistir.
Atatürk'ün ölümü ile Türkiye'nin sosyal ve ekonomik politikalari degismemistir. Atatürk'ten önce ve sonra diye ayrimlar yapmaya calismak gerceklikle uyusmaz. Sadece lider kültü yaratmanin bir parcasi olabilir. Zaten Kemalistler bile böyle bir iddiada bulunmazlar.
Son olarak ulusal sermaye ile sosyal demokrasi, uluslararasi sermaye ile fasizm yada baski dönemleri arasinda sandiginiz gibi bir iliski yoktur. Italya ve Almanya'nin ulusal sermayelerinin emperyalist güc olma cabasi ile fasizm arasinda bir iliski oldugu söylenebilir.
irsArtvin[/B]"]Çünkü ABD Kapitalizmi, cereyan eden olaylara düzgün bir çerçeveden bakmayı becerebilen her insanın, “aydın”ın anlayacağı üzere, kendi sermayesini ve emperyalizmini daha da yayabilmek adına yeşil kuşak projesi yaratmıştır. Nedir bu proje? Bu, İslami normlar üzerine oturtulmuş bir Ortadoğu düzeni ve her istediğini rahatça yapabileceği bir siyasal yapı yaratma projesidir. Aynı şekilde bugün TC’ye, yeni Osmanlı rolü biçiliyorsa bunun sebebi de budur. Ortadoğu’da yeni Osmanlı ile sahte bir İslami birlik kurup, daha rahat bir şekilde müdahale etmek, amiyane tabirle söylemek gerekirse, daha rahat bir şekilde “at oynatmak” tır.
Burdaki iddia da su anda gercekligi olmayan, hayali bir iddia. ABD'nin Sovyetler Birligine karsi böyle bir stratejisi vardi. Ancak bu strateji 20-30 yil önce idi. Sovyetler yikildigindan beri böyle bir kusak projesinden sözetmek mümkün degil. Sovyetlerin ve dogu blokunun yikilmasindan sonra ABD stratejistleri yeni bir düsman yaratmak gerektigi düsünerek, bunun terörizm oldugunu söylediler. Buna göre "özgür dünya"nin düsmani olan Dogu bloku yikilmis ama terörist devlet ve örgütler hala varligini sürdürüyordu. O zamandar beri de hedef tahtasina Afganistan, Irak, Kuzey Kore, Iran gibi ülkeler konulmustur.