PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Nükleer Santral Öcü Değildir


milomanara
28-06-2010, 12:30
Hem temiz hem de yüksek çıktılı nükleer enerjinin karşısında olmak irrasyonel bir bakış açısıdır. Nükleer Santral, yüksek kurulum maliyetli, düşük sera gazı üretimli ve yüksek enerji üretim kapasitesi olan bir tesisdir.

Stratejik açıdan da, nükleer santral, enerji bağımsızlığı yolunda atılan çok önemli bir adımdır.

Nükleer atık, kendini çevreci sananların düşündüğü gibi "çöp" değildir. Verimli enerji üretme kabiliyetini kaybetmiş radyoaktif çubuklardır. Bu çubukların, radyoaktivitesinin tamamen kullanılması ya da yeni teknolojilerle atomik özelliklerinin değiştirilip radyoaktif ömrünün saniyeler boyutuna indirilmesi yönünde çok ciddi çalışmalar vardır.

Çernobil faciası elbette korkunç bir olaydır ve tekrarlanmayacağını kimse söyleyemez. Sonuçta minimize edilse de, işin içinde insan faktörü vardır. Ya da bir savaş, terörist saldırı olabilir. Fakat bilinmesi gereken, Çernobil Santrali'nin güvenli inşa edilmediğidir. Normalde bir aksilik durumunda reaktörü radyasyon kaçırmayacak şekilde bloke eden betonarme güvenlik duvarları olması gerekirken, bu santral de bunlar yapılmamıştır.

En yaygın iki sözde sözde çevreci argümanına, kısaca cevap vermek istedim. Bunlar atık ve reaktör güvenliğidir. Bunlar göz önünde bulundurularak, Dünya'da nükleer enerjinin ne kadar yaygın olduğunu aşağıdaki grafikle göstermek ve tek bir nükleer santrali olmayan Türkiye'nin sözde çevrecilerin kötü niyetli oyunlarıya enerji alanında geri kalmış bırakılmak istenmesi argümanımı sunmak isterim:

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/7/75/Nuclear_power_station.svg/1000px-Nuclear_power_station.svg.png
http://img535.imageshack.us/img535/6130/nukelegend.jpg
Kaynak (http://en.wikipedia.org/wiki/File:Nuclear_power_station.svg)

ulpian
29-06-2010, 09:36
Nükleer santrallara karşı çıkılmasını ben de tamamen irrasyonel buluyorum. Uzun vadeli bakıldığında aklı başında bir çevrecinin en çok favorize etmesi gerektiği alternatif bu oysa.

Aynı veya benzer verimlilikte, çevre için aynı şekilde zararsız ve üstelik bir de daha az tehlikeli (veya tamamen tehlikesiz) yeni kaynak ve metotlar geliştirilirse (ki bu yönde de çalışmalar var), o zaman nükleer santrallara karşı çıkmak için makul sebeplerimiz olur. Ama diğer yandan milo'nun da dediği gibi, nükleer santrallardeki 'tehlike' boyutunu -neredeyse- sıfıra indirgemek için de çalışmalar sürmekte. Elimizde şu an olan imkanlardan yola çıkacak olursak, çevre temizliği için daha iyi bir alternatif yok! Ama 'çevreciğili' kendi tekelinde gören gruplarda maalesef bu tartışmalarda daha çok irrasyonel komplo teorileri hakim.

saygılarımla

Khaos
29-06-2010, 11:38
nükleer enerji denildiğinde kontrollu füzyon kastedilmediğine göre, nükleer santralleri savunmak çılgınlıktır.
dünyada bunca çevresel felaket varken bu riski dünyanın kaldırabileceğini umut edebilmek fazla iyimserlik.
sayın ulpianın bahsettiği daha az tehlikeli ve ya zararsız diye nitelediği çalışmaların çoğu füzyon ile ilgili çalışmalar.radyoaktifivite yada nükleer santral tanımına pek girmiyor.
daha doğrusu nükleer santral denildiğinde klasik radyoaktif enerji kastediliyor.

ulpian
29-06-2010, 11:48
dünyada bunca çevresel felaket varken

Örneğin küresel ısınmanın sorumlusu nükleer santraller değil. Şu an için Dünya'nın enerji ihtiyacını karşılayabilecek verimlilikte olan diğer bütün alternatifler çevre için daha zararlı / daha riskli.

saygılarımla

Khaos
29-06-2010, 13:55
nükleer santrallerle (fisyon) küresel ısınma arasında bir korelasyon olup olmadığını bilemiyorum.
kaza riski çok düşük ancak çok yıkıcı bir şeyden bahsediyoruz.

füzyon ise daha kontrollu ve kaza durumunda yıkıcı etkisi çok az (teorik olarak).
ancak füzyon bildiğim kadarıyla ekonomik değil ve halen geliştirilme aşamasında.
yani uygulanabilir değil henüz.

kontrollü füzyonu kesinlikle destekliyorum ancak nükleer enerji santralleri başka bişey.
klasik radyaoaktif enerji her zaman tehlikeli oldu.

yakın zamanda bu teknolojinin (kontrollü füzyon) geliştirilmesi durumunda zaten klasik fisyona dayalı nükleer santral teknolojisi tümden terkedilecektir.

konunun ayrıntılarına dair formasyonum olmadığı için söylebileceklerim bundan ibaret.

milomanara
29-06-2010, 21:21
Sayın nihilist,

Henüz endüstriyel anlamda aktif bir füzyon reaktörü yoktur. Muhteşem çalışmalar yapılageliyor ama önümüzdeki 10 yıldan önce sonuç beklelemek gerek. Türkiye'de gelmesi çok daha uzun sürebilir.

Başlık prototipleri değil bugün çalışan reaktörleri kastetmektedir. Bu reaktörler son derece çevreci ve yüksek çıktılıdır. Eleştirilen, kendini çevreci sanan bir çok örgüt ve şahsın irrasyonel olarak nükleer enerjiye karşı çıkmasıdır.

Nükleer Santralin Çevreye etkisini gösteren grafik aşağıdadır[1 (http://www.mei.gov.on.ca/en/energy/electricity/index.php?page=nuclear-radiation)].
http://img808.imageshack.us/img808/1647/radiation.png

Füzyon çalışmaları ile ilgili bir video. Harika ama reaksiyonu başlatmak için Güneş'in 10 katı sıcaklık gerek! :)
http://www.youtube.com/watch?v=hYHCDbf-SlY

sargon
29-06-2010, 23:57
Nükleer santral konusunda sorun atik ve reaktör güvenligi. Ben her iki konuda da Türkiye'de bir felaket yasanayacagina nerdeyse eminim. Almanya'da bunlar oluyorsa, kimbilir bizde neler olacaktir.

http://www.dunyabulteni.net/news_detail.php?id=111258

Su anda detaylarini hatirlamiyorum ama gecenlerde bu Gorleben ile ilgili bir yazi okumustum. 70'lerde Almanya hükümeti nükleer atiklari Gorleben'deki tuz yataklarinin altina gömecegini aciklamis. Iste 5 metre asagi gömünce etkisi olmuyor falan diye seyler söylemisler. Ama olay hic göründügü gibi degil. Buna benzer birseydi, dedigim gibi detayini hatirlamiyorum simdi. Bu is Alman titizligiyle böyle oluyorsa, Türk umursamazligiyla felaket ki ne felaket.

milomanara
30-06-2010, 00:28
Nükleer santral konusunda sorun atik ve reaktör güvenligi. Ben her iki konuda da Türkiye'de bir felaket yasanayacagina nerdeyse eminim. Almanya'da bunlar oluyorsa, kimbilir bizde neler olacaktir.

Bu tam da bahsettiğim irrasyonellik sevgili Sargon. Birincisi, ifadendeki aşağılık kompleksini yadırgıyorum. Kendine güven olmadan ancak yandan bıdı bıdı yapılır, ortaya doğru dürüst hiç bir şey konulamaz. Geçmişte kötü örnekler var diye bırakalım biz bu işleri. Uçaklarımız uçmasın, biz düşürürüz. Gemilerimiz yüzmesin biz batırırız.

Bu verdiğin örnek yine kel alaka. Alman Hükümeti, daha kuru ve depolamaya uygun bir yer yerine, ıslak bir depo alanı seçmiş. Neden? Çünkü burası ucuz ve çok düşük nüfuslu. Ortada bir sızıntı yok, yaygara koparılacak bir şey yok. Artı, Greenpeace bu ajitasyonu yapmak için teröristlere hedef göstermeyi göze alıyor. Kim bilir belki kendisi bombalar orayı!

Atık ve reaktör güvenliği konularından bahsettim yukarıda. Her ikisinde de rasyonel bir muhalefet duymuşluğum yoktur. Varsa yoksa konuyu bilmeden ama geçmişteki silah amaçlı nükleer güç kullanımları hafızasına kazındığından alerjik tutarsız reaksiyonlar.

Güneş nükleer enerjiyle çalışır. Radyoaktivite yadsınamaz bir güçtür ve onun uygar kullanımlarına kapıyı kapamak bir çeşit yobazlık olur.

KızıL
30-06-2010, 04:16
sevgili milomanara öncelikle türkiyeye güvenden bahsederken elinde neler var??
ben sana sadece bu ülkede madenciliğin neredeyse cumhuriyet kurulduğundan beri yapıldığını söyleyebilirim ve 2010 yılının türkiyesinde yılda ortalama 100 kişi maden kazasında ölmektedir!!
yada diğer ağır sanayi iş kollarından bahsedebiliriz???
sevgili milomanara ülkeye güvenmek esastır ancak türkiyeye güvenmek felakettir burda ağaılık kompleksi felan yok! bu ülkenin bakanı radyoaktivite tehlikesi olan çağı içip bakın ben içtim işte bişey olmadı diyen birisidir!!
kazım koyuncu neden öldü???
bende isterim ülkemde bu santraller olsun enerji kaynağımız gelişsin ama bu ülkede bişeyler değişmedikçe hep karşı olacağım! kım bir kazada olabileceklerin telafisini yapabilir??
bizim hüketimiz bu işi doğru düzgün yapabilecek mi sen buna inanıyormusun? taşeron firmalara veir bu işide özelleştirir kıme gittiği belli olmaz yahu limanlarını topraklarını satan ülkesindeki telekominikasyon ağını yabancılara devreden ülkesindeki tek yakıt işleme fabrikası tüpraşı satan ve daha nice kaynakları yok eden bir iktidara sen nasıl güvenebiliyorsun??
ben güvenmıyorum ve ülkemde böyle bir kazanın gerçekleşme ihtimali oldukça bu santrallere karşı olacağım....
bu ülke atıklarını nereye atacağını bile bilmıyor avrupa ülkeleri bile bu konuda sıkıntıdalar...

milomanara
30-06-2010, 11:36
sevgili milomanara öncelikle türkiyeye güvenden bahsederken elinde neler var??
ben sana sadece bu ülkede madenciliğin neredeyse cumhuriyet kurulduğundan beri yapıldığını söyleyebilirim ve 2010 yılının türkiyesinde yılda ortalama 100 kişi maden kazasında ölmektedir!!
yada diğer ağır sanayi iş kollarından bahsedebiliriz???
sevgili milomanara ülkeye güvenmek esastır ancak türkiyeye güvenmek felakettir burda ağaılık kompleksi felan yok! bu ülkenin bakanı radyoaktivite tehlikesi olan çağı içip bakın ben içtim işte bişey olmadı diyen birisidir!!
kazım koyuncu neden öldü???
bende isterim ülkemde bu santraller olsun enerji kaynağımız gelişsin ama bu ülkede bişeyler değişmedikçe hep karşı olacağım! kım bir kazada olabileceklerin telafisini yapabilir??
bizim hüketimiz bu işi doğru düzgün yapabilecek mi sen buna inanıyormusun? taşeron firmalara veir bu işide özelleştirir kıme gittiği belli olmaz yahu limanlarını topraklarını satan ülkesindeki telekominikasyon ağını yabancılara devreden ülkesindeki tek yakıt işleme fabrikası tüpraşı satan ve daha nice kaynakları yok eden bir iktidara sen nasıl güvenebiliyorsun??
ben güvenmıyorum ve ülkemde böyle bir kazanın gerçekleşme ihtimali oldukça bu santrallere karşı olacağım....
bu ülke atıklarını nereye atacağını bile bilmıyor avrupa ülkeleri bile bu konuda sıkıntıdalar...

Ben bu söylediklerini bilmiyor değilim ki sevgili kızıl. Ama biz buyuz. Ve bu öğrenilmiş çaresizliği[1 (http://en.wikipedia.org/wiki/Learned_helplessness)] anlamıyorum. Ben de mühendislik eğitimi aldım, robot programlamışlığım vardır. Demek istediğim, her konuda yeterli insan gücü vardır bu ülkede.

"Bu ülkede bir şeyler değişmesi" nedir? Benzin tankerinin yanında sigara içen hayvan kalmaması mıdır? Ya da 45 tonluk tırla 180 km/s hızla giden yaratık kalmaması mıdır? Malzeme bu, ya büyük projeleri bunlardan menkul yapacağız ya da 21.yy'ın sefilleri olacağız.

Bence hükümetle falan alakası yok. Bir çok tesisimiz sistemleşmiştir ve bu devasa sanayi kurumlarında iş kazası bile nadiren olur. Onu da geçtim, eşeklikte(yüksek ölümlü iş kazası oranları olan) bizimle yarışan ama başarıyla nükleer santral çalıştıran ülkeler var[1 (http://laborsta.ilo.org/STP/guest) Veriyi daha anlaşılır hale getirmiştim ama, dikkat etmediğim bir kısımdan koca grafik anlamını yitirdi. Ham veriye bakabilirsiniz oradan.

Biz yapamayız argümanı anlaşılabilir değildir. Eşek cenneti değil ya burası be?

KızıL
30-06-2010, 18:57
sevgili milomanara bu ülkede birşeylerin değişmesi nedir en başta biliyormusun??
sadece insana değer vermektir onun önemini kavramaktır kapitalizme ne kadar aykırı olsada..
bu ülkede bu işi rant haline dönüştürmeden gerçekten gelecekte ve şimdide sadece ülke huzuru için diye düşünen beyinler olmalı, bu ülkede bu işi yapacak bakanlıklara ve işe girecek özel şirketlere güvenmıyorum ve olabilecek herhangi bişeyin vereceği zararı düşünmek bile istemıyorum..

biz yapamayız argümanı benim inandığım bir şey değil ben ülkemin insanlarına ve bu konuda eğitimli olan mühendislere bilim adamlarına sonuna kadar güveniyorum!
ancak ben onların işlerine karışan "büyük patronlara" güvenmiyorum!
umarım meramı mı anlatabildim...

ulpian
30-06-2010, 19:45
sevgili kızıl

nükleer santral, maden ocakları ile pek kıyaslanamaz. Çünkü nükleer santralda oluşabilecek bir kazanın etkisi sadece Türkiye sınırlarında kalmayacaktır. Bu yüzden uluslararası düzenlemeler, yerine getirilmesi gereken standartlar ve denetim mekanizmaları mevcut. Ayrıntılar için özel olarak bir incelemek gerekir ama, Türkiye'nin taraf olduğu anlaşmalara binaen hukuki zorunluk da söz konusu olabilir, bu tür uluslararası düzenleme ve denetimlere uyma konusunda.

saygılarımla

KızıL
01-07-2010, 02:32
sevgili ulpian seni çok iyi anlıyorum ancak madencilikle kıyaslanamaz demişsin ya iki şey söyleyeceğim sana birincisi sadece çok gelişmiş olan madenciliğimizin bile ne halde olduğunu göstermek istedim ikincisi bahsettiğin güvenlik standartları emin ol madenciliktde var ama işi mta ya bırakan mı var?? gruzi boşaltımı madenlerde standarttır tüm dünyada aynı işlem yapılır! ancak sen bunu kurdurmak ve korumak için bişey yapmazsan gruzi birikir ve patlar...
işte mesel bu ülkedeki zaafiyetdedir..

milomanara
01-07-2010, 10:00
sevgili milomanara bu ülkede birşeylerin değişmesi nedir en başta biliyormusun??
sadece insana değer vermektir onun önemini kavramaktır kapitalizme ne kadar aykırı olsada..
bu ülkede bu işi rant haline dönüştürmeden gerçekten gelecekte ve şimdide sadece ülke huzuru için diye düşünen beyinler olmalı, bu ülkede bu işi yapacak bakanlıklara ve işe girecek özel şirketlere güvenmıyorum ve olabilecek herhangi bişeyin vereceği zararı düşünmek bile istemıyorum..

biz yapamayız argümanı benim inandığım bir şey değil ben ülkemin insanlarına ve bu konuda eğitimli olan mühendislere bilim adamlarına sonuna kadar güveniyorum!
ancak ben onların işlerine karışan "büyük patronlara" güvenmiyorum!
umarım meramı mı anlatabildim...
Sevgili kızıl,

Daha önce duymadığım "nükleer iyidir ama biz beceremeyiz" argümanıyla beni dumura uğrattın :)

Türkiye'den beklediğin, sayısal olmayan, afaki hedeflere bir gün ulaşılır mı bilemem. Bu, yüksek teknoloji üretimini yerden biter gibi başlatır mı, onu da bilemem. Mezbelelik Hindistan teknoloji parkı olmuş, 17 tane nükleer santral işletirken, bu işler bizi aşar savunmasını ben anlayamam. Zaten başlığın da çok konusu değil.

Sangre
01-07-2010, 16:22
Konu bilgilendirici ve bazı insanların tabularını yıkacak cinsten.

Kendi adıma Milomanara ve Ulpian'ın yazdıklarından yararlandım.. Kendilerine teşekkür ederim..

AerA
14-07-2010, 10:08
Santrala evet, kurulacağı yere hayır.
Hammadde ihtiyacı olan bir şey değildir ki nükleer santral neden limana yakın yapılsın.

Bir kimyager olarak doğadaki en temiz enerji diyebilirim, tabii ipin ucunu kaçırmazsanız. Ama ucu kaçmış ip masalı eskide kaldı.
"Nükleer santral teknolojisinde hiç bir gelişme olmadı ki" diyenler bir daha düşünsün. Almanyada adım başı nükleer santral hangisi patladı, hiçbiri. "Hiç patlamayacak değilya, o zaman ne yapacaksın?" denirse. Sürekli patlayacağını kurgulayıp güneşten medet uman bir "lahana" gibi yaşamaktansa patlarken yanında olmak daha iyi gibi. Her ardınızdan yürüyenin amacı sizi öldürmek değildir, paranoyayı bir tarafa bırakın derim.

nogada
14-07-2010, 14:45
Sayın milomanara'nın fikirleri son derece önemli ve aydınlatıcı bir o kadarda gerçekçi ve çözümseldir,kanaatindeyim.

Bununla birlikte bazı güçlerin,ülkeleri geri bırakma yada bazı konularda(enerji,hammadde,teknoloji,üretim vs)gelişmeyi önlemek yada daha az faydalandırmak adına,bazı grupları(greenpeace gibi)bu oluşumların içine sokmaktadırlar.Oysa bu sosyal grupların merkezinin bulunduğu ülkeler,bu grupların karşı olduğu aktivitelerin en fazlasının bulunduğu yerlerdir.

Bizim insanımıza gelince bizden bişey olmaz,nükleer bizim neyimize,bir onu iki günde patlatırız,gibi traji-komik açıklamalarda,insanımızın ne kadar kısıtlı bir dünyası olduğunun ve başka halklar karşısında ezilmişliğin nası D.N.A'larımıza işlediğinin acınası bir örneğidir.

O zaman ne yapmalıyız.Enerji şirketleri kurmayalım,ar-ge aytırımlarını desteklemeyelim,bilim insanı-mühendis yetiştirmeyelim,gelişmek için alternatif yollar edinmeyelim öylemi,nede olsa biz türküz,hiç bir şey yapamayız.

Arkadaşlar lütfen.Biraz kendinize saygınız olsun.Sayın milomanara gibi bende bir mühendisim,ve gerek çevremde gerekse,öğrendiğim yada tanıştığım kişilerce bu ülkede çok güzel şeyler yapan yada yapmaya çalışan ve devamlı gelişme içinde olan şahsiyetler,bilim insanları,mücedeleler ve yüksek çalışma arzulu oluşumlar görüyorum.

Bu beni gururlandırdığı kadar ümitlendiriyorda.Lütfen sizde destek olun o yada bu şekilde,gerek içinde gerekse dışarıdan ülkemizin gelişmiş milletler içinde olması için çalışalım.

Burada bilimi savunduğunu iddia eden kadar,hiç bir yerde böyle bir insan grubu görmedim ama bunlar sadece lafta olmasın,söz söylemek kolaydır,önemli olan o söylenilenleri gerçekleştirecek kapasitede olmaktır.

Başkalarının gelişmememiz için yaptığı,sözde insan ve çevre haklarını savunanlara kanıpta,gerçekleri bırakmamalıyız...

Saygılarımla...

Khaos
15-07-2010, 13:41
hipotetik olarak şunu sormak isterim.

çernobil benzeri bir olay yaşandığında , bunun bedelini ödeyebilecekmiyiz.
bu risk yüksek olmayabilir.
ama sonuçta bu risk var.
bu riskten bahsedilmesini kimse bir tür 3.dünya kompleksiyle izah etme kolaycılığına kaçmasın.
bu riski neye dayanarak kabul edilebilir bir risk olarak sunabiliyorsunuz.
bu konu kolayca birimizin bir diğerini eleştirip karara bağlayabileceği bir konumu.

n4n0_s3c0nD
15-07-2010, 15:12
Yeterki fizyonu hayata sokmaya basarabilsinler iste ozaman tertemiz bir dünyamiz olur petrol bile cikarmazlar artik

Sangre
15-07-2010, 21:20
http://www.agoratr.com/index.php/topic,223.0.html

Bu başlıkta da konuyla ilgili bir tartışma vardı..

Astur'un konuyla ilgili yaptığı açıklamaları okumanızı tavsiye ederim;

Öncelikle, nükleer santrallerin çevre açısından çok zararlı, riskli oldukları gibi yanlış bir kanıya sahipsin. Günümüzdeki nükleer teknoloji bundan yirmi ya da kırk yıl önceki ile aynı değil, eskisi giibi riskler yok, ikinci bir Çernobil vakası falan olası değil. Nükleer santraller pek çok insanın sandığının aksine nükleer bombalar gibi patlamazlar. Reaktör fazla ısınırsa su buharı basıncı yüzünden bir basınç patlaması yaşanır. Çernobildeki olay budur. Yeni nesil nükleer santrallerde reaktör korunaklı özel bir bölgede bulunur. Patlama ve sızıntı ihtimali ortadan kalkar. Çernobildekine benzer durumlar Hindistan ve İngiltere'de yakın zamanda yaşanmış ve sıfır denecek zararla atlatılmıştır. Nükleer santrallerin atıkları hiçbir koruyucu tedbir alınmadığında bile çok büyük kirlilik yaratmazlar. Nükleer bombaların ve Çernobil'deki sızıntının yarattığı kirliliğin esas nedeni havaya bol miktarda radyoaktif partikülün saçılması ve rüzgar, yağmur gibi etkenlerle çok geniş arazilere serpinti halinde yayılmasıdır. Nükleer santrallerin yakıtlarındaki artıklar rüzgarla oradan oraya taşınabilecek nitelikte değildirler. Sadece birinci aşamadaki su risk teşkil eder, o su da variller içinde depolanır.

Bir nükleer santralin atıkları genelde kurşun levhalar içerisinde saklanır. Kurşun levhalar radyoaktif ışınların sızmaması için gayet kullanışlıdır. Atık madde miktarına bağlı olarak klasik dalga teorisinden bildiğimiz rezonans etkisi doğabilir ve gömdüğümüz atıkların ortaya çıkardığı ısı ile kurşun levhalarda erimeye bağlı aşınma ve çatlamalar olabilir. Ama bunlar zaten hesaplanabilir değerlerdir. Atık madde miktarına göre 8 ila 50 cm kalınlıklarında levhalarla korunaklı atık havuzları inşa edilir. Atık madde miktarı santral başına yılda ortalama 30 ton kadardır. Her ne kadar atık maddeler artık pek çok alanda geri dönüştürülüp kullanılıyor da olsa biz 30 ton artık maddenin tamamının saklanması gerektiğini varsayalım:

Uranyum özkütlesi yaklaşık olarak: 19 g/cm^3= 19.000.000g/m^3= 19ton/metreküp

Yani bir yıllık atık uranyumu gömmek için iyimser bir tahminle 2 metreküp hacimli bir kurşun sandığı yeterli. Kaynatmakta kullandığımız su ise uranyum çubukları kadar ışınım yapmaz ve devri daim olarak kullanılır. Onların da saklanması çok büyük problem yaratmaz. Kaba bir hesapla 1 yıllık üretimin bedeli olarak, iyimser verilerle doğadan 50 metreküplük bir bölge çaldığımızı düşünürsek bırakın hidroelektrik santrallerini, rüzgar türbinlerinin ettiğinden bile daha az alan işgal etmiş oluruz. Bunlar bile çok abartılı rakamlar. 30 tonluk artıklar artık geri dönüşüm ile farklı alanlarda kullanılabiliyorlar. Yavru izotoplar ayrıştırılarak sağlık sektöründe kullanılabiliyorlar, uydu pilleri haline getirilebiliyorlar, hatta yakın gelecekte kullanılması muhtemel olan çok temiz ve verimli bir enerji üretim biçimi olan soğuk füzyon için yatırım olarak depolanabiliyorlar.

O açıdan nükleer gelince çevre felaketleri olacak, çevre yanacak, kül olacak falan şeklindeki çevreci zırıltılarına hiç kulak asmamak lazım.

not: Bu yazıyı yazarken arşivime aldığım birkaç yazıdan yararlandım, bu yazıları yazan thecrow ve deicide'ın adını zikretmemek olmaz.

ALKA
17-07-2010, 08:46
Almanya'da Nükleer enerjiden vazgecme tartismalari sürürken bizde nükleer enerjiye girilmek isteniyor. Halbuki hem Almanya'da hem de bizde 50 yil icinde yüzde 100 alternatif enerjiden yararlanmak ve petrole olan bagimliliktan kurtulmak mümkün..

Mersin in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli beldesinde yapılması planlanan "AKKUYU NÜKLEER SANTRALI" için Ruslar ile yapılan anlaşma gereği olarak, bu santral kurulup üretime geçtikten sonra ihtiyacımız olsun veya olmasın; santralın ürettiği elektriğin kilovatını 15 sene boyunca 13,70 cent artı K.D.V. den alacağız.

Dünyadaki fiyatı 6 cent olan bir ürünü, iki katı fiyatına ve üstelik kullanılsın veya kullanılmasın 15 sene alım garantisi vermek demek, bizim veya çocuklarımızın değil torunlarımızında geleceklerine ipotek koymak; amiyane tabirle bu ülkeye ihanet demektir.

Böyle ağır bir ipotek altına girmemizi gerektiren gerekçe ne olabilir?

gazete alımında, başbakanın araya girmesi ile 200 milyon dolar kredi verilen, aile yakını damatın patronu;

Ahmet ÇALIK (ÇALIK HOLDİNG) ın sahibi olduğu ve bugüne kadar içinden bir litre bile petrolun akıtılmamış olan Bakü-Ceyhan boru hattına işlerlik kazandırmak için Ruslarla imzalanan bu anlaşmada bu ağır ipotekler verilmiş olmasın sakın...

milomanara
17-07-2010, 12:18
Almanya'da Nükleer enerjiden vazgecme tartismalari sürürken bizde nükleer enerjiye girilmek isteniyor. Halbuki hem Almanya'da hem de bizde 50 yil icinde yüzde 100 alternatif enerjiden yararlanmak ve petrole olan bagimliliktan kurtulmak mümkün..
Hayır efendim mümkün değil! Kimse rüzgarın kuvvetli eseceğini, havanın bulutsuz olmayacağını, dalgaların büyük olacağını garanti edemez. Bütün bu enerji kaynakları devasa alan gereksiniminde TAHMİNİ ÇIKTILI alternatiflerdir.

Sevgili ALKA, Almanya nükleer enerjiden vazgeçmeyi tartışmış ve vazgeçmemeye karar vermiştir[1 (http://www.dw-world.de/dw/article/0,,4793966,00.html)]. Adamların 17 santrali varken, bizim bırakın enerji elde etmeyi bilgi birikimi(know-how) ve nükleer teknolojiyi yakalama ve geliştirme şansımıza neden göz dikiyorsunuz? Abartılı olarak; Bir gün bu gezegenden gitmemiz gerekirse emin ol bunu pır pırlı uçakla yapmayacağız.

Mersin in Gülnar ilçesine bağlı Büyükeceli beldesinde yapılması planlanan "AKKUYU NÜKLEER SANTRALI" için Ruslar ile yapılan anlaşma gereği olarak, bu santral kurulup üretime geçtikten sonra ihtiyacımız olsun veya olmasın; santralın ürettiği elektriğin kilovatını 15 sene boyunca 13,70 cent artı K.D.V. den alacağız.

Dünyadaki fiyatı 6 cent olan bir ürünü, iki katı fiyatına ve üstelik kullanılsın veya kullanılmasın 15 sene alım garantisi vermek demek, bizim veya çocuklarımızın değil torunlarımızında geleceklerine ipotek koymak; amiyane tabirle bu ülkeye ihanet demektir.

Böyle ağır bir ipotek altına girmemizi gerektiren gerekçe ne olabilir?

Yahu ne ipoteki? Türkiye enerji ihtiyacının 90%'ını ithal ediyor! 2015'e kadar 3 santralle bu oran 60%'a çekilmeye çalışılıyor. Ayrıca Rusya ile yapılan anlaşmayı okuyunuz[2 (http://www.taek.gov.tr/uluslararasi/ikili-isbirligi-anlasmalari/570-nukleer-enerji-anlasmasi-rusya-turkiye.html)], enerji üretimi için kullanılan araç gereç imalatından, uzman değişimine kadar tam bir bilgi birikimi aktarımı söz konusu. Türkiye bir kaç yıla kadar zenginleştirilmiş Uranyum ihrac edebilecek, ayrıca yine radyoaktif yakıt olan Thoryum elementinin dünya rezervinin 20%'si Türkiye'de. Arkada atık bırakmayan Thoryum'lu santral çalışmaları var[3 (http://en.wikipedia.org/wiki/Traveling_wave_reactor)]. Bu teknolojilerin AR-GE'sine gelişmiş ülkeler milyarlarca dolar harcadılar siz kalkmış değişken elektriğin fiyatını karşılaştırıyorsunuz. Hele hele, torunların geleceği edebiyatı nükleer güç üzerine kesif cehalet göstergesi. Amerika'nın nükleer enerjiyle yüzdürdüğü 150 gemisi var, buyrun siz yelkenli kruvazör yapın da kıçımızla gülelim. Çernobil güvenlik önlemleri inşa edilmemiş bir santraldi. Daha sonra başka ülkelerde benzeri kazalar olduğu halde sızıntı olmamıştır. Yapılması planlanan santral, 8 üzeri şiddette depreme dayanıklı, uçak çarpmasına ve terörist saldırılara hazırlıklı inşa edilecektir.

gazete alımında, başbakanın araya girmesi ile 200 milyon dolar kredi verilen, aile yakını damatın patronu;

Ahmet ÇALIK (ÇALIK HOLDİNG) ın sahibi olduğu ve bugüne kadar içinden bir litre bile petrolun akıtılmamış olan Bakü-Ceyhan boru hattına işlerlik kazandırmak için Ruslarla imzalanan bu anlaşmada bu ağır ipotekler verilmiş olmasın sakın...
Bu da zurnanın zırt dediği, rasyonel ALKA'nın mesnetsiz komplo teorileriyle arz-ı endam ettiği kısım olmuş.

ulpian
23-03-2011, 01:19
Japonya'daki korkunç felaketin ardından, Alman hükümeti, 30 yıl öncesinden kalan nükleer santrallarını hemen kapatma, diğerlerini ise çok daha sıkı bir güvenlik testinden geçirme kararı aldı. Yeşiller de haklı olarak, fırsatı politik açıdan değerlendirip hükümetin epey üstüne gidiyor şu sıralar. Ama örneğin Fransa'da böyle bir tartışma yok hala.

Diğer yandan Almanya için ciddiye alınabilecek en çevreci uzman görüşü bile (World Wide Funds For Nature), nükleer santralları topyekun kapatmanın, kabul edilebilir bir şekilde ancak 2020'de mümkün olacağını söylüyor (http://www.focus.de/panorama/vermischtes/deutschland-atomausstieg-fuer-deutschland-laut-wwf-bis-2020-moeglich_aid_610035.html) (tabii 2020'ye kadar, diğer enerji üretim metotlarına bir yığın yatırımlar yapmak, yeni ağlar oluşturmak şartıyla).

Japonya'daki felaketten bu yana, hemen her gün farklı (Alman) televizyon kanallarında nükleer santrallerin teknik evrimi, genel olarak enerji üretimi teknikleri, küresel enerji ekonomisi, muhtelif devletlerin enerji politikaları gibi konular hakkında belgeseller, uzmanlar ve politikacılar arası tartışma programları gibi şeyler yayınlanıyor. Yazılı basının da bir numaralı gündemlerinden... Elimden geldiği kadar takip etmeye çalışıyorum. Japonya'da insanlar şu an, ben bu mesajı yazıyorken, radiyoaktif tehlikesiyle boğuşmaktayken, pervasızca ahkam kesiyormuş gibi olmak da kolay değil elbette. Ayrıca Japonya örneğinden dersler çıkartılması gerektiği, nükleer enerjiye daha sıcak bakanların kendi pozisyonlarını tekrar gözden geçirmesi ve revize etmesi gerektiğini de düşünüyorum (örneğin nükleer santrallerin farklı nesilleri arasında teknik ve güvenlik açısından devasa farklar olduğunu öğrendim bu süreçte, ve 20-30 yıl öncesinin tekniğiyle yapılmış santrallere bakışım oldukça değişti). Ama sırf bu felaket örneğinden hareketle, nükleer santrallere topyekun ve bugünden itibaren karşı çıkmayı hala doğru bulmuyorum.

Astur
23-03-2011, 01:41
Ama örneğin Fransa'da böyle bir tartışma yok hala.


Fransız örneği oldukça ilginç aslında. Fransızların tarihten gelen bir kendine yetme takıntıları var; enerjilerinin yüzde 75 kadarını nükleer enerjiyle sağlamaları, zamanında de Gaulle'ün Fransa'yı NATO'nun askeri kanadından çekmesi, çiftçiliği ayakta tutmak için verilen sübvansiyonlar vs. hep bunun bir ifadesi diye düşünüyorum. The Economist'in web sitesinde geçen hafta şöyle bir grafik yayımlandı:

http://media.economist.com/sites/default/files/imagecache/original-size/20110319_WOC350.gif

Dünyanın ikinci en büyük nükleer enerji üreticisi olan, ve ürettiği enerjinin yüzde 70'ten fazlasını nükleerden elde eden (ki sanıyorum bu Fransızları dünya lideri yapıyor bu alanda) Fransa'da, Fransa'da yerleşik olduğunu gözlemlediğim siyasi aktivizm ve protesto kültürüne rağmen nükleer karşıtı doğru düzgün hareket olmamasını (diğer gelişmiş ülkelere kıyasla) çok dikkat çekici buluyorum.



Japonya konusunda da bir bilgi paylaşmak istiyorum. Wikileaks tarafından yayımlanan gizli diplomatik yazışmalarda, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'ndan bir yetkilinin Aralık 2008'de Japonya'yı Japonya'daki nükleer santrallerinin güçlü depremlere dayanıksız, güvenlik uygulamalarının da güncel olmadığı yönünde uyardığı görülüyormuş:


http://www.telegraph.co.uk/news/worldnews/wikileaks/8384059/Japan-earthquake-Japan-warned-over-nuclear-plants-WikiLeaks-cables-show.html

frodo
23-03-2011, 01:48
Nükleer enerji ile nükleer bomba arasında doğrudan bir ilişki var iddiasını dinlemiştim geçenlerde bir radyo programında. Profumuzun birisi -ismini hatırlayamadım- nükleer santrallerin nükleer bomba imalinin yan ürünü olduğunu söylüyordu. Oldukça mantıklı gelmişti açıklamaları.

Fransa'nın da konuya (nükleer enerjiye) takıntılarını da bu çerçevede açklıyordu.

Astur
23-03-2011, 01:59
Nükleer enerji ile nükleer bomba arasında doğrudan bir ilişki var iddiasını dinlemiştim geçenlerde bir radyo programında. Profumuzun birisi -ismini hatırlayamadım- nükleer santrallerin nükleer bomba imalinin yan ürünü olduğunu söylüyordu. Oldukça mantıklı gelmişti açıklamaları.

Fransa'nın da konuya (nükleer enerjiye) takıntılarını da bu çerçevede açklıyordu.

Fransa nükleer santral üretimine bildiğim kadarıyla 1970'lerdeki petrol krizlerinden sonra başlıyor, o dönem enerji için dışa bağımlılığın tehlikesini gören Fransa sonraki on yıllarda nükleer enerjiye büyük yatırım yapıyor.

Nükleer silah imalinin yan ürünü ifadesine de katılınabilir, Fransa'nın nükleer programı sanırım 1945'te başlatılıyor, 1960'ta da nükleer silah üretebilir hale geliyorlar.

KozmikSakaci
23-03-2011, 09:44
türkiye acilen nükleer santral inşa etmelidir ki enerjide dışa bagımlılık büyük ölçüde azalsın ve gelişmiş ülkeler statüsüne girebilsin.

kaanuni
23-03-2011, 19:04
türkiye acilen nükleer santral inşa etmelidir ki enerjide dışa bagımlılık büyük ölçüde azalsın ve gelişmiş ülkeler statüsüne girebilsin.

Türkiye'nin enerji (petrol+doğal gaz) kullanımı (neredyse tamamı ithal) Türkiye'nin ticaret açığının yarısını oluşturuyor. Ama Türkiye kendi elektriğini kendisi üretiyor. 4. Jenerasyon nükleer santrallerin, doğal afet riskinin düşük olduğu yerlere yapılması şartıyla fazla riski yok. Ancak Türkiye'ye gerçekten nükleer lazım mı? Güneş de bol Türkiye'de, rüzgar da, su da. Nükleer Santral açacağımıza bio diesel ve etanol üretsek daha faydalı bir yatırım olmaz mı? Gıda fiyatları biraz yükselebilir ama çiftçimiz geliri artar. Ayrıca rüzgar ve güneş enerjisi santrallerine de teşvik vermek lazım.

milomanara
24-03-2011, 12:55
Ancak Türkiye'ye gerçekten nükleer lazım mı?
Evet lazım. Hatta olmazsa olmaz.
Güneş de bol Türkiye'de, rüzgar da, su da. Nükleer Santral açacağımıza bio diesel ve etanol üretsek daha faydalı bir yatırım olmaz mı? Gıda fiyatları biraz yükselebilir ama çiftçimiz geliri artar. Ayrıca rüzgar ve güneş enerjisi santrallerine de teşvik vermek lazım.
Nükleer taraftarı olmak, Güneş/Rüzgar/Dalga gibi kaynaklardan enerji elde edilmesin istemek değildir. Fakat bu yöntemler ihtiyaç duydukları devasa yüzey alanıyla bugün bile Nükleer enerjinin en az iki katı maliyetlidir. Etanol ise petrol türevlerine göre verimsiz(düşük kalorili) bir üründür[1 (http://www.engineeringtoolbox.com/fuels-higher-calorific-values-d_169.html)]. Ayrıca, maya bakterilerinin basitçe "Şeker + Maya = Etanol + CO2" şeklinde ifade edilen kimyasal işlemi ziyade miktarda şeker gerektirmektedir. Bu yöntemle verimli şekilde kafaları bulabiliriz ama bir ülkenin sanayisini destekleyecek enerjiyi üretemeyiz(en azından makul maliyetlerle).

Astur
24-03-2011, 16:59
Evet lazım. Hatta olmazsa olmaz.



+1

Nükleer enerjinin Türkiye için risklerinin fazla abartıldığı kanaatindeyim, dünyanın her yerindeki nükleer santrallerin sebep olduğu can kayıpları bildiğim kadarıyla Çernobil ve Fukuşima'yı da dahil ettiğimizde dahi 10 bine ulaşmıyor. Kömür madenlerinde sadece Çin'de her sene yüzlerce, hatta binlerce kişi ölüyor, kömür yakıt olarak kullanıldığında ise çıkan gazları soluduğu için ölen, hastalanan insan ise daha fazladır. Bu tarz şeyler asla nükleer kadar görünür olmuyor.

Kazaların yaşandığı iki santral de Türkiye'de kurulacak santralden çok daha eski teknolojili, eski nesil, güvenlik anlamında geri vs. santraller bir de. Japonya'daki olaydan alınacak ders santrali deprem vb. afet riskinin en düşük olduğu bölgelere kurmak gerektiğidir. Japonya'daki santral depremden ziyade sel nedeniyle sorun yaşadı hoş, adamlar onlarca yıl önce de santrali 8.2'lik depreme göre epeyce sağlam yapmışlar, ama selin soğutma sistemini falan vurabileceği hesaplanamamış.

Dünyalı_Adam
28-03-2011, 11:31
+1

Nükleer enerjinin Türkiye için risklerinin fazla abartıldığı kanaatindeyim, dünyanın her yerindeki nükleer santrallerin sebep olduğu can kayıpları bildiğim kadarıyla Çernobil ve Fukuşima'yı da dahil ettiğimizde dahi 10 bine ulaşmıyor. Kömür madenlerinde sadece Çin'de her sene yüzlerce, hatta binlerce kişi ölüyor, kömür yakıt olarak kullanıldığında ise çıkan gazları soluduğu için ölen, hastalanan insan ise daha fazladır. Bu tarz şeyler asla nükleer kadar görünür olmuyor.

Kazaların yaşandığı iki santral de Türkiye'de kurulacak santralden çok daha eski teknolojili, eski nesil, güvenlik anlamında geri vs. santraller bir de. Japonya'daki olaydan alınacak ders santrali deprem vb. afet riskinin en düşük olduğu bölgelere kurmak gerektiğidir. Japonya'daki santral depremden ziyade sel nedeniyle sorun yaşadı hoş, adamlar onlarca yıl önce de santrali 8.2'lik depreme göre epeyce sağlam yapmışlar, ama selin soğutma sistemini falan vurabileceği hesaplanamamış.
Sel değil, Tsunami demek istediniz herhalde, umarım ukelalık yaptığımı düşünmezsiniz, neyse.
Birkaç sayfa önce, bir arkadaşın 2010 senesinde yazdığı bir iletiyi okudum. Nükleer felaketlerin sık sık meydana gelemeyeceğinden, bir daha başka bir Chernobyl olmayacağından bahsediyordu. Arkadaşlar, gelecekte olabilecek muhtemel olayları bilemeyiz, herşey olasıdır. Bir risk ve olasılık hesaplanması belirli hata oranlarında yapılıp, kararlar verilir, yani olasılıklar ve hata payları hakkında konuşup kararlar verebiliyoruz, olmaz diyemiyoruz.
Konu özellikle nükleer olduğunda bu hesaplamalar dahada önem kazanıyor. Görüldüğü üzere, japonların bile hesaba katmadığı şeyler oldu. Acil soğutma sistemlerinin her biri teker teker devre dışı kaldı. Soğutma havuzu çatladı ve soğumakta olan yakıt çubukları erimeye. Bunlar Türkiye'de olacak yada olmayacak diye birşey yok! Sadece irdelenmesi, planlanması ve gözönüne alınması gereken birçok şey var. Yukarıda bahsettiğim matematik yapılacak, risk analizleri yapılıp, olasılıklar hesaplanacak, bu fonksiyonlara doğada (depremler, fırtınalar, tsunamiler ve ne var ne yok) dahil edilecek ve ona göre bir karar alınacak! Hadi nükleer santral yapalım demekle olmuyor bu iş. Birde tabii halkın eğitilmesi var? Nükleer santral hakkında referandum deniliyor ama soruyorum arkadaşlar, ülkemizde kaç kişi bilir nükleer fizyon ve füzyon nedir, izotop nedir, yakıt çubuğu nedir, yarılanma süresi nedir......?
Nükleer atık nedir?
Bu yabancı bir firmaya ihale veripde,hadi gelin yapıverin bize bir nükleer santral demekle olmaz! Adamlara parayı verdiğinde gelir diker sana bir santral Taksim meydanında (biraz abarttım ama nedensiz değil.) İnce eleyip sık dokumak şart! Birde tabii yakıt sorunu var, bunuda unutmayalım. Uranyum yada plutonyum ayrıştırmak yoldan çakıl taşı toplamaya benzemiyor ve doğadada sık bulunan elementler değil bunlar! Teşekkürler.

Astur
28-03-2011, 19:24
Sel derken tsunamiden bahsediyordum, evet. 2010'daki ileti dediğini de ben yazmıştım, orada anlatmak istediğim de Çernobil'de yaşanan tarz sorunların yeni nesil nükleer santrallerde yaşanması riskinin pek olmadığıydı. Japonya'daki Fukushima Dai-ichi santrali 1971'de inşa edilmiş mesela. Başka sorunlar elbette yaşanabilir ama tasarım itibariyle yeni nesil bir santralde Çernobil'de olanlar olmaz.

Santralin inşa edilmesinde deprem vb. risklerin de göz önüne alınması gerek, bunlara katılıyorum elbette, son derece bariz şeyler bunlar zaten.

KızıL
28-03-2011, 19:33
fukushima şuanda dünyaya zarar veriyor önce kendi insanları ölüyor japonyanın ve sonrasında dünyanın her yerine yayılma tehlikesi!
umarım kimse japonları tedbir almamakla yada kötü iş yapmakla suçlamaz..
yenilenebilir kaynaklar diyorum herzaman...

Dünyalı_Adam
28-03-2011, 21:56
fukushima şuanda dünyaya zarar veriyor önce kendi insanları ölüyor japonyanın ve sonrasında dünyanın her yerine yayılma tehlikesi!
umarım kimse japonları tedbir almamakla yada kötü iş yapmakla suçlamaz..
yenilenebilir kaynaklar diyorum herzaman...
Böyle bir felaketi tam anlamıyla olmasada bekliyorlardı. Onca depreme, rüzgara, ve diğer doğa şartlarına dayanabilir bie şekilde tasarlanmış santral ama bütün back-up soğutma sistemleri iflas etti. Japonların hatası var tabiiki, ama ne kadar büyükte olsa insanlar hatalarıyla yaşarlar ve bazende hatalarıyla ölürler. Kaçınılmaz şeyler olacakmı? Daha kesinleşen bişey yok, ama olursa bu gezegende bir çok şeyin değişmesine neden olur diye düşünüyorum. Almanya'da iktidar bir eyalette yapılan seçimleri bu eyalette 4 tane reaktör olması sebebiyle Yeşillere kaybetti, ve bu sadece bir başlangıç.

Dünyalı_Adam
28-03-2011, 21:58
Ayrıca sorumluluk japonlara ait ve suçlanacak birileri varsa bu da onlar olur, ama zaten geleneksel olarak japonlar sorumluluktan kaçan bir millet değil.

Astur
28-03-2011, 23:05
Şu anda rüzgar, güneş vb. enerji kaynakları dünyayı taşımak için yeterli olmaktan çok uzak. Kömür, petrol vb. fosil yakıtlar ise nükleerden daha tehlikeli. Her sene binlerce işçi Çin'de madenlerde ölüyor. Kömür dumanı ise daha fazla insanın sağlığını bozuyor ve öldürüyor. Fosil yakıtları kullandığınızda karbon salınımınız da fazla oluyor, ve küresel ısınma yaklaşan büyük bir tehdit. Fransa dünyanın nükleer enerjiyi en yoğun kullanan ülkesi, ve karbon salınımları Danimarka gibi küçük ülkelerin falan bile çok çok gerisinde. Karşılaştırma yaparken bunları da göz önüne almak lazım.

milomanara
29-03-2011, 00:01
Fukushima Dünya'ya her hangi bir termik santralden ya da bir HES'den fazla zarar vermedi, vermeyecek. 70'lerde yapılmış bir santral Dünya'nın bilinen en büyük 5 depreminden biriyle vuruluyor ve ortada ölü yok! Söz konusu radyasyon salınımı reaktör çekirdeğinden değil, çevre birimlerindeki buhardan ve bırakın Atlantik'i geçmek çevresini bile kısa bir süre için etkileyecek. Siz bırakın bizim yapılacak olan yeni jenerasyon santrali de asıl Ermenistan'daki antikayı düşünün. O dandik santralin sökülme zamanı gelmesine rağmen Ermenistan çalıştırmaya devam ediyor. Nükleer güvenlidir ama böyle geri zekalılıklar yapılmadığı zaman. Metsamor Santrali sınırımızdan sadece bir kaç kilometre uzaklıkta[1 (http://maps.google.com/maps?ll=40.180844,44.148908&spn=0.01,0.01&t=m&q=40.180844,44.148908)].

Konuya dönersek, Fukushima rasyonel adamı nükleer karşıtı değil taraftarı yapmalı. Buyrun:Why Fukushima made me stop worrying and love nuclear power (http://www.guardian.co.uk/commentisfree/2011/mar/21/pro-nuclear-japan-fukushima)

ulpian
29-03-2011, 01:09
fukushima şuanda dünyaya zarar veriyor önce kendi insanları ölüyor japonyanın ve sonrasında dünyanın her yerine yayılma tehlikesi!


Konuyla ilgili izleyebildiğim programların hepsindeki tüm uzmanlar (nükleer santrallere karşı olanlar dahil) sadece yakın bir çevrenin etkilenebileceğini, etkinin örneğin Avrupa'ya kadar gelebilmesi için birçok faktörün biraraya gelmesi gerektiğini, fakat tüm bu faktörler biraraya gelse bile radyasyon yoğunluğunun Avrupa'ya gelene kadar hiçbir canlı için zararlı olamayacak orana ineceğini söylüyor.

Astur
29-03-2011, 01:37
asıl Ermenistan'daki antikayı düşünün. O dandik santralin sökülme zamanı gelmesine rağmen Ermenistan çalıştırmaya devam ediyor. Nükleer güvenlidir ama böyle geri zekalılıklar yapılmadığı zaman. Metsamor Santrali sınırımızdan sadece bir kaç kilometre uzaklıkta[1 (http://maps.google.com/maps?ll=40.180844,44.148908&spn=0.01,0.01&t=m&q=40.180844,44.148908)].


IAEA'nin yetkilerini arttırmak gerekiyor bence, denetleme yaptıktan sonra tavsiyelere uymayanlara yaptırım falan uygulama olanakları genişletilmeli, ki Japonya'daki ihmaller ya da Ermenistan'daki rus ruleti gibi şeyler yaşanmasın.

Bu arada güzel makaleymiş, teşekkürler milomanara.

spartacus
30-03-2011, 16:10
1970 lerin öngörüsü Nükleer Santrallerin maaliyetinin diğer yol ve yöntemlerden daha az maaliyetli olacağı ve sürdürülebilirlik, verimlilik açısından da fazlasıyla avantajlı olduğu düşünülüyordu. Gelinen noktada görülmüştür ki bu avantajlar özünde zamanla dezavantaja dönüşecektir.

Yanlış hatırlamıyorsam 1974 yılında, 20-30 yıl sonrası için 4000 adet nükleer santral öngörülmüş -istatistiki sonuçlar hem adet hem de maaliyet, verimlilik analizlerine dayanıyordu. Verimlilik dışındaki tüm hesaplamalar çökmüştür. Öcüye dönüşmüştür. (Örneğin Prof. Dr. Nejat Aybers'in 30 yılı aşkın bir süre önce Nükleer Santral adetleri konusundaki tahmini gerçekleşme oranı %10 civarında kalmıştır, 4.000 Sanral değil 400 küsür santral kurulmuştur. Neden? işte asıl cevaplanması gereken soru budur)

Bu güne kadar Nükleer karşıtlığı, insan-çevre-doğa temelinde öne çıkmış haliyle abartıya uğramıştır. Yalnız sorun sadece insan ve çevre değildir, Nükleer Santrallerin maaliyeti, sürdürebilirlik noktasında diğer yöntemleri katlamıştır. 1970 lerden günümüze Nükleer Santral tahminleri %10 larda kalmıştır. Bunun altında hem çevre, doğa faktörü hemde aşırı maaliyetler yatmaktadır. Bir kere Nükleer santral propagandası yapılanın aksine daha ucuz değildir, çok daha pahalı ve masraflıdır. Elbetde maaliyet hesabı başlangıç olarak verimlilik hesabıyla yapılmaktadır, yalnız bu hesaplama yaklaşımı hatalıdır, eksiktir, yanlıdır. Sürdürebilirlik ve sürdürebilirlik maaliyetleri noktasından yaklaşmak gerekir. Yani Santral'i kurduğunuzda, kurdum artık bitti deme şansınız yok, süreklilik arzeden bir maaliyeti vardır ve örneğin Türkiye açısından bu maaliyet santral açısından bağımlı ekonomidir(en az 10 yıllık sürekli maaliyet, bakım, zırt, pırt arıza, alarm, müdahale vs)

Nükleer Santral Kurmazdan önce, Dünya üzerinde kaç Nükleer santral projesi öngörülmüş(4.000), kaçı gerçekleşmiş(%10) ve yapımı devam eden ve öngörülen kaç projeden vazgeçilmiştir? önce bunlara bakmak gerekir. Tabi yine Neden sorusuna bir cevap arayarak...

Türkiye coğrafik konumu itibariyle bu gün açısından Nükleer santrale ihtiyacı yoktur, gelecek açısından ise daha farklı alternatifler üzerinde durmak, araştırmalar yapmak gerekir ve tabi adam akıllı bir enerji stratejisi ve poltikalarına ihtiyacı vardır. Bazı çevrelerin yeşil propagandalarına aldanmamak gerekir diye düşünüyorum.

Brezilya, Avusturya, Filipinler, İsveç, İtalya, Almanya, Avustralya, Küba, Meksika, Portekiz, İrlanda, Lüksemburg, Danimarka, Yunanistan, Norveç, İsviçre, Hollanda, ABD gibi bazı ülkelerde ya yapım aşamasında, ya bitmiş projenin iptali yada öngörülmüş projelerin iptali ile sonuçlanmıştır.

Birincisi gelecek kaygısı, doğa-çevre-insan faktörü, ikincisi ise aşırı maaliyetli oluşu ve sürdürebilirlik açısından taşıdığı bu iki riskden dolayıdır.

Geriye abartı bile olsa yabana atılmayacak bir sorun kalıyor, örneğin Avrupa ülkeleri Nükleer Santrallerinden, projelrinden hatda 30 yılda %90 lık bir öngörüden vazgeçerken, neden Türkiye'ye bu teknoloji pazarlanmak istenmektedir? (%90 öngörülere göre konuşlandırılmış Nükleer Sektörün kayıplarını azaltmak, zararın neresinden dönse kardır olabilir mi?)

Bu anlamda Nükleer Santral bir öcü değildir, öcü olup, olmaması bir yana Nükleer Santrale hayır demek için sebepler yeterlidir.

ulpian
06-04-2011, 01:11
Brezilya, Avusturya, Filipinler, İsveç, İtalya, Almanya, Avustralya, Küba, Meksika, Portekiz, İrlanda, Lüksemburg, Danimarka, Yunanistan, Norveç, İsviçre, Hollanda, ABD gibi bazı ülkelerde ya yapım aşamasında, ya bitmiş projenin iptali yada öngörülmüş projelerin iptali ile sonuçlanmıştır.

Birincisi gelecek kaygısı, doğa-çevre-insan faktörü, ikincisi ise aşırı maaliyetli oluşu ve sürdürebilirlik açısından taşıdığı bu iki riskden dolayıdır.

Geriye abartı bile olsa yabana atılmayacak bir sorun kalıyor, örneğin Avrupa ülkeleri Nükleer Santrallerinden, projelrinden hatda 30 yılda %90 lık bir öngörüden vazgeçerken, neden Türkiye'ye bu teknoloji pazarlanmak istenmektedir? (%90 öngörülere göre konuşlandırılmış Nükleer Sektörün kayıplarını azaltmak, zararın neresinden dönse kardır olabilir mi?)


sevgili spartacus,

bu son mesajını yeni gördüm.

Fakat verdiğin bilgilerin, dolayısıyla yaptığın yorumun doğru olabileceğini düşünmüyorum.

Japonya'daki felakete rağmen örn. Obama, Amerika'da yeni nükleer santraller inşa edileceğini açıkladı.(1 (http://www.zeit.de/politik/ausland/2011-03/obama-energierede-atomkraftwerke)). Çin, Japonya'ya rağmen, 40 yeni nükleer santral inşa ediyor.(2 (http://www.manager-magazin.de/politik/weltwirtschaft/0,2828,750789,00.html)). İngiltere, planlama/inşa aşamasında olan yeni nükleer santrallerinden vazgeçmedi, sadece Japonya'daki felaketten sonra, bu aşamaları biraz daha yavaşlatmayı ve biraz daha sıkı güvenlik kontrollerinden geçirmeye karar verdi.(3 (http://www.unternehmer.de/dj-rwe-pl-228-ne-f-252-r-neue-atomkraftwerke-in-gb-k-246-nnten-sich-verz-246-gern-108778)) Avrupa Birliği'nde şu an (planlama aşamasını geçmiş ve) fiilen inşa edilmekte olan 10'un üstünde yeni nükleer santral var. Bunun yanısıra zaten çalışmakta olan bir sürü nükleer santral de durdurulmuş değil, çalışmaya devam etmekte.

spartacus
06-04-2011, 12:08
Sevgili Ulpian

kaba, özet paragraflarla görüşlerimi özetleyeyim.

Anlatıklarım bir tarih dilimini içeriyor. O dilim içerisinde elbetde doğruyu yansıtıyor. Tabi bu günlerde ve ileriye dönük öngürüler bunların karşısına çıkartırsak bu şuna benzer, örneğin dün vazgeçtiğim bir uygulamayı-projeyi, bu gün tekrar ele alıyorum. Bu gün tekrar ele alıyor olmama bakarak dün vazgeçilmiş değildir diyor-sun-um. Bu biçimde yaklaşırsak doğruyu yansıtmaz elbetde. yazmış olduğun yazının özü bu temelde duruyor, dün A denilene, bu gün B diyenlere bakarak, dünde A denmediğini söylemiş oluyorsun. Bir bakıma bu çalışma incelenebilir. (http://www.emo.org.tr/ekler/f1e491a766ce312_ek.pdf?dergi=6) Buda incelenebilir. (http://www.jmo.org.tr/resimler/ekler/72e81e77edf6f73_ek.pdf?tipi=23&turu=X&sube=0) (Karşı çıkanlar ne diyor)

Geçmişde işletim masrafları, doğa-çevre, saklanan raporların, bazı gizlenen kaza ve sızdırmalarında açığa çıkması vb dolayı kapatılan yada projesi iptal edilen santraller için kaynaklar taranabilir... yani bunlar Nükleer Santral ve Nükleer Güç birlikteliğinden yalıtık düşünülürde, bu gün hem ihtiyaç hem politik hemde sektörel bağımlılık ve kaynakların tüketimi temelinde bakılmaz, sadece şimdi nükleer santraller yapılıyor işte o halde geçmişde projeler iptal olmadı yada durdurulmadı diyemeyiz.

Aşağısı konu ile ilintili genel görüşlerim...
------------------------------------------------------------------------------------------------
Nükleer Santral konusu tehlikelerinin abartılması nasıl ki bir noktaya odaklanıyor ve öyle değerlendiriliyor görünüyorsa, Nükleer Santral isteyenlerde bunu sadece enerji-verimlilik-karşılama biçiminde ele alıyorlar. Enerji sorunu sadece karşılama değildir, enerjide bağımlı olmak, olmamak stratejisine de bağlanmıştır. Yani bu gün nükleer enerji girişimleri ya da ihtiyacı sadece enerji üretimi değil ülkeler açısından bağımlılık, sektörel karlılık(teknoloji ve fosil yakıt ticareti) ekseninde ele alınmakta ve gerekçelendirmelerden bir tanesini teşkil etmektedir. Bu başlıkda buna ise kimse değinmemiş?

Avrupa enerjide başka bir ülkeye bağımlı olmak istemezken(örneğin Avrupa enerjide Rusya, Ukrayna'ya bağımlı olmak istemiyor.), diğer tarafdan Nükleer Enerji konusunda ne kadarda etkin bir üretim olduğunun politikasını yapmaktadır. Meseleye sadece verimlilik-karşılama düzleminde bakmak bence doğru bir yaklaşım değildir, aynı Avrupa geçmişde Nükleerden vazgeçmiş Avrupadır. Güncel olarakda Nükleer Enerji konusunda verilen moratoryum kararlarına bakılabilir.(İtalya, İsveç gibi., işte Bir örnek. (http://www.sondakika.com/haber-almanya-1980-oncesinde-kurulan-7-nukleer-santrali-2594675/)) Güncel haberde Nükleer Santrallerin kuruluş tarihlerinin dikkatinizden kaçacağını düşünmüyorum. 1970 lerden günümüze Nükleer Santral öngörüsü gerçekleşme oranı %10 da kalmıştır ve bu sadece tehlikesinden dolayı değil maaliyetli oluşundan da dolayıdır. Bu gün artan ihtiyaçların yanına enerji konusunda hem siyasi hemde sektörel nedenler eklenmiştir. (yani ucuz-güvenli enerji söylemleri gerçeği yansıtmıyor, hele ki o ülke maaliyetleri, üretimi kendileri yaptığı koşullarda idi, Türkiye ise TÜKETİCİ maaliyetine gebedir, bunların da önemsenmesi gerekir.)

1 Nükleer santralin verimliliği-karşılama oranını belirleyen, onun salt üretimi değildir, santralin kurulu olduğu ülkenin sanayi ve elektrik ihtiyacıdırda. Örneğin Japonya'da bulunan 50 üzeri Nükleer Santral ülkenin yüzde kaçını karşılıyor? Demek ki Nükleer santralin adedini belirleyen unsurlardan bir tanesi budur. yani örnekler ele alınırken örneğin 1 santral ülkenin yüzde bilmem kaçını karşılıyor bu kadar önemlidir denemez, bunu belirleyen o ülkenin sanayi alanındaki enerji ihtiyacıdırda. 1 ya da 2 Nükleer santralin işletilebilirlik maaliyeti yüksektir, ancak santral sayısı arttıkça maaliyet düşüyor.

Yine Nükleer Enerji üretimi maaliyetlerinin düşük olduğu propagandası gerçeği yansıtmıyor, ya da eksik bırakılıyor. 1 Nükleer Santralin kurulum ve işletilebilirlik maaliyeti kadar, atık depolama, kaynak sağlama(yakıt!) ve ömrünü tamamlayan santralin söküm maaliyetleride buna eklenmelidir. kaldı ki sanılanın aksine kaza ve arızalar meydana gelir ve bunların hepsi bir maaliyettir. Risk olarak ise doğal felaketler tedbir ve önlemi önceden alınamaz bir risktir.

Bir ülkede kurulacak Nükleer santral için, nükleer enerjinin ne kadar verimli olduğunu tartışmak yeterli değildir ve hatda bu tek başına önemsizdir denebilir. Türkiye'de bu gün Nükleer Enerji yada yüksek enerji fiziği alanında çalışan bilim insanı, personel kişi sayısı olması gerekenin binde bir seviyesinde seyretmektedir. Buda önceki yazıda bu yönüyle belirttiğim gibi en az 10 yıl işin yapı-bina kısmını geçtim sektörel bir bağımlılık demektir. Bu tahminim ise fazlasıyla iyimserdir. Burada da bitmiyor, uranyum zenginleştirmesi yapan ülkelerden alım yapılacaktır. Bunların hepsi birer maaliyettir ve bu maaliyetlerin karşılanması üretim değil tüketim ekseninde olacaktır. Nükleer konusunu ele alırken, sadece nükleer enerjinin nasılda verimli olduğunu tartışmak anlamsızdır. Bu Nükler Santral tartışmalarında Türkiyenin zenginleştirilmiş uranyumuda beraberinde üreteciği konusu ele alınıyor mu? eğer alınmıyorsa bağımlılığında, dünya da zenginleştirilmiş uranyum üretme girişiminde bulunan ülkelerinde neden üzerlerinde savaş uçağı uçurulmak istendiğide açığa çıkar. Bu işin boyutları elektrik, silah temelinde ele alınamaz, bu konular o kadar basit konular değildir, petrol üzerinde yüzyıllık yaşanan sorunlar ve götürüleri ne ise buda aynı çerçevede bir sorundur. Daha düne kadar ve aslında bu günde gelişmiş ülkelerde Nükleer Enerji=Nükleer Güç ifadesi boşuna kullanılmıyordu. Bazı salt milli-popülist söylemleri bir yana bırakırsak, dünya üzerindeki uranyum yataklarının haritasının çıkartılması ve önemi, zenginleştirilmiş uranyum üretmeye girişen ülkelerinde siyasal istikrarsılığa düşüş eğilimleri, ya da askeri müdahale öngörüleri şans eseri olarak görülemez.

Bu bir sektördür ve zenginletirilmiş uranyumun salt nükleer silah üretiminde kullanıldığı söylemi ise gerçeği yansıtmıyor. Nükleer silahlar zaten Nükleer Santral gerçeğiylede ilintilidir.

Neva
28-02-2012, 08:27
guncelleme.