Orijinalini görmek için tıklayınız : Din ve Bilim
"Bilimin boşluklarını sadece din kapattığı için bilim ile din çok iyi anlaşıyor."
benim bu söze yorumum
bilim geliştikçe dinin kapladığı alan küçülecek ve yok olacak.
sizin yorumunuz...
""Bilimin boşluklarını sadece din kapattığı için bilim ile din çok iyi anlaşıyor."
benim bu söze yorumum
bilim geliştikçe dinin kapladığı alan küçülecek ve yok olacak."
Acaba öyle mi?
Din ; *bilimin , gelecekte kapatılabileceği boşlukları doldurduğu gibi kapatamıyacağı boşlukları da dolduruyor.Dinle bilimin uyum içinde olduğu alanlar olduğu gibi çatıştığı alanlar da mevcuttur.
Uyum içinde olduğu alanlar , bilimsel gerçekliği kanıtlanmış ve kabul görmüş alanlar olup dinler bu gerçekliğe uyum sağlamak zorunda kalmışlardır.Bilimin ise dinlere uyumu mümkün değildir.Bu bilimin ruhuna aykırıdır.Bilim , başta din olmak üzere herşeyden özgür ve bağımsız olmalıdır.
*
Dinlerin temeli metafizik düşünceye dayanır.Metafizik , akademik anlamda , görünen-görünmeyen tüm gerçekliğin esas mahiyetini anlamaya çalışan felsefi bir alandır.
Metafizikçinin fizikçiden tek farkı , fizikçinin bu kavramları açıklamak için gözlenebilen , ölçülebilen ve denenebilen nicelikler araması , metafizikçinin ise sadece bunlara bağlı kalmayıp fiziksel alemin ötesindeki , gözlenemeyen , ölçülemeyen ve denenemeyen açıklamaları da kabul etmesidir. Bu da fizikçinin metafiziksel açıklamaları kabul etmeyeceği fakat metafizikçinin fiziksel açıklamaları kabul edebileceği anlamına geliyor.
Popüler anlamda fizik ötesi , madde ötesi demek olan metafizik temeller üzerinde yükselen dinin daralacağı alan , sadece görünen , algılanabilen , gözlemlenebilen alanlardır.Bu alanlarda ise bilimin açıklayamadığı bilinmeyenlerin miktarı pek fazla değildir.Bilim , fizikötesine , ölümden sonrasına ait bir çalışma alanı içinde olamayacağı için , bu alanlarda dinsel ağırlık devam edecektir.Fizikötesine ait bulacağı en küçük bir kanıt ise , tersine dinlerin genişlemesini doğuracaktır.
"Bilimin boşluklarını sadece din kapattığı için bilim ile din çok iyi anlaşıyor."
benim bu söze yorumum
bilim geliştikçe dinin kapladığı alan küçülecek ve yok olacak.
sizin yorumunuz...
bir ışık demeti halinde insan suretinde fakat insan organlarını barındırmayan, insan büyüklüğünde, *bir takım varlıklar olduğunu gören dostlarım oldu, hatta aynı anda 3 kişinin şahit olduğu bir durumdu bu. tam olarak anlam veremedim. bilgisi olan arkadaşların yardımını bekliyorum.
teşekkürler
Kozmik Kitaplar-İnanılmaz Gerçekler 2 kitabından alıntılar: Farklı örneklerde birbiriyle örtüşen ifadeler. (Diğer alıntılar kısaldı)
1-
Yaşamın gizli ve ilahi bir gücünün olduğunu hep düşünürdüm ama yaşanmış sırlarla dolu tecrübenin akabinde bu düşüncem benim değişmez gerçeğim oldu. Hayatımın en başarılı ve en güçlü olduğu günlerden birinde, işyerimde çalışmalarıma yoğun bir şekilde dalmışken birden kendimi farklı bir ortamda gördüm. Çevremde öylesine sessiz ve öylesine garip bir gri renk hakimdi ki şaşırmış, adeta bulunduğum yere çakılmış kalmıştım. Gittikçe büyüyen sis bulutu beni içine çekiyordu.
Sisli garip yerde yukardan bakar gibi bir hal içindeydim. Zaman ve hayat durmuş[/b], ben başka bir boyuta girmiş gösterileni seyrediyordum. Geniş bir kara yolunda hızlı bir şekilde ilerleyen arabaların akışını seyrederken, arabalardan birine daha fazla yaklaşmaya başladım. Sanki yukarıdaki ben, gözlerimle kameranın zum yapması gibi zum yapıyordum.
Bedensiz gözlerim arabanın içindeki sürücüyü görmüştü. Bu kişi yıllardır yurtdışında yalnız yaşayan dayımdı. Arabayı hızla kullanırken bir taraftan da yanaklarından akan gözyaşlarını silmeye çalışıyordu. Kalbim sıkışmış sanki nefes alamıyordum. Kendime geldiğimde çalıştığım masanın çevresine sıkıca sarılmış yaprak gibi titriyordum.
Bana ne olmuştu? Nasıl bir hal almıştım? Gördüklerim ne olabilirdi? Bütün bunları düşündükçe içim daralıyordu. Çalışamaz hale gelmiştim. Hemen şirketten çıkarak annemlere gittim. Beni perişan halde gören annem paniğe kapıldı. Olayları anlattığımda ise, 'Gece gündüz çalışıyorsun, uyku düzenin bozuldu. Ayakta rüyalar görüyorsun,' dedi ve telefona doğru giderek bu olayı çözümlemek için yurtdışındaki dayımı aradı.
Cevap alamıyorduk. Diğer yakınlarımızı arayarak ulaşmaya çalışsak da bir netice alamamıştık. Sıkıntılı ve caresiz geçen üç saatin sonunda kapı çalındı ve karşımızda dayım duruyordu. Tıpkı birkaç saat önce sislerin arasında gördüğüm kıyafette ve gözyaşları içinde içeri girdi. Annemle ben hayalet görmüş gibi dayıma bakıyor, tek kelime söyleyemiyorduk.
Dayım bizim şaşkınlığımızı bile fark edemeden koltuğa kendini atarak şunları söyledi: 'Ölüyormuşum, çaresi yok. Çok geç kalınmış, yapılacak fazla bir şey yok. Vatanımda ölmek istiyorum.'
Gerçekten de bütün vücudunu saran kanser dayımı altı ay sonra aramızdan sonsuza kadar alıp götürdü.
Yaşanmış doğaüstü olaylarda neyin gerçek olduğunu bilme şansımız elbette ki mümkün değil. Dünya belki de düşündüğümüz ya da bildiğimizden farklı bir işleyiş içinde dönüyor. Hangi güç hangi şartlar beni çözümlenemeyen bir vizyonun içine aldı? Bunun cevabını veremesem de sıra dışı bir deneyim yaşadığımı biliyorum.”
2-
“...Çayımın son yudumunu almıştım ki midemde bir bulantı hissettim. Sanki vucudum elektriğe bağlanmıştı. Nefes alamıyordum. Etrafım, sabahın pırıl pırıl ışıklarının yerine garip, ifade edemeyeceğim bir renge büründü. Parlak gri ya da gümüş rengi diyebiliriz. Kalbimin çarpmasından başka hiçbir ses yoktu. Dışarıdaki trafiğin akışı devam ediyordu ama ses yok olmuştu. İşte tam o sırada kendimi ofiste buldum...”
3-
“...Sabah olmak üzereydi. Çok güzel bir mayıs sabahını karşılamaya hazırlanan kuşların sesiyle biraz kendime gelmiştim. Bahçede dolaşarak üzerimdeki sıkıntıyı atmaya çalışırken birden sanki dünya derin bir sessizliğe büründü.
Hiçbir ses duymuyor, hızlı bir şekilde garip bir gümüş rengiyle dört bir yanım sarılıyordu. Korku ve panik halinde içeriye girmek için çaba gösterdiysem de sanki bedenim binlerce kiloluk bir ağırlığa sahip olmuştu; hareket edemiyordum.
Birden gözlerimin önünde sislerin içinde bir görüntü oluşmaya başladı...”
...Sustum; hem de yıllarca. Yaşamış olduğum bu olayı hatırlamak bile istemedim. Cevabını kimsenin veremediği bu olay beni bilinmezlerin ortasında çaresiz ve acılar içinde bıraktı.”
4-
“...birden yaşam sanki başka bir boyuta geçti. Garip bir renkteki bulut tüm çevremi sarmış, adeta beni dondurmuştu. Garip bir sessizlikle birlikte küvetin içinde bir görüntü oluştu. Bu görüntüyü sanki yukarıdan seyrediyordum. Zaman ve mekan yok olmuştu...”
...Yaşamış olduğum bu gerçek olay benim ve çevremin yaşama bakış açısını kökünden değiştirdi. Artık başıma ne gelirse gelsin bu olayı hatırlıyor ve kesinlikle başka boyutlarla bağlantıları, haberci rüyaları, kısa ölümü yaşayanları ve bizi koruyan gözeten varlıkların gerçekliğine inanıyor ve hayata bakış açımı değiştiren, adına telepati denilen sevgi yolunu kullanarak bana ulaşıp vedalaşan eşime çok kısa zamanda kavuşacağımı biliyorum.”
5-
“...Bir bardak süt içmek istemiştim ki birden çevrem garip bir gümüş rengiyle çevrelendi; hemen ardından insan çığlıkları, alevler ve dumanlar içindeki insanların görüntüsüyle karşılaştım. Sanki *zaman durmuş, ben başka bir boyuta geçmiştim. Bu görüntüyü yukardan farklı bir boyuttan seyrediyordum...Hareket kabiliyetim durmuştu; sesimi çıkaramıyor, olanları seyrediyordum.”
...Eşim, yaşadıklarımın ya da anlattıklarımın mantıklı bir aiçıklaması olmadığını söyledi. Peki bu yaşananlar ne idi? İşin içinden çıkamamıştık. Sonunda yaşadıklarımı, çok yoğun iş temposu yüzünden beynimin isyanı olarak değerlendirdik ve yattık.
...O anı yeniden yaşıyordum. Her detay ve her hareket gece gördüğüm gibi cerayan ediyordu...
...Geleceğin bir yerlerde olabilmesi, zaman karmaşasını beraberinde getirse de yaşam bütün sırlarıyla birlikte devam ediyor.”
6-
“...Bütün bunları sanki yukarıdan bir yerden seyrediyor gibiydim ve galiba bulunduğum yerde gümüş bir renk hakimdi...
...Aniden, bir düğmeye basıp film seyreder gibi seyrettiğim bu görüntü yok oldu.
...Olanlara anlam veremeyerek işyerime gittim...Otoparkta bulunan çocuk ve kırılan şişe benim üç hafta psikolojik yayrdım almama sebep olsa da artık zaman kaymalarının ve duru görü gücünün dünyanın her köşesinde yaşandığını biliyorum. Bildiğim diğer şey ise akıl sağlığımın yerinde olduğu.”
7-
“...aniden hayatın tüm seslerinin yok olduğunu fark ettim.
...Sanki zaman durmuş...Algıladığım tek şey, garip bir elektrik akımın içinde olduğumdu.”
...Ben açıkça bir zaman kayması yaşamıştım. Hayatımda ilk defa iki ay önce geldiğim bu bölgede, hayatımın en büyük mucizesiyle karşılaşmıştım...”
-------
Görümü yalnız ben Daniel gördüm. Yanımdakiler görmediler, ama dehşete düşerek gizlenmek için kaçtılar.Böylece ben yalnız kaldım. Bu büyük görümü seyrederken gücüm tükendi, benzim büsbütün soldu, kendimi toparlayamadım. - Daniel 10:7,8
Son günlerde halkının başına neler geleceğini sana açıklamak için geldim şimdi, çünkü bu görüm gelecekle ilgilidir. (...) Derken insanoğluna benzeyen biri dudaklarıma dokundu. Ben de ağzımı açıp konuşmaya başladım. Karşımda durana, ‹‹Ey efendim, bu görüm yüzünden acı çekiyorum, kendimi toparlayamıyorum›› dedim, (...) - Daniel 10:14,16
Petrus şaşkınlık içindeydi. Gördüğü görümün ne anlama gelebileceğini düşünürken, Kornelius'un gönderdiği adamlar sora sora Simun'un evinin kapısına kadar geldiler. -Elçilerin İşleri 10:17
istavrit
30-03-2006, 21:17
1)Amaca uygun Kur'an çevirileri kullanmak,ayrıca ayetleri bilimsel verilere uydurmaya çalışmak(en çok karşılaşılan durum budur)
2)"Kur'an zamanında bilinmesi mümkün değil" denilen birçok bilginin Kur'an dan yüzyıllar önce bilinmesi durumu.Daha önemlisi Muhammed'in bu kişilerle bazı ilişkilerinin olduğunun kanıtlayan bazı kaynaklar!
3)Kur'an da bulunan bazı "mucize" iddialarının Kur'an dan önceki kitaplarda bulunması...
İddiaları yanıtlamaya başlayalım:
1)Atmosferin "7 katmanlı" olmasıyla ilgili bilginin Kur'an da verildiği iddiası:
Ayetler:
Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi, 29)
"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15)
Bu ayetlerle atmosferin katmanları konusunun hiçbir ilgisi yoktur...Kur'an daki "yedi gök" ifadesinin ilgili hadislere de bakılırsa bambaşka konularla ilgisi olduğu görülür...
Harun Yahya sadece işine gelen ayetleri ve işine gelen kısımlarını yazmıştır.. Mesela aşağıdaki ayetlerde EN YAKIN GÖĞÜN YILDIZLARLA DONATILDIĞI YAZMAKTADIR:
67:5- Andolsun biz,en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.
41:12- Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. (görüldüğü gibi Kuran 7 gökten bahsettikten sonra en yakın göğü kandilerle donattık diyor!!!)
YILDIZLAR ATMOSFER KATMANLARINDA (hele EN YAKIN GÖKTE/troposferde)
OLAMAYACAĞINA GÖRE Kur'an'ın atmosferin katmanlarından bahsettiği iddiası çürür...
Kur'an daki 7 gök değimi bazı islam alimlerince "cennete giden 7 yol/gök" olarak yorumlanmıştır..
Ama 7 gök ile ilgili ifadeleri eski uygarlıklar da kullanmışlardır.
Eski putperest Araplar güneşin, ayın,Satürnün Jupiterin, Mars'ın ve Merkür'ün ve Venüs'ün gökteki bu 7 objenin ilahlar olduğuna inanıyorlardı(bu gezegenleri çıplak gözle görebiliyorlardı)
Haftada günler de bundan türemiştir...
İngilizcelerine dikkat edelim..
Saturday
Sunday to Sun (Dies Solis),
Monday to Moon (Dies Lunae),
Tuesday to Mars (Dies Martis),
Wednesday to Mercury (Dies Mercurii),
Thursday to Jupiter (Dies Jovis)
Friday to Venus (Dies Veneris).
Ayrıca Muhammed'in bu "7 gök" inancı Yahudilikte de bulunuyordu yani yeni birşey değildir..
Bu 7 göğün atmosfer katmanlarıyla ilgisi olmadığı bazı hadislerin bunları açıkça açıklamasıyla daha iyi anlaşılabilir...
istavrit
30-03-2006, 21:21
2)Kur’an’ın bilimsel bir şekilde “yörüngelerden” bahsettiği idiası:
Ayetler:
"özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" (Zariyat Suresi, 7)
Ayete bakalım..
Zariyat 7- “Yollara sahip göğe andolsun ki,(elmalılı)”
Görüldüğü gibi Kur’an daki bu ayet bilimsel verilere yaklaştırmak/uydurmak uğruna “yollar” ya da benzeri anlamdaki kelime, “yörünge” diye çevrilmiştir!!!
Bir de şu ayetler:
“Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor”. (Enbiya Suresi, 33)
“14:33- Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi”
İlk önce çok çok önemli olan birşey dikkatimizi çekiyor bu ifade sayesinde Kur’an’ın ne demeğe çalıştığına dair önemli bir ipucunu yakalıyoruz..
Günaş-ay bunlar “yörüngelerinde yüzüyor” peki ya NEDEN DÜNYADAN BAHSEDİLMİYOR?!?
Eğer Kur’an dünyadan bahsetseydi gerçekten bu ayet bir mucize olurdu! Ama tabi ki Kur’an ın hiçbir yerinde “dünya yörüngesinde hareket ediyor” diye bir bilgi yoktur...
Güneş...ay...
Güneş, hakikaten de eski toplumlara göre hergün DOĞUDAN BATIYA “yörüngesinde yüzer” ay da aynen öyle...Kur’an ın demeğe çalıştığı da budur
Aslında Kur’an da bu ayette bilimsel bir mucize olacağına bilimsel bir “hata” olduğu bile savunulabilir.Çünkü Muhammed’in gerçekten çıplak gözle , güneşin doğudan batıya “hareket ettiğini” düşünmüş olma olasılığı fazladır...
Şu ayet bizi bu konuda şüpheye düşürür...
“36:40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.”
Yani Muhammed’in gerçekten de güneşin dünya etrafında hareket etiğinden ve aya çarpmaması/çatmamasından bahsettiği güçlü bir olasılıktır
Yani Muhammed’in “güneş,ay yörüngelerinde yüzüyor” sözüyle anlatmak istediği tabi ki Ay’ın dünyanın etrafında döndüğü ya da bilimsel anlamda “yörüngesi” olduğu değildir...Sadece, bazı hadislerde de açıkça belirttiği gibi (Taberi Volume 1 yaratılış ve Tufan ile ilgili bölüm sayfa) ,Güneşin ” kendisi için belirlenmiş bir alanda” periyodik olarak KENDİ YOLUNDA doğudan batıya hergün hareket ettiğidir...Bu hareketin de “Allah tarafından kendisi için belirlenen yörünge/kader/yol” olduğudur..
Zaten Muhammed’in çıplak gözle gördüğü de bu olaydır..Aynı şey ay için de geçerlidir...
istavrit
30-03-2006, 21:23
3)Kur’an ve embriyoloji
Ayetler:
“Ali İmran / 6 Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir”
“22:5. Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim..........................”
“Müminun / 13 Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik”
“Müminun / 14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik.”
“39:6- O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor.”
Bu bilgiler Muhammed’den yüzyıllar önce Yunanlı Galen’in yazmış olduklarıyla çok büyük paralellikler göstermektedir..
İlk önce bazı ayetlerde geçen “alaka” ya da “alak” sözcüğü bazı çevirilerde “aşılanmış yumurta” olarak gösterilmiştir..ve bilimsel bir anlam yüklenmeye çalışılmıştır...
Ama “alak” kelimesi için birçok çeviride(hem Türkçe hem ingilizce) kullanılan sözcük basitçe “pıhtı” ya da “kan pıhtısı” dır...
Birkaç çeviride de “yapışıp kalan birşey” gibi kelimelerle sözcüğe bilimsel anlamlar yüklenmeye çalışılmıştır..
Kur’andaki bu konuyla ilgili ayetleri toplarsak karşımıza şu sonuç çıkar:
Doğum öncesi Kur’an ın bildirdiği safhalar:
Safha1: “nutfa” yani sperm
Safha2:”Alak” yani “kan pıhtısı”,
Safha3: “mudahgha” yani “bir et parçası”
Safha 4: “adaam” yani kemikler
Safha5: Kemiklerin kaslarla örtülmesi
(BU AŞAMALAR MUHAMMED’DEN YÜZYILLAR ÖNCE YAŞAMIŞ GALEN’İN BİLDİRDİKLERİYLE BÜYÜK PARALELLİK GÖSTERİR)
ayetlerde anlatılanlar Kur’an’ın sanki bilimsel bir hata yaptığı izlenimini vermektedir..
Çünkü;
Cenin’in oluşumunda “pıhtı” ya da “kan pıhtısı” ile alakalı bir safha yoktur(Dr. William F. Campbell)
Kur’an daki bir bilimsel hataya daha değinelim...
“2:259...................Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?"
Kaslar ve kıkırdaklar kemiklerden önce aynı zamanda oluşmaya başlar sekizinci haftanın bitiminde ancak kemikleşme oluşumları görülür fakat ceninde kemikleşme oluşumlarından önce zaten kas hareketleri ve oluşumları gözlenmektedir...
Yani kemiklerin oluşması ve üstüne etler giydirilmesi tanımı yanlıştır,kaslar kemiklenmiş kemiklerden önce zaten vardır...
Yani Kur’an ın yukarıdaki ifadesi hatalıdır bu ifade yine Galen’in düşündükleriyle paralellik gösterir...Galen’in yaptığı bazı hataları aynen Kur’an da tekrarlanmıştır...
Yani şurası kesindir ki “Kur’an zamanında bilinemez” denilen bu basit bilgiler Muhammed’den önce yaşamış eski Yunanlı doktorlar tarafından bilinmektedir ve elimizde onlara ait eserler vardır...
İlk önce Hipokrat’ı inceleyelim...(MÖ 460)
Hipokrat’ın yazılarında;
Annenin kanının pıhtılaşması:
“Tohum(embriyo),...zarın içinde.....Annesinin kanı dolayısıyla büyür rahime iner...”(ingilizcesinde bölüm 14 sayfa 326)
Beden:
“bu aşamada annenin kanının pıhtılaşması ve inmesiyle ET OLUŞMAYA BAŞLAR”(ingilizcesinde aynı sayfada bölüm 14 sayfa 326)
Şimdi Kur’an için gösterdiğimiz aşamaları Hipokrat için gösterelim..
Safha1: Sperm
Safha2:Annenin kanının zara inmesi
Safha4:Kemikler
Milattan önce 460 yıllarında yani Muhammed’den yüzyıllar önce yaşamış Hipokrat’ın yazılarında bu bilgileri bulabiliyoruz ve bu bilgiler Kur’an ınki ile büyük paralellik gösteriyor!!!!!!!
Yine milattan önce 350 yıllarında yaşamış “Aristotle” nin “On the generation of Animals” adlı eserinde şu bilgiler yer alır:
İngilizcesinde bölüm 654 b de Aristotle, etin kemiklere “sarıldığını” “liflerle takıldığını” bildirir..
Yine bu bilgiler Kur’an ile çok büyük bir paralellik gösterir
Safha1:sperm
Safha2:Regl kanı
Safha3:beden/et
Safha4:kemikler
Safha5:Etlerle beraber büyümesi
GALEN’e bakalım:
Galen Ms131 de doğmuştur.
“De semine” adlı kitabında ingilizcesinde sayfa 50 de Galen Aynı Kur’an 76:2 deki bilgiyi vermiştir yani” bir damla karşık sudan” ayeti Galen’in verdiği bilgilerle %100 benzerdir..
Kitabında Ceninin ilk başlarda şekillenmemiş olduğundan daha sonra kemikleşerek “etlenerek” büyümesinden bahsetmiştir...Aynı Kuran 23:14 de olduğu gibi!!!!!!
Şimdi Galen’inkine bakalım:
Safha1: İki “semen”
Safha2:+ regl kanı
Safha3:ŞEKİLLENMEMİŞ VÜCUT
Safha4:KEMİKLER
Safha5:ETLER KEMİK ÜZERİNDE BÜYÜR
Görüldüğü Muhammed den önce yaşamış Galen Kur’andaki bilgileriçok önce vermiştir...
Peki Muhammed kendisinden çok daha önce yazılmış bu bilgilere nasıl ulaşmıştır veya nasıl duymuştur?
Ms528 de Kuzey Arabistanda konuşulan dil “Süryanice” idi
Bu yıllarda “Sergius al-ras Ayni” adlı kişi (Ms 536 da ölmüştür) GALEN’İN 24 KİTABI DA DAHİL OLMAK ÜZERE TIPLA İLGİLİ BAZI ESERLERİ GREKÇE DEN(YANANCADAN) SÜRYANİCE YE ÇEVİRMİŞTİR
Aristotle’nin Hipokrat’ın Galen’in eserleri o bölgede zaten süryanice ye çevrilmişti okunabilir olarak bulunuyordu(The Role of the Nestorians and Muslims in the History of Medicine, Allen O. Whipple, 1967, Princeton Univ. Press, p. 16)
Daha sonra Araplar Nestorians lara bu çalışmaları Arapça’ya çevirtti.
Süryanice ve Arapça birbirine çok yakın diller lduğundan bunu yapmak çok kolaydı..
Muhammed zamanında Arabistan da bu bilgileri bilen kişiler tabi ki bulunuyordu(Mesela bunlardan biri “Harith ben Kalada”(Ms550 de Ta’if de doğmuştur)
Bu şahıs Yemen’e ve İran’a seyahatler yapıyor Galen,Aristotle ve Hipokrat ın “buluşları” konusunda kendisini geliştiriyordu...
Bu kişi daha sonra İSLAMIN BAŞLADIĞI ZAMANDA Arabistan’a geri döndü ve doğduğu yerde “Ta’if” te oturmaya başladı
Dr. Dr. Lucien LeClerc “Histoire de la Médecine Arabe” adlı kitabında şöyle yazmıştır:
“Harith Ben kalada Jandi Shapur’da tıp öğrenmiştir..Muhammed bu konulardaki bilgisinin bir kısmını Harith Ben kalada’ya borçludur” (LeClerc, op.cit., p. 123.)
Ayrıca Muhammed ile ilişkisi olan “tıp konusunda bilgili” insanlardan biri de “Nadr ben Harith” idi..
Bunun gibi birçok kişi vardır...
Görüldüğü gibi Hipokrat tın da tıp konusunda bazı hataları vardı Aristotle’nin de “Galen’in de onlardan kopya eden KUR’AN’IN DA!!!
Bir de müslümanların bilimsel olarak yorumlamaya çalıştığı şu ayet:
“39:6- O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor”
“Üç karanlık içinde” cümlesi çeşitli islam alimlerince bambaşka şekillerde yorumlanmıştır ama günümüzün “Kur’an araştırmacıları” bu ayeti de bilimsel bazı verilere uydurmaya çalışmaktadır....
FAKAT MUHAMMED BU ÜÇ KARANLIK İLE İLGİLİ KONUYU DA DİREK SAĞDAN SOLDAN DUYDUĞU KİŞİLERDEN ALIP KUR’AN A KOYMUŞTUR BU BİLGİ HİPOKRAT’IN ESERLERİNDEN GELİR...
Hipokrat’ın eserlerinde bu “üç karanlık” konusu ayrıntılarıyla açıklanmıştır...
Muhammed o dönem için bilimsel sayılabilecek bu konuları ilişki içinde olduğu + sağdan soldan duyduğu bilgileri Kur’an a geçirmiştir bu konuyu ortaçağ düşünürü “Ibn Qayyim al-Jawziyya” şu şekilde açıklamıştır..
“Hipokrat....bazı zarlar ilk önce oluşur diğerleri ikinci ayda diğerleri ise üçüncü ayda....demiştir..BU NEDENLE ALLAH “Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor” şeklinde buyurmuştur..Bu zarlardan her birinin kendi ‘karanlığı’ vardır.Allah bu yaratılış aşamalarını/bir aşamadan diğerine geçişi ima ettiğinde bu ‘zarların karanlığını’da ima etmiştir..Ayrıca Hipokrat ‘kulaklar açıldı,ve sıvıyla dolu gözler’ BU NEDENLE MUHAMMED beni yaratan işitmemi ve gözlerimi açana ibadet ederim”
1. (Ibn Qayyin (Damascus, 1971) Tuhfat: Tuhfat al mawdud bi ahkam al-mawlud, pp. 254-291
2. B. Musallam, op. cit., p. 56 )
SONUÇ:
Sonuç şudur:
“Muhammed zamanında bilinmesi mümkün değil” denilen bilgiler Muhammed’den yüzyıllar önce biliniyordu.Ayrıca Muhammed’in yaşadığı zamanda ve Muhammed’in çevresinde bu bilgileri çok iyi bilen eğitimli kişiler vardı...Bunların Muhammed ile ilişkisini kanıtlayan çok sayıda kanıt vardır...
Ki zaten Hipokrat’ın Aristotle’nin Galen’in ve dolayısıyla Kur’an ın bu SADECE ZAMANINA GÖRE BİLİMSEL SAYILABİLECEK bilgilerin bugün önemli yanlışlar da içerdiği modern tıp tarafından kanıtlanmıştır...
bu yazilar www.islamacevap.net *adli siteden alinmistir...
Materyalist
31-03-2006, 00:32
Bilim ve din zıttır. Birinin olduğu yerde diğeri olmaz. Bilim akılcıdır, mantıksaldır, araştırmacıdır, olgusaldır. Din kabullenmedir, mantıksızdır, araştırmaya gerek duymaz, metafiziktir. Bilim uzun vade de ya dinleri yok edecek, ya da dinlerin aklını başına getirecek. Dinlerin bilime en ufak katkıları yoktur. Olamaz. Ne zaman ki insanlık dinsel düşünceyi önemsememeye başladı, bilimsel gelişme ondan sonra ortaya çıktı. (Rönesans).
Kuran mucizelerine gelince. Bir ara "çalışanın emeğini aynı gün verin" ayetinden, bu günkü biçer-döverin nasıl çıkarıldığını anlatan, soytarı ve şarlatan bir sözde gazetecinin durumuna değinmiştim. Kuranda hiç bir mucize yok. Yalan. Uydurma. Mucize denilenlerin çoğu da yanlış. Kimse kendini kandırmasın. Çünkü Kuran ilahi bir kitap değil, bizzat muhammedin sallamalarıdır. Bu insanlar kurana, incile, tevrata vb. nasıl "ilahi kitap" diye inanabiliyorlar halâ anlayamıyorum. Bu yazdıklarımda "Düşünen, keskin zekalılar içün ibretler vardır" *:D
ben bilim ile dini ilişkilendirirken şunlardan bahsetmiştim
mesela birine herşey zamanla olmuştur diyosun suyun buharlaşması sonra tekrar su olması gibi veya ağacın büyümesi insanların üremesi herşey yani, ama adamlar diyo bunları ilk kim yapmıştır. işte bilim cevap verebildiklerine cevap veriyor ama veremediklerini din allah yaptı diyip işin içinden rahatça ve bi o kadar da aptalca çıkıyor. Ama bilim geliştikçe bu sorulara cevap verebilecek ve din artık yok olmaya başlıyacak.
Halbuki dinden böle deyil de mantık yoluyla uzaklaşsak daha iyi olur diye düşünüyorum.
Bu arada bişe sölemek istiyorum
ben bir din kültürü öğretmenine ilk canlı suda varolmuştur dedim o da bana komik ve o kadar alakasız bi laf olan toprağın da ana maddesi sudur deyip beni kahkahalara boğmuştur.
Doğru söylemiş.Hatta "suyun da ana kaynağı ateştir" diyebilirdi.:)
bi kez daha kahkahalara boğuldum. ilk canlı suyun içinde meydana gelmiştir. ilk insan topraktan meydana gelmiş toprağın da ana maddesi su diyerek sizi kandırmış o kitap
Kaytaz çok güldün ama kitap öyle yazıyor na'palım...
BİZ TOPRAKTAN , ATEŞTEN , SUDAN , DEMİRDEN DOĞDUK
GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ
Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!
Şimdi daha çok gülersin herhalde!! :) :)
sodomo--
14-04-2006, 13:10
psiko, bak aşağıda ünlü matematikçi, astronom Ömer Hayyam ile ilgili bazı bilgiler var.
Eserleri; Muhasar fi'I-Tabiiyat (fizik konularının ôzeti); Muhtesar fi'I Yücud" (Varlıkla ilgili Bilgi ôzeti); El Kev'n ve't Teklif (Oluş ve Görüşler); EI-Cebr (cebir), Mizan-ül-Hikem (Bilgelikler ölçüsü); Ravzat'ül Ukul (Akıllar bahçesi), Dörtlükler.
En büyük eseri Cebir Risalesi'dir. On bölümden oluşan bu kitabın dört bölümünde kübik denklemleri incelemiş ve bu denklemleri sınıflandırmıştır. Matematik tarihinde ilk kez bu sınıflandırmayı yapan kişidir. O cebiri, “ sayısal ve geometrik bilinmeyenlerin belirlenmesini amaçlayan bilim” olarak tanımlardı.Matematik bilgisi ve yeteneği zamanın çok ötesinde olan Ömer Hayyam denklemlerle ilgili başarılı çalışmalar yapmıştir. Nitekim, Hayyam 13 farklı 3. dereceden denklem tanımlamıştır. Denklemleri çoğunlukla geometrik metod kullanarak çözmüştür ve bu çözümler zekice seçilmiş *konikler üzerine dayandırılmıştır. Bu kitabında iki koniğin arakesitini kullanarak 3. dereceden her denklem tipi için köklerin bir geometrik çizimi bulunduğunu belirtir ve bu köklerin varlık koşullarını tartışır.Bunun yanısıra Hayyam, binom açılımını da bulmuştur.Binom teoerimini ve bu açılımdaki katsayıları bulan ilk kişi olduğu düşünülmektedir. (Pascal üçgeni diye bildiğimiz şey aslında bir Hayyam üçgenidir).....
21 Mart 1079 yılında tamamladığı, halk arasında “Ömer Hayyam Takvimi” bugün ise “Celali Takvimi” olarak bilinen takvim için büyük çaba sarf etmiştir. Güneş yılına göre düzenlenen bu takvim 5000 yılda bir gün hata verirken, bugün kullandığımız Gregoryen Takvimi 3330 yılda bir gün hata vermektedir. Eserleri arasında İbn-i Sina'nın Temcid (Yücelme) adlı eserinin yorum ve tercümesi de yer alır. (http://www.cybermaths.8m.com/omerhayyam.htm)
Peki bunları niye yazdım ? bazı şeyleri biz söyleyince olmuyor, ömrünü bilime adamış bir insanın düşünceleri, söyledikleri dikkate alınır diye düşünüyorum.
Peki ne söylemiş BİLİM'i rehber edinenler için Hayyam ?
Bilgiyi rehber edinenler yazık ki öküzü sağmaya çalışanlara benzerler. Onlar aptal kıyafetine bürünmüş olsalar daha yeridir. Çünkü bugün bilginin karşılığı çarşıda bir tutam ot etmez.
Ve Hayyam DİN için şunları söylemiş ;
Putların, Kabenin istediği: Kölelik; *
Çanların, ezanın dilediği: Kölelik; *
Mihraptı, kiliseydi, tespihti, salipti *
Nedir hepsinin özlediği? Kölelik. *
Her ikisine hitaben şu rübai'yi yazmış;
Kimi dinde imanda buldu yolu *
Kimi akıl, bilim yolunu tuttu. *
Derken ses geldi karanlıklardan: *
Gafiller! Doğru yol ne odur, ne bu! *
Ve Hayyam doğru olanı şeyin SEVGİ'nin yolu olduğunu bu rübaide şöyle ifade etmiş.
Düşünce göklerinin baş konağı sevgidir sevgi; *
Gençlik destanının baş yaprağı sevgidir sevgi; *
Ey sevginin sırlarından habersiz yaşayanlar, *
Bilin ki tüm varlığın baş kaynağı sevgidir sevgi. *
velhasıl, BİLİM de DİN de birer avuntu olagelmiştir insanoğlu için bugüne kadar ve maalesef insanoğlu bu ikisi uğruna kutsal bir değer olan SEVGİ' yi feda etmek zorunda kalmıştır.iİnsanlık tarihi sayısız örnekleri ile doludur bilim ve din adına işlenen günahların.
Şimdi ben diyorum ki, ne BİLİM'in *ne DİN'in putlaştırlılması, yüceltilmesi, amaç haline getirilmesi kimseyi ve de bütün insanlığı hiç bir yere götürmeyecektir.
Bizim eğitim sistemimiz kafalara bilgi depolamanın ve insan beynini bir "hard disc" olarak kullanmanın dışında bir şey yapmamakta, din anlayışımız ise daha 7-8 yaşındaki bir çocuğa arapça öğretmek, kuran öğretmek ve papağan gibi dua okutmak gibi hiç işe yaramayacağı aşikar olan uygulamalar içinde bulunmakta ve gencecik beyinlere adeta zulüm edercesine bir muameleye tabii tutmaktadır (o yaşlarda kuran kursun'a gittiğim için çok iyi bilirim)
Sevgiyle kalın
Kaytaz çok güldün ama kitap öyle yazıyor na'palım...
BİZ TOPRAKTAN , ATEŞTEN , SUDAN , DEMİRDEN DOĞDUK
GÜNEŞİ İÇENLERİN TÜRKÜSÜ
Bu bir türkü:-
toprak çanaklarda
güneşi içenlerin türküsü!
Bu bir örgü:-
alev bir saç örgüsü!
kıvranıyor;
kanlı; kızıl bir meş'ale gibi yanıyor
esmer alınlarında
bakır ayakları çıplak kahramanların!
Ben de gördüm o kahramanları,
ben de sardım o örgüyü,
ben de onlarla
güneşe giden
köprüden
geçtim!
Ben de içtim toprak çanaklarda güneşi.
Ben de söyledim o türküyü!
Yüreğimiz topraktan aldı hızını;
altın yeleli aslanların ağzını
yırtarak
gerindik!
Sıçradık;
şimşekli rüzgâra bindik!.
Kayalardan
kayalarla kopan kartallar
çırpıyor ışıkta yaldızlanan kanatlarını.
Alev bilekli süvariler kamçılıyor
şaha kalkan atlarını!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Düşmesin bizimle yola:
evinde ağlayanların
göz yaşlarını
boynunda ağır bir
zincir
gibi taşıyanlar!
Bıraksın peşimizi
kendi yüreğinin kabuğunda yaşayanlar!
İşte:
şu güneşten
düşen
ateşte
milyonlarla kırmızı yürek yanıyor!
Sen de çıkar
göğsünün kafesinden yüreğini;
şu güneşten
düşen
ateşe fırlat;
yüreğini yüreklerimizin yanına at!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Biz topraktan, ateşten, sudan, demirden doğduk!
Güneşi emziriyor çocuklarımıza karımız,
toprak kokuyor bakır sakallarımız!
Neş'emiz sıcak!
kan kadar sıcak,
delikanlıların rüyalarında yanan
o «an»
kadar sıcak!
Merdivenlerimizin çengelini yıldızlara asarak,
ölülerimizin başlarına basarak
yükseliyoruz
güneşe doğru!
Ölenler
döğüşerek öldüler;
güneşe gömüldüler.
Vaktimiz yok onların matemini tutmaya!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Üzümleri kan damlalı kırmızı bağlar tütüyor!
Kalın tuğla bacalar
kıvranarak
ötüyor!
Haykırdı en önde giden,
emreden!
Bu ses!
Bu sesin kuvveti,
bu kuvvet
yaralı aç kurtların gözlerine perde
vuran,
onları oldukları yerde
durduran
kuvvet!
Emret ki ölelim
emret!
Güneşi içiyoruz sesinde!
Coşuyoruz,
coşuyor!..
Yangınlı ufukların dumanlı perdesinde
mızrakları göğü yırtan atlılar koşuyor!
Akın var
güneşe akın!
Güneşi zaaaaptedeceğiz
güneşin zaptı yakın!
Toprak bakır
gök bakır.
Haykır güneşi içenlerin türküsünü,
Hay-kır
Haykıralım!
Şimdi daha çok gülersin herhalde!! :) :)
evet yine güldüm böyle bişeye inananlara böyle birşeyi yaratanlara(tanrıyı yaratanlara)
ha illaki de tanrı var diyorsanız hayattaki en önemli şey zaman dır heryerde ve durmaksısızın ilerleyen şey o , zaman olmadan hiçbirşey olmaz ve sonsuz bir gücü vardır ve kimse ama kimse onu durduramaz.bizim allahı yaratmamızı da allaha inanmamamızı da sağlayan o alın size tanrı ama ben ona da tapmam çünkü zaman sonsuzdur sonsuzu da hiçbir insan beyninin kavrayamadığı gibi ben de kavrayamam ve kavrayamadığım birşeye tapmam
Tapınma dinlerin ritüellerindendir.Kabile dinlerinden , totemcilikten başlar , tek Tanrılı
dinlerde devam eder.Tanrı elçileri , Tanrının kendisine sunulmak üzere kurban istediğini ,
kendisine tapınılmasını ve tapınak istediğini , kendisi için ibadet , kendisi için ganimet istediğini , kendisinin kıskanç bir tanrı olduğunu ve asla kendisine duyulan duyguların başkalarına duyulmamasını istediğini vs. duyurmuşlardır.
Tanrı elçileri olduğunu söyleyenlerin duyduklarına ve duyurduklarına inananlar , Tanrı'yı da elçilerin gözüyle tanır , bilir ve tapınırlar.
Elçilere inanmayanlar , onların gözüyle Tanrıyı görmez , tanımaz ve tapınmazlar.
Onlara göre Tanrı , bir tapınma , kurban , ganimet , ibadet ihtiyacı içinde değildir.
Kimilerine göre Tanrı insanların ne yaptığını *, ne düşündüğünü de umursamaz.
Kimilerine göre o Arıbeyinin doğurganlığı gibi , sürekli yaratma eylemi içindedir.
Kimilerine göre o ilk cevherdir.İlk devindiricidir.
Kimilerine göre o BİR'ken bölünüp çokluğa dönüşmüştür ve her zerrede o vardır.
Kimilerine göre ise sonsuz zamandır.Maddedir , enerjidir , nurdur.
Kavranamaz , bilinemez ,açıklanamaz , varlığı ya da yokluğu ispatlanamaz.
Kimilerine göre yoktur.Yoktur diyenler , yerine alternatif İLK'i açıklayabilene kadar (!) o insanların kafasında var olmaya devam edecektir.
bir şeye kim var diyorsa ispatlamak zorunda somut ve mantıklı olarak. yok diyen yokluunu ispatlayamaz çünkü bu tanrı diğer eski tanrılara göre daha mantıklıca yaratılmış görünmez, işitilmez, dokunulmaz yani yoktur. varlık yaptığı şeylerle kanıtlanamaz
Hiç kimse Tanrı inancı etrafında örgütlenerek , kurumlaşarak , yönetim biçimleri oluşturarak ,
toplumlar üzerinde bu inancını bir baskı unsuruna dönüştüremez.Bu insan haklarına aykırıdır.
İnsanlar inançlarında özgürdür.Ancak başka insanları da , kendileri gibi inanmaya zorlayamaz.
Kendileri gibi düşünmeyen ve inanmayanlara eziyet , işkence ve zulüm yapamaz.
Toplumsal yaşam tarzı ve yasalar , halkın taleplerine göre ama uluslararası hukuk ve insan hakları sözleşmesine uygun olarak belirlenir.
Tanrı fikri sadece bir inançtır.İspatlanmış bir kuram ya da ispatlanabilir bir teori değildir.
İspatlanamaz olması , olmadığını ispatlamaz.İnanmyanlardan ise yokluğunun ispatı istenemez.
Ancak varlığı ya da yokluğu üzerine ispat arayışı ya da varlığı ya da yokluğu konusunda
felsefi tartışmalar da kaçınılmazdır.Çünkü Tanrı fikri insan zihnini en meşgul eden , insanlık tarihinin en merak edilen , insanlar arasında en tartışılan ve dünya yaşamında en etkili olan fikirdir.Bu fikir yok edilemez.
Sonuç olarak ;
Ne inananlar , inanmayanlar üzerinde Tanrı inancını egemen kılmaya uğraşmalı , ne de
inanmayanlar Tanrı fikrini ortadan kaldırmayı amaç edinmelidir.Her iki yol da yanlıştır.
Doğrusu ; Tanrı fikrini , inananların özgürce kalplerinde taşımaları , inançlarının kendileriyle inandıkları Tanrı arasında kalmasıdır.
Evet kim tanrı var diyorsa var olduğunu da ispatlamak zorundadır.Bazı arkadaşlar varlığı da yokluğu da ispatlanamaz diyorlar.Ben buna katılmı-
yorum.Mantıklı düşünen bir insan tanrının var olmadığını onu biz insanların
yarattığını rahatlıkla anlayabilir.Dünyanın yaratılışı,insanın yaratılışı
bilinmiyor diye bunu bir tanrıya bağlamak işin kolayına kaçmaktır.İşte bu
noktada bilim ortaya çıkmaktadır.Bilim maddeyi temel alır.Uzun araştırma ve
deneylerden sonra o bilinmeyenleri ortaya çıkarır.Kimse bana din ile bilimi
bağdaştırmaya çalışmasın.Dinin bilime en ufak bir katkısı olmamıştır.Tam
tersine hep ayak bağı olmuştur.Bunun aksini kimse iddia edemez.Açın onların
kitaplarını objektif bir gözle inceleyin bilim adına bir şey var mı?Masal-
lardan başka.Asırlardır dinler bu masallarla insanları uyutmaktadır.Ne zaman
din insanın yaşam alanından elini çekmişse insanlığın önü açılmıştır.Ve
insanlık bu günkü düzeyine erişmiştir.Efendim ağaç kuruyor sonra çiçek açıyor
demek ki insanlar da ölüp dirilecek.Şu mantığa bak.Tanrıyı da böyle ispat-
lamaya çalışıyorlar.Onun yaratıcısı kim diyorsun.Onun yaratıcısı olmaz deyip
kestiriyorlar.Bu mu tanrı ispatı.İnsaf beyler.Tanrı yoktur diyenlere biraz
haksızlık yapmıyor musunuz.Biz maddeye inanıyoruz.Maddeyi de kanıtladığımıza
göre tanrı da bir madde olmadığına göre yoktur diyoruz.Elinizi *vizdanınıza
koyun ve her iki anlayışı değerlendirin ve ondan sonra bir yargıya varın.
sodomo--
15-04-2006, 19:43
sevgili ezkamo,
Evet kim tanrı var diyorsa var olduğunu da ispatlamak zorundadır.
nasıl ?
labaratuarda mı ? hangi taşı kaldıralım da altında tanrı'yı bulalım ? birisinin çıkıp ta size " işte tanrı burada" diyeceğinimi zannediyorsunuz ?
üstelik neden ispatlama gereği duyuyoruz ki ?
aklımızı tatmin etmek için mi ? kabaran merak duygumuzu teskin etmek için mi ?
Asırlardır dinler bu masallarla insanları uyutmaktadır.
"Gerçeği ne olursa olsun gerçeği söyleyeceğinize yemin ediyormusunuz ?
-Evet
-Öyleyse İncile el basarak yemin edin"
"Madde ve Bilim " bu güne kadar okuduğumuz en berbat ve en sıkıcı masaldır.
Dinin bilime en ufak bir katkısı olmamıştır.
Evet bu doğru, ama terside doğru, hatta daha da ötesi var, *Bilim insanın ruhuna da hiç bir katkı yapmamıştır, çoraklaştırmıştır onu.
Biz maddeye inanıyoruz.Maddeyi de kanıtladığımıza
göre tanrı da bir madde olmadığına göre yoktur diyoruz.Elinizi vizdanınıza
koyun ve her iki anlayışı değerlendirin ve ondan sonra bir yargıya varın.
değerli ezkamo, bunlar siyah-beyaz , ya öyledir-ya böyledir anlayışları,
konuyu derinlemesine kavramaktan uzak anlayışlar, kaptırmayın kendinizi bu tip sığ yaklaşımlara, bunlar *Cumhuriyet gazetesi camiasının anlayışları, hani "Bilim aydınlık tarafta, Din karanlık tarafta" gibi sığ yaklaşımlar, böyle basit denklemler üzerine kurulmaz insanın iç dünyası ve yaşamın kendisi.. kaptırmayın kendinizi maddenin soğuk yüzüne, putlaştırmayın bilimi, inanç haline getirmeyin onu, insanoğlu çok çekti kendi aklından da biliminden de, kendi yaşadığı gezegeni yaşanmaz hale getiren bir akıl, akıllı olabilir mi ? kendi evini yakan adama akıllı adam derler mi ?
Umarım anlarsınız beni.
[quote="sodomo--"
değerli ezkamo, bunlar siyah-beyaz , ya öyledir-ya böyledir anlayışları,
konuyu derinlemesine kavramaktan uzak anlayışlar, kaptırmayın kendinizi bu tip sığ yaklaşımlara, bunlar Cumhuriyet gazetesi camiasının anlayışları, hani "Bilim aydınlık tarafta, Din karanlık tarafta" gibi sığ yaklaşımlar, böyle basit denklemler üzerine kurulmaz insanın iç dünyası ve yaşamın kendisi.. kaptırmayın kendinizi maddenin soğuk yüzüne, putlaştırmayın bilimi, inanç haline getirmeyin onu, insanoğlu çok çekti kendi aklından da biliminden de, kendi yaşadığı gezegeni yaşanmaz hale getiren bir akıl, akıllı olabilir mi ? kendi evini yakan adama akıllı adam derler mi ?
Umarım anlarsınız beni.
Sevgili sodomo,
Seni çok iyi anlıyorum.Bundan endişen olmasın.Ama ayrıldığımız noktalar var.
Tüm bu yaşanan olumsuzlukları bilime mal etmemek gerekir.Bu konuda daha önce
yazmıştım.Sorun bu bilimi kendi art niyetlerine alet eden insan ve ülkelerde.
Bilimin egemen olmadığı insanlık tarihine baktığın zaman daha korkunç olum-
suzluklar vardı.Bunları da görmek gerekir.Yaşama bakış açılarımız farklı
olduğu için fikir ayrılıklarımızın olması doğal.Sen öyle düşünürsün ben böyle.
Şüphesiz tartışacağız.Ama dayatma şeklinde değil.İnsanlar senide okuyacak
beni de.Onlar kararlarını verirler.Tanrı konusu da öyle.Derin konulardır
dememek lazım.Onu da tartışalım.Tartışalim ki doğrular ortaya çıksın.O zaman
doğruları nasıl bulabiliriz.Kesinlikle bilimi putlaştırmıyorum.Sadece tarcih-
imi dinden değil bilimden yana kullanıyorum.Bana göre dinin bana veremediğini
bilim veriyor.Maneviyata ihtiyacımız varsa tanrı şart değildir.Bu duygularımızı
tatmin etmek istiyorsak ortada bir insan ve insanlık var.Kendimizi bunlara
yoğunlaştıralım.Aynı hesaba gelmez mi.Değil mi sodomo kardeşim?