Turan Dursun Sitesi Forumları
Geri git   Turan Dursun Sitesi Forumları > Bilim > Biyoloji > Evrim

Cevapla
 
Başlık Düzenleme Araçları Stil
  #1  
Alt 29-03-2006, 13:42
kaytaz kaytaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 05 Jan 2006
Mesajlar: 38
Standart Din ve Bilim

"Bilimin boşluklarını sadece din kapattığı için bilim ile din çok iyi anlaşıyor."

benim bu söze yorumum
bilim geliştikçe dinin kapladığı alan küçülecek ve yok olacak.

sizin yorumunuz...
Alıntı ile Cevapla
  #2  
Alt 30-03-2006, 18:29
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Din ve Bilim

""Bilimin boşluklarını sadece din kapattığı için bilim ile din çok iyi anlaşıyor."

benim bu söze yorumum
bilim geliştikçe dinin kapladığı alan küçülecek ve yok olacak."
Acaba öyle mi?

Din ; *bilimin , gelecekte kapatılabileceği boşlukları doldurduğu gibi kapatamıyacağı boşlukları da dolduruyor.Dinle bilimin uyum içinde olduğu alanlar olduğu gibi çatıştığı alanlar da mevcuttur.
Uyum içinde olduğu alanlar , bilimsel gerçekliği kanıtlanmış ve kabul görmüş alanlar olup dinler bu gerçekliğe uyum sağlamak zorunda kalmışlardır.Bilimin ise dinlere uyumu mümkün değildir.Bu bilimin ruhuna aykırıdır.Bilim , başta din olmak üzere herşeyden özgür ve bağımsız olmalıdır.
*
Dinlerin temeli metafizik düşünceye dayanır.Metafizik , akademik anlamda , görünen-görünmeyen tüm gerçekliğin esas mahiyetini anlamaya çalışan felsefi bir alandır.
Metafizikçinin fizikçiden tek farkı , fizikçinin bu kavramları açıklamak için gözlenebilen , ölçülebilen ve denenebilen nicelikler araması , metafizikçinin ise sadece bunlara bağlı kalmayıp fiziksel alemin ötesindeki , gözlenemeyen , ölçülemeyen ve denenemeyen açıklamaları da kabul etmesidir. Bu da fizikçinin metafiziksel açıklamaları kabul etmeyeceği fakat metafizikçinin fiziksel açıklamaları kabul edebileceği anlamına geliyor.

Popüler anlamda fizik ötesi , madde ötesi demek olan metafizik temeller üzerinde yükselen dinin daralacağı alan , sadece görünen , algılanabilen , gözlemlenebilen alanlardır.Bu alanlarda ise bilimin açıklayamadığı bilinmeyenlerin miktarı pek fazla değildir.Bilim , fizikötesine , ölümden sonrasına ait bir çalışma alanı içinde olamayacağı için , bu alanlarda dinsel ağırlık devam edecektir.Fizikötesine ait bulacağı en küçük bir kanıt ise , tersine dinlerin genişlemesini doğuracaktır.
Alıntı ile Cevapla
  #3  
Alt 30-03-2006, 20:41
Üye Değil
 
Mesajlar: n/a
Standart Re: Din ve Bilim

kaytaz";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
"Bilimin boşluklarını sadece din kapattığı için bilim ile din çok iyi anlaşıyor."

benim bu söze yorumum
bilim geliştikçe dinin kapladığı alan küçülecek ve yok olacak.

sizin yorumunuz...
greenway";p=&quot´isimli üyeden Alıntı Mesajı göster
bir ışık demeti halinde insan suretinde fakat insan organlarını barındırmayan, insan büyüklüğünde, *bir takım varlıklar olduğunu gören dostlarım oldu, hatta aynı anda 3 kişinin şahit olduğu bir durumdu bu. tam olarak anlam veremedim. bilgisi olan arkadaşların yardımını bekliyorum.

teşekkürler

Kozmik Kitaplar-İnanılmaz Gerçekler 2 kitabından alıntılar: Farklı örneklerde birbiriyle örtüşen ifadeler. (Diğer alıntılar kısaldı)

1-
Yaşamın gizli ve ilahi bir gücünün olduğunu hep düşünürdüm ama yaşanmış sırlarla dolu tecrübenin akabinde bu düşüncem benim değişmez gerçeğim oldu. Hayatımın en başarılı ve en güçlü olduğu günlerden birinde, işyerimde çalışmalarıma yoğun bir şekilde dalmışken birden kendimi farklı bir ortamda gördüm. Çevremde öylesine sessiz ve öylesine garip bir gri renk hakimdi ki şaşırmış, adeta bulunduğum yere çakılmış kalmıştım. Gittikçe büyüyen sis bulutu beni içine çekiyordu.

Sisli garip yerde yukardan bakar gibi bir hal içindeydim. Zaman ve hayat durmuş[/b], ben başka bir boyuta girmiş gösterileni seyrediyordum. Geniş bir kara yolunda hızlı bir şekilde ilerleyen arabaların akışını seyrederken, arabalardan birine daha fazla yaklaşmaya başladım. Sanki yukarıdaki ben, gözlerimle kameranın zum yapması gibi zum yapıyordum.

Bedensiz gözlerim arabanın içindeki sürücüyü görmüştü. Bu kişi yıllardır yurtdışında yalnız yaşayan dayımdı. Arabayı hızla kullanırken bir taraftan da yanaklarından akan gözyaşlarını silmeye çalışıyordu. Kalbim sıkışmış sanki nefes alamıyordum. Kendime geldiğimde çalıştığım masanın çevresine sıkıca sarılmış yaprak gibi titriyordum.

Bana ne olmuştu? Nasıl bir hal almıştım? Gördüklerim ne olabilirdi? Bütün bunları düşündükçe içim daralıyordu. Çalışamaz hale gelmiştim. Hemen şirketten çıkarak annemlere gittim. Beni perişan halde gören annem paniğe kapıldı. Olayları anlattığımda ise, 'Gece gündüz çalışıyorsun, uyku düzenin bozuldu. Ayakta rüyalar görüyorsun,' dedi ve telefona doğru giderek bu olayı çözümlemek için yurtdışındaki dayımı aradı.

Cevap alamıyorduk. Diğer yakınlarımızı arayarak ulaşmaya çalışsak da bir netice alamamıştık. Sıkıntılı ve caresiz geçen üç saatin sonunda kapı çalındı ve karşımızda dayım duruyordu. Tıpkı birkaç saat önce sislerin arasında gördüğüm kıyafette ve gözyaşları içinde içeri girdi. Annemle ben hayalet görmüş gibi dayıma bakıyor, tek kelime söyleyemiyorduk.

Dayım bizim şaşkınlığımızı bile fark edemeden koltuğa kendini atarak şunları söyledi: 'Ölüyormuşum, çaresi yok. Çok geç kalınmış, yapılacak fazla bir şey yok. Vatanımda ölmek istiyorum.'

Gerçekten de bütün vücudunu saran kanser dayımı altı ay sonra aramızdan sonsuza kadar alıp götürdü.

Yaşanmış doğaüstü olaylarda neyin gerçek olduğunu bilme şansımız elbette ki mümkün değil. Dünya belki de düşündüğümüz ya da bildiğimizden farklı bir işleyiş içinde dönüyor. Hangi güç hangi şartlar beni çözümlenemeyen bir vizyonun içine aldı? Bunun cevabını veremesem de sıra dışı bir deneyim yaşadığımı biliyorum.”

2-
“...Çayımın son yudumunu almıştım ki midemde bir bulantı hissettim. Sanki vucudum elektriğe bağlanmıştı. Nefes alamıyordum. Etrafım, sabahın pırıl pırıl ışıklarının yerine garip, ifade edemeyeceğim bir renge büründü. Parlak gri ya da gümüş rengi diyebiliriz. Kalbimin çarpmasından başka hiçbir ses yoktu. Dışarıdaki trafiğin akışı devam ediyordu ama ses yok olmuştu. İşte tam o sırada kendimi ofiste buldum...”

3-
“...Sabah olmak üzereydi. Çok güzel bir mayıs sabahını karşılamaya hazırlanan kuşların sesiyle biraz kendime gelmiştim. Bahçede dolaşarak üzerimdeki sıkıntıyı atmaya çalışırken birden sanki dünya derin bir sessizliğe büründü.

Hiçbir ses duymuyor, hızlı bir şekilde garip bir gümüş rengiyle dört bir yanım sarılıyordu. Korku ve panik halinde içeriye girmek için çaba gösterdiysem de sanki bedenim binlerce kiloluk bir ağırlığa sahip olmuştu; hareket edemiyordum.

Birden gözlerimin önünde sislerin içinde bir görüntü oluşmaya başladı...”

...Sustum; hem de yıllarca. Yaşamış olduğum bu olayı hatırlamak bile istemedim. Cevabını kimsenin veremediği bu olay beni bilinmezlerin ortasında çaresiz ve acılar içinde bıraktı.”

4-
“...birden yaşam sanki başka bir boyuta geçti. Garip bir renkteki bulut tüm çevremi sarmış, adeta beni dondurmuştu. Garip bir sessizlikle birlikte küvetin içinde bir görüntü oluştu. Bu görüntüyü sanki yukarıdan seyrediyordum. Zaman ve mekan yok olmuştu...”

...Yaşamış olduğum bu gerçek olay benim ve çevremin yaşama bakış açısını kökünden değiştirdi. Artık başıma ne gelirse gelsin bu olayı hatırlıyor ve kesinlikle başka boyutlarla bağlantıları, haberci rüyaları, kısa ölümü yaşayanları ve bizi koruyan gözeten varlıkların gerçekliğine inanıyor ve hayata bakış açımı değiştiren, adına telepati denilen sevgi yolunu kullanarak bana ulaşıp vedalaşan eşime çok kısa zamanda kavuşacağımı biliyorum.”

5-
“...Bir bardak süt içmek istemiştim ki birden çevrem garip bir gümüş rengiyle çevrelendi; hemen ardından insan çığlıkları, alevler ve dumanlar içindeki insanların görüntüsüyle karşılaştım. Sanki *zaman durmuş, ben başka bir boyuta geçmiştim. Bu görüntüyü yukardan farklı bir boyuttan seyrediyordum...Hareket kabiliyetim durmuştu; sesimi çıkaramıyor, olanları seyrediyordum.”

...Eşim, yaşadıklarımın ya da anlattıklarımın mantıklı bir aiçıklaması olmadığını söyledi. Peki bu yaşananlar ne idi? İşin içinden çıkamamıştık. Sonunda yaşadıklarımı, çok yoğun iş temposu yüzünden beynimin isyanı olarak değerlendirdik ve yattık.

...O anı yeniden yaşıyordum. Her detay ve her hareket gece gördüğüm gibi cerayan ediyordu...

...Geleceğin bir yerlerde olabilmesi, zaman karmaşasını beraberinde getirse de yaşam bütün sırlarıyla birlikte devam ediyor.”


6-
“...Bütün bunları sanki yukarıdan bir yerden seyrediyor gibiydim ve galiba bulunduğum yerde gümüş bir renk hakimdi...

...Aniden, bir düğmeye basıp film seyreder gibi seyrettiğim bu görüntü yok oldu.

...Olanlara anlam veremeyerek işyerime gittim...Otoparkta bulunan çocuk ve kırılan şişe benim üç hafta psikolojik yayrdım almama sebep olsa da artık zaman kaymalarının ve duru görü gücünün dünyanın her köşesinde yaşandığını biliyorum. Bildiğim diğer şey ise akıl sağlığımın yerinde olduğu.”


7-
“...aniden hayatın tüm seslerinin yok olduğunu fark ettim.

...Sanki zaman durmuş...Algıladığım tek şey, garip bir elektrik akımın içinde olduğumdu.”

...Ben açıkça bir zaman kayması yaşamıştım. Hayatımda ilk defa iki ay önce geldiğim bu bölgede, hayatımın en büyük mucizesiyle karşılaşmıştım...”

-------

Görümü yalnız ben Daniel gördüm. Yanımdakiler görmediler, ama dehşete düşerek gizlenmek için kaçtılar.Böylece ben yalnız kaldım. Bu büyük görümü seyrederken gücüm tükendi, benzim büsbütün soldu, kendimi toparlayamadım. - Daniel 10:7,8

Son günlerde halkının başına neler geleceğini sana açıklamak için geldim şimdi, çünkü bu görüm gelecekle ilgilidir. (...) Derken insanoğluna benzeyen biri dudaklarıma dokundu. Ben de ağzımı açıp konuşmaya başladım. Karşımda durana, ‹‹Ey efendim, bu görüm yüzünden acı çekiyorum, kendimi toparlayamıyorum›› dedim, (...) - Daniel 10:14,16

Petrus şaşkınlık içindeydi. Gördüğü görümün ne anlama gelebileceğini düşünürken, Kornelius'un gönderdiği adamlar sora sora Simun'un evinin kapısına kadar geldiler. -Elçilerin İşleri 10:17
Alıntı ile Cevapla
  #4  
Alt 30-03-2006, 21:17
istavrit istavrit isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 13 Mar 2006
Mesajlar: 634
Standart Re: Din ve Bilim

1)Amaca uygun Kur'an çevirileri kullanmak,ayrıca ayetleri bilimsel verilere uydurmaya çalışmak(en çok karşılaşılan durum budur)

2)"Kur'an zamanında bilinmesi mümkün değil" denilen birçok bilginin Kur'an dan yüzyıllar önce bilinmesi durumu.Daha önemlisi Muhammed'in bu kişilerle bazı ilişkilerinin olduğunun kanıtlayan bazı kaynaklar!

3)Kur'an da bulunan bazı "mucize" iddialarının Kur'an dan önceki kitaplarda bulunması...

İddiaları yanıtlamaya başlayalım:


1)Atmosferin "7 katmanlı" olmasıyla ilgili bilginin Kur'an da verildiği iddiası:


Ayetler:

Sizin için yerde olanların tümünü yaratan O'dur. Sonra göğe istiva edip de onları yedi gök olarak düzenleyen O'dur. Ve O, herşeyi bilendir. (Bakara Suresi, 29)

"Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır?" (Nuh Suresi, 15)


Bu ayetlerle atmosferin katmanları konusunun hiçbir ilgisi yoktur...Kur'an daki "yedi gök" ifadesinin ilgili hadislere de bakılırsa bambaşka konularla ilgisi olduğu görülür...

Harun Yahya sadece işine gelen ayetleri ve işine gelen kısımlarını yazmıştır.. Mesela aşağıdaki ayetlerde EN YAKIN GÖĞÜN YILDIZLARLA DONATILDIĞI YAZMAKTADIR:

67:5- Andolsun biz,en yakın göğü kandillerle donattık ve onları, şeytanlar için taşlamalar yaptık. Ve onlar için alevli ateş azabını hazırladık.


41:12- Böylece Allah onları iki günde yedi gök olmak üzere yerine koydu. Her göğe kendi işini bildirdi. Biz en yakın göğü kandillerle süsledik ve koruduk. İşte bu çok güçlü ve her şeyi bilen Allah'ın takdiridir. (görüldüğü gibi Kuran 7 gökten bahsettikten sonra en yakın göğü kandilerle donattık diyor!!!)


YILDIZLAR ATMOSFER KATMANLARINDA (hele EN YAKIN GÖKTE/troposferde)
OLAMAYACAĞINA GÖRE Kur'an'ın atmosferin katmanlarından bahsettiği iddiası çürür...


Kur'an daki 7 gök değimi bazı islam alimlerince "cennete giden 7 yol/gök" olarak yorumlanmıştır..

Ama 7 gök ile ilgili ifadeleri eski uygarlıklar da kullanmışlardır.

Eski putperest Araplar güneşin, ayın,Satürnün Jupiterin, Mars'ın ve Merkür'ün ve Venüs'ün gökteki bu 7 objenin ilahlar olduğuna inanıyorlardı(bu gezegenleri çıplak gözle görebiliyorlardı)

Haftada günler de bundan türemiştir...
İngilizcelerine dikkat edelim..

Saturday
Sunday to Sun (Dies Solis),
Monday to Moon (Dies Lunae),
Tuesday to Mars (Dies Martis),
Wednesday to Mercury (Dies Mercurii),
Thursday to Jupiter (Dies Jovis)
Friday to Venus (Dies Veneris).


Ayrıca Muhammed'in bu "7 gök" inancı Yahudilikte de bulunuyordu yani yeni birşey değildir..

Bu 7 göğün atmosfer katmanlarıyla ilgisi olmadığı bazı hadislerin bunları açıkça açıklamasıyla daha iyi anlaşılabilir...

yalancılar,maymunlar,domuzlar,eşekler,pislikler!aş ağılıklar!canı çıkacasılar,Köpekler,Alçaklar,yabani eşekler,merkepler,susamış develer,geberesiciler,reziller,sapik Kişiler,beyinsizler,kofkütükler,zorbalar,soysuzlar ,Kahrolasılar,yalancılar,
HZ.ALLAH
Alıntı ile Cevapla
  #5  
Alt 30-03-2006, 21:21
istavrit istavrit isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 13 Mar 2006
Mesajlar: 634
Standart Re: Din ve Bilim

2)Kur’an’ın bilimsel bir şekilde “yörüngelerden” bahsettiği idiası:


Ayetler:


"özen içinde yollar ve yörüngelerle donatılmış" (Zariyat Suresi, 7)

Ayete bakalım..

Zariyat 7- “Yollara sahip göğe andolsun ki,(elmalılı)”


Görüldüğü gibi Kur’an daki bu ayet bilimsel verilere yaklaştırmak/uydurmak uğruna “yollar” ya da benzeri anlamdaki kelime, “yörünge” diye çevrilmiştir!!!

Bir de şu ayetler:


“Geceyi, gündüzü, Güneş'i ve Ay'ı yaratan O'dur; her biri bir yörüngede yüzüp gidiyor”. (Enbiya Suresi, 33)

“14:33- Sürekli olarak yörüngelerinde hareket eden ay ve güneşi, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verdi”


İlk önce çok çok önemli olan birşey dikkatimizi çekiyor bu ifade sayesinde Kur’an’ın ne demeğe çalıştığına dair önemli bir ipucunu yakalıyoruz..

Günaş-ay bunlar “yörüngelerinde yüzüyor” peki ya NEDEN DÜNYADAN BAHSEDİLMİYOR?!?


Eğer Kur’an dünyadan bahsetseydi gerçekten bu ayet bir mucize olurdu! Ama tabi ki Kur’an ın hiçbir yerinde “dünya yörüngesinde hareket ediyor” diye bir bilgi yoktur...

Güneş...ay...

Güneş, hakikaten de eski toplumlara göre hergün DOĞUDAN BATIYA “yörüngesinde yüzer” ay da aynen öyle...Kur’an ın demeğe çalıştığı da budur

Aslında Kur’an da bu ayette bilimsel bir mucize olacağına bilimsel bir “hata” olduğu bile savunulabilir.Çünkü Muhammed’in gerçekten çıplak gözle , güneşin doğudan batıya “hareket ettiğini” düşünmüş olma olasılığı fazladır...

Şu ayet bizi bu konuda şüpheye düşürür...

“36:40- Ne güneşin aya çatması yaraşır, ne de gece gündüzü geçebilir; onların her biri kendi yörüngesinde yüzerler.”
Yani Muhammed’in gerçekten de güneşin dünya etrafında hareket etiğinden ve aya çarpmaması/çatmamasından bahsettiği güçlü bir olasılıktır


Yani Muhammed’in “güneş,ay yörüngelerinde yüzüyor” sözüyle anlatmak istediği tabi ki Ay’ın dünyanın etrafında döndüğü ya da bilimsel anlamda “yörüngesi” olduğu değildir...Sadece, bazı hadislerde de açıkça belirttiği gibi (Taberi Volume 1 yaratılış ve Tufan ile ilgili bölüm sayfa) ,Güneşin ” kendisi için belirlenmiş bir alanda” periyodik olarak KENDİ YOLUNDA doğudan batıya hergün hareket ettiğidir...Bu hareketin de “Allah tarafından kendisi için belirlenen yörünge/kader/yol” olduğudur..

Zaten Muhammed’in çıplak gözle gördüğü de bu olaydır..Aynı şey ay için de geçerlidir...

yalancılar,maymunlar,domuzlar,eşekler,pislikler!aş ağılıklar!canı çıkacasılar,Köpekler,Alçaklar,yabani eşekler,merkepler,susamış develer,geberesiciler,reziller,sapik Kişiler,beyinsizler,kofkütükler,zorbalar,soysuzlar ,Kahrolasılar,yalancılar,
HZ.ALLAH
Alıntı ile Cevapla
  #6  
Alt 30-03-2006, 21:23
istavrit istavrit isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 13 Mar 2006
Mesajlar: 634
Standart Re: Din ve Bilim

3)Kur’an ve embriyoloji

Ayetler:


“Ali İmran / 6 Rahimlerde sizi dilediği gibi şekillendiren O'dur. O'ndan başka ilâh yoktur. O mutlak güç ve hikmet sahibidir”

“22:5. Ey insanlar! Eğer yeniden dirilmekten şüphede iseniz, şunu bilin ki, biz sizi topraktan, sonra nutfeden, sonra alakadan (aşılanmış yumurtadan), sonra uzuvları (önce) belirsiz, (sonra) belirlenmiş canlı et parçasından (uzuvları zamanla oluşan ceninden) yarattık ki size (kudretimizi) gösterelim..........................”

“Müminun / 13 Sonra onu sağlam bir karargâhta nutfe haline getirdik”


“Müminun / 14. Sonra nutfeyi alaka (aşılanmış yumurta) yaptık. Peşinden, alakayı, bir parçacık et haline soktuk; bu bir parçacık eti kemiklere (iskelete) çevirdik; bu kemikleri etle kapladık. Sonra onu başka bir yaratışla insan haline getirdik.”

“39:6- O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor.”


Bu bilgiler Muhammed’den yüzyıllar önce Yunanlı Galen’in yazmış olduklarıyla çok büyük paralellikler göstermektedir..

İlk önce bazı ayetlerde geçen “alaka” ya da “alak” sözcüğü bazı çevirilerde “aşılanmış yumurta” olarak gösterilmiştir..ve bilimsel bir anlam yüklenmeye çalışılmıştır...

Ama “alak” kelimesi için birçok çeviride(hem Türkçe hem ingilizce) kullanılan sözcük basitçe “pıhtı” ya da “kan pıhtısı” dır...

Birkaç çeviride de “yapışıp kalan birşey” gibi kelimelerle sözcüğe bilimsel anlamlar yüklenmeye çalışılmıştır..


Kur’andaki bu konuyla ilgili ayetleri toplarsak karşımıza şu sonuç çıkar:

Doğum öncesi Kur’an ın bildirdiği safhalar:

Safha1: “nutfa” yani sperm
Safha2:”Alak” yani “kan pıhtısı”,
Safha3: “mudahgha” yani “bir et parçası”
Safha 4: “adaam” yani kemikler
Safha5: Kemiklerin kaslarla örtülmesi

(BU AŞAMALAR MUHAMMED’DEN YÜZYILLAR ÖNCE YAŞAMIŞ GALEN’İN BİLDİRDİKLERİYLE BÜYÜK PARALELLİK GÖSTERİR)

ayetlerde anlatılanlar Kur’an’ın sanki bilimsel bir hata yaptığı izlenimini vermektedir..
Çünkü;

Cenin’in oluşumunda “pıhtı” ya da “kan pıhtısı” ile alakalı bir safha yoktur(Dr. William F. Campbell)

Kur’an daki bir bilimsel hataya daha değinelim...

“2:259...................Hele o kemiklere bak, onları nasıl birbirinin üzerine kaldırıyoruz? Sonra onlara nasıl et giydiriyoruz?"

Kaslar ve kıkırdaklar kemiklerden önce aynı zamanda oluşmaya başlar sekizinci haftanın bitiminde ancak kemikleşme oluşumları görülür fakat ceninde kemikleşme oluşumlarından önce zaten kas hareketleri ve oluşumları gözlenmektedir...

Yani kemiklerin oluşması ve üstüne etler giydirilmesi tanımı yanlıştır,kaslar kemiklenmiş kemiklerden önce zaten vardır...

Yani Kur’an ın yukarıdaki ifadesi hatalıdır bu ifade yine Galen’in düşündükleriyle paralellik gösterir...Galen’in yaptığı bazı hataları aynen Kur’an da tekrarlanmıştır...


Yani şurası kesindir ki “Kur’an zamanında bilinemez” denilen bu basit bilgiler Muhammed’den önce yaşamış eski Yunanlı doktorlar tarafından bilinmektedir ve elimizde onlara ait eserler vardır...

İlk önce Hipokrat’ı inceleyelim...(MÖ 460)

Hipokrat’ın yazılarında;

Annenin kanının pıhtılaşması:

“Tohum(embriyo),...zarın içinde.....Annesinin kanı dolayısıyla büyür rahime iner...”(ingilizcesinde bölüm 14 sayfa 326)

Beden:
“bu aşamada annenin kanının pıhtılaşması ve inmesiyle ET OLUŞMAYA BAŞLAR”(ingilizcesinde aynı sayfada bölüm 14 sayfa 326)

Şimdi Kur’an için gösterdiğimiz aşamaları Hipokrat için gösterelim..

Safha1: Sperm
Safha2:Annenin kanının zara inmesi
Safha4:Kemikler

Milattan önce 460 yıllarında yani Muhammed’den yüzyıllar önce yaşamış Hipokrat’ın yazılarında bu bilgileri bulabiliyoruz ve bu bilgiler Kur’an ınki ile büyük paralellik gösteriyor!!!!!!!

Yine milattan önce 350 yıllarında yaşamış “Aristotle” nin “On the generation of Animals” adlı eserinde şu bilgiler yer alır:

İngilizcesinde bölüm 654 b de Aristotle, etin kemiklere “sarıldığını” “liflerle takıldığını” bildirir..

Yine bu bilgiler Kur’an ile çok büyük bir paralellik gösterir
Safha1:sperm
Safha2:Regl kanı
Safha3:beden/et
Safha4:kemikler
Safha5:Etlerle beraber büyümesi


GALEN’e bakalım:

Galen Ms131 de doğmuştur.
“De semine” adlı kitabında ingilizcesinde sayfa 50 de Galen Aynı Kur’an 76:2 deki bilgiyi vermiştir yani” bir damla karşık sudan” ayeti Galen’in verdiği bilgilerle %100 benzerdir..

Kitabında Ceninin ilk başlarda şekillenmemiş olduğundan daha sonra kemikleşerek “etlenerek” büyümesinden bahsetmiştir...Aynı Kuran 23:14 de olduğu gibi!!!!!!

Şimdi Galen’inkine bakalım:
Safha1: İki “semen”
Safha2:+ regl kanı
Safha3:ŞEKİLLENMEMİŞ VÜCUT
Safha4:KEMİKLER
Safha5:ETLER KEMİK ÜZERİNDE BÜYÜR

Görüldüğü Muhammed den önce yaşamış Galen Kur’andaki bilgileriçok önce vermiştir...

Peki Muhammed kendisinden çok daha önce yazılmış bu bilgilere nasıl ulaşmıştır veya nasıl duymuştur?

Ms528 de Kuzey Arabistanda konuşulan dil “Süryanice” idi

Bu yıllarda “Sergius al-ras Ayni” adlı kişi (Ms 536 da ölmüştür) GALEN’İN 24 KİTABI DA DAHİL OLMAK ÜZERE TIPLA İLGİLİ BAZI ESERLERİ GREKÇE DEN(YANANCADAN) SÜRYANİCE YE ÇEVİRMİŞTİR

Aristotle’nin Hipokrat’ın Galen’in eserleri o bölgede zaten süryanice ye çevrilmişti okunabilir olarak bulunuyordu(The Role of the Nestorians and Muslims in the History of Medicine, Allen O. Whipple, 1967, Princeton Univ. Press, p. 16)

Daha sonra Araplar Nestorians lara bu çalışmaları Arapça’ya çevirtti.
Süryanice ve Arapça birbirine çok yakın diller lduğundan bunu yapmak çok kolaydı..

Muhammed zamanında Arabistan da bu bilgileri bilen kişiler tabi ki bulunuyordu(Mesela bunlardan biri “Harith ben Kalada”(Ms550 de Ta’if de doğmuştur)
Bu şahıs Yemen’e ve İran’a seyahatler yapıyor Galen,Aristotle ve Hipokrat ın “buluşları” konusunda kendisini geliştiriyordu...
Bu kişi daha sonra İSLAMIN BAŞLADIĞI ZAMANDA Arabistan’a geri döndü ve doğduğu yerde “Ta’if” te oturmaya başladı

Dr. Dr. Lucien LeClerc “Histoire de la Médecine Arabe” adlı kitabında şöyle yazmıştır:

“Harith Ben kalada Jandi Shapur’da tıp öğrenmiştir..Muhammed bu konulardaki bilgisinin bir kısmını Harith Ben kalada’ya borçludur” (LeClerc, op.cit., p. 123.)

Ayrıca Muhammed ile ilişkisi olan “tıp konusunda bilgili” insanlardan biri de “Nadr ben Harith” idi..

Bunun gibi birçok kişi vardır...

Görüldüğü gibi Hipokrat tın da tıp konusunda bazı hataları vardı Aristotle’nin de “Galen’in de onlardan kopya eden KUR’AN’IN DA!!!


Bir de müslümanların bilimsel olarak yorumlamaya çalıştığı şu ayet:

“39:6- O, sizi bir nefisten yarattı. Hem sonra onun eşini de ondan var etti. Sizin için yumuşak başlı hayvanlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor”

“Üç karanlık içinde” cümlesi çeşitli islam alimlerince bambaşka şekillerde yorumlanmıştır ama günümüzün “Kur’an araştırmacıları” bu ayeti de bilimsel bazı verilere uydurmaya çalışmaktadır....

FAKAT MUHAMMED BU ÜÇ KARANLIK İLE İLGİLİ KONUYU DA DİREK SAĞDAN SOLDAN DUYDUĞU KİŞİLERDEN ALIP KUR’AN A KOYMUŞTUR BU BİLGİ HİPOKRAT’IN ESERLERİNDEN GELİR...

Hipokrat’ın eserlerinde bu “üç karanlık” konusu ayrıntılarıyla açıklanmıştır...
Muhammed o dönem için bilimsel sayılabilecek bu konuları ilişki içinde olduğu + sağdan soldan duyduğu bilgileri Kur’an a geçirmiştir bu konuyu ortaçağ düşünürü “Ibn Qayyim al-Jawziyya” şu şekilde açıklamıştır..

“Hipokrat....bazı zarlar ilk önce oluşur diğerleri ikinci ayda diğerleri ise üçüncü ayda....demiştir..BU NEDENLE ALLAH “Sizi analarınızın karınlarında üç karanlık içinde yaratılıştan yaratılışa yaratıp duruyor” şeklinde buyurmuştur..Bu zarlardan her birinin kendi ‘karanlığı’ vardır.Allah bu yaratılış aşamalarını/bir aşamadan diğerine geçişi ima ettiğinde bu ‘zarların karanlığını’da ima etmiştir..Ayrıca Hipokrat ‘kulaklar açıldı,ve sıvıyla dolu gözler’ BU NEDENLE MUHAMMED beni yaratan işitmemi ve gözlerimi açana ibadet ederim”

1. (Ibn Qayyin (Damascus, 1971) Tuhfat: Tuhfat al mawdud bi ahkam al-mawlud, pp. 254-291
2. B. Musallam, op. cit., p. 56 )


SONUÇ:

Sonuç şudur:

“Muhammed zamanında bilinmesi mümkün değil” denilen bilgiler Muhammed’den yüzyıllar önce biliniyordu.Ayrıca Muhammed’in yaşadığı zamanda ve Muhammed’in çevresinde bu bilgileri çok iyi bilen eğitimli kişiler vardı...Bunların Muhammed ile ilişkisini kanıtlayan çok sayıda kanıt vardır...

Ki zaten Hipokrat’ın Aristotle’nin Galen’in ve dolayısıyla Kur’an ın bu SADECE ZAMANINA GÖRE BİLİMSEL SAYILABİLECEK bilgilerin bugün önemli yanlışlar da içerdiği modern tıp tarafından kanıtlanmıştır...

bu yazilar www.islamacevap.net *adli siteden alinmistir...

yalancılar,maymunlar,domuzlar,eşekler,pislikler!aş ağılıklar!canı çıkacasılar,Köpekler,Alçaklar,yabani eşekler,merkepler,susamış develer,geberesiciler,reziller,sapik Kişiler,beyinsizler,kofkütükler,zorbalar,soysuzlar ,Kahrolasılar,yalancılar,
HZ.ALLAH
Alıntı ile Cevapla
  #7  
Alt 31-03-2006, 00:32
Materyalist Materyalist isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 13 Oct 2005
Mesajlar: 438
Standart Re: Din ve Bilim

Bilim ve din zıttır. Birinin olduğu yerde diğeri olmaz. Bilim akılcıdır, mantıksaldır, araştırmacıdır, olgusaldır. Din kabullenmedir, mantıksızdır, araştırmaya gerek duymaz, metafiziktir. Bilim uzun vade de ya dinleri yok edecek, ya da dinlerin aklını başına getirecek. Dinlerin bilime en ufak katkıları yoktur. Olamaz. Ne zaman ki insanlık dinsel düşünceyi önemsememeye başladı, bilimsel gelişme ondan sonra ortaya çıktı. (Rönesans).
Kuran mucizelerine gelince. Bir ara "çalışanın emeğini aynı gün verin" ayetinden, bu günkü biçer-döverin nasıl çıkarıldığını anlatan, soytarı ve şarlatan bir sözde gazetecinin durumuna değinmiştim. Kuranda hiç bir mucize yok. Yalan. Uydurma. Mucize denilenlerin çoğu da yanlış. Kimse kendini kandırmasın. Çünkü Kuran ilahi bir kitap değil, bizzat muhammedin sallamalarıdır. Bu insanlar kurana, incile, tevrata vb. nasıl "ilahi kitap" diye inanabiliyorlar halâ anlayamıyorum. Bu yazdıklarımda "Düşünen, keskin zekalılar içün ibretler vardır" *

Tek Gerçek Maddedir
Alıntı ile Cevapla
  #8  
Alt 10-04-2006, 16:57
kaytaz kaytaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 05 Jan 2006
Mesajlar: 38
Standart Re: Din ve Bilim

ben bilim ile dini ilişkilendirirken şunlardan bahsetmiştim
mesela birine herşey zamanla olmuştur diyosun suyun buharlaşması sonra tekrar su olması gibi veya ağacın büyümesi insanların üremesi herşey yani, ama adamlar diyo bunları ilk kim yapmıştır. işte bilim cevap verebildiklerine cevap veriyor ama veremediklerini din allah yaptı diyip işin içinden rahatça ve bi o kadar da aptalca çıkıyor. Ama bilim geliştikçe bu sorulara cevap verebilecek ve din artık yok olmaya başlıyacak.
Halbuki dinden böle deyil de mantık yoluyla uzaklaşsak daha iyi olur diye düşünüyorum.
Bu arada bişe sölemek istiyorum
ben bir din kültürü öğretmenine ilk canlı suda varolmuştur dedim o da bana komik ve o kadar alakasız bi laf olan toprağın da ana maddesi sudur deyip beni kahkahalara boğmuştur.
Alıntı ile Cevapla
  #9  
Alt 10-04-2006, 18:03
pante - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
pante pante isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Kıdemli Üye
 
Üyelik tarihi: 01 Nov 2005
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 8.936
Standart Re: Din ve Bilim

Doğru söylemiş.Hatta "suyun da ana kaynağı ateştir" diyebilirdi.
Alıntı ile Cevapla
  #10  
Alt 13-04-2006, 19:47
kaytaz kaytaz isimli Üye şimdilik offline konumundadır
Üye
 
Üyelik tarihi: 05 Jan 2006
Mesajlar: 38
Standart Re: Din ve Bilim

bi kez daha kahkahalara boğuldum. ilk canlı suyun içinde meydana gelmiştir. ilk insan topraktan meydana gelmiş toprağın da ana maddesi su diyerek sizi kandırmış o kitap
Alıntı ile Cevapla
Cevapla

Önerilen Siteler


Yetkileriniz
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-KodlarıKapalı

Gitmek istediğiniz forumu seçiniz


Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 07:54 .