Orijinalini görmek için tıklayınız : Nefiller sorunsalı
Kutsal Kitap yaratılış bölümünde şu acayip mitolojik yaratıklar olan Nefiller den bahsedilir.
Yaratılış 6:4 tam bölüm (http://incil.info/arama/Yaratilis+6)
4 (http://incil.info/kitap/gen/6/4) İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi.
Sonraki zamanlarda malum tufan gerçekleşir.
17 (http://incil.info/kitap/gen/6/17) Yeryüzüne tufan göndereceğim. Göklerin altında soluk alan bütün canlıları yok edeceğim. Yeryüzündeki her canlı ölecek.
Öylede oluyor Nuh ve gemiye alınanlar dışında.
Yıllar sonra Musa vaad edilen topraklara geldiğinde öncüler yollar ve bakın öncüler ne görürler.
Çölde Sayım 13:33 tam bölüm (http://incil.info/arama/Colde+Sayim+13)
33 (http://incil.info/kitap/num/13/33) Nefiller'i, Nefiller'in soyundan gelen Anaklılar'ı gördük. Onların yanında kendimizi çekirge gibi hissettik, onlara da öyle göründük."
Şimdi anlamadım, tufanda her canlı yok edilmemişmiydi. Bu Nefiller ve soyları nereden ortaya çıktı?
Bu nasıl bir kitap? Kronolojik dizilim hatasımı var? Yoksa Musamı önce yaşamıtı? Yok Nuh önceydi ???? O zaman Nefiller ölümsüz zaar.
muhtemelen nuh nefillerden de bir çifti gemiye almıştır.
ya da ilahi varlıklar tufandan sonra da insan kızlarıyla evlenmeye devam ettiler herhalde.
şuraya bak ya.
tam bir masal kitabı.
harika.
ne andersen ne ne de bir başkası yetişemez bu masallara.
muhtemelen nuh nefillerden de bir çifti gemiye almıştır.
ya da ilahi varlıklar tufandan sonra da insan kızlarıyla evlenmeye devam ettiler herhalde.
şuraya bak ya.
tam bir masal kitabı.
harika.
ne andersen ne ne de bir başkası yetişemez bu masallara.
Dünyadaki en büyük inanclı kitleye sahip din. Bunlar bizim müslümanlardanda saf.
:lol: :lol: :lol: :pound: :pound: :pound:
Gündelik Ekmeğimiz
19-07-2010, 08:30
Nefiller'in kim ve ne olduğunu hiç araştırdınız mı? Kutsal Kitap da okunuz iyi hoş. Sonra, neymiş bu ilahi varlık nefiller diye araştırmaya girdiniz mi? Hayır girmediniz. Kaldı ki, sırf kulp bulmak için okuduğunuzdan, Nefiller'in kim ve ne olduğu hakkında en ufak bir fikriniz yok. Nefiller: İbranice sözcük 'düşmüş kişiler' anlamına gelir. Septuaginta'da "devler" diye geçer. Bunlar, iri ve güçlü insanlardı.
İblisler kan bagini kirleterek gelecekteki Mesih'in yani Isa'nin insani yonunu kirletmeye calismalariydi. Tanri Havva'nin soyundan gelecek ve yilanin (seytanin) basini ezecek olan bir Mesih vaad etmisti (Yaratilis 3:15). Yani buyuk olasilikla iblisler (demonds) insan soyunu kirletmeye calisarak bir gun gunahsiz bir Mesih'in dogusunu onlemeyi amaclamaktaydilar. Tekrar ediyorum bu tam olarak Kelamdan ispatlanarak yapilan bir aciklama olamaz ama olasi gordugum bir sey ve Kelamin ogretilerine ters dusen bir aciklama da degil.
Oyle ise Nefiller neydiler? Ibrani ve diger efsanelere gore Nefiller devlerden olusan guclu ama buyuk kotulukler yapan bir soy idi. Buyuklukleri ve gucleri buyuk olasilikla iblislerin DNA sinin insan genetigine karsimasindan kaynaklaniyordu. Kutsal Kitapda onlar hakkinda en onemli yazi Yaratilis 6:4 de bulunmaktadir ; " Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi " Nefiller baska gezegenlerden gelme degil, fiziksel varliklar olup ilahi varliklarla insan kizlarininin birlesiminden ortaya cikmislardi " İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler... İlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı."
Nefilimlere ne oldu? Nuh'un zamaninda olan tufanin en buyuk nedeni Nefillerdi. Nefillerden bahseder bahsetmez Kelam bize sunu soylemistir " RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı."Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım" dedi, "Çünkü onları yarattığıma pişman oldum. " (Yaratilis 6:5-7) Sonra Tanri tufan ile tum dunyayi su ile kapladi, Nuh ve ailesi ile gemideki hayvanlar haricinde icinde olan herkesi ( buna Nefiller de dahil) herseyi oldurdu (Yaratilis 6:11-22)
Ibrani ve diger efsanelere gore Nefiller devlerden olusan guclu ama buyuk kotulukler yapan bir soy idi. Buyuklukleri ve gucleri buyuk olasilikla iblislerin DNA sinin insan genetigine karsimasindan kaynaklaniyordu.
İşte budur. Bu açıklama ile neredeyse Hristiyan olacağım.
İblis ruhsal bir varlık ise DNA sı nasıl oluyor?
Ruhsal varlıkların DNA sı var ise Tanrı'nın DNA sıdamı olmalı?
O zaman Meryem ile Tanrı resmen DNA alış verişimi yapmış oluyor?
Demek işin sırrı buymuş. Şimdi çözdük İsa'nın Tanrı Oğlulluğunu. Genetik bağ olayı demek.
Nefiller sıfat olsa KK da büyük harf ile yazılmaz.
İfade açık, adamlar, Nefiller ve Onların soyundan diyorlar. Kör olmak lazım görmemek için.
Açıklamanıza göre sizlerde KK içindeki anlatıların İbrani ve diğer efsanelerden alıntılar olduğunu kabul ediyorsunuz demekki. Süper.
İnat edenlere bir ilave
Yaratılış 9:18 tam bölüm (http://www.incil.info/arama/Yaratilis+9)
18 (http://www.incil.info/kitap/gen/9/18) Gemiden çıkan Nuh'un oğulları Sam, Ham ve Yafet idi. Ham Kenan'ın babasıydı.
Yaratılış 9:19 tam bölüm (http://www.incil.info/arama/Yaratilis+9)
19 (http://www.incil.info/kitap/gen/9/19) Nuh'un üç oğlu bunlardı. Yeryüzüne yayılan bütün insanlar onlardan üredi.
Akıllara zarar açıklama şunu getirir. Nefiller Nuh'un soyundan gelmektedir. O zaman Tanrı gemiye yanlış adamı aldı demekki.
sayın gündelik ekmek
yahu inan bana kulp bulmamıza gerek yok.
zaten kulptan ibaret anlattığınız her şey.
bu ne ya.
dostum kendine gel.
boşver bu masalları.
nasıl bir tanrıdır ki bu pişman oluyor insanı yarattığına.
üstelik bu pişmanlık ve öfkeyle nefillerin yanında tüm hayvanları ve diğer tüm insanları öldürüyor.
ne için mesihin DNA sını saf ve temiz yapmak için öylemi.
peh peh peh.
ben kimle konuşuyorum ya.
sizin adınıza acı çekmekten yoruldum artık.
bir insan evladının karanlık devirlerden kalma masalları aklileştirebilmek adına kıvranması bana acı veriyor.
dostum kurtar kendini bu batıl inançlardan.
hepimiz insanız ve kardeşiz.
dünyayı daha yaşanılabilir kılabilmenin koşullarını konuşalım.
nefil ve nuh hikayelerini artık çocuklara bile anlatmayın.
bu masalların devri çoktan kapandı.
Yarattığına pişman olan bir tanrı... Bunu önceden kestiremeyen veya sonradan "keşke yaratmasaydım" diyen bir tanrı...
Yahu bu da mı zilleri çaldırmıyor?
Çamurdan yaratıp içine ruh üfkemek ve ardından tufanlar ile yaratılanın yok edilmesi Sümer'de, Yunan'da hatta ve hatta Maya medeniyetinde bile var. Ne masalmış be kardeşim halen farklı versiyonlarına inananlar var.
Gündelik Ekmeğimiz
19-07-2010, 19:04
Tanrı'nın pişmanlığı, insanoğlunun pişmanlığı gibi algılamamlısınız zira yanılgıya düşersiniz. Kutsal Kitap da bazı kelimeleri daha iyi idrak edebilmek için, Grekçesine ya da ibranicsine bakmak lazım gelir. Ama sizler pişmanlığı kendi algıladığınız kadarı ile idrak edebiliyorsunuz.(...) Turan (Dursun) kitaplarından vaz geçip de adam gibi kitaplar okumanı öneririm. Sadece varsayımlar üzerşinden yorum yapmaktan başka hiçbir bildiğiniz yok. (...)
sana bir şey itiraf edeyim mi,
gündelik ekmek
birincisi ben TD nin hiç bir kitabını okumadım.
fırsatım olmadı ne yazık ki.
mesela ne tür kitaplar okursam tanrının neden pişman olduğunu , ve bu pişmanlıkla tarihin gördüğü sözde en büyük katliamı gerçekleştirdiğini anlayabilirim sence.
bak arkadaşım
sen inandırılmışsın.
ben de bir zamanlar senin gibiydim.
seni anlamadığımı sanma.
ya içinde bir yerde aklın çığlığı var ve birgün zincirleri koparacak ya da bu uyuşturulmuş akılla hayatını tamamlaycaksın.
herbirimiz kendi macerasını yaşar.
umarım bütün bu akıl almaz savsatalardan bir gün yakanı kurtarırsın.
ne diyeyim elimden bu kadarı geliyor.
Çarmıh Yolcusu
20-07-2010, 17:12
Nihilist. Biliyor musun? Annem gibi konuşuyorsun. Zira Annem de bunları söylüyor. Dostum bak. Sana şunu diyeyim. Eğer bir misyoner tarafından ikna edilmek sureti ile İsa Mesih'e iman etmiş olsa idim, "kısmen haklı olabilirsin" diyebilirdim ama sana şunu diyim dostum. Ben İsa Mesih'e iman ettiğim de HİÇBİR HRİSTİYAN tanıdığım yoktu. Hemde hiç. Ben iman ettikten sonra kliseye başladım ve Hristiyan kardeşlerim oldu. Kaldı ki bulunduğum şehirde klise var olup olmadığından bile haberim yoktu. Annem de benim "kandırıldığımı" düşünmekte. Bunun geçici bir heves bir takıntı olduğunu hala dah düşünüyor. Hala daha kiliseye gitmeme karşı. Çevremin yapısı gereği zaten bir İsa Mesih inanlısı ile dialog kurmama imkan yoktu.
sayın çarmıh yolcusu
yasaklı olmanıza üzüldüm.
bu koşullarda szie cevap yazmam ne derece doğru pek emin değilim.
ben sizin bir misyoner tarafından ikna edilmeniz üzerinden fikir yürütmüyorum.
organize işler bunlar.
hem de 10000 yıllık işler.
insanın aklının nerde takılacağını, nasıl korkutulup nasıl kandırılacağını bilen işler.
din bir ihtiyacın sahte ilacıdır.
insan bu sahte ilaca ihtiyaç hissetmese zaten din de olmazdı.
sizin bu yalana hangi motiasyonla yakanızı kaptırdığınızı en iyi siz bilirsiniz.
kendinize sadece şunu sorun.
kendimi kandırıyormuyum.
bu soruya cevap verebilmek acayip zordur.
çünkü cevap verebilme süreci de aynı kandırmacanın etkisinden kurtulamaz çoğunlukla.
bir insan teki kendisini neye inandırırsa onun için gerçek o olur.
ama ister inandır ister inandırma senden bağımsız bir gerçek var.
senin gerçeğin, gerçeğin kendisimi, yoksa sen kendini inandırdığın şeyi mi gerçek zannediyorsun.
bu sorunun bende cevabı yok.
sende cevabı var.
hayat da senin .
ister eski mitolojilerin dayanılmaz hafifliğinde takılırsın,
istersen de herşeyi elinin tersiyle itersin ve gerçek ne diye önceden hiç bir şeye karar vermeden önyargısız olarak gerçeği ararsın.
Evangelist_Human
21-07-2010, 15:04
Sevgili Nihilist arkadaşım. Öncelikle, size şunu belirteyim. Din(ler) konusunda size sonuna kadar katılıyorum. Bu yüzden biz Mesih İnanlıları da bir din(ler)'e inanmıyoruz. İlk iman ettiğim zamanlarda bu ve benzeri soruları defalarca ve defalarca kendime sordum ama aldığım yanıt hep "gerçek, yol ve yaşam NEN'im" oldu. Haklısınız. Dinler birer afyondur. Bu çok doğru. Çünkü din(ler)'i yaratan insan'ın kendisidir. O yüzden bizler bir din'e inanmıyoruz. Bizler bir yaşam biçimine inanıyoruz. Hayatımızdaki her ama herşeyde Tanrı'nın bir numara olduğu bir yaşama inanıyoruz sevgili arkadaşım.
İçinde bulunmuş olduğumuz, yani şu yüzyıla baktığımızda, başdöndürücü bilimsel gelişmeler olmakta şüphesiz.Bu değişiklikler, her gün biraz daha geleneklerimizi, göreneklerimizi ve inançlarımızı çökertiyor. Bilimdeki gelişmeler ise, varolan bilgilerimizi her an değiştiriyor. Bütün bunlara karşın, değil sorularımıza cevap almak, daha bulunduğumuz yeri saptayacak sağlam bir nokta bulamadan herşey anlamsızlığın derin boşluğunda kayboluveriyor. Bu durum yaşantımızı anlamsız olayların ard arda sıralandığı bir rastlantılar zincirine çevirmiyor mu? Üstelik iş-aile-eğlence üçgeni arasına hapsedilen günlük yaşam savaşımızınyoğunluğu, kendimiz için yapabileceğimiz en ufak bir araştırmaya bile engel oluyor. Gerçi günümüzde çağdaş yaşam diye adlandırılan böylesine yoğun yaşamın iyi bir tarafı da var: çoğu zaman kapalı bir üçgene karşılık pratikte yukarıda söz ettiğimiz üçgenden öte genişlik sağlamayan bu hayatımızdan memnun, yaşayıp gidiyoruz. Ta ki, o derin boşluk duygusu, o başkalarının önünde rol yaptığımız hissi, amaçsızlık ve kocaman bir anlamsızlık yeni bir soruyla tekrar içimizi kaplayınca dek sürüp gidiyor. Evet, bu duygulara neden kapılıyoruz? Yoksa yaşam gerçekten mi anlamsız?
İnsanın içinde korku oluşturan bu soruya, bazıları hiç aldırmaz ama herkesin bir gün mutlaka kendi kendine sorduğu başka sorular da vardır:
1) Neden her yeni nesil, büyüklerinin kendilerine aktardıklarını eksik buluyor ve her şeyi yeni baştan araştırmaya başlıyor? Bu arayışların sonu hiç gelmeyecek mi?
2) İnsanı hayvandan ayıran bir özellik var mı? Yoksa yeryüzündeki diğer canlılar gibi, geçici arzularımızı tatmin edip, sürünüp gidiyor muyuz?
3) Acaba gerçekten yüce ve sonsuz bir varlık tarafından mı yaratıldık? Bizim varlığımız da sonsuz mu?
4) Örnek alınabilecek, dört dörtlük bir insan ve yaşam tarzı var mı?
Şimdi Nihilist arkadaşım. Sen bu soruların kaçına içten cevap verebilirsin? Ya da daha önce hiç bu ve buna benzer soruları kendine sordun mu? Skaince bir düşün ve bu soruların yanıtlarını vermeye çalış bana arkadaşım. Yaşamın anlamsızlığı veyukarıdaki türden sorular aklımıza takıldığında, ister istemez din kavramı ile karşı karşıya kalıveririz. Çünkü din, kültürümüzün bir parçası olarak, çocukluğumuzdan beri, yaşantımızın her anını işgal eder. Dinin ne olduğunu anlamadan, ona inanmaya, kurallarını uygulamaya başlarız. Aklımıza takılan sorular, gerçek cevaplarını asla bulmadan, dini öğreti ve yaptırımlarla ört pas edilip, kaybolup gider.
Bu nedenle sana şunu söylüyorum ki, İncil inancının "din" kavramıyla ifade edilmediğini ve KESİNLİKLE DE EDİLEMEYECEĞİNİ vurgulamak istiyorum.
Bizce bütün dinlerden ve felsefelerden, son derece farklı, sorularımızın gerçek cevaplarını bulabileceğimiz bir alternatif var: İnsanı gerçek ve sonsuz yaşama kavuşturabilecek bir Kurtarıcı, ve O'nunla aramızdaki ilişki. Kalıplaşmış, yüzeysel kurallarla dıştan değişime uğratılmak yerine, içimizde oluşan ve sonra dışa vurulan bir değişim. Bu Kurtarıcı'nın şimdiye kadar tüm kültürlerin ve dinlerin kendine mal ettiği, kendi çıkarlarına göre biçimlendirdiği din kavramları ve kurumları ile hiç ilgisi yoktur.
İncil'e göre Tanrı hakkında bilgiye sahip olmak başka, Tanrı'yı daha özel bir anlamda "tanımak" başkadır. Üstelik Tanrı'nın bize İsa Mesih aracılığla sağladığı en büyük ayrıcalık da O'nu ruhumuzla tanıyabilmemizdir.
Gerçekte özgür iradeye sahip insanın önünde yalnızca iki yol vardır: "Tanrısal" ve "insani" yol. Dinlerin, Tanrı'nın öğretilerinin kurumsallaştırılmasıyla oluştuğunu, bu nedenle insani yol'un ürünü olduklarını anlamak hiç de güç değildir. O halde Tanrısal olmayan bir yolun, insanı Tanrı'ya yakınlaştırması, varoluş sorununa cevap bulması nasıl düşünülebilir?
Madem ki insan özgür iradeye sahiptır. O halde ister kendini kurtarır, isterse o derin boşluğa bırakır. Bunu somut bir örnekle açıklamam gerekirse, sigarayı bırakıp bırakmamaya kar vermeye benzetebiliriz. Verilecek karar, seçilecek yolu da o anda belirler. Ya sigaradan oluşabilecek bir sürü hastalığa davetiye ya da sağlıklı bir yaşam...
1) Neden her yeni nesil, büyüklerinin kendilerine aktardıklarını eksik buluyor ve her şeyi yeni baştan araştırmaya başlıyor? Bu arayışların sonu hiç gelmeyecek mi?
2) İnsanı hayvandan ayıran bir özellik var mı? Yoksa yeryüzündeki diğer canlılar gibi, geçici arzularımızı tatmin edip, sürünüp gidiyor muyuz?
3) Acaba gerçekten yüce ve sonsuz bir varlık tarafından mı yaratıldık? Bizim varlığımız da sonsuz mu?
4) Örnek alınabilecek, dört dörtlük bir insan ve yaşam tarzı var mı?
...
Cevaplar ;
1- Çünkü evrim böyle çalışıyor, doğa böyle iş görüyor. İnsanoğlu geleneklerden bağlarını koparabildiği ölçüde ilerliyor ve yenileri katıyor. Bilim çalışıyor, bilim iş görüyor boş oturmuyor ve her gün doğruluyor bir adım öne atlıyor.
Bu arayışın sonu gelmeyecek ve zaten gelmemelide. Eğer düşünmezsek merak etmezsek şüphelenmezsek arayış son bulur. Oysa merak ediyor ve düşünüyoruz.
2- İnsan hayvan farkına nasıl cevap vermeli bilemiyorum. Bilimsel olarak bir çok farklar bulunabilir. Arzu arzudur geçicisi kalıcısı olmaz. İnsanda her canlı gibi arzularını tatmin etmek için yaşar. Arzular hayatta kalma sebepleridir zaten. Hayatta kalmak için yer içer çiftleşir vs. Amaç hayatta kalmaktır ve bunun için insan önündeki her engeli aşmak için programlanmıştır. Bu program genetik kodlarında uzun zaman içinde oluşmuştur. Çağın insanı bu sebeple tekneloji hatta süper teknelojiler peşindedir ve böylede olmalıdır.
Çünkü varlığını tehdit eden bir çok etken mevcut olup bunlarla mücadele etmelidir. Hayatta kalmak için dua etmeye değil çalışmaya ihtiyacı vardır.
3-Yüce ilahi bir varlık tarafından yaratılıp yaratılmadığı sorunu insanın asıl meselesi değildir. Buna kafa bile yormamalıdır. Yüce ve ilahi varlık zaten algı sınırları dışında olarak insan için yok farzedilebilir. Fakat sozsuzluk kavramı insan ilgisini hep çekmiş olup buna ilgisi devam edecektir. Bilinci bu işlerle meşgul edip rahatlama sağlasada varlığının sonsuz olmadığını kendisi açıkça bilir ve kabul eder. Yada etmelidir. Yok oluş yeni var oluşlar için şarttır. Doğa böyle çalışıyor. Bireyin önemi yoktur. Türün genetik mirası önemli olandır. Ayrıca yüce ve ilahi varlık tanım ve kavramları insana bağlıdır. Yani insan sınırları içindedir. Anlamını insan bile bilmiyor. Daha ortaya tanım ve anlam olarak ne koyduğumuzu bile bilemediğimiz bir şeyi ve varlığını nasıl tartışacağız.
4- İnsanın örnek alması gereken bir insan (Örnek İsa) fikri anlamsızdır. Buna gerekte yoktur. Aynı şekilde yaşam tarzıda.
Sorular belli ön kabullerle soruluyor oysa ben benim gibi inanmayanlar zaten bu ön kabülleri kabul etmiyoruz.
Siz önce günahın tanımını yapın ve benim günahlı olduğumu ispat edin.
Bir Hristiyan beni bu sorularlamı imana getirtecek?
Bakın Sevgi ve merhamet dolu bir Tanrının yarattığı insana sevgisi uğruna insan bedeninde gelip acı çekip onun günahları için canını vermesi gerçek olamayacak kadar güzel bir hikaye. Hem ölümsüzlük hemde sonsuzluk nevrozlarınada iyi bir ilaç gibi görünüyor. Kocaman bir PLASEBO.
İçinde bulunmuş olduğumuz, yani şu yüzyıla baktığımızda, başdöndürücü bilimsel gelişmeler olmakta şüphesiz.Bu değişiklikler, her gün biraz daha geleneklerimizi, göreneklerimizi ve inançlarımızı çökertiyor. Bilimdeki gelişmeler ise, varolan bilgilerimizi her an değiştiriyor. Bütün bunlara karşın, değil sorularımıza cevap almak, daha bulunduğumuz yeri saptayacak sağlam bir nokta bulamadan herşey anlamsızlığın derin boşluğunda kayboluveriyor. Bu durum yaşantımızı anlamsız olayların ard arda sıralandığı bir rastlantılar zincirine çevirmiyor mu? Üstelik iş-aile-eğlence üçgeni arasına hapsedilen günlük yaşam savaşımızınyoğunluğu, kendimiz için yapabileceğimiz en ufak bir araştırmaya bile engel oluyor. Gerçi günümüzde çağdaş yaşam diye adlandırılan böylesine yoğun yaşamın iyi bir tarafı da var: çoğu zaman kapalı bir üçgene karşılık pratikte yukarıda söz ettiğimiz üçgenden öte genişlik sağlamayan bu hayatımızdan memnun, yaşayıp gidiyoruz. Ta ki, o derin boşluk duygusu, o başkalarının önünde rol yaptığımız hissi, amaçsızlık ve kocaman bir anlamsızlık yeni bir soruyla tekrar içimizi kaplayınca dek sürüp gidiyor. Evet, bu duygulara neden kapılıyoruz? Yoksa yaşam gerçekten mi anlamsız?
...
Siz kendi psişik sorunlarınızı ve durumunu izah eder gibisiniz. Bu sebeplerle yani bir türlü varlık sebebini bulamamış yaşamı ve içindeki yerini anlamlandıramamış insanların fizik ötesine mistizme yönelmesini ibretle izliyoruz. ( benim gibi inanmayanlar)
Şimdi bir inanca yada İsa Mesih denen kişiliğe tutundunuz ve mutlusunuz diyelim. Asıl siz kendinizi sorgulayın tek başınıza kaldığınızda. düşüncede şüphesizmisiniz?
Tanrının sizin için acı çekip can verdiğine gerçekten iman ediyormusunuz?
Sizce bunlar gerçek olabilirmi?
Mesihe iman ettiniz ve bedel ödendi, peki şimdi rahatmısınız, mutlumusunuz?
Günah bilincinden tamamen sıyrıldınızmı? Çünkü Mesih sevinin diyor.
Yoksa hala psişik sorunlar öylece yerlerinde duruyorda sadece mesih'in kanı üzerlerinimi örttü?
Ne kadar daha aklınıza karşı duracaksınız ve dayanacaksınız. Öğrendikleriniz ne kadar sizi oyalayacak?
Bir kaç ay bir iki sene? ( beni bir iki sene idare etti)
Siz önce içinizdeki fırtınayı tam bir dindirinde sonra bize tebliğ edin.
Evangelist_Human
21-07-2010, 17:23
Cevaplar ;
1- Çünkü evrim böyle çalışıyor, doğa böyle iş görüyor. İnsanoğlu geleneklerden bağlarını koparabildiği ölçüde ilerliyor ve yenileri katıyor. Bilim çalışıyor, bilim iş görüyor boş oturmuyor ve her gün doğruluyor bir adım öne atlıyor.
Bu arayışın sonu gelmeyecek ve zaten gelmemelide. Eğer düşünmezsek merak etmezsek şüphelenmezsek arayış son bulur. Oysa merak ediyor ve düşünüyoruz.
2- İnsan hayvan farkına nasıl cevap vermeli bilemiyorum. Bilimsel olarak bir çok farklar bulunabilir. Arzu arzudur geçicisi kalıcısı olmaz. İnsanda her canlı gibi arzularını tatmin etmek için yaşar. Arzular hayatta kalma sebepleridir zaten. Hayatta kalmak için yer içer çiftleşir vs. Amaç hayatta kalmaktır ve bunun için insan önündeki her engeli aşmak için programlanmıştır. Bu program genetik kodlarında uzun zaman içinde oluşmuştur. Çağın insanı bu sebeple tekneloji hatta süper teknelojiler peşindedir ve böylede olmalıdır.
Çünkü varlığını tehdit eden bir çok etken mevcut olup bunlarla mücadele etmelidir. Hayatta kalmak için dua etmeye değil çalışmaya ihtiyacı vardır.
3-Yüce ilahi bir varlık tarafından yaratılıp yaratılmadığı sorunu insanın asıl meselesi değildir. Buna kafa bile yormamalıdır. Yüce ve ilahi varlık zaten algı sınırları dışında olarak insan için yok farzedilebilir. Fakat sozsuzluk kavramı insan ilgisini hep çekmiş olup buna ilgisi devam edecektir. Bilinci bu işlerle meşgul edip rahatlama sağlasada varlığının sonsuz olmadığını kendisi açıkça bilir ve kabul eder. Yada etmelidir. Yok oluş yeni var oluşlar için şarttır. Doğa böyle çalışıyor. Bireyin önemi yoktur. Türün genetik mirası önemli olandır. Ayrıca yüce ve ilahi varlık tanım ve kavramları insana bağlıdır. Yani insan sınırları içindedir. Anlamını insan bile bilmiyor. Daha ortaya tanım ve anlam olarak ne koyduğumuzu bile bilemediğimiz bir şeyi ve varlığını nasıl tartışacağız.
4- İnsanın örnek alması gereken bir insan (Örnek İsa) fikri anlamsızdır. Buna gerekte yoktur. Aynı şekilde yaşam tarzıda.
Sorular belli ön kabullerle soruluyor oysa ben benim gibi inanmayanlar zaten bu ön kabülleri kabul etmiyoruz.
Siz önce günahın tanımını yapın ve benim günahlı olduğumu ispat edin.
Bir Hristiyan beni bu sorularlamı imana getirtecek?
Bakın Sevgi ve merhamet dolu bir Tanrının yarattığı insana sevgisi uğruna insan bedeninde gelip acı çekip onun günahları için canını vermesi gerçek olamayacak kadar güzel bir hikaye. Hem ölümsüzlük hemde sonsuzluk nevrozlarınada iyi bir ilaç gibi görünüyor. Kocaman bir PLASEBO.
1- Çünkü evrim böyle çalışıyor, doğa böyle iş görüyor. İnsanoğlu geleneklerden bağlarını koparabildiği ölçüde ilerliyor ve yenileri katıyor. Bilim çalışıyor, bilim iş görüyor boş oturmuyor ve her gün doğruluyor bir adım öne atlıyor.
Bu arayışın sonu gelmeyecek ve zaten gelmemelide. Eğer düşünmezsek merak etmezsek şüphelenmezsek arayış son bulur. Oysa merak ediyor ve düşünüyoruz.
AÇIKLAMA: Hayır! Evrim böyle çalışmıyor. Bu yanlızca, sizin gibi insanların uydurduğu bir kılıftan ibaret hepsi bu. Zira evrim denilen şey gerçek olmuş olsa idi, sürekliliği olurdu. Ama malesef yok. Bakın, size BBC Londra da çıkan bir haberi yazıyorum. Darwin'in hayatın oluşumu ile ilgili ortaya attığı 140 yıllık 'su birikintisi' teorisi sarsılıyor. Kaliforniya Üniversitesi kimya profesörü David Deamer, Londra'da hayatın başlangıcı ile ilgili uluslararası konferans öncesinde yaptığı açıklamada, teoriyi test eden araştırmada şaşırtıcı ve bir o kadar da üzüntü verici sonuçlar elde ettiklerini açıkladı.
Deamer, Rusya'daki Kamçatka ve ABD'deki Mount Lassen'in volkanik arazilerindeki su birikintilerinde yaptıkları deneylerde sıcak, çamurlu ve asitli suların 'öncü organizma' için gerekli şartları yaratmadığını gördüklerini belirtti. Bulunan sonuçlar, hayatın nasıl oluştuğuna dair teorilerin elenmesine de yardımcı olacak.
Darwin, 140 yıl önce canlı hayatının ılık bir su birikintisinde oluşan organizmalarla başlayıp daha sonra evrimleştiğini öne sürmüştü. Ancak Deamer, bulguların Darwin'i tamamen yalanlamadığını da belirtirken "Belki de hayat gerçekten 'ılık bir su birikintisi'nde başlamıştır, ancak bu volkanik kaynaklarda veya hidrotermal deliklerde değildir" diye ekledi.
Londra Royal Society'de 200 ulustan bilim adamının katılacağı konferansta, hayatın başlangıcı ile ilgili farklı teoriler de tartışılacak. Ayrıca, daha yeni bu günlerde olan, zenci ailenin sarışın, beyaz tenli ve KESİNLİKLE albino olmayan bebeğine ne diyecksiniz. O ailenin hiçbir üyesinde beyaz insan ytok iken nasıl olur da, bu şekilde bir bebek dünyaya gelebilir? Siz evrimciler, bunları neden görmezden gelmektesiniz!?
Haklısınız. Düşüneceksiniz ki, gerçeği bulacaksınız. Bu bize dayatılan dinlewr dahi olsa da. Ama malum, bazı yerde bilimin dahi yetersiz kaldığı ve cevap veremediği soru öbeklerini de göz ardı edemeyiz.
2- İnsan hayvan farkına nasıl cevap vermeli bilemiyorum. Bilimsel olarak bir çok farklar bulunabilir. Arzu arzudur geçicisi kalıcısı olmaz. İnsanda her canlı gibi arzularını tatmin etmek için yaşar. Arzular hayatta kalma sebepleridir zaten. Hayatta kalmak için yer içer çiftleşir vs. Amaç hayatta kalmaktır ve bunun için insan önündeki her engeli aşmak için programlanmıştır. Bu program genetik kodlarında uzun zaman içinde oluşmuştur. Çağın insanı bu sebeple tekneloji hatta süper teknelojiler peşindedir ve böylede olmalıdır.
Çünkü varlığını tehdit eden bir çok etken mevcut olup bunlarla mücadele etmelidir. Hayatta kalmak için dua etmeye değil çalışmaya ihtiyacı vardır.
AÇIKLAMA: İnsan ve hayfan farkına cevap verememenizde bir sorun teşkil etmektedir. Zira bunun cevabı, insanın hayvanlar gibi içgüdüsel olarak değil, tamamen Tanrı'nın vermiş olduğu akıl ile hayatını idame ettirmesidir. Senin açıklaman, hayvan ile insan'ı aynı kategoriye indirgemektedir. Oysak ki, Yaratıcı, hayvanı insanoğlu'nun emrine vermiştir. Arzular hayatta kalma sebebi değildir. İnsan da benlik (ego emi) bulunmaktadır. Bir de, her ne kadar materyalistler inkar etse de, insanda ruh mevcuttur. Ruh yerine benliğinin dürtüleri ile, benliksel olarak hayatını idame etiren insan, hayvandan bir farkı kalmaz çünkü güdüler ile hayatını sürdürür. Hayvanlar çiftleşir ama bu tammen iç güdüsel bir şekilde sadece soy ve türlerinin devamı içindir. İnsanlar cinsel ilişkide bulunur ama bu sadece bir içgüdüsel tatmin değil, diğer önlerini de doyurmak için yaptıkları bir fiziki eylemdir. Yanlızca tür ve soylarını devam ettirmek olsa idi, bu bizi insan yapmaz, tıpkı doğan görünümlü şahin araçlar misali, insan görünümlü hayvanlar yapardı. Bu nedenle ki, İncil "benliğinizin tutkularına kapılmayın" diyor. Haklısın bir bakıma. Haytta kalmak için çalışmaya da ihtiyaç vardır. Bak İncil de "çalışmayan ekmek de yemesin" demektedir. Ama sadece dünyasal kaygılar ile insanoğlu hayatını bir dakikabile uzatabilir mi? Hayır uzatamz. Çok para, şan şöhret v.b. gibi dünyasal şeyler insanoğluna ne kadar mutluluk getirir? Önemli olan mutlu olmak mı? Yoksa sevinç içinde olmak mı? Evvela bunun ayrımına varmak lazım gelir.
3-Yüce ilahi bir varlık tarafından yaratılıp yaratılmadığı sorunu insanın asıl meselesi değildir. Buna kafa bile yormamalıdır. Yüce ve ilahi varlık zaten algı sınırları dışında olarak insan için yok farzedilebilir. Fakat sozsuzluk kavramı insan ilgisini hep çekmiş olup buna ilgisi devam edecektir. Bilinci bu işlerle meşgul edip rahatlama sağlasada varlığının sonsuz olmadığını kendisi açıkça bilir ve kabul eder. Yada etmelidir. Yok oluş yeni var oluşlar için şarttır. Doğa böyle çalışıyor. Bireyin önemi yoktur. Türün genetik mirası önemli olandır. Ayrıca yüce ve ilahi varlık tanım ve kavramları insana bağlıdır. Yani insan sınırları içindedir. Anlamını insan bile bilmiyor. Daha ortaya tanım ve anlam olarak ne koyduğumuzu bile bilemediğimiz bir şeyi ve varlığını nasıl tartışacağız.
AÇIKLAMA: Asıl sorun da zaten budur. İnsan aramdığı için, sorgulamadığı için gerçekle belki de yüzleşmekten korktuğu için, bir Yüce Varlığın var olup olmadığına inanmak istemiyor. Zaten başta yazdığım soruları kendine sormuş olsa cevabı kendiliğinden gelecektir. Çünkü insan doğal benliğinin kölesidir her zaman. Algı sınırları dışında değildir Tanrı. Bu senin bakış açına göre, insanların duyabileceği sesler vardır, duyamayacağı sesler vardır. Buna "ses eşiği" denilmektedir. Bir insan bu sesi duyamaz belki ama, bir hayvan rahatlıkla duyabilmektedir. Bazı hayvanların gözleri son derece keskindir. Bizim göremediğimiz şeyleri gayet net görebilirler. Bu da yani senin mantığına göre insan algısı dışında ise yok mu demektir? Senin duyamadığın ses yoktur, göremediğin şey de aslında yok mudur demek oluyor? Peki neden o halde hala dha uzay boşluğun un sonu bulunamadı? Madem "sonsuzluk" denilen kavram yok ise, neden halen daha, bunca teknolojiye karşın, sonsuzluğun sonu yok. Uzay'ın sonunu neden bulamıyorlar? Evet asıl bireyin önemi mevcuttur. Biey olmadan zaten toplumlar oluşmazdı. Yaşam döngüsü olmazdı. Madem genetik mirasımız var ise neden o halde her insanın parmak izi farklı oluyor? Neden gözlerimizin rengini ailemizin herhangi bir bireyinden alıyor olabiliriz lakin neden retina tabakası her insanın farklıdır acaba? Hayır. İnsan araştırsa bilecek ama araştırmıyor. Tanrı konum itibari ile heryerdedir. İnsan algılayışının çok üstündedir. İnsan algılayışının üstünde oluşu yok olduğu manasına gelmez.Tanımını siz "materyalistler yapamıyorsunuz, daha doğrusu yapılan tanıma sizler kulak tıkıyorsunuz. Çünkü Tanrı'yı el ile tutulur, göz ile görülür somut bir şey olarak algılama çabasındasınız.
4- İnsanın örnek alması gereken bir insan (Örnek İsa) fikri anlamsızdır. Buna gerekte yoktur. Aynı şekilde yaşam tarzıda.
Sorular belli ön kabullerle soruluyor oysa ben benim gibi inanmayanlar zaten bu ön kabülleri kabul etmiyoruz.
Siz önce günahın tanımını yapın ve benim günahlı olduğumu ispat edin.
Bir Hristiyan beni bu sorularlamı imana getirtecek?
AÇIKLAMA: Arkadaşım ben "örnek alınabilecek dört dört'lük bir insan" dedim ama İsa'yı örnek vermedim. Bu senin İsa'nın varlığını kabul ettiğinin anlamına gelmiş olmuyor mu? Zira sru da İsa ile ilgili en küçük bir ima bile söz konusu değilken, senin aslında İsa'nın varlığını bilinç altında kabul ettiğin, ama kendine bile itiraf edemediğin manasına gelir. Aksi takdirde neden İsa örneğini veresin ki. Haklısın bir bakıma. Şöyle ki, zaten dört dört'lük insan YOKTUR. İnsan doğası geneyi günahlıdır. İnsan'ın atalarından aldığı tek miras "günah"dır. O senin bahsettiğin, genlerimizdeki miras, gözümüzün, saçımızın rengi v.s.'nin yanında, miras olarak aldığı şey günahtır da aynı zamanda. Şöyle ki: Kutsal Kitaba baktığımız da, kıskançlık bir günahtır. Birisine karşı kin beslmek günahtır. Bencillik günahtır. Şöyle bir bak küçüçük bir çocuğa bile, diğer arkadaşından bencilce oyuncağını kıskanır, paylaşmak istemez. Annesi, bir başka çocuğu sevmeye kalktığında, annesini kıskanır. Annesini başka bir çocukla paylaşmak istemez asla. Şimdi peki bana cevap ver. Bu küçücük bir bebeğe bu kıskançlık, bencilik v.b. gibi kavramlar öğretildide mi bu bebek böyle davranışlar sergiliyor acaba? Bu genetiğimizde günah olgusununda var olduğunu gkösterir. Geçmişimizdensadece senin tanımınla "genetik miras" almadık.
Sorular belli önkabuller ile sorulmadı. Bu düşünen her insanın, derin düşünen her insanın aklından geçen, zihninden geçen sorulardır. Bir çok insan halen daha bu ve buna benzer soruları kendine sormaktadır. Madem insanoğlu düşünebilen bir varlık ise, neden ilahi bir varlığa kafa yormasın ki? Bu kaçmak olmaz mı? İnsan düşüncelerinden kaçıp kurtulabilir mi?
Evangelist_Human
21-07-2010, 17:46
Siz kendi psişik sorunlarınızı ve durumunu izah eder gibisiniz. Bu sebeplerle yani bir türlü varlık sebebini bulamamış yaşamı ve içindeki yerini anlamlandıramamış insanların fizik ötesine mistizme yönelmesini ibretle izliyoruz. ( benim gibi inanmayanlar)
Şimdi bir inanca yada İsa Mesih denen kişiliğe tutundunuz ve mutlusunuz diyelim. Asıl siz kendinizi sorgulayın tek başınıza kaldığınızda. düşüncede şüphesizmisiniz?
Tanrının sizin için acı çekip can verdiğine gerçekten iman ediyormusunuz?
Sizce bunlar gerçek olabilirmi?
Mesihe iman ettiniz ve bedel ödendi, peki şimdi rahatmısınız, mutlumusunuz?
Günah bilincinden tamamen sıyrıldınızmı? Çünkü Mesih sevinin diyor.
Yoksa hala psişik sorunlar öylece yerlerinde duruyorda sadece mesih'in kanı üzerlerinimi örttü?
Ne kadar daha aklınıza karşı duracaksınız ve dayanacaksınız. Öğrendikleriniz ne kadar sizi oyalayacak?
Bir kaç ay bir iki sene? ( beni bir iki sene idare etti)
Siz önce içinizdeki fırtınayı tam bir dindirinde sonra bize tebliğ edin.
Birincisi, dediğim gibi, mutluluk ve sevinç farklı kavramlardır. Zira mutluluk gelip geçicidir. Mutluluk nedir? Sabancı bile son derece çok parasıolmasına rağmen, özürlü oğlunu sağlılı yapamöadığından şikayet etmiyor muydu? Demek ki mutluluk gerçekten var olan bir şey değil geçicidir. Evet. YÜCELER YÜCESİ RAB MESİH İSA'NIN BENİM YERİME ÇARMIHTA ÖLDÜĞÜNE, BENİM GÜNAHLARIM YÜZÜNDEN, BEDENİNİN DEŞİLDİĞİNE, ÇARMIHTA CAN VERDİĞİNE VE ÇARMIHTA CANB VERİP ÜÇÜNCÜ GÜN DİRİLDİĞİNE İMAN EDİYORUM VE İNANIYORUM AMİN. Evet Mesih de seviniyorum. Çünkü o benim hata ve günahlarım için öldü. Ama şu da bir gerçektir ki, insanoğlu doğası gereği günahlıdır. Her an günaha meğil edebilir. Mesih bizim benliğimizdeki günahlarımızı bilmektedir. Biz Mesih'e iman etmek ile BÜTÜN GÜNAHLARIMIZDAN KURTULDUK. Ama bu dmek değildir ki, Tanrı gibi olduk asla. Çünkü ne kadar istemesek de, günah, sinsi bir düşman misali. Her an bizi kendine çekmek için fırsat kolluyor. Evet sevinçliyim. Çünkü Mesih benim gibi aciz ve zavallı bir inssanın günahlarını üstüne aldı ve bunun için acı çekip çarmıhda öldü. YANİ MESİH BENİM İÇİN ÖLDÜ. Bundan büyük sevinç kaynağı olamaz bir inanan için. İslam yaşantım döneminde evet o bahsettiğin "psişik sorunlar" hala daha devam ediyordu. Çünkü, dinsel kurallar v.s.ler beni yeterli şekilde tatmin edemiyordu. Ama şimdi Mesih de yeni bir yaratık oldum. Biliyorum ki MESİH İSA'YA İMAN EDEN ÖLSE DE YAŞAYACAKTIR. Çünkü hiçbir din insana "sonsuz yaşam" vermez. Bak arkadaşım. Aklıma değiL Sdece yüreğime de değil. Ben yapı gereği akla da mantığa da önem veren bir insanım. Benim için sadece akıl değil mantık değil terazinin iki kefesi de dengede olması lazım. yani akıl-mantık kefesi ile yürek kefesi ikisininde dengede olması lazım gelir inanmam için ve İsa Mesih'e imanımla bu iki kefe de dengede. Ama şu da bir gerçek. Biz İseviler asla "mükemmeliz" demiyoruz. Hayatımız, kalp aritmi çizgileri misali. Ama bu Tanrıdan kaynaklanan bir şey değil, insanın yapısından kaynaklanan bir şey. Çünkü Tanrı asmadır ve bizlerde dallarız. Dallar nasıl ki, gövdeye tutunur gövdeden beslenir ve ürün verir ise, bizlerde böyleyiz. Tüm işi aslında asmanın gövdesi yapar ama üründallardadır. Eğer o dala bir zarar gelirse hali ile beslenemez ve kurur. Evet seni iki yıl idare etmiş. Daha önce hangi inançta idin bilemiyorum. Müslüman idiysen geçmişinde tutması imkansız. Eğer bir İsevi imanlısı isen, sorun sen de dediğim gibi asmanın gövdesine iyi tutunamadığın için kuruyup ölmüşsündür.
Evangelist_Human
21-07-2010, 17:58
Cansız madde yaşayan bir organizmaya dönüşebilir mi?
Organik ve inorganik kimya arasındaki keskin ayırım sağlam temellere dayanmaktaydı: Organik bileşiklerin sadece yaşayan organizmalar aracılığıyla doğada oluştukları bilinmekteydi. Bir organizma öldüğünde, süreç tersine döner ve organik maddeler çürüyerek inorganik bileşenlere ayrılırlar. 1828 yılında Alman kimyacı F.Wöhler (1800-1882) inorganik amonyum siyanatı, organik bileşik üreye (karbamite) dönüştürdüğünde, bu temel ayırım ortadan kalktı. Günümüzde istenildiği takdirde pek çok organik bileşikler yapay olarak elde edilebilmektedir. Ancak bunu yapmak için süreç mühendisliği ve kimya bilgisine sahip olmak şarttır. Kısacası bilgiye gereksinim vardır. Canlı türlerine baktığımızda, fiziko-kimyasal düzeyde, bitkilerde, hayvanlarda ya da insanlarda, onların dışında çalışan fiziksel ve kimyasal süreçlerle çelişen süreçler bulunmadığını görüyoruz - yani bilinen doğa kanunları tümüyle uygulanmakta. Böylece, kimya ve fizik açısından, cansız madde ile canlılardaki madde arasında ilke olarak bir fark yoktur. Günümüzde ilk canlıların oluşması üzerine yapılan neo-Darwinci spekülasyonlar cansız maddenin yaşayan organizmaya dönüştüğü düzgün işleyen ve karmaşık olmayan bir süreci iddia etmeye dek varmıştır. Ancak, canlı bir organizma ile canlılardaki madde birbiriyle karıştırılmaması gereken iki farklı unsurdur. Bir organizmaya dair yeterli bilgiyi onun bileşenlerini kimyasal olarak ayırmakla edinemeyiz. Organizmaların karışımında çok önemli bir girdi vardır “bilgi” – bu maddenin kendi başına üretme imkanı olmayan zihinsel bir niceliktir. Bilgi, her canlının kendine özgü son biçimini alması ve üreme yeteneğine sahip olmasından sorumlu olan unsurdur. Cansız doğada, örneğin, kendi doğasındaki bilgiye göre, üreme ilkesi yoktur. Böylelikle, bilgi, canlı organizmayı cansız maddeden ayıran belirleyici bir özellik olmaktadır. Benzeri şekilde – bir canlı türünün oluşmasının – kristallerin oluşmasına tezatla – fiziko-kimyasal kanunun gerekleri uyarınca önceden belirlenen bir yapıyla ilişkisi yoktur. Yaşam (canlı) olgusunu ele alırken fi zik ve kimyanın ötesine uzanan bir nitelikle uğraşmak durumundayız. Evrim deneyleri adı verilen ve yaşamın oluşmasını tümüyle fiziksel-kimyasal bir süreç olarak belirlemeye yönelik olması gereken bu deneyler aslında bu iddiamızı onaylamaktadır: Bilgi hiçbir zaman fiziksel-kimyasal bir deneyden kaynaklanamaz!
• Sıklıkla baş vurulan Millers deneylerinde proteinlerin yapı taşları olan bazı amino asitler yapay olarak elde edilebilmiş, ama bilgi üretilememiştir. Yani bu girişim “evrim deneyi” adı verilecek hiçbir nitelik taşımamaktadır.
• Manfred Eigen tarafından tasarlanan hiper-döngü tümüyle bir varsayımdır ve deneysel doğrulamadan yoksundur. Eigen, sözde “evrim makinesi” olarak adlandırdığı bu aygıtı kullanarak evrimi deneysel boyuta taşımayı amaçlamıştır. “Bild der Wisenschaft” dergisindeki (No.8- 1988, s.72) makalesinde şöyle yazar: “Makinelerimizden birinde bakteriyel virüs geliştirmeyi (evrimleştirmeyi) başardık… Proje başarılı oldu bile. Üç gün içinde uygun direnç gösteren mutasyona uğramış bir türü (oluşumu) ayırmayı başardık. Bu, örnek evrim sürecinin laboratuar ortamında tekrarlanmasının mümkün olduğunu kanıtlamıştır.” Gerçek olan ise, çıkış noktası zaten yaşamakta olan bir canlı türüydü. Yeni bir bilgi üretilmemişti. Bunun yerine, mevcut bilgiler üzerinde deneyler yapılmıştı ve sonuç olarak bilginin kaynağı konusunda hiçbir şey söylenmesi mümkün değildi.
Önemli bir gerçeğin altını çizmemiz gerekir: dünya üzerindeki hiçbir laboratuarda cansız organik maddeden yaşayan bir organizma henüz üretebilmiş değildir. Bu gerçek, biyoteknolojinin canlı türlerini değiştirmek uğruna birçok yöntemler geliştirdiği göz önüne alındığında ayrı bir önem kazanmaktadır. Biyoteknolojik araştırmalar ve deneylerde daima bir canlıdan yola çıkılır ve değiştirmeye çalışır. Biyoteknoloji ile kemo-teknolojik süreçlerin arasındaki derin ayrılık kapatılamaz boyuttadır.Aslında bir gün, dünyadaki tüm bilginin uygulanmasıyla ve zorlu araştırmalar sonucunda bu ayrılık kapatılacak olsa bile, bu sadece yaşamı yaratmak için bir akıl ve yaratıcılığın var olması gerektiği gerçeğini kanıtlar.
Prof. Dr. Werner Gitt’in “Sorular“ adlı kitabından alınmıştır
Sevgili Nihilist arkadaşım. Öncelikle, size şunu belirteyim. Din(ler) konusunda size sonuna kadar katılıyorum. Bu yüzden biz Mesih İnanlıları da bir din(ler)'e inanmıyoruz. İlk iman ettiğim zamanlarda bu ve benzeri soruları defalarca ve defalarca kendime sordum ama aldığım yanıt hep "gerçek, yol ve yaşam NEN'im" oldu. Haklısınız. Dinler birer afyondur. Bu çok doğru. Çünkü din(ler)'i yaratan insan'ın kendisidir. O yüzden bizler bir din'e inanmıyoruz. Bizler bir yaşam biçimine inanıyoruz. Hayatımızdaki her ama herşeyde Tanrı'nın bir numara olduğu bir yaşama inanıyoruz sevgili arkadaşım.
İçinde bulunmuş olduğumuz, yani şu yüzyıla baktığımızda, başdöndürücü bilimsel gelişmeler olmakta şüphesiz.Bu değişiklikler, her gün biraz daha geleneklerimizi, göreneklerimizi ve inançlarımızı çökertiyor. Bilimdeki gelişmeler ise, varolan bilgilerimizi her an değiştiriyor. Bütün bunlara karşın, değil sorularımıza cevap almak, daha bulunduğumuz yeri saptayacak sağlam bir nokta bulamadan herşey anlamsızlığın derin boşluğunda kayboluveriyor. Bu durum yaşantımızı anlamsız olayların ard arda sıralandığı bir rastlantılar zincirine çevirmiyor mu? Üstelik iş-aile-eğlence üçgeni arasına hapsedilen günlük yaşam savaşımızınyoğunluğu, kendimiz için yapabileceğimiz en ufak bir araştırmaya bile engel oluyor. Gerçi günümüzde çağdaş yaşam diye adlandırılan böylesine yoğun yaşamın iyi bir tarafı da var: çoğu zaman kapalı bir üçgene karşılık pratikte yukarıda söz ettiğimiz üçgenden öte genişlik sağlamayan bu hayatımızdan memnun, yaşayıp gidiyoruz. Ta ki, o derin boşluk duygusu, o başkalarının önünde rol yaptığımız hissi, amaçsızlık ve kocaman bir anlamsızlık yeni bir soruyla tekrar içimizi kaplayınca dek sürüp gidiyor. Evet, bu duygulara neden kapılıyoruz? Yoksa yaşam gerçekten mi anlamsız?
İnsanın içinde korku oluşturan bu soruya, bazıları hiç aldırmaz ama herkesin bir gün mutlaka kendi kendine sorduğu başka sorular da vardır:
1) Neden her yeni nesil, büyüklerinin kendilerine aktardıklarını eksik buluyor ve her şeyi yeni baştan araştırmaya başlıyor? Bu arayışların sonu hiç gelmeyecek mi?
2) İnsanı hayvandan ayıran bir özellik var mı? Yoksa yeryüzündeki diğer canlılar gibi, geçici arzularımızı tatmin edip, sürünüp gidiyor muyuz?
3) Acaba gerçekten yüce ve sonsuz bir varlık tarafından mı yaratıldık? Bizim varlığımız da sonsuz mu?
4) Örnek alınabilecek, dört dörtlük bir insan ve yaşam tarzı var mı?
Şimdi Nihilist arkadaşım. Sen bu soruların kaçına içten cevap verebilirsin? Ya da daha önce hiç bu ve buna benzer soruları kendine sordun mu? Skaince bir düşün ve bu soruların yanıtlarını vermeye çalış bana arkadaşım. Yaşamın anlamsızlığı veyukarıdaki türden sorular aklımıza takıldığında, ister istemez din kavramı ile karşı karşıya kalıveririz. Çünkü din, kültürümüzün bir parçası olarak, çocukluğumuzdan beri, yaşantımızın her anını işgal eder. Dinin ne olduğunu anlamadan, ona inanmaya, kurallarını uygulamaya başlarız. Aklımıza takılan sorular, gerçek cevaplarını asla bulmadan, dini öğreti ve yaptırımlarla ört pas edilip, kaybolup gider.
Bu nedenle sana şunu söylüyorum ki, İncil inancının "din" kavramıyla ifade edilmediğini ve KESİNLİKLE DE EDİLEMEYECEĞİNİ vurgulamak istiyorum.
Bizce bütün dinlerden ve felsefelerden, son derece farklı, sorularımızın gerçek cevaplarını bulabileceğimiz bir alternatif var: İnsanı gerçek ve sonsuz yaşama kavuşturabilecek bir Kurtarıcı, ve O'nunla aramızdaki ilişki. Kalıplaşmış, yüzeysel kurallarla dıştan değişime uğratılmak yerine, içimizde oluşan ve sonra dışa vurulan bir değişim. Bu Kurtarıcı'nın şimdiye kadar tüm kültürlerin ve dinlerin kendine mal ettiği, kendi çıkarlarına göre biçimlendirdiği din kavramları ve kurumları ile hiç ilgisi yoktur.
İncil'e göre Tanrı hakkında bilgiye sahip olmak başka, Tanrı'yı daha özel bir anlamda "tanımak" başkadır. Üstelik Tanrı'nın bize İsa Mesih aracılığla sağladığı en büyük ayrıcalık da O'nu ruhumuzla tanıyabilmemizdir.
Gerçekte özgür iradeye sahip insanın önünde yalnızca iki yol vardır: "Tanrısal" ve "insani" yol. Dinlerin, Tanrı'nın öğretilerinin kurumsallaştırılmasıyla oluştuğunu, bu nedenle insani yol'un ürünü olduklarını anlamak hiç de güç değildir. O halde Tanrısal olmayan bir yolun, insanı Tanrı'ya yakınlaştırması, varoluş sorununa cevap bulması nasıl düşünülebilir?
Madem ki insan özgür iradeye sahiptır. O halde ister kendini kurtarır, isterse o derin boşluğa bırakır. Bunu somut bir örnekle açıklamam gerekirse, sigarayı bırakıp bırakmamaya kar vermeye benzetebiliriz. Verilecek karar, seçilecek yolu da o anda belirler. Ya sigaradan oluşabilecek bir sürü hastalığa davetiye ya da sağlıklı bir yaşam...
sayın evangelist
yazınız bir bütünlükten çok, birden fazla bağlama ait varsayımların biraya getirilmesinden oluşuyor.
kısca bu bağlamları tek tek ele almaya çalışayım.
1) sizin inancınızı din olmaktan çıkarıp özel kılan nedir.
müslümanlar da diğer inançları batıl ilan editor ve allah katında kabul edilecek tek din islamdır diyor.
yahudilerin iddialerı var.bizim ki ebedi akittir diyor.
siz de benzeri bir iddiada bulunmakla dinlerle yeni bir ortak payda daha koymuş oluyorsunuz.biz onlardan farklıyız demekle aslında en azından bu noktada bile onlarla ortak olduğunuzu kendi ağzınızla deklere etmiş olursunuz.bütün dinler biz farklıyız diyor.alın size bir ortak noktanız daha.
eğer becerebiliyorsanız bizim ki din değil inanç iddianızın somut karşılığı varsa ortaya koyun.tabi mümkün olamayacağını düşünüyorum ancak bu şansı size veriyorum.
2) hayata ilişkin bir çok soru sormuşsunuz.
ama bu soruların cevaplarını gerçekten merak mı ediyorsunuz yoksa aslında cevaplarınız var da cevaplarınıza uygun sorular mı arıyorsunuz işte burası net değil.
eğer gerçekten sorularınız varsa önce doğru sorular nelerdir diye bunu ortaya koymalıyız.
daha sonra da soruların cevaplarını bulmalıyız.
oysa siz hiç bir soruya cevap bulmadınız.
sadece OLMALI dediniz.
hiç bir sorunun cevabının öyle olduğunu gösteremediniz.
sizin OLMALI larınız inancınızdır işte.
siz olmalılarınızı gerçek zannedersiniz.
oysa gerçek sizden bağımsızdır ve ne ise odur.
tanrı var mı yokmu.
siz tanrının varlığını yada yokluğunu gösteremezsiniz.
kendi olmalınızdan yola çıkıp var dersiniz.
işte bu yarı-şizofrenidir.
hayallerini gerçek zannetme yanılgısıdır.
3) insan hayatının bir anlamı ve amacı olup olmadığını bilemeyiz ki.
önce bir amaç yaratıyorsunuz.sonra da o amaç için bir üst otorite icad ediyorsunuz.
tamamen kurgusal bunlar.
gerçek ise böyle bulunmaz.
gerçeğe peşin hüküm olmadan sadece nasıl sorusuyla yaklaşılır.
sizin ise sorulardan önce cevaplarınız var.
siz o cevapların doğruluğuna zaten iman etmişsinz.
şimdide peşin imanınıza dayanak arıyorsunuz.
sizin ve benim zihinimizin işleyiş biçimi 180 derece zıt.
4) bana sorduğun sorulara cevap verip veremeyeceğimi soruyorsun.
elbette herbiri için cevaplarım var.
bu soruları kendime sorup sormadığımı soruyorsun.
sanırım ben o sorularla cedelleşirken sen daldaki meyvede vitamindin.
ancak benim cevpalrımla ilgilendiğini hiç mi hiç sanmam.
sen sorulara cevap değil peşin cevaplarına soru arıyoresun.
çünkü sadece ölümsüz olmak istiyorsun.
senin için hayat sonlu ise anlamsızdır.
sen anlam demekle ölümsüzlüğünü arıyorsun.
sonrada çok istediğin ölümsüzlüğe kendini inandırıyorsun.
siz dindarlar egosantriksiniz.
hayatınızı o kadar çok seviyorsunuz ki ölümü rededip yalana sığınıyorsunuz.
ortada bir tanrı olmalıdır ki, ona giden yolun nasıl olması gerektiğini konuşalım.
bir tanrı yok.siz ölümsüz olmak adına kendiniz varettiniz.
hayalindeki tanrıya sen zaten ulaşmışsın.
daha hangi yolu soruyorsun ki.
zaten bir insan teki neden allaha inanır diye sorduğumda hangi cevabı buluyorsam sen de aynen onları altalta yazmışsın.
tanrıyı yarattığını alıntıladığım yazıda defalarca itiraf ediyorsun.
Evangelist_Human
22-07-2010, 14:57
sayın evangelist
yazınız bir bütünlükten çok, birden fazla bağlama ait varsayımların biraya getirilmesinden oluşuyor.
kısca bu bağlamları tek tek ele almaya çalışayım.
1) sizin inancınızı din olmaktan çıkarıp özel kılan nedir.
müslümanlar da diğer inançları batıl ilan editor ve allah katında kabul edilecek tek din islamdır diyor.
yahudilerin iddialerı var.bizim ki ebedi akittir diyor.
siz de benzeri bir iddiada bulunmakla dinlerle yeni bir ortak payda daha koymuş oluyorsunuz.biz onlardan farklıyız demekle aslında en azından bu noktada bile onlarla ortak olduğunuzu kendi ağzınızla deklere etmiş olursunuz.bütün dinler biz farklıyız diyor.alın size bir ortak noktanız daha.
eğer becerebiliyorsanız bizim ki din değil inanç iddianızın somut karşılığı varsa ortaya koyun.tabi mümkün olamayacağını düşünüyorum ancak bu şansı size veriyorum.
2) hayata ilişkin bir çok soru sormuşsunuz.
ama bu soruların cevaplarını gerçekten merak mı ediyorsunuz yoksa aslında cevaplarınız var da cevaplarınıza uygun sorular mı arıyorsunuz işte burası net değil.
eğer gerçekten sorularınız varsa önce doğru sorular nelerdir diye bunu ortaya koymalıyız.
daha sonra da soruların cevaplarını bulmalıyız.
oysa siz hiç bir soruya cevap bulmadınız.
sadece OLMALI dediniz.
hiç bir sorunun cevabının öyle olduğunu gösteremediniz.
sizin OLMALI larınız inancınızdır işte.
siz olmalılarınızı gerçek zannedersiniz.
oysa gerçek sizden bağımsızdır ve ne ise odur.
tanrı var mı yokmu.
siz tanrının varlığını yada yokluğunu gösteremezsiniz.
kendi olmalınızdan yola çıkıp var dersiniz.
işte bu yarı-şizofrenidir.
hayallerini gerçek zannetme yanılgısıdır.
3) insan hayatının bir anlamı ve amacı olup olmadığını bilemeyiz ki.
önce bir amaç yaratıyorsunuz.sonra da o amaç için bir üst otorite icad ediyorsunuz.
tamamen kurgusal bunlar.
gerçek ise böyle bulunmaz.
gerçeğe peşin hüküm olmadan sadece nasıl sorusuyla yaklaşılır.
sizin ise sorulardan önce cevaplarınız var.
siz o cevapların doğruluğuna zaten iman etmişsinz.
şimdide peşin imanınıza dayanak arıyorsunuz.
sizin ve benim zihinimizin işleyiş biçimi 180 derece zıt.
4) bana sorduğun sorulara cevap verip veremeyeceğimi soruyorsun.
elbette herbiri için cevaplarım var.
bu soruları kendime sorup sormadığımı soruyorsun.
sanırım ben o sorularla cedelleşirken sen daldaki meyvede vitamindin.
ancak benim cevpalrımla ilgilendiğini hiç mi hiç sanmam.
sen sorulara cevap değil peşin cevaplarına soru arıyoresun.
çünkü sadece ölümsüz olmak istiyorsun.
senin için hayat sonlu ise anlamsızdır.
sen anlam demekle ölümsüzlüğünü arıyorsun.
sonrada çok istediğin ölümsüzlüğe kendini inandırıyorsun.
siz dindarlar egosantriksiniz.
hayatınızı o kadar çok seviyorsunuz ki ölümü rededip yalana sığınıyorsunuz.
ortada bir tanrı olmalıdır ki, ona giden yolun nasıl olması gerektiğini konuşalım.
bir tanrı yok.siz ölümsüz olmak adına kendiniz varettiniz.
hayalindeki tanrıya sen zaten ulaşmışsın.
daha hangi yolu soruyorsun ki.
zaten bir insan teki neden allaha inanır diye sorduğumda hangi cevabı buluyorsam sen de aynen onları altalta yazmışsın.
tanrıyı yarattığını alıntıladığım yazıda defalarca itiraf ediyorsun.
1) sizin inancınızı din olmaktan çıkarıp özel kılan nedir.
müslümanlar da diğer inançları batıl ilan editor ve allah katında kabul edilecek tek din islamdır diyor.
yahudilerin iddialerı var.bizim ki ebedi akittir diyor.
siz de benzeri bir iddiada bulunmakla dinlerle yeni bir ortak payda daha koymuş oluyorsunuz.biz onlardan farklıyız demekle aslında en azından bu noktada bile onlarla ortak olduğunuzu kendi ağzınızla deklere etmiş olursunuz.bütün dinler biz farklıyız diyor.alın size bir ortak noktanız daha.
eğer becerebiliyorsanız bizim ki din değil inanç iddianızın somut karşılığı varsa ortaya koyun.tabi mümkün olamayacağını düşünüyorum ancak bu şansı size veriyorum.
AÇIKLAMA: Diğer bir çok insan gibi, sizde bunun ayrımına varamamışsınız. Üstelik yukarıda açıklamasını yaptığım halde. Dinler belli kurallar bütünüdür. Yasalar bütünüdür. Ayrıca ibadet adı altında, belli ritüelleri yapmakla mükelleftir o dine mensup olan kişi. Biraz olsun, internette araştırma yapmış olsanız, bizim inancımızın herhangi bir din ile bağdaşmadığını anlardınız. Zira, İsa Mesih, kişilerin yapmak zoruna olduğu (İslamiyetteki namaz, oruç v.b. gibi ritüeller), belli yasa ve kanunlar getirmemiştir. Yahudilik bir dindir çünkü o dönemde, Tanrı peygamberler aracılığı ile insanlara kanunlar getirmiştir. Yasalar getirmiştir. Ama Yeni Ahitte bu yasalardan insanlar özgür kılınmıştır. Evet. Yahudilerin dediği doğru. Eski ahit ebedidir fakat eksik söyledikleri şey, eski ahit ancak yeni ahit ile ebedidir çünkü eski ahit ile yeni ahit birbirini tammlar. Eski Ahit, Tanrı'nın planının giriş, gelişme bölümü iken, İncil ise sonuç bölümüdür. Çünkü Mesih der ki: "Ben yasayı ortadan kaldırmaya değil, tamamlamaya geldim" demektedir. BİZİMKİSİ EVET DİN DEĞİLDİR. DİNLER DE BELLİ BİR İBADET KÜRALLARI VARKEN, BİZ İBADETİMİZİ HER YERDE HER ŞEKİLDE İSTEDİĞİMİZ GİBİ YAPARIZ.
2) hayata ilişkin bir çok soru sormuşsunuz.
ama bu soruların cevaplarını gerçekten merak mı ediyorsunuz yoksa aslında cevaplarınız var da cevaplarınıza uygun sorular mı arıyorsunuz işte burası net değil.
eğer gerçekten sorularınız varsa önce doğru sorular nelerdir diye bunu ortaya koymalıyız.
daha sonra da soruların cevaplarını bulmalıyız.
oysa siz hiç bir soruya cevap bulmadınız.
sadece OLMALI dediniz.
hiç bir sorunun cevabının öyle olduğunu gösteremediniz.
sizin OLMALI larınız inancınızdır işte.
siz olmalılarınızı gerçek zannedersiniz.
oysa gerçek sizden bağımsızdır ve ne ise odur.
tanrı var mı yokmu.
siz tanrının varlığını yada yokluğunu gösteremezsiniz.
kendi olmalınızdan yola çıkıp var dersiniz.
işte bu yarı-şizofrenidir.
hayallerini gerçek zannetme yanılgısıdır.
AÇIKLAMA: Siz verdiğim yanıtlar karşısında ve sorduğum sorular neticesinde köşeye sıkıştığınızdan, olayı hakaret boyutuna vardırıyorsunuz. Sorularımı cevaplamak yerine, basit demogojilerle kıvırma pozisyonuna geçmişsiniz. Ama normaldi. Çünkü inandığınız temelleri çökermem işinize gelmiyor. Ben doğru soruları sordum. Siz bu soruların yanıtlarını bilmiyorsanız ben ne yapabilirim? "Genetik miras" dediğiniz zırvalığa karşılık verdiğim cevap ve sorduğum sorulara gayet nazik bir şekilde "bilmiyorum" dahi deseniz, merak etmeyin eksilmezdiniz. Ama siz olayı hakarete dökmüşsünüz. Bu son derece normal. Zira insan benliğindeki "gurur" denilen olgu devreye girmiş. Ben hiçbir zaman, "olmalı" demedim. Gerekli cevapları size verdim. Hatta yetinmeyerek, alta bilimsel bir makaleyi bile koydum. Fakat benliğinizin körlüğü o kadar fazla ki, o bilimsel makaleyi bile görmezden geliyorsunuz. Tanrı'yı idrak edemiyor olmanız, sizin imansızlığınızdan ve insan olarak ne kadar aciz (her insan gibi) olduğunuzun kanıtıdır. Ben ne dedim? "Tanrı insani duyuların, algılayışının çok üstündedir" dedim. Eğer zahmet edip, o son yazdığım, bilimsel makaleyi de okumuş olsa idiniz, ne demek istediğimi anlardınız.
3) insan hayatının bir anlamı ve amacı olup olmadığını bilemeyiz ki.
önce bir amaç yaratıyorsunuz.sonra da o amaç için bir üst otorite icad ediyorsunuz.
tamamen kurgusal bunlar.
gerçek ise böyle bulunmaz.
gerçeğe peşin hüküm olmadan sadece nasıl sorusuyla yaklaşılır.
sizin ise sorulardan önce cevaplarınız var.
siz o cevapların doğruluğuna zaten iman etmişsinz.
şimdide peşin imanınıza dayanak arıyorsunuz.
sizin ve benim zihinimizin işleyiş biçimi 180 derece zıt.
AÇIKLAMA: İnsan'ın bir amacı olmasa o insan ne işe yarar ki? Her insan'ın belli bir amacı vardır. Hayatta bir amacı olmayan insan, adeta kurumuş bir dalın akan suya düştüğü gibi düşer ve akıntının götürdüğü yere öteye beriye çarparak gider. Akıllı ve düşünen bir insan, "ben neden varım?, bu dünyaya neden geldim, amacım ne?" v.b. gibi soruları kendine sorandır. Siz sormuyorsanız o sizin sorununuz bizibağlamaz. Siz demek ki şarkı da diyor ya Müzeyyen Senar "apıldım gidiyorum / bahtımın rüzgarına/" diye sizinkisi de o hesap. Evet 180 derece zıt neden mi? Çünkü sen düşünmüyorsun , sadece yargılıyorsun, ben ise düşünüp soru soruyorum ve yargılıyorum. Yani senin tezlerine karşılık anti-tez üretebiliyorum lakin cevaplarına bakıyorum da senin, benim senin tezlerine karşı ortaya koyduğum anti-tezlerew adamgibi bir yanıtın yok malesef.
4) bana sorduğun sorulara cevap verip veremeyeceğimi soruyorsun.
elbette herbiri için cevaplarım var.
bu soruları kendime sorup sormadığımı soruyorsun.
sanırım ben o sorularla cedelleşirken sen daldaki meyvede vitamindin.
ancak benim cevpalrımla ilgilendiğini hiç mi hiç sanmam.
sen sorulara cevap değil peşin cevaplarına soru arıyoresun.
çünkü sadece ölümsüz olmak istiyorsun.
senin için hayat sonlu ise anlamsızdır.
sen anlam demekle ölümsüzlüğünü arıyorsun.
sonrada çok istediğin ölümsüzlüğe kendini inandırıyorsun.
siz dindarlar egosantriksiniz.
hayatınızı o kadar çok seviyorsunuz ki ölümü rededip yalana sığınıyorsunuz.
ortada bir tanrı olmalıdır ki, ona giden yolun nasıl olması gerektiğini konuşalım.
bir tanrı yok.siz ölümsüz olmak adına kendiniz varettiniz.
hayalindeki tanrıya sen zaten ulaşmışsın.
daha hangi yolu soruyorsun ki.
AÇIKLAMA: Konuşma üslubundan yani "insanın teki" gibi tanımlamalarından, beyin yapının senişn ne kadar düzgün(!) çalıştığı ortaya çıkıyor. Belki, bir kısım insanın vermiş olduğu cevaplara benzer cevaplar vermiş olabilirim o da kısmen. Ama sen, yanlızca soru soruyorsun, cevabını anlamak ve düşünmek dahi istemiyorsun. "Ben o sorularla cedelleşirken sen daldaki meyvede vitamindin" bu senin ne kadar kültür düzeyi yüksek (!) bir karaktere sahip olduğunun bir göstergesi daha. Ama ben seninle dahafazla eyleşemeyeceğim zira seninle aynı seviyeye düşmek istemiyorum. Çünkü her ateist'in yaptığı gibi maymunsal tepkime gösterip saldırganlaşıyorsunuz. Sende İDRAK YOLLARI ENFEKSİYONU VAR ise bu Tanrı'nın olmadığı anlamına gelmez. Sen sadece görmek istediğini görürsün. Tıpkı gözlerine at gözlüğü takılmış atlar misali. Buradan da anlaşılıyor ki, Boş bir teneke gibi ses çıkartıyorsun.
sayın evangelist
ben neden varım türünden sahte soruların arkasında yatan tek sebep ölüm korkusudur.
sen hayatın anlamını falan umursamıyorsun.
hayatın anlamı OLMALI Kİ, sözde o anlama uygun yaşadığın iddiasıyla sonsuza kadar yaşayacağına kendini inandırman mümkün olsun.
amacın sonsuza kadar yaşamaksa, önce kendine bir anlam icad edersin sonra da aslında umursamadığın o anlamın arkasından sonsuz hayatı düşlemeye başlarsın.
sen ve senin gibilerin tek derdi budur.içine düştüğünüz yarı-şizofrenik durum ölüm korkusunu aşabilmek adına ürettiğiniz ve sonrada kendinizi inandırdığınız sahte gerçeklikten kaynaklanıyor.
hangi bilimden bahsediyorsun sen yahu.
asla görmediğin ,kadının birinin kimden peydahladığı belli olmayan çocuğunun allah olduğuna ve çarmıhta senin sefil hayatının ürettiği günahların bedelini ödediğine ve seni sonsuza kadar yaşatacağına İNANMAK mı bilimsel.ne dersin belki senin isan da nefildir belki.baksana insan kızlarını beceriyorlarmış ya.meryemin bir kocası olmadığına göre , isayı allahtan peydahladığı ne malum.işin içinde nefil parmağı olmasın sakın.
nefiller.
masal kahramanları yani.
çocukların inanabileceği türden savsatalar yani.
bu savsatalara inanan yarı-şizofrenik bir akıl benim düşüncelerimi göçertecek fikirleri üretebilir mi hiç.
hayal görmek senin yaşama biçimin dostum.hayallerinde benim düşüncelerimi çökerttiğine kendini inandırabilirsin.nelere inandırıyorsun da buna mı inandıramayacaksın kendini.
sen inanmak ile düşünmek arasındaki farkı önce bir anlamaya çalış.
önce hayatın anlamı olması gerektiğine nasıl karar verdin ordan başla.
ama dikkat et önermelerin OLMASI GEREKENLER icad etmekten fazlasını içersin.
işte anlam bu diye somut OLAN ŞEYLER şeyler sun.
yoksa şöyle olmalı , böyle olmazsa ne anlamı var türünden psikolojik acziyetinden kaynaklanan eğilimlerini değil.
olması gerekenler icad etmek başka, olanı tespit etmek başka.
tanrın olan bir şey değil.senin korkak yüreğinin hayata katlanabilmesi için icad ettiğin bir olması gereken.aslında ihtiyacın olan asıl şey de tanrı değil.o senin sonsuza kadar ytaşayacağına inanabilmen için gereken bir figür sadece.işlevi o.ve o nedenle yarattın onu.şimdi yarattığın şeye secde et.
sen birşeyin olması gerektiğine karar verince o olmaz.ama ben bir şeyin olduğunu tespit ettiğimde o zaten vardır.varolanlar içinde ise senin tanrın yok.
o sadece kafalarınızdaki bir imgelem.kafasındaki imgelemi gerçek zannetmek ise şizofrenidir.
çünkü şizofrenler bizim göremediğimiz şeyleri gördüklerini iddia ederler.
sen kendi şizofrenine istediğin kadar idrak adını takabilirsin.
Prof. Dr. Werner Gitt’in “Sorular“ adlı kitabından alınmıştır
Meşhur Alman Yaratılışçılarından Werner Gitt (http://de.wikipedia.org/wiki/Werner_Gitt), biyolog veya kimyager değil, mühendis.
''Bilimsel makale'' koydum, okusanıza, diyip durmuşsunuz.
Makale kısaca şunu içeriyor.
- Gerçek anlamda cansız'dan canlı üretmek labor şartlarında başarılamamıştır.
- Günün birinde başarılacak olsa bile (kurnaz bir öngörü :) ) bu da zaten cansızdan canlı oluşturmanın ancak bilgi ve akılla mümkün olduğunu gösterir.
Ve evrim kuramı çökmüş oldu... :)
Evangelist_Human
22-07-2010, 16:03
sayın evangelist
ben neden varım türünden sahte soruların arkasında yatan tek sebep ölüm korkusudur.
sen hayatın anlamını falan umursamıyorsun.
hayatın anlamı OLMALI Kİ, sözde o anlama uygun yaşadığın iddiasıyla sonsuza kadar yaşayacağına kendini inandırman mümkün olsun.
amacın sonsuza kadar yaşamaksa, önce kendine bir anlam icad edersin sonra da aslında umursamadığın o anlamın arkasından sonsuz hayatı düşlemeye başlarsın.
sen ve senin gibilerin tek derdi budur.içine düştüğünüz yarı-şizofrenik durum korkudan.
hangi bilimden bahsediyorsun sen yahu.
asla görmediğin ,kadının birinin kimden peydahladığı belli olmayan çocuğunun allah olduğuna ve çarmıhta senin sefil hayatının ürettiği günahların bedelini ödediğine ve seni sonsuza kadar yaşatacağına İNANMAK mı bilimsel.
yazıştığımız başlığı sana hatırlatayım mı.
nefiller.
masal kahramanları yani.
çocukların inanabileceği türden savsatalar yani.
bu savsatalara inanan yarı-şizofrenik bir akıl benim düşüncelerimi göçertecek fikirleri üretebilir mi hiç.
hayal görmek senin yaşama biçimin dostum.sen inaqnmak ile düşünmek arasındaki farkı önce bir anlamaya çalış.
önce hayatın anlamı olması gerektiğine nasıl karar verdin ordan başla.
ama dikkat et önermelrin OLMASI gerekenler icad etmekten fazlsını içersin.
bana, bak işte şu diye somut şeyler sun.
yoksa şöyle olmalı , böyle olmazsa ne anlamı var türünden psikolojik acziyetinden kaynaklanan eğilimlerini değil.
Kusura bakma, daha fazla seninle konuşamayacağım. Dediğim gibi, sen olayı hakaret boyutuna vardırıyorsun. Bu da senin köşeye sıkıştığın ve sorularıma yanıt bulamamandan kaynaklanan bir durum. Öncelikle kişilerin inançlarına saygılı olmayı bilmek ZO-RUNDA-SIN.İnanmıyor olabilirsin fakat saygı göstermek zorundasın.Ben senin seviyene düşmem. Çünkü senin gibi hakaret edenlere benim inandığım Tanrı "merhamet gösterin" demektedir. Sen ve senin gibilerinin yaptığı aslında benim inancımın ne kadar doğru olduğunu kanıtlamaktadır. Çünkü Mesih der ki: "BENİM YÜZÜMDEN İNSANLAR SİZE ZULMEDİP, HAKARETLER EDECEKLER. SEVİNİN, SEVİNÇLE COŞUN! ÇÜNKÜ SİZDEN ÖNCEKİ PEYGAMBERLEREDE AYNISINI YAPMIŞLARDI" demektedir. Ben senin seviyene düşersem eğer, senden hiçbir farkım kalmaz. İşte senin ile benim farkım bu. Senden, sağduyulu bir şekilde, iki medeni insan gibi görüş alış-verişinde bulunmayı isterdim fakat sen zora gelince hakaret ve küfre baş vurmaktasın. İnancım hakkında dilediğin kadar küfredebilirsin. Bu benim inndığım Tanrı'ya hiçbir zaman etki etmez ama, senin karakterinin ve kişiliğinin ne kjadar bozuk olduğunu gösterir. Sen makul ve mantıklı cevaplar vermek yerine sadece hakaret etmişsin. Bu nedenle sen git kendi pisliğinde yuvarlan.
Evangelist_Human
22-07-2010, 16:13
ÜNLÜ BİLİM ADAMI ANTHONY FLEW
DNA’DAKİ KOMPLEKS YAPI ÜZERİNE İMAN ETTİ
“Elbette insanları etkiledim, bu yüzden vermiş olabileceğim büyük zararı gidermek istiyorum ve bunun için çaba göstereceğim.” (Anthony Flew)
http://www.turandursun.com/forumlar/12_clip_image005_0000.jpg
Bir dönemin ünlü ateist felsefecisi Anthony Flew, DNA'daki kompleks yapı üzerine, 66 yıl boyunca savunduğu ateizmin, çökmüş bir felsefe olduğunu kabul etti. 81 yaşındaki İngiliz felsefe profesörü Flew, 15 yaşında ateist olmayı seçmiş ve adını akademik alanda ilk olarak, 1950 yılında yayınladığı bir makaleyle duyurmuştu. Sonraki 54 yıllık sürede, eğitim vermekte olduğu Oxford, Aberdeen, Keele ve Reading Üniversiteleri ile ziyaret için bulunduğu çok sayıda Amerikan ve Kanada üniversitesinde, tartışmalarda, kitap, ders ve makalelerde ateizmi savundu. Ancak Flew, yakın bir dönem önce, bu yanılgısını terk ettiğini ve evrenin yaratılmış olduğunu kabul ettiğini açıkladı. The Sundays Times'ta yer alan haberde evrim teorisi ile ilgili şunları ifade etmektedir:
Şuna ikna oldum ki ilk canlı maddenin, cansız maddeden evrimleşerek meydana gelmesi, ardından da olağanüstü komplekslikte bir canlıya dönüşmesi, açıkça söz konusu değildir.1
Bu köklü karar değişikliğinde etkili olan şey, modern bilimin yaratılış hakkında ortaya koyduğu açık ve kesin kanıtlardır. Flew, yaşamın bilgiye dayalı kompleksliği karşısında, canlılığın bilinçli olarak yaratıldığının farkına varmış ve bu inanç değişikliğinin temelinde yatan bilimsel sebepleri şu sözlerle açıklamıştır:
Biyologların DNA araştırmaları, yaşam için gerekli düzenlemelerin neredeyse inanılmaz olan kompleksliğini ortaya koyarak, yaşamın temelinde bilinç bulunmuş olması gerektiğini gösterdi.2
Flew'un fikir değişikliğinde temel sebep olarak gösterdiği DNA araştırmaları, gerçekten de yaratılış gerçeğine dair çarpıcı gerçekler ortaya çıkarmıştır. DNA molekülünün sarmal yapısı, genetik koda sahip oluşu, tesadüfü reddeden hassas nükleotid dizilimleri, ansiklopedik miktarda bilgi depolaması ve daha birçok çarpıcı bulgu, bu molekülün yapı ve fonksiyonlarının yaşam için özel olarak ayarlandığını ortaya koymuştur.
Uzun bir dönem ateizmi savunan Anthony Flew'un bilinçli yaratılışı kabul etmesi, ateizmin içinde bulunduğu çöküş sürecinde yaşanan son perdeyi yansıtmaktadır. Modern bilim, bir Yaratıcı'nın varlığını ortaya koymuş, böylece ateizmi devre dışı bırakmıştır.
Flew'u etkileyen bilim adamlarından Prof. Gerald Schroeder ise, Science Reveals the Ultimate Truth (Bilim Mutlak Gerçeği Ortaya Koyuyor) adlı kitabında, tüm evrende tecelli eden akıl ve bilgiden şöyle bahsetmektedir:
Tek bir bilinç, evrensel bir akıl, tüm evreni kaplamaktadır. Atomaltı maddenin kuantum doğasını araştıran bilimin bulguları, bizi hayranlık uyandırıcı şu kabulün eşiğine getirmiştir: Tüm varlık, bu aklın bir dışa vurumudur. Laboratuvarlarda bunu, ilk başta enerji olarak ifade edilmiş, sonra madde formunda yoğunlaşmış bilgi olarak gözlemliyoruz. Atomdan insana kadar her bir parçacık, her varlık; bir bilgi ve akıl seviyesi ortaya koymaktadır.3
Gerek hücrenin işleyişi, gerek maddenin atomaltı parçacıkları üzerinde yapılan bilimsel araştırmalar, şu gerçeği inkar edilemez bir biçimde ortaya koymuştur: Evren ve yaşam, herşeye hakim, üstün akıl sahibi bir varlığın iradesiyle yoktan var olmuştur. Hiç şüphesiz, evreni her seviyede kuşatan bu bilgi ve aklın sahibi, üstün kudret sahibi Yüce Tanrı'dır.
Kaynak:
1- Stuart Wavell, Will Iredale, “ Sorry, says atheist-in-chief, I do believe in God after all”, The Sunday Times, 12 Aralık 2004; http://www.timesonline.co.uk/article/0,,2087-1400368,00.html
2- Richard N. Ostling, “Lifelong atheist changes mind about divine creator”, The Washington Times, http://washingtontimes.com/national/20041209-113212-2782r.htm
3- Gerald Schroeder, The Hidden Face of God, Touchstone, New York, 2001, s. Xi.
Evangelist_Human
22-07-2010, 16:15
Cansız madde yaşayan bir organizmaya dönüşebilir mi?
Organik ve inorganik kimya arasındaki keskin ayırım sağlam temellere dayanmaktaydı: Organik bileşiklerin sadece yaşayan organizmalar aracılığıyla doğada oluştukları bilinmekteydi. Bir organizma öldüğünde, süreç tersine döner ve organik maddeler çürüyerek inorganik bileşenlere ayrılırlar. 1828 yılında Alman kimyacı F.Wöhler (1800-1882) inorganik amonyum siyanatı, organik bileşik üreye (karbamite) dönüştürdüğünde, bu temel ayırım ortadan kalktı. Günümüzde istenildiği takdirde pek çok organik bileşikler yapay olarak elde edilebilmektedir. Ancak bunu yapmak için süreç mühendisliği ve kimya bilgisine sahip olmak şarttır. Kısacası bilgiye gereksinim vardır. Canlı türlerine baktığımızda, fiziko-kimyasal düzeyde, bitkilerde, hayvanlarda ya da insanlarda, onların dışında çalışan fiziksel ve kimyasal süreçlerle çelişen süreçler bulunmadığını görüyoruz - yani bilinen doğa kanunları tümüyle uygulanmakta. Böylece, kimya ve fizik açısından, cansız madde ile canlılardaki madde arasında ilke olarak bir fark yoktur. Günümüzde ilk canlıların oluşması üzerine yapılan neo-Darwinci spekülasyonlar cansız maddenin yaşayan organizmaya dönüştüğü düzgün işleyen ve karmaşık olmayan bir süreci iddia etmeye dek varmıştır. Ancak, canlı bir organizma ile canlılardaki madde birbiriyle karıştırılmaması gereken iki farklı unsurdur. Bir organizmaya dair yeterli bilgiyi onun bileşenlerini kimyasal olarak ayırmakla edinemeyiz. Organizmaların karışımında çok önemli bir girdi vardır “bilgi” – bu maddenin kendi başına üretme imkanı olmayan zihinsel bir niceliktir. Bilgi, her canlının kendine özgü son biçimini alması ve üreme yeteneğine sahip olmasından sorumlu olan unsurdur. Cansız doğada, örneğin, kendi doğasındaki bilgiye göre, üreme ilkesi yoktur. Böylelikle, bilgi, canlı organizmayı cansız maddeden ayıran belirleyici bir özellik olmaktadır. Benzeri şekilde – bir canlı türünün oluşmasının – kristallerin oluşmasına tezatla – fiziko-kimyasal kanunun gerekleri uyarınca önceden belirlenen bir yapıyla ilişkisi yoktur. Yaşam (canlı) olgusunu ele alırken fi zik ve kimyanın ötesine uzanan bir nitelikle uğraşmak durumundayız. Evrim deneyleri adı verilen ve yaşamın oluşmasını tümüyle fiziksel-kimyasal bir süreç olarak belirlemeye yönelik olması gereken bu deneyler aslında bu iddiamızı onaylamaktadır: Bilgi hiçbir zaman fiziksel-kimyasal bir deneyden kaynaklanamaz!
• Sıklıkla baş vurulan Millers deneylerinde proteinlerin yapı taşları olan bazı amino asitler yapay olarak elde edilebilmiş, ama bilgi üretilememiştir. Yani bu girişim “evrim deneyi” adı verilecek hiçbir nitelik taşımamaktadır.
• Manfred Eigen tarafından tasarlanan hiper-döngü tümüyle bir varsayımdır ve deneysel doğrulamadan yoksundur. Eigen, sözde “evrim makinesi” olarak adlandırdığı bu aygıtı kullanarak evrimi deneysel boyuta taşımayı amaçlamıştır. “Bild der Wisenschaft” dergisindeki (No.8- 1988, s.72) makalesinde şöyle yazar: “Makinelerimizden birinde bakteriyel virüs geliştirmeyi (evrimleştirmeyi) başardık… Proje başarılı oldu bile. Üç gün içinde uygun direnç gösteren mutasyona uğramış bir türü (oluşumu) ayırmayı başardık. Bu, örnek evrim sürecinin laboratuar ortamında tekrarlanmasının mümkün olduğunu kanıtlamıştır.” Gerçek olan ise, çıkış noktası zaten yaşamakta olan bir canlı türüydü. Yeni bir bilgi üretilmemişti. Bunun yerine, mevcut bilgiler üzerinde deneyler yapılmıştı ve sonuç olarak bilginin kaynağı konusunda hiçbir şey söylenmesi mümkün değildi.
Önemli bir gerçeğin altını çizmemiz gerekir: dünya üzerindeki hiçbir laboratuarda cansız organik maddeden yaşayan bir organizma henüz üretebilmiş değildir. Bu gerçek, biyoteknolojinin canlı türlerini değiştirmek uğruna birçok yöntemler geliştirdiği göz önüne alındığında ayrı bir önem kazanmaktadır. Biyoteknolojik araştırmalar ve deneylerde daima bir canlıdan yola çıkılır ve değiştirmeye çalışır. Biyoteknoloji ile kemo-teknolojik süreçlerin arasındaki derin ayrılık kapatılamaz boyuttadır.Aslında bir gün, dünyadaki tüm bilginin uygulanmasıyla ve zorlu araştırmalar sonucunda bu ayrılık kapatılacak olsa bile, bu sadece yaşamı yaratmak için bir akıl ve yaratıcılığın var olması gerektiği gerçeğini kanıtlar.
Prof. Dr. Werner Gitt’in “Sorular“ adlı kitabından alınmıştır
evangelist
senin gibi maaşlı misyonerler benden saygı falan beklemesin.
sana saygı göstermem için tek bir sebep varmı ki.
kendi inandığı savsatalara başkalarını da inandırabilmek adına her türlü demogojiyi mübah görenler benden ancak hakettikleri kadar saygı görür.
hangi köşeymiş o beni sıkıştırdığın köşe.
bu köşe de tıpkı tanrın gibi.
ismi var cismi yok.
senin hayalinde varolmaktan başka varlığı yok.
biz senin tanrının bebekliğini, çocukluğunu gençliğini, yaşlılığını ve ölümünü biliriz adamım.
tanrı denen savsatanın insanın hangi karanlık tarafından çıktığını da biliriz.
bizim işimiz bilmek.
senin ki inanmak.
sen kendini istediğine inandırmaya devam et.
biz de bildiklerimizle yaşamaya bilmediklerimizi öğrenmeye.
ölüm korkusandan bulanan akılların, kutsal bakireden doğma tanrı çocuklarından yardım dilenmesi eski gelenektir.ağla yalvar beynindeki hayale de seni sonsuza kadar yaşatsın.
senin meselen düşünceyle alakalı değil.
tamamen cesaret ile alakalı.
ölümlü olduğunu kabul edecek cesaretin eksik senin.
bu korkaklık sana her türlü demogojiyi sevimli göstermeye devam edecek.
sor bakalım kendine sen ne matah bişeysin de sana sonsuz cennet var.
seni üstün kılan ne.
egosantirizminden başka bişey bulamazsın.
senin gibi egosantirik budalalardan ne mantık ne de bilim dersi almam ben.
çapın yetmez.
aliyarasfal
22-07-2010, 21:57
Demekki ne imiş, inançsa konu hepsi aynı dereden su içen farklı türler gerçeği imiş. Okuduğum kadarı ile diğer inançların devamı olmaktan ve biz daha özgürlükçüyüz demekten ve de uzun uzun vaazlardan öteye yeni bir şey yok.
İnsan cansızdan canlı yapamıyor demekki biri yaratmış. Zaten insan yaratmaz, canlılık kendiliğinden bir oluşum sürecidir.Bilim bu süreci açıklamaya çalışır ve sonucuda tanrı var yoka bağlamaz. Bağlamak zaafiyeti insanlara özgü bir yanlıştır ve bilimselliği yanlış tanımlamaktır.
Komik geldi şimdi, diyelimki gelecekte cansız varlıklardan canlılık elde edildi ki uzak bir ihtimal değil, yapan kişi tanrımı oluyor yani? Bu durumda yapan kişi ben tanrıyımmı der yoksa bilimsel bir kanıtmı sunmuş olur? Şu anda bu argümana sarılıp gördünüzmü inorganikten organik bir madde üretemiyorsunuz diyen inançlar evrimleşerek biliyoruzki bu seferde biz yoktan var ettiğini iddia ettik hadi sen yapta görelim masalına sarılacaktır. Yoktan var edilemez vardan yok edilemez diyen bir bilim adamına tanrı ol çağrısı yapacakları kuşkusuz.
Ateist tanrı kavramını kurgulayıp bakireden oğul dünyaya getirtip birde doğuştan günahkarız diye inanan arkadaşlarında vaazdan öteye geçip kanıtlar sunması gerekli. Gerçi polemik yaratmadan yapabilirlerse beklemekteyiz.
Şimdilik saygımla gittim...
Evangelist_Human
23-07-2010, 00:47
Demekki ne imiş, inançsa konu hepsi aynı dereden su içen farklı türler gerçeği imiş. Okuduğum kadarı ile diğer inançların devamı olmaktan ve biz daha özgürlükçüyüz demekten ve de uzun uzun vaazlardan öteye yeni bir şey yok.
İnsan cansızdan canlı yapamıyor demekki biri yaratmış. Zaten insan yaratmaz, canlılık kendiliğinden bir oluşum sürecidir.Bilim bu süreci açıklamaya çalışır ve sonucuda tanrı var yoka bağlamaz. Bağlamak zaafiyeti insanlara özgü bir yanlıştır ve bilimselliği yanlış tanımlamaktır.
Komik geldi şimdi, diyelimki gelecekte cansız varlıklardan canlılık elde edildi ki uzak bir ihtimal değil, yapan kişi tanrımı oluyor yani? Bu durumda yapan kişi ben tanrıyımmı der yoksa bilimsel bir kanıtmı sunmuş olur? Şu anda bu argümana sarılıp gördünüzmü inorganikten organik bir madde üretemiyorsunuz diyen inançlar evrimleşerek biliyoruzki bu seferde biz yoktan var ettiğini iddia ettik hadi sen yapta görelim masalına sarılacaktır. Yoktan var edilemez vardan yok edilemez diyen bir bilim adamına tanrı ol çağrısı yapacakları kuşkusuz.
Ateist tanrı kavramını kurgulayıp bakireden oğul dünyaya getirtip birde doğuştan günahkarız diye inanan arkadaşlarında vaazdan öteye geçip kanıtlar sunması gerekli. Gerçi polemik yaratmadan yapabilirlerse beklemekteyiz.
Şimdilik saygımla gittim...
Önce yazdıklarımı oku ondan sonra konuşun. Cevap veremediğiniz zaman da varsayımlar üretmeyin. Ben size iki bilim adamının da makalelerini yazdım. Ama sizler yalnızca işinize geleni görüyor ve sonra kendi aklınızdan buna göre yorumlar üretiyorsunuz. Önce okumasını bilin. Sizin mantığınıza göre herşey bir tesadüf öyle mi* Buna küçük bebekler bile güler. Bana cevap verin. O sözümona "kendiliğinden" oluşan canlıya oluşabilmesi için gereken bilinç nereden geliyor. O canlının, diğer canlılarla üremesi için gereken bilince nasıl sahip oluyor. Bana şununda cevabını verin. Madem evrim gerçek ise, neden arageçiş formları yok. Neden bilimadamlrı arageçiş formunu bulamıyor? Madem herşey size göre "genetik kalıtsallık" ise, neden göz rengini bir akrabasından alan birinin göz retinası farklıdır. Neden her insanın parmak izi ve göz retinası farklıdır? Her insanın göz retinası ve parmak izinin farlı oluşumunu sağlayan size göre hangi güç?
Evangelist_Human
23-07-2010, 01:00
Darwin'in Türk Düşmanlığı
İngiliz sömürgeciliğinin 19. yüzyılın sonlarında kendisine seçtiği en önemli hedef, Osmanlı İmparatorluğu'ydu.
Osmanlı Devleti, o dönemde Yemen'den Bosna-Hersek'e kadar uzanan dev bir coğrafyanın hakimiydi. Ancak asırlardır barış, huzur ve istikrar içinde yönettiği bu coğrafyayı kontrol etmekte zorlanıyordu. Hıristiyan azınlıklar bağımsızlık amacıyla ayaklanıyor, Rusya gibi büyük askeri güçler de Osmanlı'yı tehdit ediyordu.
Osmanlı'yı tehdit eden güçler arasına, yüzyılın son çeyreğinde İngiltere ve Fransa da katıldı. Özellikle İngiltere, Osmanlı'nın güney eyaletlerine göz dikti. 1878'de imzalanan Berlin Anlaşması, Avrupa'nın sömürgeci güçlerinin Osmanlı'yı paylaşma kararlarının bir ifadesiydi. Beş yıl sonra, 1882'de, İngiltere bir Osmanlı toprağı olan Mısır'ı işgal etti. İngiliz sömürgeciliği, daha sonra da Osmanlı'nın Ortadoğu'daki eyaletlerini ele geçirme planlarına girişti.
İngiltere bu emperyalist politikalarını her zaman olduğu gibi ırkçılığa dayandırıyordu. İngiliz hükümeti kasıtlı olarak Osmanlı'yı ve özellikle Osmanlı'nın asli unsuru olan Türk milletini sözde "geri" bir millet olarak göstermeye çalışıyordu.
İngiliz Başbakanı William Ewart Gladstone, açıkça "Türkler insanlığın insan olmayan numuneleridir. Medeniyetimizin bekası için onları Asya steplerine geri sürmeli veya Anadolu'da yok etmeliyiz" diyordu.22
Bu ve benzeri sözler, İngiliz hükümeti tarafından on yıllar boyunca Osmanlı'ya yönelik bir propaganda malzemesi olarak kullanıldı. İngiltere, Türk Milletini, Avrupalı ileri ırklara boyun eğmesi gereken sözde geri bir ırk olarak göstermeye çalıştı.
Bu propagandanın sözde bilimsel dayanağı ise Charles Darwin'di!...
Darwin'in Türk Milleti hakkındaki yorumları, 1888 yılında yayınlanan The Life and Letters of Charles Darwin (Charles Darwin'in Hayatı ve Mektupları) adlı kitapta yer alıyordu. Darwin, doğal seleksiyon sonucunda sözde "geri ırklar"ın elenerek medeniyetin gelişmesine katkıda bulunduğunu öne sürüyor ve sonra da Türk Milleti hakkında aynen şunları söylüyordu:
Doğal seleksiyona dayalı kavganın, medeniyetin ilerleyişine sizin zannettiğinizden daha fazla yarar sağladığını ve sağlamakta olduğunu ispatlayabilirim. Düşünün ki, birkaç yüzyıl önce Avrupa, Türkler tarafından işgal edildiğinde, Avrupa milletleri ne kadar büyük risk altında kalmıştı, ama artık bugün Avrupa'nın Türkler tarafından işgali bize ne kadar gülünç geliyor.
Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türk barbarlığına karşı galip gelmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, bu tür aşağı ırkların çoğunun medenileşmiş yüksek ırklar tarafından elimine edileceğini (yok edileceğini) görüyorum.23
Darwin'in bu hezeyanı, İngiltere'nin Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkma politikasına destek vermek için yazılmış bir propaganda malzemesiydi. Nitekim bu propaganda malzemesi etkili oldu. Darwin'in "Türk Milleti yakında yok olacaktır; bu evrimin kanunudur" anlamına gelen sözü, İngilizlerin Türk düşmanı propaganda kampanyalarına sözde bilimsel bir destek verdi.
İngiltere'nin Darwin'in kehanetini gerçekleştirme hevesi, asıl olarak I. Dünya Savaşı'nda hayata geçti. 1914'de başlayan bu büyük savaş, bir yanda Almanya ve Avusturya-Macaristan, diğer yanda ise İngiltere-Fransa-Rusya ittifaklarının arasındaki çıkar çatışmalarından doğmuştu. Ancak savaşın içindeki en önemli hesaplardan biri, Osmanlı İmparatorluğu'nu yıkma ve paylaşma hedefiydi.
İngiltere, iki ayrı yönden Osmanlı İmparatorluğu'na saldırdı. Birinci yön, Osmanlı'nın Ortadoğu'daki topraklarını ele geçirmek amacıyla açılan Kanal, Filistin ve Irak cepheleriydi. İkinci yön ise, I. Dünya Savaşı'nın en kanlı muharebelerinden birinin yaşandığı Çanakkale cephesi oldu. Çanakkale'deki Türk ordusu, İngilizlerin başını çektiği düşman kuvvetlerine direnmek için 250 bin şehit vererek kahramanca çarpıştı. İngilizler ise, sözde "aşağı ırk" olarak gördükleri Türklere karşı savaşmak üzere, kendi askerlerinden çok, Hintli askerleri ya da Avustralya, Yeni Zelanda gibi sömürgelerinden devşirdikleri Anzak birliklerini göndermişlerdi.
Darwin'in Türk düşmanlığının yankıları, I. Dünya Savaşı'nın ardından da devam etti. Bugün Avrupa'daki soydaşlarımıza karşı haince saldırılar düzenleyen Avrupalı neo-Nazi grupları, hala Darwin'in Türk Milleti hakkındaki hezeyanlarından ilham alıyorlar. Bu Türk düşmanı ırkçı grupların internet sayfalarında, Darwin'in Türkler hakkındaki sözleri yer alıyor. (Bkz. Hitler ve Darwin'in Kanlı İttifakı bölümü)
Kaynak: www.dinlertarihi.net (http://www.dinlertarihi.net)
Önce yazdıklarımı oku ondan sonra konuşun. Cevap veremediğiniz zaman da varsayımlar üretmeyin. Ben size iki bilim adamının da makalelerini yazdım. Ama sizler yalnızca işinize geleni görüyor ve sonra kendi aklınızdan buna göre yorumlar üretiyorsunuz. Önce okumasını bilin. Sizin mantığınıza göre herşey bir tesadüf öyle mi* Buna küçük bebekler bile güler. Bana cevap verin. O sözümona "kendiliğinden" oluşan canlıya oluşabilmesi için gereken bilinç nereden geliyor. O canlının, diğer canlılarla üremesi için gereken bilince nasıl sahip oluyor. Bana şununda cevabını verin. Madem evrim gerçek ise, neden arageçiş formları yok. Neden bilimadamlrı arageçiş formunu bulamıyor? Madem herşey size göre "genetik kalıtsallık" ise, neden göz rengini bir akrabasından alan birinin göz retinası farklıdır. Neden her insanın parmak izi ve göz retinası farklıdır? Her insanın göz retinası ve parmak izinin farlı oluşumunu sağlayan size göre hangi güç?
Arageçiş formu yok diyebildiğine göre, evrimin e sinden anlamıyorsun demektir. Gir biraz evrim forumunada birşeyler öğren sonra tartışırız seninle.
Evangelist_Human
23-07-2010, 01:09
Buna psikolojide "aşgıda seçicilik" denilmktedir. Benim sorularıma cevap vermeyi rewd edip, sadece işine gelen kısmını algılıyorsun. Ona bile cevap veremiyorsun hatta. Sen önce benim sorularıma bir cevap ver hele oldu mu? Kaçak dövüşmeyi bırak da. Al yukrıda Darwin dedenizin TÜRK DÜŞMANLIĞI. Sizin gibi aklıevveller de, aklınıu maymunla bozmuş Darwin denen ırkçıyı putlaştırırsınız.
evangelist
sen putlaştırma nedir görmek istiyorsan kliseye git.
bak (...) putuna el sürüp şifa bekleyenler orda.
Buna psikolojide "aşgıda seçicilik" denilmktedir. Benim sorularıma cevap vermeyi rewd edip, sadece işine gelen kısmını algılıyorsun. Ona bile cevap veremiyorsun hatta. Sen önce benim sorularıma bir cevap ver hele oldu mu? Kaçak dövüşmeyi bırak da. Al yukrıda Darwin dedenizin TÜRK DÜŞMANLIĞI. Sizin gibi aklıevveller de, aklınıu maymunla bozmuş Darwin denen ırkçıyı putlaştırırsınız.
Yahu bize ne darwinin turk düşmanlığından bilmem nesinden. Evrim darwin olmasada keşfedilecekti. Siz hala 1850 lerdesiniz. Gelin artık çağımıza. Evrimle ilgili en büyük buluşlar son 20 yılda olmuştur. Ama sen bunları araştırma gereği duymadığın ve isa babandan başka bir şeyi gözün görmediği için araform yok diyebiliyorsun.
Degerli Forumdaslar,
Forum alaninda saglikli tartismalarin olusmasi, düsünsel düzlemde kalinmasi icin kisilerin degil fikirlerin elestirilmesi gerektigini icsellestirmeli ve kisisel söylem ve suclamalara kacmadan , karsi tarafi alt etme amaci gütmeden paylasimlarda bulunmak önem tasiyor.
Lütfen bu kisisel tartismalara burada son verelim ve bilgiye dayali , saglikli bir tartisma ortami yaratalim. Bu gibi kisisel söylem iceren mesajlariniz konu baglaminda ciktigi ve basliga bir yarar getirmedigi icin tarafimizdan silineceklerdir. Unutmalayim ki "Forum alanında seviyeli bir tartışma ortamı yaratmak bilgiye dayalı ve objektif bir bilinçle olur, çocuksu yarışmalarla değil."
Yönetimden saygilarla...
Evangelist_Human
23-07-2010, 01:40
Sadece bu soruların yanıtlarını bekliyorum sişzlerden. Sizin mantığınıza göre herşey bir tesadüf öyle mi* Buna küçük bebekler bile güler. Bana cevap verin. O sözümona "kendiliğinden" oluşan canlıya oluşabilmesi için gereken bilinç nereden geliyor. O canlının, diğer canlılarla üremesi için gereken bilince nasıl sahip oluyor. Bana şununda cevabını verin. Madem evrim gerçek ise, neden arageçiş formları yok. Neden bilimadamlrı arageçiş formunu bulamıyor? Madem herşey size göre "genetik kalıtsallık" ise, neden göz rengini bir akrabasından alan birinin göz retinası farklıdır. Neden her insanın parmak izi ve göz retinası farklıdır? Her insanın göz retinası ve parmak izinin farlı oluşumunu sağlayan size göre hangi güç?
Sayın evangelist:
Evrim herşeyi tesadüf olarak açıklamaz ki bu konuda sizin bir algılama sorununuz olduğu açık. Gidin evrimi araştırın biraz ondan sonra gelin dedik dinlemediniz peki. Evrim tanrının yokluğuna bir kanıt falan değildir bundan korkma. Ama hristyanlık gibi bütün dinleri kökünden silmektedir zaten sizin çığlıklarınız bu yüzden. Çünkü bir insanın babsız dünyaya gelmesine inanan bir kişi araştırmadığı bilmediği e sinden bile anlamadığı evrime çocuklar bile güler diyor. Ne akadar komik durumda olduğunuzu anlayın. Arageçiş formları vardır hatta siz bile bir arageçiş formusunuz haberiniz yok.
Göz retinası ve parmak izi o şekilde bir genetik kodlamayı kendine seçmiş. Bunda neden bu kadar takıldınız anlamadım. Şimdi nefillere geçebilir miyiz?
Sadece bu soruların yanıtlarını bekliyorum sişzlerden. Sizin mantığınıza göre herşey bir tesadüf öyle mi* Buna küçük bebekler bile güler. Bana cevap verin. O sözümona "kendiliğinden" oluşan canlıya oluşabilmesi için gereken bilinç nereden geliyor. O canlının, diğer canlılarla üremesi için gereken bilince nasıl sahip oluyor. Bana şununda cevabını verin. Madem evrim gerçek ise, neden arageçiş formları yok. Neden bilimadamlrı arageçiş formunu bulamıyor? Madem herşey size göre "genetik kalıtsallık" ise, neden göz rengini bir akrabasından alan birinin göz retinası farklıdır. Neden her insanın parmak izi ve göz retinası farklıdır? Her insanın göz retinası ve parmak izinin farlı oluşumunu sağlayan size göre hangi güç?
Değerli Kardeşim, evrim yada doğal seçilim konularını savunanlar hiç bir zaman tesadüflerden bahsetmezler. Gerçekten bu konuda ön yargılı ve bilgisizsiniz lütfen araştırınız.
Ayrıca bir çok müsbet bilimin konusu içinde sorduğunuz soruların siz cevabını KK da bulabildinizmi yada inancınız bunlara ne cevap verdiki bize böyle pişkince kafa tutuyorsunuz. Topraktan insan yaratılması ve kaburga kemiğindende kadın yaratılması gibi KK açıklamaları sizi çokmu tatmin ediyorki güncel bilimi reddediyorsunuz. Kilise tarihine hani şu Kutsal Ruh ile yönetilen kilise tarihine baktığımızda kaç defa kilisenin bilim karşısında yerle yeksan olduğunu görmek bile size bir ışık yakmıyormu.
Oldukça teknik sorularınızın cevaplarını tek tek KK ınız yazsa hani akıl dışı bile olsa fakat yazsa gam yemeyeceğim fakat KK bilim kitabı değilki size konuşsun. Hani siz demezmisinizki KK kalplere konuşur dili ruhsaldır falan filan. O zaman bir Mesihinin böyle teknik konularda ağzını açıp tek kelime etmeye ne yetkisi olabilir nede bilgisi. Hele bize öğretmeye asla.
Darwin ve milliyetçilikle ilgili bir iki şey karalamışsın. Ne alakadır diyeceğim. Hani biz Türk'üzde bundan hicap falan duyacağımızımı düşündünüz.
Bakın bu Darwin örneğinizi sizin yüzünüze tokat gibi çarpacağım.
Aç şu sizin takımın sitesini bak sağ üst köşede ne yazıyor.
http://hristiyan.org/
Ve diğerleri
http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/769/9752.pdf (http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/37/769/9752.pdf)
http://www.facebook.com/topic.php?uid=27180179562&topic=14644 (http://www.facebook.com/topic.php?uid=27180179562&topic=14644)
Neredeyse tapındığınız Luther, Calvin, ve diğerleri bir numaralı Türk düşmanlarıdır. E ne oldu sen Türk isen senin kanına dokunmuyormu bu heriflerin öğretileri.
Bak kardeşim, iman ettiğin Yehova gelmiş geçmiş en ırkçı tanrıdır.
İman ettiğin İsa zaten size milliyetçiliği soy sop işlerini bırakın der.
İsevi olupta Türk olamazsın, geç bunları ve bize Hristiyanlığı öğretme.
"Oysa bizim vatanınız göklerdedir.
Filipeliler 3:20
Hadi herkes kendi vatanına o zaman. Uğurlar ola.
Gündelik Ekmeğimiz
23-07-2010, 11:51
Hani nerede yazıyor Türk düşmanı oldukları? Sizler yanlızca idrak kabiliyetinizle sınırlı olan, yazılanları ancak, benliğinizin kör tutkuları ile idrak zoruretine düşenlersiniz. Bu gönderdiklerinize inanın gülüyorum. Şöyle bir okudum da Tanyu denen herifin yazdıkları, araştırmalardan ve bilimsellikten öylesine uzak ki. Kaldı ki, Martin Luther ile Darwin denilen amcayı aynı kefeye koymanız, ayrıca bir gülünç durum teşkil etmektedir. Kutsal Kitap ve Martin Luther ile ilgili bir bilgiye sahip olanlar, bu tür yazılara zaten gülüp geçerler, zira yazar da, hiçbir şekilde elle tutulur somut kanıtlar gösterememiştir sizin gibi. Tamamen İslami mantalite ile yazılmış (işin komiği, sizin gibi ateist geçinen birinin, islami mantalitenin yazdığına rağbet etmesi de enteresan) ve Hristiyan İnancını karalmak maksatlı kaleme alınmıştır. Ben karalamadım. Bak yazıda alınan kaynak belli. Açıkça kaynak belirtmek sureti ile yazdım. Ama normaldir. Sizin gibilerin, bizleri köülemek için, İslamcıların yazılarına bile rağbet etmeniz son derece traji-komik bir durum aslında. Oysa ben, ne sizin gibi zorda kalınca İslami birinin yazılarına sığınmıyorum. Size kendi inandığım kitap ve bilim ışığında cevaplar vermeme karşın, sizler halen daha benim yazdıklarıma somut cevaplar vermiş bulunamamaktasınız. Hala daha, derme-çatma iftira yazılarınız ile kaçak dövüşüyor ama bir türlü soruların net yanıtlarını (kendi bakış açınızdan) verememektesiniz. Zira İncil de şöyle bir ayet vardır: "Hani nerede bilge kişi? Din bilgini nerede? Nerede bu çağın hünerli tartışmacısı? Tanrı dünya bilgeliğinin saçma olduğunu göstermedi mi? 21 Mademki dünya Tanrı'nın bilgeliği uyarınca Tanrı'yı kendi bilgeliğiyle tanımadı, Tanrı iman edenleri saçma sayılan bildiriyle kurtarmaya razı oldu. 22 Yahudiler doğaüstü belirtiler ister, Grekler'se bilgelik arar. 23 Ama biz çarmıha gerilmiş Mesih'i duyuruyoruz. Yahudiler bunu yüzkarası, öteki uluslar da saçmalık sayarlar. 24 Oysa Mesih, çağrılmış olanlar için –ister Yahudi ister Grek olsun– Tanrı'nın gücü ve Tanrı'nın bilgeliğidir. 25 Çünkü Tanrı'nın “saçmalığı” insan bilgeliğinden daha üstün, Tanrı'nın “zayıflığı” insan gücünden daha güçlüdür." (1.Korintliler 1:20-25)
islami mantalitenin yazdığına rağbet etmesi de enteresan) ve Hristiyan İnancını karalmak maksatlı kaleme alınmıştır.
http://hristiyan.org/ (http://hristiyan.org/)
Düşünme yetisi ile beraber görme yetiside galiba sorunlu.
Bu site islam sitesimi ? İngilizceniz zayıfsa sizin eksikliğiniz.
Akademik araştırmalarada çamur attınız ya size başka lafım yok.
Gündelik Ekmeğimiz
23-07-2010, 13:03
http://hristiyan.org/ (http://hristiyan.org/)
Düşünme yetisi ile beraber görme yetiside galiba sorunlu.
Bu site islam sitesimi ? İngilizceniz zayıfsa sizin eksikliğiniz.
Akademik araştırmalarada çamur attınız ya size başka lafım yok.
Ben zaten o soruyu, "nerede Türk Düşmanlığı yapılıyor,o sitede?" diyesormuştum. Sitenin uzaktan yakından Türklere bir düşmanlık ile alakası yok.t güzel bir şekilde "Gerçek Hristiyanlık" nasıl olmalıdır ve buna benzer yaızlar mevcut. Eğer o tip, cahilce yazılmış yazılar benim nazarımda müsvetteden öteye gitmez. Akademik bir çalışma husule gelebilmesi için, somut varsayımların öne sürülmesi gerekir ama malesef bu yazıda böyle bir şey yok, aksine tamamen yanıltıcı, subjektif bir perspektiften olguları irdeleme çabasına düşmüş bir şahsın, hezeyanlarını kaleme lmasından ibaret. Kaldı ki, tekrar diyorum, sizin gibi "inançsız" diye kendini adleden biri, neden sıkıştığında ve verebilecek bir yanıtı olmadığında, İslam'i mantaliteye sığınır? Ben sizden hlen daha size yöneltilniş soruların cevaplarını beklemekteyim lakin sadece olay kör dövüşünden ibaret. Neden sorduğum soruları yanıtlamaktan imtina ediyorsunuz? "Akıllı Tasarım" denilen olgu, evrimcileri ziyadesi ile ürkütüyor zannımca. Bakınız tekrar yineliyorum. Madem hrşey size göre "tesadüf" neticesinde husule geldi ise, o ilk canlıya bilinç ve aklı nerden geldi? (Bu kadar kompleks organizmaların tesadüfler ile oluşması, bir binayı oluşturan tüm maddelerin kamyonlarla boş bir arsaya dökülüp, “Şöyle güzel, konforlu bir bina oluşsun” diye beklemeye benzer.). Bir diğer sorum ise "genetik kalıtımsallık" dediğiniz olgu da nasıl oluyor da bir birey, göz rengini, anne-baba ya da yakın bir akrabasından alabiliyor da, retina denen tabaka her insanda nasıl farklı olabiliyor? Ayrıca, "kıskançlık, nefret, bencillik" vb. gibi duygular öğretilebilir duygularmıdır? Çünkü Kutsal Kitap da bunların günah olduğu ve bu günahların ve benliksel duygularımızın, atalarımızdan bize geçtiği söylenmektedir. Zira baktığımızda küçük bir çocuk bile, kıskançlık göstermekte, annesi bir başka çocuğu sevdiğinde kıskançlık göstermektedir. Bu nasıloluyor? Küçücük bir bebeğe bu duygular nerden geliyor? Oyuncağını paytlaşmıyor, bencillik gösteriyor. Kutsal Kitaba göre bunlar "kalıtsal günah" olarak tanımlanır. Peki size göre bunlar öğretilbilir olgular mıdır? Çünkü az öncede bahsettim, genetik kalıtımla, beşeri özelliklerin yanında, diğer özelliklerde geçmektedir çocuğa. Yani günahın da. Çünkü az önce bahsettiğim olgular Kutsal Kitaba göre günahtır. Bir diğersoruda, tıpkı göz retinamız gibi, parmak izlerimiz de farklıdır. Bunu evrim nasıl açıklar? Bir diğer şey ise, insanın algılaması dışında kalan sesler aslında yok mudur? Zira bilindiği üzre, "ses eşiği" denilen bir şey vardır ve bazı hayvanlar bizim duyamadığımız sesleri bile rahatlıkla duyabilirler. Kaldı ki görme unsuru da bu şekildedir. Kısacası insan algılayışının dışında olan ses ve görüntüler aslında yok mu demektir?
Ehli tevhid
02-09-2010, 00:31
Nefillerin uzaylı ırkı olduğunu iddia edenler de var.
Nefiller basbayağı o zamanın milletlerinden bir tanesi.
Tıpkı cinler, iblisler, deniz kızları, sentorlar, satirler gibi.
Totemlerine göre adlandırılmış olmalılar. Sentorların totemi at idi büyük ihtimalle. Ya da karma bir topluluktular, aralarında anlaşma yapmışlardı at ve insanoğlu topluluğu şeklinde...
Burçlar da o günlerden yadigar olamaz mı? 12 büyük millet ve onların totemleri...
http://i.dailymail.co.uk/i/pix/2009/02/27/article-0-03B05683000005DC-812_306x516.jpg http://1.bp.blogspot.com/_sid2qBqu3g0/TB5TeZUP9uI/AAAAAAAACsE/CLlsUpxTw8E/s400/gobekli-tepe2.jpg
Göbeklitepe'den iki hayvan/totem fotoğrafı...