Orijinalini görmek için tıklayınız : Hücre ve Evrimle İlgili Soru
''DNA nın üzerinde "Histon" adı verilen bazı moleküller vardır.Bu moleküller DNA nın belirli bölgeleri dışında diğer tüm bölgelerinin üzerlerini kaparlar.Örneğin göz hücrelerinizde, bu moleküller yanlızca DNA nın gözle ilgili bölgelerini açık tutar.Diğer tüm bölgeler ise bu moleküller tarafından kapatılır.Aynı şey dil veya karaciğer hücreleri içinde geçerlidir.Mesela bir hücre dil hücresi olacaksa DNA nın yanlnızca dili meydana getirecek bölgeleri açık tutulur.Diğer bölgeler ise "Histon" lar tarafından kapatılır.''
Şimdi benim merak ettiğim şey bu histon denen varlıklar o hücrenin vücudun hangi konumunda olduğunu nereden biliyorda nereyi kapatacağını bilebiliyor bu varlıklar akıllımıdır?
2. olarak dna bildiğimiz gibi bir kütüphane gibi ve içinde veriler var,peki bir kitabı okumak için yazıldığı dili bilmek gerekir peki bu dna nın dilini evrimsel süreç nasıl oluşturmuştur ve hücre akıllımıdırda bu dili kullanabiliyor kendi içinde bir iletişim sağlayabiliyor?Sadece dna konusunda değil hücrenin içinde muhteşem bi yaşam var sanki içerde zeki varlıklar yaşıyormuş gibi bu nasıl oluyor.
3. olarak ta benim anlayamadığım şey mesela balina ve yunusların karadaki memelilerin evrimleşmesiyle oluştuğu söyleniyor hatta ket miller in sunumundada orta kulaktan falan bahsediyor,peki bu orta kulak zeki midirki aman beni taşıyan memeli suya girsin balina olsun ben şu şekle girersem o denizde duyar falan yani bu şekilde olmuyor heralde bunlar nasıl oluşuyor,bana açıklayabilecek olan varmıdır?
Gerçekten merak ettiğim için soruyorum ciddiye alıp yanıtlarsanız sevinirim.
histonlar aktif ve pasif zincirlerin rollerini meydana getirirler...protein sentezi sırasında meydana gelen transkripsiyonda tum genetik sifre eşlensede aktif zincirden protein sentezi sağlanır...her doku hücresinin aktif zinciri kendine özgüdür ve ilgili kodlar o dokuyu tanıdıkları için, aktif olan yapılar meydana cıkarlar...yani dna nın kendisi bu sifreyi rna ya bildiriyor zaten...ve o doku hücresinin aktif kodlarını alarak kodonları olusturururlar...
bunun gibi bilinç dışı, tasarım demeyen zihniyete metabolizma icinde tonla misal verilir...ornegin beyinde ; aksonlar uyartıyı aldıkları zaman akson boyunca iletiyi ilettiklerinde dentritlerin başına geldiğinde duruyolar ve burada uyartı nereden geldiyse, ona göre bir nörotransmitter madde salgılanıyor...bu nörotransmitter madde o kadar akılsız bir tasarımdır ki evrimcilere göre, milyon dokunun uyartısı arasından algıladığı yola göre atıyorum histamin dopamin salgılayabiliyor...enteresan doğrusu...aynı sekilde karbonikanhidraz enzimide bu tasarımın bir halkasını olusturmaktadır...
olarak dna bildiğimiz gibi bir kütüphane gibi ve içinde veriler var,peki bir kitabı okumak için yazıldığı dili bilmek gerekir peki bu dna nın dilini evrimsel süreç nasıl oluşturmuştur ve hücre akıllımıdırda bu dili kullanabiliyor kendi içinde bir iletişim sağlayabiliyor?
sayın uye arkadasım...evrim dna yı olusturmamıstır...evrim dna nın gözlemlerini inceler ve buradan sonuclar cıkartır...at izinle şap izini bir araya karıstıranlar, işin özünü anlamadan kabul edenlerdir...zaten adamlarda bunu istiyor...
dna nın genetik şifresi anne ve babadan gelerek bireyin kendisine özgü proteinleri o halkada olusturur...doğal seleksiyon denen bilinçsiz bir mekanizma bu sistemi olusturamaz...
olarak ta benim anlayamadığım şey mesela balina ve yunusların karadaki memelilerin evrimleşmesiyle oluştuğu söyleniyor hatta ket miller in sunumundada orta kulaktan falan bahsediyor,peki bu orta kulak zeki midirki aman beni taşıyan memeli suya girsin balina olsun ben şu şekle girersem o denizde duyar falan yani bu şekilde olmuyor heralde bunlar nasıl oluşuyor,bana açıklayabilecek olan varmıdır?
bunların hepsi varsayım temelleri üzerine insa edilmistir sayın uye arkadasım.birebir hücre değişimini izleyen bir olay tespit edilemez...asırlar boyunca meydana geliyormus, işin içinden öyle çıkıyolar...
saygılarımla
troyya bi laf vardır bilirmisin, "doğanın acelesi yoktur, doğa boşlukları asla affetmez"
Herşey değişir.
asırlarca sürse bile o orta kulağın o şekli aldığında bu hayvana yararlı olacağı ne malumdu kim belirledi bu değişimi başka bi şekli alsaydı gene yaşayabilirdi neden o şekilde evrildi ?
Nova benim sorduğum sorularada ayrıntılı bi yanıt verebilirmisin?Sanki bu hücrenin içinde bilinçli birşeyler oluyor gibi değilmi?sadece benmi öyle düşnüüyorum?Harvard üniversitesinni hücreyi anlatan bi animasyonu vardı mesela izleyince insan etkileniyor sanki ufak bir dünya bilinçsiz gibi durmuyor hiç içerde bi iletişim var gibi ve iletişim olması için bi bilinçte olmalı gibi dğeilmi?bahsettiğimiz şeylerse hücre..
üye001 sende söylediğin gibi işin açıkçası söylenebilecek tek kelimesi ; ıvır zıvır...başkada bir şey söylemem ben buna...kendi bölüm başkanımla bu yüzden kavga ettim ben ıvır zıvır bir ton bilgi anlatma bana biyoloji anlat demiştim...kulakları cınlasın...:)
herşeyi açıklıyorlar iyi hoşta o kadar mantıklı şeylerki ben anlarken yoruluyorum onlar kendi bilinçsizlikleriyle nasıl beceriyorlar onu anlatsalar bi tamam diyeceğim ama bu haliyle dediğin gibi ıvır zıvır olur anca(:
Troyya sana diğer başlıkta linkini verdiğim bir belgesel vardı. Laktoz deneyi ile ilgili. Ondan sonraki kısımda bir deneyden daha bahsediliyor.
Kök hücreler var ve 10 saatte bir bölünüyor. Sonra tüm hücreler alınıp üç gruba bölünüyor. Üç ayrı petri kabına konuluyor. Ardından her bir kaptaki gelişim besinleri ve ortamdaki bileşenler değiştiriliyor.
Bunun ardından ilk kaptaki kök hücreler kemik hücrelerine, ikinci kapta kas hücrelerine ve üçüncü kapta da yağ hücrelerine dönüşüyor.
Kaplara konulan hücrelerin hepsi genetik olarak tamamen aynı. Hepsi aynı genlere sahip. Sadece konuldukları ortam farklı.
Genler yaşama reaksiyon veriyor olabilir mi?
Bu konuyla ilgili bilgi verebilir misin??
güzel bir soru taylan, şöyle denilebilir evet dönüşebilir ancak açıklaması şöyle olur...
kök hücre dediğimiz mekanizma, vücudun bir cok yerinden elde edilebilen ve dönüşümlü kök hücrelerin bir çoğunun embriyolojik dönemde veya erişkin dönemde elde edilebilenleri mevcuttur...karmaşık bir ilksel yapısı vardır...ancak farklılaşmasından ötürü vücudun şartlarına göre bir çok doku hücresinde görev alabilen bir hücre yapısı vardır kök hücresinde...
mesela sen kemik hücrelerine dönüşüyor dedin..yeterli ortam şartları bulundurulursa,proteinleri kuartener yapısını bozmadan ( cunku protein kuartener yapısını yuksek sıcaklıkta ve mutasyonik sartta bozabiliyor ) kemik hücresine donusebilir...aslında gerekli şartların hepsini vucut kendisine özgü ortamda saglıyor zaten...mesela kas yapısına katılan kök hücreleri kas icin gerekli tedaviyi kan damarlarına sağlamakla büyük öneme sahip oluyor..kök hücre bir nevi insanın anatomik yapısında birebir kendi kendine onarımıda buyuk role sahiptir...
daha sonrakiler yağ hücrelerine, kesinlikle,aslında bunlar 3 yapıda incelenir kök hücrelerinin yapısı...birincisi ; alabildiğine hücre yapısına katılabiliyor...totipot yapılı kök hücreler deniyor tıpta bunlara...atıyorum kas hücresinden kan hücresine cok cabuk gecis yapabiliyor bunlar...ancak durduk yerde değil bakın, vucut hücreleri genetik olarak bu imkanın kök hücrelerine sağladığı için, yine dna nın izin verdiği şekilde farklılasabiliyor...
mesela bir kısım kök hücreleri; sadece sinir yapısında kalabiliyor..mesela sereblal palsi sadece sinirsel tedavide kullanılıyor...cunku sadece sinir dokularında izinli farklılasması var, bu kök hücreler sürekli olarak kendilerini yenilerler ve vucuttan alındıklarında ortama göre farklılasma yapılarına sahip oluyolar ama şartlar mutlaka saglanacaktır...direk proteinler üzerine etkiyi yapacak bir dış etki verilmez bunlara...
örnegin ben okuldayken bir kök hücre blastokist adında embriyonik yapıdan alınmıs ve sinir kök hücresinle uyuşmadan direk kuartener yapısının kayboldugu gözlemledik..tabi biz tıp uzmanları olmadıgımız icin o basit bir deneyde daha kök hücrelerinin sadece belirli organlarda bulunup yapılarına göre tek cogul yada özgü dokularda görev aldıgını gözlemlemistik...
kısaca toparlıyorum ; kök hücreler hayati önem taşır...bir cok dokuya dönüşebilirler ama dedigim gibi o türün canlısındaki farklılasmada izin verilen ( genetik sifreyle belirli ) dokulara donusur ve o dokunun metabolizmik hareketlerinde yer alır...her kök hücresinin her dokuyla uyumlu olması o kök hücrenin yapısınla ilgilidir...embriyonik dönemde cok elde edilir bebeklerden...
http://www.androloji.info/kk_hucre_guncel2.php
mesela sunu bir incele sayın taylan...tıpta nelerin sınır tanımadıgını..ancak bu elde olan kök hücreler bütün insanın hayal ettiği şeyleri yapabilecek donanıma sahip degillerdir...
o yüzden farklılasmada tedavi yontemlerinde işe yarıyolar genelde...
Teşekkürler. Verdiğin bilgileri ayrıca kaydediyorum troyya. Benim branşım resim.
Avatarımda bile kendi çizdiğim karikatürleri kullanıyorum:D Bu yüzden aşırı terimsel metinleri anlama güçlüğü çekiyorum.
Deneyin anlatıldığı belgeselde genlerin yaşama reaksiyon veren bilinçli yapılar olduğu söyleniyordu. Bunu o yüzden sormuştum.
ben farklılasmaya karsı degilim hiç bir zaman...sadece ben sizden farklı olarak ilk hücrenin ilahi bir kudret tarafından meydana geldigine inanıyorum...hepsi bu kadar...yoksa dokular arası farklılasma olmasa bugun cogu hastalıgın tedavisi olmazdı...hücreler kendini yenileyebiliyor ve birbirirlerinle etkileşimli olarak calısıyolar...
genler yaşamsal reaksiyonlara cevap verirler...baska bir yapı icin bunlar calısmaz..ornegin benim bilgisayarımın rami senin bilgisayarına uymayabilir..şartları tutacak yani tüm olay bu...resim öğretmeni olmak güzel...hayal mekanizman genis olur...ben resim cizmesini hiç beceremem...ama avatarın gercekten guzel...tebrikler...
Sayın troyya en azından tür içinde farklılaşma olabileceğini söylemişsiniz. Kişisel bir sorum olacak mesela size göre insanlarla şempanzelerin ataları ortak mıdır.
http://www.edwardtbabinski.us/whales/evolution_of_whales/nasal_transition.jpg
Sayın üye bu resim balina atalarındaki su fışkırtan nefes deliğinin kafatası içindeki bir boru boyunca yukarı kayışını gösteriyor.
Bu şekildeki yapıların tür içinde yaşam kalım yönündeki faydası oranınca seçildiğini biliyoruz. Bir bilinç yok. Tek kriter yaşamda kalma. Bir memeli atadan evrilen balinaların aslında denize daha iyi uyum sağlamış kara canlıları olduğunu söylemek mümkündür. Çünkü iskelet yapısı hala daha atasal formunu koruyor. Şu resimde yine bir basilosor yani balinanın atasal formlarından biri görünüyor. Arka ayak kalıntılarına dikkat et.
http://tinyfrog.files.wordpress.com/2007/12/basilosaurus.gif?w=500
Bu sitede balinaların evrimiyle ilgili çok detaylı bilgiler ve çizimler var:
http://www.csus.edu/indiv/l/lancasterw/bio168/LABS%20BIO168-03/Lab%2015-Cetacea%20BIO168-04.htm
Balinaların atasal gruplarının gerçek fosilleri ve müthiş bir taksonomi sitesi:
http://www.palaeos.com/Vertebrates/Units/520Cetartiodactyla/520.100.html#Pakicetidae
Pakicetus fosili:
http://www.bringyou.to/apologetics/Ambulocetus.jpg
bir dokuya göre değerlendirildiğinde , yada soyle diyim göz dokusundan alınan 100 de 98 gen uyumludur ancak benzerlik konusunda şempanzelerle olabildigine genetik sifrelerimiz fazla..hemde 1 degil 2 degil...bu genler yoktan var olmustur evrime gore bir yerden geldiği ispatlanmamıstır...evrim sadece canlılar arasındaki benzerliklere göre bir sonuc cıkartıyor...mesela farenin oksijensiz solunumda yaktıgı enerjide kullandığı enzimlerin hepsi bizde de aynı...ama ortak atam fare diye bir şey demiyorum ben...gen haritaları vardır..su an hatırladıgım kadarıyla insanın gen haritası 100 de 97 oranında çözüldü...ancak bu gen haritaları diğer canlılar icin o kadar gelismis bir yapıya ulasmadı henuz...
o yüzden ben diyorum ki ; her canlı benzerdir...ben sempanzeyle aynı ortak atamız var dersem sana Allah yok mu olacak...boyle bir şey mumkun degil..hiç kimse savunamaz bunu..cunku kayıp halka belirli bir nokta icin gecerli değildir...
saygılarımla..evet tur ici degisimler var...olmazsa hapı yutarız zaten...
http://www.evrimteorisi.info/Repository/Images/ubanin-ortak-yapilar-evrime-delil-gosterme-yanilgisi_591x270.jpg
birbirine benzer yapılar. Benzerliklerin ortak bir kökene dayanıyor oluşunu gösteriyor. Tabi karşıt iddia aynı tasarımcının eseri diyor.
Aslında benim merak ettiğim bir nokta daha var. Bu tür içi değişimin sınırı neresidir?
Bir canlı türü başka bir türe dönüşmüyorsa sürekli olarak yeni canlıların yaratıldığını varsaymamız gerekecek.
Benim mantığım bu sınırın eko sistem varoldukça sürekli adaptasyonlarla desteklenerek süreceği ve bir sınırı olmadığı. Çünkü eko sistemdeki değişikliklerin de bir sınırı yok. Belki de bir toplu yokoluş ya da felaketle dengeleniyor olabilir. Acaba bir sınır olsaydı bu kadar büyük bir çeşitliliği nasıl açıklardık?
Acaba laktoza uyum sağlayan bakterilerin hayatta kalması gibi omurgalı popülasyonları içinde evrim ataklarını yapabilecek sıradışı bireyler mi oluşuyor?
bir dokuya göre değerlendirildiğinde , yada soyle diyim göz dokusundan alınan 100 de 98 gen uyumludur ancak benzerlik konusunda şempanzelerle olabildigine genetik sifrelerimiz fazla..hemde 1 degil 2 degil...bu genler yoktan var olmustur evrime gore bir yerden geldiği ispatlanmamıstır...evrim sadece canlılar arasındaki benzerliklere göre bir sonuc cıkartıyor...mesela farenin oksijensiz solunumda yaktıgı enerjide kullandığı enzimlerin hepsi bizde de aynı...ama ortak atam fare diye bir şey demiyorum ben...gen haritaları vardır..su an hatırladıgım kadarıyla insanın gen haritası 100 de 97 oranında çözüldü...ancak bu gen haritaları diğer canlılar icin o kadar gelismis bir yapıya ulasmadı henuz...
o yüzden ben diyorum ki ; her canlı benzerdir...ben sempanzeyle aynı ortak atamız var dersem sana Allah yok mu olacak...boyle bir şey mumkun degil..hiç kimse savunamaz bunu..cunku kayıp halka belirli bir nokta icin gecerli değildir...
saygılarımla..evet tur ici degisimler var...olmazsa hapı yutarız zaten...
Yaw konuyu neden döndürüp dolaştırıp allaha bağlıyorsun. Evrime karşı seni tek korkutan bu allah inancının kaybolması diyorum inanmıyorsun.
Konuya döneceğim ama saat malum geç oldu. Bu konuyla ilgili bazı bilgileri toplayıp döneceğim. Şimdilik görüşürüz.
Aslında benim merak ettiğim bir nokta daha var. Bu tür içi değişimin sınırı neresidir?
genetiginde gizli...mesela atın ayagındaki enzimler substrat duzeyinde oksijenli solunumda zarar gordugunde tum gen enzimleri o bolgede ölüyor ve yenilenmiyor...ve atın ayağı kırılınca iyileşmiyor...farelerdeki hücre yapıları cok daha esnektir ve tedavi yontemlerinde kobay olarak kullanılmaları bu yüzdendir...mesela sen bir kartal gözüne sahip olamazsın...genlerinde ki doku bilgisi buna izin vermez...
mesela cheetah kadar hızlı kosamazsın...
Bir canlı türü başka bir türe dönüşmüyorsa sürekli olarak yeni canlıların yaratıldığını varsaymamız gerekecek.
dönüşmediğini söylemiyorum...ihtimal vermiyorum ben...cunku komplex bir duzende bir aminoasit parcası oksijenle tepkime vermiyor..eğer verse evrimciler direk milyon yılı koymazlar zaten...pay biciyolar ve diyorlar ki mutasyonlarla olabilir demeye getiriyolar...
belkide oluyordur,daha once de dedim ya...gözlemlenebilir bir bulgu değil...teori sadece...oluyordur belki...ama benim yasamım o kadar uzun değil maalesef...ben gözlemleyemem...
Benim mantığım bu sınırın eko sistem varoldukça sürekli adaptasyonlarla desteklenerek süreceği ve bir sınırı olmadığı
adaptasyon farklılasma yada evrilme ne derseniz deyin...ama hic biri bilincsiz dogal seleksiyonun urunu degildir..darwinin cıkmazlarından birisi genetiği sağlayan türler arası geçişte dogal seleksiyonun bunlara ne gibi bir etki yaptıgının o gunde tespit edemediginden yakınıyordu...hala bir çıkmaz var pozitif bilim alabildigine yurumusken...demek ki bir eksiklik hala var...cunku adaptasyonu saglayacak yine enzimsel yapın...ve canlı yapı tamamen proteinlerle yonetiliyor...
Örnegin : ornegin sadece 50 derecelik bir ısıda protein ozgun yapısını koruyamıyor ve bir daha eski haline mumkunatı yok dönmez..ama kendi icinde farklılasmayı saglyacak bir yapıya mutlak sahiptir...
Çünkü eko sistemdeki değişikliklerin de bir sınırı yok. Belki de bir toplu yokoluş ya da felaketle dengeleniyor olabilir. Acaba bir sınır olsaydı bu kadar büyük bir çeşitliliği nasıl açıklardık?
var olan cesitlilik, ana atanın korunmasıdır sayın taylan...ana ata korunarak cesitlilik ve denge saglanır...bir tur izolasyon görevi ekosistemde...doğanın sisteminde dengeyi sağlayacak unsurlar gelişiyor zaten...ama ana ata korunmazsa o zaman yok olus baslıyor mesela bir yerdeki izole edilmis populasyon turunde yiyecek kısıtlı gelirse toplu yok olus baslar...ancak izole edilen canlıdan bir tanesinin sartları onun yasayacagı sekilde gelisirse orda ana ata korunur...
ornegin ; bir aslan populasyonunda ; etin olmadıgı bir arazide populasyonda dengeyi saglamak imkansızdır...burada dogal seleksiyon devreye girsede populasyonu koruyamaz...ana ata mutlaka izole edilmeli...
Acaba laktoza uyum sağlayan bakterilerin hayatta kalması gibi omurgalı popülasyonları içinde evrim ataklarını yapabilecek sıradışı bireyler mi oluşuyor?
laktoza direnc kazanan bakteriler ölmüyor evet ama bagısıklık sisteminde beslendiği kadarıyla, yani soyle...bir populasyonun yasaması icin gereken enerji dıs ortamdan saglanır...cunku metabolizma proteinlerini yapıda kullanıyor genelde enerjide kullanmıyor...o yüzden mutlaka enerjiyi dısardan aldıgını dusundugumuz bir populasyonda...enerjiyi bir an kestiğini dusun...populasyon yasamaz...yok olur...ortama uyum saglayanlar enerjiyi saglayamadıklarında yine ölürler...
ortam uyumu zaten metabolizmanın farklılasmasıdır...dısardan bir genetiğe müdahale eden bir x ısını işin icine girmiyor zaten...
velhasıl...türler arası geçiş belkide oluyordur...topyekun red etmiyorum..ama komplex dusundugumuzde...iş çok zor hakkaten...belki biri değneğini değdiriyodur yine türler olusuyordur....:) olamaz mı ?
Yaw konuyu neden döndürüp dolaştırıp allaha bağlıyorsun. Evrime karşı seni tek korkutan bu allah inancının kaybolması diyorum inanmıyorsun.
Konuya döneceğim ama saat malum geç oldu. Bu konuyla ilgili bazı bilgileri toplayıp döneceğim. Şimdilik görüşürüz.
:) Allah diye bir yazımı goremezsin....ben bildiklerimi yazıyorum...orda ki anlatımım farklı bir anlam katıyor..bilime mudahale degil...sen bir git dinlen gel istersen...baska konuyla karıstırmıs olmalısın...
http://www.edwardtbabinski.us/whales/evolution_of_whales/nasal_transition.jpg
Troyya şu balina atalarından soldan ikisinin arasında 25 milyon yıl var. Acaba şu nefes deliği hangi mekanizmayla biraz daha yukarı kaymış olabilir? Sonuncu modern bir balina. Orda iyice üste yerleşmiş.
Pakicetus ile bir balina farklı türler midir yoksa bu da bir tür içi değişim mi?
http://www.earthmagazine.org/mediafiles/i/2009/2/19/335
Ben şu an karşımdaki kişinin inancıyla değil elinde varolan derya gibi biyoloji bilgisiyle ilgiliyim. Soruları buldukça göndermeyi düşünüyorum.
bu işin labrotuvarlarında modern olarak şu dönemde bulunmadığım için 100 de 100 olarak bu resimlerin o canlılara mı ait oldukları konusunda ben her zaman şüpheli davranırım...cunku evrimciler iyi senaryo yazıyolar buna kesinlikle eminim cunku iclerinden cıktım...dısardaki adama basit gelebiliyor...
ama yine evrimsel acıdan cevap vereyim...ilk ikisinin nefes boruları arasındaki tur dışı farklılasma olmamıs...ancak ben her zaman su soruyu sorayım...eğer bir mekanizma oraya kadar farklılasabiliyorsa bunun geçiş donemi olan değişim izlenimleride mutlaka olmalı...yani balinanın oraya kadar farklılasmasında diğer ara değişimlerin balinanın hangi bölgesinde geçtiği...tabi bunlar alabildigine cok olacagı için...evrimciler evrim o değildir derler...ee tamam hak verelim...
değişim balinadaki oksijenin yetersizliğinden dolayı karadaki oksijeni alması acısından farklılasması sayın taylan...diğer 3.cusunde bu daha belirgin...
Pakicetus olayına gelince ben o canlının orjinal kabartmalı bir fosilinin çakma olduguna karar verdim...neden mi cunku bunu national dergisi balina olarak göstermiş zamanında, koşan bir balina hatta hatırladıgım kadarıyla...bildigin karasal yasamlı bir memeli gorunumunde gozukuyordu fosili...ama tur bile olsa kendisinden sonra yasayan balinalarla aralarında fazlasıyla benzerlikten dolayı tur ici değerlendirilir...cunku ara fosil değiller...zaten fosilin kabartmasıda pek inandırıcı değil....
bütün bunları biyolojik bilgimle yazıyorum zaten...işin icine ALLAH var allaha inanın gibi bir derdim yok...ne dogruysa onu yazmaya calısıyorum...oyle sey mi olur Allahın hikmeti der gecerdim oysa :)
iyi geceler...seviyeli tartısma icin cok sagol...
Bu nefes deliğinin kafatası içindeki bir boru üzerinde hareket ettiğini duymuştum. Buradaki resimlere göre 25 milyon yılda bir kaç santim ilerlemesi söz konusu. Bu arada bir santim geride ya da iki santim yukardaki tüm fosillerin bulunabilmesi mümkün mü? Ya da bulunsa dahi bunun farkedilmesi mümkün mü?
Aynı dönemde birinin ki az yukarda diğerinin ki biraz aşağıda doğmuş farklı bireyler yaşamış olabilir mi?
Her aşamadaki fosilin bulunması pek mümkün görünmüyor. Çünkü fosilleşme de bazı özel şartlar gerektiriyor.
Benim aklıma şöyle birşey de geliyor. Acaba şanslı(!) bir embriyoda bu aşama bir anda gerçekleşmiş olabilir mi?
Bu şekildeki yapıların tür içinde yaşam kalım yönündeki faydası oranınca seçildiğini biliyoruz. Bir bilinç yok. Tek kriter yaşamda kalma.
Peki düşününce bir balinanın fazladan ayakları veya elleri olsa yaşayamazmı?Veya kulağı değişmese yaşayamazmı ?Yaşar ama bu şekildeki haliyle daha güzel yaşıyor daha mükemmel değilmi?Bu mükemmeliğe kendisi karar veremeyeceğin göre yaşayabilen her tür devam etmeliydi ama sadece mükemmellik var ortada orasında burasında yaşamasına engel olmayan ama bi yararıda olmayan gereksiz organlar yok canlıların bu ilginç değilmi?
Balinanın ortak atasındaki fizyoloji ne ise modern balinaya kadar giden süreçte bu fenotip(dış görünüş) korunur. Başka bir bacak ya da yüzgeç ya da farklı yeni bir organ eklenmez. Sadece yeni ortamlara uyum sağlayan organların işlev ve görünüşlerinin değişmesi söz konusu. Yüzgeç var ama içinde beş adet parmak kemiği de var. Bir önceki mesajımdaki linkleri dikkatle inceleyin.
Ayrıca daha mükemmel ya da daha güzel diye bir kavram olamaz. Doğada bu kavramın karşılığı yoktur. Doğadaki kavram yaşama uyumdur. Bunun güzel ya da çirkin olması bizim insani değer yargılarımızla vardığımız hükümlerdir.
Mesela yaşamasına engel olmaz ama bazı türlerde tasarım sıkıntıları var. Örneğin dişi sırtlanların üreme organı aşağa doğru sarkan uzun bir yapıdır ve erkeğin birleşmesi sırasında sürekli sorun çıkartır. Zürafanın uzun boynu su içmesinde ona büyük sıkıntılar getiriyor. Ama yolunu bulmuş. Uzun bacaklarını iyice açarak suyunu içebiliyor. Biraz sıkıntılı ama içiyor işte. Köpeklerin terleyemedikleri için bunu sürekli dillerini dışarda tutarak sağlamaları. Ayak altlarında çok az bir miktar ter bezi vardır ama bizimki gibi bir terleme sağlamaz. Bir çok memeli hayvan kalın kürkü yüzünden bizdeki gibi terleme olayı gerçekleştiremez. Bu kürkün başka faydaları vardır. Bizde kürk işlevini kaybetmiş. Atalarımızın giderek tüylerinden arınacak şekilde seçilmiş olmaları yüzünden terlemeyi deriden gerçekleştirmemiz sayesinde evrildiğimiz Afrika'daki sıcaklarla başedebilme yeteneği kazandık.
Atların narin bacakları kırıldıktan sonra iyileşemiyor. Neden bu kadar hassas bir yapı olduğunu troyya mesajında belirtmişti.
Şimdi tabi ki bunlar birer hata değil. Ben bu şekilde bakmıyorum. Güzel ya da çirkin ya da mükemmel olarak da bakmıyorum. Burada bir uyum var. Olması gereken bir uyum. Eksik ya da fazla. Ortak atada ne varsa süregiden evrimsel süreçte o yapı kullanılıyor. Çünkü daha iyiye değil daha uyumlu olana doğru bir gidiş söz konusu.
Balinanın da ortak atası bir önceki sayfada dikkat ederseniz bir kara memelisi. Bu canlının fosilleri bir zamanlar deniz kenarı olabilecek alanlarda bulunmuş. 50 milyon yıl önce Pakistan'ın deniz kıyısında yer alıyor olması, bu canlının sulak alanlara daha iyi uyum sağladığını gösteriyor. Bir kara memelisi görünümünde olması bunu değiştirmez.
Mesela su geyikleri de memeli olmalarına rağmen sulak alanlarda yaşar ve düşmanlarından korunmak için nehrin dibinde yürürcesine yüzerler. Çok iyi yüzücüdürler. Ama görünümleri geyiğe benzer. Pakicetus böyle bir yoldan denizde yaşayan bir balinaya doğru evrimleşmenin ilk adımı olmuş. Tabi ki bu sürecin sonu baştan belli olamazdı. Sürecin nereye doğru gideceğini kimse bilemez. Bir su geyiğinin milyonlarca yıl sonra nasıl bir canlıya ortak ata olacağını kestiremeyiz. Eğer eko sistemdeki tüm bu davranış biçimi gereken şartlarla desteklenir ve su geyikleri suya daha iyi adapte olma yolunda değişimler geçirirse bir deniz canlısına dönüşebilir. Mesela vücudu daha hidrodinamik bir şekil alabilir.
Bu nefes deliğinin kafatası içindeki bir boru üzerinde hareket ettiğini duymuştum. Buradaki resimlere göre 25 milyon yılda bir kaç santim ilerlemesi söz konusu. Bu arada bir santim geride ya da iki santim yukardaki tüm fosillerin bulunabilmesi mümkün mü? Ya da bulunsa dahi bunun farkedilmesi mümkün mü?
işte sorun orda sayın taylan...gerisi yok,bir anda bulunanlar diğer geçişlerinin fosilleri bulunamadıgı icin ara geçiş olarak son bulunan sayılıyor...ki öyle de denmesi normal zaten...ama buldukları yine aynı türe ait oluyor şimdiye kadar...
Aynı dönemde birinin ki az yukarda diğerinin ki biraz aşağıda doğmuş farklı bireyler yaşamış olabilir mi?
Her aşamadaki fosilin bulunması pek mümkün görünmüyor. Çünkü fosilleşme de bazı özel şartlar gerektiriyor.
vardır belkide,ama bulunamıyor yok yani su an...o zaman bir default ayar atılıyor ortaya...
Benim aklıma şöyle birşey de geliyor. Acaba şanslı(!) bir embriyoda bu aşama bir anda gerçekleşmiş olabilir mi?
doku farklılığı genetiğinde mutasyonlarla oluyormuş..ama gözlemlenen bir anlık mutasyonların yararlı olabilenleri mevcut degil...yine uzun vade gerektiğini söylüyorlar...
ornegin ; bir aslan populasyonunda ; etin olmadıgı bir arazide populasyonda dengeyi saglamak imkansızdır...burada dogal seleksiyon devreye girsede populasyonu koruyamaz...ana ata mutlaka izole edilmeli...
Troyya burayı okuyunca aklıma bir soru geldi. Hemen sorayım. Etin olmadığı bir arazide aslan nüfusunun eti bulabileceği arazilere göç etmesi bir nevi doğal seleksiyonun işe karışması olmaz mı? Çünkü besine yönlenme içgüdüsel bir olay.
Mevzu yaşamda kalma ise üretkenliğin devamı ise bu besin arama çabası da işin içine giriyor bence. Bu da büyük göç hareketlerini ve yer değiştirmeleri beraberinde getiriyor.
Ortak atayı izole eden genetik havuz bu büyük göç hareketlerinde farklı bir yöne doğru sürüklenir mi? Mesela yeni bir araziye yerleşme ve buradaki olası yeni iklime uyum gibi.
Bununla ilgili bir gözlem yapılmış. Stickleback balığının 50 yıllık değişimi:
http://geasslave.files.wordpress.com/2008/05/evolution_fish.jpg
Örneklerin tür içi olduğunun farkındayım. Yalnız benim burada vurgulamak istediğim türün değişmezlik kapasitesinin sınırının düşündüğümüzden daha esnek olabilme ihtimali.
Saygılar
Troyya burayı okuyunca aklıma bir soru geldi. Hemen sorayım. Etin olmadığı bir arazide aslan nüfusunun eti bulabileceği arazilere göç etmesi bir nevi doğal seleksiyonun işe karışması olmaz mı? Çünkü besine yönlenme içgüdüsel bir olay.
bu sekilde saglanacaktır...ancak dogal seleksiyonda unutulan bir nokta var yokolusunda agır basacağı, yani dogal seleksiyon sadece ve sadece güçlü olanın ayakta kalacağı tezini savunsada genel olarak,bunun sağlanması için mutlaka populasyon devamlılığını sağlayacak ana atayı koruması gerekiyor...buda mutlak ölçüde besin zincirine bağlıdır...
yani devamlılık sağlanabilirde sağlanamazda...
Mevzu yaşamda kalma ise üretkenliğin devamı ise bu besin arama çabası da işin içine giriyor bence. Bu da büyük göç hareketlerini ve yer değiştirmeleri beraberinde getiriyor.
kesinlikle doğru,besin zinciri bir bölgede sona erdiyse, populasyon doğal olarak göç eder ancak bu göçü sağlayan metabolizmik yapılarıdır,içgüdü olayı...
Ortak atayı izole eden genetik havuz bu büyük göç hareketlerinde farklı bir yöne doğru sürüklenir mi? Mesela yeni bir araziye yerleşme ve buradaki olası yeni iklime uyum gibi.
adaptasyon buna deniyor zaten, cesitlilik boyle saglanıyor..ancak bunların hiç biri yeni tür oluşumu için ispat sunmaz bize...
Örneklerin tür içi olduğunun farkındayım. Yalnız benim burada vurgulamak istediğim türün değişmezlik kapasitesinin sınırının düşündüğümüzden daha esnek olabilme ihtimali.
esneklik zaten genetik özelliğinde belirlidir..mesela alttaki balık besin zincirinden daha fazla beslenmis gibi duruyor ve diğerine göre daha iri yapılı...insanda da boyledir bu ; her bir insanın yapıları farklıdır...örnegin akdeniz bölgesinde yasayan ve sibiryada yasayan insanların genetik ozellikleri bir göstersede fiziksel ozellikleri aynı değildir...yani aslında evrimleşme dış özelliğe pek bakmaz...genetik yapının değişip değişmediğinle ilgilenir daha çok...zaten gerekli olanda budur...
Sayın üye001 bu ayki national geographic dergisinde balinaların evrimi ile ilgili çok önemli bir yazı var. Mutlaka okuyun. Bulunan fosillerin resimleri de var.
Sayın üye001 bu ayki national geographic dergisinde balinaların evrimi ile ilgili çok önemli bir yazı var. Mutlaka okuyun. Bulunan fosillerin resimleri de var.
Şuan o dergiye ulaşmam pek mümkün değil,eğer imkanınız varsa tarayıcıyla bilgisayara aktarıp burda yayınlayabilirmisiniz?
http://img834.imageshack.us/img834/4248/basilosor.jpg (http://img834.imageshack.us/i/basilosor.jpg/)
İşte bir basilosorun tam detaylı fosili. Balinaların eski atalarından. Tam olarak 37 milyon yıllık. Arka bacaklar net biçimde görülüyor. Hatta toynaklı memelilerle ortak yapı olan aşık kemikleri dahi bulunmuş. Bugünkü Mısır bir zamanlar dev bir okyanus olan TETİS DENİZİ'nin içindeydi. Mısır'daki HİTAN bölgesi hala bu fosillerle dolup taşıyor.
Basilosor'un temsili resmi:
http://www.lorologiaiomiope.com/wp-content/2007/08/basilosaurus.gif
Şimdilik bunu yolluyorum. Esas bomba dergide. Mutlaka edinin. Vakit buldukça diğer resimleri de yollamaya çalışırım.
Edinmem biraz zor ama yolladığınız içinteşekkürler diğer resimleride bekliyorum zahmet oluyor sizede(:
Taylan Troyyanın verdiği bilgileri kaydetmene gerek yok nerden nasıl saçmaladığını merak etmekteyim ben şu an. Söylediği terimleri genellikle doğru yerde ve anlamda kullanmamış, bakma sen branşının resim olduğuna hiç olmazsa bilmeyince yalan atıp tutamıyosun. Yazdıkları büyük kısmı bi ton zırvalıktan ibaret.
kök hücre dediğimiz mekanizma, vücudun bir cok yerinden elde edilebilen ve dönüşümlü kök hücrelerin bir çoğunun embriyolojik dönemde veya erişkin dönemde elde edilebilenleri mevcuttur...karmaşık bir ilksel yapısı vardır...ancak farklılaşmasından ötürü vücudun şartlarına göre bir çok doku hücresinde görev alabilen bir hücre yapısı vardır kök hücresinde...
Kök hücre mekanizma değil adı üstünde hücredir. En basit anlatımıyla zigot oluşumundan sonra hücreler çoğalacak ve zamala farklılaşacaktır. Son farklılaşmalarını tamamlamadan önceki her birden fazla hücreye farklılaşabilir hücreye kök hücre diyebiliriz kısaca. Tam olarak böyle değildir ama anlaşılabilecek şekilde ancak böyle anlatabilirim. Bu durumda en sağlam kök hücre anlayacağın üzere zigotun ta kendisi oluyor. Çünkü vücuda dair her çeşit hücreye farklılaşabilir.
Karmaşık bir ilksel yapısı vardır derken bildiğimiz herhangi bir diğer hücreye göre karmaşık ilksel yapısı vardır mı demek istiyosun ne demek istiyosun belli değil ama böyle bir durum da yoktur. Çünkü ya burumda zigot diğer tüm hücrelerden daha karmaşıktır filan demeye getiriyorsun ki ilgisi yoktur. Veya ne demek istiyosun belli değil.
Yukarıda bir yerlerde bu hücre farklılaşmalarını histonlara bağlamaya kalktın ama histonların etkisi bu konuda oldukça küçüktür en fazla bilinen mekanizma DNA metilasyonudur, ki bunun yanında asetilasyon, fosforilasyon, ubikitinasyon vs vardır. Histon katılımı filan ise non kovalent etkileşimlerdir diğerlerinden çok daha az kullanılır.
mesela sen kemik hücrelerine dönüşüyor dedin..yeterli ortam şartları bulundurulursa,proteinleri kuartener yapısını bozmadan ( cunku protein kuartener yapısını yuksek sıcaklıkta ve mutasyonik sartta bozabiliyor ) kemik hücresine donusebilir....
Proteinlerin kuarterner yapısı ile bir kök hücrenin bir kemik hücresine dönüşmesindeki ilişki nedir veya ne alakası vardır. Bu DNA üzerindeki epigenetik etkiler ile olur proteinler ile ne alakası var. Dediklerinin anlamını bile bilmiyorsun.
aslında gerekli şartların hepsini vucut kendisine özgü ortamda saglıyor zaten...mesela kas yapısına katılan kök hücreleri kas icin gerekli tedaviyi kan damarlarına sağlamakla büyük öneme sahip oluyor..kök hücre bir nevi insanın anatomik yapısında birebir kendi kendine onarımıda buyuk role sahiptir..
Ne demek istediğini hiç anlamadım. Ne dediğini senin de bilmediğine eminim. Nerden duydun bu saçmalıkları. Kas yapısına katılan kök hücreleri kas için gerekli tedaviyi ne demek, kan damarlarına ne sağlıyo veya ne diyon ya? sonraki cümlenin anlamı ise yok veya türkçede buna cümle denmez.
daha sonrakiler yağ hücrelerine, kesinlikle,aslında bunlar 3 yapıda incelenir kök hücrelerinin yapısı...birincisi ; alabildiğine hücre yapısına katılabiliyor...totipot yapılı kök hücreler deniyor tıpta bunlara...atıyorum kas hücresinden kan hücresine cok cabuk gecis yapabiliyor bunlar...ancak durduk yerde değil bakın, vucut hücreleri genetik olarak bu imkanın kök hücrelerine sağladığı için, yine dna nın izin verdiği şekilde farklılasabiliyor...
Totipot ne yaa??
pluripotent hücreler var böyle her çeşit hücreye dönüşebilen filan.
Kas hücresinden kan hücresine geçiş?????
Kas hücresi gelişimi tamamlamış bir hücredir değil kan hücresine geçmek normal şartlarda tekrar bölünüp çoğalamaz bile.
mesela bir kısım kök hücreleri; sadece sinir yapısında kalabiliyor..mesela sereblal palsi sadece sinirsel tedavide kullanılıyor...cunku sadece sinir dokularında izinli farklılasması var, bu kök hücreler sürekli olarak kendilerini yenilerler ve vucuttan alındıklarında ortama göre farklılasma yapılarına sahip oluyolar ama şartlar mutlaka saglanacaktır...direk proteinler üzerine etkiyi yapacak bir dış etki verilmez bunlara...
Serebral palsi hücre değil hastalıktır. Çocuğun doğum esnasında beyninin oksijensiz kalması nedeniyle mental ve/veya motor bozukluk yaşadığı beyin hasarının adıdır. Tedavide kullanılan bir ilaç da değildir.
Kısaca bu adam hiç bir şey bilmeden saçmalamışta saçmalamış.... Üç beş kelime araya terim atarak millete yutturmuş..
Sayın Priapos aydınlatıcı bilgileriniz için çok teşekkürler. Diğer yazılarınızı da merakla bekliyorum. Daha çok yazın lüften.
Stickleback balığının 50 yıllık değişimi:
http://geasslave.files.wordpress.com/2008/05/evolution_fish.jpg
Örneklerin tür içi olduğunun farkındayım. Yalnız benim burada vurgulamak istediğim türün değişmezlik kapasitesinin sınırının düşündüğümüzden daha esnek olabilme ihtimali.
Saygıdeğer Taylan ,
Yukarıdaki ifaden dikkatimi çekti,sormak istedim. Bu konuda kısa bi açıklama yaparsan seni daha iyi anlayabilirim.
"türün değişmezlik kapasitesinin sınırı" nedir? Türlerin "değişmez"liği diye bir şey mi vardır ki türler arası değişimi kısıtlayan bir çizgi olsun? Yada böyle bir sınır var mı? Ben mi bilmiyorum? Troyya benim gözlemlediğim kadarıyla eskiden evrimi tümüyle reddediyordu şimdi ise türlerle ilgili olarak "sınırlı bir değişimi" savunuyor .
Yukarıdaki mesajınızdan önce de bunu anlatıyordu. Bu anlatımdan sonra sizin altını çizdiğim cümleniz kafamda soru işareti oluşturdu. Bir şey ima etmiyorum elbette fakat sizi daha iyi anlamak açısından kurduğunuz cümleyi açıklamanızı rica ediyorum.
Saygılarımla
Cümleyi yanlış kullanmışım kusura bakmayın.
nediyorsun priapos ?
Aşırı derecede bilgisiz, bilmediği yerde uyduran bir kişisin diyorum. İlla açıkça söylememi istiyorsan budur.
tartısma buysa katılmıyorum...kendi kendine yaz dur..egonu tatmin ett...it dalaşına ayırcak vaktim yok kusura bakma...eyvallah
tartısma buysa katılmıyorum...kendi kendine yaz dur..egonu tatmin ett...it dalaşına ayırcak vaktim yok kusura bakma...eyvallah
Yolun açık olsun.