PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : evrimciler bir daha düşünsün


Sayfa : 1 [2]

evrensel-insan
25-08-2010, 20:35
Saygideger yagmurcu;

soyutun formu yok demişşin düşüncenin formu yok demişşin...
avrupada yaşadığın halde rönesanstan ,düsünsel reform hareketlerinden nasıl olduda hiç haberin olmadı? kilisenin (hristiyanlık inancının)reforma ihtiyacı var diyen martin luther neci?
freud neci,descartes,marx,spinoza,neci?-yagmurcu-

Adi ustunde, 1430 larda baslayan, bu akimin adi, YENILIK HAREKETIdir. Yani, dusuncenin, harekete, eyleme, sanata v.s. donusumu, sistemlenisi ve SOMUT (BES DUYU ILE ALGILANABILEN) bir olgu haline gelisidir. Yani, SOYUTUN SOMUT HALE GELISIDIR.

Evrensel bir onay alarak ta, tarihin sayfalarinda yerini almistir. Insanoglunun tarihinde de, bir suru acidan atilan cok onemli bir adimdir.( Bak yine "suru" kelimesini kullandim, gordun mu, kirmiziya boyamana gerek yok. Sana "suru" nun sadece senin bildigin anlamda kullanimi oldugunu degil, onun disinda baska anlam ve icerikte de kullanilabilecegini gostermek icin.)

Ayrica, yukarida koyulastirdigim kisimda goruldugu gibi, yazi dile ve uslubu olarak "igneleyici" bir dil kullaniyorsun. Bu konudaki ilk mesajinda degil. Yalniz unutma, eger ben ayni dil ve uslubu kullanirsam, "kaldiramiyabilirsin"

O yuzden lutfen, yazilarinin dil ve uslubuna dikkat et, olur mu?:nod:

Saygilarimla;
evrensel-insan

yagmurcu
26-08-2010, 04:36
Adi ustunde, 1430 larda baslayan, bu akimin adi, YENILIK HAREKETIdir.demişşiniz
yenilik hareketinin ingilizcesi nedir
konuyu fazla uzatmak istemiyorum ama reform sadece somut şeylerde olmaz mesela
peygamberler sonuçta reformisttir.getirdikleri şeylerin hepsi elle tutulur şeyler değil

evrensel-insan
26-08-2010, 05:04
Saygideger yagmurcu;

Reform zaten ingilizcedir, Turkce degil. Tarih zaten ortaya kisiler tarafindan her konuda atilan ideolojik inancsal dogrular temelinde, bunlarin somut bir sisteme donustugunu gosterir. Mesela her turlu izmler gibi.

Zaten dusunce, somutlasmadikca, bir anlam tasimaz. Ya dusunceyi ortaya atan kisi tarafindan, davranisa ve uygulamaya tasinir, ya da dusunce, oznesi olmadigindan, tarihte oldugu gibi, diger oznelerin uygulamasi eliyle kitlesellesir ve tum dunyaya yayilir.

Iste bu temelde, her soyutu, somutla ozdeslestiren bir icerik gerekir, bu ya inancsal olur, ya da bilimsel.

Saygilarimla;
evrensel-insan

yagmurcu
27-08-2010, 00:43
Saygideger yagmurcu;

Reform zaten ingilizcedir, Turkce degil. Tarih zaten ortaya kisiler tarafindan her konuda atilan ideolojik inancsal dogrular temelinde, bunlarin somut bir sisteme donustugunu gosterir. Mesela her turlu izmler gibi.

Zaten dusunce, somutlasmadikca, bir anlam tasimaz. Ya dusunceyi ortaya atan kisi tarafindan, davranisa ve uygulamaya tasinir, ya da dusunce, oznesi olmadigindan, tarihte oldugu gibi, diger oznelerin uygulamasi eliyle kitlesellesir ve tum dunyaya yayilir.

Iste bu temelde, her soyutu, somutla ozdeslestiren bir icerik gerekir, bu ya inancsal olur, ya da bilimsel.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ben derimki düşünce soyuttur.soyut olan deforme olur.örneğin hristiyanlık en başta tek tanrı inancina dayanıyordu st.paul zamanında teslis akidesine dönüldü 325 iznik konsilinden sonra iyice deforme edildi.bugün müslümanlar
hz.muhammed Allahın oğludur dese buda islamı deforme etmektir.eski haline getirmek için reform yapmak gerek.buradaki reform yeni bir forma sokmak değil eski formuna tekrar kavuşturmaktır(tecdid)
görüldüğü gibi tanrı inancı soyuttur ve bu düşünsel anlamda tahrif ve tebdil edilebilir yani deforme edilebilir.

evrensel-insan
27-08-2010, 00:48
Saygideger yagmurcu;

Ne sekle sokan (form)veya olan sekli yenileyen (reform), ne de olan sekli, bozan (deform) dusunce degil, dusuncenin yaptirima gecmesi ve uygulamadir. Tabi ki, bu uygulamanin arka planinda dusunce mevcuttur, ama; yansiyan dusunce degil; onu sonucu dogan, pratik ve uygulamadir.

Yani yon veren dusunce, uygulamaya koyan somut vucut ve o dusuncenin pratikte olusturulan, sistem ve kurumlari, kurallari, kanunlari v.s. dir.

Bu temelde de, mucadele, vucut ile degil; vucudun arka planindaki dusunce ile olmalidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

yagmurcu
29-08-2010, 05:33
Saygideger yagmurcu;

Ne sekle sokan (form)veya olan sekli yenileyen (reform), ne de olan sekli, bozan (deform) dusunce degil, dusuncenin yaptirima gecmesi ve uygulamadir. Tabi ki, bu uygulamanin arka planinda dusunce mevcuttur, ama; yansiyan dusunce degil; onu sonucu dogan, pratik ve uygulamadir.

Yani yon veren dusunce, uygulamaya koyan somut vucut ve o dusuncenin pratikte olusturulan, sistem ve kurumlari, kurallari, kanunlari v.s. dir.

Bu temelde de, mucadele, vucut ile degil; vucudun arka planindaki dusunce ile olmalidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ne kadarda inatçısın.tamam benim eşeğim kancık :preggers:

yagmurcu
29-08-2010, 05:55
bir tv bozulsa 100 milyon yılda beklese kendi kendini tamir edemez bunu söylüyorum

TV kendi kendine üreyebilen veri transfer ederek minik TV ler üretebilen, adaptasyona bağlı değişimleri kendi biyolojik donanımının iç dinamiğiyle sağlayabilen BİR BİYOLOJİK VARLIK DEĞİLDİR x 3.456.347. Milyonla çarpıyorum ki belki daha iyi anlaşılır die...

Bu yüzden kendini imal eden varlığa bağımlıdır. Doğa bir TV yaratamaz önce TV yi yapan bir canlı meydana getirir insanı yaratır o da gidip TV yi yapar. İnsan TV yi nasıl yapar?? Önce fotoğraf makinesi gibi ışığı yakalayabilen bir makine geliştirir. Sonra gözdeki malum saniyede 16 kareyi yakalayabilme mevzusuyla alakalı olarak bazı mekanik animasyon cihazları yapar. Bizim not defterinin kenarına çizip hareket ettirdiğimiz çizimler gibi. İlkokuldaki en büyük eğlencemdi. Bu aşamadan sonra önce sinema sonra da TV geliştirilmiştir. Gördüğümüz gibi evrim hayatın her anında var.

Anladın mı bilmiyorum daha basit nasıl anlatılır bu iş??? Binlerce kez sorulmuş binlerce kez cevaplanmış bir soru işte farklı bir şey yok. Hala daha üfüren bir doğaüstü varlık peşindesiniz. Gidin getirin bulun biz de inanalım.

benim sana tanrıyı getirecek kudretim yok taylan 74-Allah uzun ömür verirse en çok yaşayacağın 74 yıl o zaman kendin görürsün ve gördüğüne inanırsın .boğazına kadar tere batmış bir halde....
gelelim konumuza:doğa için canlı bir sinek yapmakmı zordur cansız bir tv.mi
doga neden bilmem kaç milyon yıldır bir lcd tv yaratmadı.biyolojik varlık üretmek elektronik varlık üretmekten dahamı kolay.nasıl oluyorda insanlar zeki olduğu halde bir bit yaratamıyorlar .canlılar carbon bazlı olduğu için bozulmada kolaydır evrim evrilme süreci devam ederken sindirim sistemi üreme sistemi gibi komplike var olması gereken organları nasıl adapte etti vücuda.evrim yarattı diyorsunda Allah yarattı demek niye zoruna gidiyor
kuşlar yumurtlamadan önce nasıl ürüyorlardı.fareler nasıl doğuruyorlardı
üremenin iki çeşit olması neden?sen 100 yıl önce nerdeydin sen öldükten sonra atomlarından biri elektronik bir eşyada kullanılacakmı....

evrensel-insan
29-08-2010, 05:57
Saygideger yagmurcu;

ne kadarda inatçısın.tamam benim eşeğim kancık -yagmurcu-

"Inatci olan fiziki gorunum ve vucut degil; dusunce ve davranistir. Seninle sadece dusuncelerimiz mesajlastigina gore; benim dile getirdigim dusuncelerin "inatci" icerik ve anlamini aciklayabir misin?

Saygilarimla;
evrensel-insan

taylan
29-08-2010, 13:55
benim sana tanrıyı getirecek kudretim yok taylan 74-Allah uzun ömür verirse en çok yaşayacağın 74 yıl o zaman kendin görürsün ve gördüğüne inanırsın .boğazına kadar tere batmış bir halde....

Yine köşeye sıkışmış kedi gibi sırt kabartma ve pençe gösterme taktikleri. Çok fazla stv seyrediosun sanırım.


gelelim konumuza:doğa için canlı bir sinek yapmakmı zordur cansız bir tv.mi
doga neden bilmem kaç milyon yıldır bir lcd tv yaratmadı.biyolojik varlık üretmek elektronik varlık üretmekten dahamı kolay.nasıl oluyorda insanlar zeki olduğu halde bir bit yaratamıyorlar .canlılar carbon bazlı olduğu için bozulmada kolaydır evrim evrilme süreci devam ederken sindirim sistemi üreme sistemi gibi komplike var olması gereken organları nasıl adapte etti vücuda.evrim yarattı diyorsunda Allah yarattı demek niye zoruna gidiyor
kuşlar yumurtlamadan önce nasıl ürüyorlardı.fareler nasıl doğuruyorlardı
üremenin iki çeşit olması neden?sen 100 yıl önce nerdeydin sen öldükten sonra atomlarından biri elektronik bir eşyada kullanılacakmı....

LCD TV tekrar söylüyorum bir insan ihtiyacından kaynaklanmış bir cihazdır. Ve o da bir anda üretilmemiştir. Yukardaki mesajlarımdan birinde de belirttiğim gibi LCD TV ye gelene kadar bir çok icad olmuştur. İnsan kendi ihtiyaçlarını doğadaki materyalleri biraraya getirerek faydalı bir hale getirir. Biri on yıllarla ifade edilecek gibi kısa bir sürede meydana geliyor diğeri ise tamamen aklın alabileceği zaman sürecinin çok dışında tamamen farklı yollarla kendi kendine bir dış müdahale olmadan meydana geliyor. O yüzden bu kadar uzun süreçlerde oluşmuş bir canlı varlığı yaratabilmek mümkün değil. Çünkü biz de o uzun sürecin bir ürünü ve parçasıyız. Bizden çok daha kıdemli bir bilimadamının(evrimin:)) ustalığına erişmemiz mümkün görünmüyor. Sadece taklit edebiliyoruz.

Kuşlar yumurtlamadan önce diye bir soru olmaz. Kuşlar theropod dinozorlarından evrilmiştir. Dinozorların da ataları eski anfibilerdir. Bunlar da yumurtlayarak ürüyorlardı. Devonien döneminden bu güne yumurtlayarak üreme hala devam etmektedir. Memelilerin rahim geliştirmesi de evrimsel süreçler sonucu oluşmuştur. Ara türleri takip edilmiş bilimsel yayınlarla ve fosil bulgularla desteklenmiştir. Yumurtlayarak üreyenlerle memelilerin doğum yapması aslında eşeyli üremenin iki farklılaşmış hali. Eşeysiz üreme ise milyar yıl önce ortaya çıkmış çok daha eski bir mevzudur. Eşeyli üreme ise gelişen şartların zorunlu kıldığı bir üreme şekli olarak yine eşeysiz üreyen canlı formlarından oluşmuştur. Kambriyen dönemi buna denk gelir.

Arapların ay tanrısı olan Allah benim için sadece Zeus'tan farksız mitolojik bir öğedir. Allah yarattı diye bir şey söylememin Zeus yarattıdan farkı olmayacaktır.

Öldükten sonra karbon ve azot çevrimine giriyoruz ve toprağa karışıyoruz. Doğaya ve insanlığa faydalı bir nesneye dönüşüyor olmamız muhtemel. Doğadan gelip doğaya gittiğimize göre çiçek ektiğimiz saksı toprağında bile milyonlarca yıl öncesinde yaşayan canlılardan parçalar vardır:)

yagmurcu
29-08-2010, 17:03
Yine köşeye sıkışmış kedi gibi sırt kabartma ve pençe gösterme taktikleri. Çok fazla stv seyrediosun sanırım.




LCD TV tekrar söylüyorum bir insan ihtiyacından kaynaklanmış bir cihazdır. Ve o da bir anda üretilmemiştir. Yukardaki mesajlarımdan birinde de belirttiğim gibi LCD TV ye gelene kadar bir çok icad olmuştur. İnsan kendi ihtiyaçlarını doğadaki materyalleri biraraya getirerek faydalı bir hale getirir. Biri on yıllarla ifade edilecek gibi kısa bir sürede meydana geliyor diğeri ise tamamen aklın alabileceği zaman sürecinin çok dışında tamamen farklı yollarla kendi kendine bir dış müdahale olmadan meydana geliyor. O yüzden bu kadar uzun süreçlerde oluşmuş bir canlı varlığı yaratabilmek mümkün değil. Çünkü biz de o uzun sürecin bir ürünü ve parçasıyız. Bizden çok daha kıdemli bir bilimadamının(evrimin:)) ustalığına erişmemiz mümkün görünmüyor. Sadece taklit edebiliyoruz.

Kuşlar yumurtlamadan önce diye bir soru olmaz. Kuşlar theropod dinozorlarından evrilmiştir. Dinozorların da ataları eski anfibilerdir. Bunlar da yumurtlayarak ürüyorlardı. Devonien döneminden bu güne yumurtlayarak üreme hala devam etmektedir. Memelilerin rahim geliştirmesi de evrimsel süreçler sonucu oluşmuştur. Ara türleri takip edilmiş bilimsel yayınlarla ve fosil bulgularla desteklenmiştir. Yumurtlayarak üreyenlerle memelilerin doğum yapması aslında eşeyli üremenin iki farklılaşmış hali. Eşeysiz üreme ise milyar yıl önce ortaya çıkmış çok daha eski bir mevzudur. Eşeyli üreme ise gelişen şartların zorunlu kıldığı bir üreme şekli olarak yine eşeysiz üreyen canlı formlarından oluşmuştur. Kambriyen dönemi buna denk gelir.

Arapların ay tanrısı olan Allah benim için sadece Zeus'tan farksız mitolojik bir öğedir. Allah yarattı diye bir şey söylememin Zeus yarattıdan farkı olmayacaktır.

Öldükten sonra karbon ve azot çevrimine giriyoruz ve toprağa karışıyoruz. Doğaya ve insanlığa faydalı bir nesneye dönüşüyor olmamız muhtemel. Doğadan gelip doğaya gittiğimize göre çiçek ektiğimiz saksı toprağında bile milyonlarca yıl öncesinde yaşayan canlılardan parçalar vardır:)

bence basit düşünürsen gerçeği göreceksin
evrim bir bilimadamı olduğuna göre(bu ifade sana ait:tape:)evrimin aklı varmı
evrim bir organizmaya yararlı olan organları nasıl selecte edebiliyor
bunun tasarlama süreci nasıl,eklemleme süreci nasıl
sindirim sistemi ve üreme sisteminde evrim nasıl söz konusu olabiliyor?bunlar
çalışabilmesi için mükemmel olması lazım.sen hiç çocuk sahibi olamayan bir aile ile konuştunmu veya pankreas iltihaplamnası olan biri ile.....
memelilerin rahim geliştirmesi ne demek?bu kadar saçma bir ifade olabilirmi?
size yutturulan yalanlar üzerine hiç düşünmüyormusun.evrim bir şeye ol diyor ve oluyormu? kadınlara vajina erkeklere penis ....senin dediğin şeyin tanrının yaratmasından farkı ne?evrim sonsuz kudreti olan bir tanrımı?fosil kayıtlarında ara türlerin normal türlerden binlerce adet fazla olması gerek,paleontolojik bulgular neden bunu desteklemiyor? neden ilkel çalışmayan işlevsiz organlar bulamıyorsunuz?
*farklı cins iki gamet (http://www.turkcebilgi.com/gamet/ansiklopedi)in birleşmesiyle yeni canlının meydana getirilmesine eşeyli üreme denir. Gamet, eşey hücresi olarak tanımlanır. Bir gamet ya dişi eşey hücresidir (yumurta) ya da erkek eşey hücresidir. (polen veya sperm). Eşeyli üreyen canlılarda bir çift kromozom takımı bulunur. Bu takımın yarısı anneden yarısı babadan gelir. Bu takım kromozoma haploid veya bkz. Üreme
...Tümünü okumak için linke tıklayınız.

monoploid (http://www.turkcebilgi.com/monoploid/ansiklopedi) (n) denir. (n) haploid kromozom takımı gamette bulunur*eşeyli üremede evrim nasıl olur?herşey çok ince hesaplanmıştır.kromozom sayıları düşük olduğunda üreme olmayacaktır.evrim tanrısı bunu nasıl biliyor?
*Bir canlıdan ayrılan hücre veya hücre grubundan yeni bireylerin oluşturulmasına eşeysiz üreme denir. Eşeysiz üremede döllenme olayı olmadığından eşeysiz üreyen canlı oluştuğu canlıya kalıtsal olarak tıpa tıp benzer. Çünkü eşeysiz üreme mitoz ile gerçekleşir. Ancak mitoz bölünmede olabilecek bir ayrılmama ve mutasyon çeşitlilik sebebidir. Eşeysiz üremeye canlıların büyüme bölgelerinden ayrılan hücre veya hücre grupları neden olduğu için aynı zamanda vejatatif üreme de denmektedir.

Eşeysiz çoğalma çeşitleri

*Tek hücrelilerde bölünerek çoğalma
*Rejenerasyonla çoğalma
*Tomurcuklanarak çoğalma
*Çelikle çoğalma
*Sporla çoğalma

Tek hücrelilerde bölünerek çoğalma

Tek hücreliler bölünerek ürerler.Hücre hacim olarak belirli bir büyüklüğe ulaştıktan sonra bölünerek yeni hücreler oluşturur.
Örnek : Paramesyum, Amip, Euglena

Rejenerasyonla çoğalma

Omurgasızlarda mezoderm ve mezoglea tabakası bulunur. Bu tabaka içerisinde embriyonik hücreler vardır. Bu tabakayı taşayan canlılardan ayrılan bir parça eksik kısımları tamamlayabilmektedir. Örneğin; deniz yıldızından kopan bir kol ana gövdedeki hücreler tarafından tamamlandığı gibi ayrılan kolun içerisindeki hücrelerde koldan yeni bir gövde oluştururlar.
Bu durum yassı solucanlarda da (Planarya) görülür.
Rejenerasyon normalde bir çoğalma tipi değildir. Tahrip sonucu canlıdan ayrılan parçadan yeni birey oluşturulur.
Rejenerasyon, kelime anlamıyla yenileme demektir. Canlılardan herhangi bir nedenle ayrılan parçalardan yeni canlılar oluşabilir. Dolayısıyla rejenerasyon bu canlılar için üreme kabul edilir. Omurgalılardaki rejenerasyona bir yaranın iyileşmesi veya kertenkelenin kopan kuyruğunun yenilenmesi örnek olarak verilir. Çünkü kopan deriden yeni bir organizma, kopan kuyruktan da yeni bir kertenkele oluşmamaktadır.

Tomurcuklanarak çoğalma

Bazı canlılarda tomurcuk benzeri çıkıntılar gelişir. Bu kısımlar ayrılarak yeni canlıyı oluşturur.
Örneğin; Hidra da bira mayasında ve süngerlerde eşeysiz üremenin bu karakteristik özelliği görülür.

Çelikle çoğalma


Bazı bitkilerden koparılan bir dal parçası, toprağa dikildiğinde yeni bitki oluşturabilir. Buna çeliklenme ile çoğalma denir. Ayrılan dal parçasının meristem tabakası yeniden kök oluşturduğundan bu parça ayrı bir fert olarak yaşayabilir. Özellikle tarımda verimliliği arttırmak, az zamanda daha çok ve daha kaliteli bitkiler yetiştirmek için kullanılan üretim metodudur.
Örneğin; kavak,çınar,meyve ağaçları,asma.... gibi bitkiler çelikleme ile üretilir. Özellikle melez olan ve eşeyli üremeyen bitkiler bu şekilde üretilir. Örneğin; Çekirdeksiz üzüm, Washington portakalı, satsuma mandalini gibi.

Vejatatif üreme

Soğanların rizomla (küçük kök) üremesi, çileklerin sürüncü gövde ile çoğalması ciğer otunun yapraklarından yeni ciğer otlarının oluşmasnı örnek olarak gösterebiliriz.

Sporla çoğalma

Bazı canlılarda spor adı verilen üreme hücresinden yeni bireyler oluşturulur. Buna sporogoni veya sporla üreme denir.
Örneğin su yosunlarından Ulotrix, Küf Mantarı.
Mantarlarda sporla üreme karakteristiktir.
Örneklenen canlılardan bazıları eşeysiz üremeyle beraber eşeyli olarakta ürerler. Örneğin; mantarlar ve paramesyumkonjugasyonla eşeyli ürediği gibi hydra ve deniz yıldızı, eşeyli üremenin en önemli yapısı olan eşey bezlerini de bulundurur.*
görüldüğü gibi eşeysiz üreme buğün hala var tam çalışan bir sistem.eşeysizden eşeyliye evrim yok sizi kandırmışlar.bir canlıda ( mesela deniz yıldızı)iki tür üremenin olması sizin evrim iddianızı yalanlar....

taylan
29-08-2010, 17:19
Ben eşeysiz üreme bugün yoktur diye birşey söylediğimi hatırlamıyorum. Ayrıca erkek iken dişi olan dişi iken erkek olan değişken cinsiyetli canlılar da var. Erkeğe ihtiyaç duymadan üreyen canlılar var. Tam tersine bir canlıda iki tür üremenin olması evrimi kanıtlar. Birinin diğerinin öncülü olduğunu doğrular.

Evrimsel gelişim eşeyli üremenin ortaya çıkmasıyla büyük bir çeşitliliğe ulaşmıştır. Eşeyli üremeyi kambriyenden önce göremiyoruz. Bu da evrimin kanıtlarından birisidir.

memelilerin rahim geliştirmesi ne demek?bu kadar saçma bir ifade olabilirmi?

Keseliler hariç bilinen pek çok memeli türünün bir plasentası vardır. Keseliler, kanguru ve öncelikle Avustralya ve Güney Afrika yerlisi olan diğer memelileri kapsar. Köpekler, kediler, fareler, eşekler ve primatlar plasentalıdır. Plasenta, gelişen embriyonun anne içinde kalma süresini uzatabilmesi sayesinde yenidoğanı bağımsız yaşamı için daha hazırlıklı hale getirir. Ancak, plasentanın anne ve embriyo arasındaki zararlı bağışıklık ilişkilerini baskı altında tutma, ebriyoya uygun besin ve oksijenin sağlanması ve embriyonik atıkların boşaltımı gibi karmaşık uyumlara gereksinimi vardır. Memeli plasentası 100 milyon yıldan önce evrilmiştir ve plasentalı memelilerin Eski Dünya ve Kuzey Amerika’daki patlamavari çeşitlenmesine de katkıda bulunarak çok başarılı bir uyum göstermiştir.

Plasenta, Poeciliopsis gibi bazı balık gruplarında da evrimleşmiştir. Kimi Poeciliopsis türleri yumurtadan çıkarlar. Dişiler, yumurtadaki (tavukta olduğu gibi) gelişen embriyoya besin sağlayan yumurta sarısını temin ederler. Ancak diğer Poeciliopsis türleri, gelişen embriyoya annenin besin sağladığı plasentayı geliştirmişlerdir. Moleküler biyoloji, Poeliciopsis türlerinin evrimsel tarihinin yeniden yapılandırılmasını olanaklı kılmıştır. Şaşırtıcı olan netice ise, plasentanın bu balık grubunda birbirinden bağımsız olarak üç kez evrimleşmiş olmasıdır. Her bir durumda, gerekli olan karmaşık uyumlar 750.000 yıldan daha az zamanda birikmiştir. (ref.13,14).

Konu ile ilgili Tübitak linki:

http://www.biltek.tubitak.gov.tr/pdf/yumurtlamak.pdf

Fosil kayıtlarında ara türlerin normal türlerden binlerce adet fazla olması gerek,paleontolojik bulgular neden bunu desteklemiyor? neden ilkel çalışmayan işlevsiz organlar bulamıyorsunuz?

Bi git ya...Milyon kere aynı soru. Milyon kere de cevaplandı. Ara tür nedir? İlkel çalışmayan organ ne demek? İşlevsiz organ ????

Benim açtığım, trilobitlerin nasıl segmentli hale geldiklerini gösteren konu başlığını bi incele bakalım. Ara tür ne demek, bir canlı nasıl aşama aşama evrim geçirir??? Bri HY nakilcisi daha.. Cidden bi gidin ya....

yagmurcu
29-08-2010, 21:36
Ben eşeysiz üreme bugün yoktur diye birşey söylediğimi hatırlamıyorum. Ayrıca erkek iken dişi olan dişi iken erkek olan değişken cinsiyetli canlılar da var. Erkeğe ihtiyaç duymadan üreyen canlılar var. Tam tersine bir canlıda iki tür üremenin olması evrimi kanıtlar. Birinin diğerinin öncülü olduğunu doğrular.

Evrimsel gelişim eşeyli üremenin ortaya çıkmasıyla büyük bir çeşitliliğe ulaşmıştır. Eşeyli üremeyi kambriyenden önce göremiyoruz. Bu da evrimin kanıtlarından birisidir.

memelilerin rahim geliştirmesi ne demek?bu kadar saçma bir ifade olabilirmi?

Keseliler hariç bilinen pek çok memeli türünün bir plasentası vardır. Keseliler, kanguru ve öncelikle Avustralya ve Güney Afrika yerlisi olan diğer memelileri kapsar. Köpekler, kediler, fareler, eşekler ve primatlar plasentalıdır. Plasenta, gelişen embriyonun anne içinde kalma süresini uzatabilmesi sayesinde yenidoğanı bağımsız yaşamı için daha hazırlıklı hale getirir. Ancak, plasentanın anne ve embriyo arasındaki zararlı bağışıklık ilişkilerini baskı altında tutma, ebriyoya uygun besin ve oksijenin sağlanması ve embriyonik atıkların boşaltımı gibi karmaşık uyumlara gereksinimi vardır. Memeli plasentası 100 milyon yıldan önce evrilmiştir ve plasentalı memelilerin Eski Dünya ve Kuzey Amerika’daki patlamavari çeşitlenmesine de katkıda bulunarak çok başarılı bir uyum göstermiştir.

Plasenta, Poeciliopsis gibi bazı balık gruplarında da evrimleşmiştir. Kimi Poeciliopsis türleri yumurtadan çıkarlar. Dişiler, yumurtadaki (tavukta olduğu gibi) gelişen embriyoya besin sağlayan yumurta sarısını temin ederler. Ancak diğer Poeciliopsis türleri, gelişen embriyoya annenin besin sağladığı plasentayı geliştirmişlerdir. Moleküler biyoloji, Poeliciopsis türlerinin evrimsel tarihinin yeniden yapılandırılmasını olanaklı kılmıştır. Şaşırtıcı olan netice ise, plasentanın bu balık grubunda birbirinden bağımsız olarak üç kez evrimleşmiş olmasıdır. Her bir durumda, gerekli olan karmaşık uyumlar 750.000 yıldan daha az zamanda birikmiştir. (ref.13,14).

Konu ile ilgili Tübitak linki:

http://www.biltek.tubitak.gov.tr/pdf/yumurtlamak.pdf

Fosil kayıtlarında ara türlerin normal türlerden binlerce adet fazla olması gerek,paleontolojik bulgular neden bunu desteklemiyor? neden ilkel çalışmayan işlevsiz organlar bulamıyorsunuz?

Bi git ya...Milyon kere aynı soru. Milyon kere de cevaplandı. Ara tür nedir? İlkel çalışmayan organ ne demek? İşlevsiz organ ????

Benim açtığım, trilobitlerin nasıl segmentli hale geldiklerini gösteren konu başlığını bi incele bakalım. Ara tür ne demek, bir canlı nasıl aşama aşama evrim geçirir??? Bri HY nakilcisi daha.. Cidden bi gidin ya....

arkadaşım niye anlamak istemiyorsun benim organım pinokyonun burnu gibi zınk diyemi uzadı kadınların şeysi şeftali gibimi yarıldı.bunun ilkel safhaları yokmu bu ilkel safhalarda bu organlar çalışmadığı için üreme nasıl oluyordu
senin deden amip gibimi ürüyordu sen bi çeşit mikroptan evrildiğini söylüyorsun sana mikrop desem kızarmısın?

taylan
29-08-2010, 22:06
Niye kızayım ki evet hepimiz tek hücreli ilkel organizmalardan türedik. Bedenimiz trilyonlarca hücrenin milyar yıllık evrim sayesinde biraraya gelerek oluşturduğu gen kaplarıdır. Genler bizi kap olarak kullanmaktadır. İlkel aşama ve bu aşamada organın çalışmaması gibi bir durum canlılarda gözlenmemiştir bunun evrim karşıtı bir argüman olarak kullanılmasını bir türlü anlamıyorum. Her aşama canlıya bir sonraki aşamadan görece daha az fayda sağlamaktadır o kadar. Ortada patolojik bir durum yoktur evrim bunu söylemez. Lütfen biraz daha araştırın.

Bugünkü vücut planımız ise Devonien dönemindeki ilk omurgalı balıklardan miras kalmıştır.

Bildiğim kadarıyla ilk cinsiyet formu dişiydi. Erkek cinsiyeti sonradan ortaya çıktı. Buna bağlı olarak da geni veren ile alan arasında evrimsel bir uyum ve birlikte evrim olmuştur. Bir penis ve vajinanın evrimsel gelişimi buna bağlı olarak gelişmiştir. Konu hakkında fazla bilgim yok.

Bunun dışında üreme hücrelerinin evrimi ile igili bir youtube linki verebilirim. Bu videoda Sansürsüz de yayınlanan evrim tartışması esnasında Şafak Mert Hocanın üreme hücrelerinin evrimi ile ilgili açıklamalarını dinleyebilirsin.
Saygılar.

http://www.youtube.com/watch?v=Ka1W-EZtSCE&feature=player_embedded

yagmurcu
30-08-2010, 05:15
bana cevap yetiştirirken kullandığın enerjiyi beni anlamak için kullansan daha iyi edersin.sonuçta biz öldükten sonra hayat yoksa ben birşey kaybetmem ama
sen ....zararın büyük olur,telafide edemezsin
birkere şunu net ortaya koyalım evrimin aklı varmı?doğal seleksiyon bilinç olmadan başarılı olurmu?videodaki biyolog kapı ve anahtar örneği verdi bilinç olmadan anahtar yapılabilirmi? bir anahtarın kapıyı açtığı bilinç olmadan nasıl saklanıyor?söyle düşün bir kişi sürekli zar atıyor ve düşeş attığı zarları biryere kaydediyor...bunu yapabilmek için önce düşeşin ne olduğunu bilmek sonrada bunu kayıt etmek için kağıt kaleme, rakamlara-rakamların nasıl yazıldığına dair bilgiye sahip olmak lazım organizma bunu nasıl biliyor??
videodaki evrimci biyoloğu dikkatli dinlediysen aslında organların ilkel safhaları olduğunu dolaylı yoldan söyledi zaten evrim açısından mantıklı olan bu.burada kafa yorman gereken soru şu bu üreme organları milyonlarca yılda gelişirken üreme nasıl oldu? madem üreme bir şekilde devam ediyordu neden ikinci bir üreme sistemine ihtiyaç duyuldu?düşünme kabiliyeti olmayan organizma bu ilkel organları bir sonraki nesle nasıl taşıdı?bu bir dedenin inşaatı başlatıp torunun bitirmesi gibi.bilgisayara taktığın usb aygıtı düşün ve sonra kadın-erkek organlarını ....bu seni şaşırtmıyormu?herşey olması gerektiği gibi herşey saat gibi çalışıyor.evrim milyonlarca yılda yaptı bunu deyip daha sonra yunanca ve latince kelimelerle bunu savunmak ne kadar mantıklı? vücudumuzdaki dizayn en basiti dişlerimizin sırası bile düşünen insanlara yeter!dünyadaki en işe yaramaz şey boktur bunu labratuar ortamında sentetik olarak yapmak bile zordur.yani tesadüfen bok bile olmaz!!

taylan
30-08-2010, 11:59
dünyadaki en işe yaramaz şey boktur

Bu konuda yanılıyor olabilirsin çünkü canlıların artıkları doğada çok önemli bir geri dönüşüm malzemesidir ve doğanın yaşamı sirküle etmesindeki önemli araçlarından biridir. Aslında en çok işe yarayan şeydir diyebiliriz. Bu artıkları tüketen canlılar bu sirkülasyonu sağlamada önemli bir rol oynar. Gübre olarak da kullanılır. Hayvan dışkılarının tezek ve gübre olarak kullanldığını çocuklar bile biliyor.

Biyolojik yapıların insan tarafından üretilip üretilememesi evrimi kanıtlayan ya da yanlışlayan bir şey değildir. Doğal bir süreci ancak taklit edebiliriz.

Diğer söylediklerin ise evrim kuramını tam olarak anlamadığını gösteriyor. Bence çok daha fazla okuman ve araştırman gerekiyor. Çünkü evrimi iyi bilen biri bu soruların mantıksız olduğunu bilir. Özellikle her şeyin saat gibi çalıştığını düşünüyor olman çok büyük bir yanılgı.

AerA
30-08-2010, 13:34
Sonuçta biz öldükten sonra hayat yoksa ben birşey kaybetmem ama
sen ....zararın büyük olur,telafide edemezsin

Cehaletiniz cidden göz doldurucu. Aynı zamanda korkaklığınızda. Sadece bir ihtimal için korkakça inancınızı şekillendirmiş olamazsınız öyle değil mi? Ya varsa diye inanıyor olmanız cidden inancınızı cesaretle savunulamayacağınızın kanıtı niteliğinde. Aklınızda olsun bu argümanı ortaya atan matematikçi Pascal'dir. Aldığı cevap ise, benim verdiğime nazaran, pekte kibar değildir.

dünyadaki en işe yaramaz şey boktur bunu labratuar ortamında sentetik olarak yapmak bile zordur.yani tesadüfen bok bile olmaz!!

Kimya ihtisasınızı hangi İslam İlimleri Fakültesinde yaptığınızı düşünmekten kendimi alamıyor olmam, ortaya attığınız argümanın komikliğinden olsa gerek. Laboratuar ortamında sentetik DNA, istenilen konfirmasyonda, üretilmiştir bile. Siz halen gaita tarafındasınız. Gırtlağınıza kadar içine battığınızdan kaynaklanmasın sakın?

Yazınızın diğer bölümleri Kimya, Biyokimya ve özellikle Biyoloji ihtisasınızın yetersizliğinden ötürü, Doğal Seleksiyon Mekanizmasını anlamamış olmanızdan, cevaplanır nitelikte bile değildir.

Saygılar ve esen kalınız.

Bilge Engin
30-08-2010, 15:46
Gerçekten konu bilgi paylaşımından çok dışkı paylaşımı halini almış arkadaşlar. yağmurcu yani mikail arkadaşım. Evrimin ispatı niteliğinde neredeyse her gün onlarca çalışma yayınlanıyor. Hatta şu an için bile bilim dallarında teori olmaktan çıkıp kanun halinde işlenmeye başladı. Moleküler biyoloji ve genetik, tıp hatta biyokimya dallarında evrim kuramını temel alan yüzlerce çalışma var. Evrim, büyük patlama teorisi ve izafiyet-kuantum fiziği birleşimi ile de evrenin oluşmasından canlıların çeşitliliğine kadar bir çok yayın artık internette ulaşılır durumda. Tabi taraf olduğunuz fikir tarafından bunlara sansür uygulanmadıysa.
Burada teker teker yapılan her ıspata ve her teoriye bir link verebilirim ama nasıl olsa bu linklere deist olan hiç kimse bakmayacak ya da bakan olursa ne olduğunu anlamaya çalışmayacaktır.
neredeyse evrenin tamamının nasıl var olduğu açıklanır duruma gelmişken ve bu bilimsel temellere dayandırılıyorken hala çamurdan olduk kadın da kaburgadan oldu demek ne derece mantıklı acaba?
Gerçi bir taraftan da haklı bazı koşullar var. kadının kaburgadan olduğunu iddia eden görüş çamurluktur ve bu çamur her yere sıçramış durumdadır. Bu çamurun içerisine de çırpındıkça batmaya devam ediyorsunuz.
Bir diğer konu da binlerce kez anlatılmasına karşın maymundan mı geldik, şimdi senin deden maymun muydu? gibi sorulan sorular. ya da niye evrimleşmiyoruz maymunlar niye evrimleşmiyor gibi sorular. Belki evrim teorisini dinlemek istemiyorsanız illa bu sorulara şöyle bir yanıt verilebilir;
Evrimsel kurama inanan insanlar maymunlarla ortak ataya sahip primatlardan türemiştir. Bu süreç milyonlarca yıl almıştır. Evrim sonucu hem fikirsel hem görsel değişimlere uğrayarak bugünkü halini almıştır.
Evrimsel kurama inanmayan insanlarsa Eşekle ortak ataya sahip bir ırktan gelmiştir. bu süreç 5-6 bin sene almış ve evrim sonucunda sadece görsel değişim olmuştur. fikirsel değişime uğramamaları yüzünden sürü psikolojisine yatkınlıkları, sorgulama eksiklikleri, okumayıp söyleneni uygulamaları, düzensiz ve bilinçsiz çoğalmaları atalarıyla benzerlik göstermektedir. sanırım bu teoriye vereceğiniz cevaplar teorimi destekleyecek türden olacak.

Saygılarımla...

Lynx
30-08-2010, 17:10
Bok ise yaramasaydi anadolunun bir cogu kisin donmakdan ölmüsdü :D

Ineklerin diskisi ile tezek yapilir hic duymadin mi

Normal Bir Araba tekerlegi büyüklügünde Eleklerin icine doldururlar yazin ve kurumaya birakirlar

Kurudukdan sonra öyle güzel yaniyor ki hatta evde koku falanda cikarmaz !!!

Ayrica toprak icin en verimli madde gübre olsa gerek ! Gübre nedir BOK !!

yagmurcu
30-08-2010, 22:58
Bok ise yaramasaydi anadolunun bir cogu kisin donmakdan ölmüsdü :D

Ineklerin diskisi ile tezek yapilir hic duymadin mi

Normal Bir Araba tekerlegi büyüklügünde Eleklerin icine doldururlar yazin ve kurumaya birakirlar

Kurudukdan sonra öyle güzel yaniyor ki hatta evde koku falanda cikarmaz !!!

Ayrica toprak icin en verimli madde gübre olsa gerek ! Gübre nedir BOK !!

öncelikle benim gibi ilkel,cahil,taşkafa bir mağara adamını bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederim.ben doğadaki hiç bir şeyin kaybolmayacağına dolayısıyla bilincinde kaybolmayacağına inanıyorum.öldükten sonra bu bilincin farklı bir formda tekrar şekilleneceğini düşünüyorum...umalımki sizin dediğiniz doğru çıkarda işlediğim günahlardan yırtarım:baby: evet ben öldükten sonrası için korkuyorum,sizin kadar cesur olamıyorum.descartesin dediği gibi cehalet mutluluktur....evrim teorisi bana prensesin öptüğü kurbagayı hatırlatıyor.kurbağa birden yakışıklı bir prense dönüşür ve mutlu son....
tekrar ediyorum(size anlatmakta zorlandığım nokta bu)evrimin bir bilinci olmadan tasarım harikası ürünler nasıl ortaya çıkıyor?(sistemlerdeki düzensizlik arttıkça entropide artar)örneğin aminoasitler,proteinleri,proteinler,organelleri,or ganeller birleşip hücreyi oluştururken buradaki entropinin artması gerek yani pramit yukarı doğru değil aşagıya doğru genişler milyar kere milyar kere milyar düzensizlik ve taylan74 ortaya çıkmış* eınstein derki tanrı zar atmaz*yolunuz açık kılıcınız keskin olsun günün birinde morpheus adında biri voldemort uyan*wellcome to the reel world*dese yüzünüzü görmek isterdim.matrıx sizi esir etti...tak tak

AerA
30-08-2010, 23:56
Evrim teorisi bana prensesin öptüğü kurbagayı hatırlatıyor.kurbağa birden yakışıklı bir prense dönüşür ve mutlu son....
tekrar ediyorum(size anlatmakta zorlandığım nokta bu)evrimin bir bilinci olmadan tasarım harikası ürünler nasıl ortaya çıkıyor?(sistemlerdeki düzensizlik arttıkça entropide artar)örneğin aminoasitler,proteinleri,proteinler,organelleri,or ganeller birleşip hücreyi oluştururken buradaki entropinin artması gerek yani pramit yukarı doğru değil aşagıya doğru genişler milyar kere milyar kere milyar düzensizlik ve taylan74 ortaya çıkmış* eınstein derki tanrı zar atmaz*yolunuz açık kılıcınız keskin olsun günün birinde morpheus adında biri voldemort uyan*wellcome to the reel world*dese yüzünüzü görmek isterdim.matrıx sizi esir etti...tak tak

Sayın yağmurcu ;

Öncelikle Evrim Teorisi'n de ki Teori artık sadece kilise jargonudur. Evrim Gerçeği, Evrim Sebebi olarak bilimde kullanılmaya başlandı bile. Lakin prensesin öptüğü kurbağa bilimsel geçerli kanıtları olan bir döngü ile değil, "OL DEDİK OLDU" prensibine göre işlerken size neden Evrimi çağrıştırmış anlamadım. Oysaki yaratılışçılığa daha yakın.

Evrimin bilinci olmadan tasarım harikası ürünler nasıl yaratıyor derken tasarım faciası demek istediniz herhalde. Hemen buradan (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=20938) Tasarım Faciası Gözü inceleyebilirsiniz. Mükemmellikleri ancak olabildiği kadar olan her tasarım Doğal Seçilim ile oluşabilir. Konu hakkında yeterince bilginizin olmadığı belli.

"(sistemlerdeki düzensizlik arttıkça entropide artar)" gibi bir cümleyi bir fizikçinin, bir kimyacının yanında sakın ha kurmayın. Hele birde zaten düzensizlik, entropi demek iken. Bir kez daha ihtisasınızın yetmediği konularda yarım yamalak bilgi birikiminizle açıklama yapıyorsunuz. Entropi kapalı sistemlerde düzenli bir şekilde artar. Mısırlıların tapındığı Tanrıları Güneş Dünyayı kapalı bir sistem olmaktan çıkarır. Düzenli enerji girişi yaşanmasını sağlar ki bu entropi fonksiyonunun noktasal değerinde küçülme bile yaratır. Bu husustada buraya (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=19631) bakabilirsiniz.

saygılar

yagmurcu
31-08-2010, 01:36
Sayın yağmurcu ;

Öncelikle Evrim Teorisi'n de ki Teori artık sadece kilise jargonudur. Evrim Gerçeği, Evrim Sebebi olarak bilimde kullanılmaya başlandı bile. Lakin prensesin öptüğü kurbağa bilimsel geçerli kanıtları olan bir döngü ile değil, "OL DEDİK OLDU" prensibine göre işlerken size neden Evrimi çağrıştırmış anlamadım. Oysaki yaratılışçılığa daha yakın.

Evrimin bilinci olmadan tasarım harikası ürünler nasıl yaratıyor derken tasarım faciası demek istediniz herhalde. Hemen buradan (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=20938) Tasarım Faciası Gözü inceleyebilirsiniz. Mükemmellikleri ancak olabildiği kadar olan her tasarım Doğal Seçilim ile oluşabilir. Konu hakkında yeterince bilginizin olmadığı belli.

"(sistemlerdeki düzensizlik arttıkça entropide artar)" gibi bir cümleyi bir fizikçinin, bir kimyacının yanında sakın ha kurmayın. Hele birde zaten düzensizlik, entropi demek iken. Bir kez daha ihtisasınızın yetmediği konularda yarım yamalak bilgi birikiminizle açıklama yapıyorsunuz. Entropi kapalı sistemlerde düzenli bir şekilde artar. Mısırlıların tapındığı Tanrıları Güneş Dünyayı kapalı bir sistem olmaktan çıkarır. Düzenli enerji girişi yaşanmasını sağlar ki bu entropi fonksiyonunun noktasal değerinde küçülme bile yaratır. Bu husustada buraya (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=19631) bakabilirsiniz.

saygılar
aşağıdaki metni vikipediden aldım şikayetlerini oraya ilet....



Sistemlerdeki düzensizlik arttıkça, entropi de artar. Bu durum da faydalı (iş yapabilir) enerji miktarını azaltır. Faydasız enerjiyi (entropi) arttırır.
Eğer bir sistem tamamı ile düzenli ise entropisi sıfır olabilir. Entropi, enerji gibi korunan bir özellik değildir. Bütün enerji değişimlerinde çevre ile sistemin entropi değişimlerinin toplamı daima pozitiftir. Bu da evrendeki toplam entropinin sürekli artmasına sebep olur.
Termodinamiğin ikinci yasasına göre entropi ile ilgili olarak şu bağıntı verilmiştir.


dS =dQ/T (buradaki q tersinir sistemler içindir. tersinmez olaylar için q'yu tersinir q'ya dönüştürmek gerekir)

Termodinamiğin ikinci yasasının değişik (ama eşdeğer) ifadelerinden birinde, kapalı bir sistemin entropisinin hiç bir zaman azalamayacağı belirtilir. "Kapalı" deyimi dışarıyla madde veya enerji alışverişinde bulunmayan sistem anlamına geliyor.
Klasik termodinamikte hacim, basinç, sıcaklık, enerji, ve entropi gibi kavramlar temel alınır. Diğer yandan termodinamik aynı zamanda istatistiksel kavramlar kullanılarak da ifade edilebilir. Mekanik (klasik veya kuantum) yasalarının istatistikle birleştirilerek kullanılması sayesinde geliştirilen "istatistiksel mekanik" veya "istatistiksel termodinamik", klasik termodinamiğin tarif ettiği ancak açıklayamadığı bazı olgulara derin açıklamalar getirmiştir. Bunlardan biri de entropi yasasıdır.
*****yukarıda sistemlerdeki düzensizlik arttıkça entropide artar deniliyor ardındanda eğer bir sistem tamami ile düzenli ise entropisi sıfır olabilir deniyor demekki benim dediğim doğru senin entropi hakkındaki bilgin yanlış sana bir örnek vereyimde aklına yer etsin diyelimki elimizde bir avuç bilya var ve her bilya farklı renkte bu bilyaları halının üzerine attığmızda herbir bilya başka bir yere gider ikinci defa attığımızda bu sefer başka şekilde dağılırlar renk uyumu olmaz asla bilyaları i
lk attığımızdaki konumu tekrarlıyamayız entropi geri döndürülemez.entropi aynı zamanda iki düzensizlik arasındaki düzensizliktir (ayrıca entropi=düzensizlik demende çok tuhaf kavramlar tek bir kelime ile karşılanamazlar)


gözün aslında hatalı olduğunu söylemen en başta evrim hazretlerine hakaret doğrusunu söylede evrime milyonlarca yıl beklemiyelim ....evrim kendisine nankörlük yapılmasını sevmez alır iki gözünü sonra duvarlara direklere kafanı vura vura gidersinde aklın başına gelir nasreddin hoca gibi olsun 9 akçe olsun dersin....
sahi video kameralar ve fotograf makineleride ters onlarıdamı hatalı yaptık? ah bu aptal insanlar... evrime uyarsan böyle yanlış işler yaparsın


gözede hatalı kusurlu dedinya fullhd monitörümdeki piksel olasın!kameramın ccd sensoru
bende söylemiyemi olasın !

teknoloji bu hızla devam ederse bikaçmilyon yıl sonra gözün çözünürlük oranını yakalarız belki sende porno filimleri tıpkı gerçekmiş gibi yanındaymış gibi izlersin...:caked:

AerA
31-08-2010, 01:57
aşağıdaki metni vikipediden aldım şikayetlerini oraya ilet....

Sistemlerdeki düzensizlik arttıkça, entropi de artar.......
*****yukarıda sistemlerdeki düzensizlik arttıkça entropide artar deniliyor ardındanda eğer bir sistem tamami ile düzenli ise entropisi sıfır olabilir deniyor demekki benim dediğim doğru senin entropi hakkındaki bilgin yanlış sana bir örnek vereyimde aklına yer etsin diyelimki elimizde bir avuç bilya var ve her bilya farklı renkte bu bilyaları halının üzerine attığmızda herbir bilya başka bir yere gider ikinci defa attığımızda bu sefer başka şekilde dağılırlar renk uyumu olmaz asla bilyaları i
lk attığımızdaki konumu tekrarlıyamayız entropi geri döndürülemez.entropi aynı zamanda iki düzensizlik arasındaki düzensizliktir (ayrıca entropi=düzensizlik demende çok tuhaf kavramlar tek bir kelime ile karşılanamazlar)

Öncelikle vikipediadan pek yararlanmamaya özen gösteririm. Sebebine gelince beyin cerrahisini Tıp Fakültesinde öğrenirseniz eğer gerçekten cerrahsınızdır. Vikiden ancak yüzeysel bilgiyi edinirsiniz.

Entropi bir hal fonksiyonudur ve düzensizliği tanımlamak için kullanılır. "Ölü öldü" ne kadar mantık dahilinde bir tümce ise "düzensizliğin artması entropiyi arttırır" da o kadar mantıklıdır.

Ayrıca entropi fonksiyonunun noktasal negativitesi enerji girişi ile sağlanmış bilimsel bir gerçektir. Vikipedia'da bulamamış olmanız çok doğal, çünkü ihtisas ister. İhtisasınız yetersiz görülüyorki ancak viki bilimcisisiniz. Tavsiye edeceğim kitapların en başında Fiziko Kimya 1 gelmekte.

Bilya deneyinize gelince bir zahmet biraz enerji harcayın, bu enerjiyi işe dönüştürün yani "m" kütleli bilyalarınıza "x" kadar yol aldırın. Bakınız ilk başta bilyaların dağıldığı biçimde duruyor mu, durmuyor mu? Ama enerji harcamanız bilya sisteminizin kapalı olmadığının kanıtıdır. Tıpkı Dünyanın kapalı bir sistem olmadığı gibi.

gözün aslında hatalı olduğunu söylemen en başta evrim hazretlerine hakaret doğrusunu söylede evrime milyonlarca yıl beklemiyelim ....evrim kendisine nankörlük yapılmasını sevmez alır iki gözünü sonra duvarlara direklere kafanı vura vura gidersinde aklın başına gelir nasreddin hoca gibi olsun 9 akçe olsun dersin....
sahi video kameralar ve fotograf makineleride ters onlarıdamı hatalı yaptık? ah bu aptal insanlar... evrime uyarsan böyle yanlış işler yaparsın


gözede hatalı kusurlu dedinya fullhd monitörümdeki piksel olasın!kameramın ccd sensoru
bende söylemiyemi olasın !

teknoloji bu hızla devam ederse bikaçmilyon yıl sonra gözün çözünürlük oranını yakalarız belki sende porno filimleri tıpkı gerçekmiş gibi yanındaymış gibi izlersin...:caked:

Acınasılık fonksiyonuna bir isim vermem gerekse idi ismi yagmurcu olurdu. Evrim Doğal Seçilim ile ancak olabildiği kadar mükemmel organlar yaratabilmektedir. Teknoloji bu hızla devam etse asla retinayı ters koyarak ölü bir piksel yaratıp bunu mükemmel bir ekran tasarımı diye yutturmayacak kadar gerçekçidir. Çünkü teknoloji bilimle işler.

Merakımdan soruyorum : Vikiden alıntıladığınız entropi formülde bulunan "d" neyin simgesi?
Ben neyi simgelediğini biliyorum ama bakalım viki bilim adamımız biliyor mu? Acaba ihtisasında olan sulardamı seyrediyor? Bir alıntı yaparken ne kadar bilgili?

Lütfen bekliyorum.

Lynx
31-08-2010, 02:29
öncelikle benim gibi ilkel,cahil,taşkafa bir mağara adamını bilgilendirdiğiniz için çok teşekkür ederim.ben doğadaki hiç bir şeyin kaybolmayacağına dolayısıyla bilincinde kaybolmayacağına inanıyorum.öldükten sonra bu bilincin farklı bir formda tekrar şekilleneceğini düşünüyorum...umalımki sizin dediğiniz doğru çıkarda işlediğim günahlardan yırtarım:baby: evet ben öldükten sonrası için korkuyorum,sizin kadar cesur olamıyorum.descartesin dediği gibi cehalet mutluluktur....evrim teorisi bana prensesin öptüğü kurbagayı hatırlatıyor.kurbağa birden yakışıklı bir prense dönüşür ve mutlu son....
tekrar ediyorum(size anlatmakta zorlandığım nokta bu)evrimin bir bilinci olmadan tasarım harikası ürünler nasıl ortaya çıkıyor?(sistemlerdeki düzensizlik arttıkça entropide artar)örneğin aminoasitler,proteinleri,proteinler,organelleri,or ganeller birleşip hücreyi oluştururken buradaki entropinin artması gerek yani pramit yukarı doğru değil aşagıya doğru genişler milyar kere milyar kere milyar düzensizlik ve taylan74 ortaya çıkmış* eınstein derki tanrı zar atmaz*yolunuz açık kılıcınız keskin olsun günün birinde morpheus adında biri voldemort uyan*wellcome to the reel world*dese yüzünüzü görmek isterdim.matrıx sizi esir etti...tak tak


Ben Evrimci degilim ki !!!
Agnostik `im

Dolayisiyla sizin cümlenizle gercekleri anlattim !!

B.O.K birseye yaramaz diye biliyorsan yaniliyorsun dedim !!

Olay bundan ibaret !

AerA
31-08-2010, 02:31
Şimdi gördüm müdahale edeyim dedim. Lakin yukardaki soruma (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=334121&postcount=272) (post 272) cevap beklemekteyim?

Sahi video kameralar ve fotograf makineleride ters onlarıdamı hatalı yaptık? ah bu aptal insanlar... evrime uyarsan böyle yanlış işler yaparsın.

Dünya üzerindeki hiç bir video kamera ve fotoğraf makinesinde;

Sensörden çıkan kablolar, sensörün önüne geçerek onu kapatmaz. Işığın ilk önce bu kablolardan geçip sonrasında sensör sistemine gelmesi, ardından sensöre düşen ışığın taşınacağı kablolarla, yine sensörü delip, sistemde kör nokta oluşturmasını sağlayan bir yapıya hiç rastlanmamıştır. Nereden uydurdunuz?

Tahminimce sizin aklınız görüntünün retinaya ters düşmesine takıldı. Ben size retina tabakası komple iç-dış ters durduğundan göz hatalı bir yapıdadır diyorum. Bu hata "Akıllı Tasarımcının Mükemmel Tasarımı" nı baltalar ve "Doğal Seçilim" in -yapabildiği kadar mükemmelini yaptığını defalarca söylemiştik hatırlarsanız- lehine harika bir kanıttır. Eldeki imkanlar dahilinde, ancak olabildiği kadar mükemmel.

Okumayanlar için ilave ediyorum :
Akılsız Tasarım Göz (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=20938)
Termodinamiğin Evrim ile Çeliştiği Yalanı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=19631)

yagmurcu
31-08-2010, 21:35
Şimdi gördüm müdahale edeyim dedim. Lakin yukardaki soruma (http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=334121&postcount=272) (post 272) cevap beklemekteyim?



Dünya üzerindeki hiç bir video kamera ve fotoğraf makinesinde;

Sensörden çıkan kablolar, sensörün önüne geçerek onu kapatmaz. Işığın ilk önce bu kablolardan geçip sonrasında sensör sistemine gelmesi, ardından sensöre düşen ışığın taşınacağı kablolarla, yine sensörü delip, sistemde kör nokta oluşturmasını sağlayan bir yapıya hiç rastlanmamıştır. Nereden uydurdunuz?

Tahminimce sizin aklınız görüntünün retinaya ters düşmesine takıldı. Ben size retina tabakası komple iç-dış ters durduğundan göz hatalı bir yapıdadır diyorum. Bu hata "Akıllı Tasarımcının Mükemmel Tasarımı" nı baltalar ve "Doğal Seçilim" in -yapabildiği kadar mükemmelini yaptığını defalarca söylemiştik hatırlarsanız- lehine harika bir kanıttır. Eldeki imkanlar dahilinde, ancak olabildiği kadar mükemmel.

Okumayanlar için ilave ediyorum :
Akılsız Tasarım Göz (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=20938)
Termodinamiğin Evrim ile Çeliştiği Yalanı (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=19631)


değerli dostum gözün hatalı bir yapıda olduğunu söylüyorsun bu hata neden görme fiilini etkilemiyor?ben çevremi bütün detaylarıyla keskin bir şekilde görüyorum .acaba sen duvarın ardınımı görmek istiyorsun.hatalı olan organın hatası neden bariz bir şekilde hissedilmiyor ?belkide hata gözde değil senin yorumundadır!parmağın gösterdiği yere değil parmağa bakarsan hiç birşey göremezsin!

taylan
31-08-2010, 22:39
Gözde bu şekilde bir tasarım hatası olmasaydı belki çok farklı bir evrene bakıyor olacaktık. Bu bir hata değil tabi aslında olabilen en iyi uyum. Çünkü eldeki malzeme kısıtlı. Ortak atamızdaki materyal neyse o. Biriken seçilim böyle bir göz mekanizması kazandırmış bize. Gözümüzdeki tasarım atalarımızın yaşadıkları eko sistemle uyumlu bir evrimsel gelişim göstermiş. Renkli görüş ve renkleri ayırt edebilme gibi. Çünkü ormanlık bir bölgede bu size yaşamda kalarak neslinizi sürdürme şansı sağlar.

evrensel-insan
31-08-2010, 22:46
Saygideger taylan74;

Benim algilayamadigim, neden insanoglu monologuyla, evrene, evrime,insanogluna bir sifat (mukemmel, hatali, kaos, cosmos, tasarim v.s.), yuklenmeye calisiliyor olmasi.

Insanoglu, ancak bilim ve bilimselligi ile, birseyleri ortaya koyabilir. Bu da ELDEKI VERI VE OLGULARIN deneye, gozleme, arastirmaya, incelemeye tabi tutulmasi demektir. Buna insanoglunun kendi turu de dahildir.

Neden illa, nesneye (evren, evrim, madde v.s.), bir insanoglu sifati, oznelligi ve ozelligi katmaya calisilir, bir turlu aklim ermez. Elinde ne varsa (kendi turun de dahil), onu deneyle, gozlemle, arastir, incele ve bulgunu ortaya koy, yetmez mi?

Saygilarimla;
evrensel-insan

AerA
01-09-2010, 00:13
değerli dostum gözün hatalı bir yapıda olduğunu söylüyorsun bu hata neden görme fiilini etkilemiyor?ben çevremi bütün detaylarıyla keskin bir şekilde görüyorum .acaba sen duvarın ardınımı görmek istiyorsun.hatalı olan organın hatası neden bariz bir şekilde hissedilmiyor ?belkide hata gözde değil senin yorumundadır!parmağın gösterdiği yere değil parmağa bakarsan hiç birşey göremezsin!

Beynin bu eksik noktayı nasıl tamamladığını da anlatmıştım. Mükemmel (!) tasarımından kaynaklanan eksik noktayı. Okumamışsınız demekki.

Hata benim yorumumda değil sizin anlayışınızda olsa gerek çünkü oldukça açık bir anlatım yaptım.

Ayrıca bana entropi dersi verdiğiniz postunuza cevaben yazdıklarıma ise hiç deyinmemişsiniz. "d" neyin sembolü?

yagmurcu
01-09-2010, 06:55
Beynin bu eksik noktayı nasıl tamamladığını da anlatmıştım. Mükemmel (!) tasarımından kaynaklanan eksik noktayı. Okumamışsınız demekki.

Hata benim yorumumda değil sizin anlayışınızda olsa gerek çünkü oldukça açık bir anlatım yaptım.

Ayrıca bana entropi dersi verdiğiniz postunuza cevaben yazdıklarıma ise hiç deyinmemişsiniz. "d" neyin sembolü?

beni ilkokul talebeleri gibi sorguya çekmen hiç hoş değil -d-meyin sembolü diye sormuşşun d entropiyi başlatan ilk güç-kuvvettir mesela büyük patlama veya bir bardak suya damlatılan bir damla mürekkep veya sıcak suyun soğuk suya ısı geçişi veya süt ve suyun karışımı gibi (tersinir entropi)aşagıya bununla alakalı bir alıntı yapıyorum******************
4.3. Clausius Eşitliği

Tersinebilir bir çevrimde ds = dq/T ifadesinin çevrim boyunca eğrisel integralinin sıfıra eşit olduğunu biliyoruz.Bu integralin değerini herhangi bir çevrim için hesaplayacak olursak,sonsuz küçük bir hal değişimi için
eşitliğini herhangi bir çevrimi için iki tarafı integre edecek olursak;
elde edilir.
Entropi bir özellik olduğuna göre bu eşitsizliğin sol tarafı sıfıra eşit olur.
bulunur.Bu ifadeye Clausius eşitsizliği adı verilir. Burada tersinebilir çevrimler için eşitlik, tersinmez çevrimler için de eşitsizlik durumu mevcuttur.

4.4. Entropi
Sıcaklık kavramı termodinamiğin sıfırıncı kanunu ile ilgili iken, iç enerji kavramı birinci kanunu ile ilgilidir. Sıcaklık ve iç enerjinin her ikiside sistemin durumunu belirler. Yani bunlar bir sistemin termodinamik halini tanımlar.Termodinami ğin ikinci kanunu ile ilgili hal fonksiyonu entropi fonksiyonudur ve ile gösterilir. İki denge hali arasında tersinir ve yarı –kararlı bir işlem düşünelim. Bu işlemin küçük bir kısmında soğurulan veya atılan ısıyı dQr ile gösterelim. Entropi değişimi dS dQr’yi mutlak sıcaklık T’ ye bölerek bulunur. Yani:
ds = Entropi Değişiminin Clausius Tanımı
dQr ‘deki r alt indisi bu işlemin tersinir olduğunu vurgular. Isı sistem tarafından soğurulursa dQr pozitif olur ve böylece entropi artar. Eğer sistemde ısı atılırsa dQr negatiftir ve entropi azalır.
Entropi kavramının asıl yeri termodinamiktir. Fakat önemi, istatistik mekanik alanında daha da artmıştır.
İstatistik mekanikte bir maddenin davranışı,madde içerisindeki atom ve moleküllerin istatiksel davranışları ile tanımlanır.Bu şekildeki incelemenin sonucunda;
Yalıtılmış sistemler düzensizliğe doğru hareket ederler ve entropileri bu düzensizliğin bir ölçüsüdür.Bütün fiziksel olaylar,en muhtemel hale ulaşma eğilimindedir ve böyle düzensiz bir hal,düzensizliğin daima arttığı bir haldir.Entropi,düzen sizlik ölçüsü olduğu için;
Bütün temel olaylarda evrenin entropisi artar.
Bu ifade termodinamiğin 2. kanununun başka bir biçimde söylenişidir.
Sistemin sıcaklığı T iken,verilen ısı dQr ise,rasgele tersinir bir işlemin ilk ve son haller arasındaki entropi değişimi;
olarak ifade edilir.
Bir durumdan başka bir duruma giden sistemin entropi değişimi,bu iki durumu birleştiren tüm tersinir yollar için aynıdır.Yani;
Bir sistemin entropi değişimi,yalnızca ilk ve son denge durumlarının özelliğine bağlıdır.
Tersinir ve adyabatik bir işlemde,sistemle çevresi arasında ısı alışverişi olmadığı için ΔS=0 olur.Entropi değişmediği için, böyle işlemlere eş entropili işlemler denir.

4.5. Entropi Nedir?

‘Entropi nedir?„ sorusu yeteri açıklıkta cevaplayabildiğimiz kuşkuludur.Entropini n yararlı bir özellik ve mühendislik sistemlerinin ikinci yasa çözümlemesinde değerli bir araç olduğunu söyleyebiliriz.Fakat bu olayın, entropinin ne olduğunu iyi bildiğimiz ve anladığımız anlamına gelmez.Entropinin enerji gibi herkesin kullandığı bir terim olmadığı ortadadır.
Entropi moleküler düzensizlik veya moleküler rasgelelik olarak görülebilir.Bir sistem daha düzensiz bir hal aldıkça moleküllerin konumları belirsizleşecek ve entropi artacaktır.
Mikroskobik veya istatistiksel termodinamik açısından bakıldığında,denge halinde görünen bir ayrık sistem,moleküllerin sürekli hareketi nedeniyle yüksek düzeyde bir canlılık gösterebilir.Her makroskobik denge hali için sistemin bulunabileceği çok sayıda mikroskobik hal veya moleküler düzen vardır.Bir sistemin entropisi sistemin bulunabileceği mikroskobik hallerin toplam sayısıyla ilişkilidir.Bu sayı aynı zamanda termodinamik olasılık Ω diye bilinir.İstatistik fizik dilinde sistemin girilebilir durum sayısı veya ağırlık faktörü adını alır ve entropi ile ilişkisi Boltzmann bağıntısı ile verilir.

S = k.ln Ω

Burada,
Bu nedenle bir sistemin entropisi mikroskobik açıdan,moleküler rasgelelik veya belirsizlik (moleküler olasılık) arttıkça daha büyük değer alır.Böylece entropi moleküler düzensizliğin bir ölçüsüdür.
İstatistiksel açıdan entropi, moleküler rasgeleliğin başka bir deyişle herhangi bir anda konumu belirlemedeki belirsizliğin bir ölçüsüdür.
Entropinin korunumu söz konusu değildir,bu nedenle entropinin korunumu ilkesi diye bir kavram yoktur.Entropi sadece bir düşünce olan tersinir hal değişimleri arasında sabit kalır,gerçek tüm hal değişimleri sırasında artar.Bu nedenle çevrenin entropisi sürekli artmaktadır.

4.6. Entropi ve Entropi Değişiminin Hesabı
Tersinir hal değişimleri için entropi, dS = dq/T ifadesinden hesaplanabilir.Durum değiştirme tersinmez ise; dS>dq/T eşitliği mevcut olacaktır.Bu halde entropi değişimi:
a)Başlangıç ve son noktalar arasında uygun bir tersinebilir hal değişimi tasarlanır,bu hal değişimi için entropi hesaplanır.
b)Başlangıç ve son noktalar için bu amaçla hazırlanmış tablolardan yararlanılarak entropiler okunur.Aralarındaki fark, entropinin değişimini verir.
c)Entropi, sistemin diğer özellikleri cinsinden ifade edilebilir.Bu eşitliklerden başlangıç ve son noktalar için entropiler hesaplanır ve entropi değişimi bulunabilir.
Entropi farkı s, Termodinamiğin 1.Ana Kanun ifadesi olan dq = du+pdV ile Termodinamiğin 2.Ana Kanun ifadesi olan ds=dq/T eşitlikleri yardımı ile hesaplanabilir.

dq = du+PdV

dq = CvdT+PdV

ifadesi T sıcaklığına oranlamakla
değişikleri yapılarak


eşitliği elde edilir.Bu eşitlik 1 ve 2 son noktalar arasında integre edilerek,değişik durum büyüklükleri arasındaki entropi farkı;
1.eşitliği elde edilir.Durum değiştirmedeki 1. ve 2. durumları için ideal gazların durum eşitliği yazılır ve her iki eşitlik birbirine bölünürse,elde edilecek orantılar;
yazılabilir.Bu orantılar ve (Cp-Cv)=R yardımı ile elde edilen 1.eşitlikten,


2. eşitlik elde edilir.Bu eşitlikten (Cp-Cv)=R ve
eşitlikleri kullanılarak,
ve

yazılabilir.O halde yukarıdaki eşitlikten;
3.eşitlik elde edilir.Yukarıda elde edilen 3 temel eşitlik,basit büyük eşitlikleri olan P,V,T den her biri ile duruma göre orantılı olarak elde edilmiş olur.Basit durum değiştirmelerdeki kısaltılmış entropi farkları ise:
a)Sabit hacimdeki durum değiştirmede ;
b)Sabit basınçtaki durum değiştirmede ;



c)Sabit sıcaklıktaki durum değiştirmede;
d)Adyobatik durum değiştirmede;
olduğundan ΔS=S2 – S1=0 yazılabilir.Bu bakımdan bu durum değiştirmeye izentropik durum değiştirme de denir.
e)Politropik durum değiştirmede;
ΔS Entropi farkının karşılaştırılmasında basit durum değiştirmelerdeki genel form olan politropik durum değiştirmede n politropik üst ve Cn özgül ısı olmak üzere;
elde edilir.Burada durum değiştirmenin yönü,Cn özgül ısısının işaretine bağlı olarak (n<x veya n>x) pozitif veya negatif olabilir.
4.7. Sıcaklık-Entropi (T-S) Diyagramı
Aşağıdaki diyagramda AB eğrisi,tersinebilir bir hal değişimini göstersin.Bu değişim için Termodinamiğin 2.Ana Kanun ifadesi olan dS=dq/T eşitliği geçerlidir.Buradan dq=T.dS’de yazılabilir.Bu hal değişimi eğrisi altında kalan alan, AB değişimi esnasında sistem tarafından alınan ısıyı vermektedir.


Burada kapalı eğrinin sınırladığı alan,sistem tarafından yapılan işe eşdeğerdir.Eğer bu çevrim saat ibresinin ters yönünde cereyan ediyorsa,eğrinin sınırladığı alan,sisteme verilen iş karşılığı ısıyı temsil eder.Bu maksatla ordinat ekseni üzerinde sıcaklık-T,apsis eğrisi üzerine de entropi-S,taşınarak,misal olarak aşağıda P-V ve T-S diyagramları karşılıklı olarak görülebilir.


Burada P-V ve T-S diyagramlarında görülen koordinat ve alanlar,aşağıdaki gibi bir karşılaştırma ile izah edilebilir.

P-V iş diyagramı T-S ısı diyagramı

4.8.Büyük Patlama İkinci Yasayı Açıklar mı?
Termodinamiğin ikinci yasasını bize sunan görüş,yani evrenimizin oluşumunun ilk aşamasındaki düşük entropiye,evrenin büyük patlama sonucu oluşumuyla açıklayan görüş yeterlimi?Biraz düşünürsek bu görünüşte çelişkili bir şey olduğunu anlarız.Bu görüş yeterli olamaz.Ateş topunun, ısı durumunda olduğunu,yani ısıl dengede genleşmekte olan sıcak bir gaz olduğunu anımsayın.‘ısıl denge,teriminin “maksimum„ entropi durumunu gösterdiğini de anımsayın.Ancak,ikin ci yasa gereğince evrenimizin entropisi, başlangıç aşamasında,maksimum değil,bu tür minimum düzeyinde olmalıydı!Nerede hata yaptık?Standartbirya nıt özetle şöyledir;
‘Ateş topunun başlangıçta ısıl denge durumunda olduğu doğrudur.Ama o aşamada evren çok küçüktü.Ateş topu,böyle küçük çapta bir evren için kabul edilebilecek en yüksek entropi durumunu temsil ediyordu.Fakat evrenin bugünkü büyüklüğü ile kıyaslandığında bu en yüksek entropi çok düşük olacaktır.Evren genleştikçe,evrenin büyüklüğüyle birlikte kabul edilebilecek en yüksek entropi arttı.Ancak evrendeki gerçek entropi, kabul edilebilen en yüksek entropininde gerisinde kalmıştır.Gerçek entropinin sürekli olarak,kabul edilen en yüksek entropi düzeyine ulaşmak çabası nedeniyle ikinci yasa doğmuştur.„
Biraz düşünürse bu açıklamanın doğru olmadığını anlarız.Doğru olsaydı,bu sonuçta büyük sıkışmaya ulaşaca(uzaysal olarak kapalı)evren modeli için geçerli görüş olurdu.Ama bu kez zamanda ters yönde olmak koşuluyla geçerli olurdu.Evren,çökme noktasında yine küçüldüğünde,olası entropi değerinde yine düşük bir tavan söz konusu olacaktı.Genleşen evrenin ilk aşamalarında bize düşük entropi değerini veren sınırlayıcı etken,küçülmekte olan evrenin son aşamasında da geçerli olacaktı.Evrenin entropi değerinin zamanla arttığını bildiren ikinci yasanın geçerli olması için“zamanın başlangıcında”var olan düşük entropi etkeni,kabul edilseydi,bu varsayım“zamanın sonunda”da geçerli olur ve termodinamiğin ikinci yasasıyla tam bir çelişki içine düşmemiz gerekirdi!
Elbette,gerçek evrenimizin bu şekilde asla sona ermemesi de söz konusudur.Belki genelde sıfır uzaysal eğrilikli evrende (Eukleides geometrisi) veya eksi eğrilikli bir evrende(Lobachevsky geometrisi) yaşıyor alabiliriz veya belki de (artı eğrilikli) yok olma süresindeki bir evrende yaşıyoruz.Ama bu öylesine uzak bir gelecekte olacak ki,ikinci yasaya aykırı böyle bir durumu bugünden değerlendiremeyiz.An cak,böyle bir durumda,evrenin tüm entropsi tersine dönecek ve öylesine düşük bir değere ulaşacak ki,bugün yorumladığımız şekliyle ikinci yasa tümüyle geçersiz kılınmış olacaktır.
Gerçekte,yok olma sürecindeki bir evrenin entropisinin giderek azalması görüşüne kuşkuyla yaklaşılması için çok iyi nedenler vardır.Bu nedenlerden en güçlüsü kara delikler olarak bilinen gizemli nesnelerdir.Bir kara delikte,yok olma sürecindeki bir evrenin çok ufak bir örneğini görürüz.Bu nedenle yok olma sürecindeki bir evrende entropi gerçekten tersine dönseydi,bir kara deliğin yakın çevresinde de ikinci yasaya aykırı durumların gözlenebilmesi gerekirdi.Ancak,kara delikler çevresinde ikinci yasanın tümüyle egemen olduğuna inanmamız için her türlü nedene sahibiz

AerA
01-09-2010, 14:23
Sayın yağmurcu ;

Öncelikle sizi sınava çektiğim yoktur. Haddim değildir. Ayrıca yaptığınız son alıntı bana Fiziko Kimya derslerinde geçirdiğim hoşça vakitleri hatırlattı.

Esen kalınız.

Bilge Engin
02-09-2010, 09:38
Peki entropi ile evrim bağlatısını da kurarmısınız sayın yağmurcu? Hazır kurmuşken de entropi ile tek yaratıcı kuramının birbirini doğruladığı noktaları ayrıca, evrimi çürüttüğü noktalara da değinirseniz çok sevinirim. Kara delikler ile ilgili paylaşım yaparsanız da çok memnun olurum. Özellikle ikinci yasaya aykırı durumların kara delik çevresinde gözlenmediğine dair ileteceklerinizi merakla bekliyorum.

Saygılarımla...

AerA
02-09-2010, 12:57
Sayın Bilge Engin ;

Entropi ile Evrim bağlantısını Karun Kahya bir kitabında kurmuştu, Dünya kapalı bir sistem değildir cevabını alıncada başka bir şey söylemişti.<Buradan (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=19631)> konuya göz atabilirsiniz.

Entropi ile yaratıcı asla doğrulanamaz veya yanlışlanamaz. Entropi fonksiyonu İstatistiksel olarak tanımlandığında noktasal azalmalar ispat edilmiştir lakin bu entropik artışın durdurulacağı anlamına gelmez. Entropi her zaman artacaktır. Fakat bu artış komplike moleküllerin oluşması için bir engel de değildir. Çünkü Dünyaya enerji girişi vardır ve komplike bir molekülün sentez basamaklarıın en az birinde (daimi olarak) ısı veya ışıkla karşılaşmak durumundasınız.

Entropi artışı aslında yaşamı oluşturan etmenlerden de birisidir. Bozunma, çürüme v.b. hep entropik olaylardır. İnsan öldüğü zaman, yemek yemediği, su içmediği ve nefes almadığı için vücuduna enerji girişi kesilir ve entropi artışını hızlandırır.

Yaşamı oluşturan etmendir dedim, çünkü farz edin "Entropi Yok". Evlendiniz ve eşinizle bir çocuk sahibi olmayı planlıyorsunuz, ama ne yazıkki 10 yıl önce ölen babaanne halen çürümediğinden yada bir dinazor cesedi entropiden muaf olmanın tadını çıkartırken sizin ufaklığın yapısına katılacak hammadde yok. Yaşamsal döngüde yıkım işini Entropi sağlar ve yaşamın olmazsa olmazıdır. Bu bakımdan yaşamı açıklamayı amaç edinen Evrim Kuramı'nın bu basit kanunu görmezden gelmesi zaten düşünülemez. Çeliştiği ise, iki kat düşünülemezdir. Evrim ve Entropi mutlu mutlu Dünyamızda hüküm sürerler veya sürebilmelerinde mani yoktur.

yagmurcu
03-09-2010, 03:05
Bir cisme verilen Isı, cismin iç enerjisindeki değişim ile yapılan işin
toplamına eşittir.
Buradan,
ΔU = U2-U1 = Q –W (3)
veya,
Q = W + (U2-U1)= W+ΔU (4)
ifâdesi elde edilir.
Burada,
ΔU >0 [U2 >U1] ise cismin iç enerjisi artar,
ΔU < 0 [U2 <U1] ise cismin iç enerjisi azalır.
Bu son bağıntıya dikkat edilecek olursa, açıkça görülmektedir ki, bu ifâde
enerjinin korumundan başka birşey değildir: Sisteme bir Q ısısı girmekte ve bu
ısının bir kısmı sistemde bir W işi yapmak için harcanırken, geri kalan kısmı da
ΔU = U2-U1
şeklinde ifâde edilen bir “iç enerji değişimi”ne sebebiyet vermektedir
ve sonuç olarak, sisteme giren enerji (Q) ile sistemdeki toplan enerji (W + (U2-
U1)) eşitlenmekte, yâni, hiçbir enerji yok oluşu vuku’ bulmamaktadır.
I. Kanun’u tamanlayan II. Kanun ise, daha farklı bir şey söylemektedir: İzole
edilmiş bir termal işlemde, sisteme giren toplam enerji (Q) ile sistemde işe
dönüşen enerji (W) ve iç enerjide değişmeye yol açan enerjinin (ΔU ) toplamı
eşittir, yâni, enerjinin korunumu kanunu geçerlidir; ancak, buna mukabil, (4)
numaralı denklemin sağ tarafından sol tarafına bire-bir bir dönüşüm mümkün
değildir; yâni, sistemde elde edilen W işi ve ΔU iç enerji değişiminin geriye
döndürülerek tekrar aynı Q ısısının elde edilmesi imkânsızdır; mutlaka,
sıfırlanması mümkün olmayan bir kayıp söz konusudur. Eğer böyle olmasa idi,
enerjiyi yaratamamakla berâber, bir sonsuz döngü elde etmek mümkün olabilirdi.
İmdi, nasıl ki Enerjinin Korunumu Kanunu ve onun bir termal uygulaması olan
Termodinamiğin I. Kanunu, enerjinin yaratılamazlığı dolayısıyla, eski fiziğin ezelî
hülyâsı olan Devri Dâim Makinası’na1 (Perpetuum Mobile) bütün kapıları
kapatmakta ise, Termodinamiğin II. Kanunu da sonsuz bir döngü elde etmeye
bütün kapıları kapatmakta ve bütün termal süreçlerin sonlu ve bitimli olması
gerektiği sonucunu çıkarmaktadır.

İşte bu, termal poroseslerin geriye döndürülemezlik (irreversibility,
tersinmezlik) özelliği, Evren’in
kaçınılmaz olarak bir “termal ölüm”e gidişini âmir olan en temel kanunu
hükmündedir.************************************** ******

gerçekler:nod::crazy::):rockon::lie::party::fish2: :tinfoil3::ban:
1. başlangıcı olan herşeyin bir sonu vardır
2.Kâinat’a “başlangıçta” belirli bir miktar enerji ve madde
verilmiş ve sonra da bu madde ve enerjinin bir formdan bir başkasına
transferine izin ve imkân tanınmış, fakat yok edilmelerine de yeniden
yaratılmalarına da izin verilmemiştir.
3.Entropik Düzensizlik “karmaşa,
kargaşa, belirsizlik” anlamındaki Kaos ile karıştırılmaktadır. Grekçe olan bu kelimenin orijinal
anlamı “derin, karanlık, ürpertici uçurum” (İng: Chasm), “cehennem, cehennem
çukuru” (Türkçe: Tamu, İng.: Abyss; cehennem kelimesi de Arapça olup sözlük
anlamı “korkutucu çukur”dur) olup, eş-anlamlısı “anarşi”dir [an-arche:
düzensizlik, düzen yokluğu]; daha sonra eski Grek filozofları tarafından,
Kâinat’ın ilk olarak yaratılmasından önceki “bilinemez kargaşa hâli; bu hâldeki
ilksel (primordiyal) madde” anlamında kullanılmıştır ve bu hâliyle Kaos (Chaos),
orijin olarak “düzenli” demek olan ve bir terim olarak da Kâinat anlamına gelen
Kozmos’un zıddıdır ve çok yakın zamana kadar da bu hâliyle kullanılmıştır.
Meselâ Immanuel Kant, ilk olarak Kâinat’ın ve galaksi sistemlerinin yaratılışı ile
ilgili olarak ortaya attığı ve bugün de bu konudaki teorilerin ilki ve referansı kabûl
edilen “Evrensel Doğa Tarihi Ve Gökler Kuramı” isimli eserinde de10 Kâinat’ın
Kaos’tan Kozmos’a dönüştüğünü, teorisinin temeline koymuştur.
4.evren kapalı bir sistemdir ve evrim olgusu evrenin başlangıcı ile düşünülmelidir dahada ilginci bizim evrenimiz başka bir sistemin parçası olup olmadığı (paralel ve üst evrenler-tıpkı atom altı parçacıkları gibi birbirlerinden hem bağımsız hemde bağımlı)bilinmiyor.
5Bir termal işlemde, bir sisteme giren enerjinin tamâmının faydalı
mekanik işe dönüştürülememesi sonucunda, sistemin geriye dönerek elde
edilen bu faydalı mekanik iş ile kendisini yenileyememesi ve dolayısıyla,
sistemin kendiliğinden eski hâline geri dönememesi.
Sistemin bu şekilde kendiliğinden geriye dönememesi, geriye dönebilmek için
başka bir yerden, yâni sistem dışından bir müdâhelenin kaçınılmaz olması, kendi
hâline bırakılan ve dışarıdan müdâhele edilmeyen sistemin her enerji-iş
dönüşümünde bir önceki hâle göre daha fazla kendisini toparlayamaz olması
demektir ki, “düzensizlik” ile kastedilen budur. Açıkça anlaşılabileceği gibi, süreç
ilerledikçe işbu düzensizlik (disorder), sürecin biteceği bir finali de ortaya
ıkaracaktır. İşte, Termal Ölüm ve Ölü (Âtıl) Enerji kavramları da bunu
anlatmaktadır. Sürecin bu işleyişi, aynı zamanda Kaos ve Zaman Oku
kavramlarıyla da yakından ilintilidir.
Zaman Oku, bütün fiziksel süreçlerin geriye döndürülemezliğini ifâde eden bir
kavram olup, ilk defa, fizikçi ve bilim felsefecisi Arhur Eddington tarafından
1928’de yayınlanan “Fizikî Dünyanın Tabiatı” isimli eserinde kullanılmıştır ve üç
kısımdan mürekkep bir “felsefî prensip” üzerine binâ edilmiştir:
*1.* Bu kavram, berrak bir şekilde, açık bir bilinç tarafından
kavranır.
*2.* Aklın kavrama gücü üzerinde, aksinin vârid olduğunu - yâni
zamanın geriye döndürülebilmesini - mümkün farzetmek ‘dış
dünya’nın (Fizikî Varlığın, Kâinat’ın) abes olduğu sonucuna
götürür.
*3.* Bir bireyler grubunun organizasyonu hâricinde, fizik biliminde
kendisini isbât-ı vücut etmez.
Eddington’ın bu felsefî prensiplerinin açık anlatımı şudur: Zaman’ın geriye
döndürülmezliği, “deney”den (empeiria) elde edilemez, “saf akıl”dan (ratio) elde
edilir. Yâni Zaman Oku, aksiyomatik-apriorik bir kavramdır. Bu îtibarla,
aksiyomatik-apriorik bir kavram olmak bakımından, Zaman Oku, Newton’ın
“Hareketin Kanunları veya Aksiyomları” olarak Klasik Fizik’e temel yaptığı Üç
Kanun ile benzeşir.
Aksiyomatik-apriorik bir kavram olmak demek, doğruluğunun bir başka
yerden bir başka vâsıta ile elde edilmesi değil, rûhun (saf aklın) açık ve seçik bir
şekilde (bedihî olarak) kavranması demektir. Çünkü aksiyomlar, başka yerden
türetilemeyen, kendileri diğer doğruların temeli olan “ilk doğru önermeler”dir.
6.Kozmolojik Zaman Oku, Kâinat’ın sürekli olarak genişleyeceğini ileri
sürmektedir; buna göre, durmadan genişleyen Kâinat’ta çok uzun zamanlar
sonunda maddî partiküller arasındaki mesâfe o kadar büyüyecektir ki sonuçta
hiçbir fiziksel süreç gerçekleşemeyecektir.
Termodinamik Zaman Oku ise, farklı ısı kaynakları arasındaki ısı
transferinin ancak ve yalnız daha yüksek sıcaklıktaki ortamdan (Sıcak Depo) daha
alçak sıcaklıktaki ortama yapılabileceği gerçeğinden hareketle, bunun geriye
döndürülemezliğini ifâde etmektedir.
Zaman Oku’nun ortaya koymuş olduğu çok önemli sonuçlardan birisi de, her
var-olanın ve en genel olarak da bütün kâinatın kaçınılamaz olarak ölüme
mahkûm olduğudur. Nasıl ki Kozmolojik Zaman Oku bütün fiziksel süreçlerin
işleyemeyeceği bir kozmik final sahnesi öngörmekte ise, Termodinamik Zaman
Oku da, kullanılablir bütün enerjsini tüketmiş, limit olarak Mutlak Sıfır’a kadar
soğuyarak tamâmiyle âtıl ve Mutlak Sıfır’da yok olmanın eşiğine varan bir
kozmik final sahnesi öngörmektedir.(evrenin kıyameti)
7.termodinamiğin 3.yasası ile evrenin genişlediği gerçeği ile birlikte düşünülmelidir
8.evren kapalı bir sistemdir ve bir miktar enerji ve madde verildi demiştik .bu enerjiyi sağlayan enerji kaynağı nedir-kimdir (aera dünyaya güneşin-insan vücuduna yiyeceklerin i enerji verdiğini söylüyor ama başlanğıca hiç değinmiyor)
9.higgs (tanrı parçacıkları)nasıl kütle kazanmıştır ?bu tam olarak bilinemiyor
10.harun yahya nın**Çünkü bir sisteme dışarıdan enerji girmesi, o sistemi düzenli hale getirmek için yeterli değildir. Bu enerjiyi kullanılabilir hale getirecek özel mekanizmalar gerekir. Örneğin bir arabanın, benzindeki enerjiyi işe dönüştürmesi için motora, transmisyon sistemlerine ve bunları idare eden kontrol mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Böyle bir enerji dönüştürücü sistem olmasa, arabanın benzindeki enerjiyi kullanabilmesi mümkün olmayacaktır.**görüşü sizin görüşünüzden daha (aeranın) daha mantıklı görünüyor çünkü klasik fizikin en temel prensiplerinden olan determinizm ilkesi pratikte her zaman mümkün olmasada teorik olarak bu fikri(harun yahyanın fikrini desteklemektedir)ayrıca hata teorisi için werner heisenbergin görüşlerine bakabilirsin...............................

Bilge Engin
03-09-2010, 11:59
Sayın Aera açılamalarınız için teşekkürler, Yağmurcu sana da teşekkürler. Aslını sorarsanız Mühendisliği bitirdim ve yükseğimi yaptım. bu sorunun altında da yağmurcunun bildiği doğruları yazıp yazmayacağını merak etmiştim. Yani standart kopyala yapıştır yapıyor ya arkadaşımız, hayranlıkla takip ediyorum. Bunu yaparken de sadece soruya odaklanıyor. cevabı verirken ayrıntıyı düşünmüyor.

Sayın Yağmurcu

1-) Aera'nin dünyanın kapalı bir sistem olmadığını söylemesine ek olarak evren de kapalı bir sistem değildir. Yukarıda yaptığınız kopyala yapıştır da, evreni kapalı bir sistem olarak anlatmıştır. Evrenin kapalı bir sistem olduğuna dair tek bir kanıt gösterebilir misiniz?
2-) Var olan herşeyin öleceğini, bir başka söylemle değişim göstereceğini (İnsanın ölüp toprak olması, topraktan çiçek, çiçek özünden, bal, baldan besin, besinle beslenen canlının toprak olması döngüsü) islam değil diyalektik meteryalizm söylemektedir. Yani dinsizlerin felsefesi. Yukarıda yaptığınız kes kopyala bu fikri de benimsemiştir.

Peki Sayın Yağmurcu

Bu modifiye entropi teorin yadımıyla altından baldan, sütten, şaraptan, sudan oluşan ve hiç tükenmeyen derelerin geçtiği cenneti de açıklayabilirmisin; çok merak ettim.

Saygılarımla

AerA
03-09-2010, 14:29
Çünkü bir sisteme dışarıdan enerji girmesi, o sistemi düzenli hale getirmek için yeterli değildir. Bu enerjiyi kullanılabilir hale getirecek özel mekanizmalar gerekir. Örneğin bir arabanın, benzindeki enerjiyi işe dönüştürmesi için motora, transmisyon sistemlerine ve bunları idare eden kontrol mekanizmalarına ihtiyaç vardır. Böyle bir enerji dönüştürücü sistem olmasa, arabanın benzindeki enerjiyi kullanabilmesi mümkün olmayacaktır.**görüşü sizin görüşünüzden daha (aeranın) daha mantıklı görünüyor çünkü klasik fizikin en temel prensiplerinden olan determinizm ilkesi pratikte her zaman mümkün olmasada teorik olarak bu fikri(harun yahyanın fikrini desteklemektedir)ayrıca hata teorisi için werner heisenbergin görüşlerine bakabilirsin.

İlk başta yukarıda tüm formülasyonlar entropi kavrayışımızı arttırtmak için özenle seçilmiş. Ellerinize sağlık. Lakin Dünya dışarıdan giren enerji ile düzenli bir sistem haline gelir ve entropiden muaftır diyen yok ki? Bu paranoyak bir zihniyetin kendi kurguladığı bir teori olsa gerek. Ve Adnan Hoca kime cevap veriyor? Bilim dünyasından dostlarımın da Dünyanın ve Evrenin bu yolla düzenli bir sistem olmadığını bildiklerini bilmenizi isterim. Ama iş mekanizmaya gelince Adnan Hocam hatalıdır. İyi okuyun…..

Zannedersem <Buradaki (http://www.turandursun.com/forumlar/showthread.php?t=19631)> konu okunmamış ya da kavranmak istenmemiş. Özellikle yukarıda ki maddeye değinmiştim.

Şimdi her şeyden önce enerjiyi kullanılabilir hale getirmek için özel mekanizmalara ihtiyaç vardır derken, enerjiyi insanın kullanabileceği demesi gerekmez mi idi? Kaldı ki verdiği örnek kafa karıştırmak için planlanmış. Transmisyon ve motor sistemi gibi bir sistem olsa olsa enerjiyi işe dönüştürürken, süreci lehimize çevirmek için kullanılır. İşe dönüştürmek için değil.

Unutmayınız, benzin her halükarda yandığında, patladığında iş yapmıştır zaten.

Sırf güneşten gelen ışınımın etkisi ile ısınıp patlamaması için benzin istasyonlarında, benzin depoları yerin altına gömülür. Rafinerilerde depo sıcaklıklarının sürekli takip edilmesinde ki amaçta budur. Ayrıca ikaz işaretlerini neden görmezden gelmektesiniz. Misal "Lütfen cep telefonunuzu kapatınız". Elektromanyetik dalgalar hiçbir mekanizmaya (Harun Yahya’nın belirttiği türden süreci lehimize çevirecek mekanizmalara) ihtiyaç kalmadan benzin üzerinde bir iş yaptırır.

Maddeye dışarıdan bir enerji girişi başladığı anda zaten maddede bir iş yapılır. En basitinden üzerine düşen ışık ile floresans ve fosforesans moleküllerin parlaması, elektronların bir üst enerji düzeyine uyarılmaları (x kadar yol kat etmeleri) ve geri dönerlerken bu enerjinin bir kısmını ışınım olarak yayımlamalarıdır.

Başka bir güzel örnek ise atmosfer tabakalarında yükselen Hidrojen ve Oksijen atomlarının maruz kaldıkları elektriksel enerji ile (yıldırımlar) suya dönüşmesidir. Bu sırada iki farklı molekülün, bağlarının koparılarak yepyeni bir su molekülü oluşturması esnasında yapılan iş neden görmezden gelinmekte?

Maddenin sırf ışık ile etkileşimini inceleyen bilim dalına spektroskopi denilmektedir. Işık bir enerji türüdür ve başka hiç bir mekanizmaya ihtiyaç duymadan maddenin üzerinde sergilediği değişiklikleri inceler bu güzide bilim. İnsanoğlu araya bir mekanizma koyarak gündelik yaşamına sokar bu işleyişi. Mikrodalga fırınlar, güneş enerji panelleri, radar sistemleri, tıbbın başarısı MR, fotoseller, NMR, IR, UV, MS gibi işleyişinin adı ile anılan cihazlar v.b. Burada adı geçen cihazların hepsi etkileşimi gözlemek için kullandığımız mekanizmalar. Peki biz gözlemlemediğimizde doğada olmuyor mu bunlar? Ben bu mekanizmayı kurmadığımda UV ışınlar madde üzerinde etkili olmuyor mu? Ben pusulayı icat etmeden önce manyetik maddeler manyetik maddelere yönelmiyor muydu?

Be ey insan hiç görmez misin radyoaktivite genomda bozulmalara neden olur derken, arada hiç bir mekanizma olmadan üzerine hücum eden enerjinin, maddenin doğasına yaptırdığı işi. Nasıl bozuldu ya o genom? Hangi molekülü nereye öteledi, hangi molekülü parçaladı, hangi molekülü hangi molekül ile reaksiyona soktu ki radyasyona (ışınıma) maruz kalan bireyde deformasyon oldu.

Tekrar ediyorum, enerjinin (aklınıza gelebilecek her türü) madde ile her temasında zaten bazı değişiklikler olur ki bunun doğal sonucunda bu değişimin olması için bir iş yapılır.

Örneklerimi isteğe göre çoğaltabilirim. Hatta alın bir tane daha; madde elektrik enerjisine maruz kalırsa, yani içinden akım geçerse akımın başlangıç ve bitiş noktalarına doğru maddeler hareket ederler. Biz bunu mekanizmaya çevirerek çatal bıçağı gümüş ile kaplamasında kullanabiliriz. Çevirmezsek sadece maddeler içlerinden geçen elektrik akımı ile x kadar yol sürüklenirler. Ama bu iştir.

İki adet mıknatıs birbirine yaklaştırıldığında, kutupsal polarizasyonları göz önüne alınarak, ya birbirini çeker ya iter. Hani motor? Hani transmisyon? Bu manyetik alana karşı maddenin verdiği bir tepkidir ve siz onları yaklaştırmasanız da onlar birbirini etkisi yok denecek kadar az olsa da iter ya da çekerler.

Kimyadan, Fizikten haberi olmayan insanları, bilimin ağzı ile kandırmaya çalışan bir cümle olup cidden bu konuda bilgili bir kişiye sadece komik gelir. Herkes benim gibi izah etme taraftarı değil. Kimileri kasten yaptığını düşünerek Adnan Hoca’ya çok sert tepki veriyor. Hocamda sitesini kapattırıyor, mahkemeye veriyor.

http://img351.yukle.tc/images/3100is_copy.gif

Yukarıdaki formüllerde kullanılan temel büyüklükler en basit Orta Okul Fen Bilgisi kitabında bile mevcut iken….Siz mekanizmasını keşfetmeden bu Dünya üzerinde sayı kavramı yok muydu(n), iki nokta arasında bir uzaklık yok muydu(x), hız yok muydu(V), Dünya üzerinde zaman akmaz mıydı(t), yerçekimi yok muydu(g), maddelerin moleküler ağırlıkları yok muydu(M), kütleyi genişletirsem maddelerin hacmi ve yoğunluğu yok muydu ki siz Enerji İşe Dönüşürken Mekanizmalara İhtiyaç vardır cümlesini doğru zannedersiniz.

Umarım açıklayıcı ve matematiksel ispatımı değerlendirirsiniz. Bir insan tutarsız fikirleri orada burada dile getirme hakkına her zaman sahip olup, eğer birde arkasına saklanacağı bir akli raporu varsa, Dünya Dönmüyor bile diyebilir. Önemli olan sizin ne kadar konu hakkında bilginizin olduğu ve inandığınızdır.

Aydınlık Kalın, Aydınlıkta Kalın.

yagmurcu
03-09-2010, 21:39
Sayın Aera açılamalarınız için teşekkürler, Yağmurcu sana da teşekkürler. Aslını sorarsanız Mühendisliği bitirdim ve yükseğimi yaptım. bu sorunun altında da yağmurcunun bildiği doğruları yazıp yazmayacağını merak etmiştim. Yani standart kopyala yapıştır yapıyor ya arkadaşımız, hayranlıkla takip ediyorum. Bunu yaparken de sadece soruya odaklanıyor. cevabı verirken ayrıntıyı düşünmüyor.

Sayın Yağmurcu

1-) Aera'nin dünyanın kapalı bir sistem olmadığını söylemesine ek olarak evren de kapalı bir sistem değildir. Yukarıda yaptığınız kopyala yapıştır da, evreni kapalı bir sistem olarak anlatmıştır. Evrenin kapalı bir sistem olduğuna dair tek bir kanıt gösterebilir misiniz?
2-) Var olan herşeyin öleceğini, bir başka söylemle değişim göstereceğini (İnsanın ölüp toprak olması, topraktan çiçek, çiçek özünden, bal, baldan besin, besinle beslenen canlının toprak olması döngüsü) islam değil diyalektik meteryalizm söylemektedir. Yani dinsizlerin felsefesi. Yukarıda yaptığınız kes kopyala bu fikri de benimsemiştir.

Peki Sayın Yağmurcu

Bu modifiye entropi teorin yadımıyla altından baldan, sütten, şaraptan, sudan oluşan ve hiç tükenmeyen derelerin geçtiği cenneti de açıklayabilirmisin; çok merak ettim.

Saygılarımla


benim kopyalayıp yapıştırdığım bilgiler durmuş hocaoğlunun üniversite ders notlarıdır oturupta kendim yazacak kadar dellenmedim!aslında yazının sonunda bunu belirtecektim ama unuttum eline koz vermiş oldum:smash:
değerli dostum mühendisliği bitirdiğini söylüyorsun ardındanda evren kapalı bir sistem değildir diyorsun allasen derslerde uyuyormusun?ben sıradan ortaokul terk bir tornacı olduğum halde evrenin kapalı bir sistem olduğunu biliyorum zaten aerada bunu yukarıda teyit ediyor. dikkatli oku !insanların açığını araştırırken hakikatı kaçırıyorsun.

ben var olan herşeyin öleceğini söylemedim bu tamamen bir iftira belliki bu iftirayı başka yerden kopyalayıp benim üzerime yapıştırmışşın.ben başlangıcı olan her şeyin bir sonu vardır dedim.çok istiyorsan buna kader diyebilirsin(ünlü matrıx filozofu morpheus fragmanda dediği gibi **this is our destıny**)

son olarak evrendeki dönğüden bahsetmişşin evet şuan vücudumuzu oluşturan atomların bir kısmı bir zamanlar taştı,çiçekti,boktu, böcekti bunları kabul ediyorsunda bu atomların birgün cenneti ve cehennemi meydana getirebileceğini neden kabul etmiyorsun nasreddin hocanın komşusundan bir farkın yok hani şu kazanın doğurduğuna inanıp öldüğüne inanmayan komşusu.....

şimdi müsaadenizle birazda porno sitelerini gezmek istiyorum arasına karbon kağıdı koyup kopyalayıp yapıştıracamda.

yagmurcu
03-09-2010, 22:05
*******Umarım açıklayıcı ve matematiksel ispatımı değerlendirirsiniz. Bir insan tutarsız fikirleri orada burada dile getirme hakkına her zaman sahip olup, eğer birde arkasına saklanacağı bir akli raporu varsa, Dünya Dönmüyor bile diyebilir. Önemli olan sizin ne kadar konu hakkında bilginizin olduğu ve inandığınızdır.******


ben adnan hoca haklı derken felsefi yönden daha tutarlı demek istemiştim
belirlenemezlik ilkesi veya nedensellik (belirlenebilircilik) veya olbers paradoksu bağlamında kafa yorarsan bana hak verebilirsin


hala dostmuyuz?

AerA
03-09-2010, 22:50
ben adnan hoca haklı derken felsefi yönden daha tutarlı demek istemiştim
belirlenemezlik ilkesi veya nedensellik (belirlenebilircilik) veya olbers paradoksu bağlamında kafa yorarsan bana hak verebilirsin
hala dostmuyuz?

Satın yagmurcu ;

Bu noktada hangisinin felsefik açıdan daha mantıklı göründüğüne mi (olduğumu demiyorum) yoksa hangisinin matematiksel ispatı olduğuna mı odaklanmalıyız ve değer vermeliyiz?

"Güneş Dünyanın etrafında döner" diyener şüphesiz ki Güneşin batış-doğuşu hareketini değerlendirdiler. Mantıksal olarak doğru gibi gözüksede Dünyanın hem kendi ekseninde, hem Güneşin etrafında dönüyor olmasının sonucu olduğu bir süre sonra ortaya çıktı.

"Hala dost muyuz?", Olmamamız için bir sebep var mı?
Elbette dostuz...:cheer2:

Bilge Engin
04-09-2010, 23:57
Tornacı kardeşim şu an için 10 dakikalığına internete girdim o yüzden cevabına zaman ayıramıyorum. Pazartesi bekle evrenin kapalı sistem olup olmadığına dair sana ayrıntılı bir rapor yazayım. Kopyaladığın bölüm ile ilgili de sana açıklama yapayım.

saygılar.

Bilge Engin
06-09-2010, 10:45
Yağmurcu Kardeşim
Aeranın ilettiklerinden evrenin kapalı bir sistem olduğunu çıkardığın için seni tebrik ederim. Gerçekten hayat görüşünü aldığın kitabın kuran olduğunu destekler nitelikte düşünmüşsün. Okuduğunu anlamıyor, anlayabileceğini de okumuyorsun.
Evrenin kapalı sistem olması:
Alfa ışınları, +2 yüklü, kütle numarası 4 olan parçacıklardır. Pozitif yüklü olduklarından elektrik ve manyetik alanlarda sapmaya uğrarlar.
Alfa parçacıklarının hızı, ışık hızının % 10’u civarındadır.
Beta ışınları, -1 yüklü, kütlesi elektronun kütlesine eşittir. Kütle numarası O’dır. Elektrik ve manyetik alanlarında sapmaya uğrarlar. Negatif yüklü olduğu için (+) kutba sapar. taneciklerinin hızı, ışık hızının % 15’i civarındadır.
Pozitron ışınları, +1 yüklü, kütlesi elektronun kütlesine eşit ve kütle numarası 0 olan bir taneciktir. Elektrik ve manyetik alanlarında sapma gösterir. Pozitif yüklü olduğu için (—) kutba sapar. Hızı ışık hızının % 90’ı civarındadır.
Gama ışınları, Kütlesi ve yükü sıfırdır. Hızı ışık hızına eşittir.
Big bang teorisine göre ilk patlamanın olduğu andan şu ana kadarki süreye T dersek (bu T şu an bile artış göstermektedir)
Gama ışınları ve ışk fotonları c x T kadar ilerleyecektir. ve genişlemeye devam etmektedir.
Pozitron ışınları 0,9c x T kadar ilerleyecektir. Kütlesel açıdan baktığınızda evrenin madde bakımından sınırı bu ışının oluşturduğu küre olup evrenin hacim formülü 88/21 x 0,027 (c x T)3 şeklindedir ve T değişken olduğu için olduğu için maddesel evren genişlemektedir.
Beta ışınları ve pozitron ışınları için de formül yukarıdaki gibidir. fakat bunların oluşturduğu evren iç evrendir.
Evren bu şekilde genişleme içerisindedir ve dolayısıyla zamana bağlı değişen bir hacmi vardır.
Uzay kendi içerisinde vakum ortamında olup bu vakum ortamının teorik sıcaklığı -273 derecedir. Buna karşın sıcaklık madde ile bağıntılı olup maddenin olmadığı yerde sıcaklıktan bahsedilmez. Maddecik boyutunda ise uzayda ölçülebilmiş madde kaynaklı en düşük sıcaklık -272 derecedir.
Şimdi kapalı bir sistemdn bahsedebilmek için sabit bir hacimsel alana ihtiyaç vardır. Malesef ki evren için sabit bir hacimden söz edemeyiz. Bu birinci cevap olsun.
Yaptığın açıklamanın 6. şıkkında şöyle demişsin. her var-olanın ve en genel olarak da bütün kâinatın kaçınılamaz olarak ölüme mahkûm olduğudur.
Bunu da daha sonra inkar ediyorsun. Bari kopyalayıp yapıştırdığın yeri oku. bu yazıyı yaratan Adnan hocanın adıyla oku.

Saygılar...

yagmurcu
06-09-2010, 19:58
mühendisliğin hem alçağını hemde yükseğini okumuş bilge hemşerim.....

birinci madde ile altıncı madde arasındaki farkı anlaman için tefsir etmemmi gerekiyor?biz yüzyıl önce nasılki yoktuk yüzyıl sonrada olmayacağız.fakat bizi oluşturan atomlar bizden öncede vardı bizden sonrada olacak.ontolojik anlamda bir ölüm yoktur dönüşüm vardır***her can ölümü tadacaktır *** denirken bu kasdedilir (tatmak fiili boşuna kullanılmamış)

evrenin kapalı bir sistem olup olmadığı ile alakalı aşagıdaki makaleyi okumanı tavsiye ederim...böylece entropiye örnek olarak verilebilecek en iyi kapalı sistemin neden evren olduğunu öğrenirsin.çünkü maalesef bunu okulda öğretmiyorlar.

http://www.canertaslaman.com/entropi/

taylan
11-09-2010, 22:27
birinci madde ile altıncı madde arasındaki farkı anlaman için tefsir etmemmi gerekiyor?biz yüzyıl önce nasılki yoktuk yüzyıl sonrada olmayacağız.fakat bizi oluşturan atomlar bizden öncede vardı bizden sonrada olacak.ontolojik anlamda bir ölüm yoktur dönüşüm vardır***her can ölümü tadacaktır *** denirken bu kasdedilir (tatmak fiili boşuna kullanılmamış)

Ben tatmak fiilinin bu anlamda nasıl kullanıldığını anlamadım sayın yağmurcu. Bİraz özetlerseniz.

yagmurcu
12-09-2010, 02:48
söz konusu ayetin işari bir tefsirini görmen için muhyiddin ibnul arabinin fütuhatul mekkiye adlı kitabına bakabilirsin.......

şu kadarını söyliyeyim dış dünyayı algılarken kullandığımız 5 duyu organımız var malum. bunlardan biri diğerlerinden çok farklı :dilimiz (aslında sindirim sisteminin tamamını düşünmek lazım).biz bir şey yerken o şeyin enerjisini ödünç almış oluyoruz(avatar filminde bu işlenmekte jackin geyiğe benzer bir hayvanı vurduğu sahne...)yediğimiz şey bizimle bütünleşir bizim bir parçamız olur.onu yerken onun tadına varırız.bazen acıdır,bazen tatlı,bazen ekşidir,bazen tuzlu.
doğada birgün bizi ham yapacak senin anlıyacağın.biz ölümü dokunarak,görerek,duyarak,koklayarak değilde tadarak algılayacağız.çünkü diğerlerinde ayrışma yok.denize bakmak,koklamak,dalgaları duymak,suya dokunmak ayrı birşey denize girmek onda boğulmak ayrı birşey(fenafillah)

Bilge Engin
13-09-2010, 10:32
diyalektik meteryalizm yani, tamam canım doğrudur.

reis
15-09-2010, 17:31
1.diyelim insan meymundan geldi. şimdiki maymunlar niye değişmiyor?

2.evren nasıl var oldu.ve nasıl genişliyor
genişleme hakında bilimsel kanıt isterseniz.
evren genişlemesi hakında ayeti kerime
Biz göğü 'büyük bir kudretle' bina ettik ve şüphesiz Biz (onu) genişleticiyiz. (Zariyat Suresi, 47)
peki kuranın indiği zamanda teleskop değil cam bile varmıydı o zaman peygamberimiz bunu nasıl biliyordu?

o kadar uzay boşluğu o kadar yıldız ve sistemler
peki neden hepsi aynı düzende ilerliyor hiç sağa sola gitmiyorlar bir yerlere çakılmıyorlar?


lütfen bu bölümde de tartışmayalım beraber bu konu üzerinde bilgi paylaşımı yapalım belki ben yanılıyorum yada siz yanılıyorsunuz bunu ortaya koyalım
bunu tartışmadan yapabiliriz
sizden bu konuda rica ediyorum


1. insan maymundan gelmedi bu bir...soruyu alıntı yapmışsın bu iki...evrim bir süre sonra biter buda üç.


hadi eyv. saygılarımla...

aa_
11-10-2010, 17:44
diyelim insan meymundan geldi. şimdiki maymunlar niye değişmiyor?
Bizim arkadaş 6. sınıfta sormuştu bu soruyu
O zamanlar aa bak ne kadar zeki demiştik
Ah çocukluk (: