PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Gözün Evrimi


axial
04-08-2010, 13:30
İlk göz fosilleri, bundan yaklaşık 540 milyon yıl önce, Kambriyen Devri’nin başlarında ortaya çıktı.[1] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-5) Bu devirde, Kambriyen patlaması olarak adlandırılan gözle görünür hızlı bir evrimleşme süreci yaşandı. Bu çeşitlenmenin “nedenleri” için ileri sürülen pek çok hipotezden (http://www.turandursun.com/wiki/Hipotez) birisi de Andrew Parker (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Andrew_Parker&action=edit&redlink=1)’ın “Elektrik düğmesi” teorisidir (http://www.turandursun.com/wiki/Teori). Bu teoriye göre gözün evrimi canlılar arasında bir silahlanma yarışını (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Silahlanma_yar%C4%B1%C5%9F%C4%B1&action=edit&redlink=1) tetiklemiş, bu da hızlı bir evrimleşme sürecinin önünü açmıştır.[2] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-6) Bundan önce organizmalar ışığa karşı duyarlılıktan yararlanmış olabilirler ancak görme duyusunu hızlı hareket (http://www.turandursun.com/wiki/Hareket) ve yön bulma (http://www.turandursun.com/wiki/Y%C3%B6n_bulma) için kullandıklarına dair bir kanıt yoktur.
Kambriyen Deviri’nin ilk dönemine dair fosit kayıtları son derece zayıf olduğu için gözün evrim hızını belirlemek zordur. Doğal seçilime maruz kalan küçük mutasyonlardan (http://www.turandursun.com/wiki/Mutasyon) başka bir şey gerektirmeyen basit (bir) modelleme (http://www.turandursun.com/wiki/Modelleme) ilkel bir optik duyu organından insandaki gibi karmaşık bir gözün, birkaç yüz bin yılda evrilebileceğini göstermektedir.[3] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-7)

http://upload.wikimedia.org/wikipedia/tr/thumb/5/5a/Gozun_evrimi_diyagrami.svg/350px-Gozun_evrimi_diyagrami.svg.png

Gözün evrimi, taksonlarda (http://www.turandursun.com/wiki/Takson) geniş ölçekte rastlanan özel bir homolog organ (http://www.turandursun.com/wiki/Homolog_organ) örneği olarak anlamlı bir çalışma konusudur. Gözün (http://www.turandursun.com/wiki/G%C3%B6z) görsel pigmentler (http://www.turandursun.com/wiki/Pigment) gibi bazı bileşenleri ortak bir atadan geliyor gibidir. Yani bu pigmentler, hayvanlar farklı dallara ayrılmadan evvel evrimlerini (http://www.turandursun.com/wiki/Evrim) tamamlamıştır. Bununla birlikte görüntü oluşturma yeteneğine sahip, karmaşık gözler, aynı proteinler ve genetik malzeme kullanılarak[4] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-0)[5] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-1) 50 ila 100 kere evrimleşmiştir.[6] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-2)

Gözün bir kerede mi, yoksa birbirinden bağımsız bir çok soyoluş (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Soyolu%C5%9F&action=edit&redlink=1) dalında mı evrildiği tartışma konusudur. Gözün gelişimine katılan genetik mekanizma göze sahip bütün organizmalarda ortaktır. Görme duyusu için organizmada hazır bulunması gereken tek şey görme pigmentindeki A vitaminine (http://www.turandursun.com/wiki/A_vitamini) bağlı kromoforlardır (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Kromofor&action=edit&redlink=1) ve bu molekül (http://www.turandursun.com/wiki/Molek%C3%BCl) parçaları bakterilerde (http://www.turandursun.com/wiki/Bakteri) de bulunur. Fotoreseptör (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Fotoresept%C3%B6r&action=edit&redlink=1) hücreler de, moleküler açıdan benzer kemoreseptörler (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Kemoresept%C3%B6r&action=edit&redlink=1) ve muhtemelen Kambriyen patlamasından (http://www.turandursun.com/wiki/Kambriyen_patlamas%C4%B1) çok önceleri de varolan ışığa duyarlı hücrelerden (http://www.turandursun.com/wiki/H%C3%BCcre) birden fazla kere evrimleşmiş olabilir.[7] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-8)

Işığa duyarlı bütün organlar, opsinler (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Opsin&action=edit&redlink=1) olarak adlandırılan bir protein (http://www.turandursun.com/wiki/Protein) grubunu kullanan fotoreseptör sistemlerine dayalı olarak çalışır. Yedi opsin alt grubunun tümü, hayvanların son ortak atasında zaten bulunuyordu. Dahası, gözleri konumlandıran genetik malzeme bütün hayvanlarda ortaktır: Farelerden (http://www.turandursun.com/wiki/Fare) tutun insanlara (http://www.turandursun.com/wiki/%C4%B0nsan) ve meyve sineklerine (http://www.turandursun.com/wiki/Drosophila) varıncaya kadar bütün gözlü organizmalarda gözün gelişeceği yeri PAX6 (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=PAX6&action=edit&redlink=1)geni (http://www.turandursun.com/wiki/Gen) kontrol eder.[8] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-9)[9] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-10)[10] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-11) Bununla birlikte bu ana kontrol genleri, modern hayvanlarda kontrol ettikleri yapıların çoğundan çok daha eski olsalar gerektir ve muhtemelen başka bir amaç için seçilmiştir (http://www.turandursun.com/wiki/Do%C4%9Fal_se%C3%A7ilim).
Duyu organları muhtemelen beyinden (http://www.turandursun.com/wiki/Beyin) daha önce evrildi. Çünkü işleyecek bilgi olmadan bu bilgiyi işleyecek bir organa gerek yoktur.[11] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Gehring-12)

Gözün evriminin aşamaları
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/1/17/Augentierchen_440x600.jpg/130px-Augentierchen_440x600.jpg (http://www.turandursun.com/wiki/Dosya:Augentierchen_440x600.jpg) http://bits.wikimedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png (http://www.turandursun.com/wiki/Dosya:Augentierchen_440x600.jpg)
Öglenada (http://www.turandursun.com/wiki/%C3%96glena) ışığa duyarlı beneği, stigma (2) gizler.


Gözün en erken atası, tekhücreli (http://www.turandursun.com/wiki/Tekh%C3%BCcreli) organizmalarda bile bulunan gözbeneği (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=G%C3%B6zbene%C4%9Fi&action=edit&redlink=1) denilen ışığa duyarlı fotoreseptör proteinlerdi (http://www.turandursun.com/wiki/Protein). Gözbenekleri yalnızca çevredeki parlaklığı hissedebilir: Işığı karanlıktan ayırt edebilirler, ki bu fotoperiyodizm (http://www.turandursun.com/wiki/Fotoperiyodizm) ve 24 saatlik tempoya bağlı günlük senkronizasyon için yeterlidir. Ancak şekilleri ayırt edemedikleri ve ışığın yönünü belirleyemedikleri için görme duyusu oluşturmakta yetersizdirler. Gözbenekleri hemen hemen tüm büyük hayvan gruplarında bulunur ve öglena (http://www.turandursun.com/wiki/%C3%96glena) dahil, tekhücreli organizmalarda ortaktır. Öglenanın göz bebeğine stigma denir ve hücrenin ön tarafında bulunur. Bu, bir dizi ışığa duyarlı kristalin (http://www.turandursun.com/wiki/Kristal) üzerini örten kırmızı pigment içeren küçük bir benektir. Hareketi sağlayan kamçıyla (http://www.turandursun.com/wiki/Kam%C3%A7%C4%B1) birlikte gözbeneği, organizmanın ışığa göre konum alabilmesine olanak verir. Bu, genelde, fotosentezi (http://www.turandursun.com/wiki/Fotosentez) kolaylaştımak için ışığa yönelim şeklindedir.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Lang-13) Gözbeneği gece ve gündüzü ayırt eder, ki bu 24 saatlik yaşam ritmi oluşturmadaki temel işlevdir. Daha karmaşık organizmalarda görsel pigmentler beyindedir ve yumurtlamayı ayın çevrimleriyle senkronize etmekte rol oynadıkları sanılmaktadır. Organizmalar, üreme oranını en üst düzeye çekebilmek için, sperm (http://www.turandursun.com/wiki/Sperm) ve yumurta (http://www.turandursun.com/wiki/Yumurta) salımını gece vakti ışık miktarındaki küçük değişimleri tespit ederek senkronize ediyor olabilir.
Görme duyusu, bütün gözlerde ortak olan temel bir biyokimyasal (http://www.turandursun.com/wiki/Biyokimya) sürece dayanır. Bununla birlikte bir organizmanın çevresel özelliklerini yorumlamak için bu biyokimyasal mekanizmanın kullanılış biçimleri büyük farklılıklar gösterir: Gözler son derece farklı yapılarda ve farklı biçimlerdedir. Hepsi de mekanizmanın temelini oluşturan protein ve moleküllere kıyasla oldukça geç evrimleşmiştir.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Lang-13)
Hücresel (http://www.turandursun.com/wiki/H%C3%BCcre) düzeyde bakıldığında iki temel göz “tasarımı” var gibidir: ilkin ağızlıların (http://www.turandursun.com/wiki/%C4%B0lkin_a%C4%9F%C4%B1zl%C4%B1lar) (yumuşakçalar (http://www.turandursun.com/wiki/Yumu%C5%9Fak%C3%A7alar), halkalı solucanlar (http://www.turandursun.com/wiki/Halkal%C4%B1_solucanlar) ve eklem bacaklılar (http://www.turandursun.com/wiki/Eklem_bacakl%C4%B1lar)) gözleri ve ikincil ağızlıların (http://www.turandursun.com/wiki/%C4%B0kincil_a%C4%9F%C4%B1zl%C4%B1lar) (omurgalılar (http://www.turandursun.com/wiki/Omurgal%C4%B1lar) ve derisi dikenliler (http://www.turandursun.com/wiki/Derisi_dikenliler)) gözleri.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Lang-13)
Gözün işlevsel birimi, opsin proteinleri içeren ve sinirsel bir impuls (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=%C4%B0mpuls&action=edit&redlink=1) başlatarak ışığa tepki veren reseptör hücredir. Işığa duyarlı opsinler, yüzey alanını maksimuma çıkarmak için tüysü bir katman üzerine borne. Bu “tüylerin” doğası üst şubelere göre farklılık gösterir: İlkin ağızlılarda hücre duvarının (http://www.turandursun.com/wiki/H%C3%BCcre_duvar%C4%B1) uzantısı, mikrovilüs şeklindedirler. Ancak ikincil ağızlılarda, bağımsız yapılar olan sillerden (http://www.turandursun.com/wiki/Sil) türemişlerdir.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Lang-13)
Bu bir tür sadeleşmeye benzemektedir zira bazı mikrovilüsler, sil benzeri oluşumlara sahiptir. Ancak başka gözlemler, ilkin ağızlılarla ikincil ağızlılar arasında kökten bir fark olduğu fikrini desteklemektedir.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Lang-13) Bu hususlar hücrelerin ışığa verdiği tepki üzerine odaklanmaktadır. Sinirsel impulsu oluşturacak elektrik sinyalini (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Elektrik_sinyali&action=edit&redlink=1) tetiklemek için bazılarında sodyum (http://www.turandursun.com/wiki/Sodyum), bazılarında da potasyum (http://www.turandursun.com/wiki/Potasyum) kullanmaktadır. Dahası, ilkin ağızlılar genel olarak, hücre duvarlarından daha fazla sodyumun geçmesine izin vererek sinyal oluşturur. İkincil ağızlılarsa daha azını geçirerek sinyal oluşturur.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Lang-13)
Buna göre, Prekambriyen devrinde iki dal birbirinden ayrıldığında, birbirinden bağımsız olarak daha karmaşık gözlere doğru gelişen son derece ilkel ışık reseptörlerine sahiplerdi.

İlk gözler
Gözün temel ışık işleme birimi, ince bir zar içinde iki molekül barındıran özelleşmiş bir fotoreseptör hücredir. Bu moleküller kromoforu çevreleyen, ışığa duyarlı opsin proteini ve renkleri ayırt eden bir pigmenttir. Bu tip hücre gruplarına “gözbeneği” denir ve bu hücre grupları 40 ila 65 arası bir sayıyla ifade edilebilecek kere birbirlerinden bağımsız olarak evrimleşmiştir. Bu gözbenekleri, hayvanların, ışığın yönünü ve şiddetini son derece basit bir düzeyde algılamalarına imkân tanır. Bu algı, bir mağaranın içinde, güvende olduklarını bilmelerine yetecek, ancak nesneleri çevrelerinden ayırt etmeye yetmeyecek düzeydedir.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Lang-13)
Işığın yönünü yaklaşık olarak ayırt edebilecek optik bir sistem geliştirmek, çok daha zordur ve otuz küsür şubenin (http://www.turandursun.com/wiki/%C5%9Eube_(biyoloji)) sadece altısında bu tip bir sistem vardır. Bununla birlikte, bu şubeler yaşayan canlıların % 96’sına karşılık gelir.[12] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Lang-13)
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/d/df/Smed.jpg/230px-Smed.jpg (http://www.turandursun.com/wiki/Dosya:Smed.jpg)
http://bits.wikimedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png (http://www.turandursun.com/wiki/Dosya:Smed.jpg)
Planaryalar (http://www.turandursun.com/wiki/Planaryalar), az da olsa ışığın yönünü ayırt edebilen, çanak şeklinde gözbeneklerine sahiptir.


Bu karmaşık optik sistemler, çokhücreli (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=%C3%87okh%C3%BCcreli&action=edit&redlink=1) göz lekeleri olarak yolculuklarına başlamış, daha sonra adım adım çanak şekli alacak biçimde içe göçmüştür. Bu sayede öncelikle parlaklığın yönünü (http://www.turandursun.com/wiki/Y%C3%B6n) belirleyebilme becerisini kazanmışlardır. Sonraları çukur derinleştikçe bu beceri gittikçe daha da sofistike hâle gelmiştir. Düz göz lekeleri ışığın yönünü belirlemede yetersizdi, zira bir ışık ışını, hangi yönden gelirse gelsin, aynı ışığa duyarlı hücre grubunu aktive edecektir. Öte yandan çukurlu gözlerin çanağa benzeyen biçimi, geliş açısına göre ışığın, üzerine düştüğü hücrelerin farklı olması sayesinde sınırlı da olsa yön tayini yapmaya izin verecekti. Kambriyen devrinde ortaya çıkan çukurlu gözler, o dönemki salyangozlarda (http://www.turandursun.com/wiki/Salyangoz) görülmekteydi. Hâlâ varlıklarını sürdüren bazı salyangozlarda ve planaryalar (http://www.turandursun.com/wiki/Planaryalar) gibi omurgasızlarda (http://www.turandursun.com/wiki/Omurgas%C4%B1zlar) da mevcuttur. Planarya, çanak biçimindeki, bol pigmentli retina (http://www.turandursun.com/wiki/Retina) hücreleri yüzünden, ışın yönünü ve şiddetini çok az belirleyebilir. Bu hücreler, ışığın girmesi için sadece bir açıklık bırakacak şekilde ışığa duyarlı hücrelerin önünü kapatır. Bununa birlikte, bu proto-göz, daha çok ışığın yönünden ziyade varlığını ya da yokluğunu tespit etmede yararlıdır. Göz çukuru derinleşip fotoreseptör hücrelerin sayısı arttıkça bu durum daha kusursuz görsel bilgi elde etmeye doğru adım adım değişir.[13] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-15)

Bir foton (http://www.turandursun.com/wiki/Foton), kromofor tarafından emildiğinde, kimyasal bir reaksiyon (http://www.turandursun.com/wiki/Kimyasal_reaksiyon), fotonun enerjisinin elektrik enerjisine (http://www.turandursun.com/wiki/Elektrik_enerjisi) çevrilmesine ve yüksek hayvanlarda sinir sistemine (http://www.turandursun.com/wiki/Sinir_sistemi) aktarılmasını sağlar. Bu fotoreseptör hücreler, retinanın (http://www.turandursun.com/wiki/Retina) bir kısmını oluşturur. Bu kısım, görsel bilgiyi[14] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-fernald-16), bunun yanı sıra vücut saati için gerekli gün uzunluğu ve ışık bilgisini beyne ileten ince bir hücre tabakasıdır. Bununla birlikte Cladonema gibi bazı denizanalarının (http://www.turandursun.com/wiki/Denizanas%C4%B1) oldukça ayrıntılı gözleri vardır, ancak beyinleri yoktur. Bu canlılarda gözler, bilgiyi, herhangi bir ara işleme tabii tutmadan doğrudan kaslara gönderir.[11] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-Gehring-12)
Kambriyen patlaması boyunca, gözün evrimi süratle ivme kazanmış ve görüntü işleme ve ışığın yönünü tespit etmede radikal gelişimler göstermiştir.[15] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-17)

İğne deliği kamera tipindeki göz, önce bir çanağa, ardından bir odacığa doğru derinleşen bir oyuk şeklinde gelişmiştir. Giriş açıklığının daralamasıyla birlikte organizma, temiz bir yön ve şekil algılamasına imkân veren gerçek bir görüntüleme becerisi edinmiştir. Korneadan (http://www.turandursun.com/wiki/Kornea) ve mercekten (http://www.turandursun.com/wiki/Mercek) yoksun olan bu tip gözler notiluslarda (http://www.turandursun.com/wiki/Notilus) bulunur. Çözünürlükleri (http://www.turandursun.com/wiki/%C3%87%C3%B6z%C3%BCn%C3%BCrl%C3%BCk) zayıftır, görüntü pusludur. Ama yine de gözbeneklerine göre çok daha gelişkindirler.[16] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-18)
Şeffaf hücrelerin oluşturduğu şişkinlik organizmayı bulaşımdan (http://www.turandursun.com/wiki/Bula%C5%9F%C4%B1c%C4%B1_hastal%C4%B1k) ve parazit (http://www.turandursun.com/wiki/Parazit) istilasından korur. Artık ayrı bir bölüm olan odacığın içinde kalanlar, yavaş yavaş, renk filtreleme, daha yüksek kırılma indisi (http://www.turandursun.com/wiki/K%C4%B1r%C4%B1lma_indisi), morötesi (http://www.turandursun.com/wiki/Mor%C3%B6tesi) ışınımı bloke etmek veya su (http://www.turandursun.com/wiki/Su) içinde ve dışında iş görebilme gibi optimizasyonlar için şeffaf bir salgı şekline özelleşebildi. Bazı sınıflarda (http://www.turandursun.com/wiki/S%C4%B1n%C4%B1f_(biyoloji)), bu tabakanın organizmanın kabuk ya da deri değiştirme alışkanlıklarıyla ilgili olabileceği düşünülmektedir.
Gözlerin, elektromanyetik tayftaki (http://www.turandursun.com/wiki/Elektromanyetik_tayf) kısa dalgaboylarını (http://www.turandursun.com/wiki/Dalgaboyu) algılayacak şekilde özelleşmelerinin sebebi, ışığa duyarlılık geliştiren ilk türlerin sucul (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Sucul&action=edit&redlink=1) olması ve görünür ışığın (http://www.turandursun.com/wiki/G%C3%B6r%C3%BCn%C3%BCr_%C4%B1%C5%9F%C4%B1k) su içinde ilerleyebilen en belirgin dalgaboyu olması gibi görünmektedir. Suyun ışığı filtreleme özelliği bitkilerin ışığa duyarlılığını da etkilemiştir.[17] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-19)[18] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-20)[19] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-21)

axial
04-08-2010, 13:31
Mercek oluşumu ve farklılaşma
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/8/81/Focus_in_an_eye.svg/300px-Focus_in_an_eye.svg.png (http://www.turandursun.com/wiki/Dosya:Focus_in_an_eye.svg) http://bits.wikimedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png (http://www.turandursun.com/wiki/Dosya:Focus_in_an_eye.svg)
Uzaktaki ve yakındaki bir nesneden gelen ışığın merceğin (http://www.turandursun.com/wiki/Mercek) eğriliğini değiştirmek suretiyle odaklanması.


Canlılar dünyasında birbirinden bağımsız olarak evrilmiş bir dizi mercek tipi mevcuttur. Basit çukurlu gözlerde mercekler, muhtemelen retinaya (http://www.turandursun.com/wiki/Retina) düşen ışık (http://www.turandursun.com/wiki/I%C5%9F%C4%B1k) miktarını arttırmak için gelişti. Mercekli basit gözlere sahip bir erken dönem lobopodunun (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Lobopod&action=edit&redlink=1) odak uzaklığı görüntüyü retinanın arkasına odaklıyordu, bu nedenle görüntünün hiçbir kısmı odaklanamadığı için mevcut ışık yoğunluğu organizmaya yaşamak için daha derin (ve daha karanlık) suları seçme olanağı sağlamıştır.[20] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-22)
Kamera tipi gözlerin evrimi muhtemelen başka bir yörüngede cereyan etti. İğne deliği gözün üzerindeki şeffaf hücreler, aralarında bir sıvı bulunan iki katmana ayrıldı.[kaynak belirtilmeli (http://www.turandursun.com/wiki/Vikipedi:Kaynak_g%C3%B6sterme)] Bu sıvı aslında, toplam kalınlığın artmasını ve böylece mekanik koruma da sağlayan; oksijen (http://www.turandursun.com/wiki/Oksijen), besin maddeleri, atıklar ve bağışıklık (http://www.turandursun.com/wiki/Ba%C4%9F%C4%B1%C5%9F%C4%B1kl%C4%B1k) fonksiyonları için kullanılan bir dolaşım sıvısı olarak iş görüyordu. Ayrıca katı ve sıvı maddeler arasındaki çoklu arayüzleri, daha geniş görüş açıları ve daha büyük çözünürlük sağlayarak optik gücü arttırmaktadır. Tabakaların ayrılması, deri değiştirmeyle alakalı olarak da ortaya çıkmış ve hücreler arası sıvı da ortaya çıkan bu boşluğu doldurmuş olabilir.[kaynak belirtilmeli (http://www.turandursun.com/wiki/Vikipedi:Kaynak_g%C3%B6sterme)]
http://upload.wikimedia.org/wikipedia/commons/thumb/6/64/Krilleyekils.jpg/200px-Krilleyekils.jpg (http://www.turandursun.com/wiki/Dosya:Krilleyekils.jpg) http://bits.wikimedia.org/skins-1.5/common/images/magnify-clip.png (http://www.turandursun.com/wiki/Dosya:Krilleyekils.jpg)
Antartika krilinin (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Antartika_krili&action=edit&redlink=1) bileşik gözü


Omurgalılarda (http://www.turandursun.com/wiki/Omurgal%C4%B1lar) mercekler, yüksek yoğunlukta kristalin (http://www.turandursun.com/w/index.php?title=Kristalin&action=edit&redlink=1) proteini içeren epitel (http://www.turandursun.com/wiki/Epitel) hücrelerinden oluşur. Gelişimin embriyo (http://www.turandursun.com/wiki/Embriyo) basamağında mercek canlı bir dokudur (http://www.turandursun.com/wiki/Doku). Ancak hücre mekanizması, şeffaf olmamasından ötürü, organizmanın görme becerisi kazanabilmesi için dışarı atılmalıdır. Mekanizmanın dışarı atılması demek, merceğin, organizmanın ömrü boyunca kullanılabilecek kadar kristalinle paketlenmiş ölü hücrelerden oluşması demektir. Merceği kullanılabilir kılan kırılma indisi (http://www.turandursun.com/wiki/K%C4%B1r%C4%B1lma_indisi) gradienti, merceğin değişik parçalarının mevcut kristalin konsantrasyonundaki radyal değişim sayesindedir. Buradaki püf noktası kristalinin varlığı değil, merceği kullanılabilir yapan nispi dağılımıdır.[21] (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_note-23)


<LI id=cite_note-5>^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-5) Parker, Andrew R. (2009). "On the origin of optics". Optics & Laser Technology. <LI id=cite_note-6>^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-6) Parker, Andrew (2003). In the Blink of an Eye: How Vision Sparked the Big Bang of Evolution. Cambridge, MA: Perseus Pub.
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-7) Nilsson, D-E; Pelger S (1994). "A pessimistic estimate of the time required for an eye to evolve". Proc R Soc Lond B 256: 53–58. ^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-0)
Kozmik, Z (2003). "Role of Pax Genes in Eye Evolution A Cnidarian PaxB Gene Uniting Pax2 and Pax6 Functions". Developmental Cell 5: 773–785. doi (http://www.turandursun.com/wiki/Digital_object_identifier):10.1016/S1534-5807(03)00325-3 (http://dx.doi.org/10.1016%2FS1534-5807%2803%2900325-3).^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-8) Nilsson, D.E. (1996) Eye ancestry: old genes for new eyes (http://www.sciencedirect.com/science?_ob=ArticleURL&_udi=B6VRT-4D7CBY3-C&_user=10&_rdoc=1&_fmt=&_orig=search&_sort=d&view=c&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=04ec410ef75358030c44d8e1feb48b88)<
^ a (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Gehring_12-0)b (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Gehring_12-1) Gehring, W. J. (13 January 2005). New Perspectives on Eye Development and the Evolution of Eyes and Photoreceptors (http://jhered.oxfordjournals.org/cgi/content/full/96/3/171) (Full text). Journal of Heredity (Oxford Journals) 96 (3): 171–184.
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-8) Nilsson, D.E. (1996) Eye ancestry: old genes for new eyes (http://www.sciencedirect.com/science?_ob=ArticleURL&_udi=B6VRT-4D7CBY3-C&_user=10&_rdoc=1&_fmt=&_orig=search&_sort=d&view=c&_acct=C000050221&_version=1&_urlVersion=0&_userid=10&md5=04ec410ef75358030c44d8e1feb48b88)
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-9) Halder, G., Callaerts, P. and Gehring, W.J. (1995). "New perspectives on eye evolution." Curr. Opin. Genet. Dev. 5 (pp. 602–609).
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-10) Halder, G., Callaerts, P. and Gehring, W.J. (1995). "Induction of ectopic eyes by targeted expression of the eyeless gene in Drosophila". Science 267 (pp. 1788–1792). ^ a (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Gehring_12-0)b (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Gehring_12-1) Gehring, W. J. (13 January 2005). New Perspectives on Eye Development and the Evolution of Eyes and Photoreceptors (http://jhered.oxfordjournals.org/cgi/content/full/96/3/171) (Full text). Journal of Heredity (Oxford Journals) 96 (3): 171–184.
^ a (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Lang_13-0)b (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Lang_13-1)c (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Lang_13-2)d (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Lang_13-3)e (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Lang_13-4)f (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Lang_13-5)g (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Lang_13-6)h (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-Lang_13-7) M F Land; R D Fernald (1992). "The Evolution of Eyes". Annual Review of Neuroscience 15: 1–29.
Eye-Evolution? (http://library.thinkquest.org/28030/eyeevo.htm)
Fernald, Russell D. (2001) The Evolution of Eyes: How Do Eyes Capture Photons? (http://www.karger.com/gazette/64/fernald/art_1_3.htm) Karger Gazette 64: "The Eye in Focus".
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-17) Conway-Morris, S. (1998). The Crucible of Creation. Oxford: Oxford University Press
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-18)Richard Dawkins (http://www.turandursun.com/wiki/Richard_Dawkins) 1986. Kör saatçi (http://www.turandursun.com/wiki/K%C3%B6r_saat%C3%A7i)
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-19) Fernald, Russell D. (2001). The Evolution of Eyes: Why Do We See What We See? (http://www.karger.com/gazette/64/fernald/art_1_1.htm) Karger Gazette 64: "The Eye in Focus".
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-20) Fernald, Russell D. (1998). Aquatic Adaptations in Fish Eyes. New York, Springer.
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-21) Fernald, RD. The evolution of eyes, Journal: Brain Behav. Evol., volume=50, issue=4, pages=253–9, 1997
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-20) Fernald, Russell D. (1998). Aquatic Adaptations in Fish Eyes. New York, Springer.
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/#cite_ref-21) Fernald, RD. The evolution of eyes, Journal: Brain Behav. Evol., volume=50, issue=4, pages=253–9, 1997
^ a (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Gehring_12-0)b (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Gehring_12-1) Gehring, W. J. (13 January 2005). New Perspectives on Eye Development and the Evolution of Eyes and Photoreceptors (http://jhered.oxfordjournals.org/cgi/content/full/96/3/171) (Full text). Journal of Heredity (Oxford Journals) 96 (3): 171–184.
^ a (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Lang_13-0)b (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Lang_13-1)c (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Lang_13-2)d (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Lang_13-3)e (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Lang_13-4)f (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Lang_13-5)g (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Lang_13-6)h (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-Lang_13-7) M F Land; R D Fernald (1992). "The Evolution of Eyes". Annual Review of Neuroscience 15: 1–29.
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-15)Eye-Evolution? (http://library.thinkquest.org/28030/eyeevo.htm)<
^ (http://www.turandursun.com/forumlar/newthread.php?do=postthread&f=20#cite_ref-fernald_16-0) Fernald, Russell D. (2001) The Evolution of Eyes: How Do Eyes Capture Photons? (http://www.karger.com/gazette/64/fernald/art_1_3.htm) Karger Gazette 64: "The Eye in Focus".

axial
04-08-2010, 13:32
Ve bir Türkçe video:

45ZTLdO2pxQ

denklem
21-08-2010, 16:17
güzel bir çalışma olmuş teşekkürler.

sorgulamak
21-08-2010, 20:24
sayın axial

yani şimdi, görmek fiilinin ne kavramsal ne de herhangi bir olgu olmadığı, görmenin ne demek olduğunu bilmeyen, bilmem kimin bedeni, oturdu düşündü, ''biz artık görmeliyiz dokun dokun nereye kadar, bizim hatun neye benziyor bilmiyorum'' diyerek mükemmel bir görme mekanizması yarattı bilmem kaç yüzbin yılda. hemde hiçbir proje ve malzemeye sahip olmadan. bilmeden. görmenin ne olduğunu bilmeden görmek istedi.

yani şimdi biz göze en çok benzeyen ürünün, yani bir kameranın, yeterli derecede parçalarını, hatta yedek parçalarınıda, projesi ile beraber bir yere koysak evrim bize canon marka bir kamera yaratabilirmi. tamam orjinal canon olmasın. ben çakmasınada razıyım.
şimdi evrim böyle söylüyor ve sizde ''essahtan böyle olmuş'' diyormusunuz gerçekten.

saygılarımla.

axial
21-08-2010, 21:02
yani şimdi, görmek fiilinin ne kavramsal ne de herhangi bir olgu olmadığı, görmenin ne demek olduğunu bilmeyen, bilmem kimin bedeni, oturdu düşündü, ''biz artık görmeliyiz dokun dokun nereye kadar, bizim hatun neye benziyor bilmiyorum'' diyerek mükemmel bir görme mekanizması yarattı bilmem kaç yüzbin yılda. hemde hiçbir proje ve malzemeye sahip olmadan. bilmeden. görmenin ne olduğunu bilmeden görmek istedi.


Sayın sorgulamak;

Kendinize yalan söylemeyin bari ben sorguluyorum diye. Yukarıdaki makaleyi önce bir oku anla anlamadığın yeri sor. Neresinde geçmiş canlının hadi biz göz olusturalım gibi bir ifade. Bakın sizin peygamberinize ilk emir olarak gelmiş oku diye. Okuyunuz daha sonra tekrar tartışabiliriz.





yani şimdi biz göze en çok benzeyen ürünün, yani bir kameranın, yeterli derecede parçalarını, hatta yedek parçalarınıda, projesi ile beraber bir yere koysak evrim bize canon marka bir kamera yaratabilirmi. tamam orjinal canon olmasın. ben çakmasınada razıyım.

.



bu paragraftaki ince espriniz de olaya ne kadar vakıf olduğunuzun ve gerçek bir sorgulayıcı olduğunuzu gözler önüne sergilemekte. Unutmayın siz evrime bu şekilde saldırmaya devam ederseniz evrim sizinle dalga geçmeye devam edecektir.


şimdi evrim böyle söylüyor ve sizde ''essahtan böyle olmuş'' diyormusunuz gerçekten.


Sayın sorgulamak. Muhammed ayı ikiye böldüm dediğinde, allah isayı ölmeden göklere çıkardı dediğinde, musa kızıldenizi ortadan ikiye kılıcıyla ayırdı dediğinde, cennette size 12 lik cıvırlar var dediği için mi "essahtan böyle mi olmuş deyip" hergün 5 vakit takla atıp yalakalık yapıyorsunuz acaba.

taylan
21-08-2010, 22:49
sayın axial

yani şimdi, görmek fiilinin ne kavramsal ne de herhangi bir olgu olmadığı, görmenin ne demek olduğunu bilmeyen, bilmem kimin bedeni, oturdu düşündü, ''biz artık görmeliyiz dokun dokun nereye kadar, bizim hatun neye benziyor bilmiyorum'' diyerek mükemmel bir görme mekanizması yarattı bilmem kaç yüzbin yılda. hemde hiçbir proje ve malzemeye sahip olmadan. bilmeden. görmenin ne olduğunu bilmeden görmek istedi.

yani şimdi biz göze en çok benzeyen ürünün, yani bir kameranın, yeterli derecede parçalarını, hatta yedek parçalarınıda, projesi ile beraber bir yere koysak evrim bize canon marka bir kamera yaratabilirmi. tamam orjinal canon olmasın. ben çakmasınada razıyım.
şimdi evrim böyle söylüyor ve sizde ''essahtan böyle olmuş'' diyormusunuz gerçekten.

saygılarımla.


Tuhaf sorular sormak yerine yukardaki videoyu izler misiniz? Görme bizim verdiğimiz bir isim. Bu eylem ilk olarak ışığı ayırt etme eylemiyle başlıyor. Lütfen videoyu izleyin.

Binlerce kez sorulmuş akıldışı yaratılışçı sorularının sürekli olarak sorulmasını bir türlü çözemiyorum. Anlamak da istemiyorum aslında.

Bak güzel kardeşim.

Canon marka kamera karşı cinsi başka bir canonla seks yapıp üreyemeyeceğine ve küçük canoncuklar yapamayacağına göre senin bu soruyu sormanın bir mantığı yok. Biyolojik varlıklara bu tarz analojiler uyduramazsınız. Yukarda bir sürü çizim var, bir video var. Hepsi anlatılıyor. Otur izle eğer kafana yatmadı yok benim inancıma ters diyorsan da o senin sorunun. İkna olma şansın yok demektir. İnancınla baş başa güzel bir hayat yaşayabilirsin.

islamneferi
22-08-2010, 00:30
axial,
uğraşmıssın emek vermişsin ama ben evrimle devrimle alakalı birşey göremedim?

Allah(c.c) her mahlukata kendisine yetecek miktarda uvuz yaratmış. Kartala farklı göz, bakteriye farklı. Bu tip anlatımlar sadece inananların imanını güçlendiriyor, evrimi vs kanıtlamıyor.

taylan
22-08-2010, 03:21
axial,
uğraşmıssın emek vermişsin ama ben evrimle devrimle alakalı birşey göremedim?

Allah(c.c) her mahlukata kendisine yetecek miktarda uvuz yaratmış. Kartala farklı göz, bakteriye farklı. Bu tip anlatımlar sadece inananların imanını güçlendiriyor, evrimi vs kanıtlamıyor.

Elindeki sopayı bırakıp biraz incelersen belki senin evreninden evrim,, yaratıcının yaratma mekanizmasının içeriği olarak görülebilir.

sorgulamak
23-08-2010, 04:38
sayın axial

sizinde dediğiniz gibi ileri sürülen hipotezler.
bir kaçı doğru olabilir ya da hepsi yanlış olabilir.
ben olaya biraz esprili yaklaştım. görülüyorki anlaşılmamışım

canlı haydi bir göz oluşturalım dedi demedim. tamamen olaya esprili yaklaşımımdır.

ben evrime saldırmıyorum lakin evrimin bizimle dalga geçtiği kesindir.

siz bir gözün oluşabilme serüvenlerini ve nasıl oluşabileceğini anlatmışsınız.
benim sorum gayet basit.

neden görmek istesin. neden ışığı ayırt etmek istesin. neden bir görme organı oluşturmak istesin ve neden o görme dediğiniz sürecin başında veya sonunda oluşan organ elde, ayakta, ağzın içinde, dizde yada herhangi bir yerde değilde tamamen bedene hakim ve kullanılmaya en uygun yerde oluşsun?
önce gözmü yoksa burunmu oluşmuştur. oluşum sürecinde - artık tüm bir bedenle bir canlıdan sözediyoruz - beslenme nasıl gerçekleşmiştir. besin nasıl ayırt edilmiştir.

ben sorgularım. gözü kara değil en ince ayrıntısına kadar sorgularım. siz aa ne güzel anlatmış demekki böyledir diyerek sarılırken ben boşlukları incelerim. yemek yemek için ağzımız, yediklerimizi koklayabilmemiz için hemen üstünde burnumuz, en tepede de herşeyi yice görmemiz için gözlerimiz var. her iki taraftaki seslere daha rahat ulaşabilmek için başın iki tarafına yerleştirilmiş kulaklarımız var. bu projeyi kim akıl etmiş. ve bunların oluşma ihtiyacı nasıl doğmuştur. bunlar için en uygun yer nasıl ayarlanmıştır. ne evrim imiş sıfır iq ile herşeyi düşünmüş.

tek ve herşeye gücü yeten, herşeyi yaratan bir yaratıcı fikrine sahipseniz, ayın ikiye bölünmesini, kızıldenizin yarılmasını, bilmem olağanüstü ne olmasını yadırgamazsınız. çünkü kızıldenizi yaratan, ikiyede ayırabilecek güçtedir. sıkıştığınızda bizimkiler saçma geliyorda sizinkiler ne demeyin.
evrimi tartışıyorsak evrimden konuşalım. din konusu burda konuşulmaz, ki gayenizde aklınızca üste çıkmak.

dinsel öğeleri değil bilimsel öğeleri konuşalım.


sayın taylan34

bana nasılını değil nedenini anlatın. soruları basitleştirerek anlatıyorum. ayrıntılar hep saçma geliyor size.
sorularım akıldışı değil, biz buna daha basite indirgeme diyoruz.
elinde hiç bir malzeme plan proje olmayan canlı organizma bu halde iken ihtiyaç duyup hiç bilmediği bir şeyi icat edebiliyor fikri canon marka bir kameranın kendi kendine oluşma fikrinden daha saçmadır. çünkü tüm parçaların düzgün bir şekilde rüzgarın etkisi ile bir araya gelip oluşabilmesi bilimsel olarak imkansız değildir. belki trilyonda 0,00000001 ihtimaldir. ama ihtimal dahilindedir.

sahi sex yaparak diyorsunuz, bu sex yapma ihtiyacına neden gerek duyulsun. düşünemeyen organizma üremeyi neden kafaya taksın. ve sex yapmak neden zevkli olsun. zevkli olmasa yinede üreme aşkına o beyinsiz organizma sex yapmaya devam edermiydi.

saygılarımla

taylan
23-08-2010, 10:50
Hiç bir ayrıntı saçma gelmiyor da öğrenmek istediğin şey hakkında yanlış soru soruyorsun. Verdiğin örnek doğru değil. Bir canlı üreyemiyorsa canlı değildir zaten. Yapay bir makine kendi kopyalarını imal edemez dolayısıyla üreyemez üreyemediği için biyolojik bir evrime tabi değildir. Verdiğin örnekle sana evrimi anlatmamız mümkün değil.

Bilimde neden sorusunun soruluş tarzı bu şekilde değildir. Uygun kimyasal bileşiklerin olduğu bir ortamda canlılığın oluşması zorunludur. Plan proje vs gibi kavramlar ise olaya çok fazla insani bir gözle bakmaktan kaynaklanıyor. Burada ihtiyaç değil zorunluluk söz konusu.

Canlılık 3.5 milyar yıldır eşeyli eşeysiz kopyalarını imal edebilen biyolojik bir sürece dahil. Evrimin hızı bu üremenin şekline ve niteliğine bağlı olarak da değişebiliyor.
Kambriyendeki ani filum artışlarının üreme tarzının değişmesiyle alakalı olduğunu biliyoruz.

Bu alışkanlığı yani sex'i canlının keşfettiği bir durum olmaktan çok doğal seleksiyonun sağladığı birikimli bir süreç olarak açıklamak daha akla yatkın.

sorgulamak
23-08-2010, 20:04
sayın taylan74

evrim hakkındaki sorum yanlış olmamak ile beraber sadece bir benzetmedir.

biraz terbiyesiz bir yazı olacak ama artık evrim bağışlasın. :)

bakın üremenin gereği cinsel birleşmeyi birikimli bir süreç olarak sunuyorsunuz. en azından bir tezdir. lakin içi tamamen boşluklarla doludur.

üreme organının oluşum süreci çok ama çok farklıdır.
şöyleki, türdeş tüm dişil ve eril canlılarda üreme organı hariç diğer tüm organlar aynı veya benzerdir.
diyebilirsiniz ki gereklilik oluştuğu için bir akciğer yavaş bir süreçte oluştu. bunu anlarım. çünkü diğer tüm akciğerler gibidir ve aynı işlevi görür.

lakin üreme organları dişide ayrı erkekte ayrıdır. tamamen birbirinden bağımsız oluşagelen dişil ve eril cinsel organının birbirini tamamlayabilmesi birbirine uygun olarak oluşabilmesi ihtimal dışıdır.

genetik hafıza ile oluşum tamamlanmışsa dişil ve eril tüm canlı türlerinde üreme organlarının aynı olması gerekirdi. oysa evrim sıfır iq seviyesiyle dişil ve eril oluşumunda tüm organları aynı yapmışken üreme organını aynı yapmamıştır. çünkü akciğer gibi böbrek gibi ve diğer organlar gibi aynı işi gören organların dişil ve erilde aynı iken üreme organı ayrıdır. evrim bunu akıl edemez. doğal seleksiyonda buna neden olamaz. üreme organları birbirini tamamlamalıki üreme olabilsin. kaldıki cinsel organın oluşumu devamındaki üreme organları ile aynı anda oluşmamış, bir süreklilikle kabataslak bir benzetmeyle milimetrik gelişmelerle binlerce yılda oluşmuştur.

bu arada üreme olmamışmıdır. olmuşsa nasıl olmuştur.

bu ve gibi sürdürülebilir gelişmeyi evrim hiçbir şekilde anlatamamakta, sıkıştığı yerde doğa tamamlamıştır demektedir.

dişil ve eril canlılarda birbirinden farklı ama birbirini tamamlayan cinsel organlar ve beraberinde üreme organları (yumurtalıklar, sperm kanalları, rahim, doğum kanalı gibi) oluşturabilmek tesadüfen değil ancak belli bir plan içinde olabilir.

bu da yetmez. çünkü oluşan cinsel organların işlerlik kazanabilmezi için beyin karşı cinsi gördüğünde normalin dışında bir aktivite ile tahrik olmalı bilmem ne kimyasalları salgılamalı ki çiftleşme olabilsin. o halde önce beyinmi tamamlandı yoksa üreme organlarımı. ve kaç bin yılda.

bu demektirki canlı bir anda oluşmamışsa işi çok ama çok zor.

saygılarımla.

taylan
23-08-2010, 20:39
Benzetme yaptığın şey bir mekanik cihaz. Sana kameranın da teknolojik evriminden bahsedebilirim ama konumuz bu değil. Söz konusu olan biyolojik canlılardır. Biyolojik canlı ürer ve bu gen paylaşmadır sonuçta eşeyli üreme de devreye girince farklılaşma kaçınılmazdır. Evrim eşeyli üreme ile birlikte hızlanmıştır.

Akciğer ortamdaki gereklilikle beraber gaz biriktirme özelliği olan bir damardan evrilmiştir. Evrim organların işlevini değiştirir. Aslında yeni organ diye bir şey de olmaz sadece eldeki materyal ortama göre şekillendirilir. Bunun sorumlusu da doğal seleksiyondur.

Üreme hücrelerinin evrimi ile ilgili Şafak Mert hocanın sansürsüzde çok güzel açıklamaları vardı. Evrimin bu konu ile ilgili açıklamalarının olmadığı doğru değil. Linkini buraya koyuyorum konu hakkında fazla bilgim olmadığı için size bu konuda cevap veremiyorum. Belki bu video iş görür.

http://www.youtube.com/watch?v=Ka1W-EZtSCE&feature=player_embedded

Doğada bilinçli bir plan program yoktur. Tesadüfen oluşmuş çeşitliliğin içinden en iyi uyum sağlayanların tesadüfi olmayan seçilimi vardır. BU uyum sağlamanın şartları, belli normları vardır. Eko sistem, beslenme, hepsi birden canlıya fayda sağlayacak genetik mutajenleri desteklerler. Bu mutasyonların fayda veya zararı uzun süreç içinde canlıya sağladığı olumlu katkı ile anlaşılabilir. Renkli görüşün evrimi gibi.

sorgulamak
23-08-2010, 20:53
sayın taylan74

bana kameranın teknolojik evriminden bahsedebilmeniz imkansız. daha doğrusu evrim teoremine göre evrimini anlatabilmeniz imkansızdır. çünkü kamera düşünebilen bir dış etken tarafından yaratılmıştır. ve yine düşünebilen dış etkenler tarafından geliştirilmiştir. dahada geliştirilecektir. kamera kendi kendine gelişemez.
evrim düşünebilen bir dış etkene gerek duymadan, ama çok planlı bir şekilde oluşmuş ve oluşmaya devam etmektedir.

verdiğiniz link görünmemektedir.
benim araştırdıklarım ise tamamen ''böyle olmuşsa böyle olabilir, böyle iken böyledir'' hipetezlerinde öteye gidemeyen açıklamalardır.

canlılığı oluşturan ilk organizma nedir, yada organizmalarmıdır?
ilk organizmanın bu denli bir bitki ve diğer canlı çeşitliliğine varan evrimi nasıl bir beslenme ile olmuştur. ilk organizma beslenebilmek için ne kullanmıştır. yoksa diğer ilk organizmalar ilemi beslenip gelişebilmiştir. meşhur ilk organizma cansız kum yiyip, papatyamı dışkılamıştır.
diyeceksini ki bu nasıl benzetmedir?
bitkiler için ayrı diğer canlı türleri için ayrı ilk organizma atalardanmı söz ediyoruz.
bitki türleri hangi ilk organizmadan evrimleşmişlerde tüm dünyayı dolduracak kadar çoğalmıştır.
bu değirmenin suyu nerden akmaktadır.

saygılarımla.

evrensel-insan
23-08-2010, 21:05
Saygideger sorgulamak;

Akilli tasarimin, ya da herturlu/her bir yaraticinin, temeli KIM OLARAK, evrim degildir, cunku evrim; KIMIN ortaya koyumu, yani ne dir.

Kimin kim oldugu konusuna gelince, evrimi de, ne olarak ortaya koyan, herturlu ve herbir yaraticiyi da, ortaya koyan, kendini de, kendi varliginin ve birinin bilincine varmadan ortaya koyan AKILLI TASARIMCI, INSANOGLUNUN URU VE BIRININ TA KENDISIDIR.

Oyuzden, bes duyu ile algilanabilen, akilli tasarimci; yine kedisini algilayan insanoglu turu ve biridir. Cunku, insanoglu turu ve birinin ortaya koydugu nesnenin de, yaratici icerikli inancinda kendi kendini ortaya koyma olanagi yoktur.

Eger evrimdeki, herhangibir aciklamayi "begenmiyorsan" ya kendin bir insanoglu turu ve biri olarak bir aciklama getireceksin, ya da kabul edeceksin. Oyle kendi turun ve birin disindaki bir guce akilli tasarimciligi, ustelik insanoglu turu ve biri ozelligi e oznelligi ile vermek, ne evrimi "yanlislar/curutur" ne de senin ortaya koydugun yaraticinin, senin verdigin ozelliklerle akilli tasarimci oldugunu kanitlar.

Ama, dedimya, konu iman ise; zaten o imanin oznelligi dini inancli zihniyet tasiyan insanoglu turu ve biri tarafindan ortaya konmustur.

O yuzden, oznel ve ozel bir KIM ARAYACAKSAN, once kendi turune ve birine bakacaksin. Eger tatmin etmiyorsa da, yine turunun ortaya attigi inanca iman edeceksin.

Not: Mesajdaki "sen" hitap, yazi dili ve uslubu, sahsina yonelik degil; bir kullanim seklidir. "Herhangibiri", anlamindadir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sorgulamak
23-08-2010, 21:25
değerli evrensel hocam

beni takip ettiğiniz hissine kapılıyorum :)

bu arada aristo sizin yanınızda halt etmiş :)

ben ortaya bir yaracıyı koymuyorum. sadece bu denli bir düzenlilik silsilesini açıklamaya çalışan evrimin boşlukları milyon yıllar ile atlayarak, hiçbir şey sunamamasından yakınmaktayım.
ben yaratıcı fikrini bilimsel temelde ortaya atmıyor, evrimi bilimsel temelde içindeki bir türlü doldurulamayan boşlukları gözlemleyerek eleştiriyor, anlamaya çalışıyorum.

sorun kendi türümün ortaya attığı iki seçenekten birine iman etmek değil, araştırmak ve taraflarla tartışmaktır.
ilk şıktaki taraf ile tartışma imkanım yoktur. çünkü ben var ettim ve var oldu demektedir. bir şeyleri birinin yaratmış olma ihtimali her zaman daha çoktur.

ikinci şıktaki taraf sen yapmadın, sen yoksun kendiliğinden süreklilikle oluştu demektedir ki, bu fikirle tartışabilirim.

çünkü bir anda tüm ihtiyaçları giderilmiş bir özne olarak varedilen varın içinde boşluk bulunmamaktadır.
oysa kendiliğinden sürdürülebilir tesadüfler silsilesi ile var olan/olmakta olan oluşum, içindeki boşlukları ile tatmin edici gelmemektedir.
''ben yaptım oldu bitti'' fikri ile tartışacak birşey yoktur. olmaz öyle şey der işin içinden çıkarız. çünkü anlaşılır ve basittir.
kendiliğinden milyon yıllara bölünmüş tesadüfi oluşum kabul edilmeliki ''ben ol dedim oldu'' fikrinin reddi başlamalı.
bu nedenle ben yarattım fikrinin reddinden önce bir tesadüfler silsilesi ile varolmuş varın ıspatlanması veya içindeki boşlukların doldurulması zorunludur.

saygılarımla.

taylan
23-08-2010, 21:38
bana kameranın teknolojik evriminden bahsedebilmeniz imkansız. daha doğrusu evrim teoremine göre evrimini anlatabilmeniz imkansızdır. çünkü kamera düşünebilen bir dış etken tarafından yaratılmıştır. ve yine düşünebilen dış etkenler tarafından geliştirilmiştir. dahada geliştirilecektir. kamera kendi kendine gelişemez.
evrim düşünebilen bir dış etkene gerek duymadan, ama çok planlı bir şekilde oluşmuş ve oluşmaya devam etmektedir.


Son derece yanlış anlamışsın ben bunu mu söyledim sana?? Kameranın yani fotoğraf makinesinin ilkel örneklerinden günümüzün dijital fotoğraf makinelerine kadar olan süreç bir teknolojik evrimi anlatır. Bu örneği şu yüzden verdim. Hiçbir karmaşık nesne bir anda ortaya çıkmaz. Kademeler vardır, kademelere her aşamada eklenen yeni parçalar vardır, bu eklenenler zamanla bir bütünün parçası olurlar ve indirgenmesi sıkıntı yaratabilecek bir yapıyı oluştururlar. Ama her parçanın bir işlevi vardır. Bu parçalar çıkarlısa dahi bütün eskisi kadar olmasa da çalışmaya devam eder.

Evrimdeki tasarımcı koltuğunda doğal seleksiyon vardır. Bu bir semboldür. Bir insani tanımlamadır. Ama sürecin bütününü ifade eder. Her aşamada canlıya fayda sağlayan özellikler birikimli süreçlerle eklemlenir, çoğu zaman ani bir sıçrayışla çok daha farklılaşır ve türleşir.

Tesadüf kelimesine çok takıldın. Sürekli söylüyorum evrim tesadüfen oluştu demez. Rastlantısal olarak bir çok canlı doğuyor bu canlıların içinden uyum sağlayanlar devam ediyor. Bilmiyorum ki daha basit nasıl anlatılır???

Youtube'a erişemiyorsan dns ayarlarını değiştir bi şey yap o videoyu mutlaka izle. Eğer bu link çalışmıyorsa youtube a gir ve sansürsüz evrim tartışmaları diye arat. Orada 18 Mayıs 2010 tarihli tartışmayı bul. 23/28 numaralı videoyu izle.

sorgulamak
23-08-2010, 21:57
sayın taylan74

kameranın evrimini anlatmanız imkansızdır derken bilinen evrim teoremi ışığında anlatmanız imkansızdır demek istedim ki bunu yazımda da belirttim. hemen hemen her şey tabiki evrelerden geçerek gelişir.

tesadüf kelimesine takılmak değil, evrimin tamamen tesadüfler ile oluşmasına takıldım. tesadüf arapça kökenli bir kelime iken, rastlantı rast kökünden türetilmiş irani dillerden bir kelimedir. türkçedeki kendiliğinden kelimesi ile ifade edilebilir. yani aynı anlamları vermektedir.

tamamen kendiliğinden bir oluşumdan söz edilmektedir. şartlar elverdiğinden yavaş yavaş veya ani bir sıçrayışla kendiliğinden oluşabilme ihtimali ancak ''an''lara bölünerek hesaplanabilir.

yani evrim bir milyon yıl sonra böyle oldu derken işin kolayına kaçmaktadır. iyide sayın yüce evrim bu bir milyon yıldaki sürdürülebilir gelişim, nasıl oldu.

boşluk budur. milyon yılların içindeki ''an''lardır.
ağzı oluştu, yüzbin yıl sonrada yemek borusu oluştu. bu yemek borusu neden oluşuyor. bu yemek borusu oluşum sürecinde ağızda çiğnenen - diş olduğunu varsayıyorum- yemek nereye gitti. beslenme nasıl oldu.

bu gibi basit sorulara evrim cevap verememekte.

saygılarımla

evrensel-insan
23-08-2010, 22:04
Saygideger nerdesinfiruze;

beni takip ettiğiniz hissine kapılıyorum -nerdesinfiruze-

Rahatsiz olduysan, "pesini birakirim":ranger::noidea:

ben yaratıcı fikrini bilimsel temelde ortaya atmıyor, evrimi bilimsel temelde içindeki bir türlü doldurulamayan boşlukları gözlemleyerek eleştiriyor, anlamaya çalışıyorum.-nerdesinfiruze-

Bak sana kimlerin secenegini vereyim, sen hangisi olduguna karar ver. Yani neyi ortaya koyanin kim olduguna, konumuz evrim olduguna gore;

Herturlu/herbir yaratici
Evrimin kendisi
Insanoglu turu ve biri.

Ayrica bilimsellik ile inancsallik arasindaki fark, epistemolojiktir. Yani bilimsellik, su anki ortaya konandir ve insanoglu yasadikcada bu ortaya koyum, surekli suregelen bir surec olarak devam edecektir ve her zaman da, o an ortaya konamamis seyler olacaktir.

Inancsallik ise, epistemolojik degildir. Yani sirf sorulan soruya cevap verebilmek adina, bilinmiyeni zamana degil; yaraticiya baglar. Sabittir, mutlaktir, kesindir, degismezdir, sahiplenicidir, tartismasaldir, ayrimcidir v.s.

Bu temelde, seni bilmem ama; ben bilimselligin epistemolojisinden memnunum. Eger ortada henuz cevabi olmayan sorular varsa da, ki her zaman olacaktir; onu da inancin yaraticisina baglamak yerine, hem verilecek cevabin bir insanoglu turu ve biri olacaginin bilincinde, hem de su an bilinmeyen hakkinda bir spekulasyon yapmanin bana bir yarari olmayacaginin da farkindayim.

Oyuzden de epistemolojik gercekci, dusunurum ve rahatca "kusura bakma insanoglu su sordugun soruya henuz cevap veremiyor" diyebilirim.

Ustelik benim algimda, evrim; degisim, donusum, baskalasim ve olusumdur. Bunu da algilayabilmek icin milyonlarca yil geriye gitmeye de gerek yok. Su an yasamda bunu algilamak, mumkundur.

Neyin nasil ne oldugu da, onun IC DINAMIGIDIR. Ayni, yeni doganin, yasamak icin beslenmek gerekliligi gibi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

taylan
23-08-2010, 22:11
Söyleyebileceğim tek şey bana buraya sayfalar dolusu yazı yazdırmak istiyorsun buna vaktim yok.

Sürekli tesadüf ve kendiliğinden kelimelerinin etrafında dönüp duracaksın ki bu ikna olmaya niyetinin olmadığını gösteriyor. Kısa kısa geçelim:

tamamen kendiliğinden bir oluşumdan söz edilmektedir. şartlar elverdiğinden yavaş yavaş veya ani bir sıçrayışla kendiliğinden oluşabilme ihtimali ancak ''an''lara bölünerek hesaplanabilir.

Ne olacaktı peki?? Yani üstün nitelikte bir büyük yaratıcının gelip her anı mikro saliselere bölerek tasarım yapmasını mı? Yok bu fikirden sağlıklı bir çıkarım yapılmaz çünkü olayın başı sıkıntılı çünkü tasarımcı da bir varlık ve sorunsalı büyük. Onu kim yarattı?????

Kendiliğinden nedir?? Zaten dinamik ve her an reaksiyon halinde bir evrenin içinde birinin dışardan ne üfürmesini bekliyoruz? Dışarısı neresi ayrıca? Kendiliğinden şudur ki tanımlanamayan modelsiz bir dış etkenin olmadığı sadece maddenin kendi içindeki dinamikle evrildiği ve geliştiği bir süreçten bahsediyoruz. Kendilik bu işte.

Evrimin birçok şeye cevabı vardır araştırır bulursun. Ama bir nedensellik tuzağına düşürürsen herkes kafadan atmaya başlar. Önemli olan sürecin ilk başlangıç noktasından sonraki olaylar.

iyide sayın yüce evrim bu bir milyon yıldaki sürdürülebilir gelişim, nasıl oldu.

Dawkins diyor ki:
Bir cinayet mahalline gelen dedektiflerin cesedi bulamadıklarını düşün. Cinayeti çözmek için ellerindeki sınırlı verilerden cinayeti çözmeye çalıştıklarını düşün. Evrimciler cinayet mahalline sonradan gelen dedektifler gibidir.

Eninde sonunda cinayet çözülür. Çünkü kusursuz bir cinayet yoktur.

Kusursuz tasarım da yoktur ve çözülmesi için çok daha fazla veriye ihtiyaç vardır. Eninde sonunda bulunur çünkü gerçekten kusursuz bir yaratılış olmamıştır.

taylan
23-08-2010, 22:16
ağzı oluştu, yüzbin yıl sonrada yemek borusu oluştu. bu yemek borusu neden oluşuyor. bu yemek borusu oluşum sürecinde ağızda çiğnenen - diş olduğunu varsayıyorum- yemek nereye gitti. beslenme nasıl oldu.

Bu tip soruların cevabını Richard Dawkins'in ATALARIN HİKAYESİ adlı eserinde bulabilirsin. Şu an okuyorum ve sorduğun bir çok sorunun cevabının bu kitapta yer aldığını görüyorum.

sorgulamak
24-08-2010, 11:37
sayın evrensel hocam

rahatsızlık yok, sizinle tartışmak gayet zevkli.

değerli arkadaşlar.

olayı bir yaratıcıya bağlamıyorum. yaratıcı kendilğinden işin içine giriyor. hiçbir şey yokken, bir organizma var olmuşsa ben bu organizmanın geldiği yeri merak ederim. hiçten ne organizma ne de koca bir evren oluşmaz.

bir canlı bir anda oluşmamışsa, yaşayamaz. çünkü sürdürülebilir gelişmişliği sağlayamaz.

neyi yaptığını bilmeyen bir organizma neye ihtiyacı olduğunu bilmez.

sorun yaratıcı fikrini bir kenara atmak değil. nerden tutsam elimde kalan evrim.

canlı akıl edip genetik hafızayı bir sonraki kopyaya aktarır. yani geçtiği tüm süreçleri tüm evrimi aktarmalıdır. oysaki bilinen tarih itibariyle, farklı bir canlı doğuran bir türe rastlanmamıştır. bu olasıdır. yani bir insanın önceki atalarından herhangi birini doğurması olasıdır. imkan dahilindedir. ama yoktur.

evrimi incelediğim zaman elimde kalıyor. her tarafı eksik ve yama. teknik sözler söylemeye gerek yok. basite indirgeyerek evrime soruyorum. aldığım cevaplar kem-kümden ibaret.

belki bir yaratıcı yoktur. ama bu beni içinde bu kadar boşluk olan evrime götürmez.

saygılarımla.

taylan
24-08-2010, 12:15
Bir canlı bir anda oluşmamışsa, yaşayamaz. çünkü sürdürülebilir gelişmişliği sağlayamaz.

Binlerce kez çürütülmüş saçma bir iddia. Yaratıcı işin içine kendiliğinden giriyormuş vs vs.

Burada hiç bir şekilde kem küm yok ne soruyorsan cevabını alıyorsun. Git eski konuları oku nasıl cevaplar veriliyor gör. Yeni sorduğun hiç bir şey yok. Sadece sosyal algın evrimi kabullenmene müsaade etmiyor o kadar. Hayali yaratıcınla daha tam olarak vedalaşamamışsın çünkü..

axial
24-08-2010, 17:19
sayın evrensel hocam

rahatsızlık yok, sizinle tartışmak gayet zevkli.

değerli arkadaşlar.

olayı bir yaratıcıya bağlamıyorum. yaratıcı kendilğinden işin içine giriyor. hiçbir şey yokken, bir organizma var olmuşsa ben bu organizmanın geldiği yeri merak ederim. hiçten ne organizma ne de koca bir evren oluşmaz.

bir canlı bir anda oluşmamışsa, yaşayamaz. çünkü sürdürülebilir gelişmişliği sağlayamaz.
.

Yaratıcı ile evrimi bağdaştırmanıza hala anlam veremiyorum. Yaw tamam şöyle düşün madem yaratıcıyı kafandan atamıyorsun. Tanrı maddeyi yaratmıstır ve evrimle bugune gelecek şekilde programlamıştır. Tamam mı çözüldü mü bütün problemlerin. Artık evrimin neresinden tutsan elinde kalmıyor mu?

axial
24-08-2010, 17:23
neyi yaptığını bilmeyen bir organizma neye ihtiyacı olduğunu bilmez.

.

Sayın sorggulamak.

Virüsleri veya bakterileri düşününüz. neyi yaptığını bu dünyada ne işe yaradığını akledebilen varlıklar mıdır? Tek yaptıkları beslenip çoğalmak.Peki bu ihtiyaçlarını bilmiyorlarsa neden böyle davranıyorlar.

Bana şimdi bakteri ve virüslerin beyni olduğunu söylemezsiniz umarım.

sorgulamak
24-08-2010, 18:48
sayın taylan74

sosyal algım değil evrimdeki boşluklar evrime inanmamı engelliyor.

evrim kesinliği ve hatta olabilirliği kesin ıspatlanamazken, niye inanmıyorsunuz demek abesle iştigaldir.

tek bir kere bile çürütülememiş bir iddia ve cevaplanamamış sorulardır.

evrim cevap olarak gözün oluşumu, gelişimi gibi nasıllarla gelmiş. sıfır iq süyle doğanın gözü bilmediği halde neden oluşturmak istediğine cevap veremiyor. bunlar devasa boşluklardır. tıpkı olmayan devasa araformlar gibi.

içinde bir türlü doldurulamayan bu kadar boşluk olan bir teoriye inanmanızı, sosyal algınıza bile yoramıyorum.

sayın axial

hücrelerin derdi ne ki sürekli yenileniyorlar. hücrelerin beynimi var.

saygılarımla

axial
24-08-2010, 19:51
Bende onu diyorum allahmı diyor onlara kendinizi yenileyin diye.

axial
24-08-2010, 19:52
Siz şimdi boşverin de benim önerime kulak verin.

Allah maddeyi evrime uyumlu şekilde yarattı dersem sizin için evrimdeki boşluklar dolacak mı?

taylan
24-08-2010, 21:58
evrim cevap olarak gözün oluşumu, gelişimi gibi nasıllarla gelmiş. sıfır iq süyle doğanın gözü bilmediği halde neden oluşturmak istediğine cevap veremiyor. bunlar devasa boşluklardır. tıpkı olmayan devasa araformlar gibi.

Bakın saygıdeğer arkadaşım. Doğanın gözü, kulağı, mideyi, bacağı, kolu bilmesi gibi bir durum yok zaten. Doğada bilgi bu şekilde bulunmuyor. Bunlar çok fazla insani tanımlamalar. Yanılgı dolu. Doğadaki tüm bu yapıların nedenine verilebilecek cevap uygun şartların oluşumu ve canlının bu şartlara adaptasyonu şeklinde cevaplanır. ışık varsa ışığa duyarlı hücre oluşur. Bu hücre zaman içinde kavis kazanarak mercek oluşturur. Bu zorunluluk birinci ilkeyi sebep alarak ikincisine seçilimli bir temel oluşturur. Dolayısıyla ışık alan hücre grubuyla daha gelişmiş ışığın hareketini izleyebilen göze doğru bir boşluk göremeyiz. Bunlar tamamen kanıtlanmıştır.

Vücut üyeleri olan ön kollar ve bacaklar ise devonien dönemi balık popülasyonunda evrilmiş bir yapıdır. Bu dönemin ardındaki 100 milyon yıl içinde yine bu ortak yapıyı temel alan çeneli balıklar, et yüzgeçliler oluşmuş, et yüzgeçliler karada kendi ağırlıklarını taşıyabilecek kemiksi yapılar geliştirmiş, bu yapılar zaman içinde yine kendi doğrultusunun zorunlu sonucu olarak bacaklara dönüşmüştür. Bu anfibi ataların balıksı karakteri hala korunaklıdır. Sürüngenler sudaki balıklar gibi yatay hareket ederler. Memelilerde vertikal dikey hareket vardır. o yüzden yunus ve balinalar dikey kuyruk hareketi ile yüzerler. Yani balık değildirler. Karasal ataları vardır.

Doğada gözün kaybolduğu canlılar da vardır. Mesela bazı kemirgenler ataları gözlere sahip oldukları halde yaşadıkları eko sisteme uyum gereği gözlerini kaybetmişlerdir. Gözleri kalın bir deri parçasıyla örtülü türler yer altında toprak kazarak yaşamlarını sürdürür. Gözleri artık işlev taşımamaktadır. Dolayısıyla başta sorduğumuz neden göz var? sorusu bu canlıda anlamsızlaşmıştır. Anlıyoruz ki canlıların yapıları çevreye adaptasyonla birlikte değişir ve farklılaşır. Öyleyse evrim eko sistemin etkilerinden ayrı düşünülemez. Öyleyse neden göz diye bir soru sorduğumuz zaman gözün oluşmasını zorunlu kılan çevre şartlarına bakmamız gerekir.

Canlılar bir nevi oyun hamuru gibidir. Genler de bu oyun hamuruyla oynayan çocuklara benzer.

Devasa ara form boşluğundan söz edemeyiz. Çoğunlukla türlerin geçiş fosilleri vardır ve kanıtlar güçlüdür. Tiktaalik Rosae karaya uyum sürecindeki anfibiler hakkında bir çok kuşkuyu gideren harika bir geçiş formudur. Yine arkopteriks, rahona, vs gibi theropod torunları kuşlara giden yolda önemli duraklardır.

Evrim bir inanç öğretisi değildir. Gözlenebilen, sınanabilen ve yanlışlanabilen veriler üzerine kuruludur. Evrim bilinir ve doğru olduğu düşünülür.
Evrimin ve mekanizmalarının yeteri kadar ikna edici olduğunu düşünüyorum. Çünkü aklım ve mantığım bir canlının yeryüzünde bir anda hokuspokusla belirdiğini kesinlikle kabul etmeyecek denli aydınlanmıştır. Böyle bir şey mümkün değil. Görülmüş ve deneylenmiş de değil. Buna inanmanın tek gerekçesi vardır o da imandır. Çünkü iman bir sürü hayali varlığa da inanmayı gerektireceği için bu dilden konuşanlara evrimi anlatmak da büyük bir vakit kaybıdır.

sorgulamak
08-09-2010, 21:20
sayın axial

Allah maddeyi evrime uygun yarattı desenizde değişen bir şey yok. çünkü bilimin iddia ettiği gibi bir evrim mümkün değildir.

sorgulamak
08-09-2010, 21:29
sayın taylan74

bir veya bir kaç bilim insanının yeterli malzeme ve bilgi ile bir robot yapmaları mümkündür.

tamamen metalden oluşan bir gezegende kendiliğinden çevre şartları ile herhangi bir robotcuk dahi oluşması imkansızdır.

balıktan evrildi kol oluştu, kuşa evrildi kol kanat oldu, gibi söylemlerin içindeki boşluk devasadır. vücud neden kol oluştursun.

bana gözün oluşabilirliğini anlatmaktasınızda, ne akla hizmettir ki bu göz/ler vücudun en hakim olduğu yerdedir.

aynı evrim sürecinden geçildiği halde neden dişil ve eril cinsel organı farklıdır.
neden rahim sadece dişidedir.
süreç aynı ise aynı genetik hafızanın devamı ise çift olma olasılığı ortadan kalkar.

evrimdeki tesadüfler silsilesi ile bugün gezegenimizde milyonlarsa insan türü yaşaması gerekirdi. oysa hepsi aynıdır.

boşluk bunlardır.

taylan
08-09-2010, 21:57
bir veya bir kaç bilim insanının yeterli malzeme ve bilgi ile bir robot yapmaları mümkündür.
tamamen metalden oluşan bir gezegende kendiliğinden çevre şartları ile herhangi bir robotcuk dahi oluşması imkansızdır.

Sayın sorgulamak gerçekten güzel sorularınız var ama cevaplanabilir. Bakın Metalin kendi kendine üremesi mümkün değil. Bildiğimiz anlamda bir metal üreyip yeni metaller üretemez. Metalin oluşması için ısı ve uygun kimyasal şartlar gerekir. Çünkü atom dizilimi buna imkan vermez. Metal canlı değildir. İçinde DNA ve RNA yoktur. HÜcre yoktur. Sinir sistemi yoktur. Sinir sisteminin topaklandığı beyin yerine geçebilecek nöral bir merkez yoktur. Bu verdiğiniz örnekle canlılığın bilinçli bir müdahale ile ortaya çıktığı fikrini kanıtlamaya çalışıyorsunuz ama örnek uymuyor.

balıktan evrildi kol oluştu, kuşa evrildi kol kanat oldu, gibi söylemlerin içindeki boşluk devasadır. vücud neden kol oluştursun.

400 milyon yıl önceki devonien dönemi balıklarında bugünkü hayvanları değil bu hayvanların sahip olduğu vücut formlarının atalarını görürüz. Evet et yüzgeçli balıklar evrildi ve karasal yaşama adapte oldular. Evet sürüngenden dinozora dinozorların içinden theropod denilen türden de kuşlara geçiş oldu. Ama omurgalı vücut planı hiç değişmedi. Bu süreç içinde balığın yüzgeciyle kuşun kanadı aslında aynı merkez noktada bulunmaktadır. İkisi de gövdeden çıkan uzantılardır. Kol kanat olmadı. Kol tüylerle kaplandı ve önce süzülmeye sonra uçmaya uyum sağladı.

Vücut neden kol oluştursun? Bilmiyorum. Bilimde neden bu şekilde aranmaz. Ama şunu söyleyebilirim kol değil de yüzgeç neden oluştu diye sorarsanız buna tamamen canlının içinde bulunduğu şartlara uyumu sonucu diye cevap verebilirim. Çünkü 400 milyon yıl önce kol denilen bir yapıdan bahsedemeyiz. İşi başından bu güne takip ederseniz devasa boşluklara rağmen evrimin, aslında ana formu hiç değiştirmeden T form üzerinde basit değişiklikler yaparak bir canlı çeşitliliği oluşturduğunu görürüz. Tüm bu çeşitlilik ortak köken ilişkilerine dayalıdır.

bana gözün oluşabilirliğini anlatmaktasınızda, ne akla hizmettir ki bu göz/ler vücudun en hakim olduğu yerdedir.

Gözler nöral alana yakın evrimleşmiştir. Çünkü alıcı organlardır. Dolayısıyla gözlerin ayakta ya da kolda olmamasının nedeni budur. Çünkü sağlayacağı fayda daha fazladır. Bu yüzden nöral yapı beyin sinir sistemi geliştikçe beynin evrimiyle birlikte gözlerin de bu yapıya yakın yere yerleştiğini görüyoruz. Dolayısıyla ilk organik atada göze giden sürecin başındaki organ bu şekilde yerleşmiştir. Biz de bu atanın özelliklerini taşıdığımız için tüm canlılarda göz bugünkü hakim noktada bulunmaktadır.

Üreme organlarının evrimi ile ilgili detaylı bilgim yok. Bunu başka bir arkadaş cevaplayabilir.

evrimdeki tesadüfler silsilesi ile bugün gezegenimizde milyonlarca insan türü yaşaması gerekirdi. oysa hepsi aynıdır.

Doğal seleksiyon kavramını anlamamışsınız. Onu anlamanız gerekir ki bu iddianızı cevaplandırabilelim. Türler arası rekabet diye bir şey duydunuz mu? Gezegenimizde tek bir insan türünün baskın olmasının nedeni yine evrim sürecinde beslenme, üreme ve alet kullanımı konusunda baskın olan bir türün diğer türleri elemesiyle alakalıdır. Burada rastlantı yoktur.

evrensel-insan
08-09-2010, 22:29
Saygideger arkadaslar;

Konu ne olursa olsun, o konuya ya "anlamamak/inanmak" dusuncesi ile yanasirsin; ya da anlamak/aciklamak" dusuncesi ile yanasirsin. Bu her konuda boyledir, hem dini hem de bilimsel konuda da.

Buradaki inanmak "anlamamak" uzerine insa edilmistir, yani inanc bir iman onyargisidir, pesin hukumlulugudur.

Ama; konuya "anlamak/aciklamak" isteyen, hic bir zaman; bir iman temelli inancli gibi yanasip "ne bileyim ben, balik bilir, evrim bilir" demez. Zaten boyle bir yanit verir ve yanasim gosterirse, inanc olur.

Ama, inancli, zaten anlamadigi icin "taktiri ilahi iste. Allah bilir v.s." temelli, inancini dile getirir.

Ornek verelim. "Balik turlerinden bazilari, sartlarin musaitligi temelinde, karaya cikmislar ve boylece ilk surungenlere evrilmislerdir"

Inanan;"Ben ne bileyim, baligin surungene evrildigine inaniyorum sadece"

Inanan "hic olur mu, balik surungene doner mi?, surungen baska, balik baska. Neden tum baliklar surungene donusmedi, neden su an hem balik hem surungen var?" temelli, "anlamamak" icin verilen yanittir.

Cunku bu yanit; tum canlilarin hepsinin birden ayni anda dunyada oldugunu dusunur ve bu canlilari, dunyaya "koyan/yaratan" bir yaratici inancina sahiptir.

Kendisi, bir kisinin tum canlilarin bir anda ortaya cikmadigini ona anlatabilmeyi basarsa bile, cevap hazirdir "Takdir-i ilahi. Allah boyle yaratmis.

Bu yaratim yanasimindaki degisimin de algilanamamasi, bu yaratimin sabit, degismez, mukemmel, kusursuz v.s. icerigini verir. Neden, cunku "Allah yaratmistir, Allah'in yarattigi da inanira gore "kusurlu, bozuk, duzensiz v.s. olamaz"

Peki neden?, nedeni aciktir. Allah'in NEGATIF BIR OZNELLIK BARINDIRMADIGIDIR. Dolayisiyle, ALLAH POZITIFTIR. Herseyin, en dogrusunu, iyisini, mukemmelini, duzenlisini v.s. yapar ve bunu oyle yapar ki, sen bir inancli olarak "agzin acik/hayranlik/saskinlik" ile ancak bunu algilarsin. Neden, cunku Allah POZITIFTIR ve baska hic bir guc (varsa), bu POZITIVITEYI GOSTEREMEZ.

O yuzden bir kisinin, anlamak veya anlamamak icin, konuya yanasmasi alginin kilit noktasidir.

Sonucta, anlamamayi, iman duzeyindeki inacla, bilinc altina yerlestirmis bir kisi, zaten bu bilinc altinin yonlendirmesi ile hareket eder, dusunur ve davranir.

Bu temelde de, anlamamaya kendini bilinc alti olarak sartlandirmis bir kisinin, anlatilan "agizla kus tutmak bile olsa" anlatilmasi ve anlanmasi, sabitlik ve degismezlik imaninin inanci temelinde mumkun degildir.

Bu durum sadece din icin degil; etik degerlerin, milli, ahlaki, geleneksel, toresel, siyasal, sosyal, kulturel v.s. sartlanmisliklari ve metafizigin, her turlu ideolojik inancsal dogrulari icin de gecerlidir.

Bu arada unutmamak gerekir ki, eger inancli anlamaya acik bir durumda da, inancina ters dusen bir seyi kabul etme durumunda ise, psiklojik rahatsizlik duyarak ve bilinc alti olarak, bu kabul edilecek durumu bile, inancina ters dusmemek icin, red etmek ve karsi cikmak durumundadir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

taylan
08-09-2010, 22:43
Sayı Evrensel insan sizce böyle bir soru sorulabilir mi?

Neden kol oluştu? Neden göz oluştu? Neden, neden, neden,,,,

Elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum bu soruyu soranlara. Doğal seleksiyon diyorum adaptasyon diyorum. Ama bana ilk baştaki nedensellik soruluyor. Neden sorusuna bilim sizce nasıl cevap vermeli? Verdiğim cevaplar sizce doğru mu?

Saygılar

evrensel-insan
08-09-2010, 22:55
Saygideger taylan 74;

Ben zaten senin, bilhassa evrim konusunda "ne kadar caba harcadigini, elinden geleni yaptigini v.s." gozlemliyorum.

Bir yerde yukaridaki mesaj, bu anlamda senin bu cabana yonelikti.

Bir kisi "Kardesim, bos konusuyorsun, ben seni agzinla kus tutarken gorsem bile sana INANMAM" Neden, cunku bu tip bir cumle kullanan bir inancli "BASKA SEYE INANMIS, SANA NEDEN INANSIN KI" Eger sana inanacak olsa, iman temelli inanci "sarsilacak."

Oyuzden konunun, sence "ya bu kadar da olmazki, buna da itiraz edilmez ki" dusunce icerigi ne kadar olursa olsun, bu degismez. Cunku,m konu anlatilan degil; INANCIN DEGISIME UGRAMAMASIDIR.

O yuzden tavsiyem, sen yine cabani harca; ama, hic bir "umuda kapilmadan."

Sonucta, bir site yazar kitlesine hitab ediyorsun, tek bir kisiye degil. Bu kitle icerisinde, her duzey inancli mevcut.

Ama, baktin lakaba yonelik mesajlasma da, artik "bir sonuc alamiyorsun", o zaman; mesajini genel yaz.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
08-09-2010, 23:02
Saygideger taylan 74;

Neden sorusuna bilim sizce nasıl cevap vermeli? Verdiğim cevaplar sizce doğru mu?-Neden-

Bilim ve bilimselligi, neden sorusuna cevap veremez. Cunku neden sorusunun cevabi, OBJEKTIF DEGIL; SUBJEKTIFTIR. Sadece cevabi vereni baglar. Bu soruya Darwin'in verdigi cevap ile, o gunden bugune verilen cevaplar ve senin verdigin cevap farklilisir. Nedeni basittir. Cunku, hic bir kisi, baska bir kisinin bilgi, birikim, gozlem, bilinc, farkindalik, konulara yanasim v.s. duzeyinde degildir. Her verilen nedenin cevabi da, sadece kisinin kendi duzeyine mahsus bir cevaptir.

Bir d bu cevap, veren kisiyi tatmin edebilir ama; verdigi kisiyi, yani cevabi alan kisiyi tatmin etmesi ise, ayni nedenerden mumkun olmayabilir. Ustelik, her kisinin, kullanilan terimlere kavramlara verdigi icerik ve anlam da farklilasir.

Bir yerde nedenin cevabi, cevabi veren kisinin DUSUNCESI, ya da INANCIDIR. Dusunce ise, verdigi cevabi aciklayabilir, inanc ise zaten aciklayamaz.

Mesela, suyun 100 derece de, neden kaynayip, buharlastigini aciklamak, cogunlukla subjektiftir. Cunku bilim, sadece "suyun 100 derecede kaynadigini ORTAYA KOYAR, nasil; gozlemi, deneyi v.s. si ile.

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
08-09-2010, 23:34
Saygideger taylan 74;

Nedensellik, bilimin degil; felsefenin konusudur. Uc turlu nedensellik vardir. Istersen bunun mesaj linkini verebilirim.

Inanclinin nedeni hazirdir "Takdir-i Ilahi, Allah bilir, cunku Allah boylesini uygun gordu v.s."

Bilimin de "ispat temelli" nedeni, gozleme, deneye v.s. dayanir. Birisi sana neden suyun 100 derecede kaynadigini sorarsa, yapabilecegin tek bilimsellik; o kisiye, bunu gozlemletmendir.

Inanc ise, deneye gozleme v.s. degil; inanilan yaraticinin ortaya koydugu (Kuran, dini ilkeler, uygulamalar, inanclar v.s. gibi) verilere dayanir, yani IMANA DAYANIR. Cunku iman sarsilirsa, nedenin cevabi da "sarsilir."

Saygilarimla;
evrensel-insan

sorgulamak
09-09-2010, 00:36
sayın evrensel hocam

yaklaşımınız gayet güzel, lakin eksik.

metal canlı değildir. DNAsıyla RNAsıyla organizma canlıdır. onu canlılığa götüren şey evrimin iddia ettiği gibi düşen yıldırımlar olamaz. olabilirlilik hesaplamasıyla bilimsel olarak bu metal içinde geçerlidir.

evrimin içindeki milyonlarca yıllık boşluklar ciddi bir problemdir.

doğal seleksiyonu yeterince biliyor ve anlıyorum. içinde bulunduğumuz evrimsel durum doğal seleksiyona değil sadece hayra yorumlanabilecek düzeydedir.

bir e.koli bakterisinin bir sonraki kopyadaki milyonda birlik bir hata oranının oluşturabileceği çeşitlilik/ayrışma bilimseldir. aynı şey bir sonraki kopya için hata oranının çok daha fazla olduğu diğer canlı türlerinde daha ciddi ve daha gözlemlenebilir bir çeşitliliğe sebep olmalı. bu denli devasa bir hata oranıyla neredeyse birbirine benzemeyen canlı türleri oluşmalı.

baskın türlerin davranışları ile açıklamaya çalışsak bile çok daha büyük bir boşluk ortaya çıkmakta. yok olan diğer türler nerede. çünkü böyle bir hata oranıyla oluşacak çeşitlilik milyonlarca tür insan demektir.geçtim milyonları homosapienin baskın gücü karşısında yok olan türler nerede.
boşluk burada.

gözün başta bulunmasını izah şekliniz tamamen bir akıllı tasarıma gitmektedir. çünkü evrim duyu organlarımız için en doğru yeri bilemez. biliyorsa bilinçlidir.

daha basit bir söylemle diyebilirizki.
evrim sürekliliktir. ve hissetmesek bile sürmektedir. 50.000 yıl önceki iki insanın birleşmesi ile gelen neslin her biri farklı bir yol çizerler. evrim hepsinde aynı şekilde yürümez. hepsi ama hepsi birey sayısınca değişik evrilir. oysa günümüzdeki milyonlarca insan aynıdır. her bir bireyin evrimi bir sonraki iki bireye genetik olarak aktarıldığında dahi, sonraki iki bireyde evrim aynı işlemeyecek farklılık oluşacak ve onlardan türeyen bireylerde yine evrim farklı bir yol izleyecektir. ve bu sonraki her birey için devam edecektir.
yani bir veya bir kaç insandan milyarlarca aynı insan türemesi başlı başına evrimi çürüten bir gerçektir.

saygılarımla.

evrensel-insan
09-09-2010, 00:44
Saygideger sorgulamak;

Bilimin epistemolojik olarak cevaplayamadigi bir soru varsa; ne yaparsiniz?

Bilimin su aniyla yetinir ve bu sorunun cevabinin aciklanmasini bekler, ya da kendi yetiniz varsa; bilimsel olarak bu sorunun aciklanmasi icin, caba mi harcarsiniz?

Yoksa, meraktan "catlar" illa bir cevap arar ve verilmis cevaplar icinden, sizi inanc olarak en cok tatmin edenini mi secersiniz?

Ya da, "Taktir-i ilahi, Allah bilir v.s." mi olur cevabiniz?

Buyrun, cevabiniz hangisi ise, nedenini de aciklayin.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sorgulamak
09-09-2010, 01:19
sayın evrensel hocam

takdir-i ilahi demem. çünkü yaratıcı kendisi ''akıl etmezmisiniz'' diye sorarken, düşünmeden araştırmadan, takdir-i ilahi diyemem.

ben düşünen bir varlığım. işin kolayına kaçıp, takdir-i ilahi diyemem. düşünme yeteneğim buna engel olur.

bilime inanırım. bilmek fiiline giden yola inanırım. bilimin cevaplayamadığı yerde olabilirlilik teorilerine bakarım. ama olma olasılığı olmayan bir teoriyede sıkı sıkıya sarılmam.

evrim bir teoridir. ıspatlanamamıştır. araştırırım beni tatmin edebiliyorsa o teoriye inanırım. ama tatmin etmek bir yana saçmalamaya başlamışsa bir kenara iterim.

evrimin olmaması bizi bir yaratıcıya götürmez. canlılık belki evrimle değilde yine yaratıcıya ihtiyaç kalmayacak başka bir şekilde oluşmuştur. bunu bilemeyiz. ama bildiğim şey evrimin içi boş nerden tutsam elimde kalan bir teori olduğudur

kaldıki evrim tek bir teoriden değil binlerce teoremden oluşur. her boşlukta bir yama teori. böyle olunca da ciddiyetini kaybetmiştir.

evrim bana herşeyi yaratanın bir yaratıcıya ihtiyacı olduğunu öne sürerken kendi ilk organizması için bir yaratıcıya gerek görmemektedir.

değişik evrim süreçlerinden geçen herşeyin neden çift olduğunu umursamamaktadır. en basit söylemle çifter çiftermi evriliyoruz. bu ciddi bir mantık hatasıdır.

bir yaratıcıya aklı yatmayan birinin, evrime aklı yatması anlaşılır değildir. çünkü ikisindede ''ilk'' problemi tüm ciddiyeti ile mevcuttur.

süregelen evrimin mantığı, trilyonlarca aynı canlı türleriyle çürümektedir.

maymundan türeyen insanın genetik hafızasında halen maymun olmalıdır. lakin binlerce yıldır hala bir maymun doğuran bir insana rastlanmamıştır. bunun olma olasılığı milyarda birmidir. bu olasılıkla bile milyonlarca insandan türeyen maymun türleri olması gerekirdi.

ve yine o maymunlardan türeyen insan türleri olmalıydı.

evrim geçen süreçleri oldu bitti diyerek çöpe atmakta. oysa genetik hafıza ile herşey aktarılıyorken geçtiği iddia edilen süreçleri çöpe atamayız.

örnekler o kadar çoğaltılabilirki buna kitaplar yetmez.

devasa bir boşluk içinde uçuşan teoriler silsilesi. buna bilim diyemeyiz.

belki yaratıcı yoktur. ama bunun ıspatı kesinlikle evrim değildir.

saygılarımla.

evrensel-insan
09-09-2010, 01:24
Saygideger sorgulamak;

Evrim ve evrilmek, sen ne algiliyorsun? Evrim ve evrilmenin, epistemolojik olarak, bilimin herhangibir dalinin bilimsel olarak ortaya koydugu, herhangi bir sey yok mu, sence?

Ya da evrime, inanip/inanmamak; sence neyi degistirir?

Eger varsa; evrim neyin karsitidir?

Saygilarimla;
evrensel-insan

evrensel-insan
09-09-2010, 01:37
Saygideger sorgulamak;

Soyle diyeyim. Bilimselligin temeli gozleme v.s. dayanir. Sen bir kisi olarak, evrende herseyin biri biri ile iliskisini ve herturlu iliski zincirini ve herseyin, bir olusum, degisim, donusum ve baskalasim oldugunu ve bunun surekli suregelen bir surec oldugunu ve her donemin kendine has bir olusum sureci oldugunu, gozlemliyebiliyor musun?

Ornek, sperme degisim, fetusa donusum, bebege baskalasim ve insanoglu olusum. Insanoglu iken, yaslanarak degisim, olum ile donusum ve olu vucuttan beslenenlere eliyle baskalasim ve her beslenenin olusumu.

Sen bunlara ne ad veriyorsun?

Saygilarimla;
evrensel-insan

sorgulamak
09-09-2010, 01:44
değerli hocam

ben düşünsel evrime inanırım. yaşam kalitesi ve şartlar değiştikçe insanlar düşünsel olarak evrilir, genellikle daha üst bir seviyeye ulaşırlar.

çok güneşte kalınca kararırsınız. kışın çetin şartlarında gözlerinizi kıstığınız için gözleriniz çekikleşir.

bana göre evrim bu kadardır. çünkü gözlemlenebildiği gibi akla da yatkındır.

evrimin bilime katkısı bu gibi örneklerdir.

yani güneşten korunmak için vücud şemsiyeye benzer bir organ oluşturmaz.

benim evrim inancım bu kadardır.

evrime inanıp inanmamak çok şeyi değiştirir. basitçe yanlış bir bilgiye inanmak gibi bir hatayı oluşturur.

evrim yaratıcının karşıtıdır ki hata da zaten burda ortaya çıkmakta. evrim kendisini yaratıcının karşına koyduğu için, içindeki her bir boşluk için sürekli teoriler üretmektedir.

evrim bilimsel olmaktan çıkıp varolduğu varsayılan yaratıcıya karşı bir saldırı ve çürütme dalgasına girişmiş, bu öyle bir hale gelmiş ki içindeki mantıksızlıklar ve boşluklar görünmez olmuş, bilimsel olmaktan çıkmıştır.

farzedelim ki yaratıcı yoktur. ama yaratıcı vardır kavramının karşıtı içindeki açıklanamayan devasa boşlukları ile evrim değildir.

bilim insanları, yaratıcıya karşı elde bir şey olmayınca tüm mantık hatalarına karşın evrime sıkı sıkıya sarılmış, ve başka fikirlerin ortaya çıkmasını engellemişlerdir.

bu evrim olmadı dense belki daha elle tutulur teoriler ortaya çıkacaktır. çünkü insan düşünür ve düşündüğü sürecede bir şeyler yumurtlamaya devam edecektir.

saygılarımla.

AerA
09-09-2010, 01:51
Sayın sorgulamak ;

Olaya şu şekilde baksak. Evrim kendini yaratılışın önüne koymamış, yaratılış evrimin önüne geçmiştir.

Doğa hakkında çok az şey biliyorken, hiç bir şey bilmediğimiz Tanrı kavramı doğa hakkında neyi açıklar? Karanlık iki katına çıkınca, karanlıktaki obje netleşir mi?

Düşünebilen bir insanın yumurtlaması olmasın bu yaratılışda?

Birde en baştan söyleyeyim, benim işim Bilim olduğundan Evrim Teorisi gibi bilimsel bir olguya uzaktan bakarım. Körü körüne iman, teolojilerde vardır. Evrime iman etmem yani.

evrensel-insan
09-09-2010, 01:59
Saygideger sorgulamak;

Eger benim bir mesaj once dile getirdiklerimi, gozlemliyebiliyorsan; bunun adinin ne olmasi onemli degildir. EVRIMCI olmak ise baska bir seydir.

Bu iki temeldedir, seyleri kendi haline birakip, DEVRIM YAPMAMAK ve evrim ile ilgili ne soylenirse, ona sorgusuz/sualsiz inanmak.

Oyuzden evrimden,ne algiladigin, ne gozlemledigin onemlidir, neyin evrim neyin olmadigi v.s. degil.

Onemli olan bir konu da, insanoglu turu ve biri disinda bir guc aramamaktir. Zaten boyle bir guc ararsan ve egonu tatmin icin, ona verdigin oznellikle kendini ona teslim edersen, bu tanri olmus, Allah olmus, spagetti canavari olmus, evren olmus, evrim olmus, doga olmus, madde olmus v.s. fark etmez.

Sonucta kendi dahil her seyi ortaya koyan KIM INSANOGLUDUR ve kendini de kendi disinda kalan algiladigi herseyi de ortaya ne olarak koyan insanogludur. Ustelik bu bir monologdur ve sadece insanoglu turu ve biri taraflidir.

Zaten bu algilanirsa, yaraticinin da (soyutlama), programlayicinin da, akilli tasarimcinin da ve herhangibir yaraticiya verilen tum oznel iceriklerinde, birer insanoglu turu ve biri ozelligi oldugu algilanir.

Bence onemli olan, gozlem, bilimsellik, bilimselligin epistemolojik gercekligi ve insan temelli yaklasim, yani insanoglu turu ve biri disinda neyin ne oldugunu ortaya koyan, baska bir kimin olmamasi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sorgulamak
09-09-2010, 02:00
sayın AerA

benim dediğimde kesinlikle budur.
bilimsel düşünen herkes, evrime uzaktan bakmalı.
körü körüne inanmak problemin zaten kendisidir.

dinsel olarak baktığım zaman yaratılış kesindir. burada bilimi konuşuyorsak, yaratıcı konusu, sizinde dediğiniz gibi düşünebilen bir insan tarafından üretilmiş olabilir. bunlar tartışılır.

yaratılış evrimden önce vardı. yani evrim yaratılış için bir antitezdir. kendini öyle şartlandırmıştır.
zaten bir yaratıcı fikrine sahipseniz, gücünede inanırsınız. gerisi fantastik hikayelerdir.

saygılarımla.

AerA
09-09-2010, 02:37
Sayın sorgulamak ;

Öncelikle nacizhane cevabınız için çok teşekkür ederim.

Bilimde körü körüne inanmak söz konusu olamaz. Bilim devinimdir, her bulunan yeni ile bulunmuş eskiye dair daha çok şeyin izah edilebilme gücüdür. Bilimde sabit duruş yoktur, yani körü körüne inanmak.

Basit bir örnek olarak kendi hayatımdan bir örnek vermek isterim ;

Tuhaf ve bir o kadarda eğlenceli bir Schiff Bazı sentez çalışmamda (özgün bir çalışmadır) bir aminoasitin indirgenmesi gerekmekte idi. Bir arkadaşım Azot atmosferinde yapmam gerektiğini söyledi isede dinlemedim. Bana 3 gün kayıp, bir sürü kimyasal madde (bu yanlıştır, kimyasal madde denilmemeli çünkü kimyasal olmayan madde yoktur) israfına mal oldu. Sonrasında yaptığım ilk şey aynı meslektaşıma eldeki imkanlarla azot atmosferinin nasıl oluşturulabileceğini sormamdır.

Neden anlattım? Emin olunuz ki "Evrim Teorisi" üzerine çalışanlar da körü körüne inanmış kişiler değil, sadece bulduklarının (ki cidden bir çok bulgu var) peşinden daha çok gitmek isteyen kişilerdir.

Nedir bu şahısların buldukları? Misal ilginç bir biçimde evcilleştirmenin kurtları köpeğe dönüştürdüğü. Mitokondrial RNA takibi ile köpeklerin kurtlardan geldiği tespit edilmiş üstünede bir avuç Rus, tilkileri evcilleştirerek kulak yumuşaması, kuyruk kısalması, kafatası küçülmesini gözlemlemiştir ki artık köpeklerin kökenini biliyor olmamız bundan kaynaklanır. Ayrıca biliniz ki Dünyada ki köpek türlerinin bir çoğu insanların seçimli üretimi sonucu ortaya çıkmıştır. Misal bundan 1000 yıl önce Chihuahua denilen köpek yoktur.

Neden anlattım ; İşi bilim olan kişi, yarın başka bir buluş ile önceki kendi buluşunun onaylanacağını/onaylanmayacağını bilir. Bilim içindeki şarlatanlığı kilise korosu değil yine bilim bulur ve aydınlatır. Bu sebepten körü körüne yaptığına inanmaz bilimci. Birileri tünelin ucunda ışık görmüş ve çalışmalarını sürdürmektedir.

Bir başka tespitim, Evrimin yaratılışa anti-tez olamayacağıdır. Bu yüzden kendini buna şartlandırmaz. Her şeyden öte Genesis'in Evrim Kuramından önce var olması sadece talihsizliktir. Kaldıki Ken Miller isimli Evrim Biyoloğu, yaratılışçı Behe'nin tezlerini çürütür görülür ama Ken Miller iyi bir katoliktir. Burada Evrimin yaratılışın karşısında dikildiği yoktur. Aksine yaratılış gelip, Evrimsel Kuramın önünde durmaktadır. Unutmayınız ki klonlama çalışmalarını devletler bazında yasaklayan/kısıtlayan kilise söylemleridir. Hatırlamaz mısınız Büyük Hedron Çarpıştırmasında da kilise karşı çıkmakta idi. Bilim dinin çalışma alanına müdahale etmediği gibi bilimin çalışanlarının bir çoğu imanlı kişiler iken, Din bilimin çalışma alanına müdahale eder. Bu yüzden Evrim yaratılışla yarış içinde değil, yaratılış evrimle yarış tutma heveslisidir. Siz hiç bilimin kiliseye "bilim adamını oynamayın" dediğini duydunuzmu? Ama gün geçmesin ki kilise "Tanrıyı oynamayın" diye haykırmakta. İnsanlığa da Evrim kuramı öcü gibi gösterilmekte ve inançsal değerlere saldırdığı söylenmekte.Önemli olan bu yemi de yememek.

Esen kalınız.

evrensel-insan
09-09-2010, 02:57
Saygideger sorgulamak;

Onemli olan bir konuda, evrimden ne algiladigin temelinde, evrimi aciklamak. Cunku, EVRIME KARSI OLMAK baskadir.

Bu da AerA arkadasin, bir mesaj once acikladigi gibi, evrimin ya da herhangi bir bilim dalinin, ya da biliumsel calismanin, amaci yaratici ile ugrasmak degildir.

Inancin iman korkusu, inancin "zayiflama" korkusudur. O yuzden bilimin her dalindaki bilimsel calisma; inanan acisindan bir rakiptir. Sonucta, bir yerde bilimin bilimsel calismasi ve epistemolojik olarak verdigi her konudaki cevaplar ve ortaya koyumlar, inanca bir darbedir. Cunku inanilan cevapsiz soru sayisi, bilimin her ortaya koyumunda azalmaktadir.

Neden dini inancta, daha once akilli tasarim konusu yoktu?, cunku, algilanan ve korkulan bilimsel bir "tehdit" yoktu.

Inananlarin, "ipinin pazara cikmasi", ustelik inanirlarin inanc zincirini kirmalariyla, 1430 ronesans ile baslar ve ivme kazanarak devam eder.

Zaten, onlarin amaci; evrimi yaraticinin rakibi gostermektir, yoksa; bilimselligin ne boyle bir niyeti, ne de amaci yoktur.

Oyuzden bilimsellik ile inancsallik farkini, kok ve temelden algilamak; herseyden once, inancsalligin yok saydigi insanoglu turu ve birini one cikarmaktir ve yasamin onemini ortaya koymaktir. Yani yasamak icin, oldurmek degil; yasamak ve yasatmaktir.

Ama, her zaman dedigim gibi, bilimin en buyuk "ozru/sorunu" inanc beslenmesinden ve bezenmesinden, bilhassa soyutlamanin teorisi, tezi, antitezi v.s. temelinde kurtulamamaktadir. Yani ya bilimselligi inancla beslemekte, ya da inanci bilimsellik ile beslemektedir. Iste o bahsettigin, evren, evrim v.s. ilgili cogu teori epistemoloji ustu, spekulatif ve inanctir.

Bunun da ustesinden, kisi; bilimsel dusunceyi algilamak ve inancsal dusuncenin, oyununa gelmemek ve Adem ile Havva'nin elmayi yemesi gibi, kandirilamamaktir.

Bu da bilimsel alanda yapilan, bilgi, birikim, deney, gozlem, arastirma, sorgulama v.s. ile kazanilir.

Cunku, BILIM; SUREKLI SUREGELEN BIR SEKILDE SORGULAR;
INANC; SUREKLI SUREGELEN BIR SEKILDE IMANDA TUTMAYA CALISIR.

Saygilarimla;
evrensel-insan

taylan
09-09-2010, 23:36
50.000 yıl önceki iki insanın birleşmesi ile gelen neslin her biri farklı bir yol çizerler.
Bu iddianın bilimsel olması mümkün mü? İnancınız nedir bilmiyorum ama insan nesli iki kişiden türemedi. Ayrıca 50.000 yıl çok erken bir tarih. Homosapiens 200.000 yıllık bir geçmişe sahiptir. Evrim hakkında bilginiz var mı yok mu anlayamadım. Yukarıdaki cümle evrim hakkında bilgisi olmayan birinin sözleridir.

evrim hepsinde aynı şekilde yürümez. hepsi ama hepsi birey sayısınca değişik evrilir. oysa günümüzdeki milyonlarca insan aynıdır.

Demek doğan her birey fotokopi makinesinden çıkan çıktılar gibi birbirinin aynısı. Böyle mi düşünüyorsunuz? Günümüzdeki milyonlarca insanın nesi aynı mesela hepsinin kolları bacakları var bunu mu söylüyorsunuz :D:D Ciddden hepimiz aynıyız öyle mi? Evet ortak köken ilişikleriyle açıklanırsa hepimiz 200.000 yıl önce Afkira'da yaşamış aşağı yukarı 2000 kişilik bir topluluktan türedik. Ama hiç bir insan aynı değildir. Tek yumurta ikizleri dahil. Hepimiz bir diğerimizden çok daha farklı doğarız. Farklılık mikro anlamdadır ama makro sürece çok büyük etki edebilecek güce sahiptir. Sürekli değişiyoruz ve gelecekte ne olacağımızı bu gidişat belirleyecek.

Her bir bireyin evrimi bir sonraki iki bireye genetik olarak aktarıldığında dahi, sonraki iki bireyde evrim aynı işlemeyecek farklılık oluşacak ve onlardan türeyen bireylerde yine evrim farklı bir yol izleyecektir. ve bu sonraki her birey için devam edecektir. Yani bir veya bir kaç insandan milyarlarca aynı insan türemesi başlı başına evrimi çürüten bir gerçektir.

Bu söylediklerinizden bir şey anlamadım ama son olarak söylediğiniz iddia doğru değil. Lokal bir topluluktan türeyen homo sapiens türü henüz çok büyük fenotipik bir değişim göstermemektedir. Ortak ata popülasyonumuz oldukça düşük bir sayıya sahip homojen bir topluluktu. Dolayısıyla ondan türeyen bizler de fazla farklılık göstermiyoruz. Sadece ırklara bölünmüş iklimsel etkileri yansıtan basit bir ayrışma söz konusudur. 200.000 yıl içinde kemik yapımızda, tenimizde, hastalıklarımızda, kültürümüzde önemli değişiklikler olmuştur. Homo sapiens türünün içinden farklı bir insan türünün çıkamayacağını söylemek en azından teorik anlamda mümkün değildir. Günümüzdeki biyo mekanik organların prototiplerinin geliştirilmesi ilerdeki süreçte belki evrimsel gelişime etki edebilecek bir potansiyel taşımaktadır. Mesela açlık ve diğer küresel felaketlerin insan ırkını ikiye bölmesi sözkonusu olabilir. Seçkin bir topluluk tüm imkanları zorla elinde tutup dünyanın büyük çoğunluğunu acımasız bir doğal seleksiyon trajedisinin içine itebilir. İnsan ırkı çok farklı noktalardan ikiye bölünebilir. Bunlar kurgu değil çünkü gidişat bunu göstermektedir. Sanırım bundan yaklaşık 1000 yıl kadar sonra bir seçkin insan topluluğu ve ilkel şartlarda vahşice yaşamaya çalışan büyük bir insan nüfusu olarak ikiye bölünebiliriz.

Siz akıllı tasarımcıyı araya durun.

sorgulamak
13-09-2010, 00:03
sayın taylan74

ilk insan türlerinin 50.000 yıl önce oluştuğunu söylemedim.
50.000 yıl önce iki insanın çiftleşmesinden türeyecek olan neslin her bir bireyinin kendi evrimini yaşayacağını ve böylece tamamen değişik türler ortaya çıkacağını anlatmaya çalıştım.
200.000 yıl önce homosapiensin ortaya çıktığını ve ve ortalama 2.000 kişi olduklarını ileri sürmeniz bile evrimsel süreç ile ters.
bu 2.000 kişinin tüm işlevleri ile bedenleri ''biz aynı şekilde evrilelimde farkımız olsun'' mu demiştir. 2.000 aynı kişi nasıl olabilmiştir? aynılık evrime tamamen ters değilmidir? birbirinden farklı bedenlerin aynı yöne doğru evriliyor olması bir planlama gerektirmezmi?

tüm insan ırkının neresi farklı. doğan her yüz bebekten 1-2 si farklı doğmaktadır. bu onların evrimimidir. sonraki nesillere bize göre sakatlık bilime göre evrilmelerini aktarıyorlar mı. 6 milyar insan ırkındaki farklılık nedir?

genetik hafızamızda olması gereken maymun ırkı insandan yeniden türeyebilirmi, türememesi evrime ters değilmi?

sanırım zaman makinesi filmini izlemişsiniz. belirttiğiniz gelecek senaryosu orda işlenmişti.

akıllı tasarımcıyı aramıyorum. akıl doğada baktığımız heryerde zaten kendiliğinden fışkırmakta.

saygılarımla.

taylan
13-09-2010, 03:38
50.000 yıl önce iki insanın çiftleşmesinden türeyecek olan neslin her bir bireyinin kendi evrimini yaşayacağını ve böylece tamamen değişik türler ortaya çıkacağını anlatmaya çalıştım.

Söylediklerinden 50 bin yıl önce insan adına sadece bir dişi ve bir erkek bireyin olduğunu ve bunların çiftleşerek bir insan nesli meydana getirdiklerini ve bu nesillerin her bir bireyinin kendi evrimini yaşayarak farklı türler meydana getireceğini anlıyorum. Bir nevi Adem Havva masalına indirgemeye çalışıyorsun olayı. Bu şekilde anladım yanlışsam düzelt.

Burada bir şey anlatmaya çalışman bile saçma çünkü insan ırkı hiç bir zaman iki kişiye kadar düşmemiştir. Doğada bir çifte düşebilen bir canlı varsa zaten nesli çoktan tükenmiş demektir. Buradan anladıklarım bunlar tekrar söylüyorum gerçekten ne anlatmak istediğini daha açık ifade etmelisin.

200.000 yıl önce homosapiensin ortaya çıktığını ve ve ortalama 2.000 kişi olduklarını ileri sürmeniz bile evrimsel süreç ile ters. bu 2.000 kişinin tüm işlevleri ile bedenleri ''biz aynı şekilde evrilelimde farkımız olsun'' mu demiştir. 2.000 aynı kişi nasıl olabilmiştir? aynılık evrime tamamen ters değilmidir? birbirinden farklı bedenlerin aynı yöne doğru evriliyor olması bir planlama gerektirmezmi?

Homosapiens'in tahmini ortaya çıkış süresi budur. Çünkü Homosapiens Homo ergaster ve erectusun alt varyetesidir. Bu 2.000 kişi ise bir dönem geçtiğimiz darboğazı ifade eden sayıdır. Neslimizin tükenme aşamasına geldiği bu dönemde sayımız oldukça düşmüştür. Türümüzün üyelerinin fenotipik özellikleri homojendir ve bu son kalan üyeler (sayısı artık kaç ise) doğal şartlara meydan okuyabilecek derecede avantajlara sahip oldukları için bu darboğazı geçerek homo sapiens türünün devamını sağlayabilecek genetik materyali korumuştur. Bakın 2 bin aynı kişi şu şekilde olmuştur. Ortada bir atasal tür var ve sürekli olarak alt varyete üretmektedir. Bu çeşitlilik zaman içinde homosapiens türünün ilkin örneklerini ortaya çıkarmıştır. Muhtemelen Erectusun son üyeleriyle homa sapienslerin bir dönem birlikte yaşamış oldukları muhtemel.

EVrimde sıklıkla yanlış anlaşılan nokta budur. Bir atasal tür yeni varyete üretmeye başladığı an tükenmez. Muhtemelen bir kaç nesil bu eski türle aynı dönemde yaşayabilir. Ama aralarına coğrafi izolasyon girmiş olabilir.

Bir dönem sonra Homosapiens muhtemelen evrimsel rekabet sonucu en özgün hominid türü olarak kalmıştır. Bu aynılık tür içinde hala korunmaktadır ki fenotipik özelliklerimiz iklimsel etkilerle farklılaşmış olsa da genetik materyalimiz aynıdır. Yalnız bu bile her bireyin aynı doğduğunu göstermemektedir. Eşeyli üremenin ana kuralı, parçanın yarısının başka birinden gelmesidir. Bu farklılık daha baştan canlının içine farklı bir dallanma potansiyeli yerleştirebilmektedir. Tüm insan türü aynı atadan türemiş ama genetik olarak içinden farklı bir tür çıkarabilme potansiyeline her canlıda olduğu gibi o da sahiptir. Ortada sözkonusu olan aynılık miktarının mikro mu makro mu olduğunun gözlemlenmesidir. Biz mikro anlamda farklıyız ama makro anlamda sürecin bizi nereye sürükleyeceğini bilemeyiz. Bu yüzden bir plan yoktur. Tek plan üreme ve hayatta kalma üzerine kurulu doğal seleksiyondur.

Hiç bir tür aynı yöne doğru evrilmez. Bir yön ya da gelecek planı yoktur. Ne içimize girecek mikroptan haberdarızdır ne de gelebilecek bir doğal felaketin sonuçlarından. Bu yüzden evrim tür içindeki üye sayısını olabildiğince artırarak çözümü dengeleme yoluna gitmiştir. Evrimsel süreci ancak başından günümüze kadar izleyerek çıkarsarız. Gelecek hakkında doğal seleksiyonun verebileceği hiç bir ipucu yoktur.

tüm insan ırkının neresi farklı. doğan her yüz bebekten 1-2 si farklı doğmaktadır. bu onların evrimimidir. sonraki nesillere bize göre sakatlık bilime göre evrilmelerini aktarıyorlar mı. 6 milyar insan ırkındaki farklılık nedir?

Sayın sorgulamak güzel sorularınız için teşekkür ederim. Evrimi bu tür sorular sorarak daha iyi anlayabiliriz. Günde doğan bebek sayısının 1 milyon olduğunu varsaysak doğan bir milyon bebek de birbirinden farklıdır. Yalnız farklılıklar ancak mikro ölçekte varolmaktadır. Bize hala aynaya bakıyormuşuz izlenimi veren budur. Hİç birimiz bir diğerimizin aynısı değildir. Sadece bize genlerini veren ebeveynlerimize bir parça daha çok benzeriz. Makro anlamda ise bir ortak atanın torunlarıyızdır. Gelecekte türümüzün kaça bölüneceğini şu an itibariyle bilmiyoruz. 6 milyar farklı birey demek bir 100 yıl içinde 16 milyar daha farklı birey anlamına gelir. Farkı tür içinde ayrı bir varyeteye dönüştürebilecek güç tetikte bekliyor olabilir. Bunu da bilemiyoruz.


genetik hafızamızda olması gereken maymun ırkı insandan yeniden türeyebilirmi, türememesi evrime ters değilmi?

Müthiş bir soru. Tekrar teşekkürler. Bizim hafızamızda hala daha savana hayatı izlerini barındırmaktadır. Bunun yüzlerce kanıtı vardır. İçimizde bir hominid yaşamaktadır bu doğru. Günlük hayatımızdaki tüm davranışlarımızın temeli bu savana hayatında yaşadığımız doğal seleksiyon trajedisinin izlerini taşır. Yalnız evrimde bir ana kural daha vardır. Kasedi tek bir kez izleyebilirsiniz. Biz bir kere meydana geldik ve bizden başka bir maymunun türemesinin ne tür bir gereklilikle sağlanabileceğini bilmiyoruz. Bizden tekrar bir maymun çıkıp çıkmayacağını bilemem. Belki çok daha farklı bir tür çıkacak. Ama evrimde geriye dönüş mümkün değildir. Bazen genetik hastalıklar sonucu bazı atavizmler görüldüğü doğrudur. (Dört ayaklı yürüme, kuyruklu doğum, kıllanma vs)

Bizi oluşturan atasal hominid türü bir daha geri gelmeyecektir. Çünkü bu iş bitmiştir. Şanslarını kullanmış ve bize köken vermişlerdir. O türü devam ettirebilecek üye kalmamıştır. İlerde olası bir nükleer savaşta sağ kalabilenlerin sürdüreceği olası bir vahşi yaşamın bizi neye dönüştüreceğini bilemem. Bu iş biraz kurguya girer. Tüm bu ihtimaller bizden ne türeyeceğinin belirgin olmaması evrimin bir kanıtıdır. Çünkü bu potansiyelin nereye varacağını kimse bilemez. Zaman Makinesi filmi H.G. Wells'in romanından uyarlanmıştı. Müthiş bir senaryo evet ve olası. İnsan türünün ikiye bölünmesi ve bir türün yeraltında yaşamak zorunda oluşunun bedeninde yarattığı değişiklikleri yönetmen çok güzel vermişti. Yalnız ben insan fenotibinin 800 bin yıl sonra bugünkü haliyle kalacağını sanmıyorum. Yeraltındaki MORDOR türü daha mantıklıydı. Çok uzun bir süre ve mutlaka doğal seleksiyonun el atacağı bir süre. Çünkü zaten değişmeye çok uygun bir biyolojimiz var. 800 bin sonrasını hayal etmek bile müthiş eğlenceli.

Doğadan fışkıran bir akıl yoktur. Doğada akıl aramak bizim gibi aklını sonradan kazanmış varlıkların yanılgısıdır. Doğadaki işleyiş tamamen kör ve plansızdır. Yalnız işler atılan basit adımın bir sonraki adıma kadar biriktirdiği fayda işin içine girince değişir. Bir sonraki adım bir önceki adımı daha sonraki adım sa ikisinin faydalı karışımını içerir. Bu şekilde sürer gider.

axial
13-09-2010, 10:40
yaratılış evrimden önce vardı. yani evrim yaratılış için bir antitezdir. kendini öyle şartlandırmıştır.
zaten bir yaratıcı fikrine sahipseniz, gücünede inanırsınız. gerisi fantastik hikayelerdir.

saygılarımla.


Evrim yaratılış için bir antitez midir? Buna hangi cüretle karar veriyorsunuz. Bilim dünyası evrimden önce yaratılış teorisini mi ispatlamaya çalışıyordu. Ya da evrim teorisi yaradılışın kaynağını bulacağım şeklinde mi ortaya çıkmıştır. Hayır bulanık sularda yüzerek demagoji yaparak bir şey bildiğinizi iddaa ediyorsunuz fakat bu konuda cahilsiniz. Bunu lütfen kabul edin.


Evrim teorisi hiçbir zaman yaradılış teorisine karşı yürütlen bilimsel bir teori olmadı. Ha evrim teorisi dinleri yerle bir etti pek çok insan inancını bu sebepten kaybetmiş olabilir. Ama bu işin bilimsel kısmının ilgisi ve bilgisi dahilinde olmamıştır.


Size bir örnek vereyim. Galile dünya yuvarlak demeden önce, dünya tepsi biçiminde ve bir öküzün boynuzunda dengede durduğuna inanan kişiler vardı. Galile nin ve keplerin keşifleriyle bu inançları yerle bir oldu hüsrana uğradılar. Fakat galilenin amacı onları inançlarından etmek değildi. Sadece bilimsel gerçekleri arıyorlardı.

Ve de üzülerek söylüyorum ki dostum. Tanrı kavramı bilimin alanına girebilecek birşey değildir ne yazık ki. Çünkü ispatı yoktur. O yüzden de ilgilenmez tanrıyla falan. Kişilerin kendi inançları olabilir ama bilimsel anlamda asla.

sorgulamak
14-09-2010, 21:41
sayın axial

cehaletime verin :)

evrim zaten yaratıcı yoktur kendiliğinden yaşam oluştu derken isteyerek yada istemeyerek antitez olma yolunda ilk adımını atmıştır.
kendiliğinden oluşum ister istemez yaratılışçı düşüncenin karşısına dikilmiştir.

karşılıklı tartışmalar bu süreci tetiklemiş ve evrim tüm gücü ile yaratılışçı zihniyete karşı kendini ıspatlama çabasına girişmiştir. böyle oluncada akıl ve mantık devre dışı kalmış, yaratılışçıların her çürütme veya yalanlama dalgasına yeni bir teoriyle karşı koymaya çalışmıştır.

antitez kelimesinden kastım budur.

galileo örneğinde olduğu gibi, gelileonun niyeti dünyanın düz olduğuna inanlara karşı bir antitez üretmek değil, bildiği ve ıspatladığı gerçeği açıklamak iken ister istemez düz mantığa karşı bir antitez olmuştur.

farklı bir benzetme ile maddenin karşıtı antimaddedir. lakin antimaddenin böyle bir derdi yoktur.

evrim antitez olmak fikri ile yola çıkmamış olsa bile fikirleri ile başka bir fikir için antitez olmuştur. böyle olduğu için evrimciler ve yaratılışçılar sürekli tartışır.

bu tanıma bu kadar celallenmeniz gerekmez. varsın antitez olmasın :)

saygılarımla

sorgulamak
14-09-2010, 22:02
sayın taylan74

evrim sürekliliktir. yani durdurak bilmeden farklı bedenler ve hatta farklı hücreler sürekli evrilir. bazen yavaş bazende ani bir sıçrayışla.

böyle bir süreklilikte hiçbir canlı türünün aynı olmaması gerekir. aynılık evrim ile tamamen terstir.

birbirinden bağımsız bedenler aynı evrilemezler.
aynı evrilebiliyor ise o zaman dişil ve eril kavramı ortadan kalkar.

bugüne kadar varolmuş milyarlarca insanın, kendi çizgilerinin oluşturma potansiyeli çok yüksek olduğu halde aynı çizgide yürümeleri mantıksızdır. yani her birey kendi evrimini farklı yaşıyorken milyarlarca aynı insan oluşamaz. bu mantıksızdır.

evrim teorisi fay hattının üstüne inşa edilmiş bir binaya benzemektedir. her sallantıda dökülmektedir. çünkü temel yanlıştır.

evrim sürecindeki beslenme, dışkılama, üreme gibi bir anda olan faaliyetler anlatılamamaktadır.

basit bir örnekle beslenmeden bir kaç saat sonra dışkılama ihtiyacı oluşur. beden atık maddeyi dışarı atmak zorundadır. yani bu çok kısa bir zaman dilimidir. bu kadar kısa bir zaman diliminde bir dışkılama sistemi inşaa edilemez. evrim bu sistemin oluşum sürecini binlerce yıl ile anlatmaktadır.

gereklilik ile oluştu herşey diyor evrim. basitçe dışkılama gereği oluşmadan bir sistem inşa edilemez demektir. bu ve gibi örnekler çok ama çoktur.

saygılarımla.

taylan
16-09-2010, 13:01
böyle bir süreklilikte hiçbir canlı türünün aynı olmaması gerekir. aynılık evrim ile tamamen terstir.

Bu çok yanlış bir iddia. Size ortak atadan başlayan bir süreç olduğundan bahsettim hatırlarsanız. BU süreklilikte türlerin yaklaşık fenotiplerinin birbirine benzer oluşunun bir açıklaması olduğunu söyledim. Ortak atadan köken alan canlıların dallanma sürecinde farklı bir fenotibe bürünse dahi temelde aynı materyali kullanarak türleştiğini söylüyorum.

Aynılık evrime terstir de ne demek? Böyle bir iddayı ilk kez sizden duyuyorum. Zannedersem söylemek istediğiniz şey şu: Evrim mutlaka farklı türler üretmeli hiç bir canlı birbirine benzememeli. Ama bu çok yanlış bir iddia. Evrimin böyle bir iddiası yoktur. Tür içindeki farklılıklar her zaman mikro boyuttadır ama sıçrama veya farklı bir daha yönlenme kapasitesine sahip bir birikimli sürece dahildir.

Şu an okuduğum bir kitabı tavsiye ediyorum:

A.G. Cairns-Smith / Yaşamın Kökenindeki 7 İpucu

Bu kitabı mutlaka okuyun.


birbirinden bağımsız bedenler aynı evrilemezler.
aynı evrilebiliyor ise o zaman dişil ve eril kavramı ortadan kalkar.

Saçma bir iddia daha. Hangi araştırma, deney veya gözlem sonucu bu fikre vardınız?? Birbirinden bağımsız beden derken tür içinde mikro farklılıkları kastediyorsanız bunların içindeki evrimsel farklılaşma potansiyellerinden bahsetmiştim. Hiç bir tür aynı noktaya doğru evrilmez. Öncelikle birbirinden bağımsız beden diye bir şey olmaz. Tür aynı özelliklere sahip yüzlerce bireyden oluşur ama her bireyin genetik materyali diğerinkinden farklıdır. Bu aşamada birbirinden bağımsız genetik materyale sahip bireyler denilebilir. Bu farklılık bireylerin evrimsel yönünü süreç içinde belirler. Önceden öngörülebilecek bir şey değildir. Ama önceki süreçler bunu gösteriyor ki tür içinde ilk önce varyeteler oluşur.

İddialarınızın bilimsel hiç bir temeli yok. Kendi mantığınız sizi bi yerlere doğru konuşturuyor ama ben çoğu cümlenizde neyi anlatmak istediğinizi hala anlamış değilim.

Dışkılama vs gibi diğer konuların evrimi hakkında yazılmış kitap da çok ama çoktur. Artık olgu haline gelmiş bir bilimsel düşünceyi yıktığınızı sanmaktan veya Harward'ın dahi kapısına kilit vurdurtacak tezlere sahip olduğunuz zannıyla yazı yazmaktan vazgeçip işin doğrusunu öğrenmek için çok fazla okumanız ve araştırmanız gerekmektedir.

Okuyun:

Richard Dawkins/ATALARIN HİKAYESİ

Bu kitapta sorduğunuz soruların hepsinin yanıtı var.

taylan
16-09-2010, 13:32
bugüne kadar varolmuş milyarlarca insanın, kendi çizgilerinin oluşturma potansiyeli çok yüksek olduğu halde aynı çizgide yürümeleri mantıksızdır. yani her birey kendi evrimini farklı yaşıyorken milyarlarca aynı insan oluşamaz. bu mantıksızdır.

Sayın sorgulamak çok tuhaf iddialarınız var ama ben yine de cevaplamaya çalışayım. Yaratılışçılar da türlü türlü çünkü.

Bugüne kadar varolmuş insanların hepsi kendisine çok benzeyen bir ortak atadan gelmektedir. Süreç 200.000 yıldır. Ve evrimsel anlamda çok uzun bir süre sayılmaz. Buna rağmen özellikle cilt renginde, kemik yapısında bazı değişiklikler olmuştur. Ama çok lokal ve sayıca az bir popülasyondan türediğimiz için içimizden farklı bir tür çıkarma sürecimiz oldukça uzun sürebilir. O yüzden varsaydığınız şu "aynı çizgide yürüme" hikayesi görülüyor.

Bir kere her bireyin kendi çizgisini oluşturma potansiyelinin yüksek oluşuyla o bireyden farklı bir türün çıkma olasılığı aynı şey değil. Söyledik ya tüm bireyler farklı doğar ama bunlar mikro ölçektedir. Birikmesi gerekir ki bu da bazı şartlara bağlıdır. Öyle çok yüksek bir potansiyel yoktur. Hala ortak ata kavramını anlayamamışsınız.