PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Tanrısızlığın İlmihali / Sağduyu


sargon
21-05-2006, 19:56
Voltaire'in anlatımından özetliyorum:

1678'de Retbel dükalığına bağlı Mazerny köyünde doğan Jean Meslier, saraçlıkla çalışan bir işçinin oğluydu. Köyde eğitim gördü, tahsilini yaptı ve rahip oldu.

Görevinin bütününe hakim ve işine düşkündü, köyünün rahibi olarak küçük bir ruhani daireyi yönetti. Son derece dürüst ahlakıyla kendini gösterdi. Yıllık gelirinden artan parayı ruhani dairesinin yoksullarına verirdi. Heyecan dolau ve sağlam bir erdemle, gerek yeme içme, gerek kadın bakımından aşırılıklardan sakınırdı.

Çok sert bir adalet taraftarıydı. Bazen bu çabasını fazla ileri götürürdü. Köyünün ağası M.de Touilly bazı köylülere kötü muamelede bulunduğu için, bir gün vaaz verirken adını açıkladı, kendisini iyilikle anmak istemedi. Köy ağası Meslier'i piskoposa şikayet etti. Reims piskoposu Meslier'i azarladı ve mahkum etti. Bunu izleyen Pazar günü, Meslier kürsüye çıktı ve kardinalin verdiği hükümden yakınarak şunları söyledi: "İşte zavallı köy rahiplerinin alışılmış sonu! Büyük efendiler olan ğisloposlar onlara hakaret eder, onları dinlemezler. Şimdi buranın ağası için dua edelim: Antoine de Touilly'yi doğru yola yola getirmesi, hiçbir zaman yoksula hakaret etmek ve yetimi soymak durumlarına düşürmemesi lütfunu ve iyiliklerini ona layık buyurması için Allah'a niyazda bulunacağız."

Bu öldürücü vaaz üzerine köyün ağası rahip Meslier'i yeniden piskopos'a şikayet etti. Meslier bu sefer piskoposun önüne kadar gitmek ve en ağır şekilde hakaretlere maruz kalmak zorundaydı.

1733'de 55 yaşında öldü, ölürken zaten fazla birşey olmayan mal varlığını ruhani dairesinin yoksullarına verdi ve kendisini bahçesine gömmelerini rica etti.

Evinde her biri 366 yaprak'tan oluaşn ve tümü kendi el yazısıyla yazılmış olan üç nüsha kitap bulunması şaşkınlık yarattı. *Üç nüshandan birine piskopos el koydu. Bir nüshası adliye bakanlığına gönderildi. Üçüncü nüsha ise Comte de Caylus'da kaldı. Bir süre sonra bu nüshanın kopyaları Paris'te el altından satılmaya başladı. Nüshaların her biri 10 Lui altınına satılıyordu. Paris'te en çok ilgi gören, okuyanları şok eden metinlerdi bunlar.

Voltaire bu nüshalardan birini okuduğunda D'Alambert'e şöyle yazıyordu:

"Hollanda'da ölen Jean Meslier'in Vasiyetname'sini yayınlamışlar. Okurken dehşetten titredim. Hıristiyanlık eğitimi aldığından dolayı, ölürken Allah'tan af isteyen bir rahibin şehadeti, özgür olanları büyük ölçüde sağlamlaştırabilecek içeriktedir.. Ölümün kucağında bulunduğu bir sırada Meslier Hz.İsa'nın dini aleyhinde yazıyordu; o öyle bir andır ki, düşüncelerini ve duygularını en çok saklayan kimseler bile yalan söylemeye cesaret edemezler, o anda en korkusuzlar titrer."

Bu topic'te Meslier'in ölmeden yazıp vasiyet olarak bıraktığı kitabından bazı bölümleri parça parça aktaracağım. Dileyen aralara girip yorum yapabilir.

sargon
21-05-2006, 20:47
1.GİRİŞ

Yaratılışı, uyruğunun zihnini karıştırmaya çok uygun mutlak bir hükümdar ile yönetilen bir ülke var. Bu hükümdar, bilinmek, sevilmek, itaat edilmek istiyor. Ancak hiçbir zaman kendisini göstermiyor ve her şey hakkında edinilebilen bilgiyi kuşkulu kılmaya çalışıyor. Hakimiyet ve saltanatına bağlı kavimler, görünmeyen hükümdarlarının karakteri ve yasaları hakkında sözcülerinin verdiği fikirlerden başka fikirlere sahip değil. Sözcüler bile, hükümdarlarının karakteri ve niyetleri hakkında hüçbir fikre sahip olmadıklarını, bu hükümdara giden yolların geçilmesinin olanaksız olduğunu, niyet ve sıfatının bilinmesinin hiç mümkün olmadığını kabul ediyor.

Öte yandan, icra aracı olduklarını söyledikleri efendilerinden çıkan emirler hakkında, bu sözcüler arasında birlik yoktur. İmparatorluğun her ilinde bu emri başka başka ilan ederler. Birbirlerini küçük düşürürler, birbirlerine hileci, sahtekar derler. İlanını görev edindikleri emirler, fermanlar açık değildir. Bu emirler ve fermanlar, uyruğun eğitim ve aydınlanmasına özgüdür, ancak bunlar uyruğun akıl erdiremeyeceği, anlaşılmaz şeylerdir. Gizli hükümdarın yasaları, çevirmenlere, açıklayacılara muhtaçtır; ancak bunları açıklayanlar, gerçek anlamı hakkında sürekli olarak çekişlme halindedir.

Dahası var. Bunlar kendi kendileriyle de uyuşmuş değildir. Gizli hükümdarlarına dair ettikleri söylentilerin tümü bir çelişkiler yumağından başka birşey değildir, hemen yalanlanmayacak hiçbir kelime söylemezler.

+ Bu gizli hükümdarın son derece gizli olduğunu söylerler; oysa onun isteklerinden, emirlerinden şikayet etmeyen kimse yoktur.

+ Sonsuz hakim olduğu varsayılır; oysa yönetiminde her şey mantığa ve sağduyuya aykırıdır.

+ Adaleti övülür; oysa uyruklarının en iyileri genellikle en az yardım ve iyiliğe erişirler.

+ Her şeyi gördüğü, her yerde hazır ve nazır olduğu temin olunur; oysa bu hazır ve nazırlığın hiçbir şeye yararı olmaz.

+ Düzen ve doğruluk dostu olduğu söylenir; oysa ülkesinde herşey altüst olmuş, karışıklık içindedir.

+ Herşeyi o yapar; oysa olaylar, ender olarak tasarılarına uygun görülür. Her şeyi önceden görür; ancak hiçbirşeyin olmasına engel olamaz.

+ Kendisine yapılan saldırı ve tecavüze karşı sabır ve tahammülü yoktur; bununla birlikte herkesi kendisine tecavüz edebilmeye güçlü kılar.

+ Eserlerindeki bilimselliğe hayranlıkla bakılır; oysa çelişkilerle dolu eserleri kısa ömürlüdür.

+ Sürekli olarak yapmakla, bozmakla, işinden asla memnun kalmaksızın yaptığını onarmakla uğraşır.

+ Her girişiminde, kendi büyüklüğünden ve şanından başka bir amaç yoktur; oysa büyüklüğü ve şanıyla yüceltilmeye hiç ulaşmaz.

+ Yalnızca uyruğunun refahı için çalışır, uyruğu ise çoğunlukla zorunlu ihtiyaçlarından yoksundur.

+ Armağan ve iyiliklerine erişmiş gibi görünenler, genellikle hallerinden en az memnun olanlardır.

+ Bunların hemen tümü, büyüklüğüne hayran olmaktan ve olgun hikmetini yüceltmekten, iyiliğine tapmaktan, adaletinden korkmaktan, asla itaat etmedikleri emirlerine saygı duymaktan ayrılmadıkları hükümdarlarına karşı aralıksız isyan halinde bulunurlar.

Bu ülke dünyadır; bu hükümdar Allah'tır; vekilleri din adamlarıdır; uyruğu insanlardır.

sargon
21-05-2006, 21:06
5.DİN, SAFDİLLİK ÜZERİNE KURULMUŞTUR

Bize, "Tanrının sıfatı, sınrılı zekalar için anlaşılabilir içerikte değildir" deniliyor. Bu ilkenin doğal sonucunun şu olması gerekir: Tanrının sıfatı, sınırlı zekaları uğraştırmak için değildir. Oysa, din sınırlı zekaların, sıfatı insanlar tarafından anlaşılamayan bir zatı (yani Allah'ı) asla gözden keybetmemeleri gerektiğini belirtiyor. Dolayısıyla, pekala görüliyor ve anlaşılıyor ki, din, insanların sınırlı zekalarını, anlaşılması kendileri için olanaksız olan bir şeyle meşgul etme sanatıdır.

21-05-2006, 21:09
5.DİN, SAFDİLLİK ÜZERİNE KURULMUŞTUR
din, insanların sınırlı zekalarını, anlaşılması kendileri için olanaksız olan bir şeyle meşgul etme sanatıdır.

Bu tanımı yapanın yediği ekmek helaldir, ve dahi altına aynen imza atılabilir. Din, *beyin kapasitelerinin sadece % 10'unu kullanabilen insanın zekasını absurdle iştigal sanatıdır.

sargon
21-05-2006, 21:12
11.DİN, CAHİLLERİ MUCİZEYLE KANDIRIR

Din açık olsaydı, cahiller için daha az çekici olurdu. Onlar için, karanlık ve esrarlı şeyler, korkular, masallar, kerametler ve sürekli olarak beyinlerini işletecek, yoracak, akla sığmaz şeyler gereklidir. Romanlar, inanılmaz cin ve cadı hikayeleri, sıradan insan ruhu için, gerçek tarihlerden daha çekicidir.

Din konusunda insanlar büyük çocuklardır. Bir din ne kadar saçmalık ve mucizelerle dolu olursa, halkın ruhu üzerinde o oranda tahakküm kazanır. Sofu, bönlüğüne hiçbir sınır koymamak zorunda olduğuna inanır. Bir şey yada şeyler ne kadar çok anlaşılmaz olursa, halka o oranda ilahi görünür. Bu şeyler ne kadar az inanılabilir olursa, bunlara inanan insanlar, o oranda erdem ve üstünlükler olduğunu sanırlar.

sargon
21-05-2006, 21:36
16. ALLAH'IN VARLIĞI KANITLANMAMIŞTIR

Bütün insanların bilgisi az çok aydınlandı ve olgunlaştı. Bilmem hangi uğursuzluk eseri olarak, Allah'a ait bilgi hiçbir zaman aydınlanmadı. En uygar milletler, en derin düşünürler bu konuda en vahşi milletlerle ve en cahil hödüklerle aynı düzeydedir. Hatta meseleye yakından bakılırsa, Allah'a ait bilginin, birtakım kuruntuların, belirsizliklerin etkisiyle daha çok karartıldığı görülür. Şimdiye kadar her din ancak, "mantık"ta iddiayı kanıt kabul etme hatası üzerine kurulmuştur: Bedavadan varsayar ve sonradan ürettiği varsayımlarla kanıtlar!

sargon
21-05-2006, 23:26
17."ALLAH BİR RUHTUR" DEMEK, HİÇBİRŞEY SÖYLEMEMEK, HİÇBİR ANLAM İFADE ETMEMEKTİR

Metafizikleştire metafizikleştire (yani doğaüstü nitelikler vere vere) Allah'tan tam bir cin, bir ruh yaptılar. Ama yeni ilahiyat bu sayede, vahşilerin ilahiyatından daha ileri bir adım attı mı? Vahşiler dünyanın hüdavendi olarak bir "büyük cin" (bir ruh) tanırlar. Bütün cahiller gibi, vahşiler, acemilikleri gerçek nedenlerini belirlemelerine engel olan bütün eserleri cinlere atfederler. Bir vahşiye, saatinizi işleten şeyin ne olduğunu sorunuz, size cevap olarak "bir cin" (bir ruh) diyecektir.

Hocalarımıza dünyayı yürüten şeyin ne olduğunu sorunuz; size vereceği cevap, "bir ruh" (bir cin) olacaktır.

sargon
22-05-2006, 14:20
21- GÜNEŞE TAPMAK, BİR RUHA TAPMAKTAN DAHA AZ AKLA AYKIRIDIR

İnsanlara madem bir Allah lazımdı, birçok milletin taptığı bu güneşle, bu ihtiyaç görülebilirdi. Allah'la neden yetinmediler? İnsanların kulluk ve şükranına güneşin hak kazandığı dereceden daha çok hak kazanmış hangi varlık vardır? O güneş ki, bütün varlıklara ışık; sıcaklık ve hayat verir; o güneş ki, huzuru doğayı neşelendirir, gençleştirir; ve yokluğu, doğayı hüzne ve bitkinliğe boğar.

hiramusta
22-05-2006, 14:53
Bu arkadaş ölümüne kadar rahip olarak mı kalmış?

yenidendogus
22-05-2006, 20:01
Saçmalamak yerine şu yukarda yazılanları bi oku bakalım hiramusta. Oku bu kitabın nasıl bir bomba etkisi yaptığını gör. En az 10 kere elimden geçti bu kitap. Her okuyuşumda biraz daha aydınlandım. O kitabı mutlaka oku.

sargon
23-05-2006, 00:51
Hiramusta'nın sorusunu ben de merak etmiştim. Kitabın başında bu konuda bir açıklama var. Ölmeden bir yıl önce, 1762 yılında yazmış olduğu bir mektup. Mektup, Meslier'in kendi ruhani yönetiminde çalışanlara yazdığı bir gönül alma mektubu ve dönemin Fransa'sının ne kadar yobaz olduğunu gösteriyor aynı zamanda. Şöyle diyor Meslier:

"Kardeşlerim, benim sevgimi, samimiyetimi bilirsiniz; inanışımı bayağı bir çıkara asla feda etmem; duygularıma buy kadar taban tabana zıt bir mesleğe girmiş olmam hırs ve açgözlülük yüzünden değildir; ana ve babama itaat ettim. Eğer cezaya çarpılmaksızın yapabilseydim, sizi aydınlatmayı ve uyarmayı tercih ederdim. Söylediklerimin tanığısınız. Ruhani yönetimime ait özel ödentiyi isteyerek idaremi asla aşağılatmadım. Hak şahidimdir ki, can gözleri kör edilmiş bir merhamet satın almak için büyük paralar getiren halkın safdilliğine gülenleri, bir hükümdara yakışırcasına aşağıladım.

Bu tekel ne kadar iğrençtir. Sizin alınteriniz ve zahmetinizsayesinde semizlenenlerin kendi sırları ve batıl fikirleri için söyledikleri aşağılık duygusunu kınamıyorum. Ancak bunların doymak bilmez hırs ve açgözlülüklerinden ve benzerlerinin körlük içinde tutmaya özendikleri halkın cehaletiyle alay etmekten duydukları büyük hazdan tiksinirim.

Kendi durumlarının rahatlığıyla istediği kadar gülsünler. Ancak hiç olmazsa iç saflıklarıyla kendilerine bir hayat sağlayan kimselerin kör Allah korkularını kötüye kullanarak batılı çoğaltmasınlar. Kardeşlerim, kuşkusuz bana hak verirsiniz. Bu, benim hakkımdır. Sevginize duyduğum hassasiyet beni en küçük kuşkudan uzak tutar. Ruhani dairemin işlerini çok kez bedelsiz yerine getirmedim mi? İstediğim kadar çok yardım edemediğim için, şefkatim çoğu kez hüzünlü ve kederli olmadı mı? Almaktan çok vermekten tat aldığımı, hep kanıtlamadım mı? Sizi sofuluğa özendirmekten hep sakındım. Uğursuz dini inanışlardan mümkün olduğunca az söz ettim. Rahip olarak görevimi yapmam gerekiyordu. Ancak kalben tiksindiğim bu dini yalanları size söylemek zorunda kaldığım zaman, şahsen ne kadar rahatsız oldum! Mesleğimi ve hele hurafeye dayalı Kudas ayinini -özellikle, sizin içten doğruluğunuzu ve Allah korkusu duygunuzu şeken ihtişamla- icra etmek gerektiğinde, o gülünç kutsallıkların dağıtıldığı Sacrement ayini için ne kadar tiksinti duydum!

Tertemiz kalbiniz bende ne kadar pişmanlık acıları uyandırdı! Herkesin önünde açıkça fikir ve kanaatlarımı söyleyerek gözlerini açmama çok az zaman kaldığı günler bin kerre olmuştur, ancak bütün kuvvetlerime üstün gelen bir korku beni tutmuş ve ölünceye kadar susmaya mecbur etmiştir."

pante
23-05-2006, 00:56
Bu da Turan Dursun farkı olsa gerek..

sargon
23-05-2006, 20:54
Sevgili pante, Meslier'in Turan Dursun'dan 200 yıl önce ve cumhuriyet Türkiye'sinde değil, krallık Fransa'sında yaşamış olduğunu gözönüne al. Dönemine göre çok cesurca şeyler yazmış. Sadece öldürüleceğini bildiği için açıklamamış. Galile de aynı şeyi yapmıştı. Bu da insanca birşey.

pante
23-05-2006, 21:10
O dönemlerden daha kötü olanında da bir Bruno örneği var.
Cesaretinin olmadığını Meslier yazmış zaten.
Muhakkak ki herkes ölümü ve aşağılanmayı göze alamaz. Bu bakımdan eleştirmiyorum.
Ama göze alanlar, alamıyanlardan daha takdire layık olsa gerek.

23-05-2006, 22:04
Sevgili sargon,
Araştırmacı yönüne hayranım.Devam et dostum.Öyle şurda burda tanrı arıyor-
lar.Ben insan zekasına inanırım.Eğer bu zekayı iyi bir şekilde kullanırsan
tanrıya ne gerek var.Her insan bana göre bir tanrıdır.Meslier'de bir din
adamı olarak yaşadığı dönemi de göz önüne alırsan böyle birisi.İnsanlığın
rahat bir nefes alabilmesi için Meslier gibi düşünen insanlara gereksinimi
vardır.

CMKT
23-05-2006, 23:10
11.DİN, CAHİLLERİ MUCİZEYLE KANDIRIR

Din açık olsaydı, cahiller için daha az çekici olurdu. Onlar için, karanlık ve esrarlı şeyler, korkular, masallar, kerametler ve sürekli olarak beyinlerini işletecek, yoracak, akla sığmaz şeyler gereklidir. Romanlar, inanılmaz cin ve cadı hikayeleri, sıradan insan ruhu için, gerçek tarihlerden daha çekicidir.

Din konusunda insanlar büyük çocuklardır. Bir din ne kadar saçmalık ve mucizelerle dolu olursa, halkın ruhu üzerinde o oranda tahakküm kazanır. Sofu, bönlüğüne hiçbir sınır koymamak zorunda olduğuna inanır. Bir şey yada şeyler ne kadar çok anlaşılmaz olursa, halka o oranda ilahi görünür. Bu şeyler ne kadar az inanılabilir olursa, bunlara inanan insanlar, o oranda erdem ve üstünlükler olduğunu sanırlar.


Eskiden müslüman iken uzayda duyulduğu söylenen ezan sesi hikayesini dinlemek büyük haz verirdi.Bildiğim halde tekrar tekrar insanlardan bu hikayeyi dinlemek ve üzerinde tekrar tekrar düşünmek ilginç duygular tattırırdı.Gerçeklerden kaçış ve küçük bir insan'ın büyük dünyanın zorluklarını çözülemez görünenlerini ve çözülemezlerini tek birşeye bağlaması kolay geliyordu.Fakat çözülebilirlerle karşılaşınca insanyeni bir buluş yapmış gibi oluyor.Oysa din diyor ki dinde yazanların ötesinde bir gerçek yok.Esasen dinlerin beslendiği kaynak cehalet ve kişilik yapısıdır.Bu dogmatizmden beslenen insanlara inandıkları dinin çelişkilerini gösterseniz bile bunlar tınmaz.Çünkü onlar birer afyon bağımlısı gibidir.Bu esasında okumak ve kişilik özelliklerinin belli oranlarda etkisinin bir sonucu.Yani tek kritere bağlayamıyorum.O kadar okumuşunu da gördüm.Önemli olan ilim ve fen'i hayatının merkezine koyabilme basiretine sahip bir kişilik yapısı.Yada en azından koymaya çalışan.

sargon
25-05-2006, 12:09
23. ALLAH NEDİR?

Allah'ın varlığını sarsmak için, bir ilahiyatçıya, Allah'tan söz etmesi için ricada bulunmaktan başka bir şey gerekmez. Allah hakkında bir kelime söyler söylemez, en küçük düşünce bize gösterir ki, sözlerinin, Allah'ına atfettiği sağlam esaslarla birleştirilmesi mümkün değildir. Bu durumda Allah nedir: Doğanın dörünmeyen gücünü ifade etmek için üretilmiş soyut bir kelimedir. Ya da, ne genişliği, ne uzunluğu ne derinliği olan matematiksel noktadır. Bir filozof, ilahiyatçılardan sözederken büyük bir zihin açıklığı ile şöyle demiştir: "İlahiyatçılar Arşimet'in bilinen meselesinin çözümünü bulmuşlardır: Dünyayı manivela ile hareket ettirmek için gökyüzünde bir dayanak noktası."

Not: Arşimet'in kaldıraç hesaplarıyla ilgili konuyu daha açık anlatabilmek için "Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım" sözü bilinir. Arşimet'in bu sözünü üstü kapalı olarak tekrarlayan bahsi geçen filozof ise David Hume'dur.

sargon
25-05-2006, 12:15
29. BU İTİKAT, BABALARDAN ÇOCUKLARA GÖRENEKLE GEÇEREK YERLEŞMİŞ BATIL BİR İNANIŞTIR

Aile mülkü, vergileriyle birlikte babalardan evlatlara intikal ettiği gibi, din de babalardan evlatlara intikal eder. Eğer kendilerine bir Allah verilmiş olmasaydı, dünyada pek az kimsenin bir Allah'ı olurdu. Herkes anne ve babasından, öğretmeninden; bunların da kendi ane, baba ve öğretmenlerinden almış oldukları Allah'ı alır. Ancak herkes bu Allah'ı kendi yaratılışına göre düzenler, değiştirir ve kendine göre renklendirir.

sargon
25-05-2006, 12:19
32. HENÜZ MUHAKEMEDE BULUNMAYA GÜÇSÜZ OLDUKLARI BİR YAŞTA EĞİTİLMESELERDİ, ZAMANIMIZ İLAHİYATININ İLKELERİNE İNSANLAR ASLA İNANMAZDI

İnsanoğlunun dincileri, din ilkelerini, insanlara, bunlar henüz batılı gerçekten yada sağ eli sol elden ayırt edecek bir yaşa gelmeden önce öğretmekte çok tedbirli olarak hareket ederler. Küçük yaşından beri bu düşüncelerle doldurulmuş kırk yaşındaki bir adamın kafasından bu düşünceleri çıkarmak ne kadar zor olursa, tanrılar hakkında verilen köksüz fikirlere kırk yaşındaki bir adamın ruhunu alıştırmak da o kadar zordur.

sargon
26-05-2006, 00:28
43. NE ALLAH İNSAN İÇİN YAPILMIŞTIR NE İNSAN ALLAH İÇİN

Eğer Allah sonsuz ise, Allah insan için yapılmıştır demek, insan karıncalar için yapılmıştır demekten daha abestir. Bir bahçenin karıncaları, bahçıvanın amacına, arzularına, projelerine uygun *olarak hareket etseler, bahçıvanın fikrine göre hareket etmiş olurlar mı? Karıncalar, Versay parkının kendileri için yapılmış olduğunu ve görkemli bir hükümdarın cömertliğinin bu parkı oluşturmasının ancak kendilerini mükemmel bir şekilde yerleştirmek amacına yönelik olduğunu ileri sürseler, bu karıncalar yanılmamış olurlar mı? Ancak insana göre çok küçük bir böcek ne kadar aşağıdaysa, Allah'a göre insan, ondan bin kat daha aşağı bir yerde kalır. Dolayısıyla teolojinin açıklamasına göre, özellikle tanrısallığın sıfat ve amacıyla ilgilenen teoloji, yani ilahiyat, deliliklerin en tam olanı, deliliklerin en büyüğüdür.

Not: Aslında Allah değil de evren dense sanki daha anlamlı olacakmış. Belki de çeviriden kaynaklıdır.

sodomo--
26-05-2006, 02:50
sargon güzel bir yazı dizisiydi tebrik ediyorum böyle kısa ve öz yazılarala da bişeyler anlatmanın mümkün olduğunu ispatladın.

K.C.
10-07-2006, 12:34
Sargon, ilgiyle okudum.
Devamı olmasını umuyorum.

erenkutsuz
10-07-2006, 12:42
bu yazı Jean Meslier'in SAğduyu kitanıdan alınmıştır...

o kitabı okurken gerçekten 16yy böylesine bir şaheserin yazılmış olması beni sevince boğdu...

her konuya ayrı başlıklar altında verilen cevaplar muhteşemdi...

isterseniz bende devam edeyim
eğer sargon usta bana darılmazsa...

44.EVRENİN OLUŞUMUNDAKİ AMACIN İNSANIN MUTLULUĞU OLDUĞU DOĞRU DEĞİLDİR
Evreni icat ederken, Allah'ın insanı mutlu etmekten başka bir amaç gütmediğini iddia ederler. Ancak, özellikle kendisi için yapılmış ve her şeye gücü yeterli Allah tarafından yönetilmekte olan bir alemde, insan, gerçekten mutlu mudur? Tasarrufları kalıcı mıdır? Hazları acılarla karışık değil midir? Durumlarından hoşnut olanlar çok mudur? İnsan türü maddi ve manevi sürekli dert ve felaketlerin kurbanı değil midir? Yaratanın sanatının şaheseri olarak gösterilen insan vücudu makinesinin bin tarzda bozulması yok mudur? Bize, ikide bir duran ve bir süre sonra kendiliğinden bozulup kırılacak olan karmaşık bir makine sunan bir makinecinin ustalığına hayran olur muyuz?

erenkutsuz
10-07-2006, 12:43
45. ALLAH'IN LÜTFU DENİLEN ŞEY BOŞ BİR KELİMEDEN İBARETTİR
Zayıf yaratıkların ihtiyaçlarını sağlayarak, tanrısallık gösterisiyle cömertlik etmeye, özen göstermeye Allah'ın lütfu denir. Ancak insan gözünü açar açmaz Allah'ın kimseyle ilgilenmediğini görür. Allah'ın lütfu ve iyiliği, bu dünyada oturanların büyük çoğunluğu için tümüyle uykudadır, insanların "mutlu" diye adlandırdığı çok küçük bir miktarına karşılık, çok büyük bir mutsuzlar kafilesi baskı altında inlemekte ve yoksulluk içinde sararıp solmaktadır. Ezmekte oldukları esirlerden daha mutlu olmayan birkaç karanlık zorbanın savurganlıklarına lokma olsun diye ağızlarından lokmaları çekilip alınan milletler yok mudur?

Tumturaklı sözler ve övünmeyle, hocalar, Allah'ın iyiliklerini, cömertliklerini açıklarken ve Allah'ın iyiliğine güvenmemizi isterken, ani felaketlerin huzurunda, bu aynı hocaların, "Allah'ın lütfü insanların beyhude projeleriyle eğleniyor, isteklerini alt üst ediyor, insanların çok çalışmasına gülüyor, insanların olgun zihinlerini çelmekten zevk alıyor" diye bayağı bir şekilde sızlandıkları görülmüyor mu? Peki, insan türüyle alay eden, insan türüyle eğlenen bir Allah'ın lütfuna nasıl güvenilir? Hareket tarzını açıklayamadığım bir hafiyenin bilinmeyen edalı yürüyüşünü hayranlıkla görmem benden nasıl istenebilir?

"Hakkında eserleriyle karar veriniz" diyeceksiniz; esasen ben de eserleriyle karar veriyorum ve buluyorum ki, bu eserler benim için bazen yararlı, bazen zararlıdır.

"Bu dünyada insan türünün her bireyi için kötülüklerden çok iyilik vardır" diyerek, iyiliklerin Allah'ı haklı çıkardığı, akladığı zehabına kapılıyorlar. Varsayalım ki, bu Allah lütfunun bize verdiği iyilik yüzdür ve kötülükler ondur; herhalde bu kıyas ve kabulden, yüz derece iyiliğe karşı, Allah'ın lütfunun on derece kötülüğe bulaşmış varlığını, varsayılan "mükemmellik"le birleştirmek nasıl mümkündür?

Bütün kitaplar, Allah'ın lütfünu ve özenini özellikle yüceltmeye yönelik ve en dalkavukça övgülerle doludur. Bunlar okunurken sanılır ki, insanın bu dünyada mutlu yaşaması için hiçbir çaba göstermesine gerek yoktur. Oysa, insan çalışmazsa bir günden fazla zor yaşar. Görüyorum ki, insan yaşamak için kan, ter dökmek, çift sürmek, avlamak, balık tutmak, kesintisiz çalışmak zorundadır. Bu ikinci etkenler, yani insan çaba ve çalışması olmaksızın, başlangıç etkeni (herhalde ülkelerin çoğunda) insanın muhtaç olduğu şeylerden hiçbirini elde etmiyor. Her ne zaman bu yeryüzünün neresinde göz gezdirecek olsam vahşi ve uygar insanı, "Lütfü rabbani" ile sürekli bir mücadele içinde görürüm. Tanrısal lütfün kasırgalarla, fırtınalarla, donlarla, dolularla, su baskınlarıyla, kuraklıklarla, insanın çalışmasını çoğu kez yararsız kılan ve emeklerini berhava eden afetlerle yönelttiği darbelere karşı, insan, savunma durumu almak zorundadır. Sözün kısası, insan türünün mutluluk nedenini hazırlamakla meşgul olduğu iddia edilen bu tanrısal lütfun kötülük dolaplarından korunmak için insanoğullarının durmadan meşgul bulunduğunu görüyorum.

İnsanların büyük şehirler kurdukları her yerden ırmaklar geçirmiş olduğundan dolayı, bir sofu tanrısal lütfü son derece hayranlıkla, saygıyla yüceltiyordu. Eşyanın oluşunda Allah'ın velinimete yaraşan amacını açıkça gördüklerini öne süren "bilgin"lerin muhakeme tarzı ne kadar doğruysa, bu adamın muhakeme tarzı da ancak o kadar doğru değil midir?

erenkutsuz
10-07-2006, 12:44
46, BU SÖZDE ALLAH LÜTFU DÜNYAYI İYİLEŞTİRMEKTEN ÇOK BOZMAKLA MEŞGUL VE İNSANIN DOSTU OLMAKTAN ÇOK DÜŞMANIDIR

Kendisinin yücelmesinde dayanak sayılan hayranlık verici eserlerinin korunmasında, tanrısal lütfün özel bir şekilde ortaya çıktığını görüyor muyuz? Eğer dünyayı yöneten oysa, onu, dünyayı düzeltmekten çok yıkmakla, oluşturmaktan çok yok etmekle meşgul görüyoruz. İnsanların korunmasını ve mutluluğunu hep gözettiği varsayılan tanrısal lütuf, aynı insanları her an binlerce kez yok etmiyor mu? Tanrısal lütuf, her an, sevgili yaratığını görmez oluyor; bazen evini depremle sarsıntıya uğratıyor; tarlasını bazen suya bastırıyor, bazen yakıcı bir kuraklıkla kasıp kavuruyor. Bütün doğayı insana karşı silahlandırıyor; bizzat insanı insana karşı silahlandırıyor, genellikle insanı nihayet acı içinde öldürüyor. Evreni korumak ve kollamak bu mudur?

Batıl inançlardan ayrı olarak, tanrısal lütfun insan türü ve duygulu bütün varlıklar hakkında bu kuşkulu, bu karışık durumu incelemeye alınırsa görülür ki, merhametli ve özen gösteren bir anaya benzemekten çok uzak olarak, bu tanrısallık, daha çok o ahlaksız analara benzer ki; şehvetli aşklarının sonuçlarını hemen unuturlar, rahimlerinde taşıdıktan yükten kurtulmuş olmalarından doğar doğmaz memnun olurlar, onları bir daha anmazlar, çocuklarını yardımsız ve korumasız olarak talihin keyif ve hevesine terk ederler.

Kendilerine barbar işlemi yapan milletlerden bu konuda daha uyanık olarak, "Hotanto"ların, çoğu kez iyilik yapıyorsa kötülük de yaptığı için "Allah"a ibadet etmekten sakındıkları rivayet olunur. Hotantolar'ın bu muhakemesi; Allahlarında iyilikten, sezgiden, özenden başka bir şey görmeyen ve sayısız pek çok dert ve sıkıntı içindeki dünyanın coşkuyla ve kendilerinden geçerek öptükleri aynı elden çıkmış olması gerektiğini görmek istemeyen birçok insanın muhakemesinden daha doğru ve tecrübeye daha uygun değil midir?

aldostu
10-07-2006, 15:06
Sargon;

" *Allah'ın varlığını sarsmak için, bir ilahiyatçıya, Allah'tan söz etmesi için ricada bulunmaktan başka bir şey gerekmez. Allah hakkında bir kelime söyler söylemez, en küçük düşünce bize gösterir ki, sözlerinin, Allah'ına atfettiği sağlam esaslarla birleştirilmesi mümkün değildir. *"

Bu güzel ötesi söz ve yargıları bize ilettiğin için sağol.
Bu kitap,hangi yayınevi'nin,bildirilirse sevinirim.

Altı çizilerek,satır satır okunacak çok güzel yargılar var.

Yalnız ateistlerin çok da yapışacağı bir kitap değil !!

Sargon,
not'una bir ek not:

Not: Aslında Allah değil de evren dense sanki daha anlamlı olacakmış. Belki de çeviriden kaynaklıdır.

Bence Allah diyerek işin özünü yakalmış.Çok sevdim.
Siz Allah(Özel adı olmayabilir,yaratıcı) diyenleri hep aynı kefeye koyma gayreti ile , biraz yanılıyorsunuz.

Sevgilerimle…

İyiliklerde görüşmek üzere.. Gönül kırdıysak affola..
Bütün dostlarıma selam ederim... (Dost olmayanlarıma da...)
***********….*************….***********….********* ****….*********
Her şey Tanrı 'dan sudur etmiştir (oluşmuştur). Ruhun tek amacı, oluştuğu Tanrı 'ya dönmektir. Bunun da yolu tek evrensel yasa olan evrim/tekamül den geçmektir.

ŞİA
10-07-2006, 15:37
Sayın Sargon alıntı yaptığın şahıs demiş ki:O güneş ki, bütün varlıklara ışık; sıcaklık ve hayat verir; o güneş ki, huzuru doğayı neşelendirir, gençleştirir; ve yokluğu, doğayı hüzne ve bitkinliğe boğar.

Oysa bu şahıs diğer bölümlerde yaratıcıyı kınayıp yaratıcının yeryzüne zulüm getirdiğini, insanlara düşman olduğunu savunuyordu.Bu insanın yağmuruda sevmesi gerekir, çünkü yağmurda yeryüzüne hayat verir, fakat aynı şahıs sellerden şikayetçi olup, Allah'ı insanların düşmanı varsaymıştır, aynen güneşi sevipte, güneş çarpmasına tedbir almayan kişinin ölmesini, Allah'ın insanların düşmanı olduğu sonucunu çıkaran kişi gibi.


Bu insanın neyi savunduğu belli değildir.Güneşi seviyor ama güneşi yaratanı, yeryüzünün düşmanı ilan ediyor.Bakın aynı şahıs ne yazmış:

Eğer dünyayı yöneten oysa, onu, dünyayı düzeltmekten çok yıkmakla, oluşturmaktan çok yok etmekle meşgul görüyoruz. İnsanların korunmasını ve mutluluğunu hep gözettiği varsayılan tanrısal lütuf, aynı insanları her an binlerce kez yok etmiyor mu? Tanrısal lütuf, her an, sevgili yaratığını görmez oluyor; bazen evini depremle sarsıntıya uğratıyor; tarlasını bazen suya bastırıyor, bazen yakıcı bir kuraklıkla kasıp kavuruyor. Bütün doğayı insana karşı silahlandırıyor; bizzat insanı insana karşı silahlandırıyor, genellikle insanı nihayet acı içinde öldürüyor. Evreni korumak ve kollamak bu mudur?

sargon
11-07-2006, 02:08
Sevgili Aldostu,

Kitabı şu linkten görebilirsin. Kaynak yayınları yayınlamış:

http://www.yenisayfa.com/pgs/prda/prd_detail.asp?fr_prdSID=VxmGttGtt

Bu kitabın bir önemli özelliği daha var aslında. Ben bunu yazmamıştım. Ama kitabı basanlar bu özelliği fazlasıyla ön plana çıkarmışlar. Aslında tarihçiler açısından önemli bir ayrıntı olduğunu düşünüyorum bunun. Bu da şu:

Kitabı Dr. Abdullah Cevdet çeviriyor ve 1928'de Arap harfleriyle ilk baskısı yapılıyor. Abdullah Cevdet bir nüshasını Mustafa Kemal'e hediye ediyor. Bu nüshanın üzerinde elyazısıyla "En büyük acizden en büyük iktidara" yazıyor. Mustafa Kemal bu kitabı birçok yerine notlar alarak okuyor. Mustafa Kemal'in elindeki bu nüsha şu anda Çankaya Kitaplığında 146 numara ile kayıtlı imiş. Ve 1929'da harf devrimininb ardından kitabın yeni harflerle yeniden basılmasını istiyor. Yani kitap Mustafa Kemal'in emriyle bir kez de yeni harflerle basılıyor.

Sevgili ŞİA,

ben bahsettiğin çelişkiyi anlayamadım. Güneşi seviyor ama onu yaratanı sevmiyor demişsin. Adam güneşi bir yaratan olduğunu düşünmüyor zaten. Hatırladığım kadarıyla orda hayali bir Tanrı'ya tapmaktansa güneşe tapmak daha anlamlıdır, bize sıcaklık ve hayat veriyor şeklinde birşey söylüyordu. Burda bir çelişki yok, gayet güzel şekilde tanrı düşüncesindeki çelişkiyi açıklamış

sargon
11-07-2006, 02:16
Ben de bölüm daha aktarayım:

55. HER DİN, TANRISALLIKTAN ALÇAKÇA VE AKILSIZCA KORKMA DUYGUSU VERMEYE ÇALIŞIR

Pek çok kimse, bize karşı, gerçek dinle hurafeler arasında fark olduğunu
ileri sürer ve derler ki, "Hurafeler, tanrısallıktan anlamsız ve alçakça bir korkudur; gerçek bir dindar, tanrısallıktan alçakça korkuya karşılık Allah'ına güvenir ve içten sevgi gösterir. Oysa boş inançlara inancı olan kimse, Allah'ta bir düşmandan başka birşey göremez; ona asla güvenmez; onu kuruntulu, zalim, nimetlerini vermede hasis, cimri, cezalarını dağıtmada savurgan bir zorba olarak görür."

Ancak aslında her din, Allah hakkında bu aynı fikri vermiyor mu? Allah'ın sonsuz iyi olduğunu, aynı zamanda Allah'ın çabuk öfkeleneceğini, şiddetli cezacı, yok edici, intikamcı olduğunu, lütuf ve iyiliklerine pek az kimseyi eriştirdiğini ve iyilik ve lütfuna kavuşturmayı keyfinin istemediği kimseleri büyük bir öfkeyle cezalandırdığını bize durmadan tekrar etmezler mi?

K.C.
28-10-2006, 15:50
Yenileme...

sargon
28-10-2006, 19:00
Sevgili K.C., madem bu topici yeniledin bir ekleme daha yapayım:

125. KENDİSİ HAKKINDA EN ÇOK BELİRSİZ OLDUĞU SÖYLENEN ŞEYE, KANITSIZ SÖZ ÜZERİNE İNANMAK GEREKTİĞİ NASIL İDDİA EDİLİR?

Dünyada, en önbemli şeyin din olduğuna insanlar birbirini inandırır. Oysa din doğrudan doğruya incelemek ve araştırmak için insanların kendilerine en az yetki ve izin verdikleri şeydir. Bir görev, bir tarla, bir ev almak, bir yere sermaye koymak, bir uzlaşma ya da gelişigüzel bir anlaşma sözkonusu olduğunda, insanların her şeyi büyük bir dikkatle inceledikleri, büyük önlemler aldıkları, bir yazının her sözcüğünü tarttıkları, kendilerini yükümlülük altına sokan şeye, beklenmeyen her şeyekarşı kendilerini korudukları ve güvence altına aldıkları görülür. Din için, iş, hiç de bu merkezde değildir. Herkes onu gelişigüzel kabul eder, hiçbir şeyi araşltırmak zahmetine girmeksizin kanıtsız söz üzerine inanır.

Dini görüşlerini araştırmak ve incelemek söz konusu olduğunda, insanların ihmal ve ilgisizliği sürdürmelerine iki nedenin yardımcı olduğu düşünülür.

Birinci neden, her dinin kuşatılmış olduğu kaçınılmaz karanlığı parçalamak ümitsizliğidir. Din, ilk ilkelerinde bile, bir kaostan başka bir şey görmediği için, içinden çıkılmasına olanak olmadığına karar veren tembel zekaları üzecek içeriktedir.

İkinci neden şudur: Teoride herkesin güzel bulduğu ve pek az kimsenin gerektiğinde uygulamak zahmetine girdiği sıkı hükümlerle fazla rahatsız olmamayı herkes kendi kendine vaat eder.

Birçok kimse için din, hiçbir zaman araştırma ve ayıklama zahmetine girilmeyen ve gerektiğinde başvurulmak üzere "Arşiv"e konulan eski aile imtiyaznameleri gibidir.

K.C.
03-12-2006, 19:32
Kitabını aldım, topiki ihmal ettim gibime geldi.

Yarın birşeyler ilave edebilmeyi umuyorum.

Sargon, birşey soracağım.
Meslier'in vasiyetnamesi diye bahsedilen yine bu kitap mı yoksa o ayrı mı?

sargon
03-12-2006, 19:53
Meslier'in vasiyetnamesi diye geçen kitap bu. Yıllarca Vasiyetname elden ele dolaşmış. Voltaire bu yazılardan bir kısmını derleyip 1762'de basmış. Vasiyetname'nin tamamı ise 1864'de yayınlanmış. Önsöz'deki açıklamadan anladığım bu. Yani kitap Vasiyetname'nin tamamı olmalı.

Aurel
10-12-2006, 05:12
Jean Meslier o Turan baba kardesi !
Turan baba mufti bir ateizt
Jean Meslier ateizt bir papaz
Ve Bak dostlar, Turan baba Jeannot baba benziyor !
Saçlar yok dinsizler ! çok düşünüyorlar Işikler ulan yaaaaaaa ! *


http://atheisme.free.fr/Biographies/Photos/Meslier.jpghttp://www.burak-guemues.com/assets/images/turandursun.jpg

Realist
06-03-2008, 14:05
Selamlar;Siteden kitabı indiriyorum,ama anlamsız bir dosya çıkıyor.Yükleyen arkadaşların bilgisine sunarım.Yeniden yüklemek mümkünmüdür.

imhotep
12-05-2008, 01:41
Kitabı buradan indirebilirsiniz;

http://www.1-clickshare.com/download.php?file=b536545056e3bd9d74a95ece49977d09 _1627

evrensel-insan
12-05-2008, 02:04
Saygideger aurel;

"Cok" dusunmek, fizigi yipratmaz, aksine fizigi diri tutar.Gereksiz,uyumsuz,cikmaz ve zararli dusunmek; duygusal,bireyci ve cikarci dusunmek-bilinc alti veya bilerek-hem dusunceyi lackalastirir hemde fizigi bozar.

Saygilarimla;
evrensel-insan

Kardana
10-07-2008, 16:36
Aynen Marks gibi oda aç kaldığı için zenginlere isyan etmişti buda psikopos olamadığı için psikolojisini bu yontemle desteklemiş yazık !

hicbirseyyok
17-08-2008, 00:14
Tanri herseyin uzerindedir;fizik yasalrinin,evrenin,zamanin.Bunu anlamak o kadar mi zor??? Tanriyi zamanin icinde dusunuyoruz cunku biz bu zamanin icindeyiz.Oysa tanri zamanin disindadir,herseyin uzerindedir.Sadece tanriyi degil evreni de anlamis degiliz;genisligini,capini,ne zaman ve nasil var oldugunu kesin olarak bilmiyoruz..Evrenin sonsuzlugana inaniyoruz veya sonuna hicbir zaman ulasilamayacagina inaniyoruz.Peki biz ulasamadigimiz icin evrenin sonuna ulasilamaz mi/kime gore sonsuz,kime gore ulasilamaz? Tabii ki "bize" gore ulasilamaz. Biz insanlar bilmedigimiz ,anlayamadigimiz icin sonsuz deriz,oysa tanri icin bilmemek,anlamamak yoktur.O herseyi baslatandir;evreni,zamani,fizik yasalarini.Dunyanin milyarlarca yil once gelip tam da burada durmasi,kendi etrafinda saatte 1.600 km hiz ile donmesi ve yine gunes etrafinda 110 bin km hizla donmesini (bu donuslerin hepsi bize faydali) "raslantisal" sonuc olara aciklamak biraz korluk oluyor dusuncesindeyim.Saygilar.

hicbirseyyok
17-08-2008, 00:27
Aynen Marks gibi oda aç kaldığı için zenginlere isyan etmişti buda psikopos olamadığı için psikolojisini bu yontemle desteklemiş yazık !
Marks ac kaldigi icin zanginlere isyan etmemistir,zenginlere isyan ettigi icin ac kalmistir;)

timsah
20-08-2008, 03:23
Çok güzel ellerinize sağlık arkadaşlar devamını bekleriz.

alpi
23-08-2008, 01:39
Tanri herseyin uzerindedir;fizik yasalrinin,evrenin,zamanin.Bunu anlamak o kadar mi zor??? Tanriyi zamanin icinde dusunuyoruz cunku biz bu zamanin icindeyiz.Oysa tanri zamanin disindadir,herseyin uzerindedir.Sadece tanriyi degil evreni de anlamis degiliz;genisligini,capini,ne zaman ve nasil var oldugunu kesin olarak bilmiyoruz..Evrenin sonsuzlugana inaniyoruz veya sonuna hicbir zaman ulasilamayacagina inaniyoruz.Peki biz ulasamadigimiz icin evrenin sonuna ulasilamaz mi/kime gore sonsuz,kime gore ulasilamaz? Tabii ki "bize" gore ulasilamaz. Biz insanlar bilmedigimiz ,anlayamadigimiz icin sonsuz deriz,oysa tanri icin bilmemek,anlamamak yoktur.O herseyi baslatandir;evreni,zamani,fizik yasalarini.Dunyanin milyarlarca yil once gelip tam da burada durmasi,kendi etrafinda saatte 1.600 km hiz ile donmesi ve yine gunes etrafinda 110 bin km hizla donmesini (bu donuslerin hepsi bize faydali) "raslantisal" sonuc olara aciklamak biraz korluk oluyor dusuncesindeyim.Saygilar.

fazla kasma hocam, buradaki herkes Allahın varolduğunu biliyor, ancak hala Allah ile başbaşa kalmadıkları için inanmak istemiyorlar.

evrensel-insan
23-08-2008, 02:27
Saygideger hicbirseyyok;

oysa tanri icin bilmemek,anlamamak yoktur.O herseyi baslatandir;evreni,zamani,fizik yasalarini.Dunyanin milyarlarca yil once gelip tam da burada durmasi,kendi etrafinda saatte 1.600 km hiz ile donmesi ve yine gunes etrafinda 110 bin km hizla donmesini (bu donuslerin hepsi bize faydali) "raslantisal" sonuc olara aciklamak biraz korluk oluyor dusuncesindeyim-hicbirseyyok

Bu yukarida, senden yaptigim alinti, kimin dusuncesi? senin mi? Allahin mi? eger, allahin ise, sana nasil iletti? Eger senin dusuncen ise, bu dusunce, senin anlayamadigin, seyleri, anlayabilmek icin yarattigin bir cevap degilmi? Hic kendine sordunmu?, cevabi verilemeyen sorulara cevap aramanin, ancak sana allahi buldurdugunu?, bu sorulari sormaya senin ne ihtiyacin var? yasaminda, sordugun bu sorular, sana allahi buldurtmaktan baska ne ise yariyor? Aslinda, allaha inanmak icin, yasam ve iliskinle ilgil sorulara cevap arasan, acaba, cevabini bulamayipta, allaha bagliyacagin bir soru olacakmi? Butun bu soru-cevap dialogunu kuran, insanoglunun kendisi degilmi? Baska bir canli var mi, bu soru-cevap dialogunu kuran? veya insanogluna iletebilen?, yok ise; soran da, cevaplayan da, insanoglu ise; allah bu isin neresinde?

Saygilarimla;
evrensel-insan

Aheste
24-08-2008, 04:48
Sn Evrensel İnsan;

Allah'ın olmadığını ispatlayamadığınız için, o bahsettiğiniz sorular sorulmaya devam edecektir. Soruyu yaratan bilinmeyendir. Bilinmeyen de şüpheyi doğurur, şüphe de soruyu...

çakırcalı
24-08-2008, 14:42
Tanri herseyin uzerindedir;fizik yasalrinin,evrenin,zamanin.Bunu anlamak o kadar mi zor???

Ne güzel söylüyorsun!!! Fizik yasalarının, evrenin, zamanın, herşeyin üzerinde olduğunu söylediğin bir tanrıyı, fizik yasalarının, evrenin, zamanın, herşeyin içersinde olan sen nasıl anlayabiliyorsun? İddia ettiğin tanrıyla aynı boyuttan mı geldin?

evrensel-insan
24-08-2008, 22:52
Saygideger aheste;

Benim, allah kavramina, ne yasamda ne de iliskilerimde; ihtiyacim olmadigi icin, ne allahin oldugunu, ne de olmadigini ispat gibi bir dusuncem yok. Bunu, allahla ugrasanlar dusunsun.

Saygilarimla;
evrensel-insan

hicbirseyyok
29-08-2008, 01:00
Ne güzel söylüyorsun!!! Fizik yasalarının, evrenin, zamanın, herşeyin üzerinde olduğunu söylediğin bir tanrıyı, fizik yasalarının, evrenin, zamanın, herşeyin içersinde olan sen nasıl anlayabiliyorsun? İddia ettiğin tanrıyla aynı boyuttan mı geldin?
O nu (Allahi) anlayabiliyorum cunku beni,O nu anlayacagim sekilde yaratmis.Ayrica benim bu zaman ve mekan icerisinde olmam Allah'i anlamama engel degil,senin de gordugun gibi!

evrensel-insan
29-08-2008, 01:12
Saygideger aheste;

Soruyu yaratan bilinmeyendir.-aheste

Butun bu soru-cevap dialogunu kuran, insanoglunun kendisi degilmi? Baska bir canli var mi, bu soru-cevap dialogunu kuran? veya insanogluna iletebilen? -e.i.

Cevap: Insanoglunun kendisi.

Saygilarimla;
evrensel-insan

KızıL
02-09-2008, 06:58
çok merak etmekteyim bizlerin olmadığını düşündüğümüz olmayışına çok gerekli nedenler getirdiğimiz bir olmayışı bizden nasıl somut bir şekilde ispat etmemizi beklerler bunu anlamam şimdi masada olmayan bir bardağı nasıl orda olmadığını ıspat edersin elleyemediğin göremediğin duyamadığın kokluyamadığın hiçbir varlık belirtisi olmayan bir şeyin olmadığını nasıl ıspat edersin?? biri yaparsa helal diyecem yani oysaki olan bişeyi ıspat etmek değilmidir esas olan?? mesela şuanda elimin altındaki klavyeyi ıspatlıyabilirim ama bunu şu ağaçlara şu denizlere şu gökyüzüne bak diyerek mi yaparım?? yok yok tabi öyle değil neden kendimi komik duruma düşüreyim ki??

K.C.
06-11-2008, 12:57
112. BÖLÜM

VAHYİN REDDİ

Yerküresinin bütün ülkelerinde, Allah'ın vahyettiği, kendisini vahiy ve ilham ile gösterdiği bize temin olunur. Allah insanlara ne öğretti? Kendisinin var olduğunu apaçık biçimde insanlara kanıtlıyor mu? Nerede oturduğunu söylüyor mu? Kendisinin ne olduğunu, ya da kişisel özünün neden yapıldığını öğretiyor mu? Bu konuda söylediği, gördüğümüz eserlerine uyuyor mu? Kuşkusuz hayır.

Yalnızca neyse o olduğunu, bir gizli Allah olduğunu, kendisine giden yolların ifadesinin olanak dışı olduğunu, iradesini incelemek ve derinleştirmek ya da kendisi ve eserleri hakkında akıl ve muhakemeye danışma saygısızlığında bulunulur bulunulmaz öfkelendiğini öğretir.

Allahın bize bildirilen nitelikleri; arifliği, iyiliği, adaleti, bütün kudreti hakkında bize verilmek istenen parlak fikirlere uyar mı? Asla.

Bütün vahiylerde bu nitelikler yanlı, hoppa, olsa olsa tercih ettiği ve mazharına izin verdiği bir kavim açısından iyi, öteki bütün kavimlerin düşmanı olan bir zatı gösterir. Bazı insanlara görünmeye tenezzül edersze, ilahiyatın niyetleri hakkında bütün öteki insanları üstün gelme olanaksızlığı ve mutlak bir bilgisizlik içinde bırakmaya özen gösterir. Her özel vahiy, Allah'ta adaletsizlik, taraflılık, hıyanet göstermez mi?

Bir Allah tarafından vahyedilen iradeler, kapsadıkları yüce hikmet ile ya da erdem ve zihin açıklığıyla zarar vremeye, hasar meydana getirmeye elverişli olabilir mi? Bu iradeler, kendilerine tanrısallık tarafından bildirilen kavimlerin mutluluğuna açık biçimde hizmet eder mi?

Tanrısallığın isteklerini (ilahi emirleri) her ülkede araştırır ve incelerken, yalnız Allah'ın resullerine (rahiplere, hocalara, hahamlara vb) yararlı ve öteki vatandaşlar için yıkım demek olan tuhaf emirlerden, gülünç kurallardan, amacının anlaşılması asla mümkün olmayan törenlerden, çocukça ibadetlerden, doğanın hükümdarına yakışmayan bir etiketten, adaklardan, kurbanlardan, kefaretlerden başka bir şey görmem.

Fazla olarak bulurum ki, bu yasaların amacı, insanları toplumdan kaçan, büyüklük taslayan, bağnaz, kavgacı, haksız kılmak ve aynı zamanda aynı emirleri almamış ve Allah'tan aynı iyilikleri görmemiş kimsele karşı merhametsiz bir konuma getirmektir.

K.C.
06-11-2008, 13:10
113. BÖLÜM

ALLAH'IN BİR KEZ İNSANLARA GÖRÜNMÜŞ, ONLARLA KONUŞMUŞ OLDUĞUNUN KANITI NEREDE?

Tanrısallık tarafından bildirilmiş bulunan ahlak kuralları gerçekten ilahi midir? Ya da her akıllı adamın düşünebileceği kurallardan üstün müdür? Bunlar ilahidir; ancak şunun için ki, bunların yararlılığını ortaya çıkarmak, insan zekası için mümkün değildir. Bu kurallar; erdemi tümüyle unutmaktan, kendine karşı kutsal bir kinden ibaret kılar. Sonunda, bu yüce kurallar, çoğu kez tümüyle kişiliğimize karşı acımasız ve başkaları için yararsız bir hareket tarzı gösterir.

Allah kendini gösterdi mi? Bu yasalı bizzat ilan etti mi? İnsanlarla kendi ağzıyla konuştu mu? Allah'ın hiçbir zaman bir kavme görünmediği ve ilahi amacını bildirmek için bazı gözde kişileri araç olarak kullandığı ve bu kişilerin Allah'ın iradelerini dine saygısı olmayanlara bildirme ve açıklama görevini üstlendikleri bana öğretiliyor. Halkın huni biçimindeki piramitlere girmesine asla izin verilmemiştir. Orada neler olup bittiğini halka bildirmek yetkisine yalnız Allah'ın nazırları (din imamları)* sahiptir. Hiç kimse ilahi esrarı öğrenmeye yetenekli kılınmamıştır.

*Ben Peygamberler ve elçiler diyorum onlara. (K.C.)

AerA
30-11-2009, 14:01
Belki yüzlece defa döne döne okumuş olduğum ,satır altlarını çizerken defalarca sayfalarını yırttığım ve gidip yeniden aldığım ,yeniden okuduğum bir kitaptır.Herkese tavsiye ederim.

AerA
30-11-2009, 20:36
Bu arada benim avatar "Jean Meslier" zaten.

Natan
05-09-2010, 23:17
Güncelleme

Sevgili hocam sargona ve başlığa katkıda bulunan arkadaşlarıma sevgilerimle.

Tekrar tekrar okunması gereken müthiş bir eser. Ben sanırım 2005 yada 2006'da okumuştum . Gercekten de etkilendiğim bir kitaptı.

saygılarımla

taylan
05-09-2010, 23:29
İlk okuduğumda bende bomba etkisini yaratan, hala daha zaman zaman göz gezdirdiğim ve mümkünse yeni bir tasarımla yeniden baskısının yapılması gereken bir eser.

Neva
06-09-2010, 09:41
23. ALLAH NEDİR?

Allah'ın varlığını sarsmak için, bir ilahiyatçıya, Allah'tan söz etmesi için ricada bulunmaktan başka bir şey gerekmez. Allah hakkında bir kelime söyler söylemez, en küçük düşünce bize gösterir ki, sözlerinin, Allah'ına atfettiği sağlam esaslarla birleştirilmesi mümkün değildir. Bu durumda Allah nedir: Doğanın dörünmeyen gücünü ifade etmek için üretilmiş soyut bir kelimedir. Ya da, ne genişliği, ne uzunluğu ne derinliği olan matematiksel noktadır. Bir filozof, ilahiyatçılardan sözederken büyük bir zihin açıklığı ile şöyle demiştir: "İlahiyatçılar Arşimet'in bilinen meselesinin çözümünü bulmuşlardır: Dünyayı manivela ile hareket ettirmek için gökyüzünde bir dayanak noktası."

Not: Arşimet'in kaldıraç hesaplarıyla ilgili konuyu daha açık anlatabilmek için "Bana bir dayanak noktası verin, dünyayı yerinden oynatayım" sözü bilinir. Arşimet'in bu sözünü üstü kapalı olarak tekrarlayan bahsi geçen filozof ise David Hume'dur.


Gercekten cok guzel bir anlatim, eklediginiz icin tesekkurler sayin sargon.

idontneedagod
02-11-2012, 01:07
5.DİN, SAFDİLLİK ÜZERİNE KURULMUŞTUR

Bize, "Tanrının sıfatı, sınrılı zekalar için anlaşılabilir içerikte değildir" deniliyor. Bu ilkenin doğal sonucunun şu olması gerekir: Tanrının sıfatı, sınırlı zekaları uğraştırmak için değildir. Oysa, din sınırlı zekaların, sıfatı insanlar tarafından anlaşılamayan bir zatı (yani Allah'ı) asla gözden keybetmemeleri gerektiğini belirtiyor. Dolayısıyla, pekala görüliyor ve anlaşılıyor ki, din, insanların sınırlı zekalarını, anlaşılması kendileri için olanaksız olan bir şeyle meşgul etme sanatıdır.

Aslında din zekayı sınırlıyor da diyebiliriz zira insanın elinden sorgulama yetisini alıyor.