Jolly Jocker
24-10-2010, 15:19
Bu yazıyı soL.org.tr sitesine gönderdim. Fazla umudum yok ama belki yayınlanır. Çünkü bu site ateistlerin hakları konusunda da duyarlı bir site.
-----------------------------------------------------------------------------------
Gerçek Mağduriyet ve Ateistler
Bu ülkede kim mağdur?
Anadolu'daki son bin seneyi egemen dinin imanlıları olarak geçiren, cumhuriyetle birlikte de egemenlikleri ''çağdaş'' bir görünüm altında devam eden, Diyanet İşleri Başkanlığı adlı bir kuruma sahip olan, kendi din görevlilerinin ve dinsel yayınların parasını inanan-inanmayan herkesin vergisiyle finanse eden, yani basbaya haraç alan, zorunlu din dersleriyle kendi inancını herkese zorla benimseten, camilerinin hoparlöründen günde beş vakit sokaktaki herkese inancının propagandasını yapan, hala ne kendi tarihindeki ne de inanç ilkelerindeki baskıcı yönle yüzleşmemiş olan, inancının eleştirilemez bir kutsal olduğunu iddia eden, eleştiren herkesi susturan hatta canına kasteden, fakat sırf resmi daireler ile üniversitelere başındaki örtüyle giremediği için zulme uğradığını iddia eden türbanlılar mı?
İslamcılar, tarih boyunca bu topraklarda hep egemen dinin mümini olmuş, hep hükmetmeye alışmışlardı. O kadar alışmışlardı ki, üstte saydığımız onca avantajlarına rağmen sırf türbanlarına belli alanlarda izin verilmiyor diye kendilerini mağdur hissedebiliyorlardı! O kadar muktedirler ki, kendi islami baskı düzenlerini kurabilmelerinde bir ideolojik anahtar rolü biçtikleri türban yüzünden yeri göğü inletebiliyorlar.
Öte yanda da biz varız. Ateistler...
İsmi bile ''allahsız'', ''kitapsız'' v.s. denerek küfür gibi kullanılagelen, katlinin vacip olduğu tarih boyunca özenle belirtilmiş, her türlü ahlaksızlığı yapabilir olmasından şüphelenilebilen, en iyi ihtimalle sesini kesip uslu uslu oturması beklenen, ''çıkıntılık'' yaptığında katledilen(bakınız: Turan Dursun), ülkeyi terk etmek zorunda bırakılan(bakınız: İlhan Arsel), diri diri yakılmak istenen(bakınız: Aziz Nesin), çocukluğundan itibaren zorunlu din derslerinde kendisine ne kadar da cehennemde yanmayı hak ettiği söylenen, bir kısmı kendi inançsızlığını kötülemek üzere yayın yapması için Diyanet'e gidecek olan vergisini mecburen vermek zorunda kalan ve kimsenin adını bile anmadığı, en demokrat geçinenlerin bile görmezden gelmeyi tercih ettiği ateistler....
Oysa ülkemizin de altına imza attığı İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi tercümesinin 19'uncu maddesi şöyle der:
"Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir."
Görüldüğü gibi gerek din eleştirisi içeren, gerek sosyal-siyasal düzenin eleştirisini içeren, gerekse başka bir konuda olsun, herkesin fikir sahibi olma ve fikirlerini açıklama hürriyeti vardır. Kimse fikirleri, fikirlerini açıklaması v.b. yüzünden yaptırıma uğratılamaz, rahatsız edilemez. T.C. Devleti, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni kabul ederek kanunlarla fikir özgürlüğünü güvenceye almıştır. Bir devletin kendi kanununa uyması gerektiği, aksi takdirde kendi meşruiyetini sarsacağı da kuşku götürmez.
Peki ateistlerin varlığının ve ateist fikirlerin ifade edilmesinin güvencesi var mı gerçekten?
Yasalarca tanınan haklar gerçek yaşamda tam olarak uygulanabiliyor mu?
Ateistlerin de kendi fikirlerini savunmaları ve hatta yaymalarına, muhafazakarların 'tebliğ' faaliyetlerine gösterilen hoşgörünün onda biri bile gösteriliyor mu?
AKP gibi bir partinin iktidar olduğu devlet, ateist yurttaşlarını da tam olarak koruyup gözetiyor mu?
Eğer gerçekten insan haklarına saygılı, fikir ve ifade hürriyetini önemseyen, demokrat ve özgürlükçü, her yurttaşını ayrım yapmadan kapsayan bir hükümet varsa bunu biz ateistler de kendi yaşamımızda ve etrafımızda görebilmeliyizdir. Birçoğumuz inançsız olduğunu ailesine bile söylemekten çekinirken, muhafazakar kültür yapısı her geçen gün artan cemaatleşme ve tarikatlaşmayla daha da artarken, eğitim sisteminde evrime bile yer verilmezken, toplumda ''allahsız'' tabiri küfür anlamında kullanılırken bizler kendimizi nasıl güvende hissedeceğiz? Bu toplumun en çok ezilen ve mağdur edilen, varlığı en çok inkar edilen, buna karşın hakkında en çok iftira atılan kesimi ateistler değil midir? Bizden alınan vergilerle de Diyanet finanse edilmiyor mu? Bizim paramızla bize karşı devlet propagandası yapılmıyor mu? Daha küçücükken çocuklarımız devlet eliyle zorunlu din dersine maruz bırakılmayacak mı?
Tüm bu soruları şunun için soruyorum, eğer bir ülke gerçekten demokrat ve özgürlükçü olarak anılmayı hakedecekse bunu ancak, o güne kadar kendi sınırları içinde en ''lanetli'' görülen kesimin haklarına sahip çıkarak ve onların diğer kesimlerle eşitliğini sağlayarak yapabilir. %99'unun müslüman olduğu söylenen bizim gibi toplumlarda(ve aslında pek çok toplumda) en mağdur, en ''lanetli'' kesim de ateistlerdir. Ateistlerin özgürlük ve güvenlik dereceleri, içinde yeraldıkları toplumun demokrat ve özgürlükçü olup olmadığı konusunda en temel kıstaslardan biridir.
Devletin kendi kanunlarına uyması ve ateistlerin de güvenliğini sağlaması, bu amaçla mevcut kültürel muhafazakarlaşmayla mücadele etmesi, eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapması gerekmiyor mu? Aksi halde ateistleri nasıl koruyacak? Ateistleri koruyamıyorsa, o halde altına imza attığı uluslararası sözleşmelere ve kişisel özgürlüklere dair kendi kanunlarına uymayı reddetmiş olmayacak mı? Herşeyden evvel, toplumda hala bir kesim ''lanetli'' muamelesi görüyorsa nasıl oluyor da iktidara sahip olanlar kendilerini özgürlükçü ve demokrat olarak sunabiliyorlar?
Bu ülkede Turan Dursun öldürüldü, Aziz Nesin yakılmak istendi, İlhan Arsel ülkeyi terketmek zorunda kaldı. Dinsiz olduğu ve fikirlerini savunduğu için yok edilmek istenen pek çok insan sayabilirim ve gönül rahatlığıyla şunu iddia edebilirim ki her ateist hayatında en az bir defa tehdit edilmiştir. Peki bu ülkede kaç müslüman inancından dolayı yakılmak istenmiştir? Kaçı öldürülmüş veya yurt dışına gitmek zorunda bırakılmıştır?
Onların uğradıkları en ''büyük'' yaptırım, türbanlarını çıkarmak zorunda bırakılmaları! Ve bunun için bile kıyameti koparıp mazlum edebiyatı yapıyorlar! Majestelerinin mağduriyeti bu kadar oluyor tabi! Bir ateistin yaşadığının veya yaşayabileceğinin onda birine maruz kalsalar kim bilir ne kadar feryat ederlerdi?
Her ne kadar ''demokratikleşiyoruz'', ''statüko geriliyor'', ''artık özgürlük var'' dense de bir kesim için değişen hiçbir şey yok: Ateistler.
Kısacası diyeceğim şudur: Eğer AKP ve bazı cemaatler gerçekten kendilerinin demokrat ve özgürlükçü olduğunu iddia ediyorsa bunu kanıtlamalıdırlar. Bunu kanıtlamanın da tek ve en sağlam, inandırıcı yolu ateistlere ve onların fikirlerine hoşgörü gösterebilmeleridir. Bunu yapamadıkları müddetçe onların özgürlükçülüğü de yalandır, demokratlığı da, laik oldukları da, cumhuriyetçi oldukları da.
Ateistlerin kendilerini rahatça ifade edebildikleri bazı internet forumlarında, ''AKP gerçekten demokrat mı?'', ''İslam demokrasi ile uyuşur mu?'', ''Muhafazakar demokrat diye birşey olur mu?'' diye tartışıp durduk. Bu tartışmaların tümü teorik plandadır ve kimin teorisinin doğru olduğu pratikte test edilip sınanır. O halde aslında pratiğe, yani hayatın gerçeğine, yaşananlara bakmak gerekir. AKP'lilerin, kendine ''muhafazakar demokrat'' diyenlerin ve AKP'ci liberallerin kendi savundukları şeyde samimi olduklarını gösterebilmelerinin ve laik kesimin şüphelerini dindirebilmelerinin tek yolu ateistlere ve ateist fikirlere tahammül edebildiklerini gerçek yaşamda göstermeleridir. Dindar olduğu için zulme uğrayan bir insana duyarlı oldukları kadar ateist olduğu için zulme uğrayanlara da duyarlı olunmadan demokrasiden bahsetmek ikiyüzlülük olur.Zira demokrasi, farklılıkların barış içinde birarada yaşayabilmelerine dayanır. Bunun için de farklılıklara karşı düşmanca bir bastırma tutumuna girilmemelidir. Farklı olan kesim size ne kadar aykırı veya çirkin görünürse görünsün, onun fikirlerine de tahammüllü olmalısınız. Dindarlar, kendilerinden en farklı düşünen kesime(ateistlere) tahammüllü olmayı ve onlara baskı yapmamayı becerebilirlerse işte ancak o zaman bu ülke gerçekten demokratikleşebilir. Gerisi hikayedir...
Şunu da belirtmek gerekir, eğer din ateistlerin varlığına 'yapısı gereği' tahammül edemeyecekse, o zaman laikliği ve demokrasiyi korumanın yolunun ''sınırlandırılmış dinden'' geçtiği de ortaya çıkmalı ve gereği yapılmalıdır. Laik devlet bizleri bizim varlığımızı tanımayan ve haklarımızı tehdit eden, üstelik bu konularda kendini yapısı gereği düzeltemeyecek olan islama karşı korumakla mükelleftir.
-----------------------------------------------------------------------------------
Gerçek Mağduriyet ve Ateistler
Bu ülkede kim mağdur?
Anadolu'daki son bin seneyi egemen dinin imanlıları olarak geçiren, cumhuriyetle birlikte de egemenlikleri ''çağdaş'' bir görünüm altında devam eden, Diyanet İşleri Başkanlığı adlı bir kuruma sahip olan, kendi din görevlilerinin ve dinsel yayınların parasını inanan-inanmayan herkesin vergisiyle finanse eden, yani basbaya haraç alan, zorunlu din dersleriyle kendi inancını herkese zorla benimseten, camilerinin hoparlöründen günde beş vakit sokaktaki herkese inancının propagandasını yapan, hala ne kendi tarihindeki ne de inanç ilkelerindeki baskıcı yönle yüzleşmemiş olan, inancının eleştirilemez bir kutsal olduğunu iddia eden, eleştiren herkesi susturan hatta canına kasteden, fakat sırf resmi daireler ile üniversitelere başındaki örtüyle giremediği için zulme uğradığını iddia eden türbanlılar mı?
İslamcılar, tarih boyunca bu topraklarda hep egemen dinin mümini olmuş, hep hükmetmeye alışmışlardı. O kadar alışmışlardı ki, üstte saydığımız onca avantajlarına rağmen sırf türbanlarına belli alanlarda izin verilmiyor diye kendilerini mağdur hissedebiliyorlardı! O kadar muktedirler ki, kendi islami baskı düzenlerini kurabilmelerinde bir ideolojik anahtar rolü biçtikleri türban yüzünden yeri göğü inletebiliyorlar.
Öte yanda da biz varız. Ateistler...
İsmi bile ''allahsız'', ''kitapsız'' v.s. denerek küfür gibi kullanılagelen, katlinin vacip olduğu tarih boyunca özenle belirtilmiş, her türlü ahlaksızlığı yapabilir olmasından şüphelenilebilen, en iyi ihtimalle sesini kesip uslu uslu oturması beklenen, ''çıkıntılık'' yaptığında katledilen(bakınız: Turan Dursun), ülkeyi terk etmek zorunda bırakılan(bakınız: İlhan Arsel), diri diri yakılmak istenen(bakınız: Aziz Nesin), çocukluğundan itibaren zorunlu din derslerinde kendisine ne kadar da cehennemde yanmayı hak ettiği söylenen, bir kısmı kendi inançsızlığını kötülemek üzere yayın yapması için Diyanet'e gidecek olan vergisini mecburen vermek zorunda kalan ve kimsenin adını bile anmadığı, en demokrat geçinenlerin bile görmezden gelmeyi tercih ettiği ateistler....
Oysa ülkemizin de altına imza attığı İnsan Hakları Evrensel Beyannâmesi tercümesinin 19'uncu maddesi şöyle der:
"Her ferdin fikir ve fikirlerini açıklamak hürriyetine hakkı vardır. Bu hak fikirlerinden ötürü rahatsız edilmemek, memleket sınırları mevzubahis olmaksızın malümat ve fikirleri her vasıta ile aramak, elde etmek veya yaymak hakkını içerir."
Görüldüğü gibi gerek din eleştirisi içeren, gerek sosyal-siyasal düzenin eleştirisini içeren, gerekse başka bir konuda olsun, herkesin fikir sahibi olma ve fikirlerini açıklama hürriyeti vardır. Kimse fikirleri, fikirlerini açıklaması v.b. yüzünden yaptırıma uğratılamaz, rahatsız edilemez. T.C. Devleti, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi'ni kabul ederek kanunlarla fikir özgürlüğünü güvenceye almıştır. Bir devletin kendi kanununa uyması gerektiği, aksi takdirde kendi meşruiyetini sarsacağı da kuşku götürmez.
Peki ateistlerin varlığının ve ateist fikirlerin ifade edilmesinin güvencesi var mı gerçekten?
Yasalarca tanınan haklar gerçek yaşamda tam olarak uygulanabiliyor mu?
Ateistlerin de kendi fikirlerini savunmaları ve hatta yaymalarına, muhafazakarların 'tebliğ' faaliyetlerine gösterilen hoşgörünün onda biri bile gösteriliyor mu?
AKP gibi bir partinin iktidar olduğu devlet, ateist yurttaşlarını da tam olarak koruyup gözetiyor mu?
Eğer gerçekten insan haklarına saygılı, fikir ve ifade hürriyetini önemseyen, demokrat ve özgürlükçü, her yurttaşını ayrım yapmadan kapsayan bir hükümet varsa bunu biz ateistler de kendi yaşamımızda ve etrafımızda görebilmeliyizdir. Birçoğumuz inançsız olduğunu ailesine bile söylemekten çekinirken, muhafazakar kültür yapısı her geçen gün artan cemaatleşme ve tarikatlaşmayla daha da artarken, eğitim sisteminde evrime bile yer verilmezken, toplumda ''allahsız'' tabiri küfür anlamında kullanılırken bizler kendimizi nasıl güvende hissedeceğiz? Bu toplumun en çok ezilen ve mağdur edilen, varlığı en çok inkar edilen, buna karşın hakkında en çok iftira atılan kesimi ateistler değil midir? Bizden alınan vergilerle de Diyanet finanse edilmiyor mu? Bizim paramızla bize karşı devlet propagandası yapılmıyor mu? Daha küçücükken çocuklarımız devlet eliyle zorunlu din dersine maruz bırakılmayacak mı?
Tüm bu soruları şunun için soruyorum, eğer bir ülke gerçekten demokrat ve özgürlükçü olarak anılmayı hakedecekse bunu ancak, o güne kadar kendi sınırları içinde en ''lanetli'' görülen kesimin haklarına sahip çıkarak ve onların diğer kesimlerle eşitliğini sağlayarak yapabilir. %99'unun müslüman olduğu söylenen bizim gibi toplumlarda(ve aslında pek çok toplumda) en mağdur, en ''lanetli'' kesim de ateistlerdir. Ateistlerin özgürlük ve güvenlik dereceleri, içinde yeraldıkları toplumun demokrat ve özgürlükçü olup olmadığı konusunda en temel kıstaslardan biridir.
Devletin kendi kanunlarına uyması ve ateistlerin de güvenliğini sağlaması, bu amaçla mevcut kültürel muhafazakarlaşmayla mücadele etmesi, eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapması gerekmiyor mu? Aksi halde ateistleri nasıl koruyacak? Ateistleri koruyamıyorsa, o halde altına imza attığı uluslararası sözleşmelere ve kişisel özgürlüklere dair kendi kanunlarına uymayı reddetmiş olmayacak mı? Herşeyden evvel, toplumda hala bir kesim ''lanetli'' muamelesi görüyorsa nasıl oluyor da iktidara sahip olanlar kendilerini özgürlükçü ve demokrat olarak sunabiliyorlar?
Bu ülkede Turan Dursun öldürüldü, Aziz Nesin yakılmak istendi, İlhan Arsel ülkeyi terketmek zorunda kaldı. Dinsiz olduğu ve fikirlerini savunduğu için yok edilmek istenen pek çok insan sayabilirim ve gönül rahatlığıyla şunu iddia edebilirim ki her ateist hayatında en az bir defa tehdit edilmiştir. Peki bu ülkede kaç müslüman inancından dolayı yakılmak istenmiştir? Kaçı öldürülmüş veya yurt dışına gitmek zorunda bırakılmıştır?
Onların uğradıkları en ''büyük'' yaptırım, türbanlarını çıkarmak zorunda bırakılmaları! Ve bunun için bile kıyameti koparıp mazlum edebiyatı yapıyorlar! Majestelerinin mağduriyeti bu kadar oluyor tabi! Bir ateistin yaşadığının veya yaşayabileceğinin onda birine maruz kalsalar kim bilir ne kadar feryat ederlerdi?
Her ne kadar ''demokratikleşiyoruz'', ''statüko geriliyor'', ''artık özgürlük var'' dense de bir kesim için değişen hiçbir şey yok: Ateistler.
Kısacası diyeceğim şudur: Eğer AKP ve bazı cemaatler gerçekten kendilerinin demokrat ve özgürlükçü olduğunu iddia ediyorsa bunu kanıtlamalıdırlar. Bunu kanıtlamanın da tek ve en sağlam, inandırıcı yolu ateistlere ve onların fikirlerine hoşgörü gösterebilmeleridir. Bunu yapamadıkları müddetçe onların özgürlükçülüğü de yalandır, demokratlığı da, laik oldukları da, cumhuriyetçi oldukları da.
Ateistlerin kendilerini rahatça ifade edebildikleri bazı internet forumlarında, ''AKP gerçekten demokrat mı?'', ''İslam demokrasi ile uyuşur mu?'', ''Muhafazakar demokrat diye birşey olur mu?'' diye tartışıp durduk. Bu tartışmaların tümü teorik plandadır ve kimin teorisinin doğru olduğu pratikte test edilip sınanır. O halde aslında pratiğe, yani hayatın gerçeğine, yaşananlara bakmak gerekir. AKP'lilerin, kendine ''muhafazakar demokrat'' diyenlerin ve AKP'ci liberallerin kendi savundukları şeyde samimi olduklarını gösterebilmelerinin ve laik kesimin şüphelerini dindirebilmelerinin tek yolu ateistlere ve ateist fikirlere tahammül edebildiklerini gerçek yaşamda göstermeleridir. Dindar olduğu için zulme uğrayan bir insana duyarlı oldukları kadar ateist olduğu için zulme uğrayanlara da duyarlı olunmadan demokrasiden bahsetmek ikiyüzlülük olur.Zira demokrasi, farklılıkların barış içinde birarada yaşayabilmelerine dayanır. Bunun için de farklılıklara karşı düşmanca bir bastırma tutumuna girilmemelidir. Farklı olan kesim size ne kadar aykırı veya çirkin görünürse görünsün, onun fikirlerine de tahammüllü olmalısınız. Dindarlar, kendilerinden en farklı düşünen kesime(ateistlere) tahammüllü olmayı ve onlara baskı yapmamayı becerebilirlerse işte ancak o zaman bu ülke gerçekten demokratikleşebilir. Gerisi hikayedir...
Şunu da belirtmek gerekir, eğer din ateistlerin varlığına 'yapısı gereği' tahammül edemeyecekse, o zaman laikliği ve demokrasiyi korumanın yolunun ''sınırlandırılmış dinden'' geçtiği de ortaya çıkmalı ve gereği yapılmalıdır. Laik devlet bizleri bizim varlığımızı tanımayan ve haklarımızı tehdit eden, üstelik bu konularda kendini yapısı gereği düzeltemeyecek olan islama karşı korumakla mükelleftir.