Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkiye neden marka yaratamıyor...!!!??????
Selam arkadaşlar burada ülkemizin neden dünyada söz sahibi olan bir markasının olmadığını tartışmak ve nedenlerini burada konuşmak istiyorum,sizlerle birlikte.
Şimdi eminim bana diyeceksinizki tekstilde türkiye dünyada bir numara yada otomotiv yan ve anasanayide iyi durumdayız yada elektronik firmalarımız dünyada tanınmaya başladı gibi söylemler duyar gibiyim.
Fakat ben bunlara katılmakla birlikte,bunların küçük adımlar olduğunu belirtmek isterim.Benim demek istediğim marka(daha çok teknoloji üretebilen ve büyük cirolara sahip olan)bir samsung,sony yada nokia gibi firmalar.
Türkiyede 75 milyon nufusla bir marka çıkaramamak abese iştigaldir,bakınız finlandiya 5 milyonluk bir ülke iken NOKİA gibi bir dev ortaya çıkarmıştır.Bunun gibi çok örnek verebiliriz.Yine 2.dünya savaşında yenilgi ve bitmişlik ile çıkan japonya ve almanyanın sayısız markaları vardır.
Örnek verecek olursak saymaya güç yetmesede;
Japonya:Sony,Hitachi,Sanyo,Toshiba,JVC,Fujitsu,Mit subishi,Toyota,Daihatsu,
Subaru Vs Vs...
Almanya:Bosh,Siemens,Telefunken,Porche,Wolfsvagen, Opel,Audi,Mercedes,
BMW.
Bunun yanında Amerika,İngiltere,Fransa ve İspanyayı saymıyorum bile.
Yine büyük badireler atlatmış,iç savaşlar yaşamış,senelerce diktatörlüklerle yaşamış olan İSPANYA ve G.Kore'den de örnekler verebiliriz.
İspanya:Telefonica,SEAT Vs...
G.Kore:Hyundai,Kia,Samsung,LG VS...
Bizim dünyada tanınmaya başlayan teknoloji firmalarımıza göz atacak olursak:
BEKO ve Turkcell diyebiliriz.
Vestelide unutmamak gerek tabiki.
Geri kalanlar tamamen yabancı iştirakli ortak üretim üzerine,taşeron ve montaj firmaları,ana pay ana firmaya ve onun sahip olduğu ülkeye gitmekte.
Örnek Tofaş=====>Fiat
Oyak=====>Renoult
Assan====>Hyundai
Gibi...
Bizim sydığımız markalara gelince elbette bu bir başarıdır fakat cirosal olarak baktığımızda mesela
BEKO 6.6 Milyar Lira kazanç sağlarken,aynı şekilde Vestelde buna yakın.
Bir sony yada samsung yada Philips yada siemens(örnekler çoğalabilir)100 milyarlarca dolar ciro elde etmekte.Buda bizimkileri onların yanında bir cüce yapmakta.
Sorun neden kaynaklanıyor sizce
İnsanımızdanmı?
Firma sahiplerindenmi?
Devleti Yönetenlerdenmi?
Ucuza kaçmaktanmı?
Nitelikli insan yetiştirmemektenmi?
AR-GE yatırımlarının azlığındanmı?
Siyasettenmi?
Politikadanmı?
Az reklamdanmı?
Bürokrasidenmi?
Yada size göre hangi nedenden kaynaklanıyor bu?
Ben 5 milyonluk Finlandiyadan bir NOKİA(50 milyar euro ciro)çıkıyorsa bizdende en az(nufusa bakacak olursak 15 tane ama)5 tane yada bir kaç tane böyle marka çıkması lazım diyorum.
Siz ne diyorsunuz ve bunu sizce nasıl başarırız diyorsunuz,merak ediyorum.
Saygılarımla...
Sorun neden kaynaklanıyor sizce
İnsanımızdanmı?
Firma sahiplerindenmi?
Devleti Yönetenlerdenmi?
Ucuza kaçmaktanmı?
Nitelikli insan yetiştirmemektenmi?
AR-GE yatırımlarının azlığındanmı?
Siyasettenmi?
Politikadanmı?
Az reklamdanmı?
Bürokrasidenmi?
Yada size göre hangi nedenden kaynaklanıyor bu?
Dış güçler derim ben.
Birileri ne zaman sağlam bir icat elde etse, bir işe adımını atsa, başarın verdiği heycandan dolayı intihar ediyor ülkemizde nedense (.
Ya da yanlışlıkla başına saksı düşüyor. XLarge'ından hemde.
Kaldı ki türkiye milletinin çok ciddi bir üşengeçlik, yüzeysel yapıp bırakma, detaya önem vermeme ve DETAYIN ÖNEMİNİN FARKINDA OLMAMA gibi sorunları var gözlemlerime göre. Bunu görmek çokta zor değil zaten.
Ha arada bir bu sorunlara sahip olmayan biri çıkıyor aramızdan. O da ya dış güçlerin kurbanı oluyor, ya da belediye çukuruna düşüyor (.
Satın alınanlarıda es geçmemek lazım tabi.
"yahu gel sen bize, türk hatunun kısır döngüsel cilveleriyle uğraşacağına sana sarışın uzun bacaklı amerikan pastası yedirelim" olayı hani.
Türk öğün, çalış güven demiş Ata'nın biri.
Vrael +1
Ek olarak, üreticinin karşısına nasıl engeller çıkarıyrlar aklın hayalin durur, bunun baltasını yiyenlerden biriside bizzat benim :(
İthal etmek daha karlı ;)
Yani: daha çok ithalat = yükselen dolar,
Yükselen dolar = IMF nin mutluluğu..
Bu ülkeyi, bu ülkedekilermi yönetiyor sanıyoruz.
Bu ülkeyi yönetenler, bizzat bu ükleye kendi ürünler,ini zorla sokmuşlardır.
Bkz: Trumann doktrini ve marshall yardımı.
Petrol, ayçiçek yağı, astfalt yollar, MAN kamyonlar daha birçok dışa bağımlı hale getirileceğimiz şeylerin temeli o zamanlarda sokuldu memlekete..
Varmı çıkarabilecek bi babayiğit bu şemsiyeyi :)
Saygılarımla.
Bence işin içinden bu kadar çabuk sıyrılmamalıyız.Bu ülkenin vatandaşları olarak bizler,daha duyarlı insanlar olmamız ve gerek kendimizi gerekse çevremizi bilinçlendirmeliyiz.
Örnek verecek olursak toplum olarak bu türlü olaylarda halkı bilinçlendirme çalışması yapan örgütlere yani sivil toplum örgütlerine destek vermeli,insanımızı bilinçlendirmeliyiz.
Bilinçli tüketicilik,bilinçli eğitim,bilinçli öğretime destek vermeli ve mümkün olduğunca bu konunun üstünde durmalıyız,yani kestirip atmak bize bir şey kazandırmaz.
Marşal yardımlarından sadece türkiye değil bir çok ülke yararlandı,buna örnek olarak gelişmiş bazı ülkeleride sayabiliriz,kore,japonya ve şu an için yükselen değer olan brezilya bunlara bir kaç örnektir.
Yine ispanya,portekiz,finlandiya gibi ülkelerde yakın geçmişte ne durumlardan ne durumlara gelmiş ülkelerdir.Örnekleri çoğaltabiliriz.
Ben bu sorunların temele dayandığını ve içimizdeki hainlerlede yükselişe geçtiğini düşünüyorum.Tabiki bunlar ifşa edilmeli.
İçimizdeki hainleri bir tarafa alacak olursak ise,önümüzde kalan değer genç toplumumuz olmaktadır.
Türkiyede 100(yüz)den fazla üniversite bulunmakta,bu üniversitelerde araştırma geliştirme,üretim yada bilimsel makale sayısına baktığımızda ise karşımıza hüzünlü bir tablo çıkmaktadır.ÖSS gibi çağdışı bir sistem ile insanlarımız robotlaşmakta,bir çok aydın ve güçlü beyin zorlama mesleklere yönelmektedir.Ülkemizde fen bilimlerinde okuyanlar çöpçülük bile yapmakta,devlette kadrılu bilim insanı olarak hizmet edememektedir.Aynı şekilde mühendislerimizde kısır döngü içinde kalmakta,mesleklerini tam olarak icraa edememektedir.
Yine aydınlarımızada gerekli saygı gösterilmemektedir.
İlk 1000de 1 yada 2 üniversite ile girmekte bunu başarı saymaktayız.Onlarda en sonlarda olmak koşuluna rağmen.
Bilimsel araştırma ve makalede çoğu küçük gördüğümüz ülkelerin üniversiteleri bizden çok makale yayımlamaktadır.
Genç beyinler ülkeden kaçarak,kendilerine iş ve fırsatla sunan ülkelere hizmet etmektedir.
Gerek üniversiteleer,gerek özel şirketler gerek ise devler araştırma-geliştirmeye önem vermemekte,bir çok insanın projesi yada uğraşısı daha plan halinde çöplüğe atılmaktadır.
Bunun yanında üniversite öncesi eğitimde tam anlamıyla fiyaskodur,ezberci ve karışık,öğrecileri bıktırıcı ve tek düze eğitim boyutundadır.
Kız çocukların gerekli eğitimi almadığınıda ortaya katarsak işimiz dahada derin bir güçlüğe gitmektedir.
Devlet için çalışanlarda gereksiz çalışmama eylemi ve üretmeme zihniyetinide katarsak,ne kadar geri olduğumuz üzülecek düzeylere gelmektedir.
Ülkemizde sanatçı bile yetişmemektedir,insanın içini karartan aptal diziler,televole ve paparazzi programları,evililik programları,amaçsız kadın programları,arabesk müzik,halkımızı gittikçe aptallaştırmaktadır.
Hiç bir eğitim almadan yada deneyimi olmadan sanatçı olmak ülkemizde moda olmuş ne kadar işsiz gereksiz adam varsa sanatçıyım diye gezer olmuştur.Aydın ve entellektüel kimlik daha doğmadan ölmüştür.
Orasını burasını göstermeyle,insanları bunalıma sokacak müzikler yapmakla,insanların beynini sulandıran programlarla,yaşayan zavalluı bir topluma dönüşmüşüz.
Arkadaşlar nasıl çıkacağız bu bataklığın içinden.
Burda milletçe bir tepki,bir başkaldırış gerçekleştimek gerekmiyormu sizcede???
Saygılarımla...
Ülkemizde sanatçı bile yetişmemektedir,insanın içini karartan aptal diziler,televole ve paparazzi programları,evililik programları,amaçsız kadın programları,arabesk müzik,halkımızı gittikçe aptallaştırmaktadır.
Örnek olarak bu paragrafı aldım :)
Sevgili Nogada, bilinçli insan devletin işine yaramaz, amerikada eğitim kurumları ile ilgili bir yazı vardı kaynağını hatırlayınca eklerim mesaja. Diyorduki; eğitim devlet eline geçtiğinden itibaren araştırmalarda düşüş-fizik ve matematik alanında yetişn öğrenci sayısında %40-60 arasında düşüş yaşanmıştır.
Eskiden, insanlar hatırlarmı bilmem, apartmanda yaşamak, yolda yürümek, toplum adabı vs konusunda tv de kısa kısa bilgilendirme kısa filmleri çıkardı.
En basitinden, bay yanlış-doğru ahmet vs vs en son versiyonlarıdır. Bu ve benzeri toplum adabını bilgilendirme filmleri tek kanallı dönemde TRT de çıkardı (yıl: 85-90 arası).
Şimdi ise devlet kavramı = "Şirket" tir. Yani devlet artık hizmet vermiyor, "Satıyor"..
İşte bu açıdan bakınca herşey yerli yerine oturur. Yukarıda örneklerini verdiğiniz ülkelerin hiçbirisi Türkiye değil dikkatinizi çekerim. Ülke üzerinde oynanan oyunlara bir bakın, birde diğerleri üzerindekilere bir bakalım. marşal yardımı sadece başlangıç noktalarından birdir. Bununla ilgili Trt2 de yayımlanan "Kırmızı Hat" isimil belgeseli bulup izlemenizi tavsiye ederim, zira orada (bir devlet kanalı olmasına rağmen) acı tablo çırıl çıplak ortada sergilendi. Yani yarın ertesş gün bu adamlar ülkeyi tam boyunduruk altına alınca, ve bizler itiraz edince; "yahu bakın devlet telkevizyonundan bile size gösterdik, kafanızı kullansaydınızda eşeklik (:)) yapmasaydınız" deseler hakları var :)
Devlet bizim kontrolümüzde değilki, biz devletin kontrolundeyiz. Ve yeni trend sadece tüketen bir toplum yaratmak üzerine kurulu malesef..Daha fazla tüketim=daha hızlı dönen çark.
Bununla ilgili çok minik bir belgesel paylaşmak isterim:
http://www.youtube.com/watch?v=_RoLW7Okkjw
http://www.youtube.com/watch?v=-FsKD2jN9-M
http://www.youtube.com/watch?v=SZ68QLM3EcU
Bakın bu 50 yıl önce uygulanmaya başlanmış bir sistem. Bu gün tüm dünya uyguluyor, e hadi çıkalım işin içinden..
Yapamayız, üretim maliyeti bile boğazımızı sıkıyor.
ben endi işyerimde, 4500-5000 tl ye verdiğim yerli üretimin aynısını, çin malı olarak 478 $ piyasada bulabiliyorsun. çin malının ömrü 2 yıl, benimki ise minimum 30 yıl. Bu ve bunun gibi yüzbinlerce örnek var. Çantacılarla konuş, ayakkabıcılarla, textil %30-40 çin olmaya başladı, elekronik desen ee zaten ortada..tarım desen gdo lu tarım zaten ülke topraklarının beşte birini mahvetmiş durumda..çiftçinin azına s...lmış durumda hayvanları bişle dışardan ithal ediyoruz.. e hadi onada tamam, dünyada birçok ülkede sağlık ücretsiz, Tc de durum nasıl? cevap: kol gibi.
Devlet=şirket.
Bir şey üretmek için gerekli tüzüğü inceleyiniz de görün ne taklalar attırıyorlar.
Unutmadan söyleyeyim, araştırma yapıp bir şey üretmektense; ithal edip ticaretini yapmak on katı karlıdır, ticaret erbabları bilir.
Yazıyı uzun uzadıya yazmak isterim ama konuyu da boğmak istemem.
Eee ne demişler "Ticaret yapın çünkü rızkın onda dokuzu ticarettedir"
:)
Üretim yok sadece tüketim var, dinde bile böyle vesselam, ne diye kendimizi yırtalım .
Türkiye'nin uluslararası piyasalarda rekabet edecek markaları yaratamamasını dış mihraklara, içimizdeki hainlere felan bağlamak bugünlerde moda oldu.. Bu düşmanların Türkiye'yi bağımlı hale getirmeye çalıştığı, bunun için de ithalatı kullandığı vs. durmadan dillendiriliyor.. Tabii ki bunun hiçbir temeli olmadığını söylememe gerek bile yok.
Hem ithalatın neden gerekli olduğuyla ilgili, hem de uluslararası rekabette nelerin olduğu/olması gerektiği ile ilgili, bir kaç makale verebilirim;
Dış Ticaret ve İthalatın Ricardian açıklaması için;
http://www.ekodialog.com/uluslararasi_ekonomi/uluslararasi_ekonomik_iliskiler.html
http://www.ekodialog.com/uluslararasi_ekonomi/dis_ticarete_yonelmenin_nedenleri.html
http://www.ekodialog.com/uluslararasi_ekonomi/mutlak_ustunlukler_teorisi.html
http://www.ekodialog.com/uluslararasi_ekonomi/karsilastirmali_ustunluk_teorisi.html
http://www.ekodialog.com/uluslararasi_ekonomi/dis_ticaretin_yararlari_zararlari.html
Uluslararası Rekabet ve Kalkınma Teorisi için;
http://www.ekodialog.com/kalkinma_ekonomisi/kalkinma_dis_ticaret.html
http://www.ekodialog.com/kalkinma_ekonomisi/kalkinma_teknoloji.html
Sayın Nova...
Verdiğiniz örnekler ve konuya ilişkin verdiğiniz link(görseller)için teşekkürler.
Yaznlız bende zaten tüm bunlar nasıl giderilecek yada ne yapıp gidermeliyiz bunları tartışmaya açıyorum.
Diğer ülkeler Türkiye değil demişsiniz.Biz neden diğer ülkelerin insanları kadar duyarlı olamıyoruz?
Biz neden Gelişmiş ülkelerdeki sistemi,bilimi,eğitimi kendimize adapte etmeye çalışmıyoruz?
Eğer yapamıyorsak Türkiye diye bir devletin varolmasına ne gerek var,birinin manda ve himayesinde açık açık girelim olsun bitsin bu iş.
Eğer bir milletimizi ve devletimiz var ise,biz buna canımız gibi bakmalı,en üst düzeye gelmesi için çalışmalıyız.
Bu bizim ve toplumumuz içinde en güzeli olacak ve insanlar hem bilinçli,hemde iyi koşullarda yaşayacak ve eğitim,sağlık ve sosyal olarakta kaliteli bir yaşama kavuşulacaktır.
Neden bunların olması bu kadar zor,herşey bizim elimizde değilmi,eğitimli bir toplum oluşturursak eğer,kim kimi kullanabilir,kim kimin üstünde hak sahibi olabilir?
Ben insanlar koyunluktan kurtulsun,insan olsun,vatandaş olsun,ülkesi için çalışsın,çağdaşlaşsın,gelişsin diyorum.
Fakat kesitirp atar isek yada umutsuzluğa düşer isek nasıl olacak bu iş?
Öyle değilmi...
Saygılarımla...
Sevgili Nogada, ben kesinlikle umutsuz değilim :) bizler genelde bıçak kemiğe dayanmadan harekete geçemeyen bir toplumuz sadece, aklımız biraz geriden geliyor.
Bu ve benzeri olası senaryolar çok önceden, bu senaryoları düzenleyenler tarafından organize edilmiş, her adımı tek tek uygulanan senaryolardır. Bu ve benzeri eylemleri yazılı dökümanlarla örterek hedef saptırmaktadırlar.
Herşeyin başı eğitimden geçiyor. Bizler kaderci yetiştiriliyoruz malesef, bununda gerisindeki sebepler ortadadır. Doktora ne luzum var abi, her köye bir imam hooop taamdır bu iş.
2 hane li köyde bile imam var, ama doktor taaa anasının nihakında, bu yaz babam hastalandığında 25 km yol gittiler, imamın okuyup üflemesi fayda etmedi. Gene gavurun yaptığı ilaca muhtaç yaşıyorlar.
Dinler hep aynı şeyi söyler: "sus, ses çıkarma, sınav, kader, vs vs bu dünya sabır alemidir, öbür alem gerçektir vs vs vs vs ".
Şimdi konu dine nerden geldi diycen, ama malesef din bu konudaki en güçlü silahtır ve en etkili biçimde kullanılmaktadır, herkes dinsiz olsun demek anlamına gelmiyor-yada dinsizliğe çağrı anlamına gelmiyor bu cümlelerim yanlış anlama Nogada :)
İnsanı kısıtlayan şeylerin önünü açmazsan, o insan kısıtlı kalır -a getiriyorum lafı ;)
İnsanın aydınlanmasını ne engeller?
Tablo ortada da biz günah keçisi arıyoruz, günümüzde tüm tünyadaki siyaset bile, din üzerinden yürürken ve siyasilerin ne derece dürüst temiz pak şerefli insanlar oldukları ayan beyan meydandayken, ne dememizi beklerki insanlar :)
Türkiye kendinisini bunca zorluğa katlanmasını sağlayan yegane boyunduruğu görsün, ve bu boyunduruğktan kurtulmanın yollarını bulsun, işte o zaman herşeye sahip olur.
Bizi kendimizden soğuttular :) önce bir arada huzurlu yaşayabilyi ( ki kimse karışmadığı sürece sorun yaşanmaz) hayata yeniden geçirebileleim. Bölünmezsek, Güçleniriz :)
Yarın devam ederiz, iyi geceler.
Bu ülke ne bazılarının düşlediği pembe tablolardaki gibi, ne de bazılarının paranoya senaryolarında ki gibi keskin gerçekleri yok. Yaşayan bir sistemi var buraların. Güney doğuda kaçak ekonomisinden, daha batıda turizm ekonomisine, montaj sanayisinden bavul ticaretine kadar geniştir yelpazesi, jenerik değil benzersizdir. Lakin piyasa içeriği gerçekten boş ve zavallıdır. Eğitimi de öyle! Anahtar sözcük eğitim.
Bunu anlamak için çok uzağa değil Belçika'ya gidip bir iki kişiyle konuşursanız bunu anlarsınız. Okulu olmayan, okulun da suyu, öğretmeni olmayan memleket bir şeyleri yoluna koymak için kılını dahi kıpırdatmazken, Belçika'da devlet okullarına giden ilkokul çocukları her sene gittikleri Avrupa gezilerine geç giderlerse veliler ayaklanır. Bunun sebebi para, sömürge ekonomisinin sağladığı girdi değil, mentalite farkıdır.
Sorun yalnızca İngiliz, Amerikan, AB etkisi değil elbette. Türkiye'nin kendine has, mekanik ve sentetik sorunları da var, topolojik, jeopolitik, tarihi sorunları da. Ama Amerikalı ya da İngilizin hiç etki etmediğini söylemek dünyaya beş yaşında şeker yiyen çocuk edasıyla baktığınızın fotoğrafıdır adeta. Kapitalist sistemi kabul edip, dış dünyayla ekonomik olarak senkron olmaya çalışırken kurtların kuzu götürdüğü ortamda elbette ki "ağaların", eski marabaların dediği olur ya ne anladın? Gel kardeş şuraya yerleş olacak değil ya!
Bu ülkenin marka çıkaramama sorunu doğrudan PKK falan da değildir. Böyle bir ölçüm olamaz. Bu bir veri değil, bu ve bu türden serzenişler en fazla kendi gerçeğinden kaçmaktır. Gerçi biz bunu hep yapıyoruz ya neyse.
Yukarıda da dedik ya eğitim önemli. Yalnız eğitimin şekli şimali de önemlidir. Eğitim, cehalette ihtisas eğitimi haline gelirse kötü. Bir eğitim ezberletiyor ve size sorgulama izni vermiyorsa kötü. Ben integral öğrenirken onu aslında ne için kullanacağımı bilmek isterim ya da matris, lineer cebir ne işe yarar bilmeliyim. Bana biri en azından matrisin tablo oluştururken işimi kolaylaştıracağını anlatmalı. Bunun yerine tuğla gibi kitabı açtırıp İngilizcesinden sınav müfredatının ayrıntıları ezberletiliyor ise orada bir sakatlık var! Ben okula devam etmek için, okurken iş fırsatları yakalamak için Amerika'ya kaçıyor isem orada bir terslik var. Bu ülke bana gereken özeni göstermiyor!
Sorun ülkenin insanına gereken özeni göstermemesiyle de alakalı. Sorun devletle de, devletin organlarıyla da alakalı.
Ben yinede olayı çoğunluk olarak zihniyete bağlıyorum.
Şimdi vereceğim örnek konudan alakasız olucak fakat bahsetmeye çalıştığım zihniyet için yeterli bir açıklama olacak gibi duruyor:
Bir tarih hocam vardı. Mhp'li bir milliyetçi'ydi. Türklerin tarihini anlatmayı çok severdi, üstüne birde canlandırmaya çalışırdı, örneklere dökerdi falan. Ve milliyetçi olmasına rağmen dürüstçe halkımızın tarihteki başarılarının yanı sıra, düştükleri komik durumları ve yaptıkları aptalca hareketleride anlatırdı.
Osmanlı tarihi dersinde anlattığına göre avrupa ateşli silahlara geçtiği dönem bizim türkler "ne silahı gardaaşşş erkek dediğin alır eline gılıcı dalar düşmanın içine huuleeeyynn, gılıcımız yoksa osmanlı dokatımız var ullaaann alla halla alla halla dıgıdık dıgıdık hücuuuumm..." mantığına bürünmüşler. Sonuç olarak ateşli silaha önem vermemişler ve muharebelerde ellerinde kılıçla, tüfekli olan düşman ordusuna saldırmışlar belirli bir zaman aralığında. (Ne kadar doğrudur bilmiyorum, hocamın anlattığını direk yazdım)
Şimdi bu akıl mantık işi mi?
İnsan bir düşünür, adamların elinde yeni bir icat var, bu icadın gücü nedir, yapabildikleri nedir diye.
İnsan bir düşünür bu yeni icadın-silahın karşısına bizler elimizde kılıçla hücum edersek neler yaşanabilir diye.
Sonuç ne mi olmuş? Çoğu osmanlı askeri düşmana daha 50 metre yaklaşamadan düşman mermisini kıçına yemiş...
Olan olduktan sonra, geberen geberdikten, sakat kalan sakat kaldıktan sonra olayın farkına varıp ondan sonra ateşli silahlara geçmişler.
Yani bu olay, bu örnek, milletimizin "gaza gelerek akıldan ve mantıktan uzaklaşma"ya meyilli olduğunun en güzel göstergesidir.
Günümüzde de aynı anlayış hakim. Millet bıyık bırakıp göbek yapıp her olaya her detaya karşı "yaa taam gardaş şunuda şuraya yerleştirdik mi o kendiliğinden hallolur yaaa" demeyi bir halt sanıyor...
Buyrun günümüzden gerçek bir örnek:
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Kepez Belediyesi Kültür Merkezi'nin temel atma törenine katılmak amacıyla Antalya'ya gidiyor ve oradan bir hastaneye uğruyor. Hastane bahçesindeki hastalar ile konuşurken, bir hasta bakana kendisine verdiği diyet listesinden bahsediyor.
Kadın diyor ki; Bakın bakanım, diyet listemde domates, et, süt ve süt ürünleri bolca var, Ben 800 milyon lira aylık alan bir emekli eşiyim. Benim ömürboyu diyet yapmam lazımmış. Burada yazanları nasıl alacağım? diye soruyor Şeker hastası kadın. Ayrıca kızını üniversitede okuttuğunu, özel bir yurda verse aylık 300-400 lira masraf yapmak zorunda kalacağını da ekliyor.
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/imagecache/makale_genel/images/akdag_antalya.jpg
Yani kadın burda detaydan bahsediyor, bir sorununu açıklıyor, durumum bu, içimde bulunduğum şartlar bu, ne yapabilirim diyor.
Bakan ise şu cevabı verip oradan hızla uzaklaşıyor: "Diyet listelerinin amacı az yemektir, az ye"
Buyrun haberin internetteki detayları ve videoları:
http://www.google.com.tr/#hl=tr&source=hp&biw=1020&bih=567&q=recep+akda%C4%9F+az+ye&aq=f&aqi=&aql=&oq=&gs_rfai=&fp=cce7f14ad41f775f
Vay canına müthiş analiz. Kesinlikle bu önerini dikkate almalıyız senin Recep...
Belki marka yaratamiyoruz ama kriminal olaylarda seytanin aklina gelmeyen bizim türün aklina geliyor,bu konuda dünyada bir numarayiz.
Markanin yaraticilikla alakasi yok bu bilgiye dayanan birsey,moda yaraticiliga dayaniyor,burda modayla markayi ayirmamiz gerekiyor,bircok ürün markayken bircok üründe moda.
Dindar beyinlerin birsey yaratmasi mümkün deyil,onlarin beyni öbür dünyaya odaklanmisdir bütün hesaplar öbür dünya icindir .bu dünya onlari pek ilgilendirmez ama is faydalanmaya gelince nimetlerden ateistden daha fazla faydalanmak icin mücadele bile ederler ve üretenden daha fazla faydalanirlar,haklari olmadigi halde.saygilar
Dindar beyinlerin birsey yaratmasi mümkün deyil,onlarin beyni öbür dünyaya odaklanmisdir bütün hesaplar öbür dünya icindir .bu dünya onlari pek ilgilendirmez ama is faydalanmaya gelince nimetlerden ateistden daha fazla faydalanmak icin mücadele bile ederler ve üretenden daha fazla faydalanirlar,haklari olmadigi halde.saygilar
İyide siz burda öyle bir şey söylüyorsunuzki...
Türkiyede hiç bilim insanı yok,hiç mühendis yok,hiç işçi yok,hiç çalışan yok,hiç sanayici yok.
Yine öyle bir konuşuyorsunuzki...
Dünyadaki tüm marka çıkarmış şirketler yada ülkeler yada bilim insanları tümden ateist.
Neyse hadi öyle olsun ama burdaki tartışma içine bile din girdi ya,fazla söze ne hacet :D
Saygılarımla...
Markalaşmak hayal, emek, yaratıcılık ve nefes gerektirir.
Coğrafyamızda hayal kurabilecek bireyler, emeklerini sunabilecek emekçiler, yaratıcılıklarını ortaya koyabilecek özgür beyinler ve kuşaktan kuşağa bunları aktaracak uzun nefesli aileler yok denecek kadar azdır.
Bu olmayacak anlamına gelmez lakin coğrafyamız budur.
Bu konuyu dinsel temalar ile açıklamanın doğruluğu tartışılır.
Afrika Pigmeleri, kutup Eskimoları, Avustralya Aborjinleri de mi dinsel temalar ile yüklenmişti?
Markalaşmak hayal, emek, yaratıcılık ve nefes gerektirir.
Coğrafyamızda hayal kurabilecek bireyler, emeklerini sunabilecek emekçiler, yaratıcılıklarını ortaya koyabilecek özgür beyinler ve kuşaktan kuşağa bunları aktaracak uzun nefesli aileler yok denecek kadar azdır.
Bu olmayacak anlamına gelmez lakin coğrafyamız budur.
Bu konuyu dinsel temalar ile açıklamanın doğruluğu tartışılır.
Afrika Pigmeleri, kutup Eskimoları, Avustralya Aborjinleri de mi dinsel temalar ile yüklenmişti?
Önce şu linke bir göz atalım:
Allah'ın izniyle yüzen ördek (http://www.birgun.net/actuel_index.php?news_code=1288271867&day=28&month=10&year=2010)
sonra da sindirmeye çalışarak şu makaleyi okuyalım:
İslam Ülkelerinde Eğitim Nasıl Olmalı (http://www.phil.metu.edu.tr/yceylan/works/slm-lklrnd-gtm.html)
Birinci linkin hafifliğine rağmen, konu eğitim olunca değerli Yasin hocanın incelemesine katılmamak imkansız. Hele hele son cümlesine.
"Zülum ve korkunun mevcut olduğu mekanlarda özgürlük olmaz. Özgürlük olmayan yerlerde de hiç bir insani değer oluşmaz."
Zülum ve korkunun tarafı ne olursa olsun buna katılırız.
Ancak konumuz eğitim değil, ülkemizde markalaşmak.
-Akio MORİTA (SONY): Üniversitede Fizik eğitimi almış.
-Asa CANDLER (COCA COLA): Orta öğretim mezunu, kilisede dini dersler vermiş.
-Dr. Shuhei TOYODA (TOYOTA): Mühendislik eğitimini Japonyada, Doktorasını İngilterede yapmış.
-Fredric IDESTAM (NOKİA): Maden Mühendisliği eğitimi almış.
-Michio SUZUKİ (SUZUKİ): Matematik eğitimi almış.
-George EASTMAN (KODAK): 14 Yaşında eğitimini terk etmiş. Muhasebecilik yapmış.
-Adolf(Adi) DASSLER (ADİDAS): Sporcu, Ayakkabı tamirciliğinden başlayan bir hayat.
-Kim Woo CHONG (DAEWOO): İktisatçı
-Mitch KAPOR (LOTUS): Danışman psikolog.
-Werner von SİEMENS (SİEMENS): Sivil okulu terk etmiş. Askeri mühendislik okulu için askere gitmiş.
Tekrar ediyoruz.
Hayal, emek, yaratıcılık, nefes.
mhmd, o listeye Microsoft'tan liseyi zor bitirmiş Bill Gates'i, Apple Computer kurucusu ancak üç sene önce üniversite mezunu olan Steve Jobs'u da ekleyebilirsin. Ancak bu bir kıstas değildir.
Bu adamların işleriyle ilgili eğitim almadan başarılı olmalarının sebebi ülke genelinin eğitim, ticaret, bilim, teknoloji alt yapısının güçlü olmasıyla ilgilidir.
Sen bunlara kafayı yormadan turizm, inşaat, montaj, ithalat ekonomisiyle biz gelişiriz, dünya güçleriyle eşit oluruz gibi şeyler diyorsan bize diyecek bir şey kalmıyor zaten.
Hayal kurmak bir yere kadar, bir yerden sonra kendini buğday ambarında sanan tavuktan farkı kalmaz insanın. Kendimizi kandırmak yerine gerçeklere odaklanalım. Biz görmezden geliyoruz diye yapılacaklar yol olmuyor, aksine günden güne karmaşıklaşarak çığ gibi büyüyor.
Bırakın şu hayal, nefes, yaratıcılık vs. saçmalıklarını. Yaratıcılık iş üzerinde kafa yoran, bilgiyle hareket eden adamda olur. Bir an önce şeyhinizi, şıhınızı, ali efendinizi veli efendinizi kenara koyup dünyayı görmeye çalışın.
earthling
30-10-2010, 02:14
yahudileri kovdugumuz icin olabilir mi? varlik vergisi miydi neydi.
ne kadar unlu isim varsa yahudi cikiyor veya tesaduf ediyor bana bilemiyorum.
yahudileri kovdugumuz icin olabilir mi? varlik vergisi miydi neydi.
ne kadar unlu isim varsa yahudi cikiyor veya tesaduf ediyor bana bilemiyorum.
Evet Sn. Earthling çok güzel bir noktaya parmak bastınız, katılıyorum.
Tüm dünyayı yöneten (yöneten diyorum) şirketler yahudi şirketleri, ve buluş-icat-ilerleme alanlarında en öndeler.. çok ilginç gerçekten.
saygılarımla.
Bir an önce şeyhinizi, şıhınızı, ali efendinizi veli efendinizi kenara koyup dünyayı görmeye çalışın.
Sayenizde göreceğimizi umuyoruz.
Yanlış başlıktamıyız?
Markalaşma ve marka ekonominin konusu olduğunu biliyorduk.
Ekonomi, pazarlama analiz ve stratejileri okuyup da mı yazı asılıyor merak ettik.
Kelli felli adamlar, 3. sayfa linkleri vermekte, kimileri karşısında sarıklı cüppeli heyulalar görmekte...
Theokoles
30-10-2010, 12:17
Bu ülkenin insanı hiç bir şeye kabil değildir. Hazıra konmayı sever. Açık değil mi sorunun cevabı? Dağılın beyler.
Marka yaratma sorusu ekonomik gelismislik ile ilgili. Daha da dogrusu kapitalist ekonominin gelismesi ile ilgili. Ekonomik yapiniz gelistikce uluslararasi hale gelen firmalarin sayisi da artar ve uluslararasi alanda taninan firmalar ve markalar olusur. Bu yüzden soruyu Türkiye'nin ekonomisi neden geri diye sormak lazim.
Elbette ki, egitim, toplumsal aliskanliklar, kisisel sekillenmeler vb. etkili olur. Ama bence hepsinden önemli olan Türkiye'nin yapisal gelisim sürecleri. Türkiye, Osmanli'dan devralinmis bir ülke ve Osmanli'nin son 100 yillik sürecinden beri kapitalizm bu topraklara girmeye basladi. Ama toprak rejimi, kapitalist sürece uyumlu olmayan devlet sistemi gibi bircok engel vardi. Tanzimat ile bazi engeller kaldirilmaya calisildi, sonra Mesrutiyet ve Cumhuriyet ile yeni acilimlar yapilmaya calisildi. Ama Osmanli'dan beri varligini sürdürüren, yüzlerce yillik imparatorluk döneminde iyice yerlesmis bir devlet topraklari ve devlet tarafindan kontrol edilen bir kapitalizme gecme anlayisi vardi. Devlet zaten ekonominin de en büyük sahibiydi. Bütün KIT'ler devlete aitti. Topraklarin da büyük kismi hala devlet mülkiyetinde idi. Kapitalizm ile bir taraftan uyumlu ama diger taraftan da ipleri elinden birakmak istemeyen bir devlet mekanizmasi hep var oldu. En liberal acilimlar yapan ANAP, AKP gibi partiler bile bir taraftan herseyin kontrolünü ellerinde tutmaya calistilar.
Diger taraftan tabii ki, kapitalizmin emperyalizm dönemindeki paralel olmayan gelisme süreclerinin de etkisi var. Bu durum, milliyetci duygularla emperyalist ülkelerin kötü niyetli oyunu gibi görülse de uluslararasi ekonomik yapilanmanin dogal bir ürünü aslinda. Son dönemde Avrupa ülkeleri fabrikalarini Dogu Avrupa'ya, Uzak Dogu'ya vb. tasiyorlar mesela. Almanya'da eski devasa demir ve kömür madenleri bile kapatildi. Artik finans, yönetim, ileri teknolojiye dayali calisma alanlari Avrupa'nin is alanlarini olusturuyor. Bu sürecte Türkiye'de tekstil gelismisti mesela. Sonra tekstil daha da doguya kacip gitti. Insaat sanirim hala güclü.
Marka, kapitalizmin bir ürünü. Marka istiyorsaniz, kapitalizmin gelismesinin önündeki engelleri kaldiracaksiniz. Bu kadar basit. Bir de sunu belirteyim, bence din kapitalizmin gelismesinin önündeki birinci engel degildir, engellerden biri olabilir tabii, en azindan bizde böyle olmus. Türkiye'de asil kapitalizme direnen geleneksel devlet yapisi oldu, ama her seferinde uluslararasi baskilarla ve ikide bir icine girilen krizlerle kapitalizme daha cok acilmak zorunda kalindi.
TurkceRap
30-10-2010, 15:21
Bence işin içinden bu kadar çabuk sıyrılmamalıyız.Bu ülkenin vatandaşları olarak bizler,daha duyarlı insanlar olmamız ve gerek kendimizi gerekse çevremizi bilinçlendirmeliyiz.
Örnek verecek olursak toplum olarak bu türlü olaylarda halkı bilinçlendirme çalışması yapan örgütlere yani sivil toplum örgütlerine destek vermeli,insanımızı bilinçlendirmeliyiz.
Bilinçli tüketicilik,bilinçli eğitim,bilinçli öğretime destek vermeli ve mümkün olduğunca bu konunun üstünde durmalıyız,yani kestirip atmak bize bir şey kazandırmaz.
Marşal yardımlarından sadece türkiye değil bir çok ülke yararlandı,buna örnek olarak gelişmiş bazı ülkeleride sayabiliriz,kore,japonya ve şu an için yükselen değer olan brezilya bunlara bir kaç örnektir.
Yine ispanya,portekiz,finlandiya gibi ülkelerde yakın geçmişte ne durumlardan ne durumlara gelmiş ülkelerdir.Örnekleri çoğaltabiliriz.
Ben bu sorunların temele dayandığını ve içimizdeki hainlerlede yükselişe geçtiğini düşünüyorum.Tabiki bunlar ifşa edilmeli.
İçimizdeki hainleri bir tarafa alacak olursak ise,önümüzde kalan değer genç toplumumuz olmaktadır.
Türkiyede 100(yüz)den fazla üniversite bulunmakta,bu üniversitelerde araştırma geliştirme,üretim yada bilimsel makale sayısına baktığımızda ise karşımıza hüzünlü bir tablo çıkmaktadır.ÖSS gibi çağdışı bir sistem ile insanlarımız robotlaşmakta,bir çok aydın ve güçlü beyin zorlama mesleklere yönelmektedir.Ülkemizde fen bilimlerinde okuyanlar çöpçülük bile yapmakta,devlette kadrılu bilim insanı olarak hizmet edememektedir.Aynı şekilde mühendislerimizde kısır döngü içinde kalmakta,mesleklerini tam olarak icraa edememektedir.
Yine aydınlarımızada gerekli saygı gösterilmemektedir.
İlk 1000de 1 yada 2 üniversite ile girmekte bunu başarı saymaktayız.Onlarda en sonlarda olmak koşuluna rağmen.
Bilimsel araştırma ve makalede çoğu küçük gördüğümüz ülkelerin üniversiteleri bizden çok makale yayımlamaktadır.
Genç beyinler ülkeden kaçarak,kendilerine iş ve fırsatla sunan ülkelere hizmet etmektedir.
Gerek üniversiteleer,gerek özel şirketler gerek ise devler araştırma-geliştirmeye önem vermemekte,bir çok insanın projesi yada uğraşısı daha plan halinde çöplüğe atılmaktadır.
Bunun yanında üniversite öncesi eğitimde tam anlamıyla fiyaskodur,ezberci ve karışık,öğrecileri bıktırıcı ve tek düze eğitim boyutundadır.
Kız çocukların gerekli eğitimi almadığınıda ortaya katarsak işimiz dahada derin bir güçlüğe gitmektedir.
Devlet için çalışanlarda gereksiz çalışmama eylemi ve üretmeme zihniyetinide katarsak,ne kadar geri olduğumuz üzülecek düzeylere gelmektedir.
Ülkemizde sanatçı bile yetişmemektedir,insanın içini karartan aptal diziler,televole ve paparazzi programları,evililik programları,amaçsız kadın programları,arabesk müzik,halkımızı gittikçe aptallaştırmaktadır.
Hiç bir eğitim almadan yada deneyimi olmadan sanatçı olmak ülkemizde moda olmuş ne kadar işsiz gereksiz adam varsa sanatçıyım diye gezer olmuştur.Aydın ve entellektüel kimlik daha doğmadan ölmüştür.
Orasını burasını göstermeyle,insanları bunalıma sokacak müzikler yapmakla,insanların beynini sulandıran programlarla,yaşayan zavalluı bir topluma dönüşmüşüz.
Arkadaşlar nasıl çıkacağız bu bataklığın içinden.
Burda milletçe bir tepki,bir başkaldırış gerçekleştimek gerekmiyormu sizcede???
Saygılarımla...
Sayın Nogada,
Sözlerinizin büyük çoğuna katılmakla birlikte, burada bizzat yaşanan iki olayı anlatayım.
Ben Üniversiteden mezun oılalı yaklaşık 2 ay kadar oluyor, mezun olduktan sonra, bir süreliğine memleketime geldim.
inanın yollar çamur içinde, doğal gaz olayına her yeri kazmışlar.
Belediyenin pek işle güçle alakası yok.
Fotoğrafını çekip buraya koysam isyan edersiniz.
Diğer bir olay da, bizim komşularımızdan birinin çocuğu anaokuluna gidiyor, anaokulu öğretmenleri sanırım çocuklarla pek ilgilenmiyormuş.
demişler ki gidin bizi nereye istiyorsanız oraya şikayet edin.
düşün vatandaşın verdiği vergilerle maaşı ödenecek, Bir de üstüne kabadayılık yapacak.
Mille eğitime vs şikayet etsenize diyoruz, Ya çocuklara sorun çıkarırlarsa benzeri 1şey söylüyorlar.
Şimdi bir de dünyadaki bir örneğine bakalım.
İtalyada Napoli'de çöpler toplanmadığı için halk orayı işini adam gibi yapmayan yetkilerin deyim yerindeyse başına yıkıyor, yapılan gösterileri Tv.de görmüşsünüzdür.
Öyle olunca haliyle hakkını arayan adam tabî uygarlık, refah içinde yaşar, sen de hergün aptal saptal sunî gündemlerle uğraşırsın.
Hiç kimse kusura bakmasın, ben bizim millete herşeyin müstehak olduğuna inanıyorum.
Armut piş ağzıma düş diye bakarsan, hakkını aramazsan, tembellikten, eğitimsizlikten kurtulmak, çalışmak için bir çaba göstermezsen, Nerde Türkler hakkında birşey söylendi acaba, biri birşey dese de övünsek diye ağzı açık ayran budalası gibi bakarsın.
tek avuntun da bir-iki spor müsabakasıyla erovizyon yarışmasından öteye geçmez.
TurkceRap
30-10-2010, 15:40
Marka yaratma sorusu ekonomik gelismislik ile ilgili. Daha da dogrusu kapitalist ekonominin gelismesi ile ilgili. Ekonomik yapiniz gelistikce uluslararasi hale gelen firmalarin sayisi da artar ve uluslararasi alanda taninan firmalar ve markalar olusur. Bu yüzden soruyu Türkiye'nin ekonomisi neden geri diye sormak lazim.
Elbette ki, egitim, toplumsal aliskanliklar, kisisel sekillenmeler vb. etkili olur. Ama bence hepsinden önemli olan Türkiye'nin yapisal gelisim sürecleri. Türkiye, Osmanli'dan devralinmis bir ülke ve Osmanli'nin son 100 yillik sürecinden beri kapitalizm bu topraklara girmeye basladi. Ama toprak rejimi, kapitalist sürece uyumlu olmayan devlet sistemi gibi bircok engel vardi. Tanzimat ile bazi engeller kaldirilmaya calisildi, sonra Mesrutiyet ve Cumhuriyet ile yeni acilimlar yapilmaya calisildi. Ama Osmanli'dan beri varligini sürdürüren, yüzlerce yillik imparatorluk döneminde iyice yerlesmis bir devlet topraklari ve devlet tarafindan kontrol edilen bir kapitalizme gecme anlayisi vardi. Devlet zaten ekonominin de en büyük sahibiydi. Bütün KIT'ler devlete aitti. Topraklarin da büyük kismi hala devlet mülkiyetinde idi. Kapitalizm ile bir taraftan uyumlu ama diger taraftan da ipleri elinden birakmak istemeyen bir devlet mekanizmasi hep var oldu. En liberal acilimlar yapan ANAP, AKP gibi partiler bile bir taraftan herseyin kontrolünü ellerinde tutmaya calistilar.
Diger taraftan tabii ki, kapitalizmin emperyalizm dönemindeki paralel olmayan gelisme süreclerinin de etkisi var. Bu durum, milliyetci duygularla emperyalist ülkelerin kötü niyetli oyunu gibi görülse de uluslararasi ekonomik yapilanmanin dogal bir ürünü aslinda. Son dönemde Avrupa ülkeleri fabrikalarini Dogu Avrupa'ya, Uzak Dogu'ya vb. tasiyorlar mesela. Almanya'da eski devasa demir ve kömür madenleri bile kapatildi. Artik finans, yönetim, ileri teknolojiye dayali calisma alanlari Avrupa'nin is alanlarini olusturuyor. Bu sürecte Türkiye'de tekstil gelismisti mesela. Sonra tekstil daha da doguya kacip gitti. Insaat sanirim hala güclü.
Marka, kapitalizmin bir ürünü. Marka istiyorsaniz, kapitalizmin gelismesinin önündeki engelleri kaldiracaksiniz. Bu kadar basit. Bir de sunu belirteyim, bence din kapitalizmin gelismesinin önündeki birinci engel degildir, engellerden biri olabilir tabii, en azindan bizde böyle olmus. Türkiye'de asil kapitalizme direnen geleneksel devlet yapisi oldu, ama her seferinde uluslararasi baskilarla ve ikide bir icine girilen krizlerle kapitalizme daha cok acilmak zorunda kalindi.
Analizlerinizin çoğu bence de doğru,fakat bazı Avrupalı şirket sahipleriğnin uyguladığı yöntemle Türkiyedeki yöntemin aynı olduğunu düşünmüyorum.
Adam belki fabrikayı Çin'de kuruyor ama ofisi yine kendi ülkesinde, bağlantılarını yine orda yapıyor.
Sonuç oplarak işini uzak doğuya da götürse oranın insanı kazanıyor, dolayısıyla da ülkesi.
fakat biz de millet kendi göbeğini kendi kesmek için yeterince çaba göstermiyor, gösterenler de hantal bürokrasi, vergi yükü ve daha birçok zorluktan kurtulamıyor.
TurkceRap
30-10-2010, 15:57
Evet Sn. Earthling çok güzel bir noktaya parmak bastınız, katılıyorum.
Tüm dünyayı yöneten (yöneten diyorum) şirketler yahudi şirketleri, ve buluş-icat-ilerleme alanlarında en öndeler.. çok ilginç gerçekten.
saygılarımla.
Alman eğitim sisteminin iyi olmasının bir etkisi olabilir, Azınlık psikolojisi de bunu destekliyor olsa gerek, Ama sonuçta bunların arasında ne kadarı gerçekten Musevî inanç esaslarına sahipti bunu da bilmiyoruz.
Ama herşeyi yahudilere bağlama mantığını doğru bulmuyorum, Avrupalılar, Özellikle Kuzey kesim, adamların dinle diyanetle alakası yok, ama ürettikleri markalar, yayınladıkları bilimsel makaleler vs ortada.
Ben de dinden uzaklaşmanın bir artı olduğunu düşünüyorum, ama işi sadece dine bağlamayı da makûl bulmuyorum.
Bence ar-ge çalışmalarının yetersizliği, elbette ar-gesi olmayan iş alanları da var ancak dünya çapında büyük marka için ar-ge önemli.
Analizlerinizin çoğu bence de doğru,fakat bazı Avrupalı şirket sahipleriğnin uyguladığı yöntemle Türkiyedeki yöntemin aynı olduğunu düşünmüyorum.
Adam belki fabrikayı Çin'de kuruyor ama ofisi yine kendi ülkesinde, bağlantılarını yine orda yapıyor.
Sonuç oplarak işini uzak doğuya da götürse oranın insanı kazanıyor, dolayısıyla da ülkesi.
fakat biz de millet kendi göbeğini kendi kesmek için yeterince çaba göstermiyor, gösterenler de hantal bürokrasi, vergi yükü ve daha birçok zorluktan kurtulamıyor.
Ben bu örnegi kapitalizmin dogrusal gelismesini engelleyen, onu farkli sekillerde yönlendiren bir emperyalizm yada global kapitalizm olgusunun oldugunu göstermek icin verdim. Tabii ki, bir sirket fabrikasini uzak doguya götürürken, kendi ülkesindeki hammadde ve emegin pahaliligindan kurtulmak icin yapiyor bunu. Yoksa uzak dogu zenginlessin diye degil. Böylece insanlarin dolasimina kapilari kapatmak, sirketleri engelleyen birsey olmaktan cikiyor. Uzak dogulu emekci Avrupa'ya gelemezse, sirket uzakdoguya gidiyor. Tabii bu ayni zamanda kapitalizmin yayilmasini saglamis oluyor.
Benim asil vurgum birinci nedene idi. Yani devlet yapilarinin kapitalizmin gelismesini engellemesi üzerine idi. Burda din, gelenekler, insanlarin miskinligi gibi faktörler son derece gerilerde kalir. Ispanyollar yada Italyanlar bizden cok mu caliskanlar yada ne bileyim Japonlar cok mu geleneklerini kirmis, Amerikalilar cok mu dinden uzaklar? Burda esas faktör devlet gelenekleridir diyorum. Dogu ülkelerinde, esas olarak Osmanli, Rusya, Cin vb. güclü devlet gelenekleri olan ülkelerde topragin sahibi devlettir. Kapitalizme en cok direnen ülkeler bu tür Asya ülkeleri oldular. Geleneksel devlet anlayisi ekonomiye hakimdi. Sonraki dönemlerde rejimler yikildi, ne carlik kaldi, ne padisahlik, ama bu degisim güclü devlet yapisini degistirmedi. Cin'de hala kapitalizm güclü bir devlet kontrolü altinda gelistirilmeye calisiliyor. Bu büyük bir bürokrasi demek. Kapitalizm öyle sanildigi gibi herseyi hemen silkeleyip atamiyor. Once varolan süreclerin icine giriyor, yavas yavas oyuyor, sonra degistiriyor. Türkiye'de de yasanan sey bu aslinda. Devlet yapisi sarsiliyor ve bundan dolayi büyük bir direnc ortaya cikiyor. Gelismenin esasi kesinlikle dinsellesme, seriata dogru gitme falan degil. Kapitalizm devlet yapisina nüfuz ediyor ve geleneksel yapiyi catirdatiyor. Devlet elitlerin devleti olmaktan cikiyor yani. Bu simdi AKP eliyle yapiliyor, yarin baskasi eliyle devam eder.
Bu karsi konulamaz bir sürec. Türkiye'nin de markalari olacaktir yani. Sorunumuz aslinda markalar yaratmak degil. Bu markalari yaratirken yasayan insanimizin sosyal durumu. Sosyal bir devlet, iyi bir saglik sistemi, gelecek korkusu ile titremeyen insanlar. Onemli olan bu. Yoksa bu gelismenin önüne gecmeye calismanin bir anlami yok.
earthling, nova;
Buluş-icat, zenginlik ve ilerleme konusunda özellikle Yahudi toplumunun ya da o toplumdan birilerinin her şeyi hallettiği, bitirdiği ya da götürdüğü gibi bir gerçeklik yok. Kimse kimseyi kandırmasın, bu iş konuya ne kadar hakimseniz size o kadar geri dönüşü olan bir iş.
Siz piyasa koşullarını yerine getiren ürünlerden senede fazla değil on tane endüstriyel ar-ge yapın bakalım her şeyin şekli nasıl değişiyor. Türkiye'de her şeyin gündelik olanının iyi olduğunu dile getiren çekirdeğe yönelik iş yapılmamasını öğütleyen saçma bir zihniyet var bunun kırılması ve yol alınması lazım.
İthalat iyidir çünkü kendi üretiminden daha ucuzdur, yok böyle bir mentalite. Elbette var ama bir yere kadar. Her şeyi dışarıdan alıp burada birleştirip biz endüstri olduk diyemezsiniz adama gülerler.
Yahu ürettiğin fındığın borsası Almanya'da. Almanya senin fındığının değerini biçiyor. Sen bu kadar fikir, ürün bakımından bağımlı ve ithalat manyağı olmuşsun. Bunu ancak belli bir dönem işleri sıkı tutarak çözebilirsin başka türlü değil.
Demokrasi, liberal ekonomi bunlar iyi laflar da kardeşim öncelikle sistemini buna göre tasarlayıp test ettin mi bakalım?
TurkceRap
30-10-2010, 17:51
Ben bu örnegi kapitalizmin dogrusal gelismesini engelleyen, onu farkli sekillerde yönlendiren bir emperyalizm yada global kapitalizm olgusunun oldugunu göstermek icin verdim. Tabii ki, bir sirket fabrikasini uzak doguya götürürken, kendi ülkesindeki hammadde ve emegin pahaliligindan kurtulmak icin yapiyor bunu. Yoksa uzak dogu zenginlessin diye degil. Böylece insanlarin dolasimina kapilari kapatmak, sirketleri engelleyen birsey olmaktan cikiyor. Uzak dogulu emekci Avrupa'ya gelemezse, sirket uzakdoguya gidiyor. Tabii bu ayni zamanda kapitalizmin yayilmasini saglamis oluyor.
Benim asil vurgum birinci nedene idi. Yani devlet yapilarinin kapitalizmin gelismesini engellemesi üzerine idi. Burda din, gelenekler, insanlarin miskinligi gibi faktörler son derece gerilerde kalir. Ispanyollar yada Italyanlar bizden cok mu caliskanlar yada ne bileyim Japonlar cok mu geleneklerini kirmis, Amerikalilar cok mu dinden uzaklar? Burda esas faktör devlet gelenekleridir diyorum. Dogu ülkelerinde, esas olarak Osmanli, Rusya, Cin vb. güclü devlet gelenekleri olan ülkelerde topragin sahibi devlettir. Kapitalizme en cok direnen ülkeler bu tür Asya ülkeleri oldular. Geleneksel devlet anlayisi ekonomiye hakimdi. Sonraki dönemlerde rejimler yikildi, ne carlik kaldi, ne padisahlik, ama bu degisim güclü devlet yapisini degistirmedi. Cin'de hala kapitalizm güclü bir devlet kontrolü altinda gelistirilmeye calisiliyor. Bu büyük bir bürokrasi demek. Kapitalizm öyle sanildigi gibi herseyi hemen silkeleyip atamiyor. Once varolan süreclerin icine giriyor, yavas yavas oyuyor, sonra degistiriyor. Türkiye'de de yasanan sey bu aslinda. Devlet yapisi sarsiliyor ve bundan dolayi büyük bir direnc ortaya cikiyor. Gelismenin esasi kesinlikle dinsellesme, seriata dogru gitme falan degil. Kapitalizm devlet yapisina nüfuz ediyor ve geleneksel yapiyi catirdatiyor. Devlet elitlerin devleti olmaktan cikiyor yani. Bu simdi AKP eliyle yapiliyor, yarin baskasi eliyle devam eder.
Bu karsi konulamaz bir sürec. Türkiye'nin de markalari olacaktir yani. Sorunumuz aslinda markalar yaratmak degil. Bu markalari yaratirken yasayan insanimizin sosyal durumu. Sosyal bir devlet, iyi bir saglik sistemi, gelecek korkusu ile titremeyen insanlar. Onemli olan bu. Yoksa bu gelismenin önüne gecmeye calismanin bir anlami yok.
Zaten söylediklerinize büyük ölçüde katıldığımı söylemiştim.
Fakat, Sermayenin dolaşmasının olumlu bir yönü vbar ki, Gelişmiş ekonomilerin gelişmekte olan ülkelerde açtığı iş sahaları o ülkenin ekonomisine olumlu katkıda bulunuyor.
Bugün'ün Çin'i bunun en bariz örneğidir, Honghong, Taiwan, Singapur gibi ülkeler bu sebeple gayet olumlu ivme kaydettiler, ekonomilerinin gelişmesi ile insanının refah düzeyi arttı.
bizim halâ 6. filoda takılı kalmış eski tüfek komünistlerimiz ayakta rüya görürken, post sovyet ve çin komünist partisinin yönettiği Çindeki insanların Serbest piyasaya olan ilgisi gerçekten manidar.
Benim asil vurgum birinci nedene idi. Yani devlet yapilarinin kapitalizmin gelismesini engellemesi üzerine idi. Burda din, gelenekler, insanlarin miskinligi gibi faktörler son derece gerilerde kalir. Ispanyollar yada Italyanlar bizden cok mu caliskanlar yada ne bileyim Japonlar cok mu geleneklerini kirmis, Amerikalilar cok mu dinden uzaklar? Burda esas faktör devlet gelenekleridir diyorum. Dogu ülkelerinde, esas olarak Osmanli, Rusya, Cin vb. güclü devlet gelenekleri olan ülkelerde topragin sahibi devlettir. Kapitalizme en cok direnen ülkeler bu tür Asya ülkeleri oldular. Geleneksel devlet anlayisi ekonomiye hakimdi. Sonraki dönemlerde rejimler yikildi, ne carlik kaldi, ne padisahlik, ama bu degisim güclü devlet yapisini degistirmedi. Cin'de hala kapitalizm güclü bir devlet kontrolü altinda gelistirilmeye calisiliyor. Bu büyük bir bürokrasi demek. Kapitalizm öyle sanildigi gibi herseyi hemen silkeleyip atamiyor. Once varolan süreclerin icine giriyor, yavas yavas oyuyor, sonra degistiriyor. Türkiye'de de yasanan sey bu aslinda. Devlet yapisi sarsiliyor ve bundan dolayi büyük bir direnc ortaya cikiyor. Gelismenin esasi kesinlikle dinsellesme, seriata dogru gitme falan degil. Kapitalizm devlet yapisina nüfuz ediyor ve geleneksel yapiyi catirdatiyor. Devlet elitlerin devleti olmaktan cikiyor yani. Bu simdi AKP eliyle yapiliyor, yarin baskasi eliyle devam eder.
Bu karsi konulamaz bir sürec. Türkiye'nin de markalari olacaktir yani. Sorunumuz aslinda markalar yaratmak degil. Bu markalari yaratirken yasayan insanimizin sosyal durumu. Sosyal bir devlet, iyi bir saglik sistemi, gelecek korkusu ile titremeyen insanlar. Onemli olan bu. Yoksa bu gelismenin önüne gecmeye calismanin bir anlami yok.
Bunları okurken bir an Ahmet Altan'ı okuyorum sandım :) Altan Türkiye'nin kabuğundan çatırdıyarak çıktığı ile ilgili çok fazla metafor kullanıyor köşe yazılarında.. Çok doğru bir tespit tabii ki.
Ama senin bu yazılarını okurken de, her an 'pis emperyalistler, nasıl da sömürüyorlar 3. dünya ülkelerini' gibi bir cümle bekliyorum her defasında.. Bu yüzden bir sonraki cümlede ne yazdığını merak ediyorum her okuyuşumda :D .. Bu küreselleşme rüzgarının olumlu yönde mi (gelişmiş ülkelerdeki ulusötesi şirketlerin, gelişmekte olan ülkelere yatırım yapması vs.), yoksa burjuva demokratik devrimine giden bir süreç olarak mı düşündüğünü merak ediyorum.. Daha sonra ise 'yeniden tanımlanmış bir sosyalizm'in mi geleceğini, piyasa mı/merkezi planlama mı olacağını vs.
Bir bilgilendirme iyi olabilirdi.. Ben de tam olarak ne okuduğumu daha iyi bilebilirim :)
Bu hem Turkcerap'in itirazına/veya extra açıklamasına da bir yanıt niteliği taşıyabilir.
Aslında yukarıda saydığımız nedenlerin yanına az çok markalaşmaya başlamış olan firmalarımızda devletten gereken desteği alamıyorlar.Ben bunun nedenini bir türlü anlamıyorum,devlet neden girişimciye yatırımcıya sanayiciye bir öcü gibi davranıyor ve başarının önüde bir set çekiyor.Bu biraz hainlik değilmi.
Yukarıda dünyaya malolmuş bazı firmalara örnekler verdim,bu firmalar içinde bulunduğu ülkelerce her zaman destek almışlardır.
Bizim marka bazımızda dünyada iyi şeyler yapmaya başlayan firmalarımız vardır,fakat gerekli desteği bir türlü alamamaktadırla,hatta bırakın desteği işlerine köstek bile olunmaktadır.
Mesela Efes Pilsen bizim için ulusal yükselişte ve dünya markası olmaya aday bir firmadır.Fakat gelin görünki yakın zamanda şirketin basketbol takımı bile kapatılmaya yüz tutacak hale gelmiştir.Bu marka değerine ve sportif başarıya gölge düşürülmesi ve bence bir vatan hainliğidir.
Bu gün türkiye dünya 2.si bir basketbol ülkesi olduysa bunda efes pilseninde büyük bir katkısı vardır.
Aynı zamanda sosyal bir çok organizasyonada Efes Pilsen sponsor olmakta ülkemizde gerçek sanat ve anlayışına yardım etmektedir.
Aynı şekilde Turkcell bu gün 8 ayrı ülkede türkiye dışımdna 28 milyon kullanıcıya ve toplamda 60 milyon aboneye sahip büyük bir kuruluştur.Şirket içinde bulunduğu bazı ekonomik sorunlardan dolayı türkiye ağırlığını kaybetmek ile yüzyüze kalmıştır fakat ne hikmetse devlet bu firmasına gerekekn desteği vermemektedir.
Aynı şekilde avrupada ve ortadoğuda ve BDT ülkelerinde büyük bir ivme ve başarı kazanarak yükselişe geçen BEKO ve VESTEL şirketlerimizde uzak doğudaki şirketler karşısında rekabet açısından,devletten destek istemiş fakat gereken desteği görememiş,kendi yağıyla kavrularak direnmeye çalışmışlardır.
Beko bu gün avrupada tanınırlığını en çok arttıran ve tercih edilen Türk firmalarının başında gelmektedir.
Dünya ve avrupa ve asya basketbol turnuvaları ana sponsorlukları,alman basketbol ligi ana sponsorluğunun yanında ispanya,ingiltere,almanya,portekiz,rusyada bir çok spor klübüne sponsor olma çabalarıyla kendi reklamını yapmaya çalışmaktadır.
Yurt içinde ve yurt dışında 11 adet fabrikası,satın aldığı diğer firmalar ile yoluna devam etmekte,ve AB pazarında bir oyuncu haline gelmeye başlamaktadır.
Fakat tüm bu firmalarımız kendi yağıyla kavrulmaktadır.Devletten en ufak bir destek almamaktadırlar.Gerçekten yazık.
Bu iş gerçekten boşver denilecel bir iş değildir.Marka bir ülke için imajdır,tanıtımdır,insanlar o ülkenin değerlerine bakıp o ülkeyi buna göre değerlendirir,gelişmişliğine bakar,daha çok beğeni sağlanır,adı sanılan,kendine yer etmiş bir konumda olunur.
Ama bizimkiler gidiyor ne yapıyor,türkiyede yatırımı olan yabancılara her türlü yardımı yapıyor fakat öz evlatlarına,kendi bağrından çıkanlara tek bir yardım bile yok.
Yazık gerçekten yazık.
Bu arada şu forum başlığı altında işi dine yada inanca bağlayan arkadaşlarada,ufak bir tebessüm ile gülüyorum,burda bile konuyu buna getirdiniz ya gerçekten denilecek söz yok.Neyseki marka konulu ve ekonomik içerikli bir başlıkta peygamberin eşleri konusu işlenmedi,buda bir gelişmedir.
Saygılarımla...
Bunları okurken bir an Ahmet Altan'ı okuyorum sandım :) Altan Türkiye'nin kabuğundan çatırdıyarak çıktığı ile ilgili çok fazla metafor kullanıyor köşe yazılarında.. Çok doğru bir tespit tabii ki.
Ama senin bu yazılarını okurken de, her an 'pis emperyalistler, nasıl da sömürüyorlar 3. dünya ülkelerini' gibi bir cümle bekliyorum her defasında.. Bu yüzden bir sonraki cümlede ne yazdığını merak ediyorum her okuyuşumda :D .. Bu küreselleşme rüzgarının olumlu yönde mi (gelişmiş ülkelerdeki ulusötesi şirketlerin, gelişmekte olan ülkelere yatırım yapması vs.), yoksa burjuva demokratik devrimine giden bir süreç olarak mı düşündüğünü merak ediyorum.. Daha sonra ise 'yeniden tanımlanmış bir sosyalizm'in mi geleceğini, piyasa mı/merkezi planlama mı olacağını vs.
Bir bilgilendirme iyi olabilirdi.. Ben de tam olarak ne okuduğumu daha iyi bilebilirim :)
Bu hem Turkcerap'in itirazına/veya extra açıklamasına da bir yanıt niteliği taşıyabilir.
Bitmekte olan enerjimle cevap vermeye calisayim, cünkü cok samimi bir yazi.
Düsüncemi söyleyeyim. Bazi yazilara bakiyorum. Mustafa Kemal'in burjuva devrimlerinin yarim kaldigini, ikinci bir burjuva devrimi gerektigini söylüyorlar. Bu düsüncelere gülüyorum. Cünkü su anda zaten bir burjuva devrimi yasanmakta. 20-25 yila yayilmis durumda ama bir tür devrim. ANAP ile baslayan ve AKP ile devam eden sürec bu. Görüp görecegimiz burjuva devrimi bu iste. Geleneksel elit devlet yapisi catliyor ve kapitalizm devletin icine nüfuz ediyor. Normal bir kapitalist ekonomide olmasi gereken gibi. Yani bir burjuva devrimi yasaniyorken, hayir biz baska burjuva devrimi istiyoruz demek komik bir durum. Hem de burjuva olmayanlarin bunu söylemesi durumu iki kat komiklestiriyor.
Bundan sonraki gelisme ne olacak? Ne gelecek? Ben sosyalistim ama Marksizmin gecmisten gelecek cikaran dogrusal toplumsal evrim kurgusunu kabul etmiyorum. Hani su meshur 5 toplumsal yapi siralamasi. Toplumlar ilkel komünal, köleci. feodal, kapitalist ve sosyalist gelisim asamalarini sirayla gecerler. Bu sablon Marks'a ait degil ve tamamen uydurma bir sablon. Marks'in iddia ettigi sosyalist toplumun bilimsel bir dogru olarak gelecegi iddiasi ise bilimsel degil. Evrimin nasil olacagi öngörülemez.
Ama ben "inaniyorum" ki, evet bu bir inanc, insanlik daha uygar ve saglikli toplumsal yapilar kuracaktir. Avrupa'daki sosyal devleti böyle birsey olarak görüyorum. Bunu insanlik adina önemli bir kazanim olarak görüyorum. Bence sosyalist mücadelelerin dünyaya biraktigi en önemli kazanim bu oldu. Bunun bir istek olarak dünyaya yayilmasini, diger kapitalist ülkelerde de, örnegin Türkiye'de de böyle bir sosyal devletin olusmasini istiyorum. Ama bu bilimsel bir zorunluluk falan degil. Toplumlar isterse olur, mücadele ederse olur.
Gelecekte eger bir sosyalizm olacaksa, bu da insanlarin istemeleriyle olabilecek birsey. Merkezi planlama su ana kadar rüstünü ispat edemedi. Teorik olarak mantikli idi, ama bugün uluslarasi sirketler kendilerini bile merkezi sekilde planlayamiyorlarken (halbuki en gelismis teknolojileri kullanip binlerce uzmanini calistirirken), kocaman ülkeleri, dev ekonomileri merkezi sekilde planlamak herhalde pek yakin zamanda olabilecek birsey degil. Belki ilerde mümkün olabilir, bilmiyorum ama ancak piyasa mekanizmasindan daha güclü oldugunu bir dizi örnekle kanitlayabilirse bu istenilir ve tercih edilir birsey olacaktir.
Zaman zaman "pis emperyalistler" dedigim oluyor tabii. Ama Türkiye'ye Kürt sorununu cözmelerini dayattiklari zaman, Osmanli'ya kölelige son vermelerini istedikleri zaman, askerlere yeni bir darbe icin destek vermeyeceklerini söyledikleri zaman degil. Ruanda'da sacma bir iktidar ugruna insanlari birbirlerine düsman edip sonra da yasanan katliama sessiz kaldiklari zaman, Irak'a demokrasi götürüyoruz diye ortaligi talan ettikleri zaman, Gazze seridinde insanlari büyük bir hapishaneye sokup günde 1 dolara yasamaya mahkum ettikleri zaman.
Ekonomik sürecler ise biraz daha farkli. Keske bir ABD yada Avrupa sirketi Filistin'de iki tane fabrika acabilse de, günde 1 dolara aclik cekeceklerine günde 5 dolar alarak sömürülseler.
Sorunun soruluş şeklini değiştirelim ve cevap arayalım:
Kendi mesleğinizde küresel kabul edilebilecek bir marka ortaya koyamıyor oluşunuzun nedeni nedir?
Cevaplar içerisinde "çünkü böyle bir hedefim hiç bir zaman olmadı" gibi basit ve yalın cevaplar olabilir. Bir anket gibi düşünün.
SonAkbaba
31-10-2010, 04:50
Cehaletimi bağışlayın ama ben bu marka olayını tam olarak anlayamıyorum. Yani diyelim ki bir marka yarattık. Yarın öbür gün dev bir yabancı firma gelip bu markayı yaratan firmayı alırsa ne olur ? Yani hala bir marka yarattık ve dünyaya sunduk diye övünecek miyiz ? marka yaratma tutkumuz milliyetçi duygularımızdan mı kaynaklanıyor ? Diyelim ki marka yaratıldı, peki bu markanın türk kalabilmesinin garantisi var mı ? turkcell de hisseler pamuk ipliğiyle bize ait görünüyor. telsim deseniz vodafone oldu. avea deseniz arap-ingiliz oldu. Bana ait olmadıktan sonra bir marka yaratmayı ben pek cazip bulmuyorum açıkcası. ha insanlara iş olur aş olur derseniz sırf bunun için marka yaratılması bana kullanışlı gelmiyor.
neden yaratamadığımızdan çok,yaratmak için neler yapıldığından bahsedilse daha iyi olur.
saygılarımla
Protoss, aslına bakarsanız marka olarak kastedilen -her zamanki gibi- bir simgedir. Sizin dünya ile aynı anda ve aynı seviyede ya da daha ileri seviyede ürün ortaya koyabiliyor oluşunuzun göstergesi. Kısaca ham madde işlemekten dünyaya öncü ileri teknolojiler kullanarak, öncü bilimsel ar-ge yaparak verimli ve sözü edilir faydalar, girdiler sağlayabilmek.
Burada markanın Yunan, Amerikan şirketleri tarafından alınıyor olması da sorun değil. Bu piyasada tam tersine istenen bir durumdur. Zira yeni ve atik bir girişiminize çok para veren dev şirketler varsa hiç durmayın devredin. Bunun milli duygularınızla falan alakası yok.
Marka yaratamamanın bir sorun olarak algılanmasında ve nihayetinde bu sorunun kişileri sorgulamaya ve çözüm aramaya iten noktası "bizim neden marka üretebileceğimiz bir zemin yok" türü serzenişlerin çoğalmasından destek alır. Burada zemin derken örneğin Almanya'nın lüks otomotiv sektörüne hakim markalarını yaratan "zeminden" bahsediyoruz.
Turkcell'de bir markadır ama dünya da ki benzerlerinin aksine - Vodafone, Telenor gibi. - piyasayı yönlendirebilecek ölçüde belirgin bir teknoloji üretimi mevcut değildir. Dış pazardaki yeniliklerin iç pazara uygulanması bizim bahsettiğimiz türde bir yenilik değil.
Örneğin Turkcell insan sağlığına daha az zararlı, daha az güç tüketen, daha hızlı işlem yapabilen bir baz istasyonunu kendi ar-ge biriminde Türkiye'de yetişmiş mühendislere geliştirebilir mi? Buna gerek var mı yok mu sorusunu sormuyoruz. Yapabilir mi yapamaz mı?
TurkceRap
01-11-2010, 12:59
Aslında yukarıda saydığımız nedenlerin yanına az çok markalaşmaya başlamış olan firmalarımızda devletten gereken desteği alamıyorlar.Ben bunun nedenini bir türlü anlamıyorum,devlet neden girişimciye yatırımcıya sanayiciye bir öcü gibi davranıyor ve başarının önüde bir set çekiyor.Bu biraz hainlik değilmi.
Yukarıda dünyaya malolmuş bazı firmalara örnekler verdim,bu firmalar içinde bulunduğu ülkelerce her zaman destek almışlardır.
Bizim marka bazımızda dünyada iyi şeyler yapmaya başlayan firmalarımız vardır,fakat gerekli desteği bir türlü alamamaktadırla,hatta bırakın desteği işlerine köstek bile olunmaktadır.
Mesela Efes Pilsen bizim için ulusal yükselişte ve dünya markası olmaya aday bir firmadır.Fakat gelin görünki yakın zamanda şirketin basketbol takımı bile kapatılmaya yüz tutacak hale gelmiştir.Bu marka değerine ve sportif başarıya gölge düşürülmesi ve bence bir vatan hainliğidir.
Bu gün türkiye dünya 2.si bir basketbol ülkesi olduysa bunda efes pilseninde büyük bir katkısı vardır.
Aynı zamanda sosyal bir çok organizasyonada Efes Pilsen sponsor olmakta ülkemizde gerçek sanat ve anlayışına yardım etmektedir.
Aynı şekilde Turkcell bu gün 8 ayrı ülkede türkiye dışımdna 28 milyon kullanıcıya ve toplamda 60 milyon aboneye sahip büyük bir kuruluştur.Şirket içinde bulunduğu bazı ekonomik sorunlardan dolayı türkiye ağırlığını kaybetmek ile yüzyüze kalmıştır fakat ne hikmetse devlet bu firmasına gerekekn desteği vermemektedir.
Aynı şekilde avrupada ve ortadoğuda ve BDT ülkelerinde büyük bir ivme ve başarı kazanarak yükselişe geçen BEKO ve VESTEL şirketlerimizde uzak doğudaki şirketler karşısında rekabet açısından,devletten destek istemiş fakat gereken desteği görememiş,kendi yağıyla kavrularak direnmeye çalışmışlardır.
Beko bu gün avrupada tanınırlığını en çok arttıran ve tercih edilen Türk firmalarının başında gelmektedir.
Dünya ve avrupa ve asya basketbol turnuvaları ana sponsorlukları,alman basketbol ligi ana sponsorluğunun yanında ispanya,ingiltere,almanya,portekiz,rusyada bir çok spor klübüne sponsor olma çabalarıyla kendi reklamını yapmaya çalışmaktadır.
Yurt içinde ve yurt dışında 11 adet fabrikası,satın aldığı diğer firmalar ile yoluna devam etmekte,ve AB pazarında bir oyuncu haline gelmeye başlamaktadır.
Fakat tüm bu firmalarımız kendi yağıyla kavrulmaktadır.Devletten en ufak bir destek almamaktadırlar.Gerçekten yazık.
Bu iş gerçekten boşver denilecel bir iş değildir.Marka bir ülke için imajdır,tanıtımdır,insanlar o ülkenin değerlerine bakıp o ülkeyi buna göre değerlendirir,gelişmişliğine bakar,daha çok beğeni sağlanır,adı sanılan,kendine yer etmiş bir konumda olunur.
Ama bizimkiler gidiyor ne yapıyor,türkiyede yatırımı olan yabancılara her türlü yardımı yapıyor fakat öz evlatlarına,kendi bağrından çıkanlara tek bir yardım bile yok.
Yazık gerçekten yazık.
Bu arada şu forum başlığı altında işi dine yada inanca bağlayan arkadaşlarada,ufak bir tebessüm ile gülüyorum,burda bile konuyu buna getirdiniz ya gerçekten denilecek söz yok.Neyseki marka konulu ve ekonomik içerikli bir başlıkta peygamberin eşleri konusu işlenmedi,buda bir gelişmedir.
Saygılarımla...
Ben yapılması gereken şeyin en azından Finansal teşvik olarak gerçekleşmesini doğru bulmuyorum, Bunun sebebi de; Teşvik müdahaleyi de beraberinde getirir, Ben Sizin de örneklediğiniz Efes pilsen gibi bir markanın sahibi olsam, bir girişimci olarak devletten tek isteyebileceğim ihsan gölge etmemesi olacaktır.
Çünkü devlet zaten gerek ağır vergi yükü gerekse hantal bürokrasisiyle işçi ya da işveren farketmeksizin vatandaşını külfet altında bırakıyor.
Kısacası, Sizin de altını çizdiğiniz üzere "destek yerine köstek oluyor".
Güncelleme...
Uzun bir aradan sonra tekrardan merhaba...