PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Roni Margulies: “Seksen yıl sonra nihayet Kemalizm ve Sol ayrılıyor”


Sangre
23-12-2010, 18:34
Margulies günümüz siyasetine ilişkin güzel tespitlerde bulunmuş.. Okunmalı.

--

Agos, İnsan Hakları Derneği Çanakkale Şubesi'nin düzenlediği 'Çok Kültürlülük Perspektifinde Barışın Dilini Kurmak' başlıklı panelde Halkevleri ve ÖDP üyesi bir grubun boyalı ve yumurtalı saldırısına uğrayan Taraf yazarı ve DSİP üyesi Roni Margulies'le Türkiye solu içerisinde yaşanan ayrışmayı konuştu.

- Hafta sonu yine size bir saldırı oldu, neler yaşandı?

Roni Margulies:Çanakkale'de İnsan Hakları Derneği'nin İnsan Hakları Haftası vesilesiyle yaptığı toplantıda dört konuşmacıdan biri bendim. Toplantıya daha başlarken sabote etmeye başladılar. Biri bağırdı, biri sahneye çıktı, üzerimize boya attı, bir diğeri yumurta atmaya başladı. Beş on kişilik bir gruptu ve salonun farklı yerlerinde oturuyorlardı, organize bir şekilde hareket ediyorlardı. Bunlar saldırınca normal olarak diğer dinleyiciler tarafından salondan atıldılar. Tabii böyle bir olay olduktan sonra toplantının havası değişiyor; anlatılanlar, atmosfer her şey başka bir şeye dönüşüyor. Üstelik bu çapulcu sürüsü, çıkıp bir de basın açıklaması yaptı, "bize linç girişiminde bulunuldu" diye. Ben en çok buna bayılıyorum işte. Çünkü bunu her seferinde yapıyorlar ve sanıyorum bekledikleri, "Buyurun biz buradayız, bize yumurta atın, boya atın, toplantılarımızı sabote edin, biz de size teşekkür edelim" gibi bir şey ve biz bunu yapmayınca kendilerini müthiş bir haksızlığa uğramış hissediyorlar. Bu arada linç girişimi gibi bir şey olmadığının altını çizmek istiyorum, sadece kalabalık onları dışarı çıkarmaya çalıştı ve o sırada bir arbede yaşandı.

Ve bence işin püf noktası, solcu olduklarını iddia eden ÖDP ve Halkevlerinden bu grubun böyle bir toplantıyı sabote etmelerinin sosyalizmle bir alakası olup olmadığı. Orada yapılan, Diyarbakır'dan gelen bir Kürt siyasetçinin, bir Yunan'ın, bir Batı Trakyalının ve benim konuşmamın engellenmeye çalışılması. Konuşmaların içeriğine dair bir itiraz varsa, yapılacak şey, fikri bir müdahale ile işin esası kendilerince ne ise onu anlatmak olmalı, ama adamların niyeti böyle bir şey değil zaten. İşin vahameti bu zaten: Bu insanlar nasıl ve ne hakla kimin hangi toplantıda konuşacağını, hangi toplantının yapılıp yapılamayacağını belirleme cüretini kendilerinde bulabiliyor.

"Sol içinde esas yarılma 28 Şubat'ta oldu"

- Sizin bu insanlarla aranızdaki sorunun kaynağı ne? Mahir, Hüseyin ve Ulaş üzerine bir yazınız vardı ve orada aslında şu anda devrimci olduğunu iddia eden kimi örgütlerin Türkiye'nin en temel meseleleri üzerine söylem ya da çözüm geliştirmek yerine ucuz işler yaptıklarını söylüyordunuz. Öte taraftan İbrahim Kaypakkaya geleneği diye bir şey olmadığını, Kaypakkaya'nın böyle bir geleneği oluşturacak entelektüel altyapı, politik öngörüsünün olmadığından bahsediyordunuz. Bu yazının ardından sizin devrimcilere hakaret ettiğiniz iddia edildi...

Roni Margulies: Bir kere o yazı üç yıl önce yazıldı. Yazının ne anlatmaya çalıştığı, içeriğinde nelerin tartışıldığı gibi meselelere hiç girmiyorum. Bence ne dediği gayet açık olan bir yazıydı. Şimdi bu yazının bir şeylere vesile olduğu gibi bir iddia sadece bahane olabilir. Biz bu adamın yazdıklarını beğenmiyoruz, dolayısıyla konuşma ve toplantı yapma hakkını engelleyeceğiz gibi bir hak olamaz.

İşin esasına gelirsek, uzun bir zamandır toplumun bütününde olduğu gibi solda da bir yarılma yaşanıyor ve ipler geriliyor, hatta kopuyor. Bence bu yarılmada kritik eşik Erbakan hükümetinin iktidara gelmesiyle oluştu. Erbakan hükümeti ile birlikte solun karşısına ilk defa şöyle bir soru net olarak çıktı, "Meşru bir şekilde halk tarafından seçilen bir iktidar, genelkurmay ve devlet tarafından devrilmeye çalışılıyor ve biz sosyalistler burada kimden yanayız?" Ardından 28 Şubat gerçekleşti, yani hükümet tümüyle gayri meşru bir şekilde devrildi ve Türk solu sessiz kaldı. Yani sol, seçilmemiş, eli silahlı adamların seçilmiş meşru bir iktidarı yok etmelerini seslerini çıkarmadan kabul etti. O günden bugüne, yani 1997'den bu zamana dek bu sorun, solun önüne tekrar tekrar geldi. Mesela AKP'ye karşı Anayasa Mahkemesi'nin açtığı kapatma davası, mesela Ergenekon davası gibi dönemeçlerde Türk solu hep aynı tavrı gösterdi.

- Neden AKP'ye karşı açılan kapatma davasında Türk solunun aldığı tavır önemli bir gösterge de, DTP'ye karşı açılan kapatma davasında solun ne yaptığını konuşmuyoruz? Yani Türkiye solu Kürt meselesinde de aynı tavır içerisinde değil miydi? Askeri vesayet sorunu neden Kürt meselesinde bu kadar önemli bir konu olmuyor, üstelik de bilfiil Genelkurmay'ın operasyonları ve bir savaş hali varken?

Roni Margulies: Kürt sorununda Türk solunun geçmişi elbet parlak değil. Bugün tabii muhafazakâr bir parti dahi Kürt realitesini bir şekilde kabul etmişken bu mesele hakkında konuşmak biraz daha kolay. Bu meselede Türk solunu anlamak için esas veri, TKP'nin ana argüman hattıdır; "Kürt hareketi emperyalizmin maşasıdır ve Türkiye'yi bölmeye çalışmaktadır." Bunu normal koşullarda faşist bir parti söyler ve nitekim de söylüyor. Ama komünist partinin bunu söylemesi fecaat. Bugünkü TKP bir faşist parti argümanıyla konuşuyor, gerçi eski TKP'nin de bu meselede sicili pek parlak değildi ama bugün gelinen yer artık has milliyetçilik. Bir komünist, dünyaya "Aman vatan bölünmesin" kaygısıyla bakmaz, bakamaz. Marks, işçi sınıfının vatanı olmadığını söyler, bunlar adeta dalga geçiyorlar Marksizmle. Vatanın bütünlüğünü korumak devletin, egemen sınıfının işidir, bir komünistin işi olamaz. TKP bu konuda çok net; Türk solunun Kemalist olduğunun en net ifadesi TKP olduğu için ve Kürt sorunu da bunun görünür olduğu en net alan olduğu için bu kadar örnek yeter sanıyorum.

- Kemalist solun dışında kalan ve Kemalist sol tarafından 'sol liberal' olarak tanımlanan insanların ve Türkiye solunun yapıp ettikleri ya da yapmadıkları üzerine ne düşünüyorsunuz?

Roni Margulies: Şimdi bu liberal meselesi enteresan gerçekten. "Liberal", Türk solunun zannettiği gibi bir küfür değildir. Olumlu yanları da olan bir ideolojidir. Mesela Ahmet Altan liberaldir, gerçek anlamda iyi bir liberaldir. Ben komünistim. Dolayısıyla Kürt sorununa baktığımızda ben Altan'la aynı şeyleri düşünmüyorum. Altan, Kürtlerin eşit yurttaş olarak yaşaması gerektiğini düşünüyor ve savunuyor. Ben de bunu savunuyorum, fakat ben bundan daha fazlasını da savunuyorum; Kürtlerin gerekli gördüklerinde silahlı mücadele yürütmeye hakkı olduğunu da savunuyorum. Ben kendi adıma yazı yazmaya başladığım günden beri Kürt hareketinin yanında olmak gerektiğini, Kürtlerin ayrı devlet kurma haklarının olduğunu ifade ettim. Şimdi Ahmet Altan'ın da benim de aynı ideolojiden beslendiğimizi söylemek nasıl ciddiye alınır? Öte taraftan, Türk solu içerisinde Kürt meselesi ile uğraşan ve bunun için çok ciddi bedeller ödeyen pek çok insanın da hakkını yememek gerekir.

- Tekrar devletin yanında yer alan solcular meselesine geri dönersek...

Roni Margulies: Son 13 yılda askeri vesayetle derin devletin tartışmaya açıldığı pek çok konuda sol, halk ile devlet arasında taraf olmayı tercih etti ve tarafını da devletten yana koydu. Daha öncesinde Genelkurmay, derin devlet bu ülkeyi seksen yıldır yönetiyorlardı. Buna karşı bir mücadele olmamıştı. Belki bir anlamda 27 Mayıs darbesi bu bağlamda değerlendirilebilir. Türk solu, bu mesele karşısında her seferinde devletten yana olduğunu, sivil güçlerden ya da demokrasiden ya da halkın istediği hükümeti seçme hakkından yana olmadığını kanıtlamış oldu. Böyle bir solculuk olmaz, dünyanın hiçbir ülkesinde sol olduğunu iddia eden bir hareket ya da örgüt böyle davranmaz.

- Peki neden Türkiye'de sol böyle davranıyor?

Roni Margulies: Çünkü Türkiye'de solun çok geniş kesimleri sosyalist filan değil, Kemalist. Tanımlayıcı özellik sosyalizm veya Marksizm değil, Kemalizm. Bu tavrın zirve noktası ise 12 Eylül refarandumu oldu. Bu saldırılar bana bu süreçten önce de yapılıyordu, fakat refarandum sürecinde yaygınlık kazandı. Örneğin Osman Can, Adalet Ağaoğlu, Ferhat Kentel, Abdurrahman Dilipak, Nabi Yağcı'nın konuşmacı olduğu toplantıya saldırılması. Ben bunu çaresiz bir öfkenin sonucu olarak görüyorum.

"AKP muhafazakâr bir parti ve eşyanın tabiatı gereği bu partinin amacı devletle uğraşmak olamaz"

- Referandum sürecinde solun aldığı tavrın tamamen AKP karşıtlığı ve Kemalizm'den mi kaynaklandığını düşünüyorsunuz ve Kürtlerin tavrını nasıl okuyorsunuz?

Roni Margulies: Kürtler'in boykot tavrı solun Kemalizmi ya da AKP karşıtlığı ile aynı şey değil. Bu tavır referandum sürecinde Kürtlerin AKP ile bütün diyalog ve uzlaşma çabalarına rağmen, AKP'nin aymazlığından kaynaklanıyor. Bu noktada boykot tavrı bence çok doğru bir tutum. "Sen beni yok sayıyorsan, ben de bu referandumda yokum" demek bu. Diğer tarafta ise, bence eğer demokrasiye ve benim gibi sosyalizmin geniş kitlelerin kendi evrimi sonucu gerçekleşebileceğine inanıyorsak, halkın ilk defa askeri darbe sonucu hazırlanmış bir anayasayı kendi oyları sonucu delmeye çalışması çok önemliydi. Bu noktada, bunun yolunun AKP ya da CHP tarafından açılıyor olması ise hiç önemli değil. Elbette ki yapılan değişiklikler yeterli değildi, bu sebeple "Yetmez ama Evet" dedik zaten. Daha önce bazı hükümetler bazı değişiklikler yapmıştı ama bu kez halk kendi oylarıyla katılıyordu sürece.

- Referandumdan sonra ne değişti?

Roni Margulies: Hiçbir şey değişmedi, ama sorunuzun ima ettiği bir şey var: "AKP anayasa değişikliğini yapacak ve akabinde Türkiye'de hızla bir şeyler değişecek". Böyle bir şey yok. AKP'nin bu değişiklikleri hangi saiklerle yapmak istediği ya da bu çabasının gerçekten demokratikleşme manasını mı taşıdığı ya da AKP'nin bu konuda samimi olup olmadığı tali meseleler. Yok böyle bir şey tabii ki! Benim AKP'ye dair bir inancım ya da bir beklentim ya da samimiyet testine tabi tutacağım bir durum yok. Asıl bunu mevzu edenler AKP'ye güven besliyorlar ve bir şeyler değişmediğinde güven bunalımı yaşıyorlar. AKP muhafazakâr bir parti, ancak kendisi rahatsız olduğu zaman devlete dokunur, devlet kendisini sıkıştırdığı oranda devletin karşısında olur. Yoksa muhafazakâr bir partinin amacı devletle uğraşmak olamaz ki... Yani bu eşyanın tabiatına aykırı. Türkiye'nin gündemi ile bu insanların meseleleri çok ayrı. Gündem Kürt sorunu, askeri vesayet, Ergenekon... Sol bu meselelerin neresinde? Halka karşı devleti savunmak solun işi olabilir mi? Tek yol şirretleşmek oluyor bu durumda, kimsenin onları dinlemediği, söyleyecek sözlerinin olmadığı bir durumda şirretleşiyorlar sadece.

"Öğrenci eylemleriyle Adalet Hanım'a yumurta atmak aynı şey değil"

- Gerçekten kimse dinlemiyor mu bu tarif ettiğiniz solu? Öğrenci hareketi ile Kemalist solun flörtünü nasıl okumak gerekiyor peki?

Roni Margulies: Öğrenci ve gençlik hareketi doğası itibariyle otoriteye karşı, parlak eylemler yapmayı sever, yapanları sever ve bunun içinde yer almak ister.

- Bu dediğinizden başbakanın ifade ettiği gibi öğrencilerde bir çeşit akıl noksanlığı olduğunu mu anlamamız gerekiyor?

Roni Margulies: Bu, Başbakan'ın ne kadar muhafazakâr olduğunu, gerçek anlamda demokrat olmadığını gösteriyor. Geçen ay, İngiltere'de öğrenci hareketi ücretsiz okuma hakları için hükümet partisinin genel merkezini bastı ve polisle çatıştı. Meşru bir talep için son derece doğal ve doğası gereği bazen şiddete varan bir eylem yaptılar. Bu meşrudur. Polislerin bu çocuklara saldırmaları ise kabul edilemez bir durumdur. Dolmabahçe'deki gösteri de tıpkı böyle meşru bir gösteridir, polis üstlerine saldırdığında onların da kendilerini korumaya çalışmaları ve saldırmaları da gayet meşrudur. Fakat bununla İHD'nin düzenlediği bir toplantıya ya da referandumda ne yapılması gerektiğinin konuşulduğu bir toplantıya saldırmak, Adalet Hanım'a yumurta atmak aynı şey değildir. Bir toplantıyı engellemek ve meşru bir talep için çatışmak aynı şey değil.

"Kemalist, darbeci isimler sol ile birlikte zikredilmediği gün bu memlekete sosyalizm gelecek"

- Solun kendi içindeki çatışma halini nasıl görüyorsunuz? Bu çatışma Türkiye için hayırlı bir ayrışma mı yaratacak? Uzlaşma konusunda bir iyiniyet gösteriyor musunuz? Referandum sürecinde 'yetmez ama evet'çilerin sıklıkla kullandıkları, karşı cenahtakilerin akılsız olduğu, siyaset bilmediği, bir çeşit akıl tutulması yaşandığı ifadeleri ve sizin kullandığınız dilin gerçekten barış dili olduğunu söyleyebiliyor musunuz?

Roni Margulies: Ben bu süreçte sapla samanın ayrılmakta olduğunu düşünüyorum. Seksen yıl sonra nihayet Kemalizmle sol ayrılıyor ve bu çok hayırlı bir gelişme. Unutmayalım, koca bir kuşak solcu olduğu için Cumhuriyet gazetesi okudu, İlhan Selçuk'un solcu olduğuna inandı. Bu artık bitti! İlhan Selçuk, Kemalisttir, darbecidir ve devletten yanadır. Sosyalizm başka bir şeydir ve şimdi sapla saman ayrılıyor. Çünkü Türk solu uzunca bir süredir aslen sosyalist değil Kemalist olduğu için, bu halk kendisine eziyet eden devletin yanında hep solu gördü. Bu yüzden sol her zaman güdük kaldı. Evet, 12 Eylül tarihsel bir gerçek, ama Türk solunun esas zaafı 12 Eylül değil, Kemalist olması.

Ben bu süreçte uzlaşmacı bir dil kullanmıyorum, bilerek kullanmıyorum. Bu yarılma olumlu bir şey çünkü ve sonuna kadar götürülmeli. Ben sosyalist deyince bu halkın kafasında artık İlhan Selçuk, Doğu Perinçek, TKP gibi darbeci Kemalist isimlerin zikredilmediği gün gerçek sosyalizm bu memlekete gelecek diye düşünüyorum. O güne kadar ben uzlaşmayacağım. Çünkü ben Kemalist değilim. "Allah kahretsin niye ben oluyorum bu işin içinde"

Kişisel açıdan bunları yaşamak tabii ki sevimsiz, başka türlüsünü iddia etmek komik olur. Yolda giderken kıçını kollamak durumunda kalmak pek hoş bir duygu değil. Pek çok kişi bana Emniyet'ten koruma istemem gerektiğini söylüyor. Ama koruma istemem söz konusu bile olamaz. Ben 17 yaşımdan beri devrimciyim ve örgüt üyesiyim. Devirmeye çalıştığım devletten beni korumasını isteyemem, istemem. Beni ne kadar koruyacaksa kendi örgütüm koruyacak. Öte yandan, koruma çok anlamlı bir şey değil. Biliyoruz, birisini öldürmek istiyorsan öldürürsün. Bunları konuşuyor olmak bile rahatsız edici. Öte yandan ben hayatımı siyasi olarak yaşayan bir insanım, hayatımın merkez noktası, tayin edici noktası siyasettir, sosyalizmdir. Ben yaşadıklarıma siyaseten baktığımda bu adamların kendi kuyularını kazdığını düşünüyor ve seviniyorum. Çünkü bunların demokrasiye değer vermediğini, Stalinist ve Kemalist olduklarını biliyorum ve onların böyle yapması benim söylediklerimi kanıtlıyor. Ama tabii gece 3'te uyanıp da çok fazla siyaset düşünmediğiniz bir durumda "Allah kahretsin, niye ben oluyorum bu işin içinde" diye düşünmeden de edemiyor insan.

Söyleşi: Funda Tosun

Kaynak: Agos

http://www.marksist.org/haberler/2655-roni-margulies-seksen-yil-sonra-nihayet-kemalizm-ve-sol-ayriliyor

--

Ahmet İnsel de panele saldıranlar hakkında bir yazı yazdı.. Detaylar için okunabilir;

http://www.marksist.org/haberler/2663-ahmet-insel-yazdi-sari-protesto

´ Just!ce `
23-12-2010, 18:54
Sayın sangre sizinle fikirlerimiz örtüşmesede yazınızı okudum.
Roni Margulies'in anlattıkları çok uc , çok ulaşılmaz geliyo bana.Tabi söylediklerinin nerdeyse tamamını desteklemiyorum.1950 den bugüne kadar geçen zamanın neredeyse tamamında irticacılar yönetimde olduğu için "sosyalizm" in bu ülkeye gelmesine bi 100 sene daha var.Belki.

Yazının detayına girmek istemiyorum , girsekte manası olacağını sanmıyorum.Sadece fikrimi belirtmek istedim.

Saygılarımla.

Sangre
23-12-2010, 19:16
Sayın sangre sizinle fikirlerimiz örtüşmesede yazınızı okudum.
Roni Margulies'in anlattıkları çok uc , çok ulaşılmaz geliyo bana.Tabi söylediklerinin nerdeyse tamamını desteklemiyorum.1950 den bugüne kadar geçen zamanın neredeyse tamamında irticacılar yönetimde olduğu için "sosyalizm" in bu ülkeye gelmesine bi 100 sene daha var.Belki.

Yazının detayına girmek istemiyorum , girsekte manası olacağını sanmıyorum.Sadece fikrimi belirtmek istedim.

Saygılarımla.

Margulies'in anlattıkları çok uç ve ulaşılamaz gelebilir.. Zamanında 'demokrasi' kavramı üzerine söylenenlere bakarsak, bunu rahatça görebiliriz.. Zamanının Aristokratları da, 'demokrasi' gibi bir sistemin istikrarlı ve sürdürülebilir bir sistem olmadığını savunuyorlardı geçmişte.. Ama sonuçta hayat değişimdir, ileride ne olacağını kimse bilemez.

Ben Sosyalist değilim.. Sosyalizm'in ne zaman geleceği konusunda da kimsenin fikri olamaz.. Kimse kahin değil sonuçta.. Burda önemli olan siyasi tespitlerdir bana göre.

Ayrıca Margulies 'sosyalist'ler ve 'liberal'ler arasındaki önemli bir farkı yazmış.. Onun söyledikleri aksine, ben de hak mücadelesinin şiddete dayalı olmaması gerektiğini savunuyorum.. Bu durum, örnek verdiği öğrenci eylemleri için de geçerli.. Bu mücadeleyi meşru bulmuyorum.. Kürt sorunu gibi bir hak arayışında 'Eşit yurttaşlık' ilkesini savunuyorum.

unbe
23-12-2010, 19:24
Ayrıca Margulies 'sosyalist'ler ve 'liberal'ler arasındaki önemli bir farkı yazmış.. Onun söyledikleri aksine, ben de hak mücadelesinin şiddete dayalı olmaması gerektiğini savunuyorum.. Bu durum, örnek verdiği öğrenci eylemleri için de geçerli.. Bu mücadeleyi meşru bulmuyorum.. Kürt sorunu gibi bir hak arayışında 'Eşit yurttaşlık' ilkesini savunuyorum.

hocam kürt kardeşlerimiz bizlerle aynı eşit haklara sahip değillermiki eşit yurttaşlık ilkesinden bahsediyorsunuz?

Sangre
23-12-2010, 19:42
hocam kürt kardeşlerimiz bizlerle aynı eşit haklara sahip değillermiki eşit yurttaşlık ilkesinden bahsediyorsunuz?

Amerika'yı yeniden keşfetmeye ihtiyacımız olduğunu düşünmüyorum.. Konuyla ilgili her başlıkta, Kürtlerin haklarından bahsediyorum.. Ama durmadan, 'Bunlar hangi haklar, hangi konuda kısıtlanıyorlar?' diye, günümüz siyasetiyle uzaktan yakından ilgisi olmayan, sanki başka bir ülkede yaşayan insanların bu tip sorularıyla karşılaşıyorum.

Bu tür sorulara durmadan aynı yanıtları vermem.. Zaten açtığım başlıklarda hangi haklar olduğunu açıkça belirtiyorum.

Bazı arkadaşlar, 'Konuları tartışırken neden yarıda bırakıyorsun' vs. diyorlar.. Konu buna dayanıyor.. Umarım bu iletiyi okurlar, aynı şeyleri tekrar tekrar getirmezler.

ahmetsln
23-12-2010, 20:58
Zaten her zaman tek suçlu kemalistlerdir. Soruyorumda burhan kuzuya yumurta atanlar sosyalist/solcu iken bunu başka bir yerde gerçekleştirip sırf ermeni oldugu için yumurta atanları ırkçı mı oluyor ? veya benzeri şeyler ? Biraz saçma buluyorum ben bu mantığı.

axial
23-12-2010, 21:01
Sayın sangre Sol nedir kemalizm nedir bari bunları açıklayın ki birşeyler bildiğinizi düşünelim. Size göre chp sol bir parti ve Atatürkçü müydü mesela?

Sangre
23-12-2010, 22:09
Sayın sangre Sol nedir kemalizm nedir bari bunları açıklayın ki birşeyler bildiğinizi düşünelim. Size göre chp sol bir parti ve Atatürkçü müydü mesela?

Başka isteğin var mı paşam?.. Sana 'sol' nedir, 'kemalizm' nedir, uzun uzun bunları mı açıklayacağım şimdi?

Konu hakkında fikrin varsa yazarsın, eleştirecek bir nokta varsa eleştirirsin.

Astur
23-12-2010, 22:39
Kürtlerin hakları ile ilgili bir soru sorulmuş. Kürtlerin ne kadar mı hakkı olmalı? Birleşik Krallık'ta yaşayan İskoçlar kadar olmalı mesela bence.

aydoe
23-12-2010, 23:10
Roni elit bir insan Robert kolejde okuyor ve 1972 de Londra 'ya gidiyor yüksek öğretimini ve doktorasını İngiltere'de yapıyor , uzun yıllar orda yaşıyor ve o dönemlerde Türk solu içinde aktif bir çalışması yok.
Şimdi de gelmiş kafasına göre ahkam kesiyor.
Emperyalizmin yeni dünya politikalarının savunuculuğu adına aklınca ve aldığı eğitim gereği sol söylemlerde bulunuyor.
Kendini komünist olarak tanımlamış :heh:
Ya sen bi sosyalist ol öncede komünizmi düşünürsün nihai hedef olarak.
1980 darbesi ile büyük bir kıyıma ve yıkıma uğramış olan sol hareket doğru siyaset geliştirememiştir.
Sosyalistler siyaset ve çözüm geliştiremeyince bir kısmı 80 öncesi solun çok gerisinde gördükleri Atatürkçülüğü sahiplenmiş bir kısmıda küresel sermayenin kalemşörlüğüne soyunmuş liberal olmuş.
Kemalist olanlar sol değil ,liberal olanlar sol :mod:

Re mi fa yokmu?

Jolly Jocker
23-12-2010, 23:14
“Seksen yıl sonra nihayet Kemalizm ve Sol ayrılıyor”

Kemalizmden kasıt, birinci cumhuriyet olsa gerek. Bu anlamıyla kemalizmden kopuş iyidir ve zaten çoktan gerçekleşmiştir. Hem de Margulies'in her fırsatta çamur attığı Mahir Çayanlar, İbrahim Kaypakkayalar tarafından. Peki Roni'nin kendini dahil ettiği 'sol' kemalizmden koptu da nereye gitti? İkinci cumhuriyetçilerin yanına! Aman ne güzel bir kopuş! Emperyalizmin yeni ihtiyaçlarına göre tekrar şekillendirilen ülkemiz faşizmini ''demokratikleşme'' diye kutsayıp gözü kapalı taraftarlık yapıyor, bunu eleştirenleri de darbecilikle suçluyor. Sen kalkıp ÖDP'ye, Halkevlerine ''kemalist'', ''darbeci'' v.s. dersen sadece kendine güldürürsün. Bu örgütlerin 'büyükleri'nin hayatları kemalist devlete kurşun sıktığı için hapis yatmakla geçti. Ronilerin tayfa ne yaptı? Cemaatlerce finanse edilen gazetelerde kuru laf üretmekten başka ne yaptılar, hangi bedeli ödediler kemalist devlete karşı?

İP kemalisttir, TürkSolu ırkçıdır; ikisinin de köküne kibrit suyu, amenna! Ama ne TKP ne de -herşeye rağmen- Roni'nin DSİP'si sol sınırları dışına itilemez. Öte yandan, bunların birinin ulusalcılara diğerinin de liberallere 'yanaşma' politikalar ürettikleri de ortada. ÖDP'nin ''Ne refahyol ne hazırol!'' ya da ''Yiyin birbirinizi!'' türünden politikalarını özlüyorum açıkçası. Referandumda boykot bekliyordum onlardan ama beni biraz hayal kırıklığına uğrattılar.

´ Just!ce `
24-12-2010, 02:23
Kürtlerin hakları ile ilgili bir soru sorulmuş. Kürtlerin ne kadar mı hakkı olmalı? Birleşik Krallık'ta yaşayan İskoçlar kadar olmalı mesela bence.

Sayın Astur orası "Birleşik" Krallık.İsmindende anlaşılacağı üzere o yapıya sahip.Fakat burası Türkiye Cumhuriyeti.
Söylediğinizi karşılaştırmak bu bakımdan bence abes olur.

Saygılarımla.

´ Just!ce `
24-12-2010, 02:28
Margulies'in anlattıkları çok uç ve ulaşılamaz gelebilir.. Zamanında 'demokrasi' kavramı üzerine söylenenlere bakarsak, bunu rahatça görebiliriz.. Zamanının Aristokratları da, 'demokrasi' gibi bir sistemin istikrarlı ve sürdürülebilir bir sistem olmadığını savunuyorlardı geçmişte.. Ama sonuçta hayat değişimdir, ileride ne olacağını kimse bilemez.

Ben Sosyalist değilim.. Sosyalizm'in ne zaman geleceği konusunda da kimsenin fikri olamaz.. Kimse kahin değil sonuçta.. Burda önemli olan siyasi tespitlerdir bana göre.

Ayrıca Margulies 'sosyalist'ler ve 'liberal'ler arasındaki önemli bir farkı yazmış.. Onun söyledikleri aksine, ben de hak mücadelesinin şiddete dayalı olmaması gerektiğini savunuyorum.. Bu durum, örnek verdiği öğrenci eylemleri için de geçerli.. Bu mücadeleyi meşru bulmuyorum.. Kürt sorunu gibi bir hak arayışında 'Eşit yurttaşlık' ilkesini savunuyorum.

Sayın sangre kesinlikle bende hiçbir hak mücadelesinde şiddeti savunmuyorum fakat sizce öğrencilerin attığı yumurtayla , PKK nın attığı kurşunlar karşılaştırılabilirmi..Birisi eleştirme maksadı taşıyan bir protesto , diğeri ise istediğini silah zoru , korku , baskı ve tehtidle alma politikası.

Saygılarımla.

Ascendent
24-12-2010, 02:43
Kürtlerin hakları ile ilgili bir soru sorulmuş. Kürtlerin ne kadar mı hakkı olmalı? Birleşik Krallık'ta yaşayan İskoçlar kadar olmalı mesela bence.

İskoç değil de İrlanda desek daha uygun olur diye düşünüyorum. Çünkü İrlandalılar hali hazırda İngiltere ile uzun yıllar problemler yaşadı. Silahlı örgütlenmeye gittiler, terorist denildiler falan filan.(Kulağa bir yerden tanıdıkgeliyor mu? :). Ama en sonunda sağduyu ağır bastı ve müzakerelerle orta yol bulundu. Şimdi Britanya'da İngilizler, İskoçlar ve İrlandalılar ve Galler arasında hiçbir problem bulunmuyor. Politik açıdan çok stabil bir bölge haline geldi.

´ Just!ce `
24-12-2010, 02:48
İskoç değil de İrlanda desek daha uygun olur diye düşünüyorum. Çünkü İrlandalılar hali hazırda İngiltere ile uzun yıllar problemler yaşadı. Silahlı örgütlenmeye gittiler, terorist denildiler falan filan.(Kulağa bir yerden tanıdıkgeliyor mu? :). Ama en sonunda sağduyu ağır bastı ve müzakerelerle orta yol bulundu. Şimdi Britanya'da İngilizler, İskoçlar ve İrlandalılar ve Galler arasında hiçbir problem bulunmuyor. Politik açıdan çok stabil bir bölge haline geldi.

Sayın Ascendent ;
Olaylar bitti evet ama şu an 10 ingilizden 7 si irlandalılardan nefret ediyor..İlerde buda tanıdık gelebilir.

Saygılarımla.

Astur
24-12-2010, 02:49
Sayın Astur orası "Birleşik" Krallık.İsmindende anlaşılacağı üzere o yapıya sahip.Fakat burası Türkiye Cumhuriyeti.
Söylediğinizi karşılaştırmak bu bakımdan bence abes olur.

Saygılarımla.

Birleşik Krallık federasyon değil üniter devlettir, ve bir 30 yıl önceki sistemleri de buradakinden çok da farklı değildi. Daha sonra daha çoğulcu bir yapıya kavuştular.

Neyse, başka örnek çok. Finlandiya'daki İsveçli azınlık kadar diyelim, ya da İspanya'daki Katalanlar, veya Fransa'daki Basklar...

Astur
24-12-2010, 02:54
İskoç değil de İrlanda desek daha uygun olur diye düşünüyorum. Çünkü İrlandalılar hali hazırda İngiltere ile uzun yıllar problemler yaşadı. Silahlı örgütlenmeye gittiler, terorist denildiler falan filan.(Kulağa bir yerden tanıdıkgeliyor mu? :). Ama en sonunda sağduyu ağır bastı ve müzakerelerle orta yol bulundu. Şimdi Britanya'da İngilizler, İskoçlar ve İrlandalılar ve Galler arasında hiçbir problem bulunmuyor. Politik açıdan çok stabil bir bölge haline geldi.

İskoç bağımsızlık hareketi de güçlüdür, onlar da silahlı olmasa da mücadele ettiler. 70'lerde yükselen İskoç milliyetçiliği, SNP'nin başarıları, referandum vs. de ilginç olaylar.

Dediklerine katılıyorum tabii; umarım bizde de sağduyunun sesi bir gün diğer seslerden daha yüksek çıkacak...

Sevgiler

Sangre
24-12-2010, 04:04
Sayın sangre kesinlikle bende hiçbir hak mücadelesinde şiddeti savunmuyorum fakat sizce öğrencilerin attığı yumurtayla , PKK nın attığı kurşunlar karşılaştırılabilirmi..Birisi eleştirme maksadı taşıyan bir protesto , diğeri ise istediğini silah zoru , korku , baskı ve tehtidle alma politikası.

Saygılarımla.

İkisiyle birbirini karşılaştırmak doğru değil.. Zaten bu yüzden 2.sine 'terör' diyoruz.. Bunlar elbette bir değiller.

Benim orda anlatmak istediğim, her ikisi de şiddete dayalı olduğu için, her ikisine de karşı olduğumdur.

Şiddet amacıyla yapılan eylemlerin dışında, yumurta atma konusuna gelirsek; Öğrencilerin protesto amacıyla, bakanlık bahçesine, ne biliyim çevik kuvvetlere veya başka türlü yumurta atmasını normal görebilirim.. Bu tür eylemler meşru, kimseye bir zararı olmayna eylemlerdir.. Ama oraya konuşma yapmaya gelmiş bir milletvekiline atmalarını, yine de hoş karşılamam kendi adıma.. Aynı şekilde o kişiyi konuşturmamalarını da öyle.. Sonuçta oraya dinlemek isteyen insanlar gider, dinlemek istemeyenler gitmezler.. Öğrencilerin yaptığı ise sabote etmektir, bilgilenmek isteyen insanları engellemekten ibarettir.

´ Just!ce `
24-12-2010, 04:29
İkisiyle birbirini karşılaştırmak doğru değil.. Zaten bu yüzden 2.sine 'terör' diyoruz.. Bunlar elbette bir değiller.

Benim orda anlatmak istediğim, her ikisi de şiddete dayalı olduğu için, her ikisine de karşı olduğumdur.

Şiddet amacıyla yapılan eylemlerin dışında, yumurta atma konusuna gelirsek; Öğrencilerin protesto amacıyla, bakanlık bahçesine, ne biliyim çevik kuvvetlere veya başka türlü yumurta atmasını normal görebilirim.. Bu tür eylemler meşru, kimseye bir zararı olmayna eylemlerdir.. Ama oraya konuşma yapmaya gelmiş bir milletvekiline atmalarını, yine de hoş karşılamam kendi adıma.. Aynı şekilde o kişiyi konuşturmamalarını da öyle.. Sonuçta oraya dinlemek isteyen insanlar gider, dinlemek istemeyenler gitmezler.. Öğrencilerin yaptığı ise sabote etmektir, bilgilenmek isteyen insanları engellemekten ibarettir.

Doğruda sayın sangre yumurtanın kafanıza çarptığını farzetin , ne zararı verebilirki yumurta ? beyin kanamasımı.Yumurta bi semboldü, , zarar verme amacı olsa taş atarlardı.Ayrıca orası onlarında eğitim gördüğü bi kurum belki dinleyicilere bi saygısızlık yapıldı fakat o yumurta atan insanlar AKP ve yalanlarını dinlemekten bıktılar.

Evet öğrenciler sabote etmek istedi..en azından bizim okulumuzda konuşmasın dediler..

Saygılarımla.

Sangre
24-12-2010, 04:51
Doğruda sayın sangre yumurtanın kafanıza çarptığını farzetin , ne zararı verebilirki yumurta ? beyin kanamasımı.Yumurta bi semboldü, , zarar verme amacı olsa taş atarlardı.Ayrıca orası onlarında eğitim gördüğü bi kurum belki dinleyicilere bi saygısızlık yapıldı fakat o yumurta atan insanlar AKP ve yalanlarını dinlemekten bıktılar.

Evet öğrenciler sabote etmek istedi..en azından bizim okulumuzda konuşmasın dediler..

Saygılarımla.

Yumurtanın protesto edilen kişiye zararından dolayı değil, bilgi almak amacıyla panele katılan insanların engellendiği için karşı çıkarım.. Yoksa protesto başka bir yerde olsa, hak verirdim.

Sen de taktir edersin ki, o üniversite sadece protesto eden öğrencilerin değil.. Siyasi görüş olarak AKP'yi destekleyen de vardır, CHP'yi destekleyen de vardır.. Ve her kesimin bilgi edinme özgürlüğü vardır.. Bunun kısıtlanabileceğini düşünmüyorum.

Mesela, şu anda mekanı tam olarak hatırlamıyorum ama bir kaç ay önce İngiltere'de bir öğrenci, elini kolunu sallayarak bir devlet binasının kapısına kadar geliyor ve üst düzey bir bürokratın arabasından inmesini bekliyor ve sonunda da karşısına geçip üzerine yeşil bir boya atıyordu.. Ordaki güvenlik kılını bile kıpırdatmıyor.. Daha sonra ise öğrenci kimsenin her hangi bir müdahalesi olmadan yürüyerek bahçe kapısından dışarı çıkıyor, şaşkın bürokrat da binadan içeri giriyor.. Gayet nazik ve saygılı bir eylem :)

´ Just!ce `
24-12-2010, 05:02
Yumurtanın protesto edilen kişiye zararından dolayı değil, bilgi almak amacıyla panele katılan insanların engellendiği için karşı çıkarım.. Yoksa protesto başka bir yerde olsa, hak verirdim.

Sen de taktir edersin ki, o üniversite sadece protesto eden öğrencilerin değil.. Siyasi görüş olarak AKP'yi destekleyen de vardır, CHP'yi destekleyen de vardır.. Ve her kesimin bilgi edinme özgürlüğü vardır.. Bunun kısıtlanabileceğini düşünmüyorum.

Evet haklısın ama o gün onların oldu işte..bütün eylemlerini kusursuzca bütün bireyleri tek tek düşünerek yapamassın.

Mesela, şu anda mekanı tam olarak hatırlamıyorum ama bir kaç ay önce İngiltere'de bir öğrenci, elini kolunu sallayarak bir devlet binasının kapısına kadar geliyor ve üst düzey bir bürokratın arabasından inmesini bekliyor ve sonunda da karşısına geçip üzerine yeşil bir boya atıyordu.. Ordaki güvenlik kılını bile kıpırdatmıyor.. Daha sonra ise öğrenci kimsenin her hangi bir müdahalesi olmadan yürüyerek bahçe kapısından dışarı çıkıyor, şaşkın bürokrat da binadan içeri giriyor.. Gayet nazik ve saygılı bir eylem :)Sayın sangre gece gece güldürdünüzya beni :) bence biraz realist olalım:) ;
RTE ; bırakın üzerine boya atmayı "yanlış yapıyor" diyen medyanın anasını ağlatıyor.Siz bunu bi bakana yapın silivriye gider dahada çıkamassınız..sorada sallamakon balyoz balta ne kadar olay var alayı size patlar.
Verdiğiniz örnek "demokratik" olan hak ve özgürlükleri olan ülkede yapılabilir.Bizimki gibi feodalizmle , padişahla , yeni nesil peygamberle yönetilen ülkede mümkünlüğünü geçin lafı dahi edilemez.

Saygılarımla.

Sangre
24-12-2010, 06:06
Bu örneği; ister bireysel olsun, ister toplu olarak, boya, yumurta ve diğer başka zararsız maddeleri kullanarak yapılan eylem tarzlarının benim için her hangi bir sakıncası olmadığını belirtmek için verdim.. Yoksa bu tür bir eylemin Türkiye'de olamayacağını, bu ülkede yaşayan herkes biliyordur zaten :)

Diğer söylediklerinin de çoğuna katılıyorum.

unbe
24-12-2010, 09:22
yeri gelmişken bir de şu meşhur açılımla ilgili iki kelam etmek istiyorum.
RTE açılımın içeriğini açıklayamadı biliyorsunuz.
ancaaaaaaaaak bi dönem hatırlarsınız her tarafta otobüs duraklarında arka planda türk bayrağı,gülümseyen bir RTE ve yazı olarak ta tek bayrak tek mikket tek devlet yazmaktaydı.
şimdi,sizcede RTE kendisiyle çelişmiyor mu?
ya da şu açılım tamamen hikayeden ve oy toplama amaçlı bişi değil midir?
bunu göremeyene diyecek bir lafım artık olabilemez....

axial
24-12-2010, 10:29
Ha birde rte değil miydi ya sev a terket diyen sevgili demokratımız?

axial
24-12-2010, 10:40
Başka isteğin var mı paşam?.. Sana 'sol' nedir, 'kemalizm' nedir, uzun uzun bunları mı açıklayacağım şimdi?

Konu hakkında fikrin varsa yazarsın, eleştirecek bir nokta varsa eleştirirsin.

Arkadaşlar zaten olan biteni yazmış. Kemalizm dediğiniz şey zaten 40 larda öldü, şu anda Kemalizme en çok balta vuran öyle olduğunu söyleyen chp nin ta kendisidir.

Senin liberal solun gerçek sol ise ben kesinlikle solcu değilim. Kendimi böyle dar kalıplara da sokmam. Yani ben liberalim o halde bütün liberallerin desteklediği şeyi desteklemeliyim gibi bir düşüncem olmadı olmaz da. Bu dindarlık gibi bir şeydir.

Ama sen kemalizmide solculuğu da bilmediğin için böyle saçma sapan fikirlerin arkasından sırf bir liberal söyledi diye gidebilirsin o da senin yolun.

Ben şahsen Atatürkü beğenirim. Keşke Atatürk ün kurduğu düzen geliştirilerek ilerleyebilseydik derim ama Atatürk e de tapmam, mutlaka onun da yanlış düşünceleri hareketleri olabilirdi ki zaten o da böyle bir tavırda bulunmamıştır. Bazıları diktatördü bilmem neydi falan diyor. Hatta birleşik krallığı örnek gösteren bile var. O birleşik krallık değil mi milleti sömüren güneşin batmadığı imparatorluk ne kadar adiller değil mi? Kral kraliçe prens falan.

axial
24-12-2010, 10:48
Birleşik Krallık federasyon değil üniter devlettir, ve bir 30 yıl önceki sistemleri de buradakinden çok da farklı değildi. Daha sonra daha çoğulcu bir yapıya kavuştular.

Neyse, başka örnek çok. Finlandiya'daki İsveçli azınlık kadar diyelim, ya da İspanya'daki Katalanlar, veya Fransa'daki Basklar...

Evet birleşk krallık değil mi çok demokrat ve azınlık severler, ta avustralya a gidip oradaki aborjinleri köle gibi çalıştırıp yağmalayan kimdi acaba. Birde ispanyollardan bahsedelim, güney amerikanın brezilya harici resmi dili ispanyolca olmayan ülkesi var mı neden böyle oldu acaba. Şu inka topluluğuna zamanında neler yaptı bu hayırsever ispanyollar acaba.

Fransayıda yakınen biliriz, yaklaşık 90 sene önce doğu bölgelerimizi ziyarete gelmişti değil mi?

Birde bu adamların futbol ve basketbol takımlarına bakıyorum da zenciden geçilmiyor fransa çöl iklimi mi yaşıyor nedir?

ahmetsln
24-12-2010, 14:03
Arkadaşlar zaten olan biteni yazmış. Kemalizm dediğiniz şey zaten 40 larda öldü, şu anda Kemalizme en çok balta vuran öyle olduğunu söyleyen chp nin ta kendisidir.

Senin liberal solun gerçek sol ise ben kesinlikle solcu değilim. Kendimi böyle dar kalıplara da sokmam. Yani ben liberalim o halde bütün liberallerin desteklediği şeyi desteklemeliyim gibi bir düşüncem olmadı olmaz da. Bu dindarlık gibi bir şeydir.

Ama sen kemalizmide solculuğu da bilmediğin için böyle saçma sapan fikirlerin arkasından sırf bir liberal söyledi diye gidebilirsin o da senin yolun.

Ben şahsen Atatürkü beğenirim. Keşke Atatürk ün kurduğu düzen geliştirilerek ilerleyebilseydik derim ama Atatürk e de tapmam, mutlaka onun da yanlış düşünceleri hareketleri olabilirdi ki zaten o da böyle bir tavırda bulunmamıştır. Bazıları diktatördü bilmem neydi falan diyor. Hatta birleşik krallığı örnek gösteren bile var. O birleşik krallık değil mi milleti sömüren güneşin batmadığı imparatorluk ne kadar adiller değil mi? Kral kraliçe prens falan.

Öncelikle sana katılıyorum ayrıca;

Bu yumurta ve boya protestolarının neden yapıldığını biliyoruz. İyi de şimdi bu öğrenciler her üniversitede her gelen akp ve yandaşcısına bu tarz eylemler yapmaktayken o kişi taraf gazetesinde ve sırf ermeni diye ırkçılık olduğunu ve bunu da kemalistler yaptı diyorsanız asıl ırkçılığı siz yaparsınız.
Irk bahanesini öne sürerek bir eylemin asıl amacından saptırıp bir de kemalist damgası vurup alın bunlar ırkçı kemalistler bunlar suçlu ama diğer üniversite bu gösterileri yapanlar suçsuz onlar demokratik haklarını kullandı demek saçmalıktan ibarettir.

Ayrıca bu günlerde ırkçı faşist ne var ne yok hepsi kemalist oluyor dimi. Bu anlayışta çok süper zaten bir çok liberal solun tek suç kaynağı "kemalizmdir". ama unutuyorsunuz kemalizm 1939'da öldü!! İsmet İnönü'ün liberal demokrasiye yönelmesi sonucu kemalizmin devletçilik ve halkçılık ilkesinden ödün verildi.Sonra demokrat parti gelip en büyük darbeyide o vurdu "liberal" demokrasisi ile. Artık bu devirde kendine kemalist diyen chpli heparlı bilmem neli partili adamları bunlar kemalist diyipte kemalizmin öncüsü (KEmalizm adı da zaten daha sonra geliştir.Asıl adı atatürkçülüktür.Ama kemalizm daha sonra bir yabancı gazeteci tarafından kullanıp ülkemize gelmiştir.) atatürk'ü topa tutarsınız efendim yaptığınız tek şey kendinizi kandırmak olur ve bu ülkede Atatürk'ü seven bir çok insanın düşmanca tavırlarını almış olursunuz. ÖDP gibi bir partinin içinde kemalist olabilme düşüncesi bile çok saçma çünkü bu gibi çok sol parti kemalizmden nefret ediyor :)

´ Just!ce `
24-12-2010, 16:11
yeri gelmişken bir de şu meşhur açılımla ilgili iki kelam etmek istiyorum.
RTE açılımın içeriğini açıklayamadı biliyorsunuz.
ancaaaaaaaaak bi dönem hatırlarsınız her tarafta otobüs duraklarında arka planda türk bayrağı,gülümseyen bir RTE ve yazı olarak ta tek bayrak tek mikket tek devlet yazmaktaydı.
şimdi,sizcede RTE kendisiyle çelişmiyor mu?
ya da şu açılım tamamen hikayeden ve oy toplama amaçlı bişi değil midir?
bunu göremeyene diyecek bir lafım artık olabilemez....

Sayın UNBE ;
Sağır sultan bile duydu derlerya , sizin söylediğiniz böyle bişe.Fakat doğuda terörle ilgisi olmayan kürt vatandaşlarımızın AKP den bir beklentisi var.Çünkü RTE umut vaad etti o bölge için.Bir işin içine girdi fakat çıkamadı.Beceremedi.Ayrıca kürt halkının talepleri için 65 milyon Türk halkını karşısına almak yemedi , yemez!.RTE de bunun farkında şimdi nası kıvırsam diye kıvranıyor.
Ama oyu sağlam.Elinde kuran ağzında allah lafı var.Ne yapalım.

Saygılarımla.

Astur
24-12-2010, 16:49
Evet birleşk krallık değil mi çok demokrat ve azınlık severler, ta avustralya a gidip oradaki aborjinleri köle gibi çalıştırıp yağmalayan kimdi acaba. Birde ispanyollardan bahsedelim, güney amerikanın brezilya harici resmi dili ispanyolca olmayan ülkesi var mı neden böyle oldu acaba. Şu inka topluluğuna zamanında neler yaptı bu hayırsever ispanyollar acaba.

Fransayıda yakınen biliriz, yaklaşık 90 sene önce doğu bölgelerimizi ziyarete gelmişti değil mi?

Birde bu adamların futbol ve basketbol takımlarına bakıyorum da zenciden geçilmiyor fransa çöl iklimi mi yaşıyor nedir?

Bu safsata benim favorilerimden. Aynı adamlar değil herhalde bunları yapanlar; arada kaç nesil geçti, siyasi sistemler, politik kültür nasıl değişti hiç mi göremiyorsunuz? 2010 yılından örnek veriyoruz, sen ise yüzlerce yıl öncenin kolonicilik olaylarını anlatıyorsun, ne alaka?!

Büyük deden şöyle şöyle yapmıştı, demek ki sen de şöyle şöyle bir insansın demek gibi bir şey bu. Teknik adıyla Genetic Fallacy:


Genetik Safsatası

(Genetic Fallacy)

Tanım: Bir şeyi; kaynağı, kökeni veya başlangıcı açısından değerlendirmek, açıklamak veya reddetmekten doğan hata. Bir iddia veya şeyin kaynağında bulunmuş bir kusuru, delil kabul ederek iddianın veya şeyin gözden düşmesine neden olma.
Örnek 1:Türkler Göçebe Bir Toplumun Çocuklarıdırlar, iyi Mimariden Anlamazlar.
Örnek 2: O resimden ne anlarmış, alt tarafı bir kapıcının oğlu.
Örnek 3:Hırsızın oğlu da hırsız olur.


http://www.safsatakilavuzu.com/safsata%20turleri%20ve%20guncel%20ornekler-3.htm

frodo
24-12-2010, 18:30
Roni'nin kemalizmden nihayet ayrıldığını iddia ettiği sol herhalde kendi anlayışıdır. Sol M.Suphi'lerden başlayarak önce aydınlanmacı ittihatçılardan sonra da cumhuriyeti kuran ideolojiden çoktan ayrılmıştır.

Doğrudur kendini sol olarak tanımlayan D.Avcıoğlu, D.Perinçek ekolleri de vardır ve bu ekollerin kemalizme yükledikleri misyon sorunlu ve kusurludur. Ama her kendini sol tanımlayan üzerinden solu tarif etmeye kalkarsak işin içinden çıkamayız. Bu hesapla Roni gibilerin de kendini sol olarak tanımlamasını koyacak yer bulamayız.

Sol türkiyenin klasik iki akımına da kökten muhaliftir. İttihat ve terakki geleneği ile Hürriyet ve İtilaf geleneği sol açısından aynı "müesses nizamın" aynadaki ters görüntüleridir. Ve sol bu ters görüntülerden birine yamanmayı onun dümen suyundan gitmeyi kabul etmemektir.

axial
24-12-2010, 18:59
Bu safsata benim favorilerimden. Aynı adamlar değil herhalde bunları yapanlar; arada kaç nesil geçti, siyasi sistemler, politik kültür nasıl değişti hiç mi göremiyorsunuz? 2010 yılından örnek veriyoruz, sen ise yüzlerce yıl öncenin kolonicilik olaylarını anlatıyorsun, ne alaka?!

Büyük deden şöyle şöyle yapmıştı, demek ki sen de şöyle şöyle bir insansın demek gibi bir şey bu. Teknik adıyla Genetic Fallacy:







Sayın astur 2010 yılı için söürgecilik yok mudur ortadan kalktı mı demek istiyorsunuz. Çok eskiye gitmeyelim peki daha birkaçyıl önce amerika afganistan ve ıraka neden girdi? Kanlı elmas filmini izlediniz mi acaba? Afrika yerlileri nasıl sömürülüyor, ispanya da değil midir futbol maçlarında zencilerin maymuna benzetilmesi.

Astur
25-12-2010, 00:43
Sayın astur 2010 yılı için söürgecilik yok mudur ortadan kalktı mı demek istiyorsunuz. Çok eskiye gitmeyelim peki daha birkaçyıl önce amerika afganistan ve ıraka neden girdi? Kanlı elmas filmini izlediniz mi acaba? Afrika yerlileri nasıl sömürülüyor, ispanya da değil midir futbol maçlarında zencilerin maymuna benzetilmesi.

Hayır, demek istediğim o değil, o ayrı bir tartışma sevgili axial. Bugün Avrupa ırkçı ya da sömürgeci olsun olmasın senin eleştirin geçersizdir, zira 2010 Avrupası'nı yüzlerce yıl önce yaşanmış, müsebbibleri nesiller önce ölmüş olaylarla değerlendirmek bariz bir düşünce hatası teşkil eder. Diğer dediklerin de alakalı değil, gelişmiş AB demokrasilerini çoğunlukçuluk anlamında örnek almamamız gerektiğini bunlara nasıl dayandırabiliyorsun? Yine de cevap vermedi/veremedi falan denmesin diye kısaca yanıtlayayım.

ABD Afganistan ve Irak'a bence uzun vadeli stratejik çıkarları olarak gördüğü şeyleri koruma adına girdi. Kanlı Elmas filmini izledim. Afrika ülkelerinin sömürüldüğü örnekler evet var. İspanya'da bazı taraftarları Eto'o gibi siyahi futbolculara ırkçı yaklaşımları evet oldu. Ama bunların hiçbiri senin istediğin sonuca gitmez.

İspanya'da bir avuç ırkçı holigan şöyle böyle yapınca İspanya'daki hukuk kuralları, politik kültür vs. görmezden mi gelinmeli? Mücadele edilmiyor mu ırkçılıkla? Anayasaları farklı kimlikleri, dilleri tanımıyor mu? Ayrılıkçılık ile çok sorun yaşayan bu ülke bu düzenlemeler sonrası daha huzurlu bir hâle gelmedi mi?

İki yanlışın bir doğru yapmadığı da altı çizilmesi gereken bir şey. Diyelim BK, İspanya vs. senin dediğin gibi ırkçı? N'apalım? Biz de mi ırkçılık, kolonicilik falan yapalım? Nedir argümanın?

Sangre
30-12-2010, 16:19
Sosyalist solda derin yarılma

ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, ve yumurtalı saldırıların hedefindeki Roni Margulies soldaki bölünmeyi değerlendirdi.

Başbakan’ın teşekkürüyle övündüler
ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, referandumun solda bir parçalanma yarattığına katılıyor ve bunu olumlu buluyor: Yaşanan, bir arınmadır.

Solda bir parçalanma yaşandığına katılıyor musunuz?

Evet, bir parçalanma yaşandığı doğru. Ama bu hem bir yenilenme hem de buna paralel ortak hareket etme çabalarını da beraberinde getirdi. Eski rekabetçi yapıdan uzaklaştı ve dayanışmacı bir çizgiye doğru evriliyor. Bu açıdan parçalanmanın sonucunda ortaya çıkan tabloyu olumlu buluyorum. Önümüzdeki dönemde aşağıdan yaratılacak dayanışma ruhu ile daha güçlü bir birlikteliğin ortaya çıkacağını düşünüyorum. Ayrışma eskiden de vardı. Bu tarihsel bir süreçti. Ben bu tarihsel kökenleri çok önemsiyorum. Tarihsellik olmadan sosyalist hareketin varlığını sürdürmesi olacak bir şey değil ama oraya hapsolmamak da lazım. Bu çerçevede baktığımızda sosyalist solu geçmişte ayrıştıran noktaların önemli oranda ortadan kalktığını görüyoruz.

Ömer Laçiner, geleneksel sol yapıları statükoculukla eleştirdi...

Birikim çevresi özellikle referandum sürecinde -maalesef- AKP’nin ne kadar demokrat olduğunu, ne kadar demokrasinin önünü açtığını filan savundu. Evet, geçmişte bir entelektüel ağırlığı vardı. Sosyalist siyaset için farklı sorunları ele alıyorlardı, ama bir bakıyorsunuz bütün bunlardan bahseden bir çevre seçim döneminde kendini AKP’ye teslim etti. Bu çelişki değil mi? Bu kadar sosyalizmi savunduktan sonra AKP’yi savunmak ayıp değil mi? Bu Birikim’in entelektüel kapasitesine hakaret değil mi? Birikim entelektüel bir çabadır, siyasi alanda söyledikleri tek başına bir şey ifade etmez.

Peki sizin ‘hayır’ oyunuzun MHP veya CHP’ninkinden farkı neydi?

Sosyalizm mücadelesi soyut bir mücadele değildir. O an önünüze gelen seçeneklere verdiğiniz yanıtlarla somutlaşır. Referandumda bir kırılma meydana geldi. Bu kırılmanın üç ana unsuru vardı: ‘Hayır’, ‘boykot’ ve ‘evet.’ ‘Boykot’ cephesinde yer alan sosyalistlerle biz bir ayrışma yaşadığımızı düşünmüyoruz. Aramızdaki çelişkinin ciddi bir kırılma olmadığını söylüyoruz. Yani taktiksel seçeneklere farklı bakma olarak görüyoruz. Biz ‘hayır’ı savunurken, esasen AKP’nin hegemonyasına karşı bir mücadele verdiğimizi ifade ettik. Zaten bizim ‘hayırımız’ 12 Eylül anayasasına da AKP’nin anayasasına da hayırdı. Darbe anayasasıyla AKP’nin değişiklik paketi arasında bir devamlılık ilişkisi gördük. Sonuçta referandum bitti her şey ortaya çıktı. HSYK’da yaşananlar ortada. Anayasa Mahkemesi ortada, öğrencilere yönelik davranışlar ortada.

AKP, referandumu anti-komünizm, anti-Kürt, anti-emek ekseninde kurdu. Böyle bir eksenden demokrasi beklenir mi? Referandumda Başbakan Erdoğan’ın yaptığı konuşmalara bakın. Milliyetçi muhafazakâr bir blok oluşturdu etrafında. İşte ‘hayır’ derken bu eski düzeni destekleyen bir ‘hayır’ değildi. Bu ‘hayır’ düzeni değiştirmeyi amaçlayan bir talep etrafında kendi amaçlarımıza işaret eden bir tavırdı. 12 Eylül’de devrimciler fiziki saldırıya direndiler, biz ikinci 12 Eylül’e ideolojik anlamda direndik.

‘Yetmez ama evet’çilerin ‘evet’i de AKP’den farklı olamaz mı?

Bu kesimle ciddi bir ayrışma yaşadık ve bu ayrışma devam ediyor. Küçük bir kesim olmakla birlikte bunlar AKP’nin, uluslararası sermayenin çıkarı için yaptığı düzenlemelere soldan destek taşıyıcılar oldular. Dilleriyle, tarzlarıyla bunu yansıttılar. AKP’nin hegemonyasını güçlendirdiler ve AKP bunların önünü de açtı. Teşekkür aldılar iktidardan. Bununla da övündüler. Düşünün, sosyalizm iddiasında olan bir partinin Başbakan’dan teşekkür alması ne durumda olduklarını ortaya koymuyor mu? Düzenin sahiplerinden teşekkür alanlar sol olmaktan çıkmıştır zaten. Artık onlarla ortak bir çizgi geliştirme imkânımız tamamen ortadan kalktı. Çıkıp sosyalizmi, sosyalist siyaseti yenilemekten bahsediyorlar. Bu kadar geri bir yerden sosyalizm yenilenmez.

Sosyalist sol, gerçekten CHP ile aynı çatı altına girebilir mi?

Teorik olarak gözükmüyor. Ama şöyle bakmamız lazım: Sosyal demokrasi kapitalizmde bir denge unsuruydu. Sonradan bunu kaybetti ve sağa döndü, neo-liberal politikaların taşıyıcısı oldu. Türkiye’de baktığımızda şunu söylememiz gerekiyor: Sosyal demokrasinin bildiğimiz anlamda sosyal demokrasi haline gelmesi gelişmesine ve güçlenmesine bağlıdır. Sosyalist haraket güçlendiği takdirde sosyal demokrasi bir anlam ifade etmeye başlar.

Türkiye’de bu denli bir muhafazakârlaşma yaşanırken sosyal demokrasinin de kendini değiştirmesi gerekiyor. Bu açıdan keşke CHP’deki gelişmeler böyle eşitlikçi, özgürlükçü yönde ilerlese. Bundan bizim bir zararımız olmaz. Bugün Türkiye’nin bu kutuplaşmış ortamı içerisinde BDP-ÖDP-CHP ve diğer sosyalistler bir seçim ittifakı yapamaz mı, yapar? Ama bunun olabilmesi için CHP’nin bir iç devrim yaşaması gerekiyor. Bunun iki başlığı var: Birincisi, CHP daha özgürlükçü bir çizgide olmalı, özellikle Kürt sorunu konusunda pozisyonunu değiştirmeli. İkincisi, eşitlikçi olunmalı, özelleştirme karşıtı ve kamucu ekonomik politika benimsenmeli.

ÖDP Başkanı Alper Taş

Rize Pazar’da İmam Hatip Lisesi’nde okuduğu için sosyalistler arasında ‘imam hatipli devrimci’ olarak tanınıyor. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi’ni bitiren Alper Taş, ÖDP içindeki birçok farklı görevin ardından uzun süre İstanbul İl Başkanlığı ve genel başkan yardımcılığı yaptı. 2007’deki seçimde başkan seçilemeyen Taş, ÖDP’nin 6. Olağan Kurultayı’nda tek aday olarak seçime girdi ve genel başkan seçildi.

**** ****

Askerin ardı sıra gidenler solcu olamaz
Yumurtalı saldırıların hedefindeki Roni Margulies geleneksel sol olarak tanımladığı kesimlerin ‘genetik olarak Kemalist’ olduğu görüşünde.

Siz de yumurtalı saldırıya uğradınız. Bu tavrı gençlerin anlık bir öfkesi olarak mı görüyorsunuz?

Bana yumurta atanlar ve onları destekleyenler ertesi gün Çanakkale İHD yönetiminin kapısına dayanıp istifaya çağırdılar. Aralarında KESK şubesinden EMEP’e, TKP’ye Halkevleri’ne, ÖDP’ye hepsi vardı. Yani birkaç gencin tepkisi olarak geçiştirilebilecek bir durum değil. Bu tavrın solla, sosyalistlikle ne alakası var. Ben ondan dolayı diyorum ki, bu partiler gericidir, ulusalcı hatta daha da ileri gidiyorum, milliyetçidir. Çünkü bu saldırı bir değil iki değil. Tam dört kere uğradım. Daha önce ÖDP’liler boya attı sonra da çıkıp “Bu renkli bir protestodur” dedi.

Peki bu olaylar referandumda yaşanan bölünmenin bir sonucu mu?

Referandumdaki bölünme yeni bir şey değil. 28 Şubat’ta başladı. Şöyle söyleyeyim, aslında bu geleneksel yapıların özünde olan Kemalizm, ulusalcılık ilk defa o dönem ayan beyan ortaya çıktı. Çünkü önlerine bir ikilem geldi. Bu kez kendilerini gizleyemediler. Varlıklarını Kemalist devlete borçlu olduklarından askerin Refah Partisi’ni ezmeye dönük hareketine destek verdiler.

Yani geleneksel sosyalist yapılarda yapısal olarak bir ulusalcılık olduğunu mu söylüyorsunuz?

Elbette. 27 Mayıs’ta da böyleydi. Mihri Belli’nin yaşamı sosyalist hareketin bir aynası gibi. ‘İnsanları Tanıdım’ adıyla biyografisi var. Onun birinci cildini okuyun. Diyor ki, Kemalizm’den anti-emperyalizme bir adım ardından Marksizme bir adım… Şemaya bakar mısınız? Önce milliyetçi sonra Kemalist sonra da Marksist. Böyle bir bilinç tarifi olur mu? O simgesel bir isim. Adeta solla Kemalizm arasında bir menteşe gibi. Deniz Gezmiş’in bir yakasında Mao’nun diğerinde Mustafa Kemal’in resmi vardır. Bugünkü örgütlerin tamamı da 68 kuşağından doğdu.

Sizin Mahir Çayan’a dair söylediklerinize Halkevleri büyük tepki gösterdi. Acaba size karşı fiili saldırılar ‘Bizim değerlerimizi aşağılıyorlar’ tepkisi mi?

Mahir Çayan hakkında ne söylemişim... Bunlar 22 yaşında çocuklar. Haksızlık ediliyor bu çocuklara. Tamam bazı şeylerini, değerlerini, yiğitliklerini alırız ama 22 yaşındaki talebeyi dünya işçi sınıfının kuramsal önderi sayabilir miyiz? Bir tane broşür yazmış o da solun askeri stratejisi üzerine. Marx’ı okuma imkânı mı vardı? Ama onların bugünkü taraftarları hâlâ ‘Çayan’ın yolu’ diyorsa bir sorun vardır. Demek ki sen Marx ve Lenin okumamışsın. Çünkü Lenin okuduktan sonra Çayan’ın yolu diye bir şey kalmaz.

‘Hayırcı’lar bizim ‘Hayır’ımız MHP’ninkinden, CHP’ninkinden farklı diyorlar...

Hepsi CHP afişi, pankartı arkasına dizilmedi mi? İşte ‘solcu değil bunlar’ derken tam da bunu kastediyorum. Diyorlar ki ‘biz hayır dediğimizde eskisinin devamı olacak anayasaya hayır dedik’. Peki benim ‘yetmez ama evet’im AK Parti’nin fikrini sola taşıyor da senin ‘hayır’ın Genelkurmay’ın fikrini sola taşımıyor mu? Hadi bakalım (ÖDP Başkanı) Alper Bey buna yanıt versin. Bunu da geçtim. Bir de boykotçu cephe vardı. Gayet de doğal haklarıydı. Nettiler, çünkü kendi hakları için yaptılar. Biz de Kürt illerinde boykotu destekledik. Peki ÖDP, Emek Partisi, Halkevleri; Kürt hareketi ile sürekli dayanışma içinde olanlar niye ‘Kürtlerle dayanışma için boykot diyorum’ demedi. Ben de şimdi soruyorum: Askerin, devletin yanında saf tutana sosyalist, solcu denir mi? Solun özünde bunlara karşı olmak yok mu?

Siz 1 Mayıs konusunda da çok radikal bir eleştiri yapmıştınız. O zaman da ‘Polis yandaşı’ olarak suçlanmıştınız.

Ben tam da sosyalist birinin savunması gereken şeyi savundum. Madem 1 Mayıs işçi, emekçi bayramı, o halde onların en geniş katılımıyla kutlanmalı. Etkisi, büyüklüğü buradan gelir. Saraçhane yasal olarak verilmişti. Orada kutlasan belki 500 bin kişi toplayacaktın. Ama ne yaptın, ısrarla Taksim dedin. Bu şu anlama geliyordu, ‘Ben polisle çatışacağım.’ Çünkü derdi işçi sınıfını örgütlemek değil ki. Kendi solculuğunu kanıtlamak. Kimsenin umurunda değil ki senin solculuğun. Adam gibi kalabalık 1 Mayıs yap da Malatya’daki işçinin de morali yükselsin.

DSİP aktivisti ve Taraf yazarı
Roni Margulies, Yahudi kökenli Marksist yazar, şair ve siyasetçi olarak tanınıyor. Robert Koleji’nden sonra İngiltere’de üniversite öğretimi gördü. İktisat üzerine doktora yaptı. Kendisini radikal bir Siyonizm karşıtı Marksist olarak tanımlıyor. Çok sayıda kitabı ve çevirisi bulunan Margulies 2002’de Saat Farkı adlı eseri ile Yunus Nadi Şiir Ödülü kazandı. Halen DSİP’in aktif bir üyesi ve Taraf gazetesinde de köşe yazarı.

Kaynak; http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1034519&Date=30.12.2010&CategoryID=77

Jolly Jocker
30-12-2010, 22:28
Referandumda boykot tutumu aldım ve bunu savundum. Ama solda yaşanan ayrışmada ''hayır'' diyenlerin sol çizgide durmalarına rağmen, ''yetmez ama evet''çilerin sağa kaydığını düşünüyorum. Bu röportajdan bir gün önce de Ömer Laçiner ve Metin Çulhanoğlu'nun röportajları yer almıştı Radikal'de. Tarafların üslubu bile çok farklı. Çulhaoğlu ve Taş son derece sakin, saygılı, anlamaya çalışan, argüman üreten bir tavır takınırken, Laçiner ve Margulies kavgacı, hakaretamiz, yaftalayıcı bir dil benimsiyorlar. Bu dile Taç ve Çulhaoğlu tahammül eder ama gençler tahammül edemiyor. Roni'nin yediği yumurtaların biricik nedeninin bu olduğunu muhtemelen kendi de biliyor. Ama hala kendine gösterilen tepkinin, tepki gösterenlerin milliyetçiliğinden(!) kaynaklandığını iddia edecek denli karşı tarafa çamur atıp kötü gösterme, olayları çarpıtıp haklı çıkma derdinde.

Şu da unutulmamalı ki, ''İkisine de hayır'' demek, iki anayasaya da karşı çıkan bir tutumu ifade ettiği için, ''devletçilik'' ve ''ulusalcılık'' suçlamalarını hak etmiyor yine de. En azından niyet olarak böyle. Ama ''yetmez ama evet'' tutumu, AKP'nin yaptıklarını benimseyerek ona destek veren ve işbirlikçilik suçlamasını hak eden bir savrulmaya işaret ediyor. Ortada bir değişim var. Buna karşı çıkan herkesin eski düzeni savunduğunu iddia etmek, bu değişimi destekleyip AKP'ye sosyalizm getirtmeyi ummak kadar kof ve aptalcadır.

Son olarak da şunu söyleyeyim. Ronilerin AKP'cilikleri ortada. Ama diğer tarafın devleti ya da orduyu desteklediği bir örnek bulmak neredeyse olanaksız. Öte yandan, Mihri Belli ya da Doğan Avcıoğlu çizgisiyle belki Perinçek çizgisi bir tutulabilir ve kemalistlik, darbecilik eleştirisi yapılabilir. Ama Denizler, Mahirler bambaşka bir gelenek. Hepsini aynı sepete dolduran anlayış sadece Roni'nin cehaletini ve utanmazlığını yansıtıyor. Sen kalkıp Mahir Çayan'a Mihri Belli gibi muamele edersen yumurtayı kafana yersin tabi. Az bile yapıldı aslında.

sargon
30-12-2010, 23:12
Freddie'nin söylemi aslinda taraflardan birinin sakin digerinin saldirgan oldugunu gösteriyor ama taraflar bence tam tersi. Sunu elestirirsen "yumurtayi kafana yersin" diyen söylem sakinligi degil siddet merakini aciga vuruyor. Burda atilanin yumurta olmasi önemli degil, insanin icindeki siddet istegini ortaya koymasi önemli.

Radikal'deki yaziyi ben de okudum ve Freddie'nin cikardigi sonucun tam tersini cikardim. Sanirim nerden baktigina bagli olarak yorumlar degisiyor. Bu yüzden bir degerlerndirmenin objektif oldugunu idda etmek yerine (ki bana göre Freddie'nin degerlendirmesi objektif degil) yazilanlari okumanizi öneririm.

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetay&VersionID=66135&Date=29.12.2010&ArticleID=1034384

axial
31-12-2010, 09:00
Sayın sargon;

Yumurta atma eylemi bir protestodur ve şiddet içermez. Adam karşı tarafı yaralamak istese metal birşey atar yumrta değil. Tıpkı busha ayakkabı atılması gibi.

Astur
02-01-2011, 22:25
Sayın sargon;

Yumurta atma eylemi bir protestodur ve şiddet içermez. Adam karşı tarafı yaralamak istese metal birşey atar yumrta değil. Tıpkı busha ayakkabı atılması gibi.

Yumurta atma eylemi şiddet içerir; barışçıl bir gösteriyi dağıtan polislere falan yumurta atılması neyse, ama düşüncelerini ifade eden birine yumurta atılmasını hoş karşılamıyorum.

raymond
12-01-2011, 05:08
Sevgili Sangre, 28 Şubat 1997'de yol ayrımının vuku bulduğunu iddia eden bu adamın partisi, 99'da ÖDP'ye CHP'yle ittifak teklifinde bulunmuştur. 90'ların ikinci yarısı boyunca şeriatla mücadele propagandası yapan söz konusu parti, AKP iktidarıyla birlikte yüz seksen derece dönmüştür. Şuraya bir göz atarsanız sevinirim: https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/dsip-gecmisiyle-yuzlesmek-ister-mi-haberi-37568

Bunların İngiltere'deki ''kardeş'' -aslında efendi- partisi SWP de sıklıkla Labour Party'nın ''kıçından'' ayrılmamakla eleştirilir. Labour Party'deki liderlik değişikliği akabinde, sanki partide radikal sol rüzgarlar esiyormuş gibi bir havaya girmişlerdi:

But incredibly, at a recent anti-academies meeting in Lewisham, SWP members argued that even if Labour introduced academy schools and themselves planned harsh attacks on public services, we should not bring up the past since this would prevent unity with them against the Tories. They used to say ‘vote Labour with no illusions’, now they sow illusions in Labour which people don’t have already.

http://thecommune.co.uk/2010/09/26/ed-miliband-is-no-ed-militant/

Yani SWP, her ne kadar Labour Party'nin kamu hizmetlerine yönelik saldırılar hususunda iktidarla hemfikir olsa ve bizzat kendisi de programında bu tarz saldırıları icra edeceğini ifade etmiş bulunsa da, sırf İngiliz muhafazakarlarına ''karşı'' müttefik addedilmelidir, diyor.

DSİP'lilerin, Ed Miliband'ın Labour Party liderliğine seçilmesi akabinde haber siteleri marksist.org'a yaptıkları giri şudur:

İngiltere'deki devrimci marksistler Ed Miliband'a umut bağlamasalar da onun solda açabileceği alanı görüyor ve İşçi Partisi tabanındaki işçileri kazanmaya çalışıyorlar. Sosyalist İşçi Partisi (SWP) Miliband'ın seçilmesini değerlendirerek görevlerinin ED Miliband'ı daha sol politikalar uygulaması için zorlamak olarak gördüklerini açıkladı.

http://www.marksist.org/dunya/avrupa/1988-ingilteredeki-isci-partisinin-liderligine-ed-miliband-gecti

Dün CHP'yle ittifakın savunuculuğunu yapıp, henüz EDP gibi sosyal demokrat bir partinin kuruluş sürecinden ayrılmışken, sosyalist inşa süreciyle demokrasi mücadelesini iki ayrı, bağımsız uğrak addeden DSİP'in teorik kerteriz noktalarını nereden devşirdiği şu an açık olmalı. Bu, bir tür ''yumuşak'' aşamacılıktır -eski MDD/SD tartışmalarına nispetle yumuşaktır, evet-, kitlelerin devletlu irade ve burjuva düzeninden kopan, öz-örgütlenmeleri yoluyla hayata geçirdikleri daha doğrudan demokrasiyle ilintisiz bir ''düzenli seçimler'' ve ilişkiler olarak tariflenmekten çok, şeyler gibi algılanan kimi ''demokratik'' kurumlar üzerinden bir demokrasi tartışması yürütüyorlar. Bu, Marksizmle uzaktan yakından ilintisi olmayan bir anlayıştır.

Üstelik Ergenekon süreciyle birlikte iyice komplocu bir parti hüviyetine doğru rücu ettiler: Kendilerini herkese Ergenekoncu yaftası yapıştırmakla suçlayan Sırrı Süreyya Önder'in ''iftirasına'' yönelik yanıtında DSİP MYK üyesi Şenol Karakaş, Önder'i handiyse ''Ergenekoncu'' olmakla suçladı:

Şimdi bilgisayar oyunlarında olduğu gibi level atlamış Sırrı bey. Modaya uymuş. Benim de üyesi olduğum, Devrimci Sosyalist İşçi Partisi (DSİP)'ni karalamaya yönelik merkezi bir şekilde kampanya yürütülüyor. Bu merkezi ve sistematik kampanyanın bazı 'merkezi tezleri' var. Merkezi olarak üretiliyor bunlar, zoka haline getirilip merkezi olarak piyasaya sürülüyor. İşte Sırrı bey de, yanlış bilgilerle alel acele bu zokayı yutmuş...

Bu zokanın en büyüğü, en saçması, en pespaye olanı hükümetin uygulamalarından, “Yetmez ama evet”çileri sorumlu tutan tez. Yapmayın Sırrı bey! Bu kadar da gaza gelmeyin!

Yazı, görüleceği üzere Sırrı Bey'in bu merkezi kampanyanın ''bilinçli yürütücüsü mü, yoksa kurbanı mı'' olduğu sorusu eşliğinde sunulmuş sesonline.net'te. Daha önce Doğan Tarkan'ın TKP ve odatv'yi ''tek merkezden'', Ergenekon tarafından yönetildiği iddiasını da hesaba katarsak, adamların ne demek istediği daha bir açık olur.

Sırrı Süreyya Önder gibi her 19 Ocak'ta Hrant için adliye önlerinde olan, Kürt ulusal mücadelesinin bizzat parçası, LGBT ve kadın hakları mücadelelerine olan desteğini defaatle dillendirmiş ve Radikal'deki köşesine taşımaktan da yüksünmeyen bir devrimciye yönelik böylesi bir karalamanın böyle kolaylıkla ifade edilebiliyor olması inanılır gibi değil, hele hele Kürt mücadelesine koşulsuz destek verme iddiasındaki bir parti tarafından. Daha 1 yıl önce panellerine ''Sırrıcığım'' diye çağırıyorlardı bu adamı.

Çok değil, 3-5 yıl önce Küresel BAK'ta birlikte çalıştıkları Nuray Mert'e bugün Ergenekoncu diyorlar. Bir de Önder'i sokaklara çağırıyorlar! Her pazar düzenli olarak Taksim'de yürümeyi, ''kitle eylemliliği'' sanan insanlardan mürekkep bir partiden söz ediyoruz.

Bunların solla, sosyalizmle olan bağları -''kopmuştur'' demeye dilim varmıyor, onlar da yoldaşlarımızdır- ziyadesiyle zayıftır; tüm bir solu Ergenekonculukla, Kemalizmle suçluyorlar ama delilleri nedir? ''Aman referandumda evet oyu vermediler'', ''aman fazla AKP karşıtı bir çizgide ilerliyorlar''. Batsın bunların muhalifliği! Zaman Gazetesi'ne bir devrimci örgütün iç işleyişine dair röportaj veren başkanının devrimciliği kadardır bu partinin devrimciliği.

Konuşturmasınlar bizleri: 28 Şubat sürecinde içlerinden bir grubu, hiçbir demokratik mekanizma işletmeksizin yaka paça partiden attılar -bugün o grup ''Antikapitalist'' adıyla anılıyor-, şimdi parti içi demokrasisi yok diye TKP'ye saldırıyorlar.

Tanımadan, etmeden paylaşmayın lütfen bu tarz adamların yazılarını. Roni Taraf'ta yazıyor diye özgürlükçü ve devrimci olmuyor...

raymond
12-01-2011, 05:10
Roni'nin kemalizmden nihayet ayrıldığını iddia ettiği sol herhalde kendi anlayışıdır. Sol M.Suphi'lerden başlayarak önce aydınlanmacı ittihatçılardan sonra da cumhuriyeti kuran ideolojiden çoktan ayrılmıştır.

Doğrudur kendini sol olarak tanımlayan D.Avcıoğlu, D.Perinçek ekolleri de vardır ve bu ekollerin kemalizme yükledikleri misyon sorunlu ve kusurludur. Ama her kendini sol tanımlayan üzerinden solu tarif etmeye kalkarsak işin içinden çıkamayız. Bu hesapla Roni gibilerin de kendini sol olarak tanımlamasını koyacak yer bulamayız.

Sol türkiyenin klasik iki akımına da kökten muhaliftir. İttihat ve terakki geleneği ile Hürriyet ve İtilaf geleneği sol açısından aynı "müesses nizamın" aynadaki ters görüntüleridir. Ve sol bu ters görüntülerden birine yamanmayı onun dümen suyundan gitmeyi kabul etmemektir.

İmzamı atarım, +1! :)

raymond
12-01-2011, 05:17
Bu şiddet mevzusuna dair de bir şeyler söyleyeyim: Zizek, ''postmodern'' addedilen çağda şeylerin ehlileştirilip, ''radikal'' muhtevalarından arındırılarak, toplumsal dolaşımın unsuru kılınmasına yönelik genel bir temayülden söz eder: Alkolsüz bira, kafeinsiz kahve, sanal seks yani sekssiz seks :)

Kitle eylemliliğine yönelik liberal tavır tam da böylesi bir bakışı yansıtır: Bir eylemin ''demokratik'' addedilmesi için kimseye zarar vermemesi, hakaret etmemesi, kimseyi incitmemesi, trafiğin düzenli akışını sekteye uğratmaması, mümkünse kiralanan ya da devletçe gösterilen, hayatın ''normal akış''ını bozmayacak mahallerde bir kaç slogan atılması, belki bir de yürüyüş tertiplenmesi filan gerekiyor.

Yani folklor kabilinden, dekoratif ve estetik bir zevki yansıtacak şekilde, biblovari bir demokratik eylemlilik telakkisine sahipler. Kürt mücadelesini Türk devletinin şiddetine, Boşnak direnişçilerin silahlarını Sırplarınkine eşitleyerek, sözde ''objektif'' bir yerde duran, üst perdeden tarihi yorumlamakla yetinen ortalamacı liberal tasavvur bizden uzak olsun! Jean-Paul Sartre boşuna dememiş, ''liberal iğrenç bir sözcüktür'' diye :)

raymond
12-01-2011, 05:39
Referandumda boykot tutumu aldım ve bunu savundum.

Hatırlıyorum Freddie, ben hayırcıydım :)

Şu da unutulmamalı ki, ''İkisine de hayır'' demek, iki anayasaya da karşı çıkan bir tutumu ifade ettiği için, ''devletçilik'' ve ''ulusalcılık'' suçlamalarını hak etmiyor yine de. En azından niyet olarak böyle.

Sadece niyet itibariyle değil, pratikte de bir başka manaya gelmiyor: ''Aman her iki tarafa da uzak olalım'' gibisinden, politika yapmaya değil de steril kalmaya yönelik tez de dahil olmak üzere, boykot tutumunu desteklemek adına anlamlı bir argümanla karşılaşmadım. Doğuda Kürt hareketinin boykot tutumu haklıydı, zira ''sizin düzeniniz, bizimse kitlemiz'' ayrımını net bir biçimde ortaya koyacak sayıda destekçileri vardı. Siyasal egemenliğin biçimine dair oldukça radikal adımlar atılmasını zorlayan -böyle bir gücü var- Kürt hareketinin, ''Fırat'ın bu yakasında hükmünüz yok'' tavrını ortaya koymasında şaşılacak bir şey yok.

Sorulması gereken soru -bizim açımızdan- şuydu: Bu anayasal düzenlemeler, burjuvazinin egemenliğinin perçinlenmesine hizmet etti mi? Evet! Peki, burjuvazinin satıhta uyumsuz gözüken iki siyasal kanadı arasında yıkıcı, sistemin çatırdamasına vesile olabilecek bir çekişme var mı? Hayır! Ee, bu durumda yapılması gereken ne? CHP'nin iradesinde somutlanan laikçi burjuvazinin mızmızcılığından bize ne? örneğin -başarabilseydik eğer- bir grup geçiş talebi etrafında birleşerek, düzen siyasetini değilleyen, alternatif bir hegemonya inşası girişimini hedef bilmiş toplumsal hareketler olarak güç birliği yapsaydık fena mı olurdu?

Sırf ''yerindelik denetimi''yle ilgili değişikliğin bizzat Başbakan tarafından ''özelleştireceğiz, özelleştirmemize izin vermiyorlar'' diye savunulduğu bir ortamda, solun düzeni radikal bir biçimde sarsacak gücü yoksa, gidip de hayır dememesinin bir anlamı yoktu. Bugünle, yarın arasındaki kurucu boşluğu, 4-C için Danıştay'dan karar bekleyen işçinin somut derdiyle hemhal olmaksızın dolduramayız. Bu hemhal olma durumunun adı ise referandumda ''hayır''dı.

Ama ''yetmez ama evet'' tutumu, AKP'nin yaptıklarını benimseyerek ona destek veren ve işbirlikçilik suçlamasını hak eden bir savrulmaya işaret ediyor. Ortada bir değişim var. Buna karşı çıkan herkesin eski düzeni savunduğunu iddia etmek, bu değişimi destekleyip AKP'ye sosyalizm getirtmeyi ummak kadar kof ve aptalcadır.

Aynen katılıyorum. Boykotçular ile, hayırcılar devrimci bir doğrultuda durmasını bildiler. En azından Kürt hareketinin boykot tutumu hasebiyle, kimi sol grupların boykotçu tavrını daha anlaşılır buluyorum.

Hepsini aynı sepete dolduran anlayış sadece Roni'nin cehaletini ve utanmazlığını yansıtıyor. Sen kalkıp Mahir Çayan'a Mihri Belli gibi muamele edersen yumurtayı kafana yersin tabi. Az bile yapıldı aslında.

Ben Roni'nin hedef gösterilmesi taraftarı değilim. Bir Yahudi muhalifin sol tarafından sistemli olarak hedef gösterilmesini hatalı, sakıncalı buluyorum. Ha, tabii çıkıp da Öğrenci Kolektifleri'ni bu yüzden ırkçılıkla suçlayan dingillere de ''yuh!'' diyorum haliyle :)

raymond
12-01-2011, 06:52
Yazı, görüleceği üzere Sırrı Bey'in bu merkezi kampanyanın ''bilinçli yürütücüsü mü, yoksa kurbanı mı'' olduğu sorusu eşliğinde sunulmuş sesonline.net'te. Daha önce Doğan Tarkan'ın TKP ve odatv'yi ''tek merkezden'', Ergenekon tarafından yönetildiği iddiasını da hesaba katarsak, adamların ne demek istediği daha bir açık olur.


Tabii ki görmüyorsunuz zira linki asmamışım. :) Buyrunuz: http://www.sesonline.net/php/genel_sayfa_yazar.php?Yazar=%DEenol%20Karaka%FE&KartNo=55734

raymond
12-01-2011, 07:15
düşüncelerini ifade eden birine yumurta atılmasını hoş karşılamıyorum.

Koskoca bakanın düşünceleri ifade etmesine engel olarak, ifade hürriyeti gibi temel bir anayasal hakkını ihlal ettiğimiz için özür dileriz :D

Astur
12-01-2011, 15:24
Koskoca bakanın düşünceleri ifade etmesine engel olarak, ifade hürriyeti gibi temel bir anayasal hakkını ihlal ettiğimiz için özür dileriz :D

Oraya konuşmaya gelmiş bir adam var, dinlemeye gelmiş belki onlarca belki yüzlercesi var; bence yumurta atarak hepsinin haklarını ihlâl etmiş oluyor yumurta atanlar.

Murat Belge bir köşe yazısında doğru tepki için "tax in kind" örneğini veriyordu; sözlere sözlerle yanıt vermek genelde daha iyidir bence... :)

Sangre
12-01-2011, 15:37
Sevgili Sangre, 28 Şubat 1997'de yol ayrımının vuku bulduğunu iddia eden bu adamın partisi, 99'da ÖDP'ye CHP'yle ittifak teklifinde bulunmuştur. 90'ların ikinci yarısı boyunca şeriatla mücadele propagandası yapan söz konusu parti, AKP iktidarıyla birlikte yüz seksen derece dönmüştür. Şuraya bir göz atarsanız sevinirim: https://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/dsip-gecmisiyle-yuzlesmek-ister-mi-haberi-37568

Dostum, ben adamın partisini savunan her hangi bir şey paylaşmadım ki.. Roni'nin söylediklerini sol'dan kim söylerse söylesin başlık olarak açardım.. Zaten sonraki iletilerde hem ÖDP'den Alper Taş'la, hem de Birikim'den Ömer Laçiner'le yapılmış diğer röportajları alıntıladım.

Solda var olan yol ayrımına dikkat çekmek istemiştim.. Ki ben doğrudan bu iki oluşumun da yanında yer almıyorum.. Çünkü Sosyalist değilim.

Eğer DSİP'li biri olsaydım da, 99'da ÖDP'ye CHP'yle ittifak yapmayı tavsiye etmesini de yanlış bir şey olarak karşılamazdım.. Sonuçta o dönem muhafazakar cenahın yol ayrımında olduğu, bugün muhafazakar demokrat olarak adlandırılan AKP ile (artık hangi konuda demokratsalar!?), milliyetçi muhafazakar Saadet'in birlikte hareket ettiği ve içlerinde bir çok 'şeriatçı' zatı barındıran bir siyasi kanattı.. Bu yüzden alternatiflerine göre kısmen demokrat CHP'yi desteklemelerini de çok garipsemiyorum.

Sen de bir zamanlar DSİP'liydin sanırım. Bu konuyu bilmiyor muydun o zamanalar?.. Bilmiyorken, o dönem öğrensen ne düşünürdün mesela? :)

Sırrı Süreyya Önder konusunu da çok bilmiyorum doğrusu.. Biraz okurum aralarındaki tartışmaları.

Ama DSİP'in AKP sempatisini ben de çok abartılı bulduğumu söyleyebilirim.. Ben Sosyalist olmadığım halde AKP'ye sempati besleyemiyorum, bunlar iyi başarıyor bu konuyu gerçekten de.

raymond
13-01-2011, 03:15
Eğer DSİP'li biri olsaydım da, 99'da ÖDP'ye CHP'yle ittifak yapmayı tavsiye etmesini de yanlış bir şey olarak karşılamazdım.. Sonuçta o dönem muhafazakar cenahın yol ayrımında olduğu, bugün muhafazakar demokrat olarak adlandırılan AKP ile (artık hangi konuda demokratsalar!?), milliyetçi muhafazakar Saadet'in birlikte hareket ettiği ve içlerinde bir çok 'şeriatçı' zatı barındıran bir siyasi kanattı.. Bu yüzden alternatiflerine göre kısmen demokrat CHP'yi desteklemelerini de çok garipsemiyorum.

Bu, yukarıda sözünü ettiğim bir başka problemle, yani ''işçi sınıfının politik, ideolojik, örgütsel bağımsızlığı''nın kendinde bir hedef addedilmemesiyle ilintili. Sosyalist siyaset, ''birilerini desteklemek'' üzerinden yapılmaz, tam da bu anlamda sokakta yürütülür zaten. Ezilenlerin öz-örgütlenmelerini, henüz ruşeym halindeki çeşitli toplumsal hareketleri dolayımlayarak, makro düzeye sıçratabilmekle ilgili bişey bu söylediğim. DSİP'in hiçbir zaman böyle bir derdi olmadığından, yalnızca seçimlerde kimi destekleyeceği üzerinden, def-i bela kabilinden bir siyasal hat izlemiştir hep. TEKEL işçileri dersin, ''ohoo, o da ne ki, hiçbir ciddiyeti yok'' derler. Merkez sağ kitlenin ''bilinçsizliği''nden söz edince ''kitleleri hakir görmekten'' dem vururlar.

Mevzu şu: ''Müslümanlar iktidara gelince takke düştü, kel gözüktü'' diyen DSİP, AKP iktidar olana dek diğer sol öznelerden farklı bir siyasal çizgide değildir. Ortada bir ikiyüzlülük varsa bile, DSİP uzun süre bu ikiyüzlülüğe ortak olmuştur. Ha, ''şeriata/muhafazakarlığa karşı mücadele''yi -gerçekten böyle bir tehdit olsun veya olmasın- önemseyen her hareket şu veya bu biçimde ''Kemalist'' oluyorsa, DSİP 99'da hala Kemalistti. Bunu mu diyelim?

Sen de bir zamanlar DSİP'liydin sanırım. Bu konuyu bilmiyor muydun o zamanalar?.. Bilmiyorken, o dönem öğrensen ne düşünürdün mesela? :)

Bilmiyordum, öğrensem de hiç memnun olmazdım. Bu, basit bir ''o ata mı oynasam, bu ata mı?'' tartışması değil: 28 Şubat'tan sonra, Birikim dergisini ''şeriatçılara kapılarını açmakla'' eleştiren, başörtüsünün ''kadın bedeni üzerindeki tahakkümle'' ilintisini kavrayabilmiş bir parti var.

Dün Birikim dergisini eleştiriyorken, bugün Abdurrahman Dilipak'la demokrasi seminerleri düzenlemek neyin nesi? Hadi AKP değişti, Dilipak'ta değişen ne?

Peki, başörtüsünün erkek-egemen bir din anlayışının, kadın bedenini işaretlemesiyle doğrudan bir ilgisi olduğu gerçeğini, sırf ''iyi bir halkla ilişkiler stratejisi'' yürütebilmek adına hasır altı mı edeceğiz?

Bugün DSİP'lilerden bu yönde bir eleştiri duymazsın. Başörtüsü ve kadın özgürleşmesi mevzusunda böylesi sert bir tutum değişikliği, konjonktürdeki dönüşümle açıklanamaz.

Ama DSİP'in AKP sempatisini ben de çok abartılı bulduğumu söyleyebilirim.. Ben Sosyalist olmadığım halde AKP'ye sempati besleyemiyorum, bunlar iyi başarıyor bu konuyu gerçekten de.

İşte sorun da bu ya! Kendini ''radikal'', ''sistem-dışı'' addeden bir partiyi sen bir liberal olarak bu açıdan eleştirebiliyorsun :)