Orijinalini görmek için tıklayınız : Kızıl Khmer'ler ve Kamboçya halkının 4 yıl süren kabusu
TurkceRap
10-02-2011, 16:30
Dün akşam belki izleyenler olmuştur.
Tesadüfen Belgesel tarzında bir programa denk geldim, Program Kamboçyada Khmer Rouge diye de bilinen ( Kızıl Khmer'ler tarafından gerçekleştirilen soykırım ve Bu rejim döneminde ki olaylarla ilgiliydi.
Bana bu yazıyı yazmayı düşünmdürense, O dönemin kurbanlarından birinin yürek burkan göz yaşları oldu.
Aslında ne çok tv izleyen biriyim, ne de izlediklerinden etkilenen biri.
Ama o adamın gözyaşlarına taş olsa dile gelirdi.
Kızıl Khmer'lerden biraz bahsetmek gerekirse, Kamboçya komünist partisi, 1975'den 1979'da Vietnam işgaline kadar ülkeyi yönetti.
Bu 4 yıl Kamboçya halkı için uyanıkken gördükleri birer kabustan farksız oldu.
Okullar, Hastahaneler, Finans merkezleri, Bankalar kapatıldı, Kitaplar yakıldı, Öğretmenler, Avukatlar, Entellektüel kesimden birçok insan öldürüldü, Her türlü iletişim imkanı kesildi.
Kızıl Khmer'lerin Modern tıp ve ilaçları reddetmesi sebebiyle, Tedavi edilmesi mümkün olan birçok hastalıktan ölenler oldu.
pol pot rejimi, Kamboçya toplumunu tümden tarım toplumu haline getirmeyi amaçlıyordu, Bu sebeple, Başkent Phnom penh'in düşmesinin ardından birçok insan kentlerden göç ederek tarlalarda çalışmaya zorlandı, direnenler vuruldu.
Kızıl Khmer'ler ve karıştıkları insanlık suçlarıyla ilgili detaylı bilgiye şu Wikipedia sayfasından ulaşılabilir:
http://en.wikipedia.org/wiki/Khmer_Rouge (http://en.wikipedia.org/wiki/Khmer_Rouge)
Soykırım ile ilgili Fotoğraflar:
http://www.youtube.com/watch?v=1-SI8RF6wDE (http://www.youtube.com/watch?v=1-SI8RF6wDE)
Yazının başında bahsettiğimiz Kahramanımız Chun mei, Doğru yazılışını bilmiyorum, Chun Mei ya da Chun mai olabilir.
Phnom Penh'de tamircilikle geçimini sağlarken, Komünist Pol Pot rejiminin zorlamasıyla ailesiyle birlikte kentten göç edip tarlalarda çalışmaya zorlananların arasında...
Bir zaman sonra rejimin paranoyaklığı öyle bir hal alıyor ki, insanlar tutuklanıp işkence edilmeye, öldürülmeye başlıyor, ailelerinden ayrılıp alınıp götürülüyor.
Chun mai'de birgün tarlada çalışırken, Araçları tamir edeceği söylenerek alıp götürülüyır.
Getirildikleri yerde kelepçeleniyor, kendisi gibi birçok mahkum hücrelerinde elleri ve ayakları bağlı bir şekilde sorgulanıyor.
Adamın söylediğine göre onları bir yere topluyorlar, ilk önce kimin yabancı otoritelere yakınlığı olup olmadığı dürüstce söylemesi isteniyor, CIA. ile alakası olup olmadığı soruluyor.
bir ilgisi olmadığını söyleyince sopayla vurulmaya başlıyor.
Tabi bundan sonraki günlerde kendisi ve birçok mahkum sayısız işkence yöntemiyle tanışıyor.
Kendisinin de buluınduğu S21 hapishanesindeki 15000 tutukludan sadece 12 kişi sağ kaldı.
Vietnam'ın Kamboçyayı işgali ile Hapishanedeki mahkumlar özgürlüklerine kabuşabildi (Tabi buna özgürlük denilebilirse).
Chun mei Serbest kalır kalmaz, Eşini ve çocuklarını aramaya koyuluyor, Mucize eeseri onları buluyor, fakat, trajik bir şekilde eşi kucağında bebeğiyle birlikte kurşunlara hedef olarak hayatını kaybediyor.
1997'de Birleşmiş milletler gözetiminde başlatılan uluslararası mahkemede Chum mai'de tanıklar arasında.
Mahkemede ailelerini/sevdiklerini kaybeden, aileleri ve kendileri işkence görün kurbanlar dinlendi.
Chum Mei'in Kendisinin de karelerde yer aldığı mahkeme ile ilgili video:
http://www.youtube.com/watch?v=flH02aV3g3I (http://www.youtube.com/watch?v=flH02aV3g3I)
Devrik rejim'in yöneticileri 1.7 milyon insanın ölümünden ve birçok insanlık suçundan sorumlu tutuluyor.
Kamboçya Komünist partisinin bazı üyeleri hale hazırda hapis cezasıyla cezalandırıldı.
Bir grup hastalıklı mantaliteye sahip insanlıktan çıkmış yüzünden hiç haketmediği acıları yaşamış bu Asya halkı ise, 1993 itibariyle bir nebze politik stabiliteye kavuştu ve ancak rahat nefes alabildi.
Buradaki bazı sosyalist görüşlü arkadaşlar Aslında Pol pot falanca Sosyalist teoriyi uygulamıştı, ama filanca Sosyalist marka daha kaliteli gibi anlamsız bir açıklamayla gelebilirler.
Bununla beraber,bu kadar çok farklı ülkede bu kadar felaket yaşatmış bir ideolojinin doğasında da eksik birşeyler olabileceğini düşünmek gerekmezmi?
o zaman Sıradaki parçalar bu arkadaşlarımıza gelsin
http://www.youtube.com/watch?v=iGhcbyhBxXo (http://www.youtube.com/watch?v=iGhcbyhBxXo)
http://www.youtube.com/watch?v=WIzyDGerpv4 (http://www.youtube.com/watch?v=WIzyDGerpv4)
http://www.youtube.com/watch?v=K4YRxahcnD4 (http://www.youtube.com/watch?v=K4YRxahcnD4)
http://www.youtube.com/watch?v=HcKR3xCI13Y (http://www.youtube.com/watch?v=HcKR3xCI13Y)
Saygı, Sevgi.
Jolly Jocker
13-02-2011, 05:06
Buradaki bazı sosyalist görüşlü arkadaşlar Aslında Pol pot falanca Sosyalist teoriyi uygulamıştı, ama filanca Sosyalist marka daha kaliteli gibi anlamsız bir açıklamayla gelebilirler.
Bununla beraber,bu kadar çok farklı ülkede bu kadar felaket yaşatmış bir ideolojinin doğasında da eksik birşeyler olabileceğini düşünmek gerekmezmi?
İnsanlığın tarih boyunca ve günümüzde çektiği onca acı varken Turkcerap'in Kamboçya'ya değinmesindeki asıl amaç yukarıda alıntıladığım kısımda kendini gösteriyor. Tek amaç, bir vesileyle komünizme çamur atmak, kötü göstermek. Yoksa insanlık, işkence, Kamboçya halkı v.s. arkadaşın zerre kadar umurunda değil. Öyle olsa, en azından Kamboçya'nın yanı başındaki sosyalist Vietnam'da kapitalist ABD'nin nasıl acılara sebep olduğunu düşünürdü.
Bu ideolojinin ''doğasındaki eksik şeyler'' nelermiş, buyur anlat. Zira şu an gözümde, ''Komünizmin sebep olduğu acıların sebebi onun dinsiz felsefesidir'' diyen bir dinciden farkın yok. Buyur, mülkiyetin toplumsallaşmasının neden illa katliam gerektirdiğini açıkla bize.
Kapitalizmin liberal, milliyetçi, faşist, dinci v.b. türleri olduğu gibi sosyalizmin de türleri vardır. Üstelik tarih, farklı türde sosyalizmleri savunanların birbirini yediği örneklerle doludur. Hal böyleyken her tür sosyalist ve sosyalist olduğunu iddia eden düşünceyi aynı sepete koyup, yapılan iyi şeyleri tümden gözardı ederek, birinin yaptığı kötülükten hareketle hepsini karalamak ancak senin gibilere yakışır.
Faşizm de özel mülkiyeti, piyasayı savunan bir sistem. Kapitalizmin bir biçimi. Şimdi bundan hareketle faşizmin tüm suçlarından liberalleri de sorumlu tutsak ve sonra da senin gibi, ''Buradaki bazı kapitalist görüşlü arkadaşlar Aslında Mussolini falanca kapitalist teoriyi uygulamıştı, ama filanca kapitalist marka daha kaliteli gibi anlamsız bir açıklamayla gelebilirler.'' desek ne düşünürdün?
Ne halde, hangi seviyede olduğunuzu fark edememeniz çok üzücü.
Kapitalizmin liberal, milliyetçi, faşist, dinci v.b. türleri olduğu gibi sosyalizmin de türleri vardır. Üstelik tarih, farklı türde sosyalizmleri savunanların birbirini yediği örneklerle doludur. Hal böyleyken her tür sosyalist ve sosyalist olduğunu iddia eden düşünceyi aynı sepete koyup, yapılan iyi şeyleri tümden gözardı ederek, birinin yaptığı kötülükten hareketle hepsini karalamak ancak senin gibilere yakışır.
Faşizm de özel mülkiyeti, piyasayı savunan bir sistem. Kapitalizmin bir biçimi. Şimdi bundan hareketle faşizmin tüm suçlarından liberalleri de sorumlu tutsak ve sonra da senin gibi, ''Buradaki bazı kapitalist görüşlü arkadaşlar Aslında Mussolini falanca kapitalist teoriyi uygulamıştı, ama filanca kapitalist marka daha kaliteli gibi anlamsız bir açıklamayla gelebilirler.'' desek ne düşünürdün?
Yahu sen kimi kandırıyorsun arkadaşım?.. Bugün ideolojiler özel mülkiyeti kabul edenler ile reddedenler diye ayrılmıyor.. Kapitalist ve Sosyalist ideolojiler diye bir ayrım yok.. Bunu ancak konunun sadece 'özel mülkiyet'te yattığını iddia eden kendini bilmezler söyler.
Bugünkü politik pozisyonlar 'Bireysel ve Ekonomik Özgürlüklere' ne kadar yer verildiği konusunda ayrışıyorlar.. Dolayısıyla Nasyonal Sosyalizm (Faşizm) ile Sovyet Sosyalizm'i arasında çok küçük farklılıklar kalıyor.. Her ikisi de bireysel ve ekonomik özgürlükler alanında baskıcı, despot ve saldırgan bir yapıya sahip.
Ben Sosyalizm'in doğasından kaynaklanan sorunlar yüzünden katliama, soykırıma neden olur diye bir şey iddia etmem.. Ama bireysel ve ekonomik özgürlüğü kısıtlayan her ideolojinin buna 'meyilli' olduğunu biliyorum.. Tarih de bunu bize çok kesin bir şekilde göstermiştir.
Dolayısıyla bugün Sosyalizm'i yeniden tanımlayan Avrupa ülkeleri ile geçmişteki Sosyalizm deneyimleri arasında çok keskin bir 'birliktelik' bulunmuyor.. Ama yine de özgürlükler bağlamında yakınlıklar söz konusu.
Sırf kendinize Sosyalist diyorsunuz diye Kamboçya'daki, Sovyetlerdeki, Çin'deki Sosyalizm deneyimleri yüzünden ölen milyonlarca insanı yok sayamayız.. Bu yüzden de 'özel mülkiyet'in değil, 'Bireysel&Ekonomik Özgürlükler' konusunun ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz.
Aralarında çok fark varmış gibi lanse edilen, sanki biri diğerinin zıttıymış gibi gösterilen iki rejimin propaganda afişlerini gösteren bir mini video veriyorum.. İzleyince daha iyi anlayacaksınız bu iki rejimin ne kadar zıt! olduğunu;
http://www.youtube.com/watch?v=J_uC0wy_O90
Yalnız video'da Nasyonal Sosyalizm'in left-wing olduğu söylenmiş.. Tabii ki böyle bir şeye katılmam mümkün değil.. Ama bu ideolojinin de Sosyalizm'in bir çeşidi olduğu konusuna kesinlikle katılıyorum.
Ayrıca bu videodaki afişler (daha sonraki yazılar değil!), 2008 yılında yayınlanan 'Soviet Story' isimli belgeselden alınmıştır.. Onun da fragmanını verelim.. Herkesin izlemesini tavsiye ediyorum;
http://www.youtube.com/watch?v=sqEf2FSbrdY
Devrik rejim'in yöneticileri 1.7 milyon insanın ölümünden ve birçok insanlık suçundan sorumlu tutuluyor.Ayrıca başlık yazısında Kızıl Kmerlerin 1.7 milyon insanın ölümünden sorumlu tutulduğu yazılmış.. R.J. Rummel 'Death by Government' isimli kitabında bunun 2 milyon 35 bin insan olduğunu söylüyor.
Çalışmasına şu (http://www.hawaii.edu/powerkills/NOTE1.HTM) siteden bakabilirsiniz.. Aynı sitede Sovyet, Nazi, Çin, Japonya, Vietnam, Türkiye vb. ülkelerde devlet tarafından öldürülen insan sayıları, tablo ve grafik olarak detayları da mevcut.
Şu (http://www.hawaii.edu/powerkills/NOTE4.HTM) kısımda da Sovyetler konusunu işlemiş.
Jolly Jocker
13-02-2011, 22:35
Yahu sen kimi kandırıyorsun arkadaşım?.. Bugün ideolojiler özel mülkiyeti kabul edenler ile reddedenler diye ayrılmıyor.. Kapitalist ve Sosyalist ideolojiler diye bir ayrım yok.. Bunu ancak konunun sadece 'özel mülkiyet'te yattığını iddia eden kendini bilmezler söyler.
Bugünkü politik pozisyonlar 'Bireysel ve Ekonomik Özgürlüklere' ne kadar yer verildiği konusunda ayrışıyorlar.. Dolayısıyla Nasyonal Sosyalizm (Faşizm) ile Sovyet Sosyalizm'i arasında çok küçük farklılıklar kalıyor.. Her ikisi de bireysel ve ekonomik özgürlükler alanında baskıcı, despot ve saldırgan bir yapıya sahip.
Saçmalıkta son nokta! İdeolojiler marksist perspektiften bakıldığında mülkiyet temeline göre ayrılır en başta. Burjuva-liberal perpsektiften baktığında ise ''bireysel ve ekonomik özgürlüklere göre'' bir ayrım tariflenir. Ama burjuva-liberal bakış açısının bireysel ve ekonomik özgürlükten kastettiği özel mülkiyet olduğu için, yine temelde mülkiyete göre taraflaşılır. Ben kimseyi kandırmıyorum ama sen bir yandan sosyalist olduğunu iddia ederken beri yandan burjuva-liberal bakış açısını temel alarak kendini kandırıyorsun.
Bu arada, Turkcerap sadece sovyet sosyalizmini ya da Kamboçya'yı değil, Kamboçya örneği üzerinden her tür sosyalizm düşüncesini yaftalıyor, ben de bunu eleştiriyorum. Farkındasın değil mi?
Son olarak, baskıcılık, despotizm ve saldırganlık kapitalist ekonomik gereksinimlerden temel alır. Bu açıdan liberalizm ile faşizm arasında uçurum değil süreklilik vardır. Liberal demokrasi de, faşizm de, diğer rejimler de sınıf mücadelesinin gereklerine göre burjuvazinin çözüm hamlelerini yansıtır. Örneğin, güçlü bir sınıf mücadelesi ve yükselen bir sol-devrimci hareket varken hangi liberal demokrasinin faşizme, kontrgerilla örgütlemeye ya da darbeye yönelmeyeceğini iddia edebilirsin? ''Bireysel ve ekonomik özgürlükler'' diye bir kıstas olmaz. Zira bunlar üst yapı unsurlarıdır. Üst yapıyı alt yapı belirler. Özgürlüklerin sınırını sınıf mücadelesinin verili durumu belirler. Bunu bilmeyip ya da görmezden gelip, maddi temelden soyutlanmış bir özgürlük kriteri geliştirmek ve ideolojik saflaşmaları bunun üzerinden tariflemek metafizik bir tutum olmasının yanı sıra burjuva-liberal savrulmanın açık bir göstergesidir ve marksist perspektifle hiçbir ilişiği yoktur.
Ben Sosyalizm'in doğasından kaynaklanan sorunlar yüzünden katliama, soykırıma neden olur diye bir şey iddia etmem.. Ama bireysel ve ekonomik özgürlüğü kısıtlayan her ideolojinin buna 'meyilli' olduğunu biliyorum.. Tarih de bunu bize çok kesin bir şekilde göstermiştir.
''Ekonomik özgürlük'' derken ne kastediyorsun sorması ayıp? Özel mülkiyet mi? Özel mülkiyeti korumak için burjuvazinin hangi despotik yöntemlere girişip hangi katliam örgütlerini finanse ettiğini de yazıyor tarih. Herşeyden evvel, bireysel özgürlüklerle özel mülkiyet arasında organik bir bağ yoktur.
Sırf kendinize Sosyalist diyorsunuz diye Kamboçya'daki, Sovyetlerdeki, Çin'deki Sosyalizm deneyimleri yüzünden ölen milyonlarca insanı yok sayamayız.. Bu yüzden de 'özel mülkiyet'in değil, 'Bireysel&Ekonomik Özgürlükler' konusunun ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz
Ben Kamboçya'daki katliamları sosyalizm adına savunuyor falan değilim. Hatta onu sosyalizm olarak bile kabul etmiyorum. Sadece bu başlıkta Kamboçya üzerinden her türlü sosyalizmi mahkum edip karaçalmaya kalkan zihniyeti eleştirdim.
Neyse sen Marxist perspektiften bakmaya devam et.. Ben Sosyalist jargonu kullananlarla tartış(a)mıyorum.. Yukarıda fikrimi söyledim.. Bu konu için bu kadarı kafi zaten.
Kendi başına mülkiyetin toplumsallaşması veya bunu hedefleyen politikalar ile baskıcı ve zorba rejimler arasında doğrudan bir bağlantı kurmak bence de yanlış olur. Zaten mülkiyetin toplumsallaşması, komün toplum vs. gibi hedefler sadece marksizme özgü değil (her ne kadar marksizm bu düşüncenin en ünlü ve tarihte de en etkili temsilcisi olsa da).
Ama marksist ideolojinin bazı temel ögeleriyle, tarihteki bunca 'reel sosyalist' baskıcı ve zorba rejimler arasında hiç bağlantı görmemeyi de ben anlayamıyorum.
Herhangi bir şekilde cennetvari bir ütopya vaadeden ideolojiler (ki marksizm de işte tam olarak bunu yapan ideolojilerden), somut uygulama alanı bulduklarında genelde baskıcı ve zorbacı bir şekle dönüşür. Ne de olsa, tüm insanlığın 'kurtuluşu', tüm haksızlıkların topyekun ve nihai bitişidir söz konusu olan. Bunun karşısında duranlar, etkisiz hale getirilmesi gereken düşmanlardır.
Başta bizzat Marks ve Engels olmak üzere, marksist ideolojinin 'temel kaynaklarını' yazan kalemler, diğer birçok felsefi, siyasi akıma oranla, son derece dogmatik, apodiktik bir dil kullanmışlardır. Söylenen hemen herşey, şüphe etmenin dahi aptalca olacağı kesin hakikatler olarak söylenmiş, entelektüel tevazu, özeleştirel yaklaşım, makul bir şüphecilik vs. gibi erdemler neredeyse hiç yok.
Üstelik, her önemli alandaki temel soru ve sorunlara kesin cevaplar verilmiş. İdeolojiyi benimseyen biri, etik alanında, doğa felsefesi alanında, siyasi, ekonomik alanda vs., doğrudan aynı ideolojiden kaynaklı net ve kesin bir pozisyona sahiptir artık. Hem de tüm bu farklı alanlardaki pozisyonlar sadece birbirine 'uyumlu' olarak değil, birbirine sıkı sıkıya bağlı, biri olmazsa diğerleri de olmaz şeklinde görülüyor ideolojiyi benimsemişler açısından.
Tüm bunlar, doğal olarak, herşeyi açıklayan, hem de cennet vaadeden bir ideolojinin herhangi bir alandaki temel tezlerine aykırı düşünceleri zorla bastırmanın meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynayabiliyor.
spartacus
14-02-2011, 14:29
Öncelikle orada yapılan faşizmdir. Ne adına yapıldığının hiç bir önemi yok, önce faşizmdir.. Nereden ve kimden gelmiş olursa olsun bu adi uygulama ve yaptırımları lanetlemek gerekir. Ama halkların özgürlük mücadelesinide çarpıtmamak gerekir.
Eğer insanlar bu gün hor görülen mücadeleleri vermese idi örneğin zenciler hala köle olacaklardı. İnsanların kanı pahasına kazandığı ve o sayede kazandığımız özgürlüklerimizi kapitalistlerin lütfu gibi göstermek alçaklıkdan başka bir şey değildir, bunlar lütuf değildir, etle, tırnakla, tırmalaya tırmalaya, bedeli ödene ödene kazanılmıştır, ortada bizim adımıza bir lütuf varsa oda bu insanların kanları ve canları pahasına yüzyıllardır verdiği mücadelelerden başka bir şey değildir..
Dünyanın son 200 yıllık geçmişine baktığımızda şiddet gerizekalılık ile, cehalet ile beslenmiş.
Bu başlıkla kapitalizmin savunulacak hiç bir tarafı yok, bu temelde ve benzer olaylarla sosyalizmde savunulamaz, onun adına yapılan hiç bir katliamda savunulamaz, sosyalizm olduğu bile şüpheli sistemler var, savunulacak bir şey de değildir zaten-neyin ne adına ne kadar yapıldığıda ayrı bir konudur tabi, ateş olmayan yerden duman mı çıkmıştır yoksa emperyalizm her zaman eli körüklü mü olmuştur-.
Tarihide tersden okumamak gerekir, örneğin Kamboçya halkı zulümle 1975 yılında tanışmıyor. Tarihine bakın orada göreceksiniz, bu tersden okumaları.
Birincisi uzun yıllar bastırılmış bir özgürlük mücadelesi var o coğrafyada. Kimden, neyden özgürlük -> önce feodal beyler ve egemenliklere karşı sonra ise emperyalizm... Tabi kapitalistler her zaman haklıdır inancına sahip olanlar var, doğrudur onların açısından bakıldığında her zaman haklı olurlar, bu nereden bakıldığına bağlıdır. Özgürlük mücadelelerini bastırmanın en ideal emperyalist yolu, tarihde görüyoruz ki istikrarsızlık ve dengeyi bozma üzerine kurulu, en etkin dağıtıcı yoldur.
Bilgi ile düşünce bu gün hem önemsizleştirilmiş ama her şeyin evvelinde olan felsefe(çocuğun ilk dillendiğinde baba bu ne? demesidir felsefe, bu kadar önemlidir ama düşüncelerle dolan bir beyin değil, felsefe bilgi ile öğrenmeyi hedefler) hatda bilim, tarihsel olgularda dahi bilgi ile düşünce aynı şey gibi birbirine boca edilip bize yutturulmaya çalışılıyor. Bilgi tüm subjektif düşüncelerden bağımsızdır, her türlü olgu ve olaya bakmak için ilk düşüncelerden arınmak gerekir.
Emperyalistler kaybettikleri hiç bir toprağı davullu, zurnalı kabullenmediler, sürekli askeri, politik oyunlar oynanıyor. Kimsede ülkesini karanfillerle, gülücüklerle teslim etmedi bu yağmacılara, kanları aka aka kaybettiler. Kapitalizmin, dünya ölçeğine yayılması yağma kültürüne bağlıdır. Bunun en güzel örneklerini, Afrikanın köleleştirilmesi, evet sadece toprak değil insanın köleleştirilmesine kadar, Meksikaya yapılanlar, dünyanın dört bir yerine hem ekonomik hemde politik egemenlik ve sömürü temelindeki bu yayılmacılığa gık diyen ülkelere, halklara yapılan harekatlar yada kalıcı istikrarsızlık için halkın birbirini kırdırılması gibi çok geniş yelpazede stratejik ve taktik yöntemler uygulandı. nedense özgürlüğü kısıtlayıp, esaret altına alanlar haklı, esaret altında olanların direnişi haksız lanse edilmeye çalışılıyor. Dünya paylaşılmış bir dünyadır ve sahipler birbirinin sınırlarını değiştirmek için uğraştığı gibi sahipliğin devamı içinde toplumlara ve insana düşman uygulamaların mimarı olmuşlardır.
Tarihde komüncü Bedreddinler suçlu, İsmaililer suçlu, mazdekler suçlu, Pir Sultanlar suçlu, ama nedense hep Emeviler haklı, Abbasiler haklı, Selçuklular haklı, Bizans haklı, Osmanlı haklı, zorda kalınca Moğollara(benzeşim ABD dir) gelin bu halkı katledin, bastırın diye yardım dilenenler ve işbirlikçileri haklı. Nasreddin hoca suçlu, ama arkasında işbirlikçiliği ile moğolları alıp o saray efendileri adına yerleşimleri zap edip, halkı kırandan geçirerek fethedenler haklı. Bu hak öyle bir hak ki, küçüçük bir elitin, o bireylerin çıkarları ile örtüşen bir hak anlayışı. Şimdi yine Bedreddinler suçlu, ABD haklı gösterilmeye çalışılıyor. Neden çünkü bu gün dünya sistemi ile ABD örtüşmüş durumda, her yazı her bakış her siyasal ölçüt ABD üzerinden kuruluyor. ABD eskiden Fransa, sonra Almanya gibi Her yere özgürlük(savaş) götürüyor. Özgürlük konusunda 200 yıldır sınıfda kalmış kapitalistler dünyanın her yerine milyonlarca insanı katlederek özgürlük götürdüler, esaret örgütlediler, özgürlükden sınıfda kalmış anlayışlar 10 üzerinden 10 puan alıyorlar oysa. Çünkü soru belli, kimin özgürlüğü, neyin özgürlüğü, neye göre özgürlük, hakim olan kim ise haklı olan odur mutlaklığı!.
Şu başlıkda konusu edilemeyecek en önemsiz özgürlük, bireysel özgürlüklerdir. Bu tarz yaklaşımlar insanların çatışmasının öncül kaynağıdırlar. Özgürlükler birey temelli ifade edilemezler, özgürlük ancak kullanım değeri ile örtüştüğünde anlamlı hale gelir, ölçütü "herkesdir". Birisinin özgürlüğü diğerinin özgürlüğünü kısıtlama üzerine kurulu ise orada özgürlükden bahsedilemez, ikiside özgür değildir ve kavga kaçınılmaz hal alır. Kimseyi kandırmanın lüzumu yok.
Sosyalizm'in kaynağı 19. yüzyıla dayanmaz, günümüzden bin yıl eskilere kadar gider. Özgürlüğün en genel temsili sosyalizmdedir, sorun Abbasiler'in Mazdekleri, İsmailileri tanımladığı gibi tanımlamalarla kavranamaz. yarın yanağından gayrı her yerde, her şeyde diyen bedreddin'e, kadınları ortak kullanıma açan sapkın düşüncelerdir demek ve bu tarz şeyleri bilgi ve gerçek kabullenebilmek sadece kafadan arızalı olmakla ifade edilebilir. laf ola beri gele değil, ciddi anlamda ortaya konan görüşler eleştirilmelidir. Örneğin tespitler eleştirilebilmelidir, bu lafla olmaz, dünyaya ve toplumsal sisteme bakarsınız, tespitler gerçek mi değil mi? Tahliller neye dayalı ona bakılır. Örneğin;
Abbasiler, Emeviler'e karşı iktidar mücadelesinde, özgürlük mücadelesi veren İran halklarını kullanmışlar, kandırmışlardır. O halkın içine girdikleri gibi hem destek vermişler, hem askeri, hem ekonomik destek verirken hemde sürekli çeşitli bölgelerde kışkırtıcı faaliyet yürütmüşlerdir. Savaşlarda en önemli taktiklerden bir tanesi, içeride yürütülen faaliyettir. Hasan Sabbah Alamut kalesini tek bir kılıç sallamadan, kale içerisinde yaptığı faaliyetlerle elde etmiştir. Bu stratejiyi anlatmaya burada sayfalar yetmez(eskide kalsada strateji için Shun Tzu okunabilir). Abbasiler ise iktidarı alınca ilk yaptığı iş, İran halklarını katletmek, özgürlüğün temsilcilerini öldürtmek olmuştur. Çünkü öyleya Abbasiler her zaman haklıdır, çünkü egemendir, diğerleri ise suçlu ve dağıtılması gerekir, bunun yoluda iç çatışma ve karışıklıktır.
Abbasi halifesinin tehdit dolu mektuplarına İran halkının verdiği yanıt, "sen sarayında tıksırana kadar içip, çengiler oynatıyorsun, bize sapkın görüşlüdürler deyip yalanlar atıyorsun ama sen sabahlara kadar kadınlarla eğlenip oğlanları kucağına alıyorsun. Biz sahteciliğe ve adaletsizliğe dayalı islamı yıkacağız, adalet sen ve senin gibilerin insanları islam ve cennet ile kandırıp cennet hayatı yaşaması değildir" vs gibi cevaplar veriyorlar. Tabi sürekli iç karışıklık, sürekli hile Abbasiler'in(ABD'nin) yaşam kaynağı haline geliyor. Ortak birliktelikleri parçalamanın en kolay yolu, ortaklar arasında bölünme yaratmaktır, en uç ve kolay yolu ise liderlerden birisini öldürmek veya topluluklarda toplu katliam yapıp, diğerinin üzerine suç atmak ve toplum içerisinde yeterli ikna faaliyetini yürütmüş olmaktır.
Bu güne kadar özgürlükçüler hep kaybetti, temelinde yatan ise cehalettir, inançtır, kolay aldanmadır, bilinçle değil düşünsel-duygusal yaklaşımdır, güçlü değil güçsüz tarafda kalmaktır, içdeki politika ve faaliyetlerin farkında olamamaktır, dağınık ve açık olamamaktır, sürekli kendisini koruma zaafına mahkum olmaktır ve eğitim ve öğrenimden yoksun kalmalarıdır(çünkü imkanları yoktur, yaşam standardı düştükçe birey değil toplumların eğitim ve öğretime olan yatırım ve istekleride düşer).
Kamboçya uzun yıllar sömürge olmuş, daha sonra Fransız sömürgesi olmuş, yüzyıl Fransız kolonisi olarak kullanılmış. Japon işgali sonrası Kamboçya'da boşluk doğuyor, o boşluğu ise ABD dolduruyor, 10 yıl ABD güdümünde ve ABD'ye borçlandırılmış, himaye altına alınmış, muhtaç kılınmış bir ülkeye dönüşüyor, karışıklıklarla sağlanmış ve örgütlenmiş sefaletler içinde balık tutamayan halka balık verip, elime bakacaksın denmiş. Bağımsızlığı savunanlara faşist yaptırımlar uygulanıp, baskı rejimi kuruluyor. Kamboçya bir türlü paylaşılamamış ülke...
bahtsız olan şu ki, Kamboçya tarihinin hatasını yapıyor ve ABD ile politik ilişkilerini durdurduğunu ilan ediyor(1965 sanırım). O süreçden sonra ise Kamboçya denge ve düzen geliştirmeyi başaramıyor ve cezasını 1970 yılında faşist darbe ile ödüyor. Faşist gelenek tek taraflı değil çift taraflı olarak sürüyor. Açılan atmosferde ABD Kamboçyaya girip yerleşim yerlerinde katliamlar yapıyor. ABD'nin burnunu sokmasından sonra yine insanlar ölüyor ve 1 milyonun üzerinde olduğu söyleniyor.
Ardından ABD'ye ve ibirlikçilere olan ve uzun zamanda bastırılmış olan direniş iktidarı alıyor onlarda aynı politik çerçevede milli baskı rejimi kuruyorlar. Faşizm uyguluyorlar, olan ise her zaman ki gibi halka oluyor. Bölünen halk fırsat buldukça birbirini katlediyor, katlettiriliyor, faşizm ve terör onlar için en ideal bastırma ve susturma yöntemi oluyor, her türlü iktidar veya işbirlikçiler buna çanak tutuyor. Sorun şu ki istikrarsızlık sürekli içten, içe çeşitli istihbarati faaliyetlerle örgütlenip, canlı tutuluyor.
Günümüzde, bir ülke ne zaman ki ABD vb himayesini kabul eder, ancak o zaman politik denge sağlanabiliyor, ama bu durumda da sırtına yapışan kene yüzünden toplum yoksullaşıyor, sefilleşiyor ve sabitliğe bağlanamaz bir iç hareketlilik sürekli diri hale geliyor, istikrar kalmıyor ve bozuluyor. Emperyalist ülkeler ise sürekli kendi çıkarlarını koruyacak istikrarsızlıkların bir tarafından tutup sürekli diri tutmaya çalışıyorlar, düşenin kalkmaması için çalışıyorlar. Düşen kalkarsa toplumsal karışıklıklarla, düzenini korumak için baskıya yönelmek zorunda bırakılıyor. Dünyada emperyalist dengenin bozulması demek milyonlarca insanın öleceği süreçlerin önünün açılması demektir, onun içinde sefalete evet, özgürlüğe hayır denmesi gerektiği savunuluyor.
Bir örnek vereyim;
Sovyetler Birliğinde ilk baskı dönemi Alman(kapitalizmin o zamanki dünya lideri) faaliyetlerinin içde başarılı olduğu dönemlerdir. Alman iç savaş yöntemi silahdan çok içsel faaliyetler örgütlemek şeklinde uzun yıllara yayılmış bir strateji ve taktik olarak gelişiyor. İçerdeki Alman ajanların (sanayi faaliyetlerine girmiyorum) faaliyetlerinden bir tanesi toprak ağalarının kendi adına ambarlarda tuttukları ürünleri, tarlada hasadı yapılmamış ürünleri yakmak olarak uç gösteriyor. Yaşanan kıtlıkda açlık ve bağıl hastalıklardan milyonlarca insan kırılıyor veya etkileniyor, iktidar ise askeri bir çözümle bu eylemleri yapanları şiddetli bir biçimde cezalandırıyor. bir avucun çıkarı için milyonlar telef olmuştur, ancak o bir avucu ele geçiren devlet, kendi insanından öç aldığı an kendi sonunu hazırlamış demektir, bundan sonrası için artık ipin ucu yoktur. Şiddetin hiç bir türlüsü tasvip edilemez ise, tersinden uygulanacak hiç bir şiddetinde diğerinden farkı yoktur. Şiddet bir kez meşruiyet kazanmaya görsün, artık önü alınamaz. Şiddetin bir değil her türlüsüne karşı olabilmemiz lazım, ama bu bir anda oldu bitti ile değil yüzyıllarca sürecek bir bilinçlenme ve aydınlanma ile kazanacağımız bir tavır.
ABD'nin tarihdeki katliamlarına bakıpda kimse kapitalizmi kötülemiyor, ama savunabiliyor. Ya meseleye bu temelden bakmak yeterli değildir ya da öncelikle kapitalizmin varlık nedenleri, neye dayandığı ve neyi, nasıl kaybetmek istemediği, yelpazenin ekonomik-politik yaptırımlardan, katliamlara, toplumsal şiddet ve terör ortamı yaratmaya, nasılda askeri uygulamalara kadar geniş bir yelpazeye yayıldığı görebilmektir. (100 yılda ABD kaç ülkeye askeri harekat yapmış bir secere çıkartan bu basit sözü anlayabilir, birde harekatları gerekçelendirmek ve başarılı kılmanında evveliyatında on yıllara dayalı istikrarsızlık-terör politikalarının sonuçlarının nelere mal olacağını yine bu başlıkda yeterince özetler nitelikdedir)
Değişmez yasaları olan sosyalistler değildir, bu bakış açısı bilinçli bir çarpıtmadır, ortada işleyen ve değişebilirlik atfedeceğimiz ilk düzenlerin işleyişi olmalıdır, sosyalizm hala gelişmekde olan bir düşüncedir(kökü bedreddinlerden evvele kadar gider), yanlışlarından ders çıkartmayı bilmek gerekir hatda alternatif olarak terk bile edilebilir, yeterki hali hazır dünya düzenine alternatif ve insan merkezli, sömürü ve toplumsal adaletsizliğe dayanmayan bir anlayış olsun. Olgusal gerçekler dışında sarfedilen her söz geçicidir, bağlayıcı değildir, önemli olan olgulara bakmak ve olguların ne dediğidir, alternatifleri sunabilmektir. Objektif yaklaşımların değeri, hiç bir subjektif etkinin gölgesinde kalamaz. Soru şu; bu gün dünya düzeninde işleyiş nasıldır ve bu işleyiş değişebilir mi? İşte bu soruya verilecek yanıt dürüst olup olmadığımızı da gözler önüne sercektir. Bakalım kim ne kadar dürüst. Alternatif önerileriniz nedir? yine kapitalizm mi? yoksa hala Abbasiler, Emeviler, ABD güdümü gibi halkları ve insanı kötülemek gayesi mi? Kapitalizm değişebilir mi? Değişmeli mi? Emperyalist egemenliklere toplum ve insan yararımız için hayır demelimiyiz? Öyleya hiç bir şeyi değişmez görmekle itham edilenler aksine her şey değişebilir diyor, ya siz değişmezciler neyi savunuyorsunuz hala?
Öncelikle ''bilinçli çarpıtma'' ithamını aynen iade ederim Spartacus. Her olaya ideolojik atgözlükleriye bakmanın güzel ve uzun bir örneğini daha vermiş bulunuyorsun. Sovyetler'deki baskı ve zulmün kaynağında bile Alman ajanlarını arayabiliyorsun. Tebrikler...
yucemanitu
14-02-2011, 20:51
....................
ahura mazda
14-02-2011, 21:17
İdeolojik at gözlüklerini ben pek göremedim spartacus'de gayet de güzel değinmiş mevzuya.
Ancak sorun şu ki her baskı rejiminin sosyalizm'e mal edilmesi apayrı bir at gözlüğü gerektiriyor herhalde bu at gözlüklerinin iki tarafında da "$" bu amblem yeşil yeşil parıldıyor.
Tek kutuplu dünya da yaşıyoruz hatırlatayım,bu tek kutuplu dünya da niyeyse kordan ölüleri çıkarmakta ve bunları sosyalizme mal etmekte gecikmeyen arkadaşlar var,onları ilk önce tebrik ediyorum ve bu bahsettiğiniz pol pot rejiminden daha mı iyi kapitalizm yani onu da merak etmekteyim.İkiside aynı despotlukta geliyor bana ama bazılarımız demekki farklı düşünüyor onun dışında.
Naziler ve sovyetlerin afişlerindeki benzerlikler verilmiş ne kadar ilginç ne kadar benziyorlar dur bakalım amerikanın nasılmış
http://www.vectorstock.com/composite/227614/worker-and-a-american-flag-vector.jpg
hmm başka bayrak altında insanların olduğu fotoğraf dur bakalım amerikalılarda bunu kullanmışmı ?
http://www.rosiehomefrontstore.com/images/iwo_pos_d.jpg
daha bir çok fotoğraf daha benziyor sadece orak çekiç ve zincir farkı resimler var hatta ikinci dünya savaşında aile resimli posterlerin birbirine benzerliği falan kadın asker resimlerinin benzerliği fazla fazla .
Ne anlıyoruz buradan nazilerin,sovyetlerin ve amerikalıların aynı tip yönetildiğinimi anlıyoruz ?
Hayır Soviet rejimini veya nazi rejimini savunduğumdan bahsetmiyorum ancak hepsi birbirinin aynısı eh tabi amerikanın en büyük olayı hollywood,televizyonlarda ki çarpıtmaları ve tabii ki gazete yazarlarını satın alabilme potansiyeli e birde sovyetler yıkılınca kahraman amerika yaşasın kapitalizm diğer sistemler tu kaka.
Egemen olan ideolojiyi savunarak sosyalizme saldırarak bir şeyler kazanıyorsanız bize de söyleyin ne kazandığınızı.
Hiç düşünen yok Amerikanın ne işi vardı Vietnam da mesela ne kadar sivil öldü ?
Durun yazalım Amerika'nın Vietnam'a kattıklarını
Vietnamlı sivil ölü sayısı (her iki taraftan): ~2,000,000
Kamboçyalı sivil ölü sayısı: 700,000–1,000,000
Laoslu sivil ölü sayısı: ~50,000
Toplam sivil ölü sayısı: ~2,750,000 – 3,050,000
evet dahası da var. Yıkılan evler,Napalm bombaları ile yanan siviller,verimsizleşen tarım arazileri kentlerini bile yitiren insanlar.
Pol pot ne kadar insan demiştiniz ?
Daha ırak savaşını ortaya karışık olarak katmadık,Amerikanın kukla diktatörlerinin sebep olduklarını ortaya dökmedik ya amerika'nın yarattığı talibana ne demeli (komplo diyenler için amerikanın kendini aklamak için yaptığı Charles Wilson'un savaşı adlı filmi bir izleyiverin hollywood sizi yine büyülemesin)
Ve Amerika'nın direk veya dolaylı olarak sebep olduğu yığınlarca olay var ve sizin mevzunuz kamboçya ve pol pot.Birazdan da Kuzey kore başlığı açın da Wall Street Journal yazarlarına özendiğiniz iyice ortaya çıksın.
İdeolojik at gözlüklerini ben pek göremedim
Sovyet rerjiminin baskı ve zulümlerinin müsebbibi olarak Alman ajanlarını gösterme girişimi için, daha iyi niyetli bir ifade bulamıyorum doğrusu.
Bomboş bir yazı.. Zaten noktalama işaretleri düzgün bir şekilde kullanılmadığı için, anlaşılması da zor.
Yok tek kutuplu dünya, yok Hollywood, yok bilmem ne.
Burada eleştirilen konu, bir rejimin kendi idaresi altındaki insanları katletmesi ve kırıma uğratmasıdır.. Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan (orantılı veya orantısız) savaşlar bu konunun dışındadır.. Eğer bu konu açılırsa da, orada savaşa teşvik eden, katılan, insanların ölmesine neden olan ülkeleri, yönetimlerini, politikalarını eleştiririz.
Sorulması gereken doğru soru şudur; ABD yönetimi altında, devlet tarafından öldürülen 'vatandaş' sayısı kaçtır?
Ancak bu soruya yanıt vererek Pol Pot rejimiyle kıyaslayabiliriz.
Yine de Pol Pot hiçbir şey bence.. Sovyetlerin 73 yıllık rejiminde, 10 milyona yakını Ukrayna'daki Holodomor kıtlığında ölen insan olmak üzere, yaklaşık 62 milyon insan katledilmiştir.. Hala ABD bilmem ne diyorsanız, ben de bir şey demiyorum.
ahura mazda
14-02-2011, 22:01
Emperyal rejimlerde kapitalin toplandığı alanda kıtlık olmadığı için Sovyetler ile Amerika'yı bu yönde kıyaslamak abesle iştigal kaçar.
Amerika'yı ele alırken; Afrika'da ki kıtlıktan,Güney Amerika'da Amerika desteği ile oluşan muz cumhuriyetlerinden bahsetmemiz ve propaganda organlarına vurgu yapmamız kadar normal bir şey olamaz.
Müthiş bir argüman,gidiyorsun şirketler yardımı ile bir ülkenin mali kaynaklarını ele geçirip kapital'e yığıyorsun sonra bakın sovyetlerin açlıktan ağzı kokuyor diyip vakıfların vasıtası ile afrika'ya yardım ettiğini gösterip kendini misli misli aklıyorsun.Yönetimleri satın alıp kukla olarak kullanıyorsun,taşeronluk yaptırıyorsun onlar sorumlu biz değiliz diye aklanıyorsun.
Bizde bunları yiyoruz öyle mi ?
Kiralık katil i kiralayan suçlu değilse zaten bir şey deme.Taliban'a mali fon ayıran milyonlarca dolar hibe eden hangi devlet acaba ?
Sonra sorumuz ne oluyor ?
Sorulması gereken doğru soru şudur; ABD yönetimi altında, devlet tarafından öldürülen 'vatandaş' sayısı kaçtır?
http://owni.eu/files/2011/01/communism.jpg
:)
spartacus
15-02-2011, 03:01
Başta bizzat Marks ve Engels olmak üzere, marksist ideolojinin 'temel kaynaklarını' yazan kalemler, diğer birçok felsefi, siyasi akıma oranla, son derece dogmatik, apodiktik bir dil kullanmışlardır. Söylenen hemen herşey, şüphe etmenin dahi aptalca olacağı kesin hakikatler olarak söylenmiş, entelektüel tevazu, özeleştirel yaklaşım, makul bir şüphecilik vs. gibi erdemler neredeyse hiç yok.
Bir örnek vereyim;
Sovyetler Birliğinde ilk baskı dönemi Alman(kapitalizmin o zamanki dünya lideri) faaliyetlerinin içde başarılı olduğu dönemlerdir. Alman iç savaş yöntemi silahdan çok içsel faaliyetler örgütlemek şeklinde uzun yıllara yayılmış bir strateji ve taktik olarak gelişiyor. İçerdeki Alman ajanların (sanayi faaliyetlerine girmiyorum) faaliyetlerinden bir tanesi toprak ağalarının kendi adına ambarlarda tuttukları ürünleri, tarlada hasadı yapılmamış ürünleri yakmak olarak uç gösteriyor. Yaşanan kıtlıkda açlık ve bağıl hastalıklardan milyonlarca insan kırılıyor veya etkileniyor, iktidar ise askeri bir çözümle bu eylemleri yapanları şiddetli bir biçimde cezalandırıyor. bir avucun çıkarı için milyonlar telef olmuştur, ancak o bir avucu ele geçiren devlet, kendi insanından öç aldığı an kendi sonunu hazırlamış demektir, bundan sonrası için artık ipin ucu yoktur. Şiddetin hiç bir türlüsü tasvip edilemez ise, tersinden uygulanacak hiç bir şiddetinde diğerinden farkı yoktur. Şiddet bir kez meşruiyet kazanmaya görsün, artık önü alınamaz. Şiddetin bir değil her türlüsüne karşı olabilmemiz lazım, ama bu bir anda oldu bitti ile değil yüzyıllarca sürecek bir bilinçlenme ve aydınlanma ile kazanacağımız bir tavır.
Değişmez yasaları olan sosyalistler değildir, bu bakış açısı bilinçli bir çarpıtmadır, ortada işleyen ve değişebilirlik atfedeceğimiz ilk düzenlerin işleyişi olmalıdır, sosyalizm hala gelişmekde olan bir düşüncedir(kökü bedreddinlerden evvele kadar gider), yanlışlarından ders çıkartmayı bilmek gerekir hatda alternatif olarak terk bile edilebilir, yeterki hali hazır dünya düzenine alternatif ve insan merkezli, sömürü ve toplumsal adaletsizliğe dayanmayan bir anlayış olsun. Olgusal gerçekler dışında sarfedilen her söz geçicidir, bağlayıcı değildir, önemli olan olgulara bakmak ve olguların ne dediğidir, alternatifleri sunabilmektir. Objektif yaklaşımların değeri, hiç bir subjektif etkinin gölgesinde kalamaz. Soru şu; bu gün dünya düzeninde işleyiş nasıldır ve bu işleyiş değişebilir mi? İşte bu soruya verilecek yanıt dürüst olup olmadığımızı da gözler önüne sercektir. Bakalım kim ne kadar dürüst. Alternatif önerileriniz nedir? yine kapitalizm mi? yoksa hala Abbasiler, Emeviler, ABD güdümü gibi halkları ve insanı kötülemek gayesi mi? Kapitalizm değişebilir mi? Değişmeli mi? Emperyalist egemenliklere toplum ve insan yararımız için hayır demelimiyiz? Öyleya hiç bir şeyi değişmez görmekle itham edilenler aksine her şey değişebilir diyor, ya siz değişmezciler neyi savunuyorsunuz hala?
Öncelikle ''bilinçli çarpıtma'' ithamını aynen iade ederim Spartacus. Her olaya ideolojik atgözlükleriye bakmanın güzel ve uzun bir örneğini daha vermiş bulunuyorsun. Sovyetler'deki baskı ve zulmün kaynağında bile Alman ajanlarını arayabiliyorsun. Tebrikler...
Ben o yazdığın anlamsız, indirgemeci paragrafı ciddiye almadım. Üzerine alınmanı gerektiren bir durum yok orada, özelde sana karşıda, o yazdıklarına görede yazılmadı, anlamakdan uzaksan da üzerine alınma, o tarz subjektif söylemleri ben ciddiye almadım, bilseydim kapitalizmi değişmez sayıp, statükoyu savunanlara (bu anlamda alınabilirsin(paragrafın sonu itibariyle), tabi öyle isen) ve ayrıca sosyalizmi kült gibi gören anlayışlara karşı yazdığımı parantez içi belirtirdim... Yada ikisinide geçtik, alternatif ne ona bakalım, benim yazdığımda asli olan nokta burası...
Irak'da ABD Ambargosundan ölen insan sayısı kaçtır(1991 de başlattı, uzun yıllar sürdürdü ambargoyu. 1999 verileri ambargodan ölen insan sayısını 500.000 olarak veriyordu, sakat kalanlar, yetersiz beslenme, bağıl hastalıklar ise tam bilinmiyor, Saddam denen diktatör bile o dönemlerde ABD bombaları ile 200.000 kişiyi katletmişti, ABD diktatörü ise tek bir kurşun atmadan sırf ambargo ile 500.000-700.000 arası kişiyi katletti, şehirlere bomba yağdırdığı savaşlarda ise bir o kadara daha yakın katledildi(ilkinde 200.000-300.000 arası idi rakam))? Neden ambargo yapıyor? tüm diğer temel iç savaş stratejisindeki gibi toplumu yılgın düşürüp teslim alma amacıyla yapar ve mecal kalmayınca da askeri harekat yapar(tarihdeki sayısını, akılda tutmak zordur bu emperyalist harekatların). Buda savaş değilse ve en basit, belkide anlaşılması en kolay yöntem değilse, demek ki bildiğiniz hiç bir şey yok veya bilerek manüple etmeye çalışıyorsunuz. Zaten sömürgeciliği ve sonuçlarını savunmak için ya bir şey bilmiyor olmalı yada çok şey bildiğini sanmalı.
20 yıl öncelerde(şimdi bilmiyorum, incelemek lazım) yıllık 80.000.000.000 $ silah üretimi yapıp öncelikle ortadoğuya satan ABD idi, ne yapacak tekeller bu silahları, satmasın mı? Yazık değil mi onca maaliyete, paraya, o insanlık abidesi, emperyalistçiklere? 10-14 arası değişen firmalar bu kadarcık, böyle mini, minnacık tutarlarda silah üretebiliyorlar demek ki( böyle uçuk rakamlar için kaç milyon insan çalışıyordu o işletmelerde? yoksa binlerle mi ifade edilir çalışan sayısı-hani adaletli idi kapitalizm?- Türkiyeye oranlasak kişi başı 1142$ oluyor(70 milyona oranla), 100.000 çalışan desek-ki 14 şirket için abartı- kişi başı 800.000$ düşüyor, aylık ise 66.666 $ ? 100.000 kişiye aylık kişi başı 66.666$ düşerken, bu oranı tekelin başında 50 kişinin paylaştığını düşünelim;
1.600.000.000 $/4(maaliyet) = 400.000.000 $ yıllık / 12 = 33.333.333 $/50 = 666.666 kişi başı gelir... (50 kişiye göre)
50 kişi, kişi başı aylık 666.666 $ kazanıyor.
satış rakamı üzerinden maaliyeti 4 e böldük, 14 işletmede 50 kişi esas aldık üstelik.
işte kapitalizm diye zaten buna deniyor. O paralar için zaten kıtaları gözden çıkartıyorlar, işte at gözlükleride burada devreye giriyor.. (nasılki feodalitenin sonu geldi ve feodalite 500 yıl kara propaganda yaptı, felsefeyi, bilimi dahi yasakladı, ne kadar çabalarsak çabalayalım, aynı raya oturmuş bu düzeninde gelir, ne diyorduk her şey hareket halinde ve değişiyor, mutlak olan hiç bir şey yok(şey ayrık!, kelime, öznel, zihni şeyler değil)...)
Tabi o silahları satacaklar, gerekli değilsede, gerekli kılarlar. Sömürge için kıtalar dolusu insanı gözden çıkartanlar küçük ülkeleri düşünecek değiller herhalde. ortada dönen rakamlar belli, tarihde insanlar bir hurmalık için dahi savaşıyorlardı, oysa şu rakamla milyon hurmalık alınabilir. Arabistan, petrol benimdir desin de görelim sonu ne oluyor? Kaç milyon insan ölüyor para babaları, saray eşkiyaları tekeller için ve bakalım ABD ve diğer ortakları elini sürecek mi yoksa toplum ABD markalı silahlarla kendi kendisini mi yok edecek? Dünyada sürekli sefalet ve savaş hali vardır ve sebebi toplumların sırtına yapışmış ve sökülmeye kalkılınca büyük belalar bırakan bu keneler ve bu paylaşımlarıdır, tümünden de ister direk, ister dolaylı-dolambaçlı yolları olsun, sorumludurlar.
Bak bu sevindirici haber Spartacus, en iyisi bundan sonra karşılıklı olarak böyle yapalım. Bir şekilde aynı başlıklara da yazıyoruz diye, yazdıklarını zoraki de olsa okumaya çalışıyordum aylardır hep. Ama artık eziyet gibi geliyor.
Tam olarak hangi bağlamdan bahsettiğini, net olarak neyi savunduğunu, neye karşı çıktığını, bu savunu ve karşı çıkışların için tam olarak hangi gerekçeleri sunduğunu genelde anlayamıyorum zaten. Bunun sebebi, daha çok senin bulanık ve karışık düşünce veya yazış tarzından kaynaklanıyormuş gibi geliyor bana. Ama yanılıyor da olabilirim, yazdıklarındaki derin anlamları kavrayacak bilinç düzeyine sahip değilimdir belki de. Birbirimizin yazdıklarını ciddiye almayalım bundan böyle, ben de bu eziyetten kurtulayım artık.
AlbatrosS
15-02-2011, 03:30
Neyse sen Marxist perspektiften bakmaya devam et.. Ben Sosyalist jargonu kullananlarla tartış(a)mıyorum.. Yukarıda fikrimi söyledim.. Bu konu için bu kadarı kafi zaten.
yeryüzünün kaynakları kimlere, hangi hak ve yetkilerle kimler tarafından bahşedilmiş?? verili sınır ve payları hatta sistemleri pratik gerekçelerle de olsa ''kıstas'' olarak kabullenip onun üstünden bir ''mülk özgürlüğü'' tartışmasına girmeden önce ''sahip oldukların daha önce başkasının sahip olduklarıydı; sana ait olduğu/olması gerektiği ilahi bir vecize mi'' diye düşünmek gerekmiyor mu?(doğal kaynakların kullanım hakkı bağlamında düşün öncelikle)
örneğin bu topraklarda geçmişi şu an yaşayan halklardan bile önce buralarda yaşayan onlarca farklı kültürün/toplumun hakları olmadığı/olamıyacağının kanıtı şu an mevcut olanların sahip olması mı??? pardon??? şuankilere kim bahşetmiş??
TurkceRap
15-02-2011, 13:32
Yazılanları tek tek okudum, konu yok Abbasiler, Emeviler, Mazdekler şu bu, çok alakasız mecralara kaymış, Tek tek hepsini cevaplamak isterdim ama, şu an yeterli vakte sahip değilim, o yüzden birkaç noktanın altını kısaca çizmek isterim.
Birincisi Fredi Benim çamur attığımı iddia etmiş, Çamur atmak veya karalamak olmayan şeyleri iddia etmektir, eğer benim bu yazdıklarım arasında bu tarz bir çamur atma bulursa ben seve seve yanlışımı düzelteceğim.
Ayrıca, Ben Sosyalizm katliyamlara sebep olur demedim, Pratik uygulanışına baktığımızda bu ideolojinin doasında birtakım eksiklerin olup olamayacağını düşünülüp düşünülmediğini sordum.
Gelelim Abd ile ilgili söylenenlere, gerek sömürgecilik, gerekse, Amerikanın gereksiz müdahale ve katliyamlarını arguman olarak sunmak ve bunu Kapitalizmin sebep olduğunu söylemek birtakım ezber retoriklerden öteye geçmiyor.
Bugün Dünyanın her yerinde birçok devlet hem kendi vatandaşlarını, hem de başka ülkelerin vatandaşlarını öldürüyor, malesef, bu acı gerçek önmüzde mücadele edilmesi gereken başlı başına bir sorun olarak duruyor, bunu çözümü de enine sonunda devlet mekanizmasını en tepeye oturtan bir ideoloji olamaz, bu tam aksine devlet mnekanizması ve hükümetin yetkilerini vatandaş lehine sınırlandırmakla mümkün olur.
Dünyanın hiç ama hiç bir yerinde, Aklı başında hiçbir özel girişim sahibi savaş istemez, Esasen Amerikanın gereksiz müdahaleleri olmasa, bugün birtek kurşun atmaya bile ihtiyaç yoktur.
Düşünelim, Ben IOrak'ta bir yatırım yapmak istesem Bağdat'ımı yoksa Erbil'imi tercih ederim?
Bugün savaşlar varsa, bunun arkasında açgözlü silah tüccarlarından tutun da, Sosyokültürel sebeplere kadar, birsürü etmen var.
Sömürgeciliğe ve savaşlara sunulacak doğru arguman Kapitalizm değil, Belki Merkantilizm'in bazı söylemleri olabilir, fakat, bu forumdaki kimsenin bunu savunduğunu düşünmüyorum.
Sangre ve Ulpian zaten söylenmesi gereken birçok şeyi söylemiş.
Saygıyla.
şuankilere kim bahşetmiş??
El Cevap: Allah...
Nisa 34: ...Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır...
Tevbe 28: ...Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar...
İsra 21: Bak nasıl, onların kimini kiminden üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür üstünlükler daha büyüktür.
Rûm 37: Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
Bu mülkiyet (ayrıca miras ve para) konusu pek bir bilimsel ve pek bir doğaldır. Arkasında Allah'ın ilmi ve emri/tasarrufu var çünkü!
İktisat'ın konusu değişti artık. "Kıt kaynaklarla ne, kim için ve ne kadar üretilecek" sorusunun yerini, "Kıt kaynaklar hangi şekilde, hangi yasalarla kimlere peşkeş çekilecek ve kim kimi nasıl sömürmeye devam edecek, bu sayede dünyanın cılkı nasıl çıkarılacak" oldu.
Albatross, sana bu bilgisizliği yakıştıramadım dostum.
spartacus
15-02-2011, 14:04
Bak bu sevindirici haber Spartacus, en iyisi bundan sonra karşılıklı olarak böyle yapalım. Bir şekilde aynı başlıklara da yazıyoruz diye, yazdıklarını zoraki de olsa okumaya çalışıyordum aylardır hep. Ama artık eziyet gibi geliyor.
Tam olarak hangi bağlamdan bahsettiğini, net olarak neyi savunduğunu, neye karşı çıktığını, bu savunu ve karşı çıkışların için tam olarak hangi gerekçeleri sunduğunu genelde anlayamıyorum zaten. Bunun sebebi, daha çok senin bulanık ve karışık düşünce veya yazış tarzından kaynaklanıyormuş gibi geliyor bana. Ama yanılıyor da olabilirim, yazdıklarındaki derin anlamları kavrayacak bilinç düzeyine sahip değilimdir belki de. Birbirimizin yazdıklarını ciddiye almayalım bundan böyle, ben de bu eziyetten kurtulayım artık.
Popper mantığına aşırı kaptırmışsın kendini(subjektif-indirgemeci-olgulara değil us'a dayalı, düşünsel metod), o yüzden karışık ve net olmayan ben değilim. Her yazıda subjektif değil önce objektif olgular, ve bütünsellik aranmalı. Örneğin benim üzerine alındığın paragraf net ve açık, kişisel değil, kimseyi hedef almıyor, tamda bu yüzden A,B gibi belirtimlerden uzak. kelimeler ayrıştırıldığında değil, bütünselliğe göre bakıldığında anlaşılabilir.
Ondan önceki paragraflar da, kapitalizm şunu yaptı bunu yaptı demek ve bunlara dayalı savunu mümkün ve yeterli değilse, demek ki bu tarz yaklaşımlardan ziyade biz olgulara bakmalıyız diyorum. Yani ABD Irak'da ambargo uyguladı? Ne için? Psikopat olduğu için mi? Sebebi ne? temelde yatan ne? hangi zorunsamalara dayalı?... Olgusal yana bakmak gerekir. Mantığı bu şekilde kuruyorum ve kimsenin düşünsel yöntemine göre yazamam. Bir yazının bütünselliği parçalandığı anda her tarafa çekmek, sündürmek, anlam değişikliği yaratmak, indirgemek ve sonu dir, dur, tur, tir diye biten sabitliklere indirgeyen, 2 satırda evreni terse çeviren veya anlamsız kılan düşünsel yöntemlerle çeşit, çeşit göreceli sonuçlar çıkartılabilir. Asıl kafa karışıklığı ve net olamamak bana göre budur. Önce tablonun köşesindeki bir benek değil tablo ortaya konmalı ki, neye bakıldığı ve neye göre yazıldığı, neyin, nerenin, hangi boyutdan esas alındığı herkesce görülebilsin, kimse müneccim veya herkes kurgusunu tasarlayan ressamın kendisi değil. metodolojimiz farklı ise ya subjektif kelime aranmadan okunmalı yada tabloya bakmak yerine kenarda benek arayan ideolojik açı ile zaten anlam bütünlüğü kalmaz, karışır.
Subjektif yaklaşımları yazmak, takım tutmayı dillendirmek gibi bir şey, 2 paragraf 1 özet yeterli(rahat ve zahmetsiz anlaşılır-anlatılır). İşte bir dolu örneği var, 2 kelime sözü ve kanısını, yargısını yazıp geçenler var. o kanılara objektif sebep ne?(işte netlik burada aranır, lafda değil)? İşte o yok, asıl karışıklık ve mistik zihin bulanıklığı budur, bir cehalettir, bilmeden yazdığını itiraf etmektir.
Örneğin kıtlıkdan bahsedildiği anda bu kıtlığın sebebi neymiş bu ortaya konmalıdır. Sırf Irak ambargosundan bahsettim, sebebi ve sonuçlarınca, hangi amaçla yapıldığına kadar(tek bir kurşun sıkmadan 700.000 insan 9 yıllık ambargo, kıtlık!). Küba kaç yıldır ambargo altındaymış(50 yıldır!), objektif yaklaşım bunu yapar ve sonuçları, etkisi bakımından Irak ile arasında bağ kurmaya çalışır. Ambargo ne peki, terör politikası! Sonrada 1. dünya savaşına kadar dünyanın ABD'si olan Alman ajanlarının(beşinci kol faaliyetleri) ettiğini, nesnel olgu olarak örnekledim diye beni hiçde konu etmediğim(etsemde evvelinde lanetlediğim) bir şekilde indirgeyip tebrik etmek için çok zorlamalı. verilen örnek başka, çıkarsama amacın başka bir şey. ABD dünyaya, ardında milyonlarca ölüm veya sefalet bırakarak özgürlük götürüyor diyen ben değilim ki, sizlersiniz, kendinizi tebrik edin! Özgürlük mü gidiyor, sömürgemi(esaret ve bağımlılık) yerleşiyor ilk buna bakmak gerekir, sonrada özgürlükden ne anladığını sorgulamak yine kendi işiniz olmalı. Onca karışıklıkların temelinde zaten sömürgecilik yatıyor, sömürgecilik anası bunların, katili ise değişken olabiliyor ve sömürgeciler çok zorda kalmadıkça maşayı elden bırakmıyorlar.
Örneğin şu silah tekelleri, orada kuşa çevirdiğim halde ortaya çıkan o korkunç rakamı, hiç kaynak karıştırmadan bile anlamak mümkün, ABD'de 1 CEO'nun aylık maaşı nedir? İşte bu bile korkunç karları, o katmanlaşmayı gözler önüne sermeye yeterlidir.
örneğin A bu şeyi, böyle tanımlamış dediğin kırpılmış pasajlar dahi öyle tanımlanmamış şeylere dayanabiliyor, bir yazının bütünselliğinde neyin, neye göre kullanıldığı gibi iç bağıntılar dıştalanırsa rahatlıkla çeşitli yönlere çekilip indirgemeler yapılabilir. örneğin herşey ile her şey' aynı argüman değildir, ilki düşünsel bir belirleme, öznel iken, ikincisi ise iradeden bağımsız(sırf bu yüzden belirlenimden kaçınılmış) ama sabitlenmemiş, nesnel olarak adlandırılabilecek veya zeminsel bağ içerecek ne varsa onları ifade eder. birde kendine has çıkarttığın anlamlarla yazıyorsun ve sonra indirgeyip çıkıyorsun aradan, okusamda, genç Kolomb'a zaman lazım deyip geçiyorum artık. kişilerin anlam bütünselliğinde hiçde iddia ettiğin gibi yazmadıkları objektif açıkca ortada olan yazılarda bile kendine göre anlamsız, yazarıda hiç konu etmediği biçimde parçalayıp, tekrar sunabiliyorsun ve bu metodolojik beceri gerektiriyor diye düşünüyorum. örneğin koca koca alıntılarda tek bir kez olsun zenginlik = liberalizm dememiş bana, sen bunu dedin diye iddia ediyorsun, tüm yazıyı döküyoruz ortaya ama gel gör ki ne bir söz var nede yazıda böyle bir açısallık ve amaç gözetilmiş, üstüne basa basa bu dini kesimler denmiş. (örneğin kanlı canlı tanık olduğum insanlar, az buz değil yıllık 150.000 TL F.G cemaatine yardım eden, servet sahipleri var, demek ki bu iş (senin isnadının aksine rol oynayan yazıma göre, kapitalist, liberal vs)kültür ile açıklanamazmış, ama Enstitülerle ifade ettiğim(ki liderlik onlarda bu konuda) ABD örneği ile birebir örtüşüyormuş, amaç ABD demek de değilmiş!.., insanlar o para ile ev almak için bir ömür çalışıyorlar, o paraları dökenler ise sömürdüğü insanlar için 1 TL nin hesabını yapıyorlar! Neyse olgusal yaklaşım başka bir şey tabi, suyu bulandıran subjektif algılardır, tekrar durulayacak olan ise bir kezde objektif yaklaşabilme ve metodolojisini özeleştiriye vurabilme becerisidir.)
Emperyalizm sömürgecilik mi değil mi? Neyi, nasıl sömürecek? İşte subjektif değil objektif bir soru. feodal dünyanın toprak savaşları, egemenliği ve entrikalarından farkı ne? Üretim tarzı ve ilişkileri, amaçsal açıdan ise hiç bir fark yok! Sonra yüz yılları aşkın sömürge edilmiş Kolombiyaya bakan onca karışıklığın ve katliamların, onca insanlık dışı, faşist uygulamalara biçilen meşruiyetin altında yatan olgunun ne olduğunu görür! Bu soru akılcılıkla, çok veya az akıllı olmakla cevaplanacak, kimin ne tarafda durduğu ile bakılamayacak, kelimelerin kara kaşı ve kara gözü ile belirlenebilir ve kişilere göre anlamladırılabilir, anlamsızlaştırılabilir bir soru değildir, bu tarz ayrımlar aramak asıl kafa karışıklığı yaratmış olmak ve bulanıklıktır veya yeterli kaynak-bilgiden, olgusal yaklaşıma dayalı metodolojiden uzak kalmışlıktır.
Dilediğini yazabilirsin, bu bahis benim adıma kapanmıştır, sürekli tek tek alıntılayıp, net olan ifadeleri, orada öyle değil bak böyle, bak orada hiç bir taraf belirtilmemiş, dediğin gibi bir sözüm bile yok, bak mevzu başka sen başka taraftan çekiştiriyorsun, anılan kesim, terim belli, (kerameti kendinden menkul kanılar) vb demektentense bir kez ve son kez olarak anlatmaya çalıştım. Tabloya bakmalı, anlatamamak suç değil, anlaşılmayınca sormakda ayıp değil, kimseden de bir şey eksiltmez, ama tabloda benek arayan yargılayıcılık ve buna bağlı değişmez mutlak indirgeme çok şeyi eksiltir, akvaryumda yaşamaya mahkum kılar insanı.
TurkceRap
15-02-2011, 14:07
El Cevap: Allah...
Nisa 34: ...Çünkü Allah, insanların kimini kiminden üstün kılmıştır...
Tevbe 28: ...Allah dilerse lütfuyla sizi zengin kılar...
İsra 21: Bak nasıl, onların kimini kiminden üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür üstünlükler daha büyüktür.
Rûm 37: Allah’ın, rızkı dilediğine bol verdiğini ve (dilediğine) kıstığını görmediler mi? Bunda inanan bir toplum için elbette ibretler vardır.
Bu mülkiyet (ayrıca miras ve para) konusu pek bir bilimsel ve pek bir doğaldır. Arkasında Allah'ın ilmi ve emri/tasarrufu var çünkü!
İktisat'ın konusu değişti artık. "Kıt kaynaklarla ne, kim için ve ne kadar üretilecek" sorusunun yerini, "Kıt kaynaklar hangi şekilde, hangi yasalarla kimlere peşkeş çekilecek ve kim kimi nasıl sömürmeye devam edecek, bu sayede dünyanın cılkı nasıl çıkarılacak" oldu.
Albatross, sana bu bilgisizliği yakıştıramadım dostum.
Dinlerin insanları kullanmaya uygun bir araç olduğu doğrudur, fakat, Özel mülkiyetin temelini dine dayandırmak doğru bir yaklaşım olamaz.
Özel mülkiyetin tersine Mülkiyetin kamulaştırılması ile ilgili bakınız Bir arkadaşımızn Ön Komünist/Sosyalistlere örnek olarak gössterdiği mazdek Kamusal mülkiyeti nasıl TANRI'ya dayandırmıs:
"Tanrı topraktan yiyeceği ve tüm gereksinimleri, halk onları aralarında eşit bölüşsün diye yaratmıştır.
Hiçbir kimse diğerinin payından fazlasını alamaz. İnsanlar biribirleine karşı yanlış davranmış ve biri diğeri üzerinde egemenlik kurmuş. Kuvvetli zayıfı
ezmiş; hem malını hem de yaşama hakkını elinden almış…Herkesin varlık bakımından eşit olması için, kesinlikle birinin ortaya çıkıp zenginden alarak fakire
vermesi gerekiyor. Herkim olursa olsun, kimsenin bir başkasından daha fazla varlık, mal-mülk ve kadına sahip olmaya hakkı yoktur…"
Saygıyla.
spartacus
15-02-2011, 15:10
Yazılanları tek tek okudum, konu yok Abbasiler, Emeviler, Mazdekler şu bu, çok alakasız mecralara kaymış, Tek tek hepsini cevaplamak isterdim ama, şu an yeterli vakte sahip değilim, o yüzden birkaç noktanın altını kısaca çizmek isterim.
Çizelim ama bir konuyu açtığında örneğin kolombiya'nın ne zaman sömürgeleştirildiğini bilmen gerekir. kaldı ki Kolombiya ne kadar tarihsel ise, dünyada ki sömürgecilikde ve sömürgenlerin taktikleride o kadar tarihseldir. Abbasi ve Emevilerle bağı kelime değil, bütünseldir.
Ayrıca, Ben Sosyalizm katliyamlara sebep olur demedim, Pratik uygulanışına baktığımızda bu ideolojinin doasında birtakım eksiklerin olup olamayacağını düşünülüp düşünülmediğini sordum.
Ama konu ile hiç alakası olmayan bir biçimde sloganik 2 satır sözü ve ana tema olarak şöyle dolambaçlı bir biçimde emperyalizm katliam yapmaz, kapitalizm sömürü sistemi değildir demeyi, söylenecek her şey olarak görebildin. Amacın neydi peki, bunu mu duymakdı?
Gelelim Abd ile ilgili söylenenlere, gerek sömürgecilik, gerekse, Amerikanın gereksiz müdahale ve katliyamlarını arguman olarak sunmak ve bunu Kapitalizmin sebep olduğunu söylemek birtakım ezber retoriklerden öteye geçmiyor.
İşte şimdi Abbasiler ile Emeviler'in neden ve hangi tarihsel gerekçe ile sunulduğunu gözler önüne serdin. Onlarda ezber ve retorikdi. Neden bağ kuruyoruz peki? Çünkü içinde yaşadığı dünyanın sisteminin o dönemlerle aynı olduğu ama tek farkın üretim tarzı ve ilişkileri olduğu bilinmiyor olabilir düşüncesiyle. Tabi bu biçimde yaklaşım olumlanmış oluyor.
Bugün Dünyanın her yerinde birçok devlet hem kendi vatandaşlarını, hem de başka ülkelerin vatandaşlarını öldürüyor, malesef, bu acı gerçek önmüzde mücadele edilmesi gereken başlı başına bir sorun olarak duruyor, bunu çözümü de enine sonunda devlet mekanizmasını en tepeye oturtan bir ideoloji olamaz, bu tam aksine devlet mnekanizması ve hükümetin yetkilerini vatandaş lehine sınırlandırmakla mümkün olur.
Hiç bir devlet yoktur ki, sistem tarafından belirlenmemiş olsun. Hiç bir toplumsal yapı yoktur ki, sistem tarafından belirlenmemiş.
Dünyanın hiç ama hiç bir yerinde, Aklı başında hiçbir özel girişim sahibi savaş istemez, Esasen Amerikanın gereksiz müdahaleleri olmasa, bugün birtek kurşun atmaya bile ihtiyaç yoktur.
savaş istemle değil, zorunlulukla ilgilidir ve son seçenektir. Amerika müdahale etmese sistem işlemeyecektir. Kimse göz göre göre sömürge olmayı kabul etmeyecektir. Zaten Abbasi ve Emeviler ifadelerinin tarihsel vurgusu ve altındaki olguları eften, püften gördüğün içindir ki, o savaşların gerekliliği ve nedenlerini anlamamızı zorlaştırmak istiyorsun. Ekonomik Sistem demek devlet ve iktidar yapısı demek değildir, bakılacak yer üretim tarzı ve ilişkileridir, kurumların güzelliği veya çirkinliği değil!
Düşünelim, Ben IOrak'ta bir yatırım yapmak istesem Bağdat'ımı yoksa Erbil'imi tercih ederim?
Bugün savaşlar varsa, bunun arkasında açgözlü silah tüccarlarından tutun da, Sosyokültürel sebeplere kadar, birsürü etmen var.
zaten sistem dediğimiz şey buna deniyor, kapitalizm bir sömürü sistemidir, aç gözlü olmak gibi bir ölçütü yok, aç gözlülüğü ölçütünü dahi belirleyemezsiniz, bu ne size ne bana kalır, ayda 600 milyon dolarda paradır, 6 milyon dolarda, 6 bin dolarda. 3 işletme sahibi olmakda bir şeydir, 300 işletme sahibi olmakda, buna kişisel bir ölçüt koyamazsınız. Bu ana kadar sizler tarafından yazılanlar bir neden değil bir sonuçtur, nedenleri yazanlar ise bir şekilde bastırılmaya çalışılıyor, perdenin altında zaten o nedenler ve onları yaratan sistem yatıyor oysa. İster başlığı açışın olsun -ki yaşananları bilmemiz ve lanetlememiz açısından önemli- isterse devamında sonuçlar üzerinden yeni dünya düzenleri kuruyor oluşun olsun, önemli olan nedenleri, alt planda neyin yattığına inebilmektir. Dünyada devletler savaşacak, insanlar sömürülecek ama bunu kişiler düzeyinde bir tek siz göreceksiniz, 300 yıllık devletler, bağıl sistemlerini göremeyecek? Ve dönüp işi psikolojik rahatsızlığı olan insanlardan kaynaklıdır gibi muamma bir tahlile dayandırabileceksin.
Sömürgeciliğe ve savaşlara sunulacak doğru arguman Kapitalizm değil, Belki Merkantilizm'in bazı söylemleri olabilir, fakat, bu forumdaki kimsenin bunu savunduğunu düşünmüyorum.
Onun için mi ABD ordusu meksika'ya girdi, Afrikayı fethetti? O2nun içinmi 300 yıldır bir paylaşım savaşı sürüp gidiyor. Dünya siyasi coğrafyasına şöyle 300 yıldan bu güne bir bakıver bakalım ne görünüyor? Aç gözlü insanlar cumhuriyeti diye bir devlet mi var yoksa Fransa, Almanya, İngiltere ve ABD'nin sömürgesi diye adlandırılan yüzlerce ülke mi var? İçeride ama toplum-sistem düzeyinde hiçde etki etmeyecek, kişilerin bireysel davranışları mı yapıyor bunları? ABD Irak'a girmesede petrol kaynaklarını ve ortadoğuda sömürü pazarını yaratırdı, Arabistan'dan neyi eksik? sorun şu ki, tek kişinin yönetimi, tek bir kişiyi ikna etmenin zorluğu ile karşılaştı orada. Ambargo uyguladı. içeriden toplumsal bir başkaldırı örgütlemek için, ama olmadı! 700.000 kişiyi öldürdü sadece, eline ise ancak son darbeyi vurduğunda bir şeyler geçti, o ambargo direnemeyen bir halkla karşılaşmasını sağladı(retorik bunlar tabi, size göre savaşlar PC oyunu sanki). Tabi ki o petrol tekelleri, o silah tekelleri, gıda ve ilaç tekelleri için girdi ABD oraya, hani aç gözlü kişiler yapıyordu bunları? ABD, Irak'a girmesede olurdu, arzu edilende odur ancak her zaman halklar sömürgenlere allı, pullu yollar döşeyip hadi gel demiyor malesef, sömürge o düzeyde sefilleştiriyor ki, bir yerde canına tak diyen toplumlar bir biçimde verili sistemi sallamaya başlıyorlar, sömürge tehlike çanları çalıyor!. Ne kadar mezhepsel, ırksal(kapitalist sistemin toplumsal örgüsü, politik bileşimi) örgüler kaşınsada bazen yeterli olmuyor işte.
Söylenecek şeyleri söylemek lazım, ortada olanı ve herkesin görebileceği olguları ters çevirmek değil...
kapitalizm üzerine üretim ilişkileri temeklinde tahliller var. krizlerle ilgili sömürge, sefilleşme ve pazar ile sömürülenin aynılığı, üretim fazlası, artı değer, değer üretmeyen değer gibi. Marks bunları dile getirmiş, ben ise zamanında çok farklı bir tahlilden bahsettim.
1 ürün üretilmek için kapitalist piyasaya bir para bırakır. Bu emeğe karşı verdiği(ki sömürdüğü kesime) bir ücret, hammadde, enerji ve pazarlama gibi.
Şimdi bir ürün için piyasaya ürün başı 50 lira bıraktığını düşünelim. Nasıl yaptı, hammadde, maaş, pazarlama vs gideri. ürünü kaça satıyor 100.
Piyasada kaç lira var = 50
kaç lira istiyor = 100
100-50 = 50
Piyasada olmayan 50 lirayı istiyor. Bu durumda ülkenin bir havuzu vardır. devlet bu havuza masraflar, maaşlar, ödenekler gibi harcamalarla para bırakır(yani kapitalistlerin ürünlerinide alır). Bu havuz piyasanın talebi karşılama gücüdür. Bir ülke eğer kendi iç piyasasına üretmeye mahkum kalırsa sefilleşir çünkü üretim tarzı ve ilişkileri bir çok yönden çelişki barındırır. Bu çelişkiler ise sürekli sefilleşme olarak topluma yansır. Her 10 yıla yakın bir zaman da o havuz dediğimiz toplum krize girebilir. Çünkü ihtiyacı vardır alamıyordur ama insan ihtiyaçsızda yaşayamaz. Önce A,B,C,D gibi ihtiyaçları önem sırasına göre sıraya dizer, öyle bir an gelirki, B,C,D,E gibi ihtiyaçlarını A'ya feda eder. Sefillik başlar.
Bu sorunu aşmak için sistem başka ülkelere yönelir. Öncelikle hem üreticisi kendi toplumudur hemde alıcısı yine bu toplumdur, bu yaman bir çelişkidir. 50 verip 100 istenen bir toplum var ise, ürünleri başka ülke havuzlarına yönlendirerek eksiği kapamaya çalışır. Bu halde kendi ülkesi açısından dengeyi kurmuş olur, peki 100-50=50 gibi bir piyasa açığı olan sömürgeleştirilmiş ülkenin durumu ne olur? 100-75 = 25 olur, havuzdaki paralare durmadan kuş gibi uçar, yırtık büyür. Olası iç karışıklıklarda, sefaleti gırtlağına dayanmış halklarda açız demeye başlar, zaten emperyalist ve kapitalist politika bunları önceden öngörmüştür, sürekli hukuki, politik, askeri veya polisiye, veya toplumsal iç karışıklığa bağıl politik taraflara dayalı önlem alır. Zaten toplum önce sömürüldükleri şimdide ihtiyacı karşılayamaz, çeviremez hale geldikleri için tıkanmışlardır.
İşte emperyalist önlemlerde, çeşit çeşit yaptırımlarda o süreçlerde vazgeçilemez yöntemler haline gelir... (burada basit anlattım ama illa detaylı açıkla denirse, sırf şu tek bir olguyu daha detaylı ve anlaşılır izah edebilirim)
Mısır ayaklandı, Esad reform yapmaya kalktı, demek ki neymiş, halklar bilinçlenmedikçe hiç bir şey kazanamayacaklar ve dahi bu sömürü sistemleri çözümlenemeyecekmiş, sorun retorik sorunu değil, nesnel gerçekmiş, yaşanılan gerçeklermiş ve asıl retorik kapitalizm(bu bir ekonomik sistem!) iyidir ya işte bazı aç gözlüler var deme ezberiymiş. Bazı ülkelerde baskı ile susturmak mümkünse bazılarında değildir, önemli olan halkın ne istediğidir. karşılanabilir talepler ise fazla karışıklık çıkartılmadan ve baskı uygulamadan ama hali hazır sömürü dengesini de ve emperyalist ilişkileride bozmadan yapılmaya çalışılır. O yüzden Mısır'da ordu iktidara el koyup ilk "büyük devletlerle yapılan ilişkilerin iptal edilmeyip sürdürüleceğini söylemekle işe başlar! yani emperyalist ilişkiler zedelenmeyecek, senin aç gözlü dediklerin rahat bir nefes aldı!"
Ya gördüklerinizi yeterince gözlemleyemiyor yada iç bağıntıları kurabilecek yeterlikde kaynak eksiği yaşıyorsunuz. Hiç kimse - özelde piskolojik sorun yoksa- kimseyi durduk yere öldürmez, hiç bir toplum, hiç bir toplulukda birbirini durduk yere kırmaz, ya hakimiyet, ya iktidar, yada dediğini yaptırma anlayışı, temelinde ise envai çeşit çıkarlar vardır. bu gün hiç bir devlet ve dünya düzenide kapitalizmden ayrı ve bağımsız düşünülemez. Emperyalistlerin çok şeye gücü yeter, olanakları ileri düzeydedir lakin şu aç gözlü dediklerini hem kendisi yaratır hemde varlık koşullarını ne pahasına olursa olsun korumaya çalışır, çünkü ve özünde zaten onları yaratan sistemin kendisidir, bu bir sonuçtur, bir bomba ile 200.000 insanı ölüdren, 3-5 kişiye güç yetiremiyor olmasa gerek!!!. Şimdi sistem kendisini mi yok etsin? ne için, işte kişilerin aç gözlülüğü dendiği ama aslında zaten onları sistem ürettiği için mi? Bu anlamsız değil mi? Sistem onları tüketse kendisini tüketmiş olur, bu bir tavuğun yumurtalarını deşmesi gibi bir şey. Emepryalizmde yumurtaları koruyor, ve açgözlülere aktarılan kaynaklar için sömürgeleştirdiği ülkeler bir biçimde kan gölüne dönüyor, lamı cimi olmayan şey bundan ibaret. Sözde anti-emperyalist, milli direnişler diyelim hatta dönelim olmadığı halde sosyalist diyelim, şiddet etki-tepki bir yere kadar anlaşılabilir, ama kayanağında tüketilir, insan katlederek değil! Kim yapmış? Lanet olsun o yapana, ama şimdi sorun bitti mi?
Arabistan petrol Arap halkınındır dese ne olur? tahmin edebiliyorsanız, bu retoriği(!) zaten anlamaya başlamışsınız demektir. (önceki yazımda silah tekellerinin aylık kazancını örneklemiştim, şimdide petrol tekellerini düşünmek yeterlidir.)
Dinlerin insanları kullanmaya uygun bir araç olduğu doğrudur, fakat, Özel mülkiyetin temelini dine dayandırmak doğru bir yaklaşım olamaz.
Dinlerin, insanları kullanmaya/uyutmaya son derece uygun bir araç olduğu ve (bence) bugün hala sürüyor olmasının ana nedeninin bu olduğu doğrudur; fakat özel mülkiyetin temelini dine dayandırdığımı düşünmeniz doğru bir yaklaşım olmaz.
Allah cevabını burada siz (sevgili Albatross'un alıntıladığım sorusuna) "hiçbir şey" olarak almalıydınız (Allah diye bir şey olmadığına göre; bkz. Bahadır Baruter'in ilgili karikatürü).
Mülkiyetin hiçbir mantıklı dayanağının olduğunu düşünmüyorum. Mülkiyetin bir hak olduğunu düşünmek, yine bence, bir dine inanmak gibi bir şey öte yandan. Önceki mesajımda verdiğim ayetlerde var olan mantık(!) dışında, mülkiyete nasıl bir temel bulabilirsiniz?
Özel mülkiyeti reddeden dini akımlar da var tarihte. X dininin özel mülkiyet hakkında ne dediğinin, zaten ateist olan tartışmacıların sürdürdüğü bir başlıkta bir önemi olmasa gerek.
İçinde yaşadığımız dünya adaletsizlik ve eşitsizliklerle dolu. Sistemden kaynaklı bu adaletsizlikleri görmek, eleştirmek, nasıl giderebileceğine dair gerçekçi alternatifler tartışmak gerekli bir uğraş. Ama topyekun özel mülkiyete, hukuk otoritesine vs. karşı çıkmayan veya marksist olmayan herkesi tüm bu adaletsizlikleri savunuyor olmakla itham etmek bana anlamlı gelmiyor.
Bu başlığı, cennetvari bir ütopya vaadeden, herşeye bir cevabı olan, dogmatik bir ideolojinin, (uç bir örnek üzerinden) uygulama alanı bulduğunda, ne tür baskı ve zulümlere yol açtığına dair bir tartışma olarak görmüştüm. Tartışmanın akışı, genel olarak özel mülkiyetin meşruiyetine geldi dayandı. Özel mülkiyete ve her türlü hukuk/devlet otoritesine topyekun karşı çıkan bir arkadaşın, daha verimli tartışma olabilmesi için, yeni bir başlık açarak bu düşüncelerinin somut olarak nasıl gerçekleştirilebileceğini açıklamasını öneriyorum.
Burada tartışılan konunun 'Özel Mülkiyet' ile alakası yok.. Dolayısıyla konunun o yöne çekilmesi de anlamsız.
Mülkiyetin hiçbir mantıklı dayanağının olduğunu düşünmüyorum. Mülkiyetin bir hak olduğunu düşünmek, yine bence, bir dine inanmak gibi bir şey öte yandan. Önceki mesajımda verdiğim ayetlerde var olan mantık(!) dışında, mülkiyete nasıl bir temel bulabilirsiniz? Özel mülkiyeti temellendiren en eski felsefi dayanak metafiziktir.. 'Doğal Hak Teorisi' olarak adlandırılır.. Günümüzde ise gayet ampirist olarak 'Faydacı' ve 'Sosyal Sözleşme' teorileriyle özel mülkiyet temellendiriliyor.
Konumuz özel olarak Pol Pot rejimi olmak üzere, diğer Sosyalist rejimlerdeki katliamlardır.. Bu konuya dair bir iki kalem etseniz hiç fena olmayacak.
AlbatrosS
15-02-2011, 21:04
Burada tartışılan konunun 'Özel Mülkiyet' ile alakası yok.. Dolayısıyla konunun o yöne çekilmesi de anlamsız.
Özel mülkiyeti temellendiren en eski felsefi dayanak metafiziktir.. 'Doğal Hak Teorisi' olarak adlandırılır.. Günümüzde ise gayet ampirist olarak 'Faydacı' ve 'Sosyal Sözleşme' teorileriyle özel mülkiyet temellendiriliyor.
Konumuz özel olarak Pol Pot rejimi olmak üzere, diğer Sosyalist rejimlerdeki katliamlardır.. Bu konuya dair bir iki kalem etseniz hiç fena olmayacak.
katl eylemi ''birtakım psikopatlar''la alakalı olmadığı üzere katliam olusu da ''sosyalizm''e has bir olgu değildir... şiddet'i mevcut toplumsal dinamiklerinden soyutlayan ve salt belirli olgulara indirgeyen bir bakış açısına sahip olursanız, ''hak ve özgürlüklere saygılı kapitalizm''in bunu engelleyebileceği sanrısına kapılabilirsiniz...
bugün dünyada birkaç ülke hariç sosyalist sistemler olmamasına rağmen savaşlar, üstelik tonla kapitalist ülkenin taraf olduğu savaşlar sürebilmektedir... üstelik o ülke kamu oyları son derece yaygın hak ve özgürlük perspektiflerine sahip olmasına rağmen kapitalist ülkelerin savaşa girebilmelerini nasıl izah edeceğiz???
birçok demokrasi ve özgürlük indeksinde en üstlere oynayan abd ve ingiltere demokrasi kamuoyu ırak ve afganistan katliamlarını nasıl olur da engelleyemiyor??? pol pot'u hatta nicelerini konuşmak bizlere önemli kapılar açacaktır, kafidir; ancak, demokrasi makyajı altındaki dünya liderleri ve geniş sistemli demokrasi sanrılarını nereye koyacağız?
TurkceRap
17-02-2011, 12:21
Çizelim ama bir konuyu açtığında örneğin kolombiya'nın ne zaman sömürgeleştirildiğini bilmen gerekir. kaldı ki Kolombiya ne kadar tarihsel ise, dünyada ki sömürgecilikde ve sömürgenlerin taktikleride o kadar tarihseldir. Abbasi ve Emevilerle bağı kelime değil, bütünseldir.)
Sizin için bir referans olurmu bilmem ama, ilk okul 4.den beri özel ilgi alanı olarak tarih araştırırım, bu yüzden, Sömürgecilikle ilgili (Kolombiya'nın sömürgeleştirilmesi de dahil olmak üzere) az-çok bilgi sahibi olduğumu düşünüyorum, ama konumuz ne sömürgecilik, Ne de kolombiya'nın ne zaman sömürgeleştirildiği, Konumuz Pol pot rejimi ve Kamboçya halkının yaşadığı trajedi.
Ama konu ile hiç alakası olmayan bir biçimde sloganik 2 satır sözü ve ana tema olarak şöyle dolambaçlı bir biçimde emperyalizm katliam yapmaz, kapitalizm sömürü sistemi değildir demeyi, söylenecek her şey olarak görebildin. Amacın neydi peki, bunu mu duymakdı?)
Münejjimlik size has bi mözellik, Madem benim hakkımda bu kadar iddia sahibisiniz, Ne devletin ne de devlet mekanizmasının payının hiç de az olmadığı sömürgeciliğin savunusunu yapmadığım halde Savlarınızı söylemediğim şeyler üzerrine oturtan da sizsiniz.
Hiç bir devlet yoktur ki, sistem tarafından belirlenmemiş olsun. Hiç bir toplumsal yapı yoktur ki, sistem tarafından belirlenmemiş.
savaş istemle değil, zorunlulukla ilgilidir ve son seçenektir. Amerika müdahale etmese sistem işlemeyecektir. Kimse göz göre göre sömürge olmayı kabul etmeyecektir. Zaten Abbasi ve Emeviler ifadelerinin tarihsel vurgusu ve altındaki olguları eften, püften gördüğün içindir ki, o savaşların gerekliliği ve nedenlerini anlamamızı zorlaştırmak istiyorsun. Ekonomik Sistem demek devlet ve iktidar yapısı demek değildir, bakılacak yer üretim tarzı ve ilişkileridir, kurumların güzelliği veya çirkinliği değil!
zaten sistem dediğimiz şey buna deniyor, kapitalizm bir sömürü sistemidir, aç gözlü olmak gibi bir ölçütü yok, aç gözlülüğü ölçütünü dahi belirleyemezsiniz, bu ne size ne bana kalır, ayda 600 milyon dolarda paradır, 6 milyon dolarda, 6 bin dolarda. 3 işletme sahibi olmakda bir şeydir, 300 işletme sahibi olmakda, buna kişisel bir ölçüt koyamazsınız. Bu ana kadar sizler tarafından yazılanlar bir neden değil bir sonuçtur, nedenleri yazanlar ise bir şekilde bastırılmaya çalışılıyor, perdenin altında zaten o nedenler ve onları yaratan sistem yatıyor oysa. İster başlığı açışın olsun -ki yaşananları bilmemiz ve lanetlememiz açısından önemli- isterse devamında sonuçlar üzerinden yeni dünya düzenleri kuruyor oluşun olsun, önemli olan nedenleri, alt planda neyin yattığına inebilmektir. Dünyada devletler savaşacak, insanlar sömürülecek ama bunu kişiler düzeyinde bir tek siz göreceksiniz, 300 yıllık devletler, bağıl sistemlerini göremeyecek? Ve dönüp işi psikolojik rahatsızlığı olan insanlardan kaynaklıdır gibi muamma bir tahlile dayandırabileceksin.)
Eğer siz olan her toplumsal olayı gizli ellerin yaptığına inanıyorsanız bu ayrı bir tartışmanın konusudur, Tabi Elitist Tiranların varlığına bir itirazım olmasa da, Toplumsal olayların tümü sizin sistem dediğiniz şeye dayandırılamaz, bunda htoplumların eğilimleri de etkilidir, Sizin örnek verdiğiniz Yasemin devrimi Sosyalist jargonun tekeline alınamayacağı gibi Benim bu söylediğime dayanak oluşturabilir ancak.
Savaşların da zevk için ya da istekle olduğunu söylemedim, bunun da dediğim gibi silah tekeli, Devletlerin kirli oyunları, Sosyolojik faktörler gibi bir sürü sebebi vardır.
Ayrıca, Benim için bir iş adamının 3 ya da 300 işletme sahibi olması sorun oluşturmuyor, insanların sahip olduklarına kıskançlık ve düşmanlıkla bakan bir ideolojinin at gözlüklerini takanlara has bir özellik bu, Ben zaten Serbest piyasayı savunuyorum.
Benim silah tüccarları ile ilgili kullandığım "Aç gözlü" terimi insanların öldürülmesine karşı verdiğim insanca bir tepkidir, yoksa kimsenin servetini hesaplamak ne bana ne size düşer.
Irakla ilgili söyledikleriniz doğru değil, Irak'taki Baaz partisi ve dolayısıyla Saddam Hüseyin yönetiminin Amerikayla bir sorunu yoktu, ta ki, Irak ordusu Kuveyt'i işgal edene kadar.
Sizin sömürü edebiyatınızdan konuyu sıyarabilirsek, Irak halkının yaşadığı sıkıntıların en büyük sorumlulularından biri Abd ise, diğeri de Saddam rejimidir, 90'lar öncesinde Irak ekonomisi çok daha iyi duırumdayken, Saddamın şovenistliği Irak halkını varlık içinde yokluk çekmeye mahkum eti malesef, Eğer Saddam şov yapacağına bir devlet adamı olarak dengeleri gözetseydi, Irak'tra serbest piyasanın kapıları açılabilir, Iraak halkının refah seviyesi yükselebilirdi.
Ama dediğim gibi devlet adamları ve onların oluşturduğu Tiranlıkların avukatı ben değilim, Hem devletten şikayet edip hem de kanseri iyileştirmek yerine vucuda kanser hücresi enjekte etmeyi tedavi yöntemi olarak gören sizsiniz, Ben değil.
[QUOTE=spartacus;364327]kapitalizm üzerine üretim ilişkileri temeklinde tahliller var. krizlerle ilgili sömürge, sefilleşme ve pazar ile sömürülenin aynılığı, üretim fazlası, artı değer, değer üretmeyen değer gibi. Marks bunları dile getirmiş, ben ise zamanında çok farklı bir tahlilden bahsettim.
1 ürün üretilmek için kapitalist piyasaya bir para bırakır. Bu emeğe karşı verdiği(ki sömürdüğü kesime) bir ücret, hammadde, enerji ve pazarlama gibi.
Şimdi bir ürün için piyasaya ürün başı 50 lira bıraktığını düşünelim. Nasıl yaptı, hammadde, maaş, pazarlama vs gideri. ürünü kaça satıyor 100.
Piyasada kaç lira var = 50
kaç lira istiyor = 100
100-50 = 50
Piyasada olmayan 50 lirayı istiyor. Bu durumda ülkenin bir havuzu vardır. devlet bu havuza masraflar, maaşlar, ödenekler gibi harcamalarla para bırakır(yani kapitalistlerin ürünlerinide alır). Bu havuz piyasanın talebi karşılama gücüdür. Bir ülke eğer kendi iç piyasasına üretmeye mahkum kalırsa sefilleşir çünkü üretim tarzı ve ilişkileri bir çok yönden çelişki barındırır. Bu çelişkiler ise sürekli sefilleşme olarak topluma yansır. Her 10 yıla yakın bir zaman da o havuz dediğimiz toplum krize girebilir. Çünkü ihtiyacı vardır alamıyordur ama insan ihtiyaçsızda yaşayamaz. Önce A,B,C,D gibi ihtiyaçları önem sırasına göre sıraya dizer, öyle bir an gelirki, B,C,D,E gibi ihtiyaçlarını A'ya feda eder. Sefillik başlar.
Bu sorunu aşmak için sistem başka ülkelere yönelir. Öncelikle hem üreticisi kendi toplumudur hemde alıcısı yine bu toplumdur, bu yaman bir çelişkidir. 50 verip 100 istenen bir toplum var ise, ürünleri başka ülke havuzlarına yönlendirerek eksiği kapamaya çalışır. Bu halde kendi ülkesi açısından dengeyi kurmuş olur, peki 100-50=50 gibi bir piyasa açığı olan sömürgeleştirilmiş ülkenin durumu ne olur? 100-75 = 25 olur, havuzdaki paralare durmadan kuş gibi uçar, yırtık büyür. Olası iç karışıklıklarda, sefaleti gırtlağına dayanmış halklarda açız demeye başlar, zaten emperyalist ve kapitalist politika bunları önceden öngörmüştür, sürekli hukuki, politik, askeri veya polisiye, veya toplumsal iç karışıklığa bağıl politik taraflara dayalı önlem alır. Zaten toplum önce sömürüldükleri şimdide ihtiyacı karşılayamaz, çeviremez hale geldikleri için tıkanmışlardır.
İşte emperyalist önlemlerde, çeşit çeşit yaptırımlarda o süreçlerde vazgeçilemez yöntemler haline gelir... (burada basit anlattım ama illa detaylı açıkla denirse, sırf şu tek bir olguyu daha detaylı ve anlaşılır izah edebilirim9).])
Ekonomi ilkokul müfredatındaki problemler gibi birşey değildir, Marxist literatür dışında da neler söylenmiş, hangi teoriler, Ekonomi modelleri uygulanmış vs araştırmanızı tavsiye ederim.
Mısır ayaklandı, Esad reform yapmaya kalktı, demek ki neymiş, halklar bilinçlenmedikçe hiç bir şey kazanamayacaklar ve dahi bu sömürü sistemleri çözümlenemeyecekmiş, sorun retorik sorunu değil, nesnel gerçekmiş, yaşanılan gerçeklermiş ve asıl retorik kapitalizm(bu bir ekonomik sistem!) iyidir ya işte bazı aç gözlüler var deme ezberiymiş. Bazı ülkelerde baskı ile susturmak mümkünse bazılarında değildir, önemli olan halkın ne istediğidir. karşılanabilir talepler ise fazla karışıklık çıkartılmadan ve baskı uygulamadan ama hali hazır sömürü dengesini de ve emperyalist ilişkileride bozmadan yapılmaya çalışılır. O yüzden Mısır'da ordu iktidara el koyup ilk "büyük devletlerle yapılan ilişkilerin iptal edilmeyip sürdürüleceğini söylemekle işe başlar! yani emperyalist ilişkiler zedelenmeyecek, senin aç gözlü dediklerin rahat bir nefes aldı!"
Ya gördüklerinizi yeterince gözlemleyemiyor yada iç bağıntıları kurabilecek yeterlikde kaynak eksiği yaşıyorsunuz. Hiç kimse - özelde piskolojik sorun yoksa- kimseyi durduk yere öldürmez, hiç bir toplum, hiç bir toplulukda birbirini durduk yere kırmaz, ya hakimiyet, ya iktidar, yada dediğini yaptırma anlayışı, temelinde ise envai çeşit çıkarlar vardır. bu gün hiç bir devlet ve dünya düzenide kapitalizmden ayrı ve bağımsız düşünülemez. Emperyalistlerin çok şeye gücü yeter, olanakları ileri düzeydedir lakin şu aç gözlü dediklerini hem kendisi yaratır hemde varlık koşullarını ne pahasına olursa olsun korumaya çalışır, çünkü ve özünde zaten onları yaratan sistemin kendisidir, bu bir sonuçtur, bir bomba ile 200.000 insanı ölüdren, 3-5 kişiye güç yetiremiyor olmasa gerek!!!. Şimdi sistem kendisini mi yok etsin? ne için, işte kişilerin aç gözlülüğü dendiği ama aslında zaten onları sistem ürettiği için mi? Bu anlamsız değil mi? Sistem onları tüketse kendisini tüketmiş olur, bu bir tavuğun yumurtalarını deşmesi gibi bir şey. Emepryalizmde yumurtaları koruyor, ve açgözlülere aktarılan kaynaklar için sömürgeleştirdiği ülkeler bir biçimde kan gölüne dönüyor, lamı cimi olmayan şey bundan ibaret. Sözde anti-emperyalist, milli direnişler diyelim hatta dönelim olmadığı halde sosyalist diyelim, şiddet etki-tepki bir yere kadar anlaşılabilir, ama kayanağında tüketilir, insan katlederek değil! Kim yapmış? Lanet olsun o yapana, ama şimdi sorun bitti mi?
Arabistan petrol Arap halkınındır dese ne olur? tahmin edebiliyorsanız, bu retoriği(!) zaten anlamaya başlamışsınız demektir. (önceki yazımda silah tekellerinin aylık kazancını örneklemiştim, şimdide petrol tekellerini düşünmek yeterlidir.)
Bir diktatör, Mısır halkının başından gitmiştir, Canı cehenneme, dilerim herşey Mısır halkının yararına olur, fakat, Bunu Sosyalizmle ilişlilendirmek kadar gülünç birşey yoktur, Ne devrim, Ne de halk isyanları sosyalizme has özellikler değildir,.
60-70'lerde Abd.deki ayaklanmalar, İrandaki muhalif hareket, Ortdoğudaki ayaklanmalar bunların hiçbiri Sosyalizm kaynaklı değildir.
"Suudi Arabistan petrol Arap halkınındır dese ne olur" demişsiniz, Herhalde Suudilerin sonu devrik İran şahı gibi olurdu, Ama Suudi Arabistan böyle birşey dese bile, O petrolü büyük olasılıkla ne çıkarabilecek ne de işleyebilecek teknolojiye sahipti.
Peki şimdi durum ne, Suudi Arabistan halkının refahı hiç de fena değil, ama o petrol biterse esas o zaman tembellikleri yüzünden görecekler anyayı-konyayı.
ben size birşey soriym o zaman, Kuveyt ve Birleşik Arab Emirliklerinde Dubai diğer Arap ülkelerine göre parasını daha iyi değerlendirdi, Şimdi Sizler bunun için parasını har vurup harman savurana karşı, diğerlerini mi suçlayacaksınız?
Peki sormazlarmı adama Agustos böceği bütün yaz Keman çalıp yan gelip yatarken karınca çalıştı karıncanın suçu ne diye?
Petrol demişken, Ganbia'lı yakın bir arkadaşım söylemişti, Almanlar Ganbia devlet başkanına teklifte bulunuyolar petrolü çıkaralım işleyelim diye, Tabi detayını bilmiyorum ama, kabuletmiyor gerizeka.
Halbuki Ganbia halkına sorsaydın emin ol, günde birkaç dolarla yoksulluk çekeceklerine ayda en azından 1-2000 dolar alıp Sizin deyiminizle (Sömürülmeyi) tercih ederlerdi.
Son Olarak; Bastırılmaya çalışıldığınız savı sizin hüsn-ü kuruntunuzdur, Burada Siz de, Diğer arkadaşlar da ben de kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz sadece.
TurkceRap
17-02-2011, 12:44
Çizelim ama bir konuyu açtığında örneğin kolombiya'nın ne zaman sömürgeleştirildiğini bilmen gerekir. kaldı ki Kolombiya ne kadar tarihsel ise, dünyada ki sömürgecilikde ve sömürgenlerin taktikleride o kadar tarihseldir. Abbasi ve Emevilerle bağı kelime değil, bütünseldir.)
Sizin için bir referans olurmu bilmem ama, ilk okul 4.den beri özel ilgi alanı olarak tarih araştırırım, bu yüzden, Sömürgecilikle ilgili (Kolombiya'nın sömürgeleştirilmesi de dahil olmak üzere) az-çok bilgi sahibi olduğumu düşünüyorum, ama konumuz ne sömürgecilik, Ne de kolombiya'nın ne zaman sömürgeleştirildiği, Konumuz Pol pot rejimi ve Kamboçya halkının yaşadığı trajedi.
Ama konu ile hiç alakası olmayan bir biçimde sloganik 2 satır sözü ve ana tema olarak şöyle dolambaçlı bir biçimde emperyalizm katliam yapmaz, kapitalizm sömürü sistemi değildir demeyi, söylenecek her şey olarak görebildin. Amacın neydi peki, bunu mu duymakdı?)
Ben bu forumda yatıp kalkmıyorum, işim-gücüm var, Sorumluluklarım var, Aksi olsaydı sizin gibi kom olurdum.
Hiç bir devlet yoktur ki, sistem tarafından belirlenmemiş olsun. Hiç bir toplumsal yapı yoktur ki, sistem tarafından belirlenmemiş.
savaş istemle değil, zorunlulukla ilgilidir ve son seçenektir. Amerika müdahale etmese sistem işlemeyecektir. Kimse göz göre göre sömürge olmayı kabul etmeyecektir. Zaten Abbasi ve Emeviler ifadelerinin tarihsel vurgusu ve altındaki olguları eften, püften gördüğün içindir ki, o savaşların gerekliliği ve nedenlerini anlamamızı zorlaştırmak istiyorsun. Ekonomik Sistem demek devlet ve iktidar yapısı demek değildir, bakılacak yer üretim tarzı ve ilişkileridir, kurumların güzelliği veya çirkinliği değil!
zaten sistem dediğimiz şey buna deniyor, kapitalizm bir sömürü sistemidir, aç gözlü olmak gibi bir ölçütü yok, aç gözlülüğü ölçütünü dahi belirleyemezsiniz, bu ne size ne bana kalır, ayda 600 milyon dolarda paradır, 6 milyon dolarda, 6 bin dolarda. 3 işletme sahibi olmakda bir şeydir, 300 işletme sahibi olmakda, buna kişisel bir ölçüt koyamazsınız. Bu ana kadar sizler tarafından yazılanlar bir neden değil bir sonuçtur, nedenleri yazanlar ise bir şekilde bastırılmaya çalışılıyor, perdenin altında zaten o nedenler ve onları yaratan sistem yatıyor oysa. İster başlığı açışın olsun -ki yaşananları bilmemiz ve lanetlememiz açısından önemli- isterse devamında sonuçlar üzerinden yeni dünya düzenleri kuruyor oluşun olsun, önemli olan nedenleri, alt planda neyin yattığına inebilmektir. Dünyada devletler savaşacak, insanlar sömürülecek ama bunu kişiler düzeyinde bir tek siz göreceksiniz, 300 yıllık devletler, bağıl sistemlerini göremeyecek? Ve dönüp işi psikolojik rahatsızlığı olan insanlardan kaynaklıdır gibi muamma bir tahlile dayandırabileceksin.)
Eğer siz olan her toplumsal olayı gizli ellerin yaptığına inanıyorsanız bu ayrı bir tartışmanın konusudur, Tabi Elitist Tiranların varlığına bir itirazım olmasa da, Toplumsal olayların tümü sizin sistem dediğiniz şeye dayandırılamaz, bunda htoplumların eğilimleri de etkilidir, Sizin örnek verdiğiniz Yasemin devrimi Sosyalist jargonun tekeline alınamayacağı gibi Benim bu söylediğime dayanak oluşturabilir ancak.
Savaşların da zevk için ya da istekle olduğunu söylemedim, bunun da dediğim gibi silah tekeli, Devletlerin kirli oyunları, Sosyolojik faktörler gibi bir sürü sebebi vardır.
Ayrıca, Benim için bir iş adamının 3 ya da 300 işletme sahibi olması sorun oluşturmuyor, insanların sahip olduklarına kıskançlık ve düşmanlıkla bakan bir ideolojinin at gözlüklerini takanlara has bir özellik bu, Ben zaten Serbest piyasayı savunuyorum.
Benim silah tüccarları ile ilgili kullandığım "Aç gözlü" terimi insanların öldürülmesine karşı verdiğim insanca bir tepkidir, yoksa kimsenin servetini hesaplamak ne bana ne size düşer.
Irakla ilgili söyledikleriniz doğru değil, Irak'taki Baaz partisi ve dolayısıyla Saddam Hüseyin yönetiminin Amerikayla bir sorunu yoktu, ta ki, Irak ordusu Kuveyt'i işgal edene kadar.
Sizin sömürü edebiyatınızdan konuyu sıyarabilirsek, Irak halkının yaşadığı sıkıntıların en büyük sorumlulularından biri Abd ise, diğeri de Saddam rejimidir, 90'lar öncesinde Irak ekonomisi çok daha iyi duırumdayken, Saddamın şovenistliği Irak halkını varlık içinde yokluk çekmeye mahkum eti malesef, Eğer Saddam şov yapacağına bir devlet adamı olarak dengeleri gözetseydi, Irak'tra serbest piyasanın kapıları açılabilir, Iraak halkının refah seviyesi yükselebilirdi.
Ama dediğim gibi devlet adamları ve onların oluşturduğu Tiranlıkların avukatı ben değilim, Hem devletten şikayet edip hem de kanseri iyileştirmek yerine vucuda kanser hücresi enjekte etmeyi tedavi yöntemi olarak gören sizsiniz, Ben değil.
[QUOTE=spartacus;364327]kapitalizm üzerine üretim ilişkileri temeklinde tahliller var. krizlerle ilgili sömürge, sefilleşme ve pazar ile sömürülenin aynılığı, üretim fazlası, artı değer, değer üretmeyen değer gibi. Marks bunları dile getirmiş, ben ise zamanında çok farklı bir tahlilden bahsettim.
1 ürün üretilmek için kapitalist piyasaya bir para bırakır. Bu emeğe karşı verdiği(ki sömürdüğü kesime) bir ücret, hammadde, enerji ve pazarlama gibi.
Şimdi bir ürün için piyasaya ürün başı 50 lira bıraktığını düşünelim. Nasıl yaptı, hammadde, maaş, pazarlama vs gideri. ürünü kaça satıyor 100.
Piyasada kaç lira var = 50
kaç lira istiyor = 100
100-50 = 50
Piyasada olmayan 50 lirayı istiyor. Bu durumda ülkenin bir havuzu vardır. devlet bu havuza masraflar, maaşlar, ödenekler gibi harcamalarla para bırakır(yani kapitalistlerin ürünlerinide alır). Bu havuz piyasanın talebi karşılama gücüdür. Bir ülke eğer kendi iç piyasasına üretmeye mahkum kalırsa sefilleşir çünkü üretim tarzı ve ilişkileri bir çok yönden çelişki barındırır. Bu çelişkiler ise sürekli sefilleşme olarak topluma yansır. Her 10 yıla yakın bir zaman da o havuz dediğimiz toplum krize girebilir. Çünkü ihtiyacı vardır alamıyordur ama insan ihtiyaçsızda yaşayamaz. Önce A,B,C,D gibi ihtiyaçları önem sırasına göre sıraya dizer, öyle bir an gelirki, B,C,D,E gibi ihtiyaçlarını A'ya feda eder. Sefillik başlar.
Bu sorunu aşmak için sistem başka ülkelere yönelir. Öncelikle hem üreticisi kendi toplumudur hemde alıcısı yine bu toplumdur, bu yaman bir çelişkidir. 50 verip 100 istenen bir toplum var ise, ürünleri başka ülke havuzlarına yönlendirerek eksiği kapamaya çalışır. Bu halde kendi ülkesi açısından dengeyi kurmuş olur, peki 100-50=50 gibi bir piyasa açığı olan sömürgeleştirilmiş ülkenin durumu ne olur? 100-75 = 25 olur, havuzdaki paralare durmadan kuş gibi uçar, yırtık büyür. Olası iç karışıklıklarda, sefaleti gırtlağına dayanmış halklarda açız demeye başlar, zaten emperyalist ve kapitalist politika bunları önceden öngörmüştür, sürekli hukuki, politik, askeri veya polisiye, veya toplumsal iç karışıklığa bağıl politik taraflara dayalı önlem alır. Zaten toplum önce sömürüldükleri şimdide ihtiyacı karşılayamaz, çeviremez hale geldikleri için tıkanmışlardır.
İşte emperyalist önlemlerde, çeşit çeşit yaptırımlarda o süreçlerde vazgeçilemez yöntemler haline gelir... (burada basit anlattım ama illa detaylı açıkla denirse, sırf şu tek bir olguyu daha detaylı ve anlaşılır izah edebilirim).])
Ekonomi ilkokul müfredatındaki problemler gibi birşey değildir, Marxist literatür dışında da neler söylenmiş, hangi teoriler, Ekonomi modelleri uygulanmış vs araştırmanızı tavsiye ederim.
Mısır ayaklandı, Esad reform yapmaya kalktı, demek ki neymiş, halklar bilinçlenmedikçe hiç bir şey kazanamayacaklar ve dahi bu sömürü sistemleri çözümlenemeyecekmiş, sorun retorik sorunu değil, nesnel gerçekmiş, yaşanılan gerçeklermiş ve asıl retorik kapitalizm(bu bir ekonomik sistem!) iyidir ya işte bazı aç gözlüler var deme ezberiymiş. Bazı ülkelerde baskı ile susturmak mümkünse bazılarında değildir, önemli olan halkın ne istediğidir. karşılanabilir talepler ise fazla karışıklık çıkartılmadan ve baskı uygulamadan ama hali hazır sömürü dengesini de ve emperyalist ilişkileride bozmadan yapılmaya çalışılır. O yüzden Mısır'da ordu iktidara el koyup ilk "büyük devletlerle yapılan ilişkilerin iptal edilmeyip sürdürüleceğini söylemekle işe başlar! yani emperyalist ilişkiler zedelenmeyecek, senin aç gözlü dediklerin rahat bir nefes aldı!"
Ya gördüklerinizi yeterince gözlemleyemiyor yada iç bağıntıları kurabilecek yeterlikde kaynak eksiği yaşıyorsunuz. Hiç kimse - özelde piskolojik sorun yoksa- kimseyi durduk yere öldürmez, hiç bir toplum, hiç bir toplulukda birbirini durduk yere kırmaz, ya hakimiyet, ya iktidar, yada dediğini yaptırma anlayışı, temelinde ise envai çeşit çıkarlar vardır. bu gün hiç bir devlet ve dünya düzenide kapitalizmden ayrı ve bağımsız düşünülemez. Emperyalistlerin çok şeye gücü yeter, olanakları ileri düzeydedir lakin şu aç gözlü dediklerini hem kendisi yaratır hemde varlık koşullarını ne pahasına olursa olsun korumaya çalışır, çünkü ve özünde zaten onları yaratan sistemin kendisidir, bu bir sonuçtur, bir bomba ile 200.000 insanı ölüdren, 3-5 kişiye güç yetiremiyor olmasa gerek!!!. Şimdi sistem kendisini mi yok etsin? ne için, işte kişilerin aç gözlülüğü dendiği ama aslında zaten onları sistem ürettiği için mi? Bu anlamsız değil mi? Sistem onları tüketse kendisini tüketmiş olur, bu bir tavuğun yumurtalarını deşmesi gibi bir şey. Emepryalizmde yumurtaları koruyor, ve açgözlülere aktarılan kaynaklar için sömürgeleştirdiği ülkeler bir biçimde kan gölüne dönüyor, lamı cimi olmayan şey bundan ibaret. Sözde anti-emperyalist, milli direnişler diyelim hatta dönelim olmadığı halde sosyalist diyelim, şiddet etki-tepki bir yere kadar anlaşılabilir, ama kayanağında tüketilir, insan katlederek değil! Kim yapmış? Lanet olsun o yapana, ama şimdi sorun bitti mi?
Arabistan petrol Arap halkınındır dese ne olur? tahmin edebiliyorsanız, bu retoriği(!) zaten anlamaya başlamışsınız demektir. (önceki yazımda silah tekellerinin aylık kazancını örneklemiştim, şimdide petrol tekellerini düşünmek yeterlidir.)
Bir diktatör Mısır halkının başından gitmiştir, Canı cehenneme, dilerim herşey Mısır halkının yararına olur, fakat, Bunu Sosyalizmle ilişlilendirmek kadar gülünç birşey yoktur, Ne devrim, Ne de halk isyanları sosyalizme has özellikler değildir,.
60-70'lerde Abd.deki ayaklanmalar, İrandaki muhalif hareket, Ortdoğudaki ayaklanmalar bunların hiçbiri Sosyalizm kaynaklı değildir.
"Suudi Arabistan petrol Arap halkınındır dese ne olur" demişsiniz, Herhalde Suudilerin sonu devrik İran şahı gibi olurdu, Ama Suudi Arabistan böyle birşey dese bile, O petrolü büyük olasılıkla ne çıkarabilecek ne de işleyebilecek teknolojiye sahipti.
Peki şimdi durum ne, Suudi Arabistan halkının refahı hiç de fena değil, ama o petrol biterse esas o zaman tembellikleri yüzünden görecekler anyayı-konyayı.
ben size birşey soriym o zaman, Kuveyt ve Birleşik Arab Emirliklerinde Dubai diğer Arap ülkelerine göre parasını daha iyi değerlendirdi, Şimdi Sizler bunun için parasını har vurup harman savurana karşı, diğerlerini mi suçlayacaksınız?
Peki sormazlarmı adama Agustos böceği bütün yaz Keman çalıp yan gelip yatarken karınca çalıştı karıncanın suçu ne diye?
Petrol demişken, Ganbia'lı yakın bir arkadaşım söylemişti, Almanlar Ganbia devlet başkanına teklifte bulunuyolar petrolü çıkaralım işleyelim diye, Tabi detayını bilmiyorum ama, kabuletmiyor gerizeka.
Halbuki Ganbia halkına sorsaydın emin ol, günde birkaç dolarla yoksulluk çekeceklerine ayda en azından 1-2000 dolar alıp Sizin deyiminizle (Sömürülmeyi) tercih ederlerdi.
Son Olarak; Bastırılmaya çalışıldığınız savı sizin hüsn-ü kuruntunuzdur, Burada Siz de, Diğer arkadaşlar da ben de kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz sadece.
ahura mazda
19-02-2011, 21:59
Eğer siz olan her toplumsal olayı gizli ellerin yaptığına inanıyorsanız bu ayrı bir tartışmanın konusudur, Tabi Elitist Tiranların varlığına bir itirazım olmasa da, Toplumsal olayların tümü sizin sistem dediğiniz şeye dayandırılamaz, bunda htoplumların eğilimleri de etkilidir, Sizin örnek verdiğiniz Yasemin devrimi Sosyalist jargonun tekeline alınamayacağı gibi Benim bu söylediğime dayanak oluşturabilir ancak.
Savaşların da zevk için ya da istekle olduğunu söylemedim, bunun da dediğim gibi silah tekeli, Devletlerin kirli oyunları, Sosyolojik faktörler gibi bir sürü sebebi vardır.
Ayrıca, Benim için bir iş adamının 3 ya da 300 işletme sahibi olması sorun oluşturmuyor, insanların sahip olduklarına kıskançlık ve düşmanlıkla bakan bir ideolojinin at gözlüklerini takanlara has bir özellik bu, Ben zaten Serbest piyasayı savunuyorum.
Benim silah tüccarları ile ilgili kullandığım "Aç gözlü" terimi insanların öldürülmesine karşı verdiğim insanca bir tepkidir, yoksa kimsenin servetini hesaplamak ne bana ne size düşer.
Toplumların eğilimini hangi faktörler belirliyor acaba hiç düşündünüz mü ? Medyanın,reklamların,propagandaların ne kadar etkisi var toplum üzerinde yapılan araştırmaları hiç okudunuz mu ? Bir bilginiz olduğunu sanmıyorum ama küresel dev şirketlerin dünya hareketlerine yön verdiğini görmemek körlük olur.(ki kaynaklar kimin elindeyse siyasi ve ekonomik olaylara da o yön verir dünya tarihi bu kısır olgu içinde geçer zaten)
Pek bir savaş yoktur ki sosyolojik sebeplerden oluşsun,tüm savaşların altın anahtarı ekonomidir.Hangi savaşı ele alırsanız alın ekonomi yüzdesi her zaman baskın çıkar.Hali ile Kapitalizmin çözüm getirmeyen ve devamlı sömürmeye endeksli modeli de tarihin tozlu sayfalarına karışacaktır.Bildiğiniz gibi büyüyen her şirket monopol olmaya çalışır ki bu yüzden her ne kadar Laissez faire ve Adam Smith'in görünmez el teorisi şirketler tarafından pek sevilse de bunun buhran getirdiğini görmüşler ve zaman zaman keynes'in teorisine geri dönmek zorunda kalmışlardır.(misal Barack Obama)
Yani Kapitalist sistem aslında bir yamalı bohça gibi devamlı kayıp veriyor ve yeni teorilerle takviye bulmak zorunda kalıyor ne hikmetse bu teorilerde hep devlet endeksli ekonomik yaptırımlardan geçiyor.
"Suudi Arabistan petrol Arap halkınındır dese ne olur" demişsiniz, Herhalde Suudilerin sonu devrik İran şahı gibi olurdu, Ama Suudi Arabistan böyle birşey dese bile, O petrolü büyük olasılıkla ne çıkarabilecek ne de işleyebilecek teknolojiye sahipti.
Peki şimdi durum ne, Suudi Arabistan halkının refahı hiç de fena değil, ama o petrol biterse esas o zaman tembellikleri yüzünden görecekler anyayı-konyayı.
ben size birşey soriym o zaman, Kuveyt ve Birleşik Arab Emirliklerinde Dubai diğer Arap ülkelerine göre parasını daha iyi değerlendirdi, Şimdi Sizler bunun için parasını har vurup harman savurana karşı, diğerlerini mi suçlayacaksınız?
Peki sormazlarmı adama Agustos böceği bütün yaz Keman çalıp yan gelip yatarken karınca çalıştı karıncanın suçu ne diye?
Suudi Arabistan'ın refah düzeyi öyle ahım şahım değil,halk refah havuzuna dahil değil maalesef ARAMCO adlı tüm petrolü çıkaran şirketin tüm hisseleri Suudi ailesine aittir.
diğer tüm ülkelerde de rejim monarşidir hali ile burada über alles yatırım süper fırsatlar diye bahsetmek imkansız.Ancak kuvvetli kabileler ve o kabileleri oluşturan bireyler refah içindeler diğerleri teneke mahallelerde maalesef sürünüyorlar.
Sosyalizm,zenginliği kıskanmakla ortaya çıkan bir rejim ve sistem değildir zaten rejimler ve sistemler böyle düz mantık ve bireyin duygusu ile ortaya çıkmaz.Yani birileri sırçalı köşklerde iktidar değneğini sallıyor diğerleri ise fakir bir ailenin bir bireyi olarak teneke mahallesinde doğuyor ve bu adaletsiz sistemi değiştirme isteği kıskançlık oluyor.Yanlış bir yargı,yanlış bir sonuç insan eli ile değiştirilebilir bir denge varken terazinin ağır kefesini savunmak benim gözümde düpedüz aptallıktır.
Günümüzde de bunu en iyi şekilde görüyoruz,küresel bir köy haline gelen dünyamızın kaynakları tükenme noktasına yaklaşıyor.
Ayrıca yapılan yanlışlar geri dönülmez olaylara sebep oluyor ve bu yanlışların önüne geçilemiyor.Sizin deyiminiz ile yararlı sistem kapitalizm ve onun iskeletlerini oluşturan şirketler "more profit more profit" diye diye dünyanın içini oymaktalar.
Bildiğimiz gibi Sermayenin toplandığı merkezler zenginleşiyor e hali ile halk bilinçleniyor ve çevre koruma kanunları gibi bazı reform hareketleri yapıyorlar ancak şirketler bu sefer atıkları varsa sömürülen noktaları adeta birer çöplük gibi kullanmaya başlıyorlar.(ki türkiye de bile nükleer atıklar nereye atılacak tartışmasında bir siyasimiz afrikaya göndeririz diyerek kapitalizmin güzelliğini dile getirmişti)
Hal ile sömürülen alanın temel kaynağı da bitince geriye devasa bir çöplük ve geçim kaynağı olmayan bir ülke kalıyor.
Onun dışında verdiğin örnek "Gambiya" bir İngiltere sömürgesidir ve ingiliz milletler Cemiyeti üyesidir.Ayrıca "Gambiya" da Piyasa ekonomisi var ne tuhaf değil mi ?
TurkceRap
21-02-2011, 14:20
Toplumların eğilimini hangi faktörler belirliyor acaba hiç düşündünüz mü ? Medyanın,reklamların,propagandaların ne kadar etkisi var toplum üzerinde yapılan araştırmaları hiç okudunuz mu ? Bir bilginiz olduğunu sanmıyorum ama küresel dev şirketlerin dünya hareketlerine yön verdiğini görmemek körlük olur.(ki kaynaklar kimin elindeyse siyasi ve ekonomik olaylara da o yön verir dünya tarihi bu kısır olgu içinde geçer zaten)</p>
<p> </p>
<p>Pek bir savaş yoktur ki sosyolojik sebeplerden oluşsun,tüm savaşların altın anahtarı ekonomidir.Hangi savaşı ele alırsanız alın ekonomi yüzdesi her zaman baskın çıkar.Hali ile Kapitalizmin çözüm getirmeyen ve devamlı sömürmeye endeksli modeli de tarihin tozlu sayfalarına karışacaktır.Bildiğiniz gibi büyüyen her şirket monopol olmaya çalışır ki bu yüzden her ne kadar Laissez faire ve Adam Smith'in görünmez el teorisi şirketler tarafından pek sevilse de bunun buhran getirdiğini görmüşler ve zaman zaman keynes'in teorisine geri dönmek zorunda kalmışlardır.(misal Barack Obama)</p>
<p> </p>
<p>Yani Kapitalist sistem aslında bir yamalı bohça gibi devamlı kayıp veriyor ve yeni teorilerle takviye bulmak zorunda kalıyor ne hikmetse bu teorilerde hep devlet endeksli ekonomik yaptırımlardan geçiyor.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </P>
Sizi Kaddafi'yle benzer çizgide gördüm nedense, O da Dış güçler, Siyonizme hizmet edenler vs, kendi yanlışlarını görmek yerine, bir yığın komplo teorisi üretti.
Propagandalar, Medya vs hepsi tamam, Peki Son 20 yıldır, devrilen Sosyalist diktatörlükler, Ortadoğudaki değişimlerde o rejimlerin Birer sansür ve baskı rejimi olmalarının hiç mi payı yok?
Ayrıca, Ekonomik yapıların kendini yenilemesini "yamalı bohça" olarak algılamak, sığ bir bakış açısının göstergesidir, Dünya değişiyor, Elbeteki buna paralel olarak çeşitli Ekonmik sistemlerin ve yeni farklı teorileri denenmesinden daha doğal birşey olamaz.
Devlet hiçbir zaman piyasayı tamamen doğal haline bırakmamıştır ki, piyasada kısmen devlet müdahalesinden söz edilebilsin.
Abd ile ilgili örneğinize gelecek olursak, Biraz daha devam ederlerse, Bu Abd.nin sonu olacak, Çünkü, Amerikada şu an çok ciddi bazı sorunlar var, Bunun kaynağı ise, Kapitalizm değil, Özellikle federal hükümetle ilgili sorunlar.
(Abd.de sizin söylediğinize yakın bir keynesyen yapı tam olarak uygulanamayacak olsa da), Vietnam'da da tam tersi Serbest piyasaya yönelik açılım var ve Vietnam son on yılda gözle görülür bir büyüme kaydetti, Çin, Hindistan ve diğer güneydoğu Asya ülkelerinden ise bahsetme gereği duymuyorum bile, çünkü bu konuda daha sonra ayrıca kkonu açmayı düşünüyorum.
<p>Suudi Arabistan'ın refah düzeyi öyle ahım şahım değil,halk refah havuzuna dahil değil maalesef ARAMCO adlı tüm petrolü çıkaran şirketin tüm hisseleri Suudi ailesine aittir.</p>
<p>diğer tüm ülkelerde de rejim monarşidir hali ile burada über alles yatırım süper fırsatlar diye bahsetmek imkansız.Ancak kuvvetli kabileler ve o kabileleri oluşturan bireyler refah içindeler diğerleri teneke mahallelerde maalesef sürünüyorlar.</p>
<p> </p>
Suudi Arabistan halkının göreceli olarak refahının Ganbia halkından daha iyi olması başka, Suudiî Kralı ve ailesinin oluşturduğu Tiranlık başka birşey.
<p> </p>
<p>Sosyalizm,zenginliği kıskanmakla ortaya çıkan bir rejim ve sistem değildir zaten rejimler ve sistemler böyle düz mantık ve bireyin duygusu ile ortaya çıkmaz.Yani birileri sırçalı köşklerde iktidar değneğini sallıyor diğerleri ise fakir bir ailenin bir bireyi olarak teneke mahallesinde doğuyor ve bu adaletsiz sistemi değiştirme isteği kıskançlık oluyor.Yanlış bir yargı,yanlış bir sonuç insan eli ile değiştirilebilir bir denge varken terazinin ağır kefesini savunmak benim gözümde düpedüz aptallıktır.</p>
<p> </p>
Benim gözümde de hayatını nasıl yönlendireceğini ve Mülkün tasarufunu devletin insafına bırakıp, Devlet kademelerindeki elitist tiranların kölesi olmak aptallıktır, Hangisinin daha aptalca olduğunun yargısını isterseniz kişilere bırakalım.
<p>Onun dışında verdiğin örnek "Gambiya" bir İngiltere sömürgesidir ve ingiliz milletler Cemiyeti üyesidir.Ayrıca "Gambiya" da Piyasa ekonomisi var ne tuhaf değil mi ?
Eski ingiltere sömürgesi demek istediniz herhalde, Hayır bence tuhaf değil, En azından sizin Ganbia'nın veya herhangibir Afrika ülkesinin durumunu serbest piyasaya dayandırmanız kadar tuhaf değil.
Eğer Eski ingiliz sömürgesi Hindistan büyüme eğilimi gösterirken, Aynı şey Yine Eski bir ingiliz sömürgesi olan Ganbia için söz konusu değilse, burada üzerinde düşünülmesi gereken daha farklı konular olduğunu düşünüyorum.
Son olarak; sürekli bizim savunmadığımız şeyler üzerinden tartışmayı sürdürme ısrarından sıkıldığımı üzülerek belirtmek zorundayım, Tartışma önce karşınızdakinin neyi savunup savunmadığını bilmekle başlar ki, karşılıklı savlarımızı sunabilelim.
Saygıyla.
Bu başlıkta tam sevdiğim konular tartışılmış ama tartışmaları kaçırdım; ufaktan konuya dahil olasım var. :)
Yani Kapitalist sistem aslında bir yamalı bohça gibi devamlı kayıp veriyor ve yeni teorilerle takviye bulmak zorunda kalıyor ne hikmetse bu teorilerde hep devlet endeksli ekonomik yaptırımlardan geçiyor.
Bu söylediğinde hata var sevgili ahura mazda; 'takviye' diye adlandırdığın yeni teoriler hep devlet eksenli/Keynesci yaptırımlardan geçmiyor, örneğin 70lere gelindiğinde pek çok ülke bu politikalar nedeniyle stagflasyon yaşıyordu, çözümü de özellikle 80'lerde yükselen monetarizm tarzı serbest piyasa ağırlıklı politikalarda buldular. Reaganomics, Thatcherism vb. olaylardan illa haberin vardır, bu konulara ilgin var gibi.
En iyi çözüm A'dır ya da B'diri tartışmıyorum, onun altını çizmek istiyorum; söylemek istediğim gelişmelerin tek yönde değil, farklı yönlerde de olabildiği. Çeşitli modeller (ihracat tabanlı gelişme modelleri ile ithal ikamesi modellerini düşünelim mesela) çeşitli dönemlerde deneniyor, bazıları tutuyor, diğerleri tutmuyor, başarılı olan modeller başka ülkelerce de benimseniyor vs. vs. Bir nevi yapay seçilim var bu konuda, başarısız olan eleniyor.