Tesadüfen Belgesel tarzında bir programa denk geldim, Program Kamboçyada Khmer Rouge diye de bilinen ( Kızıl Khmer'ler tarafından gerçekleştirilen soykırım ve Bu rejim döneminde ki olaylarla ilgiliydi.
Bana bu yazıyı yazmayı düşünmdürense, O dönemin kurbanlarından birinin yürek burkan göz yaşları oldu.
Aslında ne çok tv izleyen biriyim, ne de izlediklerinden etkilenen biri.
Ama o adamın gözyaşlarına taş olsa dile gelirdi.
Kızıl Khmer'lerden biraz bahsetmek gerekirse, Kamboçya komünist partisi, 1975'den 1979'da Vietnam işgaline kadar ülkeyi yönetti.
Bu 4 yıl Kamboçya halkı için uyanıkken gördükleri birer kabustan farksız oldu.
Okullar, Hastahaneler, Finans merkezleri, Bankalar kapatıldı, Kitaplar yakıldı, Öğretmenler, Avukatlar, Entellektüel kesimden birçok insan öldürüldü, Her türlü iletişim imkanı kesildi.
Kızıl Khmer'lerin Modern tıp ve ilaçları reddetmesi sebebiyle, Tedavi edilmesi mümkün olan birçok hastalıktan ölenler oldu.
pol pot rejimi, Kamboçya toplumunu tümden tarım toplumu haline getirmeyi amaçlıyordu, Bu sebeple, Başkent Phnom penh'in düşmesinin ardından birçok insan kentlerden göç ederek tarlalarda çalışmaya zorlandı, direnenler vuruldu.
Kızıl Khmer'ler ve karıştıkları insanlık suçlarıyla ilgili detaylı bilgiye şu Wikipedia sayfasından ulaşılabilir:
Yazının başında bahsettiğimiz Kahramanımız Chun mei, Doğru yazılışını bilmiyorum, Chun Mei ya da Chun mai olabilir.
Phnom Penh'de tamircilikle geçimini sağlarken, Komünist Pol Pot rejiminin zorlamasıyla ailesiyle birlikte kentten göç edip tarlalarda çalışmaya zorlananların arasında...
Bir zaman sonra rejimin paranoyaklığı öyle bir hal alıyor ki, insanlar tutuklanıp işkence edilmeye, öldürülmeye başlıyor, ailelerinden ayrılıp alınıp götürülüyor.
Chun mai'de birgün tarlada çalışırken, Araçları tamir edeceği söylenerek alıp götürülüyır.
Getirildikleri yerde kelepçeleniyor, kendisi gibi birçok mahkum hücrelerinde elleri ve ayakları bağlı bir şekilde sorgulanıyor.
Adamın söylediğine göre onları bir yere topluyorlar, ilk önce kimin yabancı otoritelere yakınlığı olup olmadığı dürüstce söylemesi isteniyor, CIA. ile alakası olup olmadığı soruluyor.
bir ilgisi olmadığını söyleyince sopayla vurulmaya başlıyor.
Tabi bundan sonraki günlerde kendisi ve birçok mahkum sayısız işkence yöntemiyle tanışıyor.
Kendisinin de buluınduğu S21 hapishanesindeki 15000 tutukludan sadece 12 kişi sağ kaldı.
Vietnam'ın Kamboçyayı işgali ile Hapishanedeki mahkumlar özgürlüklerine kabuşabildi (Tabi buna özgürlük denilebilirse).
Chun mei Serbest kalır kalmaz, Eşini ve çocuklarını aramaya koyuluyor, Mucize eeseri onları buluyor, fakat, trajik bir şekilde eşi kucağında bebeğiyle birlikte kurşunlara hedef olarak hayatını kaybediyor.
1997'de Birleşmiş milletler gözetiminde başlatılan uluslararası mahkemede Chum mai'de tanıklar arasında.
Mahkemede ailelerini/sevdiklerini kaybeden, aileleri ve kendileri işkence görün kurbanlar dinlendi.
Chum Mei'in Kendisinin de karelerde yer aldığı mahkeme ile ilgili video:
Devrik rejim'in yöneticileri 1.7 milyon insanın ölümünden ve birçok insanlık suçundan sorumlu tutuluyor.
Kamboçya Komünist partisinin bazı üyeleri hale hazırda hapis cezasıyla cezalandırıldı.
Bir grup hastalıklı mantaliteye sahip insanlıktan çıkmış yüzünden hiç haketmediği acıları yaşamış bu Asya halkı ise, 1993 itibariyle bir nebze politik stabiliteye kavuştu ve ancak rahat nefes alabildi.
Buradaki bazı sosyalist görüşlü arkadaşlar Aslında Pol pot falanca Sosyalist teoriyi uygulamıştı, ama filanca Sosyalist marka daha kaliteli gibi anlamsız bir açıklamayla gelebilirler.
Bununla beraber,bu kadar çok farklı ülkede bu kadar felaket yaşatmış bir ideolojinin doğasında da eksik birşeyler olabileceğini düşünmek gerekmezmi?
o zaman Sıradaki parçalar bu arkadaşlarımıza gelsin
Saygı, Sevgi.
Konu AerA tarafından (10-02-2011 Saat 23:43 ) değiştirilmiştir.
Sebep: Gönderilmiş olan 2 mesajdan biri yazarın isteği üzerine kaldırılmıştır.
Buradaki bazı sosyalist görüşlü arkadaşlar Aslında Pol pot falanca Sosyalist teoriyi uygulamıştı, ama filanca Sosyalist marka daha kaliteli gibi anlamsız bir açıklamayla gelebilirler.
Bununla beraber,bu kadar çok farklı ülkede bu kadar felaket yaşatmış bir ideolojinin doğasında da eksik birşeyler olabileceğini düşünmek gerekmezmi?
İnsanlığın tarih boyunca ve günümüzde çektiği onca acı varken Turkcerap'in Kamboçya'ya değinmesindeki asıl amaç yukarıda alıntıladığım kısımda kendini gösteriyor. Tek amaç, bir vesileyle komünizme çamur atmak, kötü göstermek. Yoksa insanlık, işkence, Kamboçya halkı v.s. arkadaşın zerre kadar umurunda değil. Öyle olsa, en azından Kamboçya'nın yanı başındaki sosyalist Vietnam'da kapitalist ABD'nin nasıl acılara sebep olduğunu düşünürdü.
Bu ideolojinin ''doğasındaki eksik şeyler'' nelermiş, buyur anlat. Zira şu an gözümde, ''Komünizmin sebep olduğu acıların sebebi onun dinsiz felsefesidir'' diyen bir dinciden farkın yok. Buyur, mülkiyetin toplumsallaşmasının neden illa katliam gerektirdiğini açıkla bize.
Kapitalizmin liberal, milliyetçi, faşist, dinci v.b. türleri olduğu gibi sosyalizmin de türleri vardır. Üstelik tarih, farklı türde sosyalizmleri savunanların birbirini yediği örneklerle doludur. Hal böyleyken her tür sosyalist ve sosyalist olduğunu iddia eden düşünceyi aynı sepete koyup, yapılan iyi şeyleri tümden gözardı ederek, birinin yaptığı kötülükten hareketle hepsini karalamak ancak senin gibilere yakışır.
Faşizm de özel mülkiyeti, piyasayı savunan bir sistem. Kapitalizmin bir biçimi. Şimdi bundan hareketle faşizmin tüm suçlarından liberalleri de sorumlu tutsak ve sonra da senin gibi, ''Buradaki bazı kapitalist görüşlü arkadaşlar Aslında Mussolini falanca kapitalist teoriyi uygulamıştı, ama filanca kapitalist marka daha kaliteli gibi anlamsız bir açıklamayla gelebilirler.'' desek ne düşünürdün?
Ne halde, hangi seviyede olduğunuzu fark edememeniz çok üzücü.
Kapitalizmin liberal, milliyetçi, faşist, dinci v.b. türleri olduğu gibi sosyalizmin de türleri vardır. Üstelik tarih, farklı türde sosyalizmleri savunanların birbirini yediği örneklerle doludur. Hal böyleyken her tür sosyalist ve sosyalist olduğunu iddia eden düşünceyi aynı sepete koyup, yapılan iyi şeyleri tümden gözardı ederek, birinin yaptığı kötülükten hareketle hepsini karalamak ancak senin gibilere yakışır.
Faşizm de özel mülkiyeti, piyasayı savunan bir sistem. Kapitalizmin bir biçimi. Şimdi bundan hareketle faşizmin tüm suçlarından liberalleri de sorumlu tutsak ve sonra da senin gibi, ''Buradaki bazı kapitalist görüşlü arkadaşlar Aslında Mussolini falanca kapitalist teoriyi uygulamıştı, ama filanca kapitalist marka daha kaliteli gibi anlamsız bir açıklamayla gelebilirler.'' desek ne düşünürdün?
Yahu sen kimi kandırıyorsun arkadaşım?.. Bugün ideolojiler özel mülkiyeti kabul edenler ile reddedenler diye ayrılmıyor.. Kapitalist ve Sosyalist ideolojiler diye bir ayrım yok.. Bunu ancak konunun sadece 'özel mülkiyet'te yattığını iddia eden kendini bilmezler söyler.
Bugünkü politik pozisyonlar 'Bireysel ve Ekonomik Özgürlüklere' ne kadar yer verildiği konusunda ayrışıyorlar.. Dolayısıyla Nasyonal Sosyalizm (Faşizm) ile Sovyet Sosyalizm'i arasında çok küçük farklılıklar kalıyor.. Her ikisi de bireysel ve ekonomik özgürlükler alanında baskıcı, despot ve saldırgan bir yapıya sahip.
Ben Sosyalizm'in doğasından kaynaklanan sorunlar yüzünden katliama, soykırıma neden olur diye bir şey iddia etmem.. Ama bireysel ve ekonomik özgürlüğü kısıtlayan her ideolojinin buna 'meyilli' olduğunu biliyorum.. Tarih de bunu bize çok kesin bir şekilde göstermiştir.
Dolayısıyla bugün Sosyalizm'i yeniden tanımlayan Avrupa ülkeleri ile geçmişteki Sosyalizm deneyimleri arasında çok keskin bir 'birliktelik' bulunmuyor.. Ama yine de özgürlükler bağlamında yakınlıklar söz konusu.
Sırf kendinize Sosyalist diyorsunuz diye Kamboçya'daki, Sovyetlerdeki, Çin'deki Sosyalizm deneyimleri yüzünden ölen milyonlarca insanı yok sayamayız.. Bu yüzden de 'özel mülkiyet'in değil, 'Bireysel&Ekonomik Özgürlükler' konusunun ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz.
Aralarında çok fark varmış gibi lanse edilen, sanki biri diğerinin zıttıymış gibi gösterilen iki rejimin propaganda afişlerini gösteren bir mini video veriyorum.. İzleyince daha iyi anlayacaksınız bu iki rejimin ne kadar zıt! olduğunu;
Yalnız video'da Nasyonal Sosyalizm'in left-wing olduğu söylenmiş.. Tabii ki böyle bir şeye katılmam mümkün değil.. Ama bu ideolojinin de Sosyalizm'in bir çeşidi olduğu konusuna kesinlikle katılıyorum.
Ayrıca bu videodaki afişler (daha sonraki yazılar değil!), 2008 yılında yayınlanan 'Soviet Story' isimli belgeselden alınmıştır.. Onun da fragmanını verelim.. Herkesin izlemesini tavsiye ediyorum;
Devrik rejim'in yöneticileri 1.7 milyon insanın ölümünden ve birçok insanlık suçundan sorumlu tutuluyor.
Ayrıca başlık yazısında Kızıl Kmerlerin 1.7 milyon insanın ölümünden sorumlu tutulduğu yazılmış.. R.J. Rummel 'Death by Government' isimli kitabında bunun 2 milyon 35 bin insan olduğunu söylüyor.
Çalışmasına şu siteden bakabilirsiniz.. Aynı sitede Sovyet, Nazi, Çin, Japonya, Vietnam, Türkiye vb. ülkelerde devlet tarafından öldürülen insan sayıları, tablo ve grafik olarak detayları da mevcut.
Yahu sen kimi kandırıyorsun arkadaşım?.. Bugün ideolojiler özel mülkiyeti kabul edenler ile reddedenler diye ayrılmıyor.. Kapitalist ve Sosyalist ideolojiler diye bir ayrım yok.. Bunu ancak konunun sadece 'özel mülkiyet'te yattığını iddia eden kendini bilmezler söyler.
Bugünkü politik pozisyonlar 'Bireysel ve Ekonomik Özgürlüklere' ne kadar yer verildiği konusunda ayrışıyorlar.. Dolayısıyla Nasyonal Sosyalizm (Faşizm) ile Sovyet Sosyalizm'i arasında çok küçük farklılıklar kalıyor.. Her ikisi de bireysel ve ekonomik özgürlükler alanında baskıcı, despot ve saldırgan bir yapıya sahip.
Saçmalıkta son nokta! İdeolojiler marksist perspektiften bakıldığında mülkiyet temeline göre ayrılır en başta. Burjuva-liberal perpsektiften baktığında ise ''bireysel ve ekonomik özgürlüklere göre'' bir ayrım tariflenir. Ama burjuva-liberal bakış açısının bireysel ve ekonomik özgürlükten kastettiği özel mülkiyet olduğu için, yine temelde mülkiyete göre taraflaşılır. Ben kimseyi kandırmıyorum ama sen bir yandan sosyalist olduğunu iddia ederken beri yandan burjuva-liberal bakış açısını temel alarak kendini kandırıyorsun.
Bu arada, Turkcerap sadece sovyet sosyalizmini ya da Kamboçya'yı değil, Kamboçya örneği üzerinden her tür sosyalizm düşüncesini yaftalıyor, ben de bunu eleştiriyorum. Farkındasın değil mi?
Son olarak, baskıcılık, despotizm ve saldırganlık kapitalist ekonomik gereksinimlerden temel alır. Bu açıdan liberalizm ile faşizm arasında uçurum değil süreklilik vardır. Liberal demokrasi de, faşizm de, diğer rejimler de sınıf mücadelesinin gereklerine göre burjuvazinin çözüm hamlelerini yansıtır. Örneğin, güçlü bir sınıf mücadelesi ve yükselen bir sol-devrimci hareket varken hangi liberal demokrasinin faşizme, kontrgerilla örgütlemeye ya da darbeye yönelmeyeceğini iddia edebilirsin? ''Bireysel ve ekonomik özgürlükler'' diye bir kıstas olmaz. Zira bunlar üst yapı unsurlarıdır. Üst yapıyı alt yapı belirler. Özgürlüklerin sınırını sınıf mücadelesinin verili durumu belirler. Bunu bilmeyip ya da görmezden gelip, maddi temelden soyutlanmış bir özgürlük kriteri geliştirmek ve ideolojik saflaşmaları bunun üzerinden tariflemek metafizik bir tutum olmasının yanı sıra burjuva-liberal savrulmanın açık bir göstergesidir ve marksist perspektifle hiçbir ilişiği yoktur.
Ben Sosyalizm'in doğasından kaynaklanan sorunlar yüzünden katliama, soykırıma neden olur diye bir şey iddia etmem.. Ama bireysel ve ekonomik özgürlüğü kısıtlayan her ideolojinin buna 'meyilli' olduğunu biliyorum.. Tarih de bunu bize çok kesin bir şekilde göstermiştir.
''Ekonomik özgürlük'' derken ne kastediyorsun sorması ayıp? Özel mülkiyet mi? Özel mülkiyeti korumak için burjuvazinin hangi despotik yöntemlere girişip hangi katliam örgütlerini finanse ettiğini de yazıyor tarih. Herşeyden evvel, bireysel özgürlüklerle özel mülkiyet arasında organik bir bağ yoktur.
Sırf kendinize Sosyalist diyorsunuz diye Kamboçya'daki, Sovyetlerdeki, Çin'deki Sosyalizm deneyimleri yüzünden ölen milyonlarca insanı yok sayamayız.. Bu yüzden de 'özel mülkiyet'in değil, 'Bireysel&Ekonomik Özgürlükler' konusunun ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz
Ben Kamboçya'daki katliamları sosyalizm adına savunuyor falan değilim. Hatta onu sosyalizm olarak bile kabul etmiyorum. Sadece bu başlıkta Kamboçya üzerinden her türlü sosyalizmi mahkum edip karaçalmaya kalkan zihniyeti eleştirdim.
Neyse sen Marxist perspektiften bakmaya devam et.. Ben Sosyalist jargonu kullananlarla tartış(a)mıyorum.. Yukarıda fikrimi söyledim.. Bu konu için bu kadarı kafi zaten.
Kendi başına mülkiyetin toplumsallaşması veya bunu hedefleyen politikalar ile baskıcı ve zorba rejimler arasında doğrudan bir bağlantı kurmak bence de yanlış olur. Zaten mülkiyetin toplumsallaşması, komün toplum vs. gibi hedefler sadece marksizme özgü değil (her ne kadar marksizm bu düşüncenin en ünlü ve tarihte de en etkili temsilcisi olsa da).
Ama marksist ideolojinin bazı temel ögeleriyle, tarihteki bunca 'reel sosyalist' baskıcı ve zorba rejimler arasında hiç bağlantı görmemeyi de ben anlayamıyorum.
Herhangi bir şekilde cennetvari bir ütopya vaadeden ideolojiler (ki marksizm de işte tam olarak bunu yapan ideolojilerden), somut uygulama alanı bulduklarında genelde baskıcı ve zorbacı bir şekle dönüşür. Ne de olsa, tüm insanlığın 'kurtuluşu', tüm haksızlıkların topyekun ve nihai bitişidir söz konusu olan. Bunun karşısında duranlar, etkisiz hale getirilmesi gereken düşmanlardır.
Başta bizzat Marks ve Engels olmak üzere, marksist ideolojinin 'temel kaynaklarını' yazan kalemler, diğer birçok felsefi, siyasi akıma oranla, son derece dogmatik, apodiktik bir dil kullanmışlardır. Söylenen hemen herşey, şüphe etmenin dahi aptalca olacağı kesin hakikatler olarak söylenmiş, entelektüel tevazu, özeleştirel yaklaşım, makul bir şüphecilik vs. gibi erdemler neredeyse hiç yok.
Üstelik, her önemli alandaki temel soru ve sorunlara kesin cevaplar verilmiş. İdeolojiyi benimseyen biri, etik alanında, doğa felsefesi alanında, siyasi, ekonomik alanda vs., doğrudan aynı ideolojiden kaynaklı net ve kesin bir pozisyona sahiptir artık. Hem de tüm bu farklı alanlardaki pozisyonlar sadece birbirine 'uyumlu' olarak değil, birbirine sıkı sıkıya bağlı, biri olmazsa diğerleri de olmaz şeklinde görülüyor ideolojiyi benimsemişler açısından.
Tüm bunlar, doğal olarak, herşeyi açıklayan, hem de cennet vaadeden bir ideolojinin herhangi bir alandaki temel tezlerine aykırı düşünceleri zorla bastırmanın meşrulaştırılmasında önemli bir rol oynayabiliyor.
Öncelikle orada yapılan faşizmdir. Ne adına yapıldığının hiç bir önemi yok, önce faşizmdir.. Nereden ve kimden gelmiş olursa olsun bu adi uygulama ve yaptırımları lanetlemek gerekir. Ama halkların özgürlük mücadelesinide çarpıtmamak gerekir.
Eğer insanlar bu gün hor görülen mücadeleleri vermese idi örneğin zenciler hala köle olacaklardı. İnsanların kanı pahasına kazandığı ve o sayede kazandığımız özgürlüklerimizi kapitalistlerin lütfu gibi göstermek alçaklıkdan başka bir şey değildir, bunlar lütuf değildir, etle, tırnakla, tırmalaya tırmalaya, bedeli ödene ödene kazanılmıştır, ortada bizim adımıza bir lütuf varsa oda bu insanların kanları ve canları pahasına yüzyıllardır verdiği mücadelelerden başka bir şey değildir..
Dünyanın son 200 yıllık geçmişine baktığımızda şiddet gerizekalılık ile, cehalet ile beslenmiş.
Bu başlıkla kapitalizmin savunulacak hiç bir tarafı yok, bu temelde ve benzer olaylarla sosyalizmde savunulamaz, onun adına yapılan hiç bir katliamda savunulamaz, sosyalizm olduğu bile şüpheli sistemler var, savunulacak bir şey de değildir zaten-neyin ne adına ne kadar yapıldığıda ayrı bir konudur tabi, ateş olmayan yerden duman mı çıkmıştır yoksa emperyalizm her zaman eli körüklü mü olmuştur-.
Tarihide tersden okumamak gerekir, örneğin Kamboçya halkı zulümle 1975 yılında tanışmıyor. Tarihine bakın orada göreceksiniz, bu tersden okumaları.
Birincisi uzun yıllar bastırılmış bir özgürlük mücadelesi var o coğrafyada. Kimden, neyden özgürlük -> önce feodal beyler ve egemenliklere karşı sonra ise emperyalizm... Tabi kapitalistler her zaman haklıdır inancına sahip olanlar var, doğrudur onların açısından bakıldığında her zaman haklı olurlar, bu nereden bakıldığına bağlıdır. Özgürlük mücadelelerini bastırmanın en ideal emperyalist yolu, tarihde görüyoruz ki istikrarsızlık ve dengeyi bozma üzerine kurulu, en etkin dağıtıcı yoldur.
Bilgi ile düşünce bu gün hem önemsizleştirilmiş ama her şeyin evvelinde olan felsefe(çocuğun ilk dillendiğinde baba bu ne? demesidir felsefe, bu kadar önemlidir ama düşüncelerle dolan bir beyin değil, felsefe bilgi ile öğrenmeyi hedefler) hatda bilim, tarihsel olgularda dahi bilgi ile düşünce aynı şey gibi birbirine boca edilip bize yutturulmaya çalışılıyor. Bilgi tüm subjektif düşüncelerden bağımsızdır, her türlü olgu ve olaya bakmak için ilk düşüncelerden arınmak gerekir.
Emperyalistler kaybettikleri hiç bir toprağı davullu, zurnalı kabullenmediler, sürekli askeri, politik oyunlar oynanıyor. Kimsede ülkesini karanfillerle, gülücüklerle teslim etmedi bu yağmacılara, kanları aka aka kaybettiler. Kapitalizmin, dünya ölçeğine yayılması yağma kültürüne bağlıdır. Bunun en güzel örneklerini, Afrikanın köleleştirilmesi, evet sadece toprak değil insanın köleleştirilmesine kadar, Meksikaya yapılanlar, dünyanın dört bir yerine hem ekonomik hemde politik egemenlik ve sömürü temelindeki bu yayılmacılığa gık diyen ülkelere, halklara yapılan harekatlar yada kalıcı istikrarsızlık için halkın birbirini kırdırılması gibi çok geniş yelpazede stratejik ve taktik yöntemler uygulandı. nedense özgürlüğü kısıtlayıp, esaret altına alanlar haklı, esaret altında olanların direnişi haksız lanse edilmeye çalışılıyor. Dünya paylaşılmış bir dünyadır ve sahipler birbirinin sınırlarını değiştirmek için uğraştığı gibi sahipliğin devamı içinde toplumlara ve insana düşman uygulamaların mimarı olmuşlardır.
Tarihde komüncü Bedreddinler suçlu, İsmaililer suçlu, mazdekler suçlu, Pir Sultanlar suçlu, ama nedense hep Emeviler haklı, Abbasiler haklı, Selçuklular haklı, Bizans haklı, Osmanlı haklı, zorda kalınca Moğollara(benzeşim ABD dir) gelin bu halkı katledin, bastırın diye yardım dilenenler ve işbirlikçileri haklı. Nasreddin hoca suçlu, ama arkasında işbirlikçiliği ile moğolları alıp o saray efendileri adına yerleşimleri zap edip, halkı kırandan geçirerek fethedenler haklı. Bu hak öyle bir hak ki, küçüçük bir elitin, o bireylerin çıkarları ile örtüşen bir hak anlayışı. Şimdi yine Bedreddinler suçlu, ABD haklı gösterilmeye çalışılıyor. Neden çünkü bu gün dünya sistemi ile ABD örtüşmüş durumda, her yazı her bakış her siyasal ölçüt ABD üzerinden kuruluyor. ABD eskiden Fransa, sonra Almanya gibi Her yere özgürlük(savaş) götürüyor. Özgürlük konusunda 200 yıldır sınıfda kalmış kapitalistler dünyanın her yerine milyonlarca insanı katlederek özgürlük götürdüler, esaret örgütlediler, özgürlükden sınıfda kalmış anlayışlar 10 üzerinden 10 puan alıyorlar oysa. Çünkü soru belli, kimin özgürlüğü, neyin özgürlüğü, neye göre özgürlük, hakim olan kim ise haklı olan odur mutlaklığı!.
Şu başlıkda konusu edilemeyecek en önemsiz özgürlük, bireysel özgürlüklerdir. Bu tarz yaklaşımlar insanların çatışmasının öncül kaynağıdırlar. Özgürlükler birey temelli ifade edilemezler, özgürlük ancak kullanım değeri ile örtüştüğünde anlamlı hale gelir, ölçütü "herkesdir". Birisinin özgürlüğü diğerinin özgürlüğünü kısıtlama üzerine kurulu ise orada özgürlükden bahsedilemez, ikiside özgür değildir ve kavga kaçınılmaz hal alır. Kimseyi kandırmanın lüzumu yok.
Sosyalizm'in kaynağı 19. yüzyıla dayanmaz, günümüzden bin yıl eskilere kadar gider. Özgürlüğün en genel temsili sosyalizmdedir, sorun Abbasiler'in Mazdekleri, İsmailileri tanımladığı gibi tanımlamalarla kavranamaz. yarın yanağından gayrı her yerde, her şeyde diyen bedreddin'e, kadınları ortak kullanıma açan sapkın düşüncelerdir demek ve bu tarz şeyleri bilgi ve gerçek kabullenebilmek sadece kafadan arızalı olmakla ifade edilebilir. laf ola beri gele değil, ciddi anlamda ortaya konan görüşler eleştirilmelidir. Örneğin tespitler eleştirilebilmelidir, bu lafla olmaz, dünyaya ve toplumsal sisteme bakarsınız, tespitler gerçek mi değil mi? Tahliller neye dayalı ona bakılır. Örneğin;
Abbasiler, Emeviler'e karşı iktidar mücadelesinde, özgürlük mücadelesi veren İran halklarını kullanmışlar, kandırmışlardır. O halkın içine girdikleri gibi hem destek vermişler, hem askeri, hem ekonomik destek verirken hemde sürekli çeşitli bölgelerde kışkırtıcı faaliyet yürütmüşlerdir. Savaşlarda en önemli taktiklerden bir tanesi, içeride yürütülen faaliyettir. Hasan Sabbah Alamut kalesini tek bir kılıç sallamadan, kale içerisinde yaptığı faaliyetlerle elde etmiştir. Bu stratejiyi anlatmaya burada sayfalar yetmez(eskide kalsada strateji için Shun Tzu okunabilir). Abbasiler ise iktidarı alınca ilk yaptığı iş, İran halklarını katletmek, özgürlüğün temsilcilerini öldürtmek olmuştur. Çünkü öyleya Abbasiler her zaman haklıdır, çünkü egemendir, diğerleri ise suçlu ve dağıtılması gerekir, bunun yoluda iç çatışma ve karışıklıktır.
Abbasi halifesinin tehdit dolu mektuplarına İran halkının verdiği yanıt, "sen sarayında tıksırana kadar içip, çengiler oynatıyorsun, bize sapkın görüşlüdürler deyip yalanlar atıyorsun ama sen sabahlara kadar kadınlarla eğlenip oğlanları kucağına alıyorsun. Biz sahteciliğe ve adaletsizliğe dayalı islamı yıkacağız, adalet sen ve senin gibilerin insanları islam ve cennet ile kandırıp cennet hayatı yaşaması değildir" vs gibi cevaplar veriyorlar. Tabi sürekli iç karışıklık, sürekli hile Abbasiler'in(ABD'nin) yaşam kaynağı haline geliyor. Ortak birliktelikleri parçalamanın en kolay yolu, ortaklar arasında bölünme yaratmaktır, en uç ve kolay yolu ise liderlerden birisini öldürmek veya topluluklarda toplu katliam yapıp, diğerinin üzerine suç atmak ve toplum içerisinde yeterli ikna faaliyetini yürütmüş olmaktır.
Bu güne kadar özgürlükçüler hep kaybetti, temelinde yatan ise cehalettir, inançtır, kolay aldanmadır, bilinçle değil düşünsel-duygusal yaklaşımdır, güçlü değil güçsüz tarafda kalmaktır, içdeki politika ve faaliyetlerin farkında olamamaktır, dağınık ve açık olamamaktır, sürekli kendisini koruma zaafına mahkum olmaktır ve eğitim ve öğrenimden yoksun kalmalarıdır(çünkü imkanları yoktur, yaşam standardı düştükçe birey değil toplumların eğitim ve öğretime olan yatırım ve istekleride düşer).
Kamboçya uzun yıllar sömürge olmuş, daha sonra Fransız sömürgesi olmuş, yüzyıl Fransız kolonisi olarak kullanılmış. Japon işgali sonrası Kamboçya'da boşluk doğuyor, o boşluğu ise ABD dolduruyor, 10 yıl ABD güdümünde ve ABD'ye borçlandırılmış, himaye altına alınmış, muhtaç kılınmış bir ülkeye dönüşüyor, karışıklıklarla sağlanmış ve örgütlenmiş sefaletler içinde balık tutamayan halka balık verip, elime bakacaksın denmiş. Bağımsızlığı savunanlara faşist yaptırımlar uygulanıp, baskı rejimi kuruluyor. Kamboçya bir türlü paylaşılamamış ülke...
bahtsız olan şu ki, Kamboçya tarihinin hatasını yapıyor ve ABD ile politik ilişkilerini durdurduğunu ilan ediyor(1965 sanırım). O süreçden sonra ise Kamboçya denge ve düzen geliştirmeyi başaramıyor ve cezasını 1970 yılında faşist darbe ile ödüyor. Faşist gelenek tek taraflı değil çift taraflı olarak sürüyor. Açılan atmosferde ABD Kamboçyaya girip yerleşim yerlerinde katliamlar yapıyor. ABD'nin burnunu sokmasından sonra yine insanlar ölüyor ve 1 milyonun üzerinde olduğu söyleniyor.
Ardından ABD'ye ve ibirlikçilere olan ve uzun zamanda bastırılmış olan direniş iktidarı alıyor onlarda aynı politik çerçevede milli baskı rejimi kuruyorlar. Faşizm uyguluyorlar, olan ise her zaman ki gibi halka oluyor. Bölünen halk fırsat buldukça birbirini katlediyor, katlettiriliyor, faşizm ve terör onlar için en ideal bastırma ve susturma yöntemi oluyor, her türlü iktidar veya işbirlikçiler buna çanak tutuyor. Sorun şu ki istikrarsızlık sürekli içten, içe çeşitli istihbarati faaliyetlerle örgütlenip, canlı tutuluyor.
Günümüzde, bir ülke ne zaman ki ABD vb himayesini kabul eder, ancak o zaman politik denge sağlanabiliyor, ama bu durumda da sırtına yapışan kene yüzünden toplum yoksullaşıyor, sefilleşiyor ve sabitliğe bağlanamaz bir iç hareketlilik sürekli diri hale geliyor, istikrar kalmıyor ve bozuluyor. Emperyalist ülkeler ise sürekli kendi çıkarlarını koruyacak istikrarsızlıkların bir tarafından tutup sürekli diri tutmaya çalışıyorlar, düşenin kalkmaması için çalışıyorlar. Düşen kalkarsa toplumsal karışıklıklarla, düzenini korumak için baskıya yönelmek zorunda bırakılıyor. Dünyada emperyalist dengenin bozulması demek milyonlarca insanın öleceği süreçlerin önünün açılması demektir, onun içinde sefalete evet, özgürlüğe hayır denmesi gerektiği savunuluyor.
Bir örnek vereyim;
Sovyetler Birliğinde ilk baskı dönemi Alman(kapitalizmin o zamanki dünya lideri) faaliyetlerinin içde başarılı olduğu dönemlerdir. Alman iç savaş yöntemi silahdan çok içsel faaliyetler örgütlemek şeklinde uzun yıllara yayılmış bir strateji ve taktik olarak gelişiyor. İçerdeki Alman ajanların (sanayi faaliyetlerine girmiyorum) faaliyetlerinden bir tanesi toprak ağalarının kendi adına ambarlarda tuttukları ürünleri, tarlada hasadı yapılmamış ürünleri yakmak olarak uç gösteriyor. Yaşanan kıtlıkda açlık ve bağıl hastalıklardan milyonlarca insan kırılıyor veya etkileniyor, iktidar ise askeri bir çözümle bu eylemleri yapanları şiddetli bir biçimde cezalandırıyor. bir avucun çıkarı için milyonlar telef olmuştur, ancak o bir avucu ele geçiren devlet, kendi insanından öç aldığı an kendi sonunu hazırlamış demektir, bundan sonrası için artık ipin ucu yoktur. Şiddetin hiç bir türlüsü tasvip edilemez ise, tersinden uygulanacak hiç bir şiddetinde diğerinden farkı yoktur. Şiddet bir kez meşruiyet kazanmaya görsün, artık önü alınamaz. Şiddetin bir değil her türlüsüne karşı olabilmemiz lazım, ama bu bir anda oldu bitti ile değil yüzyıllarca sürecek bir bilinçlenme ve aydınlanma ile kazanacağımız bir tavır.
ABD'nin tarihdeki katliamlarına bakıpda kimse kapitalizmi kötülemiyor, ama savunabiliyor. Ya meseleye bu temelden bakmak yeterli değildir ya da öncelikle kapitalizmin varlık nedenleri, neye dayandığı ve neyi, nasıl kaybetmek istemediği, yelpazenin ekonomik-politik yaptırımlardan, katliamlara, toplumsal şiddet ve terör ortamı yaratmaya, nasılda askeri uygulamalara kadar geniş bir yelpazeye yayıldığı görebilmektir. (100 yılda ABD kaç ülkeye askeri harekat yapmış bir secere çıkartan bu basit sözü anlayabilir, birde harekatları gerekçelendirmek ve başarılı kılmanında evveliyatında on yıllara dayalı istikrarsızlık-terör politikalarının sonuçlarının nelere mal olacağını yine bu başlıkda yeterince özetler nitelikdedir)
Değişmez yasaları olan sosyalistler değildir, bu bakış açısı bilinçli bir çarpıtmadır, ortada işleyen ve değişebilirlik atfedeceğimiz ilk düzenlerin işleyişi olmalıdır, sosyalizm hala gelişmekde olan bir düşüncedir(kökü bedreddinlerden evvele kadar gider), yanlışlarından ders çıkartmayı bilmek gerekir hatda alternatif olarak terk bile edilebilir, yeterki hali hazır dünya düzenine alternatif ve insan merkezli, sömürü ve toplumsal adaletsizliğe dayanmayan bir anlayış olsun. Olgusal gerçekler dışında sarfedilen her söz geçicidir, bağlayıcı değildir, önemli olan olgulara bakmak ve olguların ne dediğidir, alternatifleri sunabilmektir. Objektif yaklaşımların değeri, hiç bir subjektif etkinin gölgesinde kalamaz. Soru şu; bu gün dünya düzeninde işleyiş nasıldır ve bu işleyiş değişebilir mi? İşte bu soruya verilecek yanıt dürüst olup olmadığımızı da gözler önüne sercektir. Bakalım kim ne kadar dürüst. Alternatif önerileriniz nedir? yine kapitalizm mi? yoksa hala Abbasiler, Emeviler, ABD güdümü gibi halkları ve insanı kötülemek gayesi mi? Kapitalizm değişebilir mi? Değişmeli mi? Emperyalist egemenliklere toplum ve insan yararımız için hayır demelimiyiz? Öyleya hiç bir şeyi değişmez görmekle itham edilenler aksine her şey değişebilir diyor, ya siz değişmezciler neyi savunuyorsunuz hala?
Sersemler akıllıların 7 yılda cevaplandıramayacağı soruları 1 günde sorarlar.
------- Korku ve menfaat dalkavukluğa yol açar.
-------
İnsan korktuğuna ya da arzuladığına çok kolay inanır. La Fontaine
-------
Öküz tahta çıkarsa padişah olmaz, saray ahır olur. Çerkes Atasözü
-------
Akıllı bizi arayıp sormaz, aptal bacadan akar.
------
Su dağları kemirir, vadileri doldurur.
------
Aslanlar kendi tarihçilerine kavuşuncaya kadar kitaplar avcıyı övecektir.
------
Hürriyet, başkalarına vermedikçe alamayacağımız tek şeydir. William Allen White
------
Belki söylendi herşey,/ belki de gece bekleniyor/ yazılsın diye aynı cümle. Tüm nedenleri yeryüzünün/ bir çakıltaşına takılıp kaldı. Esteban
------
Sıradan insan kendini evrenin merkezi yapmanın yolunu arar; bilge kişinin evreni onun merkezindedir. Lao Tzu
Konu spartacus tarafından (14-02-2011 Saat 14:39 ) değiştirilmiştir.
Öncelikle ''bilinçli çarpıtma'' ithamını aynen iade ederim Spartacus. Her olaya ideolojik atgözlükleriye bakmanın güzel ve uzun bir örneğini daha vermiş bulunuyorsun. Sovyetler'deki baskı ve zulmün kaynağında bile Alman ajanlarını arayabiliyorsun. Tebrikler...
SAPERE AUDE!
"Cehennemliklerin en hafifi azaplısı ayaklarına ateşten iki nalın giydirilmiş olan kimsedir. Bu nalınlar o kimsenin beynini tıpkı bir kazan gibi kaynatırlar. Kulakları kor, azı dişleri kor ve kirpikleri yalazdır. Karın boşluğundaki iç organları eriyip ayaklarından akar. Bu kişi en hafif azaplı cehennemliklerden biri olduğu halde en ağır cehennem azabını çekenlerden biri olduğunu zanneder." (Müttefekün Aleyh)
"Onların derileri pişip yandıkça azabı duymaları için onlara yeni cilt giydiririz." (Nisa; 56) Hasan-ı Basri şöyle demiştir: "Onların derileri günde yetmiş bin kere yanar ve yenilenir."
Hz. Peygamber (S.A.V) şöyle buyurmuştur: "Cehennem ehlinin alt çeneleri göğüsleri üzerine iner, üst çeneleri de alınlarına kadar çıkar. Bundan sonra sırıtan bir kelle halinde kalırlar." (Tirmizi)
Konu yucemanitu tarafından (14-02-2011 Saat 20:52 ) değiştirilmiştir.
Sebep: Bazılarıyla tartışılmayacağını unuttum ve saldırıdan nasibimi almaktan korktum.
İdeolojik at gözlüklerini ben pek göremedim spartacus'de gayet de güzel değinmiş mevzuya.
Ancak sorun şu ki her baskı rejiminin sosyalizm'e mal edilmesi apayrı bir at gözlüğü gerektiriyor herhalde bu at gözlüklerinin iki tarafında da "$" bu amblem yeşil yeşil parıldıyor.
Tek kutuplu dünya da yaşıyoruz hatırlatayım,bu tek kutuplu dünya da niyeyse kordan ölüleri çıkarmakta ve bunları sosyalizme mal etmekte gecikmeyen arkadaşlar var,onları ilk önce tebrik ediyorum ve bu bahsettiğiniz pol pot rejiminden daha mı iyi kapitalizm yani onu da merak etmekteyim.İkiside aynı despotlukta geliyor bana ama bazılarımız demekki farklı düşünüyor onun dışında.
Naziler ve sovyetlerin afişlerindeki benzerlikler verilmiş ne kadar ilginç ne kadar benziyorlar dur bakalım amerikanın nasılmış
hmm başka bayrak altında insanların olduğu fotoğraf dur bakalım amerikalılarda bunu kullanmışmı ?
daha bir çok fotoğraf daha benziyor sadece orak çekiç ve zincir farkı resimler var hatta ikinci dünya savaşında aile resimli posterlerin birbirine benzerliği falan kadın asker resimlerinin benzerliği fazla fazla .
Ne anlıyoruz buradan nazilerin,sovyetlerin ve amerikalıların aynı tip yönetildiğinimi anlıyoruz ?
Hayır Soviet rejimini veya nazi rejimini savunduğumdan bahsetmiyorum ancak hepsi birbirinin aynısı eh tabi amerikanın en büyük olayı hollywood,televizyonlarda ki çarpıtmaları ve tabii ki gazete yazarlarını satın alabilme potansiyeli e birde sovyetler yıkılınca kahraman amerika yaşasın kapitalizm diğer sistemler tu kaka.
Egemen olan ideolojiyi savunarak sosyalizme saldırarak bir şeyler kazanıyorsanız bize de söyleyin ne kazandığınızı.
Hiç düşünen yok Amerikanın ne işi vardı Vietnam da mesela ne kadar sivil öldü ?
Durun yazalım Amerika'nın Vietnam'a kattıklarını
Vietnamlı sivil ölü sayısı (her iki taraftan): ~2,000,000
Kamboçyalı sivil ölü sayısı: 700,000–1,000,000
Laoslu sivil ölü sayısı: ~50,000
Toplam sivil ölü sayısı: ~2,750,000 – 3,050,000
evet dahası da var. Yıkılan evler,Napalm bombaları ile yanan siviller,verimsizleşen tarım arazileri kentlerini bile yitiren insanlar.
Pol pot ne kadar insan demiştiniz ?
Daha ırak savaşını ortaya karışık olarak katmadık,Amerikanın kukla diktatörlerinin sebep olduklarını ortaya dökmedik ya amerika'nın yarattığı talibana ne demeli (komplo diyenler için amerikanın kendini aklamak için yaptığı Charles Wilson'un savaşı adlı filmi bir izleyiverin hollywood sizi yine büyülemesin)
Ve Amerika'nın direk veya dolaylı olarak sebep olduğu yığınlarca olay var ve sizin mevzunuz kamboçya ve pol pot.Birazdan da Kuzey kore başlığı açın da Wall Street Journal yazarlarına özendiğiniz iyice ortaya çıksın.