Jolly Jocker
23-02-2011, 02:01
Ben de müslüman bir ailede ve çevrede yetişmiştim(hala o aile ve çevre içindeyim zaten). Dinle ilgili ilk sorular üniversite birinci sınıfta kafamı meşgul etmeye başladı. Ondan önceki zamanlarda, gerek daha önceden dinime yapılan bir eleştiriyi hiç duymamış olmam ve ateist kaynaklara yabancılığım, gerekse de daha önce kendimle başbaşa kalıp düşünme fırsatı bulamamam yüzünden bazı sorularım olsa da geçiştiriyor ve inanmak istediğime inanmaya devam ediyordum.
Benim ateist olmamda, hergün dualar ettiğim ve kendisini en temiz en iyi varlık olarak düşünüp büyük bir samimiyetle sevdiğim Allah'ımın, dünya üzerinde gerçekleşen pek çok kötülüğe sessiz kalması ve tüm bunlara izin vermesi meselesi etkili olmuştu. Ayrıca dinimin kadınlara karşı tutumu ve yobazlığa açık olması da etkili oldu. O zamanlar mantık veya felsefe hususunda pek birşey bilmiyordum, materyalizmden haberim bile yoktu, sosyalist bir görüşte de değildim, bu yüzden bu açılardan sorgulama fırsatım olmamıştı ilk zamanlar. Kafam hep bulanıktı, tanrının varolmadığını aklıma bile getiremiyordum çünkü inkarı düşünmek de günahtı. Ama diğer yandanda içimi kemiren bir sıkıntım vardı, bu yüzden çoğu gece ağladım, Allah'tan beni aydınlatan bir işaret bir açıklama sunması için yardım istedim, dualar ettim. Şimdi ise düşündükçe gülüyorum...
Benim için çok sıkıntılı bir süreçti. Fakat bu sıkıntımın, günah korkusu olmadan düşünüp bir karara varamamamdan kaynaklandığını ve bunun sebebinin de düşünmeye bile günah diyen dinim olduğunu biliyordum. Bana esas sıkıntıyı verenin(yani kafama takılan konulara verdiğim cevabı kendime itiraf edemememin) günah işleme korkum ve allaha olan bağlılığım olduğunu farkettim. ''Allah neden kötülüklere müdahele etmiyor da sınav bahanesinin ardına gizleniyor?'' diye düşünüyordum, bunu bir hayli kendime dert edinmiştim ve önümde çekinmeden yüzleşmem gereken iki ihtimal duruyordu: Ya allah yoktu ya da benim düşündüğüm kadar iyi kalpli biri değildi. İkinci seçenek çok fantastik olduğu için, allahın varolmadığı düşüncesi beynime oturmuştu. Fakat günah korkum ve o güne kadar Allah düşüncesine karşı içimde beslediğim sevgi beni ciddi bir iç sıkıntıya sevk ediyordu. Allaha bağlı kaldığımda sorularım içimi kemiriyor, sorularımın cevabını(yani allahın varolmadığını) düşününce de vicdan azabı duyuyordum. Bu şekilde sıkıntılı günler geçiriyor, dualarımda allahtan bana bir şekilde açıklama yapıp ikna etmesini istiyordum. Arada kalmıştım.
Birgün(5-6 sene evvel) gazetede bir haber okudum. O haberde, adamın biri namus gerekçesiyle 13 yaşlarındaki öz kızının önce kollarını baltayla kesmiş, sonra kızı toprağa diri diri gömmeye çalışmış ve tüm bunları diğer küçük kızına da ''ilerde ters birşey yapmaması için ibret olsun diye'' seyrettirmişti! Ve benim o güne kadar hergün dua ettiğim iyi kalpli allahım da bu olay olurken kılını bile kıpırdatmamıştı! Bu haber benim için kırılma anıydı, bu haberden sonra müslümanlığı ve tanrıya inanmayı kesin olarak bırakmıştım. Çünkü artık allaha olan sevgim bitmişti. Mazereti ne olursa olsun, bu olay olurken ses çıkarmayan bir tanrıyı sevmeme imkan yoktu. Sevmediğim birine de inanıp tapamam, ona dua edip istekte bulunamam. Sevgi bitince iman da bitiyor, herşey bitiyor. Zaten cennette bile kadın-erkek ayrımı olması yüzünden cennette de mutlu olamayacağıma karar vermiştim. Eşitlik benim için önemli bir konu. O zamanlar bazı psikolojik sorunlarım da vardı ve sürekli bir intihar düşüncesi taşıyordum, yaşamaktan zevk almıyordum. İnsan cennetten ve tekrar dilip yaşamaktan umudu kesince, tanrıya inanmak da artık boş geliyor. Daha sonra, aslında önceden tanrıya değil, tekrar diriltilip cennette sefa sürmeye inanmış olduğunuzu da farkediyorsunuz. Kısacası, allaha olan sevgimin bitmesi ve ona inanmayı bırakmamla birlikte özgürce düşünmeye başladım ve bulduğum kusurları yazsam burdan köye yol olur diyebilirim. Dini bırakma süreci ne kadar sancılı olursa, bıraktıktan sonra dine olan karşıtlığı da o kadar fazla oluyormuş insanın. Dini net bir şekilde bıraktıktan sonra, allah düşüncesi ve dine karşı içimde engel olamadığım bir nefret oluşmuştu.
Bana o sancılı süreci yaşatan allaha olan o bağlılığım konusundaysa daha sonra mantığımla düşündüğümde(çünkü önceden mantığımla değil, işi kitabına(kurana) uydurmak için düşünüyordum), eğer ABDde doğmuş ve büyümüş olsaydım İsa'ya aynı bağla bağlı kalıp onun için dualar edeceğimi farkettim. Yani benim dinime olan bağlılığım, onun gerçekliğinden değil, yetiştiğim çevreden kaynaklanıyordu yalnızca. Bir Hindu olsaydım, İneğim için üzülecek ve ona bir bağlılık duyacaktım. Zaten daha sonra materyalizmi öğrendikçe içimde hiçbir inanç kırıntısı kalmadı.
Her neyse... Benim ateist olma sürecim yaklaşık iki ay kadar sıkıntılı bir dönem sonucunda gerçekleşti. İnsan bir kere bazı duyarlılıklar göstermiş ve bunlar ile inancı arasında bir çelişki olduğunu anlayıp iç hesaplaşmaya girmişse, o yolun sonu dinden özgürleşmektir.
Benim ateist olmamda, hergün dualar ettiğim ve kendisini en temiz en iyi varlık olarak düşünüp büyük bir samimiyetle sevdiğim Allah'ımın, dünya üzerinde gerçekleşen pek çok kötülüğe sessiz kalması ve tüm bunlara izin vermesi meselesi etkili olmuştu. Ayrıca dinimin kadınlara karşı tutumu ve yobazlığa açık olması da etkili oldu. O zamanlar mantık veya felsefe hususunda pek birşey bilmiyordum, materyalizmden haberim bile yoktu, sosyalist bir görüşte de değildim, bu yüzden bu açılardan sorgulama fırsatım olmamıştı ilk zamanlar. Kafam hep bulanıktı, tanrının varolmadığını aklıma bile getiremiyordum çünkü inkarı düşünmek de günahtı. Ama diğer yandanda içimi kemiren bir sıkıntım vardı, bu yüzden çoğu gece ağladım, Allah'tan beni aydınlatan bir işaret bir açıklama sunması için yardım istedim, dualar ettim. Şimdi ise düşündükçe gülüyorum...
Benim için çok sıkıntılı bir süreçti. Fakat bu sıkıntımın, günah korkusu olmadan düşünüp bir karara varamamamdan kaynaklandığını ve bunun sebebinin de düşünmeye bile günah diyen dinim olduğunu biliyordum. Bana esas sıkıntıyı verenin(yani kafama takılan konulara verdiğim cevabı kendime itiraf edemememin) günah işleme korkum ve allaha olan bağlılığım olduğunu farkettim. ''Allah neden kötülüklere müdahele etmiyor da sınav bahanesinin ardına gizleniyor?'' diye düşünüyordum, bunu bir hayli kendime dert edinmiştim ve önümde çekinmeden yüzleşmem gereken iki ihtimal duruyordu: Ya allah yoktu ya da benim düşündüğüm kadar iyi kalpli biri değildi. İkinci seçenek çok fantastik olduğu için, allahın varolmadığı düşüncesi beynime oturmuştu. Fakat günah korkum ve o güne kadar Allah düşüncesine karşı içimde beslediğim sevgi beni ciddi bir iç sıkıntıya sevk ediyordu. Allaha bağlı kaldığımda sorularım içimi kemiriyor, sorularımın cevabını(yani allahın varolmadığını) düşününce de vicdan azabı duyuyordum. Bu şekilde sıkıntılı günler geçiriyor, dualarımda allahtan bana bir şekilde açıklama yapıp ikna etmesini istiyordum. Arada kalmıştım.
Birgün(5-6 sene evvel) gazetede bir haber okudum. O haberde, adamın biri namus gerekçesiyle 13 yaşlarındaki öz kızının önce kollarını baltayla kesmiş, sonra kızı toprağa diri diri gömmeye çalışmış ve tüm bunları diğer küçük kızına da ''ilerde ters birşey yapmaması için ibret olsun diye'' seyrettirmişti! Ve benim o güne kadar hergün dua ettiğim iyi kalpli allahım da bu olay olurken kılını bile kıpırdatmamıştı! Bu haber benim için kırılma anıydı, bu haberden sonra müslümanlığı ve tanrıya inanmayı kesin olarak bırakmıştım. Çünkü artık allaha olan sevgim bitmişti. Mazereti ne olursa olsun, bu olay olurken ses çıkarmayan bir tanrıyı sevmeme imkan yoktu. Sevmediğim birine de inanıp tapamam, ona dua edip istekte bulunamam. Sevgi bitince iman da bitiyor, herşey bitiyor. Zaten cennette bile kadın-erkek ayrımı olması yüzünden cennette de mutlu olamayacağıma karar vermiştim. Eşitlik benim için önemli bir konu. O zamanlar bazı psikolojik sorunlarım da vardı ve sürekli bir intihar düşüncesi taşıyordum, yaşamaktan zevk almıyordum. İnsan cennetten ve tekrar dilip yaşamaktan umudu kesince, tanrıya inanmak da artık boş geliyor. Daha sonra, aslında önceden tanrıya değil, tekrar diriltilip cennette sefa sürmeye inanmış olduğunuzu da farkediyorsunuz. Kısacası, allaha olan sevgimin bitmesi ve ona inanmayı bırakmamla birlikte özgürce düşünmeye başladım ve bulduğum kusurları yazsam burdan köye yol olur diyebilirim. Dini bırakma süreci ne kadar sancılı olursa, bıraktıktan sonra dine olan karşıtlığı da o kadar fazla oluyormuş insanın. Dini net bir şekilde bıraktıktan sonra, allah düşüncesi ve dine karşı içimde engel olamadığım bir nefret oluşmuştu.
Bana o sancılı süreci yaşatan allaha olan o bağlılığım konusundaysa daha sonra mantığımla düşündüğümde(çünkü önceden mantığımla değil, işi kitabına(kurana) uydurmak için düşünüyordum), eğer ABDde doğmuş ve büyümüş olsaydım İsa'ya aynı bağla bağlı kalıp onun için dualar edeceğimi farkettim. Yani benim dinime olan bağlılığım, onun gerçekliğinden değil, yetiştiğim çevreden kaynaklanıyordu yalnızca. Bir Hindu olsaydım, İneğim için üzülecek ve ona bir bağlılık duyacaktım. Zaten daha sonra materyalizmi öğrendikçe içimde hiçbir inanç kırıntısı kalmadı.
Her neyse... Benim ateist olma sürecim yaklaşık iki ay kadar sıkıntılı bir dönem sonucunda gerçekleşti. İnsan bir kere bazı duyarlılıklar göstermiş ve bunlar ile inancı arasında bir çelişki olduğunu anlayıp iç hesaplaşmaya girmişse, o yolun sonu dinden özgürleşmektir.