PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Ateizmin zorunluluğu


kemalistcan
06-03-2011, 01:54
Biz ateistlerin birçoğunun tanrıyla, dinle vedalaşması çok hazin olmuştur. Tanrı ve dinin gerçekliği adına en ufak şeylerden bile medet umar olmuşsunuzdur; ama nereyi tutsanız elinizde kalır, bir kere nesnel gerçekliğin ve onun şekillendirdiği dürüst vicdanın yolunu seçmişsinizdir ve kendinize söylenen yalanları belki affedebilirsiniz ama kendi kendinizi kandırmaya asla dayanamazsınız.

Dinler her dönem egemenlere yaramış, onları övmüş, onlarla var olmuştur. Öyleyse bir tür aklama ve kandırma yönteminden başka birşey olmayan, insanlığın ne kendini ne evreni pek tanımadı karanlık çağlar ile uygarlığın binlerce yıl geriye gittiği ortaçağ karanlığının biri ürünü olan, rivayetin rivayeti dinler asla tanrı için bir kanıt oluşturamaz.

Geriye maddi zorunluluk kalır. Evren, doğa, insanlık doğa üstü bir gücün varlığı olmadan açıkalanabilinir mi ya da tüm bunları açıklamak için tanrı bir zorunluluk mu? Gerek evren gerek doğa gerekse insan için olası tüm süreçler gözlenebilir, irdelenebilinir, çözümlenebilirdir. Öyleyse bu gözlem ve deneylerde tanrıyla karşılaşmamız zorunlu olmalıdır eğer tanrı varsa. Ancak şimdiye kadar hiçbir bilimsel çalışmaya böyle birşey kayıt düşülmedi. Daha açık ve değişik bir şekilde anlatmak gerekirse evren, doğa ve insan ile ilgili süreçler kendi devingenliği içinde açıklanamaz olmalı eğer tanrı varsa. Ama görülüyorki kendi devingenliği ve doğası içinde gün geçtikçe daha çok şey açıklanabiliniyor.

Şimdi kimileri diyecek ki fizik kanunları maddenin kurallı, palnlı ve bilinçli olduğunu göstermez mi? Ancak bu kanunların madde etkileşimlerini meydana getirmediği, madde etkileşimlerinin bu kanunları meydana getirdiği ortada. Örneğin newton'un hareket kanunları, kütlenin korunumu yasası ancak belli hızlarda ve belli kütlelerde geçerli, daha küçük kütleli ve çok hızlı durumlarda bunlar darmadağın oluyor. Yine elektromagnetik kuvvet denen şeyin belli bir mesafenin altına inildiğinde farklı bir formül üzerinden tanımlandığını ve çekirdek kuvvetlerine dönüştüğünü görüyoruz. İdeal gaz denklemi olarak sunulan şeyin ise ancak moleküllerin kütleleri ve hacimleri önümsenmeden ortaya atılmış olduğu ortada.

En son olarak geriye maddeyi kim yarattı sorusu kalıyor. Bu soru yanlış bir sorudur. Kediler niye havlar, Türkler neden aptaldır, yatağımızın altında neden cinler vardır gibi bir soru bu. Size maddeyi bir yaratanın olduğunu kim söyledi? Şimdiye kadar çamurdan, sudan, bir parça etten yaratıldığınız dışında ne söylendi size? Yoktan yaratma diye birşeyi hiç gözlemlediniz, hiç böyle bir olay tarihe kayıt düştü mü, bunla ilgili bilimsel bir bulgu var mı? Son diye birşey olmadığını biliyoruz. Nerden biliyoruz? Öyleyse söyleyin son nedir? Son, süreçler yani belli zaman dilimlerini içinde anlamlıdır. Oysa bugün biliyoruzki süreçler süreklilik içindedir. İnsan saat, gün, hafta, ay, yıl, yüzyıl, ömür gibi gibi şeylere odaklanmaya kısa yaşam süresinden dolayı uygundur, yatkındır. Peki herşeyin başlangıcı diye birşey var mıdır, olmalı mıdır, olmalıysa neden olmalıdır? Neden olmaldıra mantıklı bir tane yanıt veremezsiniz. Doğumumuz, çocuk sahibi olmamız, işe girmeniz, savaşa girmemiz, ağır sanayi hamlesini başlatmamız gibi şeylere bir başlangıç payesi vererek büyü resmi yani sürecin süreklilğini gözden kaçıracak mıyız?

Geriye bir tek felsefi neden kalıyor. Yaşamımızın, bilincimizin, varlığımızın bir anlamı, bir amacı var mı? Bütün evrenin, doğanın, yaşamın insan için var olduğu ve insana hizmet için olduğu düşüncesi gayet gurur okşayıcı ama koca evren bu anlamda tam bir israf değil mi, yaşam ve doğa noktasında düşünlürse insan bilinç sahibi bir parazitten başka nedir? Bizden daha küçük ama bilinç yaratabilecek beyinlere sahip olan homo habilis, homo erektus, neandertallar ve onlar kadar olmasada alet yapabilecek düzeyde olan şempazeler ve kimi kuşlar ne için yaratıldı?

Sadece bilimin ve vicdanınızın sesini dinleyin; duyacaksınız gereçeği...

paslıçivi
07-03-2011, 07:49
Sadece bilimin ve vicdanınızın sesini dinleyin; duyacaksınız gerçeği...

sevgili kemalistcan..

bilincinizi bir parça olsun açmaya çalışalım..

gerçek dediğimiz şey "hakikattir", bilimin ürettiği "kanun düzeyinde bilgidir"..

ve bir verinin gerçek olması için bazı kriterleri taşıması gerekmektedir..

1-gözlemlenebilir
2-sınanabilir
3-tekrarlanabilir
4-ve hepsinden önemlisi -evrensel onay almış olması gerekir..

bu 4 özelliği taşımayan bir veri/data ancak tez/iddia, hipotez/varsayım ve nihayetinde teori olabilir.. ama asla gerçek değil..

bir veri/data yukarıda saydığım bu 4 özelliği kazandığı andan itibaren artık insanoğlu için "gerçeklik" düzeyine erişir.. bunu sağlayan tek şey ilerleyen "zaman" dediğimiz süreçtir.. yani her veri/data gerçek olma potansiyeli taşıdığı gibi hurafe/yanılgı olma potansiyeli de taşır..


ve "gerçeklik" düzeyine erişmiş bir veri artık insanoğlunun tartışma/araştırma gündeminden kalkmıştır, düşmüştür.. çünkü insanoğlunun bilincinde bu veri için oluşan "?" kalkar..

ve o yüzden artık bu veriyi hiç bir felsefe/din/düşünce biçimi/ideoloji "reddedemez"..

bu veri reddedilemeyeceği gibi "savunulamaz da", çünkü savunulmasına gerek kalmamıştır..

kendisini tüm insanlığa öyle bir dayatır ki, bunu doğrulamaya ya da yanlışamaya çalışanı sadece komik duruma düşürür ve kimse tarafından ciddiye alınmaz..

gerçeklik düzeyine erişmiş bir veri; insanoğlu bilincinden, yorumundan, reddinden, savunulmasından özgürleşip bağımsızlığını ilan etmiştir artık..

şimdi tüm bunlardan sonra "tanrı vardır/yoktur" gibi veriler bırakın gerçeklik olmayı bir teori bir hipotez bile değildir.. sadece bir "tez"dir yani diğer adıyla "iddia"dır..

gerçeklik düzeyine erişmemiş bir veriyi(tez, hipotez, teori) insanoğlunun bir kişisi, grubu, felsefesi, dininin gerçeklik düzeyinde algılayıp bilincinde sahiplenip sabitlemesi olayına ise insanoğlu kollektif bilincinin verdiği isim "inanç/imandır"..

inanç/iman; her zaman söylediğim gibi bilinmeyen bir şeyi bildiğini zannetme bilinç yanılgısıdır..

yani bir tezi, hipotezi, teoriyi evrensel gerçeklik düzeyine erişmeden kendi/kişisel bilincinde gerçeklik düzeyine taşımasıdır.. ve bu durum bilinçaçıklığı açısından bir uyku halidir..

bir tezi kendi bilincinde gerçeklik düzeyine taşıyan insan diğer insanlarla empati kuramaz, onların nasıl olurda farklı düşündüğünü/inandığını algılayamaz.. diğer insanlar nasıl olurda bu gerçekliği görmemektedir?..

evet imanlı bir insan diğer insanları böyle algıladığı için kendi bilincinde gerçeklik düzeyine çıkardığı veriyi tüm dünya insanlığına doğrulamaya, savunmaya başlar.. ama karşı taraftaki insan da aynı bilinçaçıklık/uyku durumunda olduğu için onunda bilincinin üzerinde farklı bir tez, gerçeklik düzeyindedir..

işte tam burda bilinçsizlik ve dolayısıyla insani olmayan tutum ve davranışlar başlar.. dünya insanlığının binlerce yıldır yaşadığı savaşın kaosun tek nedeni bu bilinçsizlik ve uyku durumudur..

ama bu bahsettiğim bilincin açılması olayı böyle sadece konuşarak aktarılacak, başarılacak bir şey değildir..

benim bu yazımı okuyan her insan yine kendi bilincinde gerçeklik düzeyine çıkardığı tezi/iddiayı savunup diğerlerini yanlışlama yoluna devam edecektir.. yani "insani olmayan" tutum ve davranışlar devam edip değişen bir şey olmayacaktır..

bunun nedeni de insanoğlunun doğduğundaki safbilinçte değil de bu safbilincinin üzerine karabulut/perde gibi sonradan yüklenen zihinde yaşamasıdır..

ve bu yüklenmiş zihinden arınmak hiç de kolay bir şey değildir, çünkü ölmeden önce ölmeyi gerektirir.. yani bize yüklenen zihinde oluşan karar verici o sahtebenliğin/egonun ölmesi gerekmektedir..

kemalistcan
08-03-2011, 00:18
Bir yorumdan çok konuyu tamamlayıcı niteliğindeki değerli katkın için sağ ol. Bunu ben atlamışım. Bilme ile inanma arasındaki ilişki bu konunun kilit, düğüm noktalarından.

berguzar
08-03-2011, 16:34
Toplum içinde yaşayan insanın en temel varlık şartlarından/göstergelerinden biri de inanmadır. İnandığı –şey- etkileşim içinde olduğu her şey, ya da herhangi bir şey olabilir. Birey, içinde bulunduğu dünyanın anlamının ne olduğuna, geleceğe yönelik planlarına ve etrafındaki insanlara inanma/güvenme olmadan yaşayamaz ve varlığını sürdüremez. Bunun aksi bir tavırla hayatını devam ettirmeye çabalasa bile içinden çıkılamaz kaoslarla boğuşmak zorunda kalacaktır ve bunun örnekleri çoğunlukla psikolojik rahatsızlık olarak literatürlere geçer.

Genel anlamda inanma, nesnesini bir arzunun, yanlış veya doğru bir bilgilenmenin yarattığı bir olanağın belirli bir durumda gerçekleşme (gerçekleşmeme) yada, gerçek olma (olmama)sını kabul etmektir.

Bu tanımdan hareketle şunları söylemek mümkündür.

Bilgi konusu olan şeylerin inanç konusu yapılması, kuruntu ve boş inançları doğurur/doğurabilir. İnanma bilgi değildir. Bilgiyi imandan ayıran şey, bilgi ifade eden bir önermenin nesnesine gidildiği, gitme olanağı olduğu halde inanç ifade eden bir önermenin nesnesine gitme olanağının hiçbir zaman olmayışıdır.

İnanç, en fazla sağlam bir bilgi ile ve mantıki olarak temellendirilebilir.

Yani eşinizin sizi çok sevdiğini bildiğinizi sanırsınız, biliyorum dersiniz. Halbuki onun nesnesine gidemeyeceğinizden dolayı onun sizi çok sevdiğine inanırsınız.

Dolayısı ile ateizm bir zorunluluk değil bir tercihtir. Tıpkı teizm gibi. Bu anlamda inanç bakımından teizm ile arasında zerrece fark yoktur. Biri bir Tanrının varlığına, diğeri ise yokluğuna inanır.

Selamlar...

vartor
08-03-2011, 17:16
Ateizm, teizmin arastirilmasi, sorgulanmasi sonucu ulasilan bir sonuctur. Tercih degildir. Hicbir ateist "dur ben tanrilarin varliklarina inanmayayim" deyip ateist olmaz. Varligi ispatlanmadigi halde, tanri- tanrilar varmis gibi kendini sartlandiranlari gorup, akil ve mantik suzgecinden gecirip, "daha onceki olmayan tanrilar da var zannedildi, ama olmadigini bu son modeline bile inanalarin kesin olarak bildikleri halde yine ayni hatayi yapiyorlar " gerceginden hareket ederek ulasilan bir sonuc.
Cogu imanlilarin anlayamadigi, fark etmedigi de bu. Sizlere ebeveyn ve toplumunuz tarafindan devamli tavsiye ve beyin yikama sonucu icinde bulundugunuz "tercih"i tercih ediyorsunuz. Ateist tercih etmiyor, gercekleri fark ediyor.

berguzar
08-03-2011, 17:31
Ateizm, teizmin arastirilmasi, sorgulanmasi sonucu ulasilan bir sonuctur. Tercih degildir. Hicbir ateist "dur ben tanrilarin varliklarina inanmayayim" deyip ateist olmaz. Varligi ispatlanmadigi halde, tanri- tanrilar varmis gibi kendini sartlandiranlari gorup, akil ve mantik suzgecinden gecirip, "daha onceki olmayan tanrilar da var zannedildi, ama olmadigini bu son modeline bile inanalarin kesin olarak bildikleri halde yine ayni hatayi yapiyorlar " gerceginden hareket ederek ulasilan bir sonuc.
Cogu imanlilarin anlayamadigi, fark etmedigi de bu. Sizlere ebeveyn ve toplumunuz tarafindan devamli tavsiye ve beyin yikama sonucu icinde bulundugunuz "tercih"i tercih ediyorsunuz. Ateist tercih etmiyor, gercekleri fark ediyor.
:)
Ben bir zamanlar bütün dinleri, Tanrıyı elinin tersiyle itmiş biriyim. Çevremin en iflah olmaz kafiri olmaktan gurur duyardım ayrıca. :)

Lakin birgün rahmetli Turan Dursun gözümü açtı ve bir Tanrının varlığını iliklerimde hissettim. Ama benim inandığım Tanrı ile size dayatılan Tanrı aynı değil, inanın bana.

Selamlar...

vartor
08-03-2011, 17:37
Enerji gercektir; bunu hissetmemek mumkun degil, her an etkisindeyiz; ancak, iradesi, amaci olmayan ama hissedilen enerji de deyip gecebilirsiniz, veya dinlerin yaptigi gibi tanrilastirirsiniz.

berguzar
08-03-2011, 17:40
Yok ben Tanrıya küll enerji diyemem. O biraz panteizme (vahdedi vücuda) giriyor ki gün gelir solucana da Tanrı demek durumunda kalırım.

Ama bilginin kaynağıdır diyebilirim.

Selamlar...

frodo
08-03-2011, 21:06
Lakin birgün rahmetli Turan Dursun gözümü açtı ve bir Tanrının varlığını iliklerimde hissettim. Ama benim inandığım Tanrı ile size dayatılan Tanrı aynı değil, inanın bana.

Selamlar...

Biraz gecikmiş de olsa merhaba berguzar. Yazılarını -rastladıkça- ateist forumda okurdum.
Turan Dursun'un yazılarının bir "kafir"i inançlıya dönüştürmesi gerçekten ilginç.

Fırsatını bulursan bu konuda bir başlıkta konuşmak isterdim.

Selamlar.

uyar
08-03-2011, 21:12
:)
..... bir Tanrının varlığını iliklerimde hissettim. Ama benim inandığım Tanrı ile size dayatılan Tanrı aynı değil, inanın bana....

sevgili bergüzar dostum...

çeşit çeşit allah olduğu doğru .. her inananın nedense kendi allahı en doğru allah...

bu çelişki bile senin kendi allahından şüphe etmene yetmiyor mu??

benim inancımı kaybetmeme sebep olan gerçeklerden biriydi bu.. sen ne dersin??

vartor
08-03-2011, 23:17
Sevgili uyar yine itiraz edilemiyecek bir gercegi ortaya dokmus. hani hep var olmadigini ispat edin der dururlar ya, iste en buyuk ispati herkesin kendi tanrisini kendisin yaratmasi. Suphe goturmez bir gercek; ne kadar insan, o kadar tanri, veya her neyse.

aydoe
08-03-2011, 23:22
Bir dönem bazı şeylere inancım vardı ama hiçbir zaman imanım olmadı .
Uzun zamandır da hiçbir şeye inanmıyorum .
Materyalist ya da ateist bir insanın da hiçbir inancının olamayacağını düşünüyorum .

evrensel-insan
08-03-2011, 23:46
Saygideger arkadaslar;

Konu kendi tanrini kendin yaratmaktan ziyade; aklin inandigi tanrilastirma dogrusuna teslimiyetidir.

Cunku akil, mutlaka dogrulamak zorundadir. Eger aklin sinirlarini dusunce asamazsa da, mutlaka kendini tatmin etmek zorundadir.

Bu da en ufak cevapsiz kalan bir sorunun, sonucta aklin rahatligi acisindan, kendini bir dogruya inandirmasidir.

Iste aklin kendini inandirdigi bu dogru, onun tanrilastirdigi neysse odur.

Bunun, soyut, ya da somut olmasi icerik ve anlaminin ne olmasi degildir, onemli olan; onemli olan aklin inanarak dogrulastirdigi ve tanrilastirdigi her ne ise, onun aklin inandigi dogruyu tatmin etmesidir.

Bu cesit, tanrilastirma; ya da tanri konusundaki olumsuz bir anlam ve icerik; aklin, yaratilissal, inancsal, ideolojik, teolojik sinirlarini dusunce ile asana kadar da devam edecektir.

Bunun en son ornegi, Hawking'in bilimin yasalarini tanrilastirmasidir.

Halbuki,insanoglu aklinin dogrularina inanmak yerine, her seyin bir insanoglu yapilandirilmisligi oldugunu algilasa, o zaman tanri, tanrisal yanasim, tanrisal olumlu/olumsuz ideolojiler, inanclar, dogrular, kesinlikler ve sahiplikler, sabitlikler; bu sinirlarin asilmasi temelinde bir anlam ve icerik ifade etmez.

Oyuzden sorun, aklin her turlu yaratilissal, inancsal, ideolojik ve dogrusal bakis acili yanasimindan arinmasi ve akli dusuncenin sinirsizligina ve ozgurlugune acmasidir. Bu da ancak, her seyin, buna insanoglu dahil; bir insanoglu yapilandirilmisliginin algisi, kendi tur ve varliginin bilinci ve farkindaligi ve her seyin temelini insanoglu faktoru olarak algilamanin bir urunu olacaktir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
09-03-2011, 06:07
Cunku akil, mutlaka dogrulamak zorundadir. Eger aklin sinirlarini dusunce asamazsa da, mutlaka kendini tatmin etmek zorundadir.

Bu da en ufak cevapsiz kalan bir sorunun, sonucta aklin rahatligi acisindan, kendini bir dogruya inandirmasidir.

onun aklin inandigi dogruyu tatmin etmesidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

sahtebenlik tatminsizlik üzerine inşa edilmiştir, sürekli kendini tatmin etmek zorundadır..

sevgili dostum e.i..

bilmiyorum sen de farkediyormusun ama senin "akıl" kavramına yüklediklerinle benim "sahtebenlik/ego" kavramına yüklediklerim çok benziyor..


yani "akıl=sahtebenlik" gibi bir şey oluyor..

yukarıdaki alıntılardan başka örneğin sen "akıl kendini göremez" diyorsun..

ben de benzer bir şekilde "sahtebenlik kendini göremeyen ve çekemeyen kamera gibidir" diyorum..

daha önce defalarca değinmeme rağmen burda kısaca yine sahtebenlik/ego kavramını açıklamaya çalışayım..

insanoğlu dünyaya yeni bir yavru getirdiğinde bu bebek "tabula rasadır, sıfır düşünce sahibidir/yoktur".. ben bu duruma "zihinsizlik" diyorum.. böyle bir canlının yaşamını idame ettirmeye yönelik karar aldıran organı "ilkelbenlik"tir.. ilkelbenlik yönetiminde yaşayan bir canlı adeta bir hayvan gibidir, diğer canlıları önemsemez, paylaşımcı değildir, ileri derecede bencildir.. yani onu yöneten şey doğumuyla gelen dürtüleri/güdüleridir..


bu "sıfır düşünce/zihinsiz" canlıya insan olan ataları kendi zaman ve coğrafyasının "düşüncelerini/zihnini" yüklemeye başlar.. işte bu aşamada karar verici organ ilkelbenlik tımarlanma/insanlaşma yoluna sokulmaya çalışılır.. ve bu başarılır.. o hayvansı özellik taşıyan ilkel benlik yerine yeni 2. bir benlik oluşur.. ilkelbenlik yokolmaz sadece evcilleştirme/tımarlanma yöntemiyle değişime zorlanır ve sahtebenlik/ego dediğim şey ortaya çıkar..

3. bir benlik daha var, "özbenlik" ama şimdilik konumuz o değil, girmiyorum..

özetle..

sıfırdüşünce/zihinsiz bir canlının karar organı ilkelbenliktir..

düşünce/zihin yüklenmiş bir canlının karar organı egodur..

şimdi sen bana "akıl" dediğin kavramı biraz açıklar mısın? akıl derken neyi kastediyorsun, nasıl bir anlam yüklüyorsun bu kelimeye/kavrama?

paslıçivi
09-03-2011, 07:02
Ateist tercih etmiyor, gercekleri fark ediyor.


sevgili vartor..

"gerçek" kelimesini insanoğlu çok uzuca getirip harcıyor..

gerçeği farkedip deklare edecek olan insanoğlu kişisi değil bilimdir..

gerçek kavramını binlerce yıldır olduğu gibi insanoğlu kişisi deklare etmeye kalktığı için ortalık gerçekten geçilmiyor ya..

müslümanın gerçeği, hristiyanın gerçeği, budistin gerçeği, ateistin gerçeği, deisitn gerçeği.. ne çok gerçek var ortada..

bir insan evrene baktığında gördüğü/algıladığı şey için en fazla "ben doğruyu görüp farkediyorum" diyebilir ama asla gerçeği değil..

bir verinin gerçekliğe ulaşması için gereken kriterleri yukarıda yazmıştım..

alchindus isimli bir müslüman üyemiz vardı.. "gerçeğe sadakat şart" gibi bir şey deyip dururdu..

bu dünyada herkes gördüğü/algıladığı şeyi gerçek zannediyor sadece siz ateistler değil..

sahi bu arada "ateistelerin farkettiği gerçeği" bana bir yazarmısınız, bakalım gerçek mi değil mi görelim..

evrensel-insan
09-03-2011, 07:52
Saygideger paslicivi;

şimdi sen bana "akıl" dediğin kavramı biraz açıklar mısın? akıl derken neyi kastediyorsun, nasıl bir anlam yüklüyorsun bu kelimeye/kavrama?-paslicivi-

Akil, dogal zihniyetin dogal egosunu her turlu, tatmin etme, olumlu/olumsuz inandirma, inanilana dogrulatma, mutluluk, huzur, rahatlik v.s. temelli motorudur.

Dusunce, aklin her turlu dogal sinirlari, tabulari, verileri, mutlaklari, kesinlikleri, sabitleri, sahiplikleri v.s. disina cikamaz ise, ozgur kalamaz, sinirsiz olamaz ve zihniyet olarak insanlasamaz, evrensellesemez.

Bireyci akilciligin, ben, bencillik, cikar, ayrim v.s. disinda kendi ve turunun varliginin, algisina, bilincine, farkindaligina ulasamaz.

Cunku akil, sadece kendi inandigi olumlu olumsuz dogrusu icin mucadele verir.

Bunu da genelde, kendi icin degil; kendine verilen, ya da kendinin kendine verdigi ve dogruluguna inandigi, ayrimci degerler, veriler ve tabular icin yapar. Bu degerler, genelde kendi yasaminin onunde degerlerdir ve akil, bu degerlerden tatmin olmak, huzur bulmak, mutlu olmak zorundadir.

Akil kendisini, algilayamaz, degerlendiremez, sorgulayamaz. Bunu ancak, o konuda aklin sinirlari disina cikabilmis duzeydeki bir bilinc ve farkindaligin dusuncesi gerceklestirebilir. Dolayisiyle, bir kisinin kendi kendini sorgulamasi demek; aklinin sinirlari disina cikabilen duzeyde bir bilince ve farkindaliga ulasmak ve kendi aklinin inandigi olumlu olumsuz dogrulari, bu bilinc ve farkina varilan dusunce ile sorgulayabilmesi demektir. Bu konuda da, e. kosersindeki son mesaji okuyabilirsin.

Bu konu ile ilgili, iki "kisa" mesaj basligi vereyim. Okursan, aklin nasil ve neden oyle hareket ettigi, daha net algilanir.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=345540&postcount=936

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=353324&postcount=973

Saygilarimla;
evrensel-insan

vartor
09-03-2011, 17:02
Ateizm, teizmin arastirilmasi, sorgulanmasi sonucu ulasilan bir sonuctur. Tercih degildir. Hicbir ateist "dur ben tanrilarin varliklarina inanmayayim" deyip ateist olmaz. Varligi ispatlanmadigi halde, tanri- tanrilar varmis gibi kendini sartlandiranlari gorup, akil ve mantik suzgecinden gecirip, "daha onceki olmayan tanrilar da var zannedildi, ama olmadigini bu son modeline bile inanalarin kesin olarak bildikleri halde yine ayni hatayi yapiyorlar " gerceginden hareket ederek ulasilan bir sonuc.
Cogu imanlilarin anlayamadigi, fark etmedigi de bu. Sizlere ebeveyn ve toplumunuz tarafindan devamli tavsiye ve beyin yikama sonucu icinde bulundugunuz "tercih"i tercih ediyorsunuz. Ateist tercih etmiyor, gercekleri fark ediyor.

Sevgili paslicivi,
Alintida gercek kelimesini nerede nasil kullandigim belli. Yerine "dogru" yazsam uymuyor.
Karsindakiler masal, hayal goruyor, ve sen bunu fark ediyorsan, gercek, hayal olmayan olmuyor mu?

ExUlul
09-03-2011, 23:24
selam,

Gerçek değişmeyen Sabit olandır.O halde ne/ler Sabit ?Ona bakma lazım gelir...

"BATANLARI sevmem" diyen İbrahim gibi gerçeği aramak gerek.

Gerçeği aramak insanın doğasında var...Arayış Sorgulamakla başlar.
Sorgulamalarında "doğru" ve "gerçek" kelimelerini kişilerin...insanoğlu bireyinin bilinçsizce kullandığını görüyorum.
Doğru bilimsel literatürde teori’ye karşılık gelir.Gerçek ise yasa’ya.Buradan şu sonucu çıkarabiliriz;

Doğru;değişkendir,yanlışlanabilir,tartışılabilir.

Gerçek;sabittir,kişiye göre,bakış açısına göre değişmez...

Ben "gerçeklik" yerine "hakikat" demeyi tercih ederim

Gerçek daha çok Algı ile illetli...
Misal, Yerçekimi gerçektir...ama Hakikatmıdır?
Bu durumda Hakikat Evrensel olan Gerçek ise Yerel de diyebiliriz.

Çünkü Ayda yerçekimi 1/6 nisbetinde daha az Gerçek....

Başka bir Gezegende bu yine değişebilir.
Oysa Yerçekimi bir yasadır ve yasa olmasına rağmen lokal,yereldir...
Biz Gerçeğimiz Dünyanın yasası,kaderidir.
Hakikat ise heryerde ve herzaman Sabit ve değişmez olmalı diye düşünüyorum.
HAKikat yasa koyucunun kendisidir.

selam HAKikate ulaşanlar-a/la

evrensel-insan
10-03-2011, 00:00
Saygideger ExUlul;

Zannedersem, sen olguyu tarif etmissin. Ustelik olgu, olguyu veren teori olarak gozlem ile yanlislanamaz ise, evrensel onaya sahiptir.

Gercek ise, insanoglunun iradesi disinda, insanogluna yansiyan bir gerceklik vardir. Yalniz, bu gercekligin ne oldugu, anlam ve icerigi, her turlu ifadesi insanoglu yapilandirilmisligidir.

Eger gercegi, somuta ve bes duyuya yansiyana indirger isek, bu anlamda gercek bilime gozlem veren fenomen olur. Bu gozlem veren fenomene insanoglunun kendisi de dahildir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ExUlul
10-03-2011, 00:14
Sayın E.İ,

Bende aynı şeyi söylüyorum Gerçeğin çerçevesi çizilmiş,içini ise insanoğlunun Algısı dolduruyor.
"Olgu" kelimesi biraz uydurma bir kelime...Yaşayan dilin ürünü değil.En azından ben ne anlamda kullanıldığını bilmiyorum.Siz/sen yurt dışında yaşadığından olsa gerek,Hayat içinde akan kelimeleri değilde "ölü" kelimeleri kullanıyorsun.
Buda zaman zaman iletişideki kopmaları açıklıyor.
Bunları kişisel algılama lütfen.Senin yazılarını keyifle okuyorum.

Saygıdeğer evrensel-insan,
"insanoğlunun iradesi dışında" ile tam olarak ne demek istedin? Yoksa imana mı geldin:D Çünkü insanoğlu dışında hiçbir iradeyi kabul etmeyen,ortaya koyanda,konanda vs. cümlesini sürekli yazan sen değilmiydin?
Görüşlerinde değişiklik mi var?Varsa bu çok güzel bir gelişme...Düşünce bildiğin gibi durağan değildir...Tıpkı Su gibi...Durgun sular yosun bağlar...
Akan sulardan içilir...
esenlikler dilerim,
sevgi ile...

evrensel-insan
10-03-2011, 00:22
Saygideger ExUlul;

Olgu fact demektir, scientific fact' ta bilimsel olgu olarak kullanilir. Gercek ise, realitydir.

Yani, insanogluna yansi veren fenomen. Burada insanoglunun iradesi disinda demek, insanoglunun bir soyutlamasina ve yaratimina gerek duymayan, ama ancak; insanoglu algisi ile kavramlastirilabilen anlamindadir.

Bilimsel olanda, somuttan (gozlem) soyuta (teori, formul v.s.) gidis, inancsal olanda soyuttan (ideoloji, akil) somuta (sistemlestirmek, nesne halinegetirmek) gidis vardir.

Sonucta insanoglu temel faktor olarak, hem gozlem veren, hem de gozlemi alan konumundadir. Hem soyutlayan, hem somutlayan, hem somutlanan, hem de soyutlanan konumundadir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ExUlul
10-03-2011, 01:12
Sevgili E.İ,

İnsan beyni kelmeleri zıttı ile karşılaştırmak suretiyle kavramak üzere programlanmış bir Algoritmaya sahibtir.
İnsanoğlu Aydınlık(Nur) kelimesini anlamlandırabilmesi için Karanlık(Zulumat) olması gerekir.
Güzel/Çirkim...Büyük..Küçük v.s...
Soğuğa bir anlam verebilmesi için Sıcak olmalıdır...Daha sonra insan sabit ve değişken parametreler koyar.Bunu gözlem,deneme-yanılma...tümevarım ve tümdengelim gibi yöntemler ile yapar.
Örneğin Suyun donduğunu ve katılaştığını gözlemler...ardından kaynadığını ve buharlaştığını fark eder...Sıfır derece insanın koyduğu bir Sabit parametredir.Yüz derece de yine insanın sabitlerindendir.Bunlar gözlem ve deneye dayanır...
Böylece DAHA soğuk ve DAHA sıcak kavramları Somutlaşmış olur.

Şimdi sizin "Olgu" yada "fact" dediğiniz kelimenin Zıttı nedir?
Her kelimenin bir zıttı vardır...

Örnek olarak Suyun 100 derecede kaynaması bir "Olgu"mudur? Yoksa Gerçek mi?
Olgular aynı zamanda Gerçekmidir? ve Gerçekler Olgu mu? Eğer cevabın evetse;
Bunu belirleyen sabit ve değişken parametre/ler nedir?

evrensel-insan
10-03-2011, 01:25
Saygideger ExUlul;

Her kelimenin kendisini ve zittini veren, em pozitifler vardir. Hak, inanc v.s. gibi.

Yani hakli/haksiz hak sabitindeki karsitlardir.

Eger bunu olguya uygularsak; olgu olan/olgu olmayan karsitlarini elde ederiz.

Sonucta em pozitif, karsitlik olarak kendisine paralel olan pozitifi ve de bu pozitife karsit olan negatifi verir.

Buradaki pozitiflik ve negatiflik, gramerin ifade anlamindadir. Cunku algi olarak, negatif anlam da pozitif iceriktedir.

Mesela, seye inanc ta; inanan da, inanmayanda kendi algilari acisindan, kendi akillarinin dogrusu olarak, pozitiftir. Negatiflik, biribirlerine olan algidir.

Oyuzden akil, inandigi dogru olarak karsiitlari veren, em pozitife ulasamaz. Ama, em pozitifi sabit tutarak ve sahiplenerek, kendi aklinin inandigi dogruyu pozitif olarak sunar. Bu ortaya konan pozitiflikte, karsitini ortaya koyan icin negatiftir. Cunku onun pozitifi karsitin diger ucudur. o aklinin inandigi dogru olarak diger uce secmistir.

Aklin karsitlik sinirlari disina cikabilen dusunce, ancak ucleme varabilir ve uclemi algilayabilir.

Suyun 100 derece de kaynamasi bir olgudur.

Fact'in karsiti; ingilizce de fiction dur, yani bilim kurgu.

Dedigim gibi, insanogluna yansi verenin algisinin, kavramlastirilmasi, anlam ve icerigi, adi, tanimi temelinde gercek dahil; hersey bir insanoglu yapilandirilmisligidir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

berguzar
10-03-2011, 01:35
Biraz gecikmiş de olsa merhaba berguzar. Yazılarını -rastladıkça- ateist forumda okurdum.
Turan Dursun'un yazılarının bir "kafir"i inançlıya dönüştürmesi gerçekten ilginç.

Fırsatını bulursan bu konuda bir başlıkta konuşmak isterdim.

Selamlar.

Merhaba sevgili frodo,

Evet, bu konuda bende bir başlık açıp konuşalım istiyorum.

Selamlar...
sevgili bergüzar dostum...

çeşit çeşit allah olduğu doğru .. her inananın nedense kendi allahı en doğru allah...

bu çelişki bile senin kendi allahından şüphe etmene yetmiyor mu??

benim inancımı kaybetmeme sebep olan gerçeklerden biriydi bu.. sen ne dersin??
Merhaba dostum,

Hayır herkesin Allahı başka değil, herkesin Allah algısı başka başka. Bunlar farklı şeyler.

Ben inancımı bana dayatılan Allah yüzünden kaybetmiştim. Sorgulanmayan bir hayatı yaşamaktansa hiçliği tercih eden biri oldum her zaman.

Aslında bu da geniş bir konu. Sen aç başlığı, ben devamını getiririm.

Selamlar...

ExUlul
10-03-2011, 01:43
Sevgili E.i,

em Positif ve negatif ile ortak bir zeminde buluştuk.KELİME insan için HERŞEY dir...

Bakınız şey kelimesinin çoğulu (plural) Eşya dır.

Eşyaya isim verme işi Ademin işidir...Ademoğlu ise o verilmiş isimleri Gramer kuralları ile ortak bir dille BÜKER.

Ancak katılmadığım bir nokta var; olgunun zıttı olgu olmayan değildir.Bu sahte bir em positifdir.Benim size verdiğim formatta ancak em positif işletilebilir...Aydınlık/Karanlık örneğinde ki gibi...Aydınlığın zıttı görünürde Aydınlık olmayandır ama bu çıkmaz sokakaktır.
Bakınız Nur ve Zulüm kelimeleri birbirinin zıttıdır.Zalim karanlığın adamıdır.
Zillet Gölgedir...ama aynı zamanda asılın zıttı olan ve bükülrn suret kelimesine evrilmiştir...
Burada konu dışına taşma olduğu için nokta koyuyorum.

Suyun 100 derecede kaynadığı "Fact" demişsiniz...

Su deniz seviyesinde 100 decede kaynar ama bir dağın tepesinde ölçerseniz 70 derecede kaynar.

Basınç yeterli ise odasıcaklığında dahi kaynar.

Demek ki bu "bilgi"niz pulp fiction'miş:)

Saygılarımla...

evrensel-insan
10-03-2011, 01:50
Saygideger ExUlul;

Su normal sartlar altinda 100 derece de kaynar. Bu olgu bir gozlem sonucudur ve gozlemin sartlarina baglidir. Baska bir gozlemle de yanlislanabilir.

Oyuzden fact, fiction olmaz, falsification, yani ancak yanlislanir. Yanlislanan da, olguyu veren teori olur.

Oyuzden bilimsel olarak (NSA) her zaman eklenir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ExUlul
10-03-2011, 02:35
Sevgili E.i,

" fact, fiction olmaz, falsification, yani ancak yanlislanir. Yanlislanan da, olguyu veren teori olur."

Fact demek ki bir Bilimsel Konumdur.Yanlışlan-a-madığı sürece "Reality".

Fact Gerçeğin,gerçek olarak kabul edildiği Döneme ve konuma denir.

Yani fact başı ve muhtemel sonu olan bir durumdur.

Gözlemcinin Evrende aldığı konuma göre her bakış açısı ayrı ayrı bir "Olgu"dur.

Eşyanın 3 boyutu vardır ve her biri birer "Olgu"dur.Nereden bakarsanız oradan "Gerçeği" görürsünüz.üst görünüm...alt görünüm ve kesit
Ama "Mulak gerçek" Soyut olan 3+1 dir. Yani 3 farklı boyuttan görünüm + zaman.

Buradan başlığa katkı olarak şunu söyleyebiliriz...Tanrı Var demekle Yok demek aynı kapıya çıkıyor.
Çünkü Tanrının varlığı ve yokluğu 3 boyutu ile Gözlemlenemez ve algı için gerekli Zaman boyutuna İnsan üstü bir Varlık sığdırılamaz.

Ancak Algımızın ötesinde,3 den fazla boyutları ile insan Bilincine yansıyan bir VARLIK varsa ne olacak?
İnsanın Görme ve Duyma yetisi, Eşiği oldukca sınırlı...
İnsan gözünün görme aralığının altında veya üstünde ki Işık dalga boyları veya Kulakların işitemeyeceği kadar Yüksek veya alçak frekansta Ses dalgaları gibi...
Biz onları YOK sayabilirmiyiz?
Beynimiz ile geliştirdiğimiz Sonar,Ultrason,Radar v.s. gibi aletlerle Algımızı genişletebiliyor ve ancak sonrasında Bilimsel olarak VARlığını ispatlayabiliyoruz.
saygılar...

evrensel-insan
10-03-2011, 03:08
Saygideger ExUlul;

Fact demek ki bir Bilimsel Konumdur.Yanlışlan-a-madığı sürece "Reality".

Fact, sadece bilimsel olabilir, ideolojik, inancsal olamaz ve bilimin felsefesinin de konusudur. Reality, ise; tamamen felsefi/metafizik/ontolojik bir terimdir. Sorunu, mutlakligi, kesinligi ve sabitligidir. Bilimde bunlar yoktur. Bunun bilimsel karsiligi fenomendir. (Felsefenin, fenomenoloji ideolojisindeki fenomen ile karistirmamak lazim)

Fact Gerçeğin,gerçek olarak kabul edildiği Döneme ve konuma denir.

Hayir, bunlar armut ve elma gibidir. Konulari (bilim ve felsefe-metafizik-ontoloji-gercek varlik nedir, tartismasi. Bu tartisma da diger adaylar, oznelcilik ve isimciliktir, realizm Turkce'de nesnellik olarak gecer)

Yani fact başı ve muhtemel sonu olan bir durumdur.

Fact, gozlem, hipotez, scientific laws, teori ve yanlislanabilirligi icerir. Sart ve duruma baglidir.

Gözlemcinin Evrende aldığı konuma göre her bakış açısı ayrı ayrı bir "Olgu"dur.

Olgu bakis acisi degildir. Bilimsel temelde, bilimsel metod ile ortaya konandir. Bakis acisi, ya inancsal, ya da bilimseldir.

Eşyanın 3 boyutu vardır ve her biri birer "Olgu"dur.Nereden bakarsanız oradan "Gerçeği" görürsünüz.üst görünüm...alt görünüm ve kesit
Ama "Mulak gerçek" Soyut olan 3+1 dir. Yani 3 farklı boyuttan görünüm + zaman.

Olgu gercegi vermez, gozlemi evrensel onaylayan teoriyi verir. Bu da hipotezin, bilimsel kanunlar temelinde onaylanmasidir. Iste sorun, metafizigin, ontolojik mutlaklastirmasindadir. Bilimselligin mutlagi yoktur. Olsa, yanlislanamaz. Oyuzden yanlislanamayan her mutlak, bir inancsaldir.

Buradan başlığa katkı olarak şunu söyleyebiliriz...Tanrı Var demekle Yok demek aynı kapıya çıkıyor.
Çünkü Tanrının varlığı ve yokluğu 3 boyutu ile Gözlemlenemez ve algı için gerekli Zaman boyutuna İnsan üstü bir Varlık sığdırılamaz.

Onemli olan, tanrinin once algilayanca, anlam ve icerik olarak ortaya konmasidir. Iste bu ortaya konan tanriya, ya bir inanc beslersin, yada beslemezsin. Cunku, tanri; kavram olarak ve akilda vardir. Dolayisiyle, birakil; kendine tanrisini verdigi anlam ve icerik ile inandirarak dogrular.

Ancak Algımızın ötesinde,3 den fazla boyutları ile insan Bilincine yansıyan bir VARLIK varsa ne olacak?

Bilim ve bilimsellik ne olacaktan yola cikmaz, gozlemler, olgulastirir, bildirir ve belirtir. Bilimsel olarak bilinmez yoktur. Cunku bilimsellik gozlemden baslar. Gozlem vermeyenin bilimselligi yoktur.

İnsanın Görme ve Duyma yetisi, Eşiği oldukca sınırlı...
İnsan gözünün görme aralığının altında veya üstünde ki Işık dalga boyları veya Kulakların işitemeyeceği kadar Yüksek veya alçak frekansta Ses dalgaları gibi...
Biz onları YOK sayabilirmiyiz?

Bir seyi var veya yok saymak, once onu ve onun anlam ve icerigini ortaya koyduktan sonra mumkundur. Bir sey ortaya konmadan, onun (bu birseydir) vari yogu tartisilmaz.

Beynimiz ile geliştirdiğimiz Sonar,Ultrason,Radar v.s. gibi aletlerle Algımızı genişletebiliyor ve ancak sonrasında Bilimsel olarak VARlığını ispatlayabiliyoruz.
saygılar...

Evet.

Saygilarimla;
evrensel-insan

ahmetsln
10-03-2011, 03:21
sevgili bergüzar dostum...

çeşit çeşit allah olduğu doğru .. her inananın nedense kendi allahı en doğru allah...

bu çelişki bile senin kendi allahından şüphe etmene yetmiyor mu??

benim inancımı kaybetmeme sebep olan gerçeklerden biriydi bu.. sen ne dersin??


noktayı koymuşuz


Tebrikler.. :wof:

evrensel-insan
10-03-2011, 03:51
Saygideger ExUlul;

Aklin kendini inandirdigi dogruyu, tanrilastirmasi, o aklin tanriyi yaratimidir.

Bu temelde, ya aklin sinirlari icinde kalarak, inancsal dogru ile ya tanrilastirirsin (teizm), ya tanrilasana karsi cikarsin (antiteizm ve ateizm),

Tanrilastirmamak, aklin sinirini bilincli asabilen dusuncenin tezahurudur.

Aklin inandigi dogrusu ile, Tanrilastirdigin seye;

Olumlu veya olumsuz, bir anlam ve icerik verirsin. (teizm, polyteizm, monoteizm, deizm, panteizm, panenteizm, agnostisizm, ateizm)

Bu anlam ve icerik ile teokratik/teolojik ve uygulamali bag/iliski kurarsin. (teizm)

Ya da kurmazsin. (deizm, panteizm, panenteizm, ateizm)

Eger bir seyi tanrilastirmiyorsan ve tanrilasan her seye verilen anlam ve icerikte, bir inanc beslemiyorsan ve de hic bir bag kurmuyorsan, serbest dusunur olursun. Bu da aklin tanri sinirlarini asan, dusuncedir. Yani dusuncen de, hem tanrilastirma/tanrilasma yoktur, hem de herturlu ve herbir anlam icerik olan tanrilasmisliga inanc beslemezsin ve bag kurmazsin.

Cunku serbest dusunur, metafizigin, teolojisi olarak insanoglunun yarattigi, sistem ve uygulama haline getirdigi, her turlu din felsefesini, bir dini felsefe olarak gozlemler, ama; kendisi bir din felsefesine olumlu ya da olumsuz bir inanc beslemez. Boyle bir yanasima ihtiyac ve gerek duymaz.

Oyuzden konu, tanri degil; aklin inandigi dogru anlam ve iceriginde tanrilastirmak/tanrilasmaktir. Bu temelde de, bir suru din felsefesi vardir ve teolojik inanc vardir. Teokratik sistem ve duzen vardir.

Bunun gozlemlenmesi ise, dini felsefenin ne oldugunu, neden oyle oldugunu ve nasil olusturuldugunu ve yapilandirildigini ortaya koymaktir.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
12-03-2011, 06:57
Sevgili paslicivi,
Alintida gercek kelimesini nerede nasil kullandigim belli. Yerine "dogru" yazsam uymuyor.
Karsindakiler masal, hayal goruyor, ve sen bunu fark ediyorsan, gercek, hayal olmayan olmuyor mu?


sevgili vartor..

bazen uykumuzda rüya görürüz. sonra uyanmaya başladığımızda hala bu rüyanın etkisindeyizdir, hani bilirsin uyku mahmurluğu dediğimiz ilk uyanış anları.. gece uykuda gördüğümüz o güzel ya da kötü rüyanın etkilerini hissederiz hala, ya biraz endişeliyizdir, korkmuşuzdur ya da mutluyuzdur biraz..

ateizm, deizm, panteizm, agnostisizm gibi nonteizm düzeyi bilinçaçıklığında yaşayan insanlar işte bu uyanışın ilk anlarındaki uyku mahmurluğu durumu gibidir.. ve bu düzey insanlar genellikle cezalandırıcı bir tanrıyla zamanında uyutulmuş insanlardır..

hinduizm budizm gibi böyle cehennemde yakan bir tanrı kavramı olmayan dinlerden uyanan insanlar kendilerine böyle isim takmazlar.. onların bahsettiği şey uyanış ve farkındalıktır..

ateizm deizm panteizm agnostisizm tarzı bilinç düzeyleri batı dünyası insanının bilinç düzeyleridir, yani tanrı temelli/odaklıdır ve felsefelerinin altyapısını tanrı oluşturur.. batı dünyasının tek tanrıli dinleri yüzünden teizm ve nonteizm düzeyi bilinçteki insanların tanrıyla başı çok ciddi derttedir.. bu tanrı kavramını ya yanında ya karşısında ya da dinlerden özgür olarak yanındadır..

ama kimse bu tanrıdan özgürleşememiştir..

gece rüyanı gördün, korktun yada sevindin mutlu oldun.. sonra sabahın ilk ışıklarıyla uyanmaya başladın ve hala gece gördüğün rüyanın etkisindesin.. ya tekrar gözlerini kapatıp o güzel rüyayı görmeye çalışırsın ya da bir önce tam uyanıp o kabusun sendeki kötü etkilerinden kurtulmaya çalışırsın..

şayet tam uyanıklığa erişirsen artık o rüyanın etkileri sende sıfırlanır, ne tekrar uyumaya çalışırsın ne de o kabusun kötü etkilerinden kurtulmak için bir çaba gösterirsin..


dünyadaki tanrılı ya da tanrısız bir dine iman etmiş biri gece uykusunda rüya gören ama bunun rüya olduğunu farketmeyen biri gibidir.. ancak ilk uyanışında bunun bir rüya olduğunu algılamaya başlar.. o yüzdendir ki bu dünyada hangi dine inanırsan inan ya da diğer ifadeyle hangi rüyayı görüsen gör bunu diğer insanlara savunmak ve doğrulamak zorundasındır.. çünkü diğer insanların dinleri/felsefeleri hepsi senin bu güzel rüyan için çok ciddi bir tehdittir.. "insani olmayan" bir tutum ve davranış içine girersin..

nonteizm düzeyi bilinçaçıklığındaki insanlar da bu gördüğü kabusun etkisinden kurtulamadığı için hala bu dini/rüyayı ve bu dine inanan/rüyayı gören insanları eleştirip yanlışlama yoluna giderler.. bu durum da yine "insani olmayan" bir tutum ve davranıştır..

ama rüya gören nasıl kendi rüyasını doğrulamak ve savunmak zorunda ise nonteizm bilinçaçıklığındaki insanlar da bu rüyayı yanlışlamak, eleştirmek zorundadırlar..

çünkü rüya gören de, rüyadan uyanmaya başlayan da henüz tam uyanıklığa ve doğal/öz tatmine ulaşmadığı için böyle rüyaları doğrulamak ve yanlışlamak gibi yalancı/sahte tatminlerle uğraşmak zorundadır..


olur da bir gün bu zihinden arınıp bilinciniz yükselirse ve tam uyanıklığa erişirseniz rüya/masal görme-me-nin bir gerçeklik değil sadece uyanışın ilk aşamalarından bir kademe olduğunu farkedersiniz..

vartor
12-03-2011, 08:33
sevgili paslicivi,
Kendimi tatmin etmek icin degil, dinin, imanin ne guclu bir somuru aleti oldugunu fakettigim icin karsisindayim. Imanlilara, tanridan, peygamberden bahsetmeden, nasil anlatabilirsiniz ki uykudan uyanmanin verebilecegi huzuru?
Hic ses cikarmamak mi sence farkindaligi ogretecek insanliga?
Ne demek istedigini gayet iyi anliyorum, ama teshisi yanlis koydugun kanaatindayim.

paslıçivi
13-03-2011, 06:02
Kendimi tatmin etmek icin degil,

sevgili vartor.. burda bahsettiğin "kendim" dediğin organın/mekanızmanın henüz ne olduğunu farkedemediğin için böyle ifade etmen çok normal.. ben buna "sahtebenlik" diyorum, sevgili e.i. de sanırım "akıl" diyor.. bunu kendisiyle ayrıca konuşucam..

bu sitede yazan hiçbir üye "kendimi/sahtebenliğimi/aklımı tatmin etmek için burdayım" demez zaten..

burda herhangi bir dinin savunuculuğunu yapan teizm düzeyi birine sorarsan; o da aynı şeyi söyleyecektir.. siz nonteistlerin yanlış yolda olduğunu ve sizi doğru yola sokabilmek (sizin iyiliğiniz için) için yazı yazdığını söyleyecektir.. ya da din-dar değil de din-ci dediğim biraz daha radikal biri ise sizi inandığı din/tanrı uğruna cezalandırmak için bu sitede yazdığı düşüncesiyle böyle davranacaktır ya da sitedekilere hakaretler küfürler yağdırıp bu siteyi çökertmek için ellerinden geleni yapacaklardır..

ama sitedeki yazışmalara bakarsan kimsenin kimseyi düşünmediğini, kazımadığını, herkesin gerçek zannettiği "insandan öte" bir doğrusu olduğunu ve bu doğrusunu savunmak adına karşısındakinin "kendi gibi bir insan" olduğunu unutup her türlü "insani olmayan" tutum ve davranışlar sergilediğini görürsün.. karşılıklı alaya almalar, dalga geçmeler, hakarete küfüre kadar giden yazışmalar.. teizm ve nonteizm düzeyindeki insanların yazılarını incelersen bu gözlemlerimi çok rahat görebilirsin.. herhalde dünyanın bu felsefe/din konularının konuşulduğu haricindeki hiç bir inernet formunda bu kadar gergin, kavgacı, alaycı, sataşmacı bir insan topluluğunu aynı yerde göremezsin.. herkes adeta bir barut gibi, kim kimi nasıl altederim, düşüncesini nasıl çürütürüm, kendi düşüncemi nasıl baskın hale getirebilirim derdinde..

özetlemek gerekirse..

herkesin vitrininde/maskesinde "insan" var ama kimsenin tutum ve davranışlarında "insanlık" yok.. çünkü vitrinin/maskenin arkasındaki mutfakta farklı şeyler pişiyor..


burda herkes makyajını yapıp maskesini takmış ama bunun bile farkında olmadan sahneye çıkıyor.. çünkü sen yüzündeki maskeyi/makyajı göremezsin, sahtebenlik dediğim şey zaten buna izin vermez..

paslıçivi
13-03-2011, 06:48
imanin ne guclu bir somuru aleti oldugunu fakettigim icin karsisindayim.

bir dine inanmanın insanoğlu açısından bir çok sonucu/etkisi vardır.. sömürü aleti olması sadece bunlardan biri.. bu dünyadaki insanların bilinçaçıklık skalası öylesine değişkendir ki ben bunu bir piramite benzetirim..

piramitin tabanından başlayarak zirvedeki noktasına kadar çok zengin bir skala.. en fazla taş piramitin tabanında vardır, piramit yükseldikçe taş sayısı azalır.. yani yükseklikle taş sayısı ters orantılıdır.. burda yükseklik bilinaçıklığını, taş da insan sayısını ifade eder..

dünya insanlığının barışı açısından dinler bir faciadır, ben belki de hepinizden fazla bu din/tanrı olayının karşısındayım..

dinlerin en büyük faydası belli bir zihin/coğrafya sınırlarına sıkışmış şekilde yaşayan insan topluluğunu hayvanlıktan insanlığa yani barış ve huzura taşıyan en önemli unsurlardan biridir..

kişisel olarak da; insanoğlunun bilincine yansıyan bu varlığa bir anlam önem vermesini sağlayarak bu acımasız/adaletsiz hayatı yaşanabilir, katlanılabilir kılıp yaşamda kalamsı için en büyük motivasyonlardan biridir..

suç ve cezanın(hukuk) hakim olamayacağı yer ve zamanlarda kişinin içindeki o hayvanı/ilkel benliği tımarlayan en etkili silahtır, din/tanrı dediğimiz şey..

bugün dünyadan din, tanrı, ölüm sonrası yaşamları kaldırın, dünyayı cehenneme çevirirsiniz.. huzur ve barışı sağlayamazsınız, ne polisiniz ne ordunuz ne silahlarınız buna gücü yetmez.. çünkü bu hayat çok adaletsiz ve acımasız bir yaşamdır, insanın bunlar karşısında frenleyen, bir hayvan gibi davranmasını engelleyen en önemli faktördür dinler ve ölüm sonrası yaşamlar..

ve insanlığı bölen, sömüren, insanlığın aleyhine işleyen tek unsur din/tanrımıdır ki tüm nonteist dediğimiz insanlar herşeyi bir yana bırakıp sadece bunları yanlışlamakla uğraşırlar.. milliyetçilik, ahlaki değerler, siyaset, politika vs kısaca "insandan öte" olup insanoğlunun tutunup yaşamına değer kattığı her türlü kavram insanoğlunu en az din/tanrı kadar sömürür, böler, biribirine kırdırır..

şimdi ben burda türklüğe ya da kürtlüğe vs, ya da bu etnisiteye yön vermiş tarihteki değerli insanları eleştirsem küfür etsem; o insanı düşündüğünü söyleyen nonteist bir çok arkadaşımız karşıma dikilir.. sen ne diyorsun kendine gel haddini bil diye.. eee bir dini bir peygamberi eleştirmekten ne farkı var bunun..

teist dediğimiz insan da özüne yabancılaştırılmış nonteist dediğimiz insan da özüne yabancılaştırılmış.. özündeki o huzur ve keyiften bi haber yaşadığı için "kendinden/insandan öte" bir şeylere değer verip tutunmak zorunda..

insanoğlunun bilinç evriminde o içindeki ilkel benlik/vahşi hayvan evrimleştikçe din/tanrı olayları yavaş yavaş kendiliğinden kalkacaktır.. bu evrimsel bir süreçtir.. şu an teizm ve nonteizm düzeyi insanların birbirileriyle olan bu kördöğüş/kaosu bu evrimsel sürecin kaçınılmaz bir ayağıdır..

paslıçivi
13-03-2011, 07:30
Turan Dursun sitesi benzeri bir çok site var ülkemizde ve dünyanın her coğrafyasında.. ama nedense dünya insanlığının sömürü aracı olarak görülen dinlerden özellikle zihindeki din yanlışlanmaya eleştirilmeye çalışılır..

sitemizde islam topiği en çok katılımcısı ve takipçisi olan topictir.. teistiyle nonteistiyle herkes ordadır.. sanki insanlığı sömüren tek din islam.. islam zihni yüklenmiş bir teist başta islam olmak üzere islam dininin onayladığı diğer dinleri savunup doğrulamaya çalışır.. ama sala bir hinduizmi budizmi savunup doğrulamaya çalışmaz.. çünkü islamda bu dinlerin yeri yoktur..

yine aynı şekilde islam zihni yüklenmiş bir nonteist başta islam olmak üzere islamın onayladığı dinleri yanlışlamakla uğraşır.. ama gidip bir hinduizmi budizmi yanlışlamakla zaman harcamaz..

çünkü hem teistinde hem nonteistinde bu hinduizm ve budizm zaten batıl olarak yüklenmiştir, bu dinlerin yanlışlanması onlara hiç bir şey katmaz, kesinlikle tatmin etmez..

hrisityanlık zihni yüklenmiş bir teist hristiyanlık ve museviliği savunup doğrulamaya çalışır.. islamiyeti yanlışlamak onun ilgisini bile çekmez..

yine aynı şekilde hristiyanlık zihni yüklenmiş bir nonteist başta hristiyanlık olmak üzere museviliği yanlışlamakla uğraşır.. bir islamı hinduizmi budizmi yanlışlamakla uğraşmaz, ilgisini çekmez, tatmin olamaz..

sevgili vartor siz bildiğim kadarıyla avrupada yaşıyorsunuz yani islamiyetin değil hrisityanlığın hakim olduğu/zihin yüklendiği bir coğrafyada.. ordaki bu tarz felsefi siteleri inceleyin bakalım ne göreceksiniz.. teistiyle nonteistiyle en popüler doğrulanmaya yanlışlanmaya çalışılan şey hristiyanlık, isa ve incillerdir..

islamiyet, hinduizm, budizm gibi dinler sanırım bizim sitede olduğu gibi diğer dinler başlığı altında üvey evlat muammelesi görür.. açıkçası kimsenin s.kinde bile değildir bu dinler.. çünkü nasıl islam zihinli teist ve nonteistler için diğer dinler batıl olarak yüklenmişse aynı şey hristiyanlık için de geçerlidir.. hristyanlık zihninde islamiyet ve diğer dinler zaten batıldır, o yüzden teistinde nonteistinde ilgi alanında değildir.. bunları doğrulamak ya da yanlışlamak onları tatmin etmez.. çünkü zihnin yöneticisi kara verici organı sahtebenlik kendi zihninin kölesidir.. asla özgür değildir..

uzak doğuya gidin, orda felsefeyle uğraşanları inceleyip gözlemleyin.. bizim burda birbirimiz yediğimiz semavi dinlerin esamesi yoktur, o insanlar için hiç bir şey ifade etmez semavi dinler, allah, kuran, muhamed incil musa vs..

çünkü onlar da zihinde yaşarlar, kendilerine yüklenen dinin ya taraftarıdırlar ya da onu yanlışalamaya çalışan nonteizm düzeyi bilinaçıklığındadırlar.. semavi dinleri yanlışlamakla kesinlikle uğraşmazlar çünkü zihinlerinde yer işgal etmemektedir ve onlara hiçbir tatmin sağlamaz bu semavi dinler..

paslıçivi
13-03-2011, 07:53
nasil anlatabilirsiniz ki uykudan uyanmanin verebilecegi huzuru?


uykudan uyanmak huzur değil huzursuzluk getirir.. bu dünyanın en huzurlu insanları bir dine inanıp o dine göre yaşamını düzenleyebilenlerdir.. ama bu bile bir nörokimyasal donanım(konektom) meselesidir.. şayet donanımın müsaitse ve yaşamda seni etkileyen binlerce parametre arasında bu dengeyi yakaladıysan senden huzurlusu yoktur..

çünkü herşeyi bildiğini zannedersin.. bilincine yansıyan evreni, ölümden sonra neler olacağını vs herşeyi bilmektesindir.. herşeyden önemlisi ölümün bir son omadığını ve bu dünyada yaşanan her türlü adaletsizlik ve acımasızlığın telafi edilebileceği düşüncesi seni büyük bütünlüğe/huzura kavuşturur..

ama genetik miras ve doğumundan sonra binlerce parametre altında yapılanan o nörokimysal donanımın/konektomun bu derin uykuya müsait değilse sıkıntı başlar.. huzursuzluk ve uykusuz geceler seni bekler.. artık uykudan uyanma vakti gelmiştir, bu yeniden doğmak gibidir, sancılıdır.. ama tam uyanamayıp uyku mahmurluğunda kalırsan en büyük ızdırabı yaşarsın.. kafanda binlerce önceden yüklenmiş input, yeni inputlarla büyük mücadeleye girer ve zihin iki parçaya bölünür.. ve sen felsefe denen illetle uğraşmaya başlarsın.. şimdiye kadar günlük rutin yaşantını yaşarken birden felsefe yaşamının önemli bir parçası haline gelir.. işte o sahneye çıkıp ikiye bölünmüş olan zihninde bir parçasının egemenliği sağlamak için diğer parçanın kendisi ve savunucularıyla amansız bir mücadeleye girersin..

bu tarz sitelerde boy gösteren teisti de nonteisti de ikiye bölünmüş zihin sahibi insanlarıdr.. çok derin uykudaki bir teistin bu tarz sitelerden haberi bile yoktur, böyle sitelere girip bu nonteistlerle tartışmaya girmeye ya da dinini savunmaya gerek bile görmez. o çok derin bir uykudadır ve inandığı dinin bir gerçeklik olduğundan o kadar emindir ki... hangi dine inandığının hiç bir önemi yoktur..

ama gün gelir o nörokimyasal yapı bir veye birden çok nedenle değişir ve tek parçalı o zihin artık iki parçalıdır ve cehennem yaşantısı başlar.. bu sitede boy gösteren her teist çok güçlü potansiyel bir nonteist adayıdır..

tek parçalı/yekpare bir zihne sahip olan biri felsefeyle/yaşamı sorgulamayla ilgilenmez ve uğraşmaz zaten.. o günlük geçim derdi, aşk meşk iş para vs işlerle kendini oyalamaktadır..

paslıçivi
13-03-2011, 08:14
Hic ses cikarmamak mi sence farkindaligi ogretecek insanliga?


sevgili vartor herşeyden önce "farkındalık" dediğimiz şey dinlerin bir rüya/masal olduğunun farkedilmesi değildir..

dinlerin bi rüya olduğunun farkedilmesi nonteizm düzeyidir..

farkındalık çok ayrı bir bilinç düzeyidir ve beraberinde tam uyanıklığı ve insanlaşmayı getirir.. insanoğlunun kendisini görüp farkedebilmesi olayıdır..

bir insanı tutunduğu her türlü "insandan öte" değerlerinden ayırıp herşeyden önce bir insan olarak görüp ona saygı ve sevgi besleyebilmektir..

bir insanı olduğu gibi kabullenebilmektir, sokaktaki diğer çöpleri değil kendi önündeki çöpleri görüp temizleyebilmektir..

insandan öte diğer tüm değerlerden mutlak bir özgürlüktür.. kendin/insan haricinde hiç bir şeye tutunmamak, hiçbir şeyi yüceltip kutsamamaktır..

bakın burda ben de sevgili e.i de ses çıkarıyor ama bir siz nonteistlerin tarzına bakın bir de bizim tarzımıza..

ama şunun da altını çizerek tekrar söylüyorum.. siz nonteistlerin bu zihninizdeki dini yanlışlama çabalarından dolayı kesinlikle sizleri eleştirip suçlamıyorum.. aynı şekilde bir teistin inancını savunurken eleştirip suçlamadığım gibi..

çünkü hepimiz insanız ve hepimizin tatmin olmayı bekleyen bir bilincimiz ve tatmin olmanın bir zorunluluk/dayatma olması gibi bir gözlemim var..

kimsenin nörokimyasal donanımının/konektomunun dışında bir davranış ve tutum sergilemesini bekleyemem.. zaten bekliyor olmam kendimle ve tezlerimle çelişmem olur..

gölde zorla bir dalga yaratmakla, göle taş atıp oluşan dalganın kendi cazibesiyle bazı "uygun" kıyılara ulaşmasını beklemek çok farklı şeylerdir..

ya da diğer bir ifadeyle "karanlıkla kavga/küfür etmek yerine basitçe ışığı yakmaya çalışmak" diyelim..

paslıçivi
14-03-2011, 08:32
sahtebenlik tatminsizlik üzerine inşa edilmiştir, sürekli kendini tatmin etmek zorundadır..

sevgili dostum e.i..

bilmiyorum sen de farkediyormusun ama senin "akıl" kavramına yüklediklerinle benim "sahtebenlik/ego" kavramına yüklediklerim çok benziyor..


yani "akıl=sahtebenlik" gibi bir şey oluyor..

yukarıdaki alıntılardan başka örneğin sen "akıl kendini göremez" diyorsun..

ben de benzer bir şekilde "sahtebenlik kendini göremeyen ve çekemeyen kamera gibidir" diyorum..

daha önce defalarca değinmeme rağmen burda kısaca yine sahtebenlik/ego kavramını açıklamaya çalışayım..

insanoğlu dünyaya yeni bir yavru getirdiğinde bu bebek "tabula rasadır, sıfır düşünce sahibidir/yoktur".. ben bu duruma "zihinsizlik" diyorum.. böyle bir canlının yaşamını idame ettirmeye yönelik karar aldıran organı "ilkelbenlik"tir.. ilkelbenlik yönetiminde yaşayan bir canlı adeta bir hayvan gibidir, diğer canlıları önemsemez, paylaşımcı değildir, ileri derecede bencildir.. yani onu yöneten şey doğumuyla gelen dürtüleri/güdüleridir..


bu "sıfır düşünce/zihinsiz" canlıya insan olan ataları kendi zaman ve coğrafyasının "düşüncelerini/zihnini" yüklemeye başlar.. işte bu aşamada karar verici organ ilkelbenlik tımarlanma/insanlaşma yoluna sokulmaya çalışılır.. ve bu başarılır.. o hayvansı özellik taşıyan ilkel benlik yerine yeni 2. bir benlik oluşur.. ilkelbenlik yokolmaz sadece evcilleştirme/tımarlanma yöntemiyle değişime zorlanır ve sahtebenlik/ego dediğim şey ortaya çıkar..

3. bir benlik daha var, "özbenlik" ama şimdilik konumuz o değil, girmiyorum..

özetle..

sıfırdüşünce/zihinsiz bir canlının karar organı ilkelbenliktir..

düşünce/zihin yüklenmiş bir canlının karar organı egodur..

şimdi sen bana "akıl" dediğin kavramı biraz açıklar mısın? akıl derken neyi kastediyorsun, nasıl bir anlam yüklüyorsun bu kelimeye/kavrama?

Saygideger paslicivi;

şimdi sen bana "akıl" dediğin kavramı biraz açıklar mısın? akıl derken neyi kastediyorsun, nasıl bir anlam yüklüyorsun bu kelimeye/kavrama?-paslicivi-

Akil, dogal zihniyetin dogal egosunu her turlu, tatmin etme, olumlu/olumsuz inandirma, inanilana dogrulatma, mutluluk, huzur, rahatlik v.s. temelli motorudur.

Dusunce, aklin her turlu dogal sinirlari, tabulari, verileri, mutlaklari, kesinlikleri, sabitleri, sahiplikleri v.s. disina cikamaz ise, ozgur kalamaz, sinirsiz olamaz ve zihniyet olarak insanlasamaz, evrensellesemez.

Bireyci akilciligin, ben, bencillik, cikar, ayrim v.s. disinda kendi ve turunun varliginin, algisina, bilincine, farkindaligina ulasamaz.

Cunku akil, sadece kendi inandigi olumlu olumsuz dogrusu icin mucadele verir.

Bunu da genelde, kendi icin degil; kendine verilen, ya da kendinin kendine verdigi ve dogruluguna inandigi, ayrimci degerler, veriler ve tabular icin yapar. Bu degerler, genelde kendi yasaminin onunde degerlerdir ve akil, bu degerlerden tatmin olmak, huzur bulmak, mutlu olmak zorundadir.

Akil kendisini, algilayamaz, degerlendiremez, sorgulayamaz. Bunu ancak, o konuda aklin sinirlari disina cikabilmis duzeydeki bir bilinc ve farkindaligin dusuncesi gerceklestirebilir. Dolayisiyle, bir kisinin kendi kendini sorgulamasi demek; aklinin sinirlari disina cikabilen duzeyde bir bilince ve farkindaliga ulasmak ve kendi aklinin inandigi olumlu olumsuz dogrulari, bu bilinc ve farkina varilan dusunce ile sorgulayabilmesi demektir. Bu konuda da, e. kosersindeki son mesaji okuyabilirsin.

Bu konu ile ilgili, iki "kisa" mesaj basligi vereyim. Okursan, aklin nasil ve neden oyle hareket ettigi, daha net algilanir.

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=345540&postcount=936

http://www.turandursun.com/forumlar/showpost.php?p=353324&postcount=973

Saygilarimla;
evrensel-insan


sevgili e.i..

verdiğin linkleri okudum.. terminolojilerimiz çok farklı olmakla birlikte sanırım ikimiz de aynı şeyleri anlatmaya çalışıyoruz.. çünkü akıl deyip de buna bir takım özellikler yüklerken adeta benim bahsettiğim sahtebenlik/egoyu tarif ediyorsun gibi..

insanoğlu dediğimiz canlı türünü yöneten, karar aldırıp, tutum ve davranışlarını, kısaca yaşamını ve diğer insanlarla olan ilişkilerini düzenleyen belirleyen bir mekanızma/organ var..

algıladığım kadarıyla sen bu mekanizmaya/organa "akıl" diyorsun..

ben ise "benlik" diyorum ve 3 aşamada incelemeye, ifade etmeye çalışıyorum.. 1.ilkelbenlik, 2.sahtebenlik/ego ve 3.özbenlik..

bir bebek doğduktan sonra o bebeğe ailesi/toplum tarafından bir takım veriler yükleniyor.. bu yüklenen veriler bir takım dogmaların, tabuların "doğru"ların "yanlış"ların olduğu bir "paket"..

algıladığım kadarıyla senin "akıl" dediğin şey bu paketin dışına çıkıp özgürleşemiyor.. bu paketin içinde adeta bir hapishanede yaşıyor.. bu paketin içindeki verilerin yanında ya da karşısında yer alarak kendini tatmin eden ve mutlu olmak zorunda olan bir mekanızma..

ya da benim ifademle sahtebenlik kendine yüklenen zihnin yöneticisi, kararverici organıdır ve bu yüklenen zihnin bir kölesidir, asla özgürleşemez..

şimdi sen "doğal düşünce" dediğin bu düşünce tarzı içinde kullanılan şeye "akıl" diyorsun..

konunun daha iyi algılanıp detaylanması açısından;

henüz bu dogmaların tabuların(paket) yüklenmediği küçük bir çocuğun tutum ve davranışlarını belirleyen mekanızmaya ya da kendi "evrensel insan düşüncesi" adını verdiğin bu doğal düşünce dışındaki bir insanın tutum ve davranışlarını belirleyen mekanızmaya/organa "akıl" değil de ne isim veriyorsun?

"doğal düşünce" içinde yaşayan bir insanı "akıl" yönetiyorsa, küçük bir çocuğu ya da seni yöneten şeyin adı nedir? buna nasıl bir ad/isim veriyorsun?

evrensel-insan
14-03-2011, 22:48
Saygideger paslicivi;

henüz bu dogmaların tabuların(paket) yüklenmediği küçük bir çocuğun tutum ve davranışlarını belirleyen mekanızmaya ya da kendi "evrensel insan düşüncesi" adını verdiğin bu doğal düşünce dışındaki bir insanın tutum ve davranışlarını belirleyen mekanızmaya/organa "akıl" değil de ne isim veriyorsun?

"doğal düşünce" içinde yaşayan bir insanı "akıl" yönetiyorsa, küçük bir çocuğu ya da seni yöneten şeyin adı nedir? buna nasıl bir ad/isim veriyorsun?-paslicivi-

Birincisi, bu konu bu basliga ait bir konu degil. Ikincisi, Turkce dili olarak bu konunun izahi, neyin ne oldugunu aciklama acisindan yeterli degildir.

Ucuncusu, tum soyut kavramlarin, yaraticisi olan beynin, yarattigi soyutun genel kullanim kavrami ingilizce de, mind dir ve "philosophy of mind" da bu konuyu isleyen, hem bilimsel, hem inancsal daldir. Mesela ingilizce de akil anlamini veren bir kavram yoktur. Yalniz, mind in kullanimi bazan tercume olarak akil icerigindedir. Mesela, ve genellikle, kisilere kisisel olarak kullanilan sorularda gecen mind akil icerigindedir. Yani AKIL KISISEL KULLANIMDA GECERLIDIR.

Bizim, turkce de kullandigimiz anlam ve icerikteki aklin kullanimi, ingilizce de; turkce karsilik olarak dusunce, yani thinking, thought olarak gecer.

Ingilizce de, mind genellemeli kullanim icerigine, ingilizcede intellect denir. Turkce de ise bu farkli algilanir. Mesela, turkce'de kullanilan, entellektuel, entel v.s. gibi kavramlar, aydin ya da alayci bir argo icerigindedir. Genel karsiti ise zeka icerigini verir.

Irfan, dimag, us, akil, zeka, akillilik, zekilik v.s. her iki dilde de farkli anlam ve iceriklerde kullanilir.

Bunun yaninda, bilinc, farkindalik, inanc, bilmek, ogrenmek v.s. kullanimlari da, her iki dilde farkli iceriktedir.

Turkce de neyin ne oldugu, felsefe acisindan belirli bir turkce ortak anlatimi olarak olanakli degildir.

Mesela, bilincaltinin kullanimi suuralti kullanimi ile, ya da suur bilinc ile ayni anlami vermesine ragmen, farkli iceriklerdedir.

Ornek verirsek, suur ve suur alti tamamen biyolojik bir kullanimken, bilinc ve bilinc alti, bilinclilik ve bilincsizlik felsefi kullanimlardir.

Butun bu karmasa ve neyin ne oldugunun bilincsizligi temelinde, ben kendi algim olarak kisaca kavramlari izah etmeye calisayim.

Dogan bir bebek bir suura sahiptir, bu suur onun canliligini ve yasam ihtiyacini dile getirir. Yani, aglar ve ihtiyacini dile getirir.

Iste bu suur yapisi, bir bebegin tum soyut ve soyutlama yapisinin da temelidir. Bes duyusunun yardimi ile, bebek verilenleri almaya ve uygulamaya baslar. Bu suurun adaptasyon asamasidir.

3 yasindan sonra hafiza olusmaya ve bebek, aldiklarini kullanmak icin bu hafizada depolamaya baslar. Bu samadan sonra, ogrenmek, istemek ve verileni almak uclemi ile bebek buyur. Ayni zamanda, KENDISINDEN ISTENENI UYGULAMAK donemi suurlu olarak baslar ve anlamak, anlatmak donemi netlesir.

Iste bu donem ile beraber bebegin tercih donemi baslar. Yani, kendi AKLININ ISTEMINE YONELIR. Isteneni vermeyebilir, anlamak istemeyebilir ve denileni yapmayabilir. Iste bebegin bu donemi BILINCIN OLUSMAYA BASLADIGI DONEMDIR.

Cocuk buyudukce ve aklini ortaya koydukca, her turlu karar aliminda, dusundugunun ve dusunce urettiginin bilincinde ve farkinda degildir. Oyuzden ne yaparsa yapsin, bilincli ve farkinda olarak degil; gordugu, algiladigi, yerlesmis ve bir cesit taklit olarak bunu uygular. Iste bilincalti olan uygulama da budur.

Yasam da bu kadardir.

Iste bunun ustu, bilinclilik, farkindalik, dusunce uretimi bilinc ve farkindaligi, kendi varlik bilinc ve farkindaligi, bencillik, egoizm, birey bilinci v.s. seklinde gider.

Konuya bu acidan bakarsak, dusunce; aklin onerdigini sorgulayabilme yetisidir. Bu ya bilincalti ve alisilagelmis olarak, ya da bilincli ve farkindalikli olarak yapilir.

Dusuncenin getirdigi ve aklin uygulayacagi celiskisinin bilinc ve farkindaligi dogal zihniyettir. Asama kaydedilirse, degisim olur (mesela teizmden ateizme), asama kaydedilmezse, sabit fikirlilik dogar (teizme tutunma, teizmde israr etme)

Ortada olan tek sey, kisinin zihinsel huzur, mutluluk, rahatlik v.s. durumudur ve bu yukaridaki celiskiden dolayi bozulursa, tekrar zihinsel olarak, ya yeni asama ile, ya da eski duzeye tutunarak tekrar, huzura rahatliga v.s. donusturulur.

Cunku, dogal zihniyette, zihniyet negatif olamaz. Yani huzursuz, mutsuz, rahatsiz v.s. kalamaz.

Iste bu temelde, dogal zihniyetin hareket ettiricisi, huzurun bozulmasinin tekrar huzura kavusmasidir. Iste bu huzur bozumu, genelde bilincaltinin bilinci zorlamasi ile olur ve bu dogal bir sorgulamadir.

Dogal isleyis, huzuru bozma uzerine gelismez, yalniz bilincalti zorlamasiyla gelen huzurun rahatsizliginin, tekrar huzuru gereklidir. Bu da ya bir bilinc asamasidir yeni bir huzur duzeyidir, ya da eski huzura tutunmadir.

Devrimci sorgulamanin ne oldugunu, ben e. kosesi'nde anlattim.

Saygilarimla;
evrensel-insan

paslıçivi
16-03-2011, 06:31
sevgili e.i..

dil (kelimeleri kullanarak konuşarak anlaşma) insanoğlu açısından artık yetersiz/ilkel kaldığının sen de farkındasın.. zaten soyut olan kavramların bir de bir kaç kişinin ulaştığı şeyleri ifade edebilmesi açısından sıkıntısını yaşıyoruz..

ama gördüğüm/algıladığım kadarıyla hemen hemen aynı benzer şeyleri anlatmaya çalışıyoruz, sadece kullandığımız terminoloji farklı..

benim anadilim türkçe ve başka bir dile anadilim düzeyinde hakim değilim. o yüzden sadece "türkçe düşünebiliyorum"..

sen türkçenin yanında bir de ingilizceye anadilin düzeyinde hakimsin ve ikisini harmanlayıp ortak düşünebiliyorsun, yani "ingilizce düşünme" yetisine de sahipsin.. o yüzden ikimiz yazışırken kelimelere çok farklı anlamlar yükleyebiliyoruz ve birbirimizle iletişim sıkıntısı çekiyoruz gibi geliyor bana..

ufak tefek farklılıklar olmakla birlikte genel anlamda bir çok ortak paydamız var.. bu farklılıklarında yine kelimelere yükelenen anlam değişikliği sebebiyle yaşandığını düşünüyorum..

senin ifadenle devrimci düşünce gücüne ulaşabilmeyi ben aydınlanma/farkındalık olarak görüyor ve bunu "kişisel bir kurtuluş" olarak ifade ediyorum..

çünkü şimdiye kadar yazdıklarım konuştuklarım yüzünden birebir hiç kimseyi kendi düzeyime taşıyamadım.. tamam yazılarımızı okuyup beğenenler var, faydalanalar var ama bunları okuduktan sonra o insanlar da ciddi bir dönüşüm/başkalaşım izleyemiyorum ben.. insanların bilinçaçıklık düzeyini piramite benzettiğimi biliyorsun, ancak çok sınırlı bir kaç kişi bunlardan faydalanıp minimal bir dönüşüm yaşayabiliyorlar..

yani her zaman söylediğim gibi ulaşılan bilinçler diğer insanlara dille(konuşarak) aktarmak çok zor..

çünkü konuşurken aktarmaya çalıştığımız kelimeler/ifadeler senin tabirinle akıl benim tabirimle sahtebenlik/ego filtresine takılıyor.. ve bu süzgeci/filtreyi geçmeyi başaramıyor..

o yüzden ben bu filitreyi bir bilinaçıklık bozukluğu hastalığı olarak görüyorum.. bunu da binlerce parametre etkisi altında şekillenen/yapılaşan nörokimyasal donanım/konektoma bağlıyorum.. tabi tüm bunların bir tez olduğunu hatırlatarak..