PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Lars Vilks'in Sosyalizm Tahlilleri


lars vilks
10-03-2011, 15:44
Şimdi Spartakus arkadaşım. Burda hep beraber oturmuş insanlığın sorunları üzerinde ve olası çözümler üzerinde konuşuyoruz. Böyle bir meselede tartışırken en önemli şey içinde yaşadığımız dünyanın ve bizim konumuzu ilgilendiren kısımlarını doğru anlamak öyle değil mi? En azından kaba hatlarıyla anlamamız gerekiyor. Ve bu konuyu tartışmaya girişmiş bir kişiden asgari beklentimiz de en azından kaba hatlarıyla çağımızın toplumsal gerçeklerinden haberdar olması değil mi?

Sen şimdi çıkıp ben ağayım bu insanlarda benim malım diyebilirsin? Sonuna kadar serbestsin(sistem müsait)

Şimdi sen kalkıp bu lafı ederken karşındaki insanın nasıl düşünmesi gerekir? Sistem müsait diyorsun. Bir insan kalkıp "ben ağayım, bu insanlar da benim malım" diyebilir diyorsun. Buna içinde yaşadığımız sistem müsaitmiş. Yani sistem derken herhalde yasalar demek istiyorsun.

Şimdi böyle bir tartışmaya girdiğin bir insanla daha işin abc'sini konuşman gerekiyor olması biraz can sıkıcı bir durum değil mi?

Sen İnsan Hakları kavramından, köleliğin kaldırıldığından falan haberin yok mu? Bu kadar tartışmaların içine girmiş birisi daha eleştirdiği çağın ve düzenin abc'sinden haberi yoksa, bu insanla oturup ne konuşabilirsin?

Sen akıllı aydın bir insan olarak geçinirken bu tarz bir lafı nasıl edebildin?

Demek ki sen daha hiçbirşeyi anlamıyorsun. Senin diğer fikirlerin daha temelden yanlış demektir.

Ve diğer bir konuya gelelim. Pol Pot'a atıfta bulunulmasına "slogan atmak" ve "provokasyon yapmak" diyorsun. Diğer iletilerde anlaşılan Stalin ve Mao'ya da atıfta bulunulmuş, buna da dikkat çekip hepsine provokasyon diyorsun.

Peki güzel kardeşim. Sen şimdi burda bize insanların mutluluğunu sağlayacak alternatif bir düzenden bahsediyorsan, ama senin sistemin de Stalin, Mao ve Pol Pot gibi caniler üretmişse, bu caniler diktatör haline gelmişse, hukuksuzca asıp kesmişlerse, biz de senin bize satmaya çalıştığın bu düzene şüpheyle bakmak hakkımız değil midir?

Ve sen kendi ağzınla zaten eski komunist devrimcilerle hemen hemen aynı kafada olduğunu, ve KAN istediğini ortaya seriyorsun:

(...) Bağımsız olabilmesi içinde hatrı sayılır oranda(ülkenin belkemiğinde ki kapitalistler!!!) kapitalisti tasviye etmesi gerekir (...)

(...) bu üretimden hırsızların, gaspçıların, asalak takınımın nasıl tasviye edilebilirliğini,(...)

(...) bu sırtında taşımaya mecbur kılınan kamburlarından da kurtulacaktır. (...)

Sen şimdi insanların bir kısmına "asalak takımı" diye bakıp, bunlardan insanlığın sırtındaki "kambur" şeklinde bakarak zaten içinde nasıl duygular taşıdığını ortaya seriyorsun. Bu katliam ve işkence yapmaya hazırlanan bir insanın öldürmek istediği insanları önce insanlığın dışında tanımlayıp şeytanlaştırarak caniliğe ahlaki zemin hazırlamasına benziyor. O zaman sen bu hızla Stalin'i de, Mao'yu da, Pol Pot'u da zaten savunabilecek bir ruh halindesin.

Yazdığın diğer bazı şeylere de kısaca değinmem gerekirse, ben açıkçası Türkiye'yi niye "bağımlı" saydığını anlayamadım. Bağımlılık heralde senin sözlüğünde farklı anlamlar taşıyor. Eğer uluslararası cemiyetle ilişkilerin varsa, BM'ye iştirak edip onun sözleşmelerine uyarsan, ve tabi ithalat ve ihracat yapıyorsan "bağımlı" oluyorsun heralde.

Bir de emperyalizmi ve köleliği ne diye kapitalizm ile ilişkilendirdiğini anlayamadım. Bu iki olay da fi tarihinden beri dünyada mevcuttur. Kapitalizm ile bir alakası yok ki. Modern özgür dünya tam tersine bugün köleliği yasak etmiştir, ve emperyalizmden de vazgeçmiştir ve kınamıştır. Bugün Batı ülkeleri sayesinde Hindistan'da kast sistemi yasak edilmiş ve Suudi Arabistan'da ve Afrika'da kölelik kaldırılmıştır. Batı sayesinde Saddam gibi potansiyel emperyalistlerin önü kesilmiştir. Ve nice potansiyel emperyalist saldırganlıklar caydırılmıştır.

berguzar
10-03-2011, 16:21
Merhaba arkadaşlar,

Konu çok uzamış, açıkcası çok azını okudum.

Bu yüzden sadece fikrimi söylemek istiyorum.

Özel Mülkiyet nedir konuşulması yerine özel mülkiyet hak mıdır diye düşünenlerdenim. Ve insanın temel ihtiyaçlarının dışında böyle bir hakkı olduğunu sanmıyorum. Temel ihtiyaç ise o an için hayatta kalmasını sağlayan ihtiyaçlardır.

Bunu da kuranda bir ayete bağlayarak düşünüyorum. Bakara 219'da kısaca derki:

*Sana neyi infak edeceğini soruyorlar. Deki: ihtiyaçtan arta kalanı.*

Bana göre ihtiyaç fazlası şudur:

Ölümlü varlıklarız hepimiz (ama hepimizin aynı zamanda hayat hakkı vardır ve bu hakka eşitizdir. Bu eşitlik din/dil/ırk vs ayırmadan sabittir hemde) ve ne zaman öleceğimizi bilemeyen varlıklarız. Öğle vaktinde bir insanın karnı doymuşsa, akşam yiyeceği yemeğide hazırda ise işte bu akşam yiyeceği o insan için öğle vakti ihtiyaç fazlasıdır. Biliyorum çok ütopik şeyler gibi geliyor söylediklerim ama kuran bunu diyor ihtiyaçtan arta kalanı diyerek.

Şu anki dünya düzeninde mülkiyet nedir konuşmaktan öte, insanın özel mülkiyet hakkı var mıdır konuşmak bence daha akla yakın ve dediğim gibi yine bana göre insanın temel ihtiyaçları dışında mülkiyet edinim hakkı yoktur.

Tarihe bir bakın, harabe yada tarihi miras diye elimizde bulunan yapılarda bir zamanlar bizim gibi insanlar yaşıyordu. Yapılar bir nebze ayakta, hani ya o insanlar.

Selamlar...

lars vilks
10-03-2011, 16:44
Çuval fabrikasının sahibi sinirlendiğinde çalışanlara ****** çocukları çalışın iş yetiştirin diye hitap ederdi
(...)
Patron kemer ile dövmüş! Gittim baktım şimdi sırası dedim, doğru aşağı indim, elimede şöyle güzel bir sopa aldım gerisi artık malum, sopayı vurmadığım bir gerçek, bir kaç uzvunu sıktım ve 3 kelime söz söyledim o kadar.

Bir kere işçisine böyle davranan adam şerefsiz olmasının yanında herşeyden önce yasaya göre suç işliyor; kimse kimseye böyle davranamaz ve darp yapamaz. Senin yapman gereken başka bir suç işleyip ona saldırmak değil o adamı mahkemeye vermektir. Kimseyi de keyfi olarak işten çıkartamaz. Yasa buna izin vermiyor. Sebepsiz işten çıkarttığın kişiye tazminat vermek zorundasın.

Böyle şeyler oluyor diye de "sosyalizm getirelim" demek de çözüm değil. Çünkü sosyalizmde de insanlara adam gibi muamele edilmez. Bütün o insanlık kardeşlik sloganlarının ardında aslında tek tek yurttaşların hiçbir değeri yoktur. Hepsi devletin kayıtlarında bir kalemden ibarettir. Ve tabiki hepsi çalıştırılacak işçilerdir. Belki sosyalizmde de başındaki bürokrat müdür sana baskı yapıyordur. Çünkü onlara da üstlerinden belli miktar üretim yapılması için kotalar veriliyor.

Kapitalizmde hiç olmazsa özgür basın var. Paran yok ama özel televizyondan mankenlerin götlerini izliyebiliyorsun. Kuzey Kore'de o da yok. Dinlediğin müzik türü herneyse sosyalizmde bu üretilecek mi? Devlet buna ödenek ayırıp bir kaç kişi rock müzik üretmeleri için istihdam edecek mi? Ya da Hollywood filmleri ayarında filmleri yapılabilecek mi? İnternetin olacak mı? Olursa sansürsüz olacak mı? Pornoya bilmemneye, canın ne isterse ona girebilecek misin?

Her iki sistemde de işçisin. Ama birinde hiç olmazsa özgürsün.

lars vilks
10-03-2011, 16:54
Basın özgürlüğünü küçümsemeyin. Sosyalizmde devlet kanalı sana yalan haberler anlatır. Sadece propaganda yapar. Ama özgür basın ve birden çok özel haber kaynağı, ve dış haberlere olan erişimin hayati önem taşır. O zaman yalanlar saklanamaz.

Kuzey Kore'de insanlar dış haber kaynaklarına erişimden mahrumdur. Kendi ülkelerinde de özel haber kaynakları yoktur. Devletin bilgi erişiminde tam tekeli söz konusudur.

Sosyalist ülkelerde tipik olarak halk yasaları yapmak hakkına sahip değildir. Bizim kıçıkırık Türk demokrasisinde bile milletvekillerini seçip yasaları mecliste dolaylı olarak biz yapıyoruz.

Ama bugüne kadar hiçbir sosyalist ülkede demokrasi olmamıştır. Tepede bir avuç elit yasama, yürütme ve yargı güçlerini ipotek altına almış insanlara hükmetmiştir. Üstüne bir de pos bıyıklı diktatör için bir kişi kültü yaratıp bu adamın resimlerini heykellerini de heryere asıp insanlara taptırmıştır.

naper
10-03-2011, 18:05
Kokuşmuş sistemi savunma yönteminiz, sosyalizme yergiler düzmek noktasına geldi ise, bu benim açımdan sevindiricidir.
İzlemediyseniz, izleyiniz;
http://www.zeitgeisthareketi.org/index.php?kat=4&no=4

spartacus
10-03-2011, 19:20
Şimdi Spartakus arkadaşım. Burda hep beraber oturmuş insanlığın sorunları üzerinde ve olası çözümler üzerinde konuşuyoruz. Böyle bir meselede tartışırken en önemli şey içinde yaşadığımız dünyanın ve bizim konumuzu ilgilendiren kısımlarını doğru anlamak öyle değil mi? En azından kaba hatlarıyla anlamamız gerekiyor. Ve bu konuyu tartışmaya girişmiş bir kişiden asgari beklentimiz de en azından kaba hatlarıyla çağımızın toplumsal gerçeklerinden haberdar olması değil mi?

Herhalde Şaka yapıyor olmalısın.


Şimdi sen kalkıp bu lafı ederken karşındaki insanın nasıl düşünmesi gerekir? Sistem müsait diyorsun. Bir insan kalkıp "ben ağayım, bu insanlar da benim malım" diyebilir diyorsun. Buna içinde yaşadığımız sistem müsaitmiş. Yani sistem derken herhalde yasalar demek istiyorsun.


kişisel olarak düşünesin diye denmiyor.

Mülkiyetin ne olduğu değil karakteri önemlidir. Sen şimdi çıkıp ben ağayım bu insanlarda benim malım diyebilirsin? Sonuna kadar serbestsin(sistem müsait) öyle olmak ve öyle düşünmek istiyorsun çünkü evet buda bir mülkiyettir ve buna hakkım var diyebiliyorsun,

Bu sözümde ne demek istiyorum? Hala anlamadıysanız geçmiş yazıları bir daha yansız okumaya çalışın. Bir ayakkabı üreticisi ile açığa çıkmış ürün, birde kullanım değeri temelindeki eşya AYNI ŞEY DEĞİLDİR. Birisi toplu bir üretimdir, mahsuldür! ve ihtiyaca binaen alıkonmazlar. Bu ayakkabı ile kullanım ve sarf değeri açısından benim ayakkabıya sahip olmam aynı şey değildir... üretim toplumsal o halde ürünlerinde karakteri toplumsaldır, bireysel değil. 10 kişinin alınteriyle üretilen ürün bireysel bir aşamaya sahip değildir toplumsal üretilmiştir ve kullanıcıya kadar da mülkiyeti toplumsaldır!!! Herkes öncelikle insandır, insanın, doğada üretim yapmak için başka neye ihtiyacı var peki, üretim aletlerine vs ama asla ağayada onun mirasından geriye kalmış günümüz modern ağalarına da gerek yoktur, onlar o üretimin toplum temelinde asalak yanını temsil ederler? Kişisel bir terim mi bu DEĞİL!!! Bu gün görmedik mi, işte feodalitede ağa olmadan üretim nasıl olsun denmiyor muydu? demek ki oluyormuş o halde çağımızda modern ağalar olmadan da üretim olabilir, ihtiyaçlar fazlasıyla hemde karşılanabilir, bu sistemin aşılmasıyla ilgilidir, kişisel değildir. Ağalar ne kadar asalaktı ise şimdilki modern ağalık koşulalrıda o düzeydedir, bu kişisel değildir. yasa ile sistem aynı şey değildir, bir pazar günü erkenden balığa gidelim senle....


Sen İnsan Hakları kavramından, köleliğin kaldırıldığından falan haberin yok mu? Bu kadar tartışmaların içine girmiş birisi daha eleştirdiği çağın ve düzenin abc'sinden haberi yoksa, bu insanla oturup ne konuşabilirsin?

Sen akıllı aydın bir insan olarak geçinirken bu tarz bir lafı nasıl edebildin?
[/QUOTE]

Ne demişim?Önce doğru okumak ve bakmak gerekiyor...

Çin'de ne olup bittiği ele alınan somut koşullar açısından bir değer taşımaz. Pol Pot bir değer taşısaydı o coğrafyada kapitalizmin tam 100 yıl nasıl bir sömürü, soykırım politikası izlediği(yıllık 200.000 ölü köle),sömürgeciliğin aleni köleleştirmeye dayalı olduğu hatda kapitalist ülkelerde 100 yıla yakın sömürge bakanlıklarının dahi olduğunu! konuya dahil etmemiz gerekirdi.(Bu tür arızalar ve sanki konunun temeli bu ve benzeri şeylermiş gibi ele almalar pragmatist liberal kavrayışda ortaya çıkıyor.)

Kapitalizm 200 yıl nasıl bir örnek ve uygulama teşkil etti? Dünyaya bu gün baktığımızda tablo nasıl ki?

100 yıl evvelinin uygulamaları ile bu günki koşullar ve uygulamalar aynı değildir. Bu gün sistem değişmektedir, yönetişimden, ekonomik dağılımlara, ürün gamından, arz-talep meselelerine, ihtiyaçlardan üretim koşullarına kadar, değişmeyen kapitalizmin bir sömürge sistemi, üretim tarzı ve ilişkileridir.

[QUOTE=lars vilks;370635]
Demek ki sen daha hiçbirşeyi anlamıyorsun. Senin diğer fikirlerin daha temelden yanlış demektir.


O halde yanlış olduklarını göster, ama şu yukarıdaki örnekle gideceksen, sen yoluna ben yoluma gideyim, selam, selam... Ekonomi-politik konusunda çok yetersiz olmalısınız o yüzden biz sizinle tartışamayız siz ancak kavga edersiniz, tartışma(istişare) ile kavgayı aynı şey sanırsınız...(ki sürekli aynı şeyi yapıyorsunuz, üstelik sözde eleştirdiğiniz yazı zaten sizi bu yaklaşımlarınızdan dolayı eleştirmişti)


Ve diğer bir konuya gelelim. Pol Pot'a atıfta bulunulmasına "slogan atmak" ve "provokasyon yapmak" diyorsun. Diğer iletilerde anlaşılan Stalin ve Mao'ya da atıfta bulunulmuş, buna da dikkat çekip hepsine provokasyon diyorsun.

Peki güzel kardeşim. Sen şimdi burda bize insanların mutluluğunu sağlayacak alternatif bir düzenden bahsediyorsan, ama senin sistemin de Stalin, Mao ve Pol Pot gibi caniler üretmişse, bu caniler diktatör haline gelmişse, hukuksuzca asıp kesmişlerse, biz de senin bize satmaya çalıştığın bu düzene şüpheyle bakmak hakkımız değil midir?


Hayır Pol Pot provakasyondur, o yazdığın yazı 5 satırdır ve bir bütün halinde bak, sadece Pol Pot değil. Diktatörün de, diktatörlüğünde ne olduğunu bilmiyorsunuz demek ki, sanıyorsunuz ki diktatörlük koşulları sadece 1 kişiyle ilgilidir... Busch diktatör değil mi o halde? Irakda 600.000 üzerinde insanı açlıkdan öldürürken kendisi ne yapıyordu acaba?

Kaldı ki ben şu başlıkda acaba şu ana kadar sorunlar bunlar ve nasıl çözülürden öte politik bir taraf mı belirtmişim, varsa getir yada olmayan şeylerde yorum üretme, şüphe ile bakıyorsun bu daha önceki eleştirimde dile getirdiğim gibi değil, sorunlar bunlar çözümü ne peki bunu dile getir.

Örneğin illa tarihsel gidelim derseniz yalana dayalı tarih anlayışınızla başlayabiliriz, bunun sosyalizmle hiç alakası yok. Mesala sadece mao veya Stalin'mi asmıştır? baksana 1917-1923 arası SSCB yi kimler işgal etmiş, kaç kişiyi asmışlar, kaç şehri işgal etmişler, işgal ettikleri yerlerde neler yapmışlar neden bakmıyorsun? HY Ağızlarıyla SSCB de deniyor ilk yıllarda 3.000.000 dan fazla insan öldürüldü, ölen asker sayısı kadar doğrudur 2.600.000 kişiyi(sadece cephedeki Sovyet askeri bu sayı) emperyalistler ve kullandıkları bazı küçük devletler (Çarlık Rusyası ve çar taraftarı ordular, İngiltere, ABD, Almanya, Fransa, Japonya, Yunanistan, Çekoslovakya, Sırbistan, Polonya, Litvanya, Estonya, Letonya) öldürdü, 300.000 askerde işgal devletlerince savaşda öldü, şimdi muhasebe sizler gibi mi yapılır, gerçeklerin sizin için kıymeti olmayabilir fakat yalana dayalı CIA menşeili komplo teorilerinize gerek yoktur. O kadar devlet saydım izan sahibi önce o kadar devletin Rusyayı işgaline bir yuh çeker, o işgallerde kaç milyonu katlettiler neler yaptılar buna bakar, kıtlık olduysa neden olmuş, 9 yıl aralıksız savaştırılmış bir ülke yokmuymuş???. uygulamalardaki hatalar değil, düşmanlık ister başarmış olsun ister başarmamış isterse kötü bir tablo çizmiş olsun sadece sosyalizmedir, yeşil kuşağı kuran zihniyetlerden daha ne beklenebilir, yazık ki demokrasiyi emperyalistlerin temsil ettiğini savlayabiliyorsunuz... bende diyorum ki şablonları, etiketleri bırakın...

Dün idama karşı olmayanlar düne göre sistem ve uygulamalarda yaşadılar ben bu gün idamada karşıyım, zorbalığada. ABD gaz odalarında, elektrikli sandalyelerde idam gerçekleştirmiyor mu, Rosenberg (http://tr.wikipedia.org/wiki/Ethel_ve_Julius_Rosenberg)'ler neden öldürüldü acaba(savaşa karşı oldukları için, politik temsiller ise gerçekçi değildir, aynen şu an AKP nin yaptığı gibi devirmci karargah benzeri tezgahlarla yargıladıkları için, Endonezyada kaç milyon solcu katledildi peki (http://tr.wikipedia.org/wiki/Endonezya_Kom%C3%BCnist_Partisi)(ki bunlar ABD siz düşünülümez bile (http://tr.wikipedia.org/wiki/30_Eyl%C3%BCl_hareketi)). Tabi zorbalığa karşı koymaya da karşı olamam bu farklı bir şey. yani demem oki bu başlıkda tarihsel nameler dizmemize gerek yok, sorunlar belli 4-5 maddedir, nasıl çözüyorsunuz. Başka uygualamaların yanlışlığı sizin çözümsüzlüğünüzü örtebilir mi hayır, bende bunu diyorum başka bir şey demiyorum...

Asıl soru şu: İnsanları özel mülkiyetten ve aileden vazgeçip "ormanmış gibi kardeşçesine" yaşamaya nasıl ikna edeceksiniz? Sadece vaaz edip insanların "adam olmasını" mı umacaksınız? Yoksa elinize silah alıp insanları tek sıra dizip "marş marş fabrikaya" mı diyeceksiniz? (Ya da "marş marş tarlaya" eğer Pol Pot'sanız).

provakatif yaklaşım diye ben buna dedim. Hiç bir yere atıfda falan bulunmuş değilim.... bu gün kapitalizmde hangi fabrikaya MARŞ, MARŞ diye girilmiyor(neden bunu bana göstrmiyorsun?) hayatında kaç kez çalıştın acaba? çalışanlar için kıçına tekmeyi at gitsin diyebilirsin, yani sistem müsait diyorsam müsaittir...

Çin vb uygulamaların örnek gösterilmesine ise çok evvel bir şey dedim;

Ortada bu gün sistemden kaynaklı bu sorunlar vardır başkasının yanlışı sizlerin doğrusu değildir.

kapitalizm selefleri gibi sömürü sistemidir, bu bilinen bir gerçektir, saklısı gizlisi de yoktur... ister Çin deyin ister bilmem nere bu sistemin bu yapısını değiştirmiyor, kaldı ki kapitalizm Pol Pot'u bile bine katlayacak bir tarihe sahiptir... Alternatif oluşturabilecek düzeyde muhalif olmayagörün sistemin diktatörlüğününde, demokrasisinin de nerede durduğu o zaman anlaşılır...


Ve sen kendi ağzınla zaten eski komunist devrimcilerle hemen hemen aynı kafada olduğunu, ve KAN istediğini ortaya seriyorsun:

Sen şimdi insanların bir kısmına "asalak takımı" diye bakıp, bunlardan insanlığın sırtındaki "kambur" şeklinde bakarak zaten içinde nasıl duygular taşıdığını ortaya seriyorsun. Bu katliam ve işkence yapmaya hazırlanan bir insanın öldürmek istediği insanları önce insanlığın dışında tanımlayıp şeytanlaştırarak caniliğe ahlaki zemin hazırlamasına benziyor. O zaman sen bu hızla Stalin'i de, Mao'yu da, Pol Pot'u da zaten savunabilecek bir ruh halindesin.


Şeytani kelimesini seçmen bana göre şans eseri değildir, önceki yazımda papazlıkdan bahsetmiştim. Kilise ne düzeyde teori üretiyor ise sizlerde o düzeyde teori üretiyorsunuz, koşulları maddeyi boyar gibi boyayıp hani bakın rengine öyle mi diyorsunuz... Tüm dinsel illizyonlarınıza itiraz edildiği anda işte inkarcılar diyor bu biçimde kişiselleştirmeye kalkıyorsunuz, değdiğim gibi yemezler! İşte örneği!

Şimdi o halde kapitalizmin milyonlarca insanı sömürü cenneti haline getirmek için milyonlarca insanı öldürmesini, köleleştirmesini savunuyorsun. Pragmatist tespitlerine bakarsak değil mi?(gördün mü senin kafa yapınla sen daha canisin!!!!!!!!!) benle bu tarz pragmatist yöntemlerle ne kapitalizmi, ne mao yu ne Pol Pot tartışabilecek düzeyde değilsin ki şu konuda ben hiç bunları tartışmışda, tartıştırmışda değilim, yırtık dondan çıakr gibi ikide bir siz çıkartıyorsunuz bu tür sudan sebep şeyleri. Bir önceki yazıda da her yazımdada asalak, kambur ifadeleri kişisel değildir diyorum, bu ben, sen anlamında değildir, koşullar gereği açığa çıkan sonuç budur, ne senin nede bir başkasının keyfiteyile açıklanamaz. Eğer insan, insanı koyun gibi kullanıyor ise ve insanlık toplumsal halde üretim yapıyor ve insanı kullananlar ürünlere sahip oluyorsa(ki toplumun sırtından milyarlarca dolar gelir elde ediyorsa) bu asalaklıktır, başka tabiride yok bunun. bumu dert oldu şimdi, 21. yüyılda hala sömürüyü savunuyor oluşunuzu dert etmiyorsunuzda bunu mu dert ediyorsunuz?

Nasıl ki tarihde ağalar toplum üzerinde kambur ise bu modern ağalarda o kadar ve daha fazla kamburdurlar. Aksini neden gösterme yoluna gitmiyorsun o halde?


Yazdığın diğer bazı şeylere de kısaca değinmem gerekirse, ben açıkçası Türkiye'yi niye "bağımlı" saydığını anlayamadım. Bağımlılık heralde senin sözlüğünde farklı anlamlar taşıyor. Eğer uluslararası cemiyetle ilişkilerin varsa, BM'ye iştirak edip onun sözleşmelerine uyarsan, ve tabi ithalat ve ihracat yapıyorsan "bağımlı" oluyorsun heralde.

Bir de emperyalizmi ve köleliği ne diye kapitalizm ile ilişkilendirdiğini anlayamadım. Bu iki olay da fi tarihinden beri dünyada mevcuttur. Kapitalizm ile bir alakası yok ki. Modern özgür dünya tam tersine bugün köleliği yasak etmiştir, ve emperyalizmden de vazgeçmiştir ve kınamıştır. Bugün Batı ülkeleri sayesinde Hindistan'da kast sistemi yasak edilmiş ve Suudi Arabistan'da ve Afrika'da kölelik kaldırılmıştır. Batı sayesinde Saddam gibi potansiyel emperyalistlerin önü kesilmiştir. Ve nice potansiyel emperyalist saldırganlıklar caydırılmıştır.

İlk paragrafın için bunları yazabiliyorsan zaten benim yorumsuz geçmem gerekiyor. Ekonomi-politik temelinde yeterli bilince sahip değilsiniz demek ki.

İkinci paragrafınla ilgilide, emperyalizm ayrı bir olgudur sömürgecilik apayrı. Benim hiç bir yazımda sömürgecilik ile emperyalizmi bire bir aynı şeyler gibi sunduğum görülmez. Sömürgecilik sistemlerin temelinde duruyor, emperyalizm ise kapitalizmin bir üst aşaması konumunda. 200 yıl önceki sömürgecilik ile bu günki aynı şey değildir, hem uygulama temelinde hemde biçim temelinde değişmiştir. Ekonomiye siz lokal düzeyde bakıyorsunuz fakat sistem olarak ekonominin ölçütü dünya ekonomisidir.

Kapitalizmde köleliği nasıl ilişkilendirdiğim ilk yazılarımda ve bir kaç yazımdan önce zaten somut olarak ortadadır. Yap alıntını eleştirini yap bakalım nasıl ilişkilendiriliyormuş?

Saddam konusunda ise yine yanlış bilgi veriyorsun. ABD Irak'a özgürlüğü götürdü değil mi? Sizi utangaç politikacılar sizi! Bunun için milyonlarca insanın ölmesi, hastalanması, sakat kalması, ambargolara maruz bırakılması mı gerekiyordu?(şimdi güllük gülistanlık olsa gerek!?). Zaten Japonya açısından da öyle yapmadı mı, Hiroşima ve Nagazakiye atom bombası değil bizzat gül torbaları attı değil mi? Irak'da petrol olmasaydı, Saddam aynı Saddam kalsaydıda 1980 lerde petrolü kamulaştırmasaydı o zaman ne olacaktı? Kutsanacaktı!(petrolü kamulaştırmadan önce yapıldığı gbi!?) Sorun ne demokrasi ne diktatör sorunudur, Busch da bir diktatördür zaten ve tek dert Irak'da petrolün kamulaştırılması, böylelikle emperyalist tekellerin elinden çıkmasıdır, işte emperyalizmden sana basit bir örnek(Afganistanda ABD demokrasisi(ki alakasız bir yanıltmaca bu söylem) açısından tam bir kapaktır bu konuda)... Bakü petrolünün uluslararası tekellerin eline nasıl geçirildiğini şöyle 20-25 yıl geriye git de bir araştır bakalım sömürgecilik bu gün hangi biçim altında işlemekde, hangi koşulları yaratmış ve nasıl işlevsellik kazandırılmıştır, daha sen kendi ülkende Tansu Çillerin sırf seçim yaklaştı diye İran'ın 50-70 km içlerine girip sözde operasyon yapma planlarından dahi haberin yok demektir, bu iki ülkeyi savaşa sokacak bir sebep iken beriki sadece alacağı oyları düşünmektedir, işte sana kapitalizm gerçeği, çağın gerçekleri...

Git bir bak Japonya, Çin, Hindistan bölgelerinde o tarihe kadar ülkeler kimlerin sömürgesidir ve japonya nasıl bir tehdit oluşturmuştur. Gördüğümüz bildiğimiz gerçekleri bari ters çevirmeyin. 300 yıl sonra yapabilirsiniz belki...

Emperyalizmi kınamıştır diyorsun, buradan anladığım eski dünyaya ait coğrafik ve işgale dayalı sömürgeciliğin kınanması olsa gerek. Yani emperyalizm=sömürgecilik diye algılamış olabilirisniz, fakat alakası yoktur, emperyalizm, kapitalist sistemin üst versiyonudur, bunu zaten kınayamaz.

Afrika da kölelik kaldırılmış falan değil? O kadar insan kime karşı savaştı o halde? Köleliği kaldıranlara karşı milyonların savaş vermesi, karşılığında topluca öldürülmelerine bakmadan nasıl oluyorda kasaplar kuzuların özgürlüğünü getirmiş oluyor? Kaç gün önce beni ithamcılıkla suçluyordu bazı arkadaşlar itham etmiyorum ben kendimden bir şey demiyorum!!. Örneğin senin bu bakış açın tek yanlılıktır ve kasap tarafından bir bakıştır. İster yerlilerin ister zencilerin direnişi ve mücadelesi olsun, bırak ABD yi, özgürlük dağıtmalarını, vakit ayır ve tarihi yansız bir biçimde incele, tüm ideolojik önyargılarını bir kenara bırak ve gözlemle.... Gerçektende öyle mi?!

lars vilks
10-03-2011, 20:09
Spartakus arkadaşım, gene üşenmemiş yazmışsın. Bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorum yanlız. Bir kere emperyalizm sömürgecilik değildir diyorsun, ve kapitalizmin bir üst versiyonudur diyorsun. Şimdi bu tezi Lenin ortaya atmıştı. Yani "emperyalizm kapitalizmin son merhalesidir" falan gibi bir tezi vardı, yanlış mıyım? İyi de Lenin bu tezi ortaya attığında emperyalist güçler bildiğin eski tip sömürgecilik yapıyordu. Lenin öldükten onyıllar sonra ki İngiltere ve Fransa sömürgelerinden vazgeçtiler. O zaman sen hem Lenin'in tezine dayanıp emperyalizm kapitalizmin üst merhalesidir diyorsun, ama bu tezin ortaya atıldığı zaman ki anlamını da kabul etmiyorsun. Buna yeni bir anlam yüklüyorsun. Biraz çelişkili bir durum değil mi? Yani sormak istediğim şu: Lenin bugün yaşasa hala "emperyalizm" falan diye konuşur muydu? Çünkü bugün itibariyle normal insanlar emperyalizmin 1950lerde son bulduğunu söylüyor. Marxistler dışında kimse emperyalizmden söz etmiyor artık. Siz de Lenin öyle bir laf ettiği için, ve onun sözlerine kutsal metin gibi yaklaştığınız için bu söylemden kurtulamıyorsunuz. Ama Lenin kitabını yazdığı zaman hakkaten emperyalizm vardı, ve artık yok, bunu da es geçiyorsunuz. Lenin'i yeniden yorumluyorsunuz bir yerde. Ve aynı söylemi devam ettirmeye çalışıyorsunuz.

Şimdi ikinci olarak gözüme çarpan şey de ısrarla Bush için diktatör demen. Yani "bugün sistem müsaittir, insanlara benim malım diyebilir isteyen" deyip gerçeklikten kopuk şeylerden bahsettiğin daha önce görmüştük. Bunun üstüne pek çok Marxist'in muzdarip olduğu bu az önce anlattığım "emperyalizm devam ediyor" hezeyanı da sende doğal olarak gene gözlemliyoruz. Ama bunun ötesinde bu ettiğin laf, yani Bush'un bir diktatör olduğunu iddia etmen sende kavramların iyice karıştığını, ve gerçeklikten koptuğunu gösteriyor.

Yani bir insan Kim Jong İl yahut Saddam ile Amerikan başkanı arasında politik güçleri yetkileri ve anayasal sınırlandırılmaları açısından bir ayırım yapamayacak durumda ise, ve hepsine birden "diktatör" deyip geçiyorsa, sonra da karşısındaki adama "senin ekonomi-politikin kıt" diyorsa burda şimdi karşıdaki insan ne demelidir? İnsanı resmen afallatıyorsun. Bush diktatör demek ne demektir? Hiç mi içinde yaşadığın dünyadan haberdar değilsin? Amerika'da demokrasi olduğundan haberin yok mu? Yoksa diktatör lafının ne anlama geldiğini mi bilmiyorsun?

Üstüne gene acaip şekilde gerçeklikten koparak benim verdiğim örneği yani insanların silah zoruyla "marş marş" fabrikaya veya tarlaya sürülmeleri olayını kapitalizmde aynen olduğunu söylüyorsun. Şimdi burda mecazi olarak diyebilirsin ki, insanlar kapitalizmde de çalışmak zorunda olduğu için, yani çalışmasa aç kalacağı için onlar da bir nevi köle edilmiştir falan, ama burda mecaz yaptığını unutmayıp mecazın sınırlarını zorlamamak kaydıyla. Eğer ki kalkıp Pol Pot'un insanları silah zoruyla tarlalara sürmesini kalkıp kapitalist dünyada insanların aç kalmamak için mecburen fabrikaya gştmesiyle birebir, lafzi anlamında aynı olduğunu söylersen artık burda mecazı suistimal ediyorsun, ve gene yukarda saydığım gerçeklikten kopuk hezeyanlı laflarına bir yenisini ekliyorsun demektir.

Bunun üzerinde bir başka ilginç lafın da üretimin toplu yapıldığı için mahsulun de toplumsal olması gerektiği, sanırım burdan çıkarttığın sonuç da işyeri sahibinin ürüne "el koyması"nın bir çeşit gasp olduğu şeklinde. Şimdi malesef burda da gerçeklikten kopuk bir bakış açısı sözkonusu. Yani bunu ilkokul çocukları bile anlar ki, eğer ki sen bir ücret karşılığı birisine bir iş yaparsan sen ücreti alırsın, yaptığın işin mahsulunu de bu anlaştığın kişi alır. Bir üretim yerinde pek çok işçi var diye burda üretilen şey toplumun malı olacak bir kaide nasıl olabilir? İşyeri sahibi burda binaya, makineye, hammaddeye, elektriğe vs para vermiş, ve tabi ki işçiye de emeği karşılığında bir ücret veriyor. Ne diye ürüne sahip olamayacakmış? Yani bu kadar basit bir denklemi anlayamıyor olamazsın. Büyük ihtimalle aklına yatmasa da tekrar edegeldiğin tekerlemeleri sırf Marx'ın büyük dehasına duyduğun saygı sebebiyle tekrar ediyorsun. Yoksa kimse bu kadar gerçeklikten kopuk olamaz.

Son olarak şunla bitireyim. Slogan atmayalım, prvoke etmeyelim deyip sonra da bu Hiroşima Nagazaki olayını pişirip pişirip önümüze getirmeyin. İkinci dünya Savaşında şehirleri yukardan bombalamak vardı. Henüz ne BM kurulmuş, ne de Cenova Sözleşmesi imzalanmıştı. O savaşta herkes birbirini havadan bombaladı, ve herkes sivilleri kasten hedef aldı. Zaten toplam ölü sivil sayısından bu bellidir: 49 milyon ölü sivil vardı o savaşta. Amerika sadece daha büyük bir bomba attı diye bunu savaşın en büyük caniliği olarak göstermek sadece sizin Amerika'ya karşı olan kininizin bir ifadesi. Hiroşima ve Nagazaki'de 200.000 sivil öldürüldü evet. Ama Stalin'de Polonya'da Katyn ormanında o gariban memurları kafalarına tek kurşun sıkıp toplu mezarlara gömdürdüğünde kaç insanı bu şekilde katletti? 22.000. Bu da az bir rakam mıdır? Ne diye Nagazaki deyip duruyorsunuz? Hadi Amerika pislik bir devlet diyelim. Ya sizin üstün ahlaklı, Marxist evliyanız Stalin nasıl böyle katliamlar yapıyor da suçsuz günahsızları öldürüp toplu mezarlara gömüyor? Ya Kızıl Ordu askerleri Almanları yendikten sonra bol bol Alman kızlarına tecavüz edip ortalığı yağmaladıklarında Stalin ne diye bunu dünya kamuoyuna savunup "o kadar yol tepmiş adam biraz gönül eğlendirip bir iki hatıra aldıysa ne var bunda" diyebiliyor? Hani nerde sizin üstün proleter ahlakınız? Bu mudur?

AlbatrosS
10-03-2011, 20:51
Bir de emperyalizmi ve köleliği ne diye kapitalizm ile ilişkilendirdiğini anlayamadım. Bu iki olay da fi tarihinden beri dünyada mevcuttur. Kapitalizm ile bir alakası yok ki. Modern özgür dünya tam tersine bugün köleliği yasak etmiştir, ve emperyalizmden de vazgeçmiştir ve kınamıştır. Bugün Batı ülkeleri sayesinde Hindistan'da kast sistemi yasak edilmiş ve Suudi Arabistan'da ve Afrika'da kölelik kaldırılmıştır. Batı sayesinde Saddam gibi potansiyel emperyalistlerin önü kesilmiştir. Ve nice potansiyel emperyalist saldırganlıklar caydırılmıştır.

şimdi... hakikaten... yani bu kafayı anlamak zor... hele suud örneği verildi ya, neremle güleceğimi bilmiyorum... katar... suud... bae... kuweyt... dolar trilyonu şeyhler... aşiretler... sıfır demokrasi... dini baskı... her tür pislik... peki sormak gerekiyor: batı venezüella ve küba'da aklettiği ''basın özgürlüğü, çoğulcu demokrasi'' gibi moderen kavramların %1'ini neden suud diktatörlüğü ve şeyhliklerinde propaganda etmiyor? neden onlara karşın venezeüella'ya davul-zurnayla ilan edilen demokrasi naraları yükselmiyor? bu ve benzeri ama batı/abd yanlısı diktatörlüklerin/şeyhliklerin benimsediği değerler ve yönetim biçimleri demokrasi ve özgürlük ideallerimizi arşa mı erdirmekte???

suudilerde sorun olmayan neden iran'da sorun oluyor yahut venezüella'da??? çünkü petrol gelirleri devlet tekelinde... cevap basit... kapitalizm emperyalizm değil diyen muhterem buna karşın ırak'taki muhteşem şeffaf ve uhrevi petrol işletme ihalelerini sıralayacak, hiç denemeyin; ırak'a girildiğinden beri ordaki şirketlerin karları ortada ve amaç sadece petrol değil...

şimdi ben şu sığ aklımla bile anlıyorum ki, kapitalist hegemonya iktisadi bekası için enerji kaynaklarını bir şekilde kontrol etmek zorunda... aksi durumda, petrol fiyatlarındaki artışlara paralel ciddi ekonomik zorluklar bekleniyor... iyi ama, elindeki malın kullanım değeri ve yaygınlığı nispetinde satıcı malını istediği fiyata satamayacaksa ve bu fiyatı pazar belirlemeyecekse bunun adı ''sömürü'' değilse nedir???

bakın bu başlıkta yine bu konuyla paralel biçimde toprak ve doğal kaynaklar üzerinden mülkiyet sorununu tartışmaya çalıştım hep ve dedim ki: kim bu kaynaklara sahibiyet hakkını kimden hangi yetkiyle aldı??? dahası kaynakların işletilmesi mevzularında kapitalist hegemonyanın ciddi baskı ve dayatmaları mevcutken kapitalizmin ekonomik/iktisadi bir sistem olarak bunun dışında değerlendirilmesi nasıl mümkündür??? neticede üretim için toprağa ve doğal kaynaklara ihtiyacınız var: bunları henüz mars'tan getirmediğinize göre???

lars vilks
10-03-2011, 21:15
Albatros, herşeyden önce Soğuk Savaş biteli daha 20 sene oluyor. Yani Amerika'yı Araplar'a demokrasiyi bastırmadı diye eleştirmek için erken, ki son ayaklanmaları ve diktatörlerin yıkılmasını Amerika destekledi. Soğuk Savaş zamanında Amerika daha büyük bir tehlikeyle mücadele ederken diktatörlüklerle de dinci rejimlerle de ittifak yapmak zorundaydı. Bunu anlamamazlıktan gelip çocuk gibi sızlanmayı artık bırak. Bunu sana Ateforumda da yüz kere anlattım ludwig adıyla. Ama seni biliyoruz. Sen anlamakta zorluk çeken birisindir. Amerika'ya olan kökten ve özentice düşmanlığını aşamıyorsun, ve sana açıklansa da aynı teraneleri tekrarlayıp duruyorsun.

Petrol mevzunda da sömürüden bahsederken biraz mantıklı konuş. Bu adamlar topraklarının altındaki petrol için bir emek vermediler. Kimse onların emeğini sömürmüyor. Onlardan tek istenen bu petrolü makul bir fiyatla satmalarıdır. Hepimizin petrole ihtiyacı var. Petrol fiyatları yükselirse de bundan en çok etkilenen Amerika ve Batı olmayacak. İlk önce Afrika'da ve bilimum fakir ülkelerde insanlar açlıktan ölecek. Çünkü petrol fiyatları yiyecek fiyatlarıyla direk bağlantılıdır. Petrol sadece pet şişe yapmakta ve lüks arabaları tekneleri hareket ettirmekte kullanılmıyor. Petrol herşeyden önce tarımda böcek ilacı, traktör mazotu vs olarak kullanılıyor, sonra da bu mahsulleri nakletmekte kullanılıyor. Petrol fiyatları çocuk oyuncağı değildir yani.

Sen belki içinden "ah be petrol fiyatları artsa da bu modern medeniyet çökse, belki sonra ilkel ama çevreci bir anarşist sosyalizm olur" falan diye hayaller kurup böyle konuşuyorsun. Senin için bu işler oyuncak gibi. Heralde bir iki milyar insan açlıktan ölse senin için sorun olmayacakmış gibi rahat konuşuyorsun.

Şimdi Amerika'nın on tane kolu yok. Bir yandan petrol fiyatlarını makul seviyelerde tutmak için belli dengeleri korumak zorunda, bir yandan Ortadoğu'da o kadar çok faktör var ki: Saddam gibi psikopat diktatöründen tut, İran gibi nükleer geliştirenlere, terör yaratan İslami köktenciliğine bir sürü parametresi var. Amerika güçlü evet ama herşeyi bir parmak şıklatarak değiştirme gücüne sahip değil. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı da diyeceksin, mecburen Suudi ailesini de destekleyeceksin vs.

Diğer taraftan sen diyorsan ki Küba ve Venezuela'da demokrasi isterken niye Arabistan'da istemiyorsun. Kardeşim, heryerde demokrasi istiyoruz. Ama istemekle olmuyor işte. İşte İran'da bir tür demokrasi var, ama adamlar gidip şeriata oy veriyor. Homoseksüelleri asmak onlara doğru geliyor. Nasıl yapacaksın bu adamlarla? Küba ve Venezuela ise hesapta aklı başında adamlar. O zaman onlardan demokrasi beklemek normal değil mi? Çünkü onlar Müslümanlar gibi aptal değiller ya.

naper
10-03-2011, 21:39
Petrol mevzunda da sömürüden bahsederken biraz mantıklı konuş. Bu adamlar topraklarının altındaki petrol için bir emek vermediler. Kimse onların emeğini sömürmüyor. Onlardan tek istenen bu petrolü makul bir fiyatla satmalarıdır. Hepimizin petrole ihtiyacı var.


Yuhh!
Pes!
Bizlerin başından beri iddia ettiğini sen itiraf ediyorsun.

AlbatrosS
10-03-2011, 22:34
Albatros, herşeyden önce Soğuk Savaş biteli daha 20 sene oluyor. Yani Amerika'yı Araplar'a demokrasiyi bastırmadı diye eleştirmek için erken, ki son ayaklanmaları ve diktatörlerin yıkılmasını Amerika destekledi.
kim olduğunu zaten biliyorum, bu senin özgün(!) tarzın...

peki abd hazretleri seçileli birkaç sene geçen chavez hödüğüne karşı darbeyi neden örgütledi yahut bu konuda psikolojik destek verdi?? sorun ideolojik karşıtlıktan ibaretse suudi rejiminin de demokrasi ve özgürlük dinamikleriyle yahut batılı değerle çeliştiği mutlak...

kaldıki abd için rejimin kendi yanında/müttefiki olması dışında niteliği pek de önemli değil... hani ahmedi nejat da müttefki olsa iran'ın şii yeşiliyle pek sorunu yok, örnekler çok, hangisini verelim... kaldıki vereceğimiz örneklerin hemen hepsi bize küresel hegemonya savaşında demokrasi/özgürlük gibi ''doğru''ların retorikten öte gitmediğini göstermeye kafi... şimdi ben kıt aklımla bile ''çıkar'' nosyonu çerçevesinde hiziplenmiş bu örgütlenme modeline nokta atış yaparken bu inat niye?

öte yandan diktatörlerin yıkılmasını destekleyen, hani kapitalist bile olsa abd meksika'daki sağ iktidarların insan hakları ihlallerini ve saldırganlığını neden sorun etmez? keza kolombiya'da... sorun stratejik çünkü, sorun her zaman olduğu gibi kaynakların kullanımıyla alakalı...


Soğuk Savaş zamanında Amerika daha büyük bir tehlikeyle mücadele ederken diktatörlüklerle de dinci rejimlerle de ittifak yapmak zorundaydı. Bunu anlamamazlıktan gelip çocuk gibi sızlanmayı artık bırak. Bunu sana Ateforumda da yüz kere anlattım ludwig adıyla. Ama seni biliyoruz. Sen anlamakta zorluk çeken birisindir. Amerika'ya olan kökten ve özentice düşmanlığını aşamıyorsun, ve sana açıklansa da aynı teraneleri tekrarlayıp duruyorsun.

zaten ben başından beri ne dedim??? abd için asıl mevzu stratejik; zira kapitalist hegemonya enerji ve petrol rezervlerinin kontrolünü iktisadi bekası için kontrol etmek zorunda... abd konusunda seninle tekrar karşılaşmamsa tarihin hoş bir cilvesi: geçenlerde abd'li bakanın ''kimyasal silah var'' açıklamasının kaynağı kendi ağzıyla açıklama yaptı: yalan söyledim; ama huzurluyum... saddam'dan kurtulduk :) tabi, yalanlar bununla sınırlı değil: demokrasi ve özgürlük de epey hak getire... tek gerçek var; o da güdümlü bir rejimin idare ve himayesinde küresel şirketlere peşkeş çekilen petrol rezervleri... ne demiştik: küresel kapitalizm iktisadi bekası için satıcının belirlediği fiyata silah çekti: bunun gündelik hukuktaki karşılığı gasptır!

Petrol mevzunda da sömürüden bahsederken biraz mantıklı konuş. Bu adamlar topraklarının altındaki petrol için bir emek vermediler. Kimse onların emeğini sömürmüyor. Onlardan tek istenen bu petrolü makul bir fiyatla satmalarıdır. Hepimizin petrole ihtiyacı var. Petrol fiyatları yükselirse de bundan en çok etkilenen Amerika ve Batı olmayacak. İlk önce Afrika'da ve bilimum fakir ülkelerde insanlar açlıktan ölecek. Çünkü petrol fiyatları yiyecek fiyatlarıyla direk bağlantılıdır. Petrol sadece pet şişe yapmakta ve lüks arabaları tekneleri hareket ettirmekte kullanılmıyor. Petrol herşeyden önce tarımda böcek ilacı, traktör mazotu vs olarak kullanılıyor, sonra da bu mahsulleri nakletmekte kullanılıyor. Petrol fiyatları çocuk oyuncağı değildir yani.

petrol sanayisi gelişmiş toplumlar için su'dan bile önemlidir... dilerseniz fiyatına bakın:) keza az gelişmiş ülkeler daha çok etkilenir tezi de palavradır; petrol üzerinde denetim olmazsa kapitalizm birkaç yılda bir derin ve daha sık krizlere girer: hatta sistem çökme tehlikesiyle karşı karşıya kalır... emperyalizm bir ülkenin iktisadi, siyasi bekası için başka ülkelerdeki kaynaklara doğrudan yahut dolaylı el koymasıysa bunun adı emperyalizm değilse ve kapitalizm de emperyalist değilse nedir?

'makul fiyat'' dediğimiz şey üretme ve işletme aşamalarında petrolün yok pahasına satılması ve ülkelerin/o ülkelerde yaşayan insanların bu gelirden mahrum edilmesi midir? bununla kalsa yine iyi: hegemonyacı kapitalistler o ülkelerin aynı zamanda kendi pazarları olmasını ve o ülkelerde kuracakları taşeron işletmelerde o ülke insanının ucuz işgücü olarak çalışmasını istiyor... yani ortada iki türlü skandal var: tıpkı bugünkü kürt sorununu yaratan realite gibi...

gettolaşma ve ucuz işgücü, zorunlu göçlerle nasıl teşvik edildiyse ve göçlerden önce hayvan alıp satan ve bir şekilde kendi ihtiyaçlarını temin edebilen insanlar şehirde bir kaşık suya mahrum edildiyse abd ırak'tan benzerini istiyor: malum, enerji kadar pazar ve ucuz işgücü de zaruri bir ihtiyaçtır...

Sen belki içinden "ah be petrol fiyatları artsa da bu modern medeniyet çökse, belki sonra ilkel ama çevreci bir anarşist sosyalizm olur" falan diye hayaller kurup böyle konuşuyorsun. Senin için bu işler oyuncak gibi. Heralde bir iki milyar insan açlıktan ölse senin için sorun olmayacakmış gibi rahat konuşuyorsun.

3 milyar insanın öldüğü bir doğal afet olabilir bak... sorumlu da olmaz o zaman... tabi devletlerin topunun tarihe gömülmesi daha sonrasında... ben ve yakınlarım da ölebilir; doğadan geldik doğaya gideceksek no problem :)

senin için ırak ve afganistan'da katledilen binlerce insan oyuncak asıl... hiçbiri zerre umurunda değil; ne demokrasi ne özgürlük... aslolan bir şekilde kapitalizmin devamı...

Şimdi Amerika'nın on tane kolu yok. Bir yandan petrol fiyatlarını makul seviyelerde tutmak için belli dengeleri korumak zorunda, bir yandan Ortadoğu'da o kadar çok faktör var ki: Saddam gibi psikopat diktatöründen tut, İran gibi nükleer geliştirenlere, terör yaratan İslami köktenciliğine bir sürü parametresi var. Amerika güçlü evet ama herşeyi bir parmak şıklatarak değiştirme gücüne sahip değil. Köprüyü geçene kadar ayıya dayı da diyeceksin, mecburen Suudi ailesini de destekleyeceksin vs.

venezüella, iran ve ırak'ı dilediği gibi şekillendirten sonra suudi ailesine ''dur bakalım'' mı diyecek mesela?? niye desin ki: her sene milyonlarca dolarlık silah satıp topraklarından da yararlanıyor istediği gibi... oradaki bir demokrasi hem riskli hem de stratejik dezavantajlara sahip... venezüella gibi sosyalist olmasa bile kamulaştırma yoluna gidebilirler yahut hiçbir şey yapmadan arzı kısabilirler... ama şu an suudi ailesi göbekten bağlı onlara, birşey yapamazlar...

Diğer taraftan sen diyorsan ki Küba ve Venezuela'da demokrasi isterken niye Arabistan'da istemiyorsun. Kardeşim, heryerde demokrasi istiyoruz. Ama istemekle olmuyor işte. İşte İran'da bir tür demokrasi var, ama adamlar gidip şeriata oy veriyor. Homoseksüelleri asmak onlara doğru geliyor. Nasıl yapacaksın bu adamlarla? Küba ve Venezuela ise hesapta aklı başında adamlar. O zaman onlardan demokrasi beklemek normal değil mi? Çünkü onlar Müslümanlar gibi aptal değiller ya.

siz de gayet aklı başında görünür gibisiniz; ancak, o bölge düne kadar bu derece islami karakterde değildi... birçok ülkede ulusal/laik güçler falan vardı... bugün ortaya çıkıyor ki filistin'de bile hamas'ı ortayaçıkaran dinamiklere israil dolaylı yoldan katkı sunmui mesela... wiki'de çıkan belgelere göre filistin ulusal cephesi neredeyse teslimiyet bayrağını çekmesine rağmen israilli diplomatlar bunu bile kabul etmiyor vs vs...

hasılı bölge üzerindeki iktidar çatışmaları ironik biçimde siyasal islam'la ya pragmatik bir bağ kuruyor yahut ortaya çıkmaları için gerekli zemini hazırlıyor... tabi, tek neden bu değil; ama birçok kere bu nedenlerin oldukça etkili en azından meşrulaştırıcı olduğunu görüyoruz...

tabi bir de şu ırkçı ''arap/islam'' kafasını da terketmeniz gerekiyor: mısır bize arapların hiç de o derece bihaber olmadığını fazlasıyla göstermedi mi? devrimden sonra bile merkez polis teşkilatı binası yakıldı ve ordudan bazı somut talepler istendi... batı hala şaşkın: araplar ha:D tabi tek sorun şu : mısır vb ülkeler nato eksenli siyasi kanalda mı kalacaklar yahut en azından batı tarzı ama kendi yollarını çizen görece bağımsız politikalar mı isteyecekler? abd'nin kaygısı tamamen bu yönde... zira, onların bekledi eski mübarek rejimi eksenli bir siyasi hat, müttefiklik... sanırım havuçlarını yalamaları olası...

her zaman söylüyoruz: mevzu demokrasi ve özgürlük meselesi değil... hiç olmadı... devlet/iktidar/ ve hegemonyadan bahsediyorsak asla değil... ne senin ne benim bu reel politik zırvalıklara taraf olma gibi bir mecburiyetimiz yok... sen de ben de bildiğim kadarıyla sıradan/sade bireyleriz; herhangi bir resmi sıfata haiz değiliz...

bu sayfalarda başından beri mülkiyet sorununun toprak ve doğal kaynakların kullanım hakkıyla düşündüm... zira, kapitalizmin de devlet denen olgunun da karakterini anlamanın temel yolu toprak üzerindeki tarihsel hakimiyettir... sadece petrol üzerinden dahi kapitalizmin hegemonyacı doğasını deşifre edebiliyoruz örneğin; ki buna muhtaç... petrolün yerine daha verimli başka bir şey icat olursa ne ala, ama hala toprağın altından çıkan havzalara/kaynaklara muhtacız...

arapların petrole sahip olmak için ''ne yaptıklarını'' sorgulamak için amerikalıların sahip oldukları toprakları kimden miras aldığını sorman gerekmiyor mu? eski dünyanın yerlileri dirilse de konuşsa değil mi? bak, bizim de sorunumuz bu zaten: tanrı neden sana tapuladı???

spartacus
11-03-2011, 02:07
Spartakus arkadaşım, gene üşenmemiş yazmışsın. Bazı şeyleri anlamakta zorlanıyorum yanlız. Bir kere emperyalizm sömürgecilik değildir diyorsun, ve kapitalizmin bir üst versiyonudur diyorsun. Şimdi bu tezi Lenin ortaya atmıştı. Yani "emperyalizm kapitalizmin son merhalesidir" falan gibi bir tezi vardı, yanlış mıyım? İyi de Lenin bu tezi ortaya attığında emperyalist güçler bildiğin eski tip sömürgecilik yapıyordu. Lenin öldükten onyıllar sonra ki İngiltere ve Fransa sömürgelerinden vazgeçtiler. O zaman sen hem Lenin'in tezine dayanıp emperyalizm kapitalizmin üst merhalesidir diyorsun, ama bu tezin ortaya atıldığı zaman ki anlamını da kabul etmiyorsun. Buna yeni bir anlam yüklüyorsun. Biraz çelişkili bir durum değil mi?


Ne dediğim açık değil mi? Sömürgecilik = emperyalizm değildir, emperyalizm sadece yayılmacılık, ulus ve kıta ötesilik değil, bizzat bunun ekonomik ve politik olarak örgütlenmiş, açığa çıkmış bir üst biçimidir, bir modeldir!

19. Yüzyıldan evvelde kapitalistler yayılmacı ve sömürge politikaları uyguluyordu, fakat bu sistemli bir düzen ve politik bir yapı teşkil etmiyor, hem politik hemde ekonomik ağlardan ve merkeziyetden yoksundu.

Ne vardı? Hanedan imparatorluğu benzeri bir yapılaşma(feodal üst yapıdan miras alınan yayılma kültürü yada politik terminolojisi), imparatorluk söylemi vardı. -> Örn: Napolyon Bonapart. 19 yüzyıla kadar bu imparatorluk adıyla yerine getirilmiştir... Emperyalizm ise daha farklı bir örgütlenme, sisteme dayalı bir işleyiştir. Sömürgecilik ile neyi kastediyorum? kolonyal bir BİÇİME dayalı sömürgeciliği, bu sömürgeciliğin terk edilmesi demek emperyalizmin terk edildiği anlamına gelmez...

Feodal sistemde emperyalizm değil imparatorluk vardır. Sömürge ve sömürgeleştirme faktörü bir koşuldur, bu koşulları organize etmek, sistemli bir işleyişe tabi kılmak ise hem iktisadi hemde merkezi politikalar gereğidir ve bir biçimde vergilendirme temeline dayanır(emperyalizmle önemli farklarından bir tanesi budur). Bu anlamda yayılmacılık ve impratorluk ile, kapitalizm dünyasında gelişen ve açığa çıkan emperyalizm kelimesi aynı işlevler üzerinde yükselse de aynı şey değildir. Feodal sistemde sömürgeci ve sömürüye dayanır ancak sömürgeyide içine alacak düzeyde bir sistemdir, salt sömürgeyi değil, toplumsal hayatdan, üretim ilişkilerine, üretim ilişkilerinden, üretim tarzına, hukukundan, işleyişine kadar geniş bir yelpazeyi temsil eder ve emperyalizm de örneğin vergilendirmeden ziyade hem politik hemde iktisadi açıdan bizzat ülkelerin içine yerleşir.

Neden sadece Lenin? Hobson'ada bakılabilir. Kaldı ki o dönem kapitalist devletleri emperyalizm kelimesini kendileri kullanıyorlar ve işlevlerini kendileri tanımlıyorlardı.
20. Yüzyılda ise emperyalizmin dünya ölçeğinde yarattığı ve aleni deşifre ettikleri-ki bunu kendileri yapmıştı- yönüyle, bu kelimeyi kullanmanın sistem açısından zarar verdiğini düşündüler, sonra ne diyorlar? -Emperyal devlet! (Raymond Aron)-

Bu gün ne diyorlar? bu gün nasıl ki kapitalizm kelimesinden bahsetmiyorlar emperyalizmide emperyal kelimesi temelinde dillendirip yeni bir görüntü, yanılsama yaratmaya çalışıyorlar. Nedir bu? Görece sözde uygar ve gelişmiş ülkelerin az gelişmiş ülkeleri uygarlaştırma olgusu! Buna kargalar bile gülüyor artık, aynen kapitalizm kelimesinin deşifre olmasının ardında ismini anmaktan mümkün oldukça çekinenler, şimdi emperyalist kelimesi yerine emperyal kelimesini ikame etmeye, yayılmacı ve sömürge politikalarını farklı bir görüntü ile yamamaya çalışıyorlar, sonra olmadı şimdi adını küreselleşme koydular(daha bir üst düzeye, ulus ötesi düzeye taşındı).

Bu gün neden imparatorluk kelimesine geri dönüş yaşanıyor, emperyalist ülkelerin yanılsamacı ve çarpıtmaya dayalı yanılgılar üretimi, yine aynen eski bildik, fakat deşifre olmuş emperyalizmi başka gerekçelerle sürdürüyorlar. burada emperyalizmin objektif varlığı değildir, sorun ismen, kelime bazlı bir sorundur ve işleyiş olduğu gibi devam etmekde, kelimeden imtina edilmektedir. Neden imparatorluk söylemleri dilleniyor çünkü sözde emperyalistler az gelişmiş ülkeleri uygarlaştırmakdadır bu birincisi, diğeri ise sözde (kendilerininde finansörlüğünü yaptığı bilinen) terör'ü dünyadan silmek temelinde, tanımı konmamış, ne olduğu belli olmayan bir terör adı altında dünyaya savaş açmış durumdalar ve sağlayacakları meşruiyetin süreside yok! İşte bu ve buna benzer sahte argümanlarla emperyalizmin sürdürülmesi imparatorluk tanımlarına yol açıyor, bu gün imparatorluk terimide artık kullanılabilir bir yapıya kavuşuyor olabilir.

kaldıki emperyalist ülkelerin oluşumu gelişmiş ülkeler açısındandır ve gelişmiş ülkelerin, az gelişmiş, kapitalist süreci tamamlayamamış ülkeler üzerinde hakimiyet ve sömürüsünü sistemli biçimde oluşturmayı amaçlar.


Yani sormak istediğim şu: Lenin bugün yaşasa hala "emperyalizm" falan diye konuşur muydu? Çünkü bugün itibariyle normal insanlar emperyalizmin 1950lerde son bulduğunu söylüyor. Marxistler dışında kimse emperyalizmden söz etmiyor artık. Siz de Lenin öyle bir laf ettiği için, ve onun sözlerine kutsal metin gibi yaklaştığınız için bu söylemden kurtulamıyorsunuz. Ama Lenin kitabını yazdığı zaman hakkaten emperyalizm vardı, ve artık yok, bunu da es geçiyorsunuz. Lenin'i yeniden yorumluyorsunuz bir yerde. Ve aynı söylemi devam ettirmeye çalışıyorsunuz.


Evet emperyalizm derdi ya da Lenin başka koşullarda doğduğu için çok farklı birisi olurdu. Belkide tam tersi düşüncelerede sahip olabilirdi, aynı lenin ise emperyalizm derdi çünkü geçmişdeki kolonyal sömürgecilikden dolayı kapitalistler açısından lekelenen emperyalizm değil sadece deşifre olmasıyla birlikde bu kelimedir, sistemin ve işleyişin kendisi değil.


Şimdi ikinci olarak gözüme çarpan şey de ısrarla Bush için diktatör demen. Yani "bugün sistem müsaittir, insanlara benim malım diyebilir isteyen" deyip gerçeklikten kopuk şeylerden bahsettiğin daha önce görmüştük. Bunun üstüne pek çok Marxist'in muzdarip olduğu bu az önce anlattığım "emperyalizm devam ediyor" hezeyanı da sende doğal olarak gene gözlemliyoruz. Ama bunun ötesinde bu ettiğin laf, yani Bush'un bir diktatör olduğunu iddia etmen sende kavramların iyice karıştığını, ve gerçeklikten koptuğunu gösteriyor.


Israrla demiyorum, doğal bir halde diyorum. Diktatörler ise salt 1 kişi değillerdir ve 1 kişiden meydana gelmezler, ayaklarının altında toprak vardır elbetde ayakları havada değillerdir. Onlar salt kendisini değil ait oldukları yapıyıda buna bağlı politiklarıda temsil edebilirler, Busch da bir diktatörlüğü temsil eder, burada ölçüt birey değildir.



Yani bir insan Kim Jong İl yahut Saddam ile Amerikan başkanı arasında politik güçleri yetkileri ve anayasal sınırlandırılmaları açısından bir ayırım yapamayacak durumda ise, ve hepsine birden "diktatör" deyip geçiyorsa, sonra da karşısındaki adama "senin ekonomi-politikin kıt" diyorsa burda şimdi karşıdaki insan ne demelidir? İnsanı resmen afallatıyorsun. Bush diktatör demek ne demektir? Hiç mi içinde yaşadığın dünyadan haberdar değilsin? Amerika'da demokrasi olduğundan haberin yok mu? Yoksa diktatör lafının ne anlama geldiğini mi bilmiyorsun?


Her şeyden haberdarım bu sayede zaten yazdıklarının anlamsızlığı ve bilinçli olarak anlamsızlaştırdığını görebiliyorum. Bireye indirgenemezlikden bahsediyorum...

ABD Nagazaki ve Hiroşima açısından savaş suçlusudur ama bu emri verenler bombalar atıldığında nasıl karşıladılar? sevinç çığlıklarıyla. Burada sayfalarca tarih yazmak gereksiz. Atom bombaları zaten yenilgiyi kabul etmiş olduğu halde Japonya'ya atılmıştır! Atılmasada 500.000 üzeri insan yakılarak veya ağır radyasyon koşuluna bağlı ölümlerle, öldürülmesede savaşın kaderi belli idi! neden atıldı o bombalar; diktatörlüğün, dünyaya verdiği mesaj(yani bu bir terör yöntemidir, diktatörlüğün nerede durduğunu bu maddede anlamak hiçde zor değildir, yoksa dünyanın bir çok yerini işgal etmeleri vs sahte yalanlarla sürüdürülen diktatörlük koşullarıdır ister kabul edersin, ister etmezsin) 2. deney yapmak için.

Kyoto'ya atılacak bomba gidip nagazaki'ye atılıyor Nagazaki küçük bir yerleşim Kyoto ise 1 milyona yakın bir nüfusa sahip, vay efendim neden Kyoto değilde Nagazakiye atıldı diye tartışılmıştır ve bundan üzüntü duyulmuştur... ABD başkanı Truman sevinç çığlıkları ile karşılamıştır bu bombalama durumunu! Bir yerde 500.000 insan ve şehirler yok edilirken, ülkesinde sevinç çığlıkları atan bu adam neyi temsil ediyor olabilir? Birde çıkıp diyorsun ki o savaşlarda şu kadar milyon insan öldü, iyide ölenler kimler, öldürenler kim, savaş nerelerde, cepheler nerelerde açılıyor bir bakman gerekmiyor muydu?

yani Hiroşimayı ben örnek vermiyorum ki, SEN BENİ ZORLUYORSUN.


Üstüne gene acaip şekilde gerçeklikten koparak benim verdiğim örneği yani insanların silah zoruyla "marş marş" fabrikaya veya tarlaya sürülmeleri olayını kapitalizmde aynen olduğunu söylüyorsun. Şimdi burda mecazi olarak diyebilirsin ki, insanlar kapitalizmde de çalışmak zorunda olduğu için, yani çalışmasa aç kalacağı için onlar da bir nevi köle edilmiştir falan, ama burda mecaz yaptığını unutmayıp mecazın sınırlarını zorlamamak kaydıyla. Eğer ki kalkıp Pol Pot'un insanları silah zoruyla tarlalara sürmesini kalkıp kapitalist dünyada insanların aç kalmamak için mecburen fabrikaya gştmesiyle birebir, lafzi anlamında aynı olduğunu söylersen artık burda mecazı suistimal ediyorsun, ve gene yukarda saydığım gerçeklikten kopuk hezeyanlı laflarına bir yenisini ekliyorsun demektir.


iyide bu başlıkda, yazdıklarımdan bırak Pol Potu bir sadece bir tane alıntı yap, senin bu isnatından önce fabrikaya marş, marş dediğim tek bir sözüm var mı yada buna benzer br yanlılık belirtmişliğim?!

İnsanların üretmesi için ne kapitalizm gibi marş, marşlanmalı, ne işletmelerde asker gibi çalıştırılıp yönetilmeli nede açlıkla terbiye edilmeli nede hayati zorbalıklara ve zorunsamalara dayanmasına gerek vardır ne de başka bir zorlamaya, bu tarz zorlamaları(lafzen doğallaştırma ile, ki birazdan yapacaksın yine bunu) sizden başka savunan mı var!?


Bunun üzerinde bir başka ilginç lafın da üretimin toplu yapıldığı için mahsulun de toplumsal olması gerektiği, sanırım burdan çıkarttığın sonuç da işyeri sahibinin ürüne "el koyması"nın bir çeşit gasp olduğu şeklinde. Şimdi malesef burda da gerçeklikten kopuk bir bakış açısı sözkonusu. Yani bunu ilkokul çocukları bile anlar ki, eğer ki sen bir ücret karşılığı birisine bir iş yaparsan sen ücreti alırsın, yaptığın işin mahsulunu de bu anlaştığın kişi alır. Bir üretim yerinde pek çok işçi var diye burda üretilen şey toplumun malı olacak bir kaide nasıl olabilir? İşyeri sahibi burda binaya, makineye, hammaddeye, elektriğe vs para vermiş, ve tabi ki işçiye de emeği karşılığında bir ücret veriyor. Ne diye ürüne sahip olamayacakmış? Yani bu kadar basit bir denklemi anlayamıyor olamazsın. Büyük ihtimalle aklına yatmasa da tekrar edegeldiğin tekerlemeleri sırf Marx'ın büyük dehasına duyduğun saygı sebebiyle tekrar ediyorsun. Yoksa kimse bu kadar gerçeklikten kopuk olamaz.


Ağalar toprağa bedel, vergi vs ödüyordu, insanları, hayvanları satın alıyorlardı, köleler bedeli ödenerek elde ediliyordu, bunlara karşılık örneğin marabalara ağalar üründen belirli bir payveriyordu , ağa değil, marabaların üretim araçları mülkiyetinden yoksun olması ve çoğunluğu temsil etmesi, ölmemek için ağaya köle olmakdan başka bir seçim şansı bırakmıyordu. İstisnaları dışta tutarsak maraba doğan maraba ölüyordu, sistem nerede şimdi? illa ağanın bedel ödeyip insan, hayvan ve toprak almasında mı? Kölenin parasını verdi o halde bunda ne var ki diyorsun şu yazdıklarınla!? Dünya tanrının, ağayada al sana dünya üzerinde şurayı verdim, git sınırlarını belirle, üstünde yaşayan her şey senindir mi diyordu?? Bu mavalları geçelim. Sistemden bahsediyorum, sistem üretiyorsa sorun gidipde birilerinin parasıyla insan ve mal, makina satın alması değil, o para karşılığı satın aldığını düşündüğün emeğin sahibi hayvan değil insandır! (hepsinide yine çalışan deyip acından ölmeden işlerde kullanabileyim diye az bir ücret verip sırtına semer vurduklarınız üretiyor, aletide, edevatıda, binayıda, fabrikayıda, karın tokluğuna vs) Kaldı ki üretim açısından hiç de sistemin asalak üretmesi şart değildir (bu ben kovan almasam, arılar bal üretmeyecekdi, zaten insanda arı kadar bile akıl yoktur demek gibi bir şey)! Olmasıda gerekmiyor! Üretimin toplumsallığı sözünü dahi anlamayamıyorsanız ben ne anlatayım şimdi?

Son olarak şunla bitireyim. Slogan atmayalım, prvoke etmeyelim deyip sonra da bu Hiroşima Nagazaki olayını pişirip pişirip önümüze getirmeyin. İkinci dünya Savaşında şehirleri yukardan bombalamak vardı. Henüz ne BM kurulmuş, ne de Cenova Sözleşmesi imzalanmıştı. O savaşta herkes birbirini havadan bombaladı, ve herkes sivilleri kasten hedef aldı. Zaten toplam ölü sivil sayısından bu bellidir: 49 milyon ölü sivil vardı o savaşta. Amerika sadece daha büyük bir bomba attı diye bunu savaşın en büyük caniliği olarak göstermek sadece sizin Amerika'ya karşı olan kininizin bir ifadesi. Hiroşima ve Nagazaki'de 200.000 sivil öldürüldü evet. Ama Stalin'de Polonya'da Katyn ormanında o gariban memurları kafalarına tek kurşun sıkıp toplu mezarlara gömdürdüğünde kaç insanı bu şekilde katletti? 22.000. Bu da az bir rakam mıdır? Ne diye Nagazaki deyip duruyorsunuz? Hadi Amerika pislik bir devlet diyelim. Ya sizin üstün ahlaklı, Marxist evliyanız Stalin nasıl böyle katliamlar yapıyor da suçsuz günahsızları öldürüp toplu mezarlara gömüyor? Ya Kızıl Ordu askerleri Almanları yendikten sonra bol bol Alman kızlarına tecavüz edip ortalığı yağmaladıklarında Stalin ne diye bunu dünya kamuoyuna savunup "o kadar yol tepmiş adam biraz gönül eğlendirip bir iki hatıra aldıysa ne var bunda" diyebiliyor? Hani nerde sizin üstün proleter ahlakınız? Bu mudur?

iyide şu konuda bunları savunan mı var? Bu konuya bu tür argümanları sırf ekarte etmek hevesiyle siz getiriyorsunuz, o zaman getirmeyinde konuya dönelim, sadece ABD değil, kapitalizmin tüm tarihi o biçimdedir, fransadan, italyaya, portekizden, ingiltereye diğer bağımsızlık mücadelesi vermiş ülkelere yapılan uygualamalara vs kadar!!!. (Katyn konusunda düşüncelerim bellidir, forumda başlığı var, son yazdıkların hakkında ise bir belgeye rastlamadım, belgen CIA değilse tabi), aksine zaten bu konuda bu tür arıza argümanları siz ekarte amacıyla ortaya sürüyorsunuzda, tersine rol oynuyor bu tututmunuz, yöntemi değiştirinde konuya dönelim?

yazdıklarımı okumadan yorum yaptın, neyi neye göre ifade ettiğime bak. Madem bir uygulamanın kötülüğü geçmişde kalmış uygulamalar ise diyorum işte buda kapitalizmin geçmişi, bak bununla hiç bir yere varamayız!? ben bu biçimde örnek getirip ifade ediyorum sen hala bu kadarcığı anlayamadın? bunları geçelim diyorum yoksa sende 10 örnek var bende 100 boşu boşuna birbirimizi üzmeyelim ve konudan da sapmayalım.

naper
11-03-2011, 09:25
arapların petrole sahip olmak için ''ne yaptıklarını'' sorgulamak için amerikalıların sahip oldukları toprakları kimden miras aldığını sorman gerekmiyor mu? eski dünyanın yerlileri dirilse de konuşsa değil mi? bak, bizim de sorunumuz bu zaten: tanrı neden sana tapuladı???

Ellerin dert görmesin...

lars vilks
11-03-2011, 10:01
Albatros, sen ısrarla Irak'taki petrol kuyusu ihalelerini şaibeli bulduğunu, ve Irak'ın kazık yediğini iddia ediyorsun? Ama bu kadar büyük bir iddiayı verilerle temellendirmen gerekmez mi? Bir kere benim bildiğime göre bu ihalelerde Türk şirketleri dahil, Çin şirketleri dahil dünyanın her yerinde şirketler ihale aldı. Sadece Amerikan ve İngiliz şirketleri değil yani. İkinci olarak gene haberlerde okuduğuma göre Irak kendi milli imkanlarıyla ürettiği petrolden tam dört kat fazlasını yabancı şirketler sayesinde üretebilir. Bu o zaman iyi bir alışveriş değil midir? Çünkü ne kadar çok petrol üretsen Irak da o kadar kazanır öyle değil midir? Sen şimdi bazı iddialar ortaya atıyorsun, ama haydi, bunların altını da doldur bakalım.

Bu arada milyarla insanın ölmesinden iştahla bahsetmişsin. Doğal afet olsa da ölseler, devletler ortadan kalksa, anarşist bir toplum olsa. Bunlar çok sapıkça fanteziler, söyleyim. Ama zaten aklı başında biri olmadığını biliyoruz. Sizin gibi düşünenlerin marjinal kalmasının bir sebebi var. Aklı başında insanlar medeniyete ve insanlığa düşman değil. Böyle olmanın sebebi nedir bilmiyorum. Zapatistacı falan olunca daha havalı mı oluyor insan nedir?

Zaten ne kadar böyle "insanlık" vaazları veren komunist ve anarşist varsa sonunda bunların insanlık düşmanı olduğu bir yerden ortaya çıkar. Ya insanlık kardeşlik hikayeleri anlattıktan sonra iştahla "şu şu sınıfları tasfiye edecez, buharlaştıracaz" falan diye anlatmaya başlarlar, ve Stalin gibi psikopat katillere övgüler düzerler. Düzmeyenler de senin gibi içten içten 3 milyar insan doğal afetle ölse diye dua eder. Acaipsiniz ya.

Amerika'ya olan düşmanlığın da gene 400 sene önceki Amerikan kıtasını kolonileştirme olayını pişirip pişirip ortaya getirmende ortaya çıkıyor. Peki Küba ve Venezuela da koloni değil miydi? Ama yok, sadece Amerika kınanacak. 400 sene önce yapılan birşey için bugünkü insanlar suçlanacak. Peki evladım, senin ülken daha 100 sene önce 1 milyon Ermeni'yi yoketti. Sen daha fazla utan o zaman. Hem senin ülken bunu inkar da ediyor. Hiç olmazsa Amerikalılar geçmişleriyle gurur duymuyor ve utanıyor. Bunu bu konuda yapılmış filmlerinde falan açıkça görebilirsin. E bir halk geçmişiyle yüzleşip günah çıkarttıktan sonra daha ne yapabilir ki? Kendilerini mi öldürsünler? Bak işte Almanya da Nazi suçları için günah çıkartmış ve kimse artık onların yüzüne vurmuyor değil mi?

lars vilks
11-03-2011, 10:15
Şimdi Spartaküs arkadaşım. Anladığım kadarıyla "emperyalizm" ve "imparatorluk" kavramları arasında bir ayırım yapma derdindesin. Ben buna katılmıyorum. Bu iki kelime aynı kökten gelir. Keza sana Nişanyan sözlükten göstereyim:

emperyal: ~ Fr impérial imparatorluğa ilişkin < Lat imperium imparatorluk → imparator (http://www.nisanyansozluk.com/?k=imparator)

Emperyal "imaparatorluğa ilişkin" demektir. Emperyalizm ise imparatorluk kurma iştahı ve hevesidir. TDK sözlükten bakalım:

emperyalizm İng. Imperialism [Lat. imperium "büyük devlet"ten] 1. Bir devletin sınırlarını genişletme siyasası. 2. Bir devletin sınırları içine ya da erki altına aldığı ülke ve ulusları sömürme siyasası.


Ama sen tabi Lenin'in metinlerine kutsal kitap gibi sarıldığın için, onun kullandığı bu kavramdan vazgeçemiyorsun. Lenin kitabını yazdığı zaman dünyada gerçekten imparatorluklar vardı. İngiltere ve Fransa imparatorluk idi. Ama 1950lerde bu dönem sona ermiştir. Artık imparatorluklar kalmadığı gibi "emperyalizm"den de sözedilemez.

Sen heralde bu kavramın gizemli mistik bazı ekonomik manaları olduğunu zannediyorsun. Tam açıklayamıyorsun, ve tam üstüne basamıyorsun ama hissediyorsun sanırsam :D

Sana tavsiyem bildiğimiz dünyaya dön, ve herkes nelerden bahsediyor bir bak. Dünyada imaparatorluklar kalmamışken hala imparatorluklardan bahseden bir siz kaldınız. Hem de kelimelerin anlamıyla da oynayıp "imparatorluk değil emperyalizm" diye komik duruma da düşüyorsunuz.

spartacus
11-03-2011, 12:34
Şimdi Spartaküs arkadaşım. Anladığım kadarıyla "emperyalizm" ve "imparatorluk" kavramları arasında bir ayırım yapma derdindesin. Ben buna katılmıyorum. Bu iki kelime aynı kökten gelir. Keza sana Nişanyan sözlükten göstereyim:

emperyal: ~ Fr impérial imparatorluğa ilişkin < Lat imperium imparatorluk → imparator (http://www.nisanyansozluk.com/?k=imparator)

Emperyal "imaparatorluğa ilişkin" demektir. Emperyalizm ise imparatorluk kurma iştahı ve hevesidir. TDK sözlükten bakalım:

emperyalizm İng. Imperialism [Lat. imperium "büyük devlet"ten] 1. Bir devletin sınırlarını genişletme siyasası. 2. Bir devletin sınırları içine ya da erki altına aldığı ülke ve ulusları sömürme siyasası.


Ama sen tabi Lenin'in metinlerine kutsal kitap gibi sarıldığın için, onun kullandığı bu kavramdan vazgeçemiyorsun. Lenin kitabını yazdığı zaman dünyada gerçekten imparatorluklar vardı. İngiltere ve Fransa imparatorluk idi. Ama 1950lerde bu dönem sona ermiştir. Artık imparatorluklar kalmadığı gibi "emperyalizm"den de sözedilemez.

Sen heralde bu kavramın gizemli mistik bazı ekonomik manaları olduğunu zannediyorsun. Tam açıklayamıyorsun, ve tam üstüne basamıyorsun ama hissediyorsun sanırsam :D

Sana tavsiyem bildiğimiz dünyaya dön, ve herkes nelerden bahsediyor bir bak. Dünyada imaparatorluklar kalmamışken hala imparatorluklardan bahseden bir siz kaldınız. Hem de kelimelerin anlamıyla da oynayıp "imparatorluk değil emperyalizm" diye komik duruma da düşüyorsunuz.

Yine, kullanılan terimleri kullanıldığı biçimiyle değil başka türlü evirmişsin. İmparatorlukla ilgili feodalitede ve merkezde ne var? hanedanlık. Ben nasıl ifade etmişim? 19. yüzyılda emperyalist kelimesi, feodal hanedanlık temelinde anlam bulurken(imparator!), emperyalizmin ve kapitalizmin tarihsel evreleri farklı bir modeli yaratmıştır. Bu gün dünyada feodal tipde hanedanlıklarda, imparatorluklarda ona ait terminolojide geçerli değildir(özellikle hanedan imparatorluğunu vurgulamıştım, yani imparator kelimesini kullanırken nerden bileyimki sana özellikle empire diye açıklama yapayım, bilmediğini bilsem zaten yapardım). 19. Yüzyılda başlamıştır bu süreç. İlk evrelerinde feodal bir tanımlama ile anlam kazandırılırken daha sonra bu anlam kapitalist hegomanya temeline oturtulmuş ve sistemleşmiştir, yani bu günki emperyalizm bir ülkede bir kişinin imparator olması ve o ülkede imparatorcuların olması demek değildir, bir ülkenin düzeni gibi, ileri kapitalist ülkelerin dünya üzerinde kendi düzenlerini temsil eder, bu haliylede bir sistemdir, bu sistem feodalitede geçerli değildir, emperyalizm feodalitede bir sistem değildir. Napolyon ile feodal tipde sürdürülen emperyalist akım(fiili miras yayılmacılık) yerini yeni tipde emperyalizme bırakmıştır. Kapitalizm koşullarında imparatorluk terimi ile feodal imparatorluk terimi farklı yapıları temsil eder. emperyal terimide öyle...

Sen hangi emperyalizmden, imparatordan dem vuruyorsun peki? 1000 yıl önceki feodal emperyalizmden, imparatorlukdan.

1. kapitalizmde feodal tipde bir imparatorluk yoktur. makam, mevki temeli kişi olandan ulus olana yayılmıştır ve aslında ulus söylemi popülist bir söylemken özünde hegomanyacıları, egemenleri(efendileri, kartelleri(örn OPEC), tekelleri vs) perdeler, kapitalizmin ilk evrelerinde ağırlık gösterir.
2. kapitalizm de yönetim feodalite gibi hanedanlık ve imparatorluğa dayalı ve kişisel ve makam merkezli değildir.
3. Feodalitede imparator askeri bir terimdir ve bu terimin kullanımı baş kralı temsil eder, hiyerarşiktir ve bu hiyerarşide imparator baş kumandan anlamına gelir.
4. Kapitalizmde ise feodal imparatorun imparator olması ve sömürge anlayışının yerini, vergilendirmeye ve merkezde yönetimsel hegomanyacılığın ve yayılmacılığın yerini en temelde doğal kaynaklara hakim olma, vergilendirme usulü değil yağmacılık, servet ve sermaye birikimi esasına dayalı bir sömürü hegomanyasına dönüştürülmüştür. Siz hala ABD ve yerlilere yapılan yağmacılığı feodalizm olduğunu sanmaktasınız(feodalizmde yerleşik yağma yoktur, çünkü emperyalizm bir sistem değildir!!). Kapitalizm ise 18-19. yüzyıl değil belirgin bir ifadeyle 13. yüzyılda serpilmeye başlamıştır..
5. kapitalizmde ise İmparator terimi hanedan ve askeri mevki özelliğinde değil, mevki mertebesinde, gelişmiş ülkelerin gelişmemiş yada az gelişmiş ülkeler üzerindeki hegomanyası(işte üst aşamaya geçildi, feodalitede kralın, imparator oması ölçütüne bakınız-bir kralın kendi dışında başka kralları hegomanyası altına alma, krallar üstünde bir mevki, baş komutan olması), bu hegomanya kişi bazlı veya hanedan temelinde, askeri bir mevki anlamı taşımaz. Sistem yine hiyerarşiktir fakat kral değil ülke bazındadır. İmparatorluk gibi emperyalizminde temsil ettiği kişi, kesimler değişmiştir, bu artık ülke bazındadır ve askeri olguda sadece askeri yönlerde ifade edilebilir, yinede bu salt askeri değildir.
6. Emperyalist ülkeler hegomanya mücadelesi verirler, bu hegomanya feodalitedeki gibi bir kralın ülke dışı egemenliği değil, yerleşik ekonomi-politik bir hegomanyadır. Bu bu gün küresellişmiştir, hiyerarşi yine mevcuttur fakat asli olarak gelişmiş ülkelerin, gelişmemiş ülkeler üzerindeki hegomanyasında ağırlık gösterir. kartel oluşumlarının yerini küresselleşme adı altında bir birlikte hegomanyacılık alıyormuş gibi bir görüntü vardır fakat içde ise hiyerarşi devam etmektedir ve bu gün bu hiyerarşinin tepe mertebesinde ABD vardır, bu anlamda imparatorluktur denebilir.)

Şimdi sen, şu yazdıklarınla kapitalizm nedir dersin ardından sermayecilik deyiverirsin sonra da ahanda buldum bu bir sistem değil ki! hem zaten bu güne de ait olamaz der çıkarsın! Emperyalizm bir kralın imparator olma arzusudur o halde sistem değildir dersin(ki dedin zaten) Sosyalizm nedir peki, gördün mü ekonomi-politik terminoloji yerine edebiyat terminolojileri kullanarak bu başlıkda boşa zaman harcıyorsun... Şimdi sosyalizm kelimesinin nesine karşısın ki, yok ki böyle bir sistem, o sadece ama sadece sosyalciliktir...

İşte bu anlayışla yazarsın. Şurada yazdıkalrımı dahi ne kadar uğraşsam kısa tutma şansına sahip değilim, bunun için en azından senin gibi aşırı yüzysel bakmam gerekir ki, şu sayfa bile anlatmak istediklerim açısından yeterli değildir, aslında bir dolu somut ve tarihsel örnek vermem de gerekir.

İmparatorlukdan anladığın feodal bir tanımlama temelinde iken, demek ABD ve diğerleri Fransa, İngiltere, Almanya vb 1940 da resmen imparatorlukdu!? ne tür bir imparatorlukdu peki? 1950 den sonra hegomanya feodalite gibi tek bir devlet, kişi temelinde değildir, hegomanya önce ulusallaştırılmış ve merkizleştirilmiş, sonra küreselleşmiş ve merkezileştirilmiş, otoriter bir merkeze taşınmıştır ve bu haliyle yeni bir yapıya kavuştrulmuştur, bu 1950 den daha evvele dayanır, 1950 lerde yapılan ise yeni tipde emperyalizmin deklarasyonudur. Feodal imparatorluk tanımına çakılıp 19. yüzyıl hanedanlığa öykünmüş tanımdan öte gidebilmek gerekir. Kapitalizm koşullarında feodal ve hanedanlık temelinde imparatorluklar geçerli değildir, teminolojilerde yeni sisteme göre evrilmiştir. Kapitalizm zaten politik anlamda hanedanlığın tasviyesi üzerinden yükselmiştir. O yüzden ilk evrelerde imparatorluk ile emperyalizm farklı politik anlam teşkil etmiştir ve bu gün ayrım hala geçerlidir(ilki bir yönetim biçimi açığa çıkartırken(hanedan imparatorlukları devrilmiş, ortada imparatorda yok ama yayılma var nasıl olacak şimdi?!) ikinci terim devranılan yayılmacı, yani fiili yayılmayı temsil eder, fiili durum üzerinden politik terminoloji değişime uğramıştır). O yüzden emperyalizm değil imparator kelimesinin bu gün daha yerinde olacağı ifade ediliyor. Çünkü Feodal tipde imparatorluk tanımıda, anlayışıda artık geçerli değildir ve sorun teşkil etmeyecektir.

BM kuruldu imparatorluk bitti öyle mi? hayır 1950 lerde değil çok daha evvel feodal tarzda imparatorluk anlayışı bitirilmiştir, biten yeni tipde tanımlama ve emperyalist sistem ve yeni tipde hemonya değildir, feodal tarzda imparatorluk anlayışı ve öykünme zaten teminolojiden kaldırılmışken, açıkdan yağma gösteren yayılmacı sömürgecilik bitirilmiştir. emperyalizmin fiili anlamı, feodaliteden biçimsel olarak devralınmıştır ve yapısal olarak değişmiştir, o bildik feodal tarzda imparatorculuk değil, artık bir sistemdir. Yeni tipde imparatorluğu temsil eder ve sistemleştirir, ekonomi-politik ağları oluşturur ve merkezi anlamda birleştirir, işletir.

Sen kapitalizmde hala feodal tipde imparatorluk arıyorsun, feodal teminoloji 19. yüzyılda terkedilmeye başlandı oysa. (http://tr.wikipedia.org/wiki/Emperyalizm#Emperyalizmin_Tarihsel_Evreleri)

Michael Barrant Brown (http://tr.wikipedia.org/w/index.php?title=Michael_Barrant_Brown&action=edit&redlink=1)’a göre emperyalizm “ekonomik yönden az gelişmiş ülkelerin gelişmiş olanlara tâbi olmasını sağlayan ekonomik, siyasal ve askerî ilişkileri niteler. Emperyalizm dünya ekonomisindeki eşitsiz ilişkiler sistemini tanımlayan en uygun kelimedir”.
Günümüz emperyalizmi, ekonomik sömürünün devamı için, cok daha derin kültürel ve sosyal etkileşim yolları yaratmıştır.

ben dedim ki illa Lenin'e bakman gerekmiyor, feodal tipde imparatorluğun bir üst, krallar üstü bir mertebe-aşama olduğunu kavrayaiblirsen, kapitalist tipde hegomanyada, kapitalist tarzda emperyalizmin nasıl bir üst aşama olduğunu kavrayabilirsin. Emperyalizmişn bir sistem olması açısından Hobson'a göre bakılabilir demiştim, Hobson Marksist değildir, emperyalizm konusunda liberal kuramlarında kaynağıdır.

Yine yazımda bu gün İMPARATORLUK dan bahsedilmektedir diyorum, neye göre? kapitalizme göre evrilmiş biçimiyle. örneğin ABD dünyanın zengin yer altı kaynaklarının olduğu yerlerde ya da startejik coğrafyalarda hem ekonomi-politik alanda hemde askeri alanda üslenmiş durumdadır! Al yeni tipde imparatorluk tanımı, al emperyalizm...

Sana tavsiyem bildiğimiz dünyaya dön :)

Teşekkürler.

[/URL][URL="http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=5006510&yazarid=3"]Bak vatandaş ne diyor... (http://www.turandursun.com/forumlar/Sana%20tavsiyem%20bildi%C3%84%C2%9Fimiz%20d%C3%83% C2%BCnyaya%20d%C3%83%C2%B6n)
Bu ne diyor peki? (http://haber.sol.org.tr/medya/yigit-bulut-emperyal-turkiye-istiyorum-haberi-27381)

İlk yazıma geri dönebiliriz... Kargaların bile güldüğü günümüz emperyalizminin uygurlaştırmacı, dünyaya terör adı altında savaş açması ve dört bir tarafda hem ekonomi-politik hemde askeri yayılmalarda üs anlayışları vs. Güçlülerin zayıfı, kendi çıkarları doğrultusunda hegomanya altına alması ve bundan ekonomi-politik olarak nemalanması, yeraltı ve işgücü kaynak ve pazar sömürüsü, merkezi bir sistem!...

Emperyalizm bu gün bir sistemdir, imparatorluk ise bir yönetim biçimi olarak açığa çıkıyor.

AlbatrosS
11-03-2011, 15:19
Albatros, sen ısrarla Irak'taki petrol kuyusu ihalelerini şaibeli bulduğunu, ve Irak'ın kazık yediğini iddia ediyorsun? Ama bu kadar büyük bir iddiayı verilerle temellendirmen gerekmez mi? Bir kere benim bildiğime göre bu ihalelerde Türk şirketleri dahil, Çin şirketleri dahil dünyanın her yerinde şirketler ihale aldı. Sadece Amerikan ve İngiliz şirketleri değil yani. İkinci olarak gene haberlerde okuduğuma göre Irak kendi milli imkanlarıyla ürettiği petrolden tam dört kat fazlasını yabancı şirketler sayesinde üretebilir. Bu o zaman iyi bir alışveriş değil midir? Çünkü ne kadar çok petrol üretsen Irak da o kadar kazanır öyle değil midir? Sen şimdi bazı iddialar ortaya atıyorsun, ama haydi, bunların altını da doldur bakalım.

ağa babam, ırak'a sadece abd askerleri girmedi ki kaymağı yalnızca onlar yesin! dikkat ettiysen kapitalist hegemonya diyorum ki bir blok/sistem hareketinden bahsetmiş olalım aynı zamanda... ordan abd/ing. dışında petrol şirketlerinin de ihale aldıklarını biliyoruz; biliyoruz da bu ırak'a giren abd şirketlerinin muhteşemmmm karlar yaptıklarını yanlışlamıyor ki... kaldıki sorun sadece oraya giden şirketin karı falan da değil; önemli olan petrol hammaddesine ve işlenmiş petrole ulaşmak isteyen irili ufaklı tonlarca kapitalist şirket/işletme'nin ihtiyaçları... bu şirketler işledikleri petrolü varil varil evlerinde depo etmiyorlar hazretim... onlar da pazarlıyor neticede...

petrolün devlet tekelinde üretilmesinden daha fazlası şirketlerce üretilebilir tabi ki... üretilecektir de... hatta devlet tekelinde arz şimdi olduğu kadar arttırılmayacaktır ki ürün hakkettiği değerine ulaşsın... abd ve birçokları bugün de hegemonik birer güç olduğu için bunu kabul etmiyorlar; onlar için tek sorun milyar dolarlık şirketlerinin her seneki büyüme hacmi... kar'dan zarar etmeyi bile göze almamak ve hegemonik gücünü korumak istiyor hazret... zaten sadece mevcut uluslar/devletler bile kendi kaynaklarını bu kadar ucuzlatan politikaları reddedseler bu şirketler bu kadar uhrevi karlar elde edemezler...

Bu arada milyarla insanın ölmesinden iştahla bahsetmişsin. Doğal afet olsa da ölseler, devletler ortadan kalksa, anarşist bir toplum olsa. Bunlar çok sapıkça fanteziler, söyleyim. Ama zaten aklı başında biri olmadığını biliyoruz. Sizin gibi düşünenlerin marjinal kalmasının bir sebebi var. Aklı başında insanlar medeniyete ve insanlığa düşman değil. Böyle olmanın sebebi nedir bilmiyorum. Zapatistacı falan olunca daha havalı mı oluyor insan nedir?

özel mülkiyet başlığı altında zaten mevcut uygarlık kültürlenmesine kökten biçimde eleştiri getirdiğimi söylemiştim... doğal kaynakların ve toprakların tarihsel sahibiyet/mülk mirası ve bunun üzerinden palazlanan militarist/otoriter medeniyet çerçevesini ve dahi sınırları hep eleştirdim... mevcut uygarlık dairesi savaşa ve militarizme mahkumdur... özgürlükler ülkesi abd'de dahi ırak savaşına %80 toplumsal destek çıkıyorsa ne demek istediğim anlaşılacaktır... sen ve senin gibiler küresel kapitalizmin iktisadi zorunlulukları gereği ırak ve afganistan'daki cahil/cühela/barbar/gelişmemiş sıradan müslümanları gözden çıkarabiliyorsa ve önemsizleştirebiliyorsa insaniyet ve haysiyet göz yaşlarınız hiç de içimi sızlatmıyor azizim... ben devlet politikaları ve yayılmacılığı yüzünden ölen tek bir insanı bile içime sindiremezken bunu devlet değil de doğa yapabilir demem mi sana barbar geldi :) insanın insana zulmetmesini, baskı/otorite ve haysiyetsizce dayatmalar yapmasını özünde kabul edilmez buluyorum; ama 3 milyar insanın doğal bir afetin kurbanı olması durumunda bunda bir haysiyetsizlik görmüyorum... bunların içinde kendim de olabilirim... doğanın ve dünyanın dengesi/yapısı/kanunu der ve kimse de suçlu olmaz...

Zaten ne kadar böyle "insanlık" vaazları veren komunist ve anarşist varsa sonunda bunların insanlık düşmanı olduğu bir yerden ortaya çıkar. Ya insanlık kardeşlik hikayeleri anlattıktan sonra iştahla "şu şu sınıfları tasfiye edecez, buharlaştıracaz" falan diye anlatmaya başlarlar, ve Stalin gibi psikopat katillere övgüler düzerler. Düzmeyenler de senin gibi içten içten 3 milyar insan doğal afetle ölse diye dua eder. Acaipsiniz ya.

dua etmedim, zaten bir inancım yok... senin demokrasi ve özgürlük gibi içeriksiz retoriklerini ''birey/insanyaşamı'' üzerinden sorguluyorum aslında... venezüella'da darbe yandaşı medya maymunlarının (ki chavez'e ayan beyan yalanlarla saldırmışlardı) ümüğünün sıkılmasını bile ''basın özgürlüğü'' çerçevesinde davul zurnayla eleştiren senin gibi düşünenlerin ne kadar tutarsız olduklarını ifade ediyorum... ha farkımız şu: chavez ve castro benim babamın oğlu değil; yeri gelir senden fazla eleştiriyorum, eleştiririm de... kendimi ''tarafgirlik'' sularında reel politiğin boklu sularına bırakmıyorum sen gibi... ben sadece sade bir bireyim...

Amerika'ya olan düşmanlığın da gene 400 sene önceki Amerikan kıtasını kolonileştirme olayını pişirip pişirip ortaya getirmende ortaya çıkıyor. Peki Küba ve Venezuela da koloni değil miydi? Ama yok, sadece Amerika kınanacak. 400 sene önce yapılan birşey için bugünkü insanlar suçlanacak. Peki evladım, senin ülken daha 100 sene önce 1 milyon Ermeni'yi yoketti. Sen daha fazla utan o zaman. Hem senin ülken bunu inkar da ediyor. Hiç olmazsa Amerikalılar geçmişleriyle gurur duymuyor ve utanıyor. Bunu bu konuda yapılmış filmlerinde falan açıkça görebilirsin. E bir halk geçmişiyle yüzleşip günah çıkarttıktan sonra daha ne yapabilir ki? Kendilerini mi öldürsünler? Bak işte Almanya da Nazi suçları için günah çıkartmış ve kimse artık onların yüzüne vurmuyor değil mi?

ermeni soykırımı ve kürt katliamlarını ben mi inkar etmişim ki bunu bana soruyorsun:) 400 sene önce dediğin mevzu bugünün etnik/siyasi yapısını şekillendiren ve 1800lere kadar aleni biçimde gelen bir olgudur hemşerim... aynı abd 1950'lere kadar aperteid benzeri ırkçı bir rejimle maluldü... aynı abd bölgenin anasını belleyen bilimum ne kadar ırkçı diktatör varsa besledi, eğitti, finansörü oldu... sovyet tehdidi benim umrumda değil... ben palazlandırdığı ırkçı diktatörün sade insanlarını düşünüyorum yalnızca...

ha... şu kürt mevzusuna okadar meraklıysan abd yosması kenan paşamız ve 12 eylül faşizmi sayesinde dağa çıkan binlerce kürdü de unutmayalım ama... hani amedde bok yedirilen, tecavüz eden binlerce kürdün yakınını... idolünüz menderes ve ekürlerinin yedikleri naneler de hafızalarda... bugün itin dötüne soktuğun m. kemal'i putlaştıran yasaları çıkaran menderes var ya...

az biraz akil ve dahi birey olup hakiki bir tarafsızlığa eriştiğin vakit senle sahiden daha iyi anlaşacağız; vallahi gel hatta bir çayımı iç; sen gbi arıza adamları severim... cani değilim, zarar vermem :) tamam bi ara fena pataklamak falan istediğim olmuştur belki :)

KızıL
12-03-2011, 20:49
sevgili lars vilks hangi sosyalist ülkede yaşadığını yada atarken neleri kaynak aldığını merak ediyorum? neden atmak mış dersen sosyalizmde basın özgürlüğü yoktur kuzey korede şöyledir böyledir derken çok sevilen kapitalist kaynakların o ülkeler hakkındaki söylemlerinden bahsediyorsun! basın özgürlüğünden ne anladığını ifade ederken bu ülkedeki gazatecilerin hapishanelerde olduğunu sana hatırlatmakla beraber küba hiçbir yayın organı mensubunu ister kendi vatandaşı isterse yabancı olsun asla hapise atmamıştır!!

kuzey koreyle ilgili bildiklerini çok merak ediyorum hiç gitdin mi??

ülkenin tv kanalı yada gazetelerini okudun mu??
yada oraya gitmiş bir tanıdığınla konuştun mu??

sosyalizme laf söylerken iyi bir argümana sahip olmak lazım sosyalizmde neyi neden yaptıklarını anlamadan saldırmak sizi komik duruma düşürür!

kuzey korede akşamları belirli saatlerde elektirikler kesilir buda ülkenin sıkıntılı olduğu durumlarda tasarruf amacıyladır belirli bölgeler seçilir sırayla belirli bir zaman kesilir..

bu durumu sizin bahsettiğiniz "özgür basın" zamanında bu ülkede akşam hayat yok diye manşetlere taşıyıp akşamları elektirik olmayan ülke diye vermişlerdi..

batsın özgürlüğünüz yalanlarınızla..

Astur
12-03-2011, 21:29
hiçbir yayın organı mensubunu ister kendi vatandaşı isterse yabancı olsun asla hapise atmamıştır!!


Bu bilgi kesinlikle yanlış, Sınır Tanımayan Gazeteciler'in 2010 basın özgürlüğü listesine bir göz atın:

http://en.rsf.org/press-freedom-index-2010,1034.html

Ülke raporlarından Küba'nınkini bulup okursanız Küba'nın neden listenin sonlarında olduğunu pek çok örnekle görürsünüz. Daha ilk sayfada yıllardır hapiste olan gazetecilerin vs. haberleri var.

Kuzey Kore ise sanıyorum dünyanın en baskıcı, en anti-demokratik, en sağlıksız rejimlerinden biri.

spartacus
12-03-2011, 22:48
Burada bir gezi anlatımı var Atlas dergisi Sayı 112 (http://www.kesfetmekicinbak.com/dunya/02780/)

Özellikle Japonya'nın işgalinden sonra bu halkın bilinçaltına neyin(acı, yaşanmış baskı, kimliksizleştirme, aşağılanma, psikolojik çöküntüler, ve buna bağlı emperyalistlere karşı haklı nefret! vs) yerleştiğini anlayabiliyorum, tabi bunu anlamış olmak, elbetde neden demokrasiyi başaramadığını hafifletmiyor.

Aradan seçtim kısaca;

Japonlar 1945 yılına kadar süren 35 yıllık dönemde Kore'nin iliğini kurutmuşlar. Sadece yönetimi ele geçirip baskıcı bir rejim kurmamışlar, bu ülke ve insanlarını tamamen yok etmeye girişmişler. Ülkede Korece konuşmak, Kore ismi taşımak yasaklanmış. Koreli erkeklerin tamamı Japonya'nın ihtiyaçlarını karşılamak üzere işçi olarak acımasızca çalıştırılmaya başlanmış. Kadınların büyük bir kısmı zorla fahişe yapılmış. Ülkenin bütün ürünleri ve gelirleri Japonya'ya akıtılmış.

Bende şunu anlayamıyorum, neden böyle halk cumhuriyeti temelinde bağımsızlığını kazanmış ülkelerin, en kısa geçmişinde kapitalizmin çirkefliğini görüyoruz? Bir anda ve hiç bir sebep yok iken mi, halklar yaşadıkları acılarla kin ve nefret biriktiren, yaşadıkları zorbalıklar ve şiddetle kaşları çatık toplumsal bir psikolojiye sahip oluyorlar? peki her şey bitmiş denebilir mi? Bitmiyor tabi, Japonya gidiyor ABD'si, Çin'i, SSCB vs...... Sonrası malum.

Yinede SSCB ile öyle böyle ilişkiler var iken K.Kore daha iyi koşullara sahipti, G.Koreden de daha iyi bir durumda idi, demokratikleşme adına büyük bir fırsat vardı... neyse eleştirilecek çok şey var, o toplumun bilinçalatına da bakmak gerekir diye düşünüyorum tabi kaynağınıda görmek gerekiyor.