Orijinalini görmek için tıklayınız : Halkımız Seçeneksiz Degil
http://www.ertugrulkurkcu.org/duyurular/halkimiz-seceneksiz-degi/#more-11
saygılarımla
Son zamanlarda pek takip edemedim ama, önceden de bilindiği gibi ÖDP, TKP ve ESP blokta yer almıyor.. Zaten tahmin ediliyordu.. Bu duruma sevindim.
Blokta yer aldıkları halde, DSİP ve EDP'nin önerdiği adayların BDP tarafından listeye alınmamasına ise üzüldüm.
Ortak bildirgede halkın artık seçeneksiz olmadığı ifade ediliyor.. Ben buna katılmıyorum.. Halen seçeneksiz olduğumuzu düşünmekle birlikte, sol bloğun diğerlerine nazaran en iyi seçenek olduğunu düşünüyorum.
Seçimlerde oylar, Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu'na!
westergaard
10-04-2011, 19:55
Bizim ülkede tekerleme okumak adettendir.
Olgular, veriler, istatistikler falan önemsizdir. "Zaten bir bok değişmiyor, o zaman eski tekerlemeleri tekrarlayalım" zihniyetiyle bunları diyorlar heralde.
Örnek. Verilen yazıdaki bey diyor ki:
Eğitim, sağlık, ulaşım, barınma gibi temel hak ve ihtiyaçlar birer rant alanı haline dönüştürülüyor.
Bir kere sağlık konusunda hükümet gayet de yoksulun işine gelecek birşekilde mevzuyu düzenlemiş durumdadır. SSK'dan ilaç almak, kolaylaştı, ve SSK ile özel hastanelerde tedavini oluyorsun. Ama tekerleme okumak lazım tabi "eğitim sağlık barınma" falan diye ezberden gideceksin. Biri tutmazsa diğeri tutar!
Hem barınma temel hak ne demektir ya? Eğitim ve sağlık temel hak diye duymuştum ama barınma ne alaka? Devlet herkese bir daire mi vermeliymiş? Bunu ben duymamıştım. Gelişmiş ülkelerin sosyaldemokrasilerinde öyle mi oluyor?
Sonra bey gene diyor ki:
Polis baskısı, şiddet, sınav yarışı ve geleceksizlik gençlere yaşamı kâbus haline getiriyor.
Sınav yarışı mı? Ulen hem eğitim temelhaktır diyorsun. Hem de Üniversite okuma hakkı herkese beleş tanınınca mecburen gereken bir sınav sistemi olunca da şikayet ediyorsun? Ya nasıl olacaktı? Beyefendi hem beş para vermeden hem de sınava da girmeden Boğaziçi ya da Bilkent'e mi gidecekti? Milyonların bu okulları isteyeceğini anlayamıyor mu bu sosyalist süper zeka? Ya bu işi parasıyla yapacaksın, ya da sınavla. Başka çözüm var mı? Ama yok. Sosyalist olduğu için illa bir bokları anlamadan şikayet edecek. Ezberden tekerleme okuyacak.
Ya peki bu "polis baskısı" şikayeti nedir ya? Siz ki sosyalistsiniz, ve bugüne kadar ne kadar sosyalist rejim kurulmuşsa hepsi diktatölüktü, ve siz bundan elinizi yıkamadığınız gibi yeri gelince utanmadan bu diktatörleri savunursunuz. Ama yeri gelince de "polis baskısı" falan deyip demokrat numarası mı yapıyorsunuz? İki yüzlüler.
"Geleceksizlik" derken ne demek istiyorsun? Nasıl olacaktı peki? Tabiki her genç kendi geleceğini kurma sorumluluğunu sırtlanacak. Hayatını kurana kadar zorlanacak. Başka nasıl olabilir? Başka şöyle olabilir: Bir sosyalist diktatörlük kurulur. Devlet her gence ne iş yapacağına ne eğitim alacağına karar verir ve bunu zorla uygulatır. Böyle gençlerin de gelecek kaygısı kalmaz. Bu mudur? Tek sorun artık devletin kölesisin, ve yeni kurulan rejimde özgür basın yok, ve bilgi alma özgürlüğü yok. Toplanma ve protesto hakkın yok. Parti kurma ve politika yapma hakkın yok. Sendika kurma hakkın bile yok. Çünkü Devlet Baba senin için herşeyi düşünüyor. Beğenmezsen de seni içeri alıp güzelce işkence yapıyor. Uyduruk mahkemeler var hukuksuzluk bol. Ama artık "geleceksizlik" kaygın yok! Ne mutlu sana. Tabi bu raddeye gelene kadar ikiyüzlüce "polis baskısı"ndan şikayet etmeyi de unutmayalım arkadaşlar!
AlbatrosS
10-04-2011, 20:09
Bizim ülkede tekerleme okumak adettendir.
Olgular, veriler, istatistikler falan önemsizdir. "Zaten bir bok değişmiyor, o zaman eski tekerlemeleri tekrarlayalım" zihniyetiyle bunları diyorlar heralde.
Örnek. Verilen yazıdaki bey diyor ki:
Bir kere sağlık konusunda hükümet gayet de yoksulun işine gelecek birşekilde mevzuyu düzenlemiş durumdadır. SSK'dan ilaç almak, kolaylaştı, ve SSK ile özel hastanelerde tedavini oluyorsun. Ama tekerleme okumak lazım tabi "eğitim sağlık barınma" falan diye ezberden gideceksin. Biri tutmazsa diğeri tutar!
Hem barınma temel hak ne demektir ya? Eğitim ve sağlık temel hak diye duymuştum ama barınma ne alaka? Devlet herkese bir daire mi vermeliymiş? Bunu ben duymamıştım. Gelişmiş ülkelerin sosyaldemokrasilerinde öyle mi oluyor?
Sonra bey gene diyor ki:
Sınav yarışı mı? Ulen hem eğitim temelhaktır diyorsun. Hem de Üniversite okuma hakkı herkese beleş tanınınca mecburen gereken bir sınav sistemi olunca da şikayet ediyorsun? Ya nasıl olacaktı? Beyefendi hem beş para vermeden hem de sınava da girmeden Boğaziçi ya da Bilkent'e mi gidecekti? Milyonların bu okulları isteyeceğini anlayamıyor mu bu sosyalist süper zeka? Ya bu işi parasıyla yapacaksın, ya da sınavla. Başka çözüm var mı? Ama yok. Sosyalist olduğu için illa bir bokları anlamadan şikayet edecek. Ezberden tekerleme okuyacak.
Ya peki bu "polis baskısı" şikayeti nedir ya? Siz ki sosyalistsiniz, ve bugüne kadar ne kadar sosyalist rejim kurulmuşsa hepsi diktatölüktü, ve siz bundan elinizi yıkamadığınız gibi yeri gelince utanmadan bu diktatörleri savunursunuz. Ama yeri gelince de "polis baskısı" falan deyip demokrat numarası mı yapıyorsunuz? İki yüzlüler.
"Geleceksizlik" derken ne demek istiyorsun? Nasıl olacaktı peki? Tabiki her genç kendi geleceğini kurma sorumluluğunu sırtlanacak. Hayatını kurana kadar zorlanacak. Başka nasıl olabilir? Başka şöyle olabilir: Bir sosyalist diktatörlük kurulur. Devlet her gence ne iş yapacağına ne eğitim alacağına karar verir ve bunu zorla uygulatır. Böyle gençlerin de gelecek kaygısı kalmaz. Bu mudur? Tek sorun artık devletin kölesisin, ve yeni kurulan rejimde özgür basın yok, ve bilgi alma özgürlüğü yok. Toplanma ve protesto hakkın yok. Parti kurma ve politika yapma hakkın yok. Sendika kurma hakkın bile yok. Çünkü Devlet Baba senin için herşeyi düşünüyor. Beğenmezsen de seni içeri alıp güzelce işkence yapıyor. Uyduruk mahkemeler var hukuksuzluk bol. Ama artık "geleceksizlik" kaygın yok! Ne mutlu sana. Tabi bu raddeye gelene kadar ikiyüzlüce "polis baskısı"ndan şikayet etmeyi de unutmayalım arkadaşlar!
hazret şöyle düşünüyor: ''insan öldürmek suçtur, ama insanlar yaşaması için zaruri materyallerden mahrum kalabilir, neticede biz öldürmüş olmuyoruz!''... rekabet adı altında kitleler ne verilirse razı olsun; ne yapalım şartlar böyle değil mi?
peki yaşamak için olmazsa olmaz temel materyallerden(su, mineraller, toprak ve gıda) rekabet şartları vs nedenlerden ötürü mahrum kalmak ''cinayet'' değilse nedir? insan yaşamı ''negatif hak'' statüsündeyse yaşamı idame ettirecek gerekli materyallerden yoksun bırakıp mülksüzleştirme yoluyla ölüme göndermek neye delalet eder? bu bağlamda iş güvencesi, zorunlu temel ihtiyaçların güvencesi gibi konular bal gibi temel haklar!!! sınıfına girer...
Jolly Jocker
10-04-2011, 20:27
Hem barınma temel hak ne demektir ya? Eğitim ve sağlık temel hak diye duymuştum ama barınma ne alaka? Devlet herkese bir daire mi vermeliymiş? Bunu ben duymamıştım. Gelişmiş ülkelerin sosyaldemokrasilerinde öyle mi oluyor?
Barınma hakkı olmadıktan sonra, yani insanın başını sokacağı bir evi olmadıktan sonra eğitim ve sağlık hakkı ne işe yarayacak bay süper zeka? Sokakta yaşayan adam eğitim alabilir mi? Hayır. Sağlığını koruyabilir mi? Hayır. O halde barınma hakkı eğitim ve sağlık hakkından daha da önceliklidir. Devlet eğer bir avuç para babasının değil de halkın devleti olma iddiasındaysa, elbette eğitim, sağlık ve barınma konusunda halkına asgari düzey olanakları sağlamakla mükellef. Aksi halde, haklarından yoksun kalan, parası olmadığı için ölüme terk edilen, okuyamayan, sokakta kalan insanlar o devleti yıkmakla mükellef olurlar. Bunun nesine itiraz ediyorsun? Hayret yahu! En temel insan haklarını bile yoksullara ve emekçilere çok görüp sorguladığına göre bir elin yağda öbürü balda burjuva veledinin tekisin herhalde ha? Ya da hükümeti savunma derdin tavan yapmış.
Sınav yarışı mı? Ulen hem eğitim temelhaktır diyorsun. Hem de Üniversite okuma hakkı herkese beleş tanınınca mecburen gereken bir sınav sistemi olunca da şikayet ediyorsun? Ya nasıl olacaktı? Beyefendi hem beş para vermeden hem de sınava da girmeden Boğaziçi ya da Bilkent'e mi gidecekti? Milyonların bu okulları isteyeceğini anlayamıyor mu bu sosyalist süper zeka? Ya bu işi parasıyla yapacaksın, ya da sınavla. Başka çözüm var mı? Ama yok. Sosyalist olduğu için illa bir bokları anlamadan şikayet edecek. Ezberden tekerleme okuyacak.
Başka yolu var bay ''süper zeka''. Bürokratik bir yozlaşmadan muzdarip sosyalizm deneyimleri bile hem parasız hem de sınavsız bir eğitim sürecini örgütleyip işsizliği ortadan kaldırmıştı. Herşeyi baştan örgütlediler. Zaten ''herkesin Boğaziçi'ini'' istemesi de sadece bu düzende bu tür isim yapmış üniversitelerin mezunlarının daha kolay iş bulabilmesinden kaynaklanır. Bu düzeni ortadan kaldırıp işsizliği tarihe gömünce Boğaziçi ya da bir başka üniversitenin diğerlerine üstünlüğü de kalmayacaktır. Kapitalist iş sürecinin eleman ihtiyacına ve elemeye dayanan bu eğitim sistemini kökten değiştirince hem ücretsiz hem de sınav stresi olmayan bir eğitim sistemi yapılabiliyor. Sınavlar liselerde öğrencinin normal ders sınavları şeklinde gerçekleşiyor.
Ya peki bu "polis baskısı" şikayeti nedir ya? Siz ki sosyalistsiniz, ve bugüne kadar ne kadar sosyalist rejim kurulmuşsa hepsi diktatölüktü, ve siz bundan elinizi yıkamadığınız gibi yeri gelince utanmadan bu diktatörleri savunursunuz. Ama yeri gelince de "polis baskısı" falan deyip demokrat numarası mı yapıyorsunuz? İki yüzlüler.
Birincisi metnin yazarı Ertuğrul Kürkçü dahil pek çok sosyalist eski sosyalizm deneyimlerinin ve çöküşün eleştirisini yapıp demokratik, çoğulcu, özgürlükçü bir sosyalizm teorisini savunmaya başlamıştır. İkincisi, eski sosyalist ülkelerde de sandığın türden bir baskı yoktur ve olmamıştır. Bu türden söylemler, bizdeki sağ siyasetçilerin ve imamların uydurmalarından ibarettir. Marksizmde diktatörlük bir yönetim biçimini değil devletin kendisini tanımlar. Diktatörlük demek, devlet demektir. ''Proleterya diktatörlüğü'' demek de ''işçi devleti'' demektir. İçeriğini bilmeden diktatörlük lafını duydun diye yargıya varman bilgisizlik göstergesidir. İşçi devleti, çoğunluk sınıf olan işçi sınıfını kendine temel aldığı için en demokratik devletten bile daha demokratiktir. Örneğin bugün Küba'da 16 yaşını doldurmuş herkes milletvekili adayı olabiliyor. Bunun için bizdeki gibi torpil bulması, bir partiye adaylık için bilmemkaç bin lira ödemesi gerekmiyor. Seçilen herkes 6 ayda bir seçildiği birime rapor vermek zorunda kalıyor. Maaşları ortalama işçi ücretini geçemiyor. Ve seçilen herkes, görev süresi dolmasa bile kendisini seçenlerce geri alınabiliyor. Şimdi söyle bakalım, bu kadar bir demokrasi ABD'de bile var mı?
Efendim? Diktatörlük mü demiştin? :)
"Geleceksizlik" derken ne demek istiyorsun? Nasıl olacaktı peki? Tabiki her genç kendi geleceğini kurma sorumluluğunu sırtlanacak. Hayatını kurana kadar zorlanacak. Başka nasıl olabilir?
Geleceksizlik derken, yoğun işsizlik, en temel haklardan bile yoksulluk sebebiyle mahrum kalma endişesi ve iş bulduğunda da piyasanın yıkıcı rekabet ortamında son damlana dek suyunun sıkılması, stres içinde ve kendine ayıracak vakit bulamadan köle gibi çalışmak kastediliyor. Emekçi çocukları için görünen gelecekte bunlar var. Bu çocuklar da doğal olarak buna itiraz ediyorlar. Buna karşın devlet elbette herkese hangi bölümde okuyacağını ya da ne iş yapacağını dikte edemez. Fakat olanakları sunar. Sen temel haklarının güvencede olduğunu, asla işsiz kalmayacağını, istedikten ve başarılı olduktan sonra istediğin bölümü okuyabileceğini bilirsin. Devletin dikteleri, hukuksuz mahkelemer v.s. eski sosyalizm deneyiminin bürokratik dezenformasyonundan kaynaklanan aksaklıklarıydı ve bunun eleştirisini en başta yine biz sosyalistler yaptık. Öte yandan devlet baskısı ya da hukuksuzluk arıyorsan bunun kralını kapitalist düzende bulursun.
westergaard
10-04-2011, 20:39
İkincisi eski sosyalist ülkelerde de sandığın türden bir baskı yoktur ve olmamıştır. Tartışmanın bittiği nokta. Katıldığın için teşekkürler Freddie.
Jolly Jocker
10-04-2011, 20:45
Tartışmanın bittiği nokta. Katıldığın için teşekkürler Freddie.
Elbette devlet denen şey bir baskı aygıtıdır ve her devlet o ya da bu oranda baskıcı tutum alır. Sovyetler de bazı dönemler bu baskıyı artırmakla birlikte bu baskı hiçbir zaman kapitalist memleketlerdeki sağcı-faşist darbe dönemlerinin baskısına ulaşmamıştır. Hatta bazı dönemler ortada hiç baskı kalmamıştır. Örneğin Sovyetlerin çöküşü nasıl oldu biliyor musun? Komünist Partinin komünistliği çoktan bırakan nomenklaturası sisteme son verdiğini açıkladı, buna müdahele edip sistemi korumak isteyen kızıl orduyu da ayyaşın teki(Yeltsin) tankların üzerine çıkıp tepinerek durdurabildi! Herhangi bir kızıl ordu askeri adama tokat bile atmadı. Şimdi ne baskısından bahsediyorsun sen? Sovyetler, bürokratik yapısı gereği yer yer baskıcı oldu, hatta bundan sosyalistler de zarar gördü, troçkistinden konseycisine, anarşistine kadar baskıya uğradı. Ama Sovyetler dendiğinde akla ilk olarak ve sadece baskıcılığın gelmesi de hatadır. Hele senin gibi, baskıcılığı SSCB'yle bir tutup, kapitalizmi cennet gibi sunmaya kalkanlar düşünülürse...
westergaard
10-04-2011, 20:55
Elbette devlet denen şey bir baskı aygıtıdır ve her devlet o ya da bu oranda baskıcı tutum alır. Sovyetler de bazı dönemler bu baskıyı artırmakla birlikte bu baskı hiçbir zaman kapitalist memleketlerdeki sağcı-faşist darbe dönemlerinin baskısına ulaşmamıştır. Hatta bazı dönemler ortada hiç baskı kalmamıştır. Örneğin Sovyetlerin çöküşü nasıl oldu biliyor musun? Komünist Partinin komünistliği çoktan bırakan nomenklaturası sisteme son verdiğini açıkladı, buna müdahele edip sistemi korumak isteyen kızıl orduyu da ayyaşın teki(Yeltsin) tankların üzerine çıkıp tepinerek durdurabildi! Herhangi bir kızıl ordu askeri adama tokat bile atmadı. Şimdi ne baskısından bahsediyorsun sen? Sovyetler, bürokratik yapısı gereği yer yer baskıcı oldu, hatta bundan sosyalistler de zarar gördü, troçkistinden konseycisine, anarşistine kadar baskıya uğradı. Ama Sovyetler dendiğinde akla ilk olarak ve sadece baskıcılığın gelmesi de hatadır. Hele senin gibi, baskıcılığı SSCB'yle bir tutup, kapitalizmi cennet gibi sunmaya kalkanlar düşünülürse...
Kıvırmaya devam et Freddie. Çünkü hepimiz gerizekalıyız ya burda. Ne atsan gidiyor. SSCB baskıcı değildi, Stalin diktatör değildi. Hatta Stalin bir sevgi kelebeğiydi.
Senin de gerektiğinde Stalin'in katilliğni nasıl savunduğunuı iyi biliyoruz. Ateforumda anlatıyordun. Stalin ve Lenin gerektiğinde gericilerin tahılı gaspedip onları açlıkla nasıl terbiye etmiş değil mi? Gerektiğinde kullanılabilecek güzel bir metot olarak anlatmıştın hatta. Tabi Ukrayna'da 4 milyon insan açlıktan ölmüş, olabilir. "Devrim yapıyoruz heralde!" Tabiki birkaç yumurta kırılacak. Sen sonuca bak. Parti kurma hakkın yok. Özgür basın yok. İşkenceyle alınmış itiraflarla uyduruk mahkemelerde 670.000 kişi bir senede idam edilmiş. Bunlar olabilir. Sonuçta bunlara baskı denemez. Stalin 30 sene boyunca, ölene kadar yönetimde en büyük güç olarak kaldı, olabilir. Buna diktatör denmez. Bu gerçek demokrasiydi. Anlat anlat. Çünkü biz gerizekalıyız.
Jolly Jocker
10-04-2011, 20:59
Ben burada Stalin'i ya da SSCB'yi değil sosyalizmi savunuyorum. Savunduğum sosyalizm de SSCB'ninkinden çok farklı. Sosyalizm tek tip değildir. Ben özgürlükçü sosyalizmi savunuyorum ve geçmiş tecrübelerin eleştirisini de yapıyorum. Daha önce ismi lazım olmayan forumda da yapmıştım.
Ama burada konumuz Ertuğrul Kürkçü'nün seçimlere yönelik bildirisi, sosyalizm eleştirisi değil. Konuyu dağıtma.
Not: Ludwig?
westergaard
10-04-2011, 21:14
Ben burada Stalin'i ya da SSCB'yi değil sosyalizmi savunuyorum. Savunduğum sosyalizm de SSCB'ninkinden çok farklı. Sosyalizm tek tip değildir. Ben özgürlükçü sosyalizmi savunuyorum ve geçmiş tecrübelerin eleştirisini de yapıyorum. Daha önce ismi lazım olmayan forumda da yapmıştım.
Ama burada konumuz Ertuğrul Kürkçü'nün seçimlere yönelik bildirisi, sosyalizm eleştirisi değil. Konuyu dağıtma.
Not: Ludwig?
Ewet ludwig.
Dürüst ol Freddie.
"Eski sosyalist ülkelerde de sandığın türden bir baskı yoktur ve olmamıştı" diye bir laf ettikten sonra mı "eskiyi eleştiriyorum" diyorsun?
Bana öyle geliyor ki içinden Stalin'e de eski deneyime de saygı gösteriyorsun (ve hatta Stalin'e saygı duyduğunu açıkça da söylemiştin) ve biraz üstüne gelinse hemen onlnarı savunmaya geçiyorsun.
Bu eski deneyimden utanan birinin görüntüsü değil.
Senin nasıl bir insan olduğunu iyi biliyoruz. Aslında ne kadar "demokrat" olduğunu da iyi biliyoruz. Senin için "demokrasi" falan gibi şeylerin sadece araç olduğunu iyi biliyoruz.
Sen aslında Lenin'in ve Stalin'in yaptığını hala kendine model alan birisin. Kaç kere yazılarında da şimdilik komunist harekete daha çok hareket alanı yaratmak için insan hakları özgürlük gibi kavramları suistimal edilmesi gerektiğini söyledin. Aslında gönlünde yatanın kanlı bir diktatörlük olduğunu çok iyi biliyoruz.
Bize yalanlar anlatma.
Kendine de bize de dürüst ol.
Çünkü kandıramıyorsun.
Demokrasi ve insan hakları bizimdir senin değil. Sen sadece "demokrasi" kavramını yeniden tanımlayıp bizimkinin tam tersi birşey halinde savunup kendini gerçek demokrat ilan ediyorsun. Yeri gelince ikiyüzlü şekilde demokrat ayaklarına yatıp eskiyi eleştirdiğini iddia ediyorsun. Ama her fırsatta nedense savunuyorsun. Hatta eleştirecek birşey bulamadığın anlar da oluyor.
İkincisi eski sosyalist ülkelerde de sandığın türden bir baskı yoktur ve olmamıştır. Bu lafı daha 15 dakka önce ettin.
Bizim sistemimizde özgür basın var. Kitap yazarsın. İnternette blogda yazarsın. Devlet sana müdahele edemez. Parti kurma, dernek kurma, protesto yürüyüşü yapma senin anayasal haklarındandır. Başbakanın 4 senede bir değişir. Yasaları senin seçtiğin insanlar tartışarak yapar.
Senin sisteminde basın devlet tekelindedir. 16 yaşında milletvekili olunan "demokratik" Küba'da anayasa Komunist Parti dışında partiyi yasak etmiştir. Fidel Kastro geberene kadar iktidarda kalmıştır. Kuzey Kore'de iktidar hanedanlığa dönüşmüştür. Kuzey Kore devleti ülkesini bilişsel anlamda dünyadan yalıtmıştır. Ne biz içerde ne olduğunu biliyoruz, ne de içerdekiler dışarda ne olduğunu biliyor. Basın devlet tekeli altında. Kitap yazıp fikir üretemezsin. Dernek kuramazsın. Protesto edemezsin. Parti kuramazsın. Bu baskı ortamını bırakıp başka ülkeye gidemezsin bile!
Sen kalkıp bunlardan elini yıkamıyorsun. Hatta tarihin en kanlı diktatörlerinden Stalin'i başka yerlerde açıktan savunduğunu, örnek aldığını biliyoruz. Kalkmış sonra bize demokratlık mı taslayacaksın?
İnsanları gerizekalı yerine koymaya utanmıyor musun? Hiç mi saygın yok insanlara? Yoksa hakkaten gerizekalı mı sanıyorsun bizi?
Ama burada konumuz Ertuğrul Kürkçü'nün seçimlere yönelik bildirisi, sosyalizm eleştirisi değil. Konuyu dağıtma.
Ufak bir düzeltme.. Bildiri Ertuğrul Kürkçü'ye değil, Emek Demokrasi ve Özgürlük Bloğu'na ait.. Bildiriyi bloğa katılan tüm partiler de kendi sitelerinden yayınlamışlar.
Jolly Jocker
10-04-2011, 21:33
Ludwig,
Ne zaman kapitalizm eleştirisi yapsak, hemen SSCB veya Kore'nin diktatörlerinden dem vurup konuyu dağıtmaya kalkıyorsun. Senin kapitalizmi zerre eleştirmeyen tutumuna bir tepki olarak, ''SSCB de elbette eleştirilecek ama önce sen kendi sistemini eleştir'' anlamında onların savunusunu yapıyorum. Yoksa hakikaten SSCB tipi bürokratik bir sosyalizmi ya da Stalin'i savunduğum falan yok. Stalinci değilim. Aslında troçkist bile değilim ben. Özgürlükçü sosyalistim. Kore tipi bir rejimi sosyalizm olarak kabul etmiyorum. Bu tür bir rejimin uygulanma tehlikesi olsa, ki kemalistlerin istediği düzen BAAS tipidir ve bu tür rejimleri andırır, onlara da karşı çıkarım, ki çıkıyorum da. Yaptığım kemalizm eleştirisinin de haddi hesabı yok.
Ama sende hala kapitalizm eleştirisi göremiyoruz. Göz kapalı, fanatikçe bir savunman var. ''Demokrasi, insan hakları benim değerim, senin değil'' demişsin. Burada iki yanlışın var: Birincisi, o değerler benim de değerimdir ve ben onları sadece mutlu azınlık için değil tüm toplum faydalanabilsin diye savunurum; ikincisi, o değerler senin değerlerin olamaz. Çünkü kapitalizmde demokrasi de, özgürlükler de, insan hakları da ancak kapitalistler göz yumduğu sürece vardır. Sınıf mücadelesi yükselip burjuvazinin çıkarları tehlikeye düştüğünde ortada ne demokrasi kalır ne de insan hakkı. Darbe dönemleri bunun en açık göstergelerinden biridir.
westergaard
10-04-2011, 21:48
Ludwig,
Ne zaman kapitalizm eleştirisi yapsak, hemen SSCB veya Kore'nin diktatörlerinden dem vurup konuyu dağıtmaya kalkıyorsun. Senin kapitalizmi zerre eleştirmeyen tutumuna bir tepki olarak, ''SSCB de elbette eleştirilecek ama önce sen kendi sistemini eleştir'' anlamında onların savunusunu yapıyorum. Yoksa hakikaten SSCB tipi bürokratik bir sosyalizmi ya da Stalin'i savunduğum falan yok. Stalinci değilim. Aslında troçkist bile değilim ben. Özgürlükçü sosyalistim. Kore tipi bir rejimi sosyalizm olarak kabul etmiyorum. Bu tür bir rejimin uygulanma tehlikesi olsa, ki kemalistlerin istediği düzen BAAS tipidir ve bu tür rejimleri andırır, onlara da karşı çıkarım, ki çıkıyorum da. Yaptığım kemalizm eleştirisinin de haddi hesabı yok.
Ama sende hala kapitalizm eleştirisi göremiyoruz. Göz kapalı, fanatikçe bir savunman var. ''Demokrasi, insan hakları benim değerim, senin değil'' demişsin. Burada iki yanlışın var: Birincisi, o değerler benim de değerimdir ve ben onları sadece mutlu azınlık için değil tüm toplum faydalanabilsin diye savunurum; ikincisi, o değerler senin değerlerin olamaz. Çünkü kapitalizmde demokrasi de, özgürlükler de, insan hakları da ancak kapitalistler göz yumduğu sürece vardır. Sınıf mücadelesi yükselip burjuvazinin çıkarları tehlikeye düştüğünde ortada ne demokrasi kalır ne de insan hakkı. Darbe dönemleri bunun en açık göstergelerinden biridir.
Freddie kapitalizm eleştirilmez. Çünkü mesela bir kapitalist ülkede bir kitap basılmadan toplatılıyorsa bu kapitalizmden dolayı değildir. Bunu eleştirince kapitalizmi eleştirmiş olmazsın.
Ama istediğimiz hukuk devleti olmaktır. Adil yargılama olsun, temyiz olsun, makul cezalar olsun. Düşünce suç olmasın. Düşünce kitapla, protestoyla internette her türlü ifade edilsin. Mufalifler Çin'deki gibi, Küba'daki gibi, İran'daki gibi içeri tıkılmasın. Ama sen daha Küba'yı 16 yaşında çocukları milletkvekili yapıyor diye överken bu adamların anayasasında tek partiye izin verdiğini eleştirmezsen işimiz var senle.
Kuzey Kore'yi de zamanında "halk cumhuriyetlerine bile tahammül edemiyorsun" diye savunduğun zamanları da biliriz.
Sen daha ilk önce demokrasiye örnek almak için Batı demokrasilerine bir yüzünü çevirmeyi öğren de. Sonra senle demokrasi konuşalım.
O kadar ülke var bana bula blua Küba2yı mı buldun demokrasi örneği yapacak? 16 yaşında veletleri milletvekili yapmak onları model haline mi getiriyor? Diğer bütün insan hakları ihlalleri, basına baskı, muhalifleri içeri tıkmak, daha temelde Komunist parti dışındaki partileri illegal saymak gibi temel durumlar varken kalkıp bunları bizde ne diye örnek gösteriyorsun?
İsveç'in İsviçre'nin Almanyanın Kanada'nın suyu mu çıktı? Bunlara niye dönmüyorsun?
Bak Amerika her sene tüm ülkelerin insan hakları karnesini çıkarıyor. Bunlara niye atıf yapmazsın? Bunları niye övmezsin? Ve bunları ne diye kendine model almazsın?
Küba'dan model getiren adam, gelecekten bahsederken hep SSCB örneği üzerinden yola çıkan ve eski sosyalist diktatörlük deneylerini bütün gün tartışan adamlar mı kalkıp bize demokrasi anlatacak?
Son olarak şuna da değineyim.
Demokrasi ve insan haklarını mutlu azınlık için değil herkes için istiyorum demişsin.
Bu nasıl bir safsatadır yahu?
Gene işte ezberden okunmuş bir tekerleme.
Siz yazarken bazzı şeyleri hiç düşünmüyor musunuz?
Yani bu ülkede birisi bir dernek kuracaksa, parti kuracaksa, kitap yazacaksa belli bir sınıfa mensup değilse yapamıyor mu?
Düşük gelirli insanlar mahkemelerde adilce yargılanmıyor mu?
Ne demek istiyorsun yani "mutlu azınlık için değil herkes için" falan derken?
Bazen ezberden okduğunuz bu tekerlemeleri de düşünün artık. Sıkılmadınız mı aynı safsatalardan? Ne zaman kendinizi aşacaksınız ya?
westergaard
10-04-2011, 22:01
80 öncesi mevzuları da "sınıf mücadelesi" diye çarpıtma. Ülkücüler burjuva mı? ya da soplculuk yapanların hepsi işçi mi? Aptal aptal laflar ediyorsunuz bazen ya. İdeolojiniz hakkaten sizde acaip zihinsel bir tahribat yapmış.
spartacus
10-04-2011, 23:05
Freddie kapitalizm eleştirilmez. Çünkü mesela bir kapitalist ülkede bir kitap basılmadan toplatılıyorsa bu kapitalizmden dolayı değildir. Bunu eleştirince kapitalizmi eleştirmiş olmazsın.
Bu yaklaşımın anlamlı değil. Böyle yaklaştığında SSCB veya Çin gibi özünde devlet kapitalizmi uygulamış ülkeleri örnek vermen zaten anlamsız hale gelir. Aklına gelecek ne kadar örnek var ise hepside kapitalizmin kendisinden kaynaklıdır, bunu subjektif olarak kabul etmesen de...
Fanatik solcular, sağcılar gördüm, göreceğimide biliyorum bu beni hiç şaşırtmaz ama kapitalizmin bu düzeyde fanatiğini ilk sende görüyorum ve fanatik solculardan daha ileride duruyorsun. Çünkü onlar kendilerince gerekçe sunuyorlar, somut veri sunuyorlar(her ne kadar veriler somut, yaklaşımalrı subjektif olsa bile).
Kapitalizmde demokrasinin derecesini neyin belirlediği açıktır, toplumun bakış açısı, bilinci, örgütlülük düzeyi ve neye dayanırlığı en tepedeklilerin çıkarları açısından tehlike arzetmiyorsa, demokrasinin dozajı yüksektir aksi durumda ise demokrasiden dahi söz edilemez. Bir çok ekonomi-politik rekabet ve sebeplerle birbirlerini bile yerler.
Siz temsile dayalı ve toplumu kapsamayan demokrasiyi demokrasiden sayıyorsunuz, bu demokrasi değil bir tiyatro oyunudur. Güdüktür, komiktir. Komikliği tartışma dahi götürmezdir. demokrasi hükümeti seçmek değildir, toplumun her kademede, sosyal-ekonomik-politik alanlarda kendi yöneticisini kendisinin seçebilmesi ve denetleyebilmesidir.
Demokrasiyi belirleyen ölçüt çok parti mi, tek partimi olunduğu değildir(bu buz dağının görünen yüzünün dahi çok azını kapsar), bunların yerine, toplumun en altdan, en üste kadar örgütlü karar aldığı -hatda hiç partisiz bile olsa- toplumsal yapı daha demokratiktir. Yoksa 200-300 bin lira bayılıp, hayatının büyük çoğunluğunu sahtecilikle geçirmişlerin, haklarında bir dolu takibat açılmış kişilerin, güçlü partilerden milletvekili olabilmeyi satın almasını demokrasiden sayıyorsunuz. Öneriniz ne, milletin 4 yılda bir gidip oy atması, atmayana da ceza uygulamak. Toplumun tercih şansı var mı? yok!
İnsanların özgürlüğünü ise görmezden geliyorsunuz, insan haklarını savunmuyorsunuz, tümüde belirli bir gelire sahip olabilmeye dayalı, temsili düzeyde ki haklar. Her şey bir yana eşitliği savunmayan demokrasiyide, özgürlüğüde, insan haklarını da savunamaz. örneğin hak dendiğinde düşüncesini açıklamak olarak yaklaşıyorsunuz. Hak dediğimiz ekonomiden, üretim-tüketim alanlarına, fırsat eşitliğinden, ifade özgürlüğüne kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsar, birisini, birine tercih etmek ise özgürlüklerden yana olmak değil, aksine olmamaktır.
Dünya sosyalist pratiği(ki aslında demokratik örgütlülük toplumun en alt biriminden en üst birime kadar yönetimini kendisinin belirlediği, bunu yerelden, ülke geneline kadar yaydığı) bu bütünlüğü sağlayamadı, bir çok nedeni vardır altında, fakat düşünsel anlamda bunun sağlanmadığını düşünmek kapitalist fanatiklikten ya da Pentagon sosyalizminden ileri geliyor. Hayatın her alanında demokrasi lazım, 4 yılda bir aslında kendi seçiminiz olmayan, tercih etmediklerinizin popülist ve sahteciliğe dayalı politik propagandalarına aldanıp bir oy atmak değil. Kapitalizmde demokrasi, seçim dahi kitleleri kimin hangi istismarlarla ne derecede yanılttığıyla işlemektedir. Ne kadar çok kitleyi kandırırsan o kadar oy alıyorsun, baştan dediğim gibi kapitalizmde demokrasi bir oyundan ibaret.
Sosyalist demokrasi açısından da çok çeşitli görüşler çıkacaktır, çıkmıştır, aynen kapitalist teorinin tek elden çıkmadığı ve farklı görüşleri yansıttığı gibi. Sosyalist demokrasi, okuldan, işyerine, iş yerinden mahalleye, yerelliklerden, ülke geneline kadar yayılmış bir demokrasidir. Örneğin okul yöneticisi seçimle gelir, örneğin işletme yöneticileri seçimle belirlenir, örneğin seçilenler ülkenin uzak bir ilinde mecisde değil, bizzat seçenlerle aynı alanda, birimde bulunurlar. En üst düzeydeki temsil ise seçile, seçile, belirlenir, fakat seçenler, kendi birimlerinin yöneticisini yine kendileri tayin etmiştir ve dilediği an toplanabilir ve değerlendirmede bulunabilir, yeniden seçim yapabilirler.
Jolly Jocker
10-04-2011, 23:09
Ludwig, şu üslubunu düzelt yoksa benimki de bozulacak!
kapitalizm eleştirilmez. Çünkü mesela bir kapitalist ülkede bir kitap basılmadan toplatılıyorsa bu kapitalizmden dolayı değildir.
Bal gibi de kapitalizmden dolayıdır. Bak bugün belli bir cemaati ve onun devlet içindeki kadrolaşmasını hedef alan bir kitap daha basılmadan toplatıldı ve yazarı da içeri alındı. O cemaatin gücü nereden geliyor? Dış destek(emperyalizm) ve iç destekten(yeşil sermaye) elbette. Geçmişte de sınıf mücadelesinin yükselip burjuvazinin çıkarları tehlikeye girdiği koşullarda marksist kitaplar toplatılıp yakılmıştı. Bu düzende her şey egemenlerin çıkarlarının elverdiği ölçüde yaşanır.
Ama istediğimiz hukuk devleti olmaktır. Adil yargılama olsun, temyiz olsun, makul cezalar olsun.
Öyle mi? McCarthy dönemindeki cadı avını andıran komünist avlarını unutmadık. Bu memlekette solculara yapılan kovuşturmaları da unutmadık. Hukukun üstünlüğünden bahsede bakınız. Bu ülkede pek çok darbe oldu, hukuk askıya alındı, işkencehaneler kuruldu. Hepsi yükselen sınıf mücadelesini sindirmek için yapıldı. Arkasında Türk burjuvazisinin, bürokrasinin ve emperyalizmin açık desteği vardı. 24 Ocak kararlarıyla ekonominin kapitalizmin güncel küresel yönelimi doğrultusunda liberalize edilmesi gerekti, o günkü toplumsal özgürlük ve sınıf mücadelesi düşünüldüğünde egemenlerin bunu demokratik yoldan yapmaları mümkün değildi. Bu yüzden önce 12 Eylül darbesiyle ortamı düzlediler, sonra ekonomi liberalize edildi. Dünyanın her yarı sömürge ülkesinde ekonomik liberalizasyon darbelerle gerçekleşti. Ne ilginç değil mi Ludwig? İşte sizin demokrasi martavallarınızın altında yatan gerçek bu. Kontrgerilla, darbe, faili meçhuller, işkencehaneler, sola karşı milliyetçi ve köktenci akımların güçlendirilmesi... Yesinler sizin demokratlığınızı!
Şu sosyalizm konusunda da son kez söylüyorum. Ben özgürlükçü sosyalistim. Zapatistalarınkine benzer bir sosyalizm tasavvur ediyorum. Bürokratik olmayan, üretenlerin yönettiği, yerinden yönetimin ve doğrudan demokrasi pratiklerinin gelişkinlik kazandığı bir sosyalizm. Ama senin neyi savunduğun bile belli değil. Liberal misin, Atatürkçü mü, muhafazakar mı oldun yoksa, nesin belli değil. Son bıraktığımda liberaldin.
westergaard
10-04-2011, 23:42
Spartacus:
Direk demokrasi 100 kişilik bir köyde mümkündür. Ama milyonlarca vatandaşı olan ülkelerde parlementer demokrasi olmak zorundadır. Bunu siyasal bilimler fakültesinde daha abc diye öğretiyorlar. Tamam anladık direk demokrasi daha güzel geliyor kulağa falan, siz de çok güzel oturup kafanızda hayali ülkeler kurup yıkıyorsunuz. Ama bir gün gelecek gerçekçi olmak zorunda olacaksınız.
Bir laf ediyorsun ki "tek parti mi çok parti mi demokrasinin işareti sayılmaz" diye. İnsan inanamıyor ya. Siz hangi gezegenden geliyorsunuz? Bir partinin bir tüzüğü olacak, hatta bu partinin tüzüğü anayasada bulunacak ve diğer partilere izin verilmeyecek, yani ülkenin yönetiminde sadece belli bir ideoloji ve çizgi içersinde tartışma yapılması zorlanacak, ve bu da demokrasi olacak. Peki oligarşi neden korkuyor ki farklı tüzüklü partilere izin veremiyor? Ne diye YASAK? Demokrasinin abc'sidir bu yahu. Bunu dahi kavrayamadan kalkıp politika forumlarında neyi anlatıyorsun? Hayatın politika ama daha çok parti sisteminin tek parti sistemine üstünlüğünü ve faziletini dahi kavramamışsın. İnanamıyor insan ya.
Seçmen sadece 4 senede bir oy atıyormuş, seçenek yokmuş, parti işleri parayla dönüyormuş. Bunlar samimi itirazlar değil. Bunlar çocukça şeyler. Sen dürüst bir şekilde bu sistemi eleştirip düzeltme taraftarı değilsin. Sen kökten bu sisteme düşmansın ve iyi kötü nasıl itiraz olursa bana cephanedir mantığıyla eline geçeni sallıyorsun.
_____________________________
Freddie:
Bak dünya devletleri bilim adamıyla olsun, dünyanın tecrübesini takip ederek olsun, ekonomik büyümenin nasıl ekonomik politikalarla sağlanacaığını incelediler. Tabiki Batı demokrasileri temel özgürlüklerden taviz vermeme kaydıyla bunu inceledi. Amerikası da İngilteresi de sosyalizmle flört etmiştir. Burda temel olan ekonomi bilimcilerinin çalışmaları, dünyadaki sosyalist ve liberal ülkelerin başarı karşılaştırmaları vs dir. Ve Eğer ki 70lerde bir liberal ekonomiye dönüş olmuşsa bunun temelinde bilimin ve tecrübenin etkisi vardır.
Amerika, İngiltere, ve diğer Batı demokrasileri de devlet olarak halk için en iyisini arıyor. Onlar da aptal değil. Ve bir dolu bilim adamları mevzuları inceliyor da devlete danışmanlık yapıyor. Liberal ekonominin ağırlık kazanmasında bilimin rolünü ne diye inkar ediyorsun? Demek ki liberal ekonomi de ekonomi daha iyi büyüyor, üretim daha verimli oluyor, toplum daha iyi organize oluyor ki bunda karar kılıyor. Dünyanın en büyük ülkelerini aptallar mı yönetiyor sanıyorsun?
Al işte Çin'de Komunist Parti'nin kendisi kendi eliyle liberal ekonomik politikalara döndü. Bunlar kimse dışardan da itmedi. Rejim bile değişmedi. Hala Komunist Parti tepede ve hala oligarşik rejim devam ediyor. Ama adamlar ciddi şekilde devlet yönetiyor, ve bilimsel olarak yaklaşıyor. Liberal ekonomik politikaları daha faydalı gördüler ve bunu uyguladılar. Ekonomik büyüme de katlanarak arttı ve bunları haklı çıkarttı mı? Çıkarttı.
Şimdi Türkiye gibi bir ülkede darbe olmuş, ABD bunu desteklemiş falan diye hikayeler anlatma. Tabiki gönül ister ki herşey demokratik olarak ilerlesin. Ama şiddete ilk başvuran komunistler olmadı mı? Sistemi şiddet kullanarak yıkmak bunların tüzüğünde yok mu? Model aldıkları Bolşevik devrimi bu değil miydi? Bu insanlar demokrasi içersinde legal faaliyetle sosyaldemokrasi peşinde koşmuyor ki. DEVRİM'den bahsediyorlar. O dönemde bir süpergüç olan SSCB ile işbirliği içindeler, ve Lenin devrimini model alıyorlar. Şimdi böyle insanlara karşı şiddet kullanılmış olmasını kınarken ikiyüzlülük yapmıyor musun?
Yani diyorsun ki komunist rahat bırakılsın, kimse onlara dokunmasın, onlar da laylaylom devrim yapsınlar. Buna niye izin verelim ki?
Ne diye bu insan lar Leninci Bolşevik metotlar yerine insan gibi sosyaldemokrat yoları kovalamadılar?
Ne diye ortalığı ateşe verdiler?
Sonra ordu darbe yapınca tabiki demokrasi de hukuk da kalmaz, işkence de olur her bok da olur. Ama ne diye olayları bu raddeye getirdiler?
İnsan gibi sosyaldemokrat parti kurup sistemi yıkma amaçları taşımadan, işçilerin durumunu daha iyi getirme davası niye görmediler?
Ama sen mevzuyu öyle bir perspektiften anlatıyorsun ki. Romantik bir şekilde bu temelinde şiddet olan, ve direk sistemi yıkmaya hedeflenmiş, ve SSCB güdümlü bir hareketi, bütün terörüyle vs kalkıp "sınıf mücadelesi" falan diye meşru göstermeye çalışıyorsun. Çünkü sen de aynı zihniyettesin ve bu insanlar ve hareket senin için gurur duyulacak birşey.
Ama bu adamlar yüzünden darbe oldu ve ülke demokrasisi 50 yıl geriye gitti. Sağolun.
Son olarak bu İmamın Ordusu kitabı olayını kapitalizme bağlamana da bir iki laf edeyim. Sen kafayı kapitalizmle bozmuşsun. Aynı hocan Marx gibi toplumun tüm olayını sınıfsal analizle açıklanabileceğini sanıyorsun. Tabi dogmatik bir şekilde bu metota sarılmışsın. İMAN ETMİŞSİN. Her kapıyı açan altın anahtar diyalektik materyalizm sana ele aldığın her toplumsal olayı sınıf mücadelesi ile açıklayabileceğini söylüyor. O zaman ne diye başka şeyler söyleyesin ki? Aynı şablona oturt açıklayacağın fenomeni, değişkenleri yerine koy. İşte, mevzular açıklandı! Sizle işimiz var ya. Allahtan ki bir avuçsunuz. Diğer bir başlıkta anket yapıştırdım. Sosyalistler %1 bu ülkede. Ama nedense ateist forumlarda %80-90 ortalığı istila etmişsiniz çekirge gibi.
AlbatrosS
11-04-2011, 00:14
Spartacus:
Direk demokrasi 100 kişilik bir köyde mümkündür. Ama milyonlarca vatandaşı olan ülkelerde parlementer demokrasi olmak zorundadır. Bunu siyasal bilimler fakültesinde daha abc diye öğretiyorlar. Tamam anladık direk demokrasi daha güzel geliyor kulağa falan, siz de çok güzel oturup kafanızda hayali ülkeler kurup yıkıyorsunuz. Ama bir gün gelecek gerçekçi olmak zorunda olacaksınız.
Bir laf ediyorsun ki "tek parti mi çok parti mi demokrasinin işareti sayılmaz" diye. İnsan inanamıyor ya. Siz hangi gezegenden geliyorsunuz? Bir partinin bir tüzüğü olacak, hatta bu partinin tüzüğü anayasada bulunacak ve diğer partilere izin verilmeyecek, yani ülkenin yönetiminde sadece belli bir ideoloji ve çizgi içersinde tartışma yapılması zorlanacak, ve bu da demokrasi olacak. Peki oligarşi neden korkuyor ki farklı tüzüklü partilere izin veremiyor? Ne diye YASAK? Demokrasinin abc'sidir bu yahu. Bunu dahi kavrayamadan kalkıp politika forumlarında neyi anlatıyorsun? Hayatın politika ama daha çok parti sisteminin tek parti sistemine üstünlüğünü ve faziletini dahi kavramamışsın. İnanamıyor insan ya.
Seçmen sadece 4 senede bir oy atıyormuş, seçenek yokmuş, parti işleri parayla dönüyormuş. Bunlar samimi itirazlar değil. Bunlar çocukça şeyler. Sen dürüst bir şekilde bu sistemi eleştirip düzeltme taraftarı değilsin. Sen kökten bu sisteme düşmansın ve iyi kötü nasıl itiraz olursa bana cephanedir mantığıyla eline geçeni sallıyorsun.
_____________________________
Freddie:
Bak dünya devletleri bilim adamıyla olsun, dünyanın tecrübesini takip ederek olsun, ekonomik büyümenin nasıl ekonomik politikalarla sağlanacaığını incelediler. Tabiki Batı demokrasileri temel özgürlüklerden taviz vermeme kaydıyla bunu inceledi. Amerikası da İngilteresi de sosyalizmle flirt etmiştir. Burda temel olan ekonomi bilimcilerinin çalışmaları, dünyadaki sosyalist ve liberal ülkelerin başarı karşılaştırmaları vs dir. Ve Eğer ki 70lerde bir liberal ekonomiye dönüş olmuşsa bunun temelinde bilimin ve tecrübenin etkisi vardır.
Amerika, İngiltere, ve diğer Batı demokrasileri de devlet olarak halk için en iyisini arıyor. Onlar da aptal değil. Ve bir dolu bilim adamları mevzuları inceliyor da devlete danışmanlık yapıyor. Liberal ekonominin ağırlık kazanmasında bilimin rolünü ne diye inkar ediyorsun? Demek ki liberal ekonomi de ekonomi daha iyi büyüyor, üretim daha verimli oluyor, toplum daha iyi organize oluyor ki bunda karar kılıyor. Dünyanın en büyük ülkelerini aptallar mı yönetiyor sanıyorsun?
Al işte Çin'de Komunist Parti'nin kendisi kendi eliyle liberal ekonomik politikalara döndü. Bunlar kimse dışardan da itmedi. Rejim bile değişmedi. Hala Komunist Parti tepede ve hala oligarşik rejim devam ediyor. Ama adamlar ciddi şekilde devlet yönetiyor, ve bilimsel olarak yaklaşıyor. Liberal ekonomik politikaları daha faydalı gördüler ve bunu uyguladılar. Ekonomik büyüme de katlanarak arttı ve bunları haklı çıkarttı mı? Çıkarttı.
Şimdi Türkiye gibi bir ülkede darbe olmuş, ABD bunu desteklemiş falan diye hikayeler anlatma. Tabiki gönül ister ki herşey demokratik olarak ilerlesin. Ama şiddete ilk başvuran komunistler olmadı mı? Sistemi şiddet kullanarak yıkmak bunların tüzüğünde yok mu? Model aldıkları Bolşevik devrimi bu değil miydi? Bu insanlar demokrasi içersinde legal faaliyetle sosyaldemokrasi peşinde koşmuyor ki. DEVRİM'den bahsediyorlar. O dönemde bir süpergüç olan SSCB ile işbirliği içindeler, ve Lenin devrimini model alıyorlar. Şimdi böyle insanlara karşı şiddet kullanılmış olmasını kınarken ikiyüzlülük yapmıyor musun?
Yani diyorsun ki komunist rahat bırakılsın, kimse onlara dokunmasın, onlar da laylaylom devrim yapsınlar. Buna niye izin verelim ki?
Ne diye bu insan lar Leninci Bolşevik metotlar yerine insan gibi sosyaldemokrat yoları kovalamadılar?
Ne diye ortalığı ateşe verdiler?
Sonra ordu darbe yapınca tabiki demokrasi de hukuk da kalmaz, işkence de olur her bok da olur. Ama ne diye olayları bu raddeye getirdiler?
İnsan gibi sosyaldemokrat parti kurup sistemi yıkma amaçları taşımadan, işçilerin durumunu daha iyi getirme davası niye görmediler?
Ama sen mevzuyu öyle bir perspektiften anlatıyorsun ki. Romantik bir şekilde bu temelinde şiddet olan, ve direk sistemi yıkmaya hedeflenmiş, ve SSCB güdümlü bir hareketi, bütün terörüyle vs kalkıp "sınıf mücadelesi" falan diye meşru göstermeye çalışıyorsun. Çünkü sen de aynı zihniyettesin ve bu insanlar ve hareket senin için gurur duyulacak birşey.
Ama bu adamlar yüzünden darbe oldu ve ülke demokrasisi 50 yıl geriye gitti. Sağolun.
Son olarak bu İmamın Ordusu kitabı olayını kapitalizme bağlamana da bir iki laf edeyim. Sen kafayı kapitalizmle bozmuşsun. Aynı hocan Marx gibi toplumun tüm olayını sınıfsal analizle açıklanabileceğini sanıyorsun. Tabi dogmatik bir şekilde bu metota sarılmışsın. İMAN ETMİŞSİN. Her kapıyı açan altın anahtar diyalektik materyalizm sana ele aldığın her toplumsal olayı sınıf mücadelesi ile açıklayabileceğini söylüyor. O zaman ne diye başka şeyler söyleyesin ki? Aynı şablona oturt açıklayacağın fenomeni, değişkenleri yerine koy. İşte, mevzular açıklandı! Sizle işimiz var ya. Allahtan ki bir avuçsunuz. Diğer bir başlıkta anket yapıştırdım. Sosyalistler %1 bu ülkede. Ama nedense ateist forumlarda %80-90 ortalığı istila etmişsiniz çekirge gibi.
100 metre yarışında 1 kazanan olur, 9 kaybeden... en fazla birine gümüş birine de bronz verirler... sense, arkada kalan 6-9 arası adamı görmezden gelmemizi istiyor; bakın, çalışın sizin de olur, diyorsun.
kapitalist ekonomide ''kazan-kazan'' ilkesi pek işlemez; çünkü rekabet vardır. kapitalist ekonomide demokrasi ''hukuk'' düzleminde ve sosyal bakımdan da işletilmezse yaygın bir şiddet/yoksulluk/gelir dengesizliği gündeme gelir. örnek mi: tc! kapitalist de olsa demokrasi ''rantiyeci şantiye'' kafasıyla işlerse insanlık tarihine mal olmuş tarihi eserler bile ''üçbeş çanak çömlek'' olur örneğin :)
kapitalist ekonomide rantiyecilik, adam kayırma ve demokrasi oyuncak haline gelmişse ''%40'' kayıt dışı ekonomi oluşur. ve birileri %40'a rağmen ulvi ekonomik başarılardan ve enflasyondan söz eder! ve sen de doğal olarak şaşarsın: sosyalistler %1 ama forumda %80 :)
adilcevaz belediyesi itfaiye alacak ve aranan nitelikler şu: iktisat ve felsefe mezunları. personel alımı: 2 kişi. başvuru: 2 kişi. biri başkanın oğlu! insanlar o derece kanıksamış ki adam iltiması, başvurmaya dahi gerek duymamış :) peki istisna mı? bu mevzunun olmadığı belediye hiç yok ve bu tarz nokta sorular vaka-yı adiye. ve sen hala şaşırıyorsun: sosyalist yok bu ülkede :)
mesele kapitalist/sosyalist ekonomi meselesinin de ötesinde genel bir demokrasi ve etik meselesi. bak ortodoks sosyalistler bile yavaş yavaş idrak ediyorlar bunu. imf ve db bile ''gelir dağılımı dengesizliği ciddi sorun; sistem tehlikede'' diyebiliyor arada. ve beğenmediğin ''marks''ın özellikle krizden sonra avrupa ve tc'de kitap baskıları ciddi bir artış göstermekle kalmamış; birçok liberal iktisatçı, özellikle krizi izah etmede onun eleştirel görüşleri tekrar dikkate alınmalı demiş.
http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=476:haydi-biraz-qezber-bozalmq&catid=54:sibelozbudun&Itemid=92
yazıyı beğenmeyebilirsin; ama krizden sonra marks'a ilgiyle ilgili kaynaklar var sonunda, göz at...
tabi, mesele sosyalizm meselesi değil... mesele senin gibilerin demokrasiyi ''halkın katılmadığı ama seyrettiği ve oy attığı'' bir tür teknokrat seçimine indirgemeniz. bunu da ''istikrar'' safsatasıyla sunmaya çalışmanız. bu öyle bir safsata ki, barış halinde dahi milyonlarca dolarlık silah anlaşmasına imza atan bir devlet geleneğini sorgulamayı ve barış halinde dahi bu derece caydırıcı(!) şiddeti örgütlemeyi ve bunun manasını sorgulamıyor!
bu öyle bir kafa ki demokrasiyi bir halkın tepesine bombalar yağdırarak getirebileceğini sanıyor ve bunun daha büyük reaksiyonları, kelimenin tam manasıyla toplumsal bir psikopatalojiyle nevrozu tetikleyebileceğini göremiyor. doğru ya, sizin oralarda psikoloji de ''klinik deneyler ve aşılara'' indirgenmişti.
egosantrik bir pataloji o derece sapkın ve ileri düzeyde ki, yaygın şiddet, kapitalist hegemonya ve yerleşik militarist/dayatmacı/otoriter değerler ekseninde dünyanın sürüklendiği manzarayı görmekten aciz. ne yapsak nafile; çünkü nevrotik bir zihin kendini olduğu şey sanır zaten.
westergaard
11-04-2011, 00:47
100 metre yarışında 1 kazanan olur, 9 kaybeden... en fazla birine gümüş birine de bronz verirler... sense, arkada kalan 6-9 arası adamı görmezden gelmemizi istiyor; bakın, çalışın sizin de olur, diyorsun.
kapitalist ekonomide ''kazan-kazan'' ilkesi pek işlemez; çünkü rekabet vardır. kapitalist ekonomide demokrasi ''hukuk'' düzleminde ve sosyal bakımdan da işletilmezse yaygın bir şiddet/yoksulluk/gelir dengesizliği gündeme gelir. örnek mi: tc! kapitalist de olsa demokrasi ''rantiyeci şantiye'' kafasıyla işlerse insanlık tarihine mal olmuş tarihi eserler bile ''üçbeş çanak çömlek'' olur örneğin :)
kapitalist ekonomide rantiyecilik, adam kayırma ve demokrasi oyuncak haline gelmişse ''%40'' kayıt dışı ekonomi oluşur. ve birileri %40'a rağmen ulvi ekonomik başarılardan ve enflasyondan söz eder! ve sen de doğal olarak şaşarsın: sosyalistler %1 ama forumda %80 :)
adilcevaz belediyesi itfaiye alacak ve aranan nitelikler şu: iktisat ve felsefe mezunları. personel alımı: 2 kişi. başvuru: 2 kişi. biri başkanın oğlu! insanlar o derece kanıksamış ki adam iltiması, başvurmaya dahi gerek duymamış :) peki istisna mı? bu mevzunun olmadığı belediye hiç yok ve bu tarz nokta sorular vaka-yı adiye. ve sen hala şaşırıyorsun: sosyalist yok bu ülkede :)
mesele kapitalist/sosyalist ekonomi meselesinin de ötesinde genel bir demokrasi ve etik meselesi. bak ortodoks sosyalistler bile yavaş yavaş idrak ediyorlar bunu. imf ve db bile ''gelir dağılımı dengesizliği ciddi sorun; sistem tehlikede'' diyebiliyor arada. ve beğenmediğin ''marks''ın özellikle krizden sonra avrupa ve tc'de kitap baskıları ciddi bir artış göstermekle kalmamış; birçok liberal iktisatçı, özellikle krizi izah etmede onun eleştirel görüşleri tekrar dikkate alınmalı demiş.
http://www.mavidefter.org/index.php?option=com_content&view=article&id=476:haydi-biraz-qezber-bozalmq&catid=54:sibelozbudun&Itemid=92
yazıyı beğenmeyebilirsin; ama krizden sonra marks'a ilgiyle ilgili kaynaklar var sonunda, göz at...
tabi, mesele sosyalizm meselesi değil... mesele senin gibilerin demokrasiyi ''halkın katılmadığı ama seyrettiği ve oy attığı'' bir tür teknokrat seçimine indirgemeniz. bunu da ''istikrar'' safsatasıyla sunmaya çalışmanız. bu öyle bir safsata ki, barış halinde dahi milyonlarca dolarlık silah anlaşmasına imza atan bir devlet geleneğini sorgulamayı ve barış halinde dahi bu derece caydırıcı(!) şiddeti örgütlemeyi ve bunun manasını sorgulamıyor!
bu öyle bir kafa ki demokrasiyi bir halkın tepesine bombalar yağdırarak getirebileceğini sanıyor ve bunun daha büyük reaksiyonları, kelimenin tam manasıyla toplumsal bir psikopatalojiyle nevrozu tetikleyebileceğini göremiyor. doğru ya, sizin oralarda psikoloji de ''klinik deneyler ve aşılara'' indirgenmişti.
egosantrik bir pataloji o derece sapkın ve ileri düzeyde ki, yaygın şiddet, kapitalist hegemonya ve yerleşik militarist/dayatmacı/otoriter değerler ekseninde dünyanın sürüklendiği manzarayı görmekten aciz. ne yapsak nafile; çünkü nevrotik bir zihin kendini olduğu şey sanır zaten.
Albatros bir kere kapitalizmde "kazan kazan" politikası işlemez diyerek yanlış bir şey söylüyorsun. Bu forumlarda yüzlerce kere açıkladığımız gibi ekonomik büyüme senin maaşın artmasa da alım gücünün artması anlamına gelir. Zamanla herkesin durumu daha iyiye gider. Tamam insanlar birbirine göre daha zengin fakir olabilir. Ama 100 sene öncenin fakiri ile bugünün fakiri arasında da büyük bir fark oluşur. İlk önce bunu bir anla ve ekonomik büyüme niye önemli ve değerli bunu kavramaya çalış. Ve sonra da ne diye devletler ve ekonomistler ekonomik büyümeyi sağlayacak politikaların peşinde koşuyorlar bunu anla.
İkincisi sosyalist ekonomi kursan bile yeraltı bir piyasanın oluşmasını engelleyemezsin. İnsanlar ister istemez takas eder ve alır satar. SSCB'de de vardı, bugün Kuzey Kore'de de var. İnsanın doğasında vardır bu engel olamazsın. Sadece senin düzeninde bu karaborsa olacak.
Üçüncüsü yolsuzluk sosyalizmde de olur. Hatta orda alası olur. Orda da müdürler kendi yakınlarını kendi istedikleri yerlere atarlar. Küba'da ne diye "Yolsuzlukla Mücadele Bakanlığı" kurulması gerekti?
Dördüncüsü, Türkiye'de Marx'ın kitabı satıyor olması bir anlama gelmez. Bizim salaklar bir ara da Hitler'in kitabını en çok satan listesine sokmuşlardı değil m?
Marx'ın kriz teorisi ilginç birşey değil, ve kendi dönemindeki bazı diğer ekonomistlerin görüşleriyle zaten aynı. Ama değersiz çünkü yanlış. Ekonomik krizlerin şifresini Keynes çözmüştür. Bu yüzden devletler Keynesçi politikalarla krizlere müdahele ediyor hala.
Sen gibi saflar sanıyor ki ekonomistlerin Marx'tan haberi yok, ya da var ama korkularından bakmıyorlar. Ama bir bakınca hakikatın ışığını onlar da görecek! Falan. Romantik safsatalar.
Barış halinde bile bu kadar silah alınıyor diyorsun.
Bak. En azından biz bu ülkede hükümetin her hareketini özgür ve çeşitli gastelerden takip edip eleştirebiliyoruz. Sosyalizmde ise devletin ne yaptığını bilmezsin çünkü bilgi devletin tekelindedir. Bilsen bile karışamazsın, çünkü senin fikrini sormaz.
Ama hala tam demokratik olmadığımız için iktidar tam bizim değil. Askeri harcamalara büyük etapta hala ordu kendi karar veriyor.
Ama bunlar çözülür.
Tabi siz temiz niyetli olsanız ve sisteme kökten düşmanlık beslemeseniz daha iyi anlaşacaz.
Ama işte. O kadar marjinal insanlarsınız ki. Ateist forum olunca illa marjinallerin mi burda toplanması gerekiyordu bilmiyorum.
spartacus
11-04-2011, 02:13
Spartacus:
Direk demokrasi 100 kişilik bir köyde mümkündür. Ama milyonlarca vatandaşı olan ülkelerde parlementer demokrasi olmak zorundadır. Bunu siyasal bilimler fakültesinde daha abc diye öğretiyorlar. Tamam anladık direk demokrasi daha güzel geliyor kulağa falan, siz de çok güzel oturup kafanızda hayali ülkeler kurup yıkıyorsunuz. Ama bir gün gelecek gerçekçi olmak zorunda olacaksınız.
Sevgili westergaard
Aslında doğrudan demokrasi diye bir şey yok, demokrasi zaten odur, doğrudan demokrasi ile temsili demokrasiyi ayırmak için kullanıldı, ama temsili demokrasinin demokrasi olmadığını düşünüyorum(eşitliğe, fırsat eşitliğine dayanmadığı için). Yani kapitalist model temsili demokrasiyi dahi uygulamıyor, uygulamaya dayanmıyor.. Okullardan, üretim alanlarına her alanda insanlar toplumsal bir alanı paylaşıyor, bunun için 100 kişilik köy gerekmiyor, zaten üretim alanları da, eğitim alanları da vb sosyal alanlarda bu kapsama girer, her birine öyle olmasada ve bu biçimde bayağılaştırmaya gerek kalmasa da 100 kişilik köy diyebilirsin.
Bir laf ediyorsun ki "tek parti mi çok parti mi demokrasinin işareti sayılmaz" diye. İnsan inanamıyor ya. Siz hangi gezegenden geliyorsunuz? Bir partinin bir tüzüğü olacak, hatta bu partinin tüzüğü anayasada bulunacak ve diğer partilere izin verilmeyecek, yani ülkenin yönetiminde sadece belli bir ideoloji ve çizgi içersinde tartışma yapılması zorlanacak, ve bu da demokrasi olacak. Peki oligarşi neden korkuyor ki farklı tüzüklü partilere izin veremiyor? Ne diye YASAK? Demokrasinin abc'sidir bu yahu. Bunu dahi kavrayamadan kalkıp politika forumlarında neyi anlatıyorsun? Hayatın politika ama daha çok parti sisteminin tek parti sistemine üstünlüğünü ve faziletini dahi kavramamışsın. İnanamıyor insan ya.
İnanamazsın çünkü demokrasiyi sadece çok parti mi, tek partimi gibi bir kıstasa bağlamışsın. Demokrasiden anladığın bundan ibaret. Ben ne yazmışım "Demokrasiyi belirleyen ölçüt çok parti mi, tek partimi olunduğu değildir(bu buz dağının görünen yüzünün dahi çok azını kapsar), bunların yerine, toplumun en altdan, en üste kadar örgütlü karar aldığı -hatda hiç partisiz bile olsa- toplumsal yapı daha demokratiktir. Yoksa 200-300 bin lira bayılıp, hayatının büyük çoğunluğunu sahtecilikle geçirmişlerin, haklarında bir dolu takibat açılmış kişilerin, güçlü partilerden milletvekili olabilmeyi satın almasını demokrasiden sayıyorsunuz."
Çok partili olupda, hiçde demokratik olmayan ülkeler vardır, Türkiye'de buna örnektir... demokrasinin tek ölçütü tek mi, çok mu partili olmak değildir. Eğer ben mahallemde yönetimi, eğer okulda yönetimi, eğer işyerimde yönetimi kendim seçeceksem, işte demokrasi buna deniyor. Kaç parti olup, olmadığı ise dediğim gibi buz dağının küçük bir kısmı, yazdıklarımda bunu ret etmiş değilim, kıstasa bakarsan zaten dediğim açık. Çok partilisin ama toplumsal yapın anti-demokratik!
İnsan hakları, demokrasi, özgürlük gibi kavramlar eşitlik, fırsat eşitliği gibi kavramlardan ayrı ele alınamazlar. Eşitliği savunamıyorsanız demokrasiden bahsetmeniz abestir. Örneğin okulda yönetimi ben seçmeyeceksem, işyerinde yönetimi ben belirlemeyeceksem, 10 değil 100 partide olsa orada demokrasi yok demektir. Eşitliği savunuyor musunuz, savunmuyormusunuz? Bunu belirlerseniz insan haklarına, özgürlüğe, demokrasiye yaklaşımınız pozitif mi, negatif mi açığa çıkar.
Seçmen sadece 4 senede bir oy atıyormuş, seçenek yokmuş, parti işleri parayla dönüyormuş. Bunlar samimi itirazlar değil. Bunlar çocukça şeyler. Sen dürüst bir şekilde bu sistemi eleştirip düzeltme taraftarı değilsin. Sen kökten bu sisteme düşmansın ve iyi kötü nasıl itiraz olursa bana cephanedir mantığıyla eline geçeni sallıyorsun.
Milletvekili adayını kim belirliyor? Seçim işleri öyle olmaz, adayında toplum tarafından seçilmesi gerekir. Ha daha alt düzey mi diyorsun buda parti örgütleridir, adayı onlar belirlemeli ve seçmelidir. 100 km ötede ki bir yabancının gelip bir başka bölgede toplumun sırtına binmek için aday olması değil, bunlar demokratik değildir...
samimi olmak için gerçeği söylememek mi gerekiyor? Aynen öyle, samimiyet dediğnde kişilere ve düşüncelerine göre değişiyor malesef. Dürüstlükden bahsediyorsun, samimiyetden bahsediyorsun, sizin oralarda gerçekler böyle örtülüyor demek ki(yani illa kişiselleştirmek, kişiye endekslemek). Sen gerçekten samimi misin? Değiştirmek için önce sorunları kabul etmen gerekiyor, ben değişimden sen ise ortaçğdan kalma(ona evrilmiş) statükoyu ne pahasına olursa olsun savunmaktan yanasın. Sistem temsili demokrasiyi bile uygulamaktan aciz iken, hiç olmazsa temsili demokrasinin dahi yerleşmesine karşısın. Eşitliğe karşısın, insan haklarına karşısın(servet sahibi ve para düşkünlerini hariç tutuyorsun, diğerlerini insandan saydığın yok), özgürlüğe karşısın çünkü bunların hepsinin üzerini demokrasi kelimesi ile örtüyorsun, demokrasiyide, tek mi, çok mu parti var gibi bir kritere endeksliyorsun. O halde Türkiye açısından eleştireceğin hiç bir şey yoktur diye düşünüyorum, örnek verebileceğin tam demokrasi....
Neyse hayatın en önemli alanlarında demokrasi yoksa, topluma yabancı, toplumun sadece belirli duygularını istismara dayalı birer şebekeye dönüşmüş partilerin sayısının pek bir önemi yoktur, bu bir demokrasi oyunudur, ya seyirci ya da oyuncusundur. Demokrasi değil, buna yeni bir isim bulmak gerekir, bulun içini doldurun ben o zaman anlayabilirim, ama demokrasiden bahsedipde, demokrasi olmayan şeyleri savunmak pek anlamlı olmuyor. Milletvekili dediklerin, ne toplumun nede ilgili bölgesinin vekili değildir, gider dokunulmazlık alır, kara geçmişini aklar, kendi adına fırsat olursa parsel çevirir, imkan ölçüsünde çevresini besler, süper emekli olur, milletvekili olması adına bir çok kapıyı açar, nimetlerinden faydalanır. Senin demokrasi dediğin bririlerinin ayrıcalık hakkı ve nimetlerden faydalanmasından başka bir şey değildir, toplum ise zaten umurlarında değildir, kapitalizm de toplum, yönetim için önemsizdir, insan olarak bile görülmez, sadece çıkarına olduğu sürece toplumu kullanır. Seçilmek için bin bir yalan atarlar, her şey köprüyü geçene kadardır(4 yılda bir). Toplumu düşünmek ise zayıflık olarak görülür, antik Yunan'da adam öldürmeyenin erdemli olamayacağına olan düşünce gibi... Çağlar değişiyor, henüz mantık değişmedi.
AlbatrosS
11-04-2011, 03:16
Albatros bir kere kapitalizmde "kazan kazan" politikası işlemez diyerek yanlış bir şey söylüyorsun. Bu forumlarda yüzlerce kere açıkladığımız gibi ekonomik büyüme senin maaşın artmasa da alım gücünün artması anlamına gelir. Zamanla herkesin durumu daha iyiye gider. Tamam insanlar birbirine göre daha zengin fakir olabilir. Ama 100 sene öncenin fakiri ile bugünün fakiri arasında da büyük bir fark oluşur. İlk önce bunu bir anla ve ekonomik büyüme niye önemli ve değerli bunu kavramaya çalış. Ve sonra da ne diye devletler ve ekonomistler ekonomik büyümeyi sağlayacak politikaların peşinde koşuyorlar bunu anla.
''demokrasi'' payesinde konuşacaksak ona göre yorum yapalım ve 100 sene önceki demokrasi kavrayışıyla şimdikin bir olmadığını görelim. dolayısıyla ''refah''ın önemli kriteri ''demokrasi''dir. ne kaaa demokrasi okaa köfte yani! kapitalist de olsa bu böyle maalesef. ol sebeptendir ki demokrasi herhangi bir ekonomik sisteme has kılınamaz.
ekonomik büyümenin alım gücünün artışına paralel gittiği de safsatadır. her zaman böyle olmaz. demokrasi yoksa olmaz!
İkincisi sosyalist ekonomi kursan bile yeraltı bir piyasanın oluşmasını engelleyemezsin. İnsanlar ister istemez takas eder ve alır satar. SSCB'de de vardı, bugün Kuzey Kore'de de var. İnsanın doğasında vardır bu engel olamazsın. Sadece senin düzeninde bu karaborsa olacak.
''ticari şartlar'' diyerek bunu meşru kılmaya çalışmayan rantiyeci bir politik nizam yoksa engellersin, yeterki istensin. en azından %40 kayıt dışı olmaz!
Üçüncüsü yolsuzluk sosyalizmde de olur. Hatta orda alası olur. Orda da müdürler kendi yakınlarını kendi istedikleri yerlere atarlar. Küba'da ne diye "Yolsuzlukla Mücadele Bakanlığı" kurulması gerekti?
işte demokrasi bunun için gerekli! başbakan oğlu gemicikler aldığında, parti yakınlarına kıyak krediler verildiğinde; usulsüzlükler olduğunda hesap sorabilesin diye... bu bir siyasal kültür meselesidir.
Dördüncüsü, Türkiye'de Marx'ın kitabı satıyor olması bir anlama gelmez. Bizim salaklar bir ara da Hitler'in kitabını en çok satan listesine sokmuşlardı değil m?
gelir... hitler'i yalnız ırkçı salaklar alır! marks'ıysa konunun uzmanı referans adamlar ifade eder....ve her kesimden...
Marx'ın kriz teorisi ilginç birşey değil, ve kendi dönemindeki bazı diğer ekonomistlerin görüşleriyle zaten aynı. Ama değersiz çünkü yanlış. Ekonomik krizlerin şifresini Keynes çözmüştür. Bu yüzden devletler Keynesçi politikalarla krizlere müdahele ediyor hala.
liberaller keynes'i de gömmüştü bir ara...
Sen gibi saflar sanıyor ki ekonomistlerin Marx'tan haberi yok, ya da var ama korkularından bakmıyorlar. Ama bir bakınca hakikatın ışığını onlar da görecek! Falan. Romantik safsatalar.
Barış halinde bile bu kadar silah alınıyor diyorsun.
Bak. En azından biz bu ülkede hükümetin her hareketini özgür ve çeşitli gastelerden takip edip eleştirebiliyoruz. Sosyalizmde ise devletin ne yaptığını bilmezsin çünkü bilgi devletin tekelindedir. Bilsen bile karışamazsın, çünkü senin fikrini sormaz.
özgür basın mı dedin???
neyden, kimden özgür?
Ama hala tam demokratik olmadığımız için iktidar tam bizim değil. Askeri harcamalara büyük etapta hala ordu kendi karar veriyor.
Ama bunlar çözülür.
Tabi siz temiz niyetli olsanız ve sisteme kökten düşmanlık beslemeseniz daha iyi anlaşacaz.
savaşa harcanan para noktasında uzlaşmam... gördüğüm dayatma noktasında uzlaşmam... gerekçelere karnım tok...
Ama işte. O kadar marjinal insanlarsınız ki. Ateist forum olunca illa marjinallerin mi burda toplanması gerekiyordu bilmiyorum.
marjinal mi? nevrotik bir psiko-ekonomik sistemi bana ''normal'' diye dayatmaya çalışan hasta ruhlarla nasıl uzlaşmam bekleniyor?