Orijinalini görmek için tıklayınız : Ordu zoruyla devrİm
ahmetaltan
09-06-2011, 11:35
Acılı bir dönem sona eriyor.
Yanlış kurulmuş bir cumhuriyet şimdi yeniden biçimleniyor.
Biz cumhuriyet kurup başına Mustafa Kemal'i getirmedik, Mustafa Kemal'i başa geçirip etrafına bir cumhuriyet kurduk.
Tek partili bir diktatörlük de halktan destek alamadığı için desteğini ordudan aldı.
Niye yaptığımızı bugün dahi mantıklı bir şekilde açıklayamadığımız bir sürü tuhaf "devrimi" ordu zoruyla gerçekleştirdik.
İnsanların giysilerine musallat olduk.
"Fes giymeyeceksin" diye tutturduk.
Alfabelerini değiştirdik.
Müziklerini dinlemelerini yasak ettik.
NE OLURDU İNSANLAR FES GİYSEYDİ
Bunların hiçbirini halkın rızasını alarak yapmak mümkün olmadığından hep orduyu kullandık.
Ne olurdu insanlar fes giyseydi, Arap alfabesi kullansaydı, Bach yerine türkü dinleseydi?
Ne olurdu görüntü Batılılara benzemeseydi de, "halkın iradesine" dayanan bir yönetim şekli Batı'ya benzeseydi?
Bu ülkede "şapka giymiyor" diye adam asıldı.
Bunun saçmalığını dile getirmek yasaklandı.
Mustafa Kemal, Batı uygarlığının "özünü" değil, biçimini benimsedi.
Bu ülkenin aydınları da "görüntüyü" çağdaşlık olarak değerlendirdi.
DEMOKRASİ LANETLENDİ
Eğitim bir "beyin yıkama" kampanyasına dönüştürüldü, demokrasi neredeyse lanetlenip "cumhuriyet" alabildiğine yüceltildi.
Cumhuriyet, bir diktatörlük yönetimine cevaz veriyordu çünkü.
Demokrasi ise diktatörlüğe izin vermiyordu.
Gericilik-ilericilik tamamen şekil üzerinden öğretildi.
İnsanların birbirlerine nasıl hitap edeceği bile yasalarla belirlendi.
Batı'nın şapkasını aldık.
Gömleğini, ceketini, alfabesini aldık.
Felsefesini, bilimini, demokrasisini almadık.
DİKTATÖRLÜK KURDUK
Görüntüsel bir özentiye dayanan bir diktatörlük kurduk, bunun sürmesini de ordunun silahıyla sağladık.
İsmet Paşa da bu düzeni sürdürdü.
Sonra bunu değiştirmek zorunda kaldık.
Her şeyi "görüntü" sandığımızdan "demokrasinin" de görüntü kısmını benimsedik.
Seçimlere çok parti girdi ama yönetim hep orduda kaldı.
Seçilen siyasiler, yönetimi kendilerinde sandıklarında ordu devreye girip darbe yaptı.
Darbeler de bizim tuhaf cumhuriyetin bir "parçası" olarak kabul edildi.
AKP'YE DARBE HAZIRLIĞI
Soğuk Savaş sırasında, Amerika Türkiye'yi Sovyetler'e karşı kullanmak istediği için bu düzenin sürmesinden yana çıktı.
Sonra dünya değişti.
Amerika değişti.
Avrupa değişti.
Türkiye'den talepleri değişti.
Ordu bunu kabul etmek istemedi.
Son darbesini 28 Şubat'ta yaptı.
2002'de zenginleşen muhafazakâr kesimlere dayanan, dünyanın desteğini arkasına almış AKP iktidarına karşı da darbe hazırlıklarını, girişimlerini, planlarını sürdürdüler.
YENİ BİR ÇAĞ AÇILIYOR
Dünyaya öylesine kördüler ki hayatın değiştiğini fark etmediler, kendilerine olan güvenleri tamdı, hazırladıkları darbeleri kayıtlara geçirdiler.
Hayatın, zamanın, koşulların kendilerine verdiği mesajları anlamamakta direndiler.
Sonunda yakalandılar.
Halk artık darbelerden ve darbecilerden nefret ediyordu.
Kendi iradesinin iktidara gelmesini istiyordu.
Dünya da bunu destekliyordu.
Dün ilk kez muvazzaf bir orgeneral "darbe" hazırlıklarına karıştığı için tutuklandı.
Kenan Evren, darbe yaptığı için ifadeye çağrıldı.
Ordunun içindeki son cunta da şimdi temizleniyor.
Yeni bir çağ açılıyor.
Bu çarpık cumhuriyetin içinde hayat bulmuş bütün "çarpıklıklar" da temizlenecek, cumhuriyeti bu toplum yeniden kuracak.
İnsanların giyimine, diline, dinine, yaşamına karışılmayacak, karışmaya kalkan cezalandırılacak.
Kişilerin iradesinin değil, dünyayla uyum içinde yaşayacak bir toplumun iradesinin yönetime yansıyacağı bir dönem bu.
Diktatörlüğe heves etmek artık mümkün değil bu çağda, bunu da herkesin aklında tutmasında büyük fayda var
Ahmet Altan
Kaynak... (http://www.gazete5.com/haber/ahmet-altan-acili-bir-donem-cumhuriyet-yazisi-31-mayis-2011-113896.htm)
Bir marksistin, bir liberalin cumhuriyetin ilk dönemlerindeki uygulamaları eleştirmesini gayet iyi anlarım hak da veririm yer yer ama bu sizinkisi pişkinliğin, utanmazlığın, omurgasızlığın daniskası değilse nedir o zaman?
Bu partinin iktidarda olmasının nimetlerinden yararlananlar bu saçmalıkları savunuyor da size ne oluyor? Kısıtlı sayıda insana ulaşabilen bir forumda yazmanın, bu saçmalıkları savunmanın size getirisi nedir?
Darbe, askeri vesayet falan kötüydü de bu sizinkisi çok mu iyi? Göz göre göre insanları salak yerine koyuyorsunuz. Yahu eğer bu işten nemalanlardansanız size hak veriyorum. Ama yok eğer bu işten nemalanların akıllara zarar, yan yana durmayacak şeyleri yan yana getiren mavallarını onların yerine savunuyorsanız yazık size.
Cumhuriyeti, demokrasiyi savunmak düne kadar şeriatçı olup laikliğe ve rejime küfreden ve bir anda hepimizin birden kafasına aynı tuğla düştü, 180 derece döndük diyenlere mi kaldı? Düşünce özgürlüğü yazılmamış kitapları toplatan, gazete yazarlarının yazdıklarının sorumlusu patronlarıdır diyen, halkı ve sivil toplum örgütlerinin ya bizdensiniz ya da bize karşınız diye ikiye bölünmeye zorlayan, kızdığında maskenin altındaki faşist surat kolayca görünen adamlara mı kaldı?
Darbecileri yargılamak o darbeciler yoluyla bugünlere gelenlere mi kaldı? Mazlumun hakkını aramak, mesela Filistin'i savunmak iktidara gelir gelmez Abd ile beraber Irak'a girmek için ''tezkere'' diye oralarını yırtanlara mı kaldı?
İnsanların zekalarını ve olayları değerlendiriş biçimlerini bu kadar küçümsemeyin demek isterdim ama seçim sonuçları aklıma geldiğinden siz bu işi biliyorsunuz diyeceğim.
spartacus
09-06-2011, 14:42
Sevgili ahmetaltan
Yaklaşık 2 ay önce, yazılarınızın altına Ahmet Altan imzasını atmanız konusunda eleştirmiştim. Yazılar size ait olduğu halde altlarına Ahmet Altan ismini koyuyordunuz, o gün bu gündür bu davranışınızdan vazgeçmiştiniz.
Kaynaksız imza atmakda yine daha önce yaptığım eleştirime dahildir, lütfen ne kendi fikirleriniz altına başka insanların(örn:Ahmet Altan) ne de alıntı yaptığınız yazıları, alıntı olduklarını belirtmeden ve kaynak belirtmeden yine altına imza atmayınız. (bu etik kuralı da değildir.. hani bazı politik çevrelerin son furyası her bir şeyi ahlak çerçevesine indirgeyip, her şeyi hiçleştiren bir kampanya var(yanki mantığına benziyor), kısaca ifademin ahlak ile doğrudan alakası yoktur, bazı furyalara kapılmamak gerekir. siz A iseniz A olarak yazmalısınız, değilseniz ne iseniz öyle yazın, ama kendi yazılarınızın altına bir başkasının adını yazmayın!! Bizi yanıltmayın.)
-----------------------------------------------------------------------
Gelelim makaleyi genişletmeye;
Ne olurdu Saltanat kaldırılmasaydı?
Ne olurdu hilafet kaldırılmasaydı?
Ne olurdu ağalık sınıfı korunsaydı?
N eolurdu Toprak reformu(Mülkiyet Kutsalya!) yapılmasaydı ya da köylüye toprak verilmesydi?
Ne olurdu Şeyhülislam kurumu kaldırılmasaydı?
Ne olurdu kadılar, müftüler fetva yazabilseydi?
Ne olurdu arap alfabesiyle yol alıp, devlet farsça konuşurken halk türkçe, kürtçe vs konuşsaydı, ama eğitim Arapça ya da Farsça olsaydı? Hıııııııııııı ne olurdu?
Ne olurdu bir Hindistan, Bir Afganistan OLABİLSEYDİK?
Ne olurdu cart-curt...
Neden devam etmiyoruz?
Ne olurdu sömürü olmasaydı?
Ne olurdu insan insana kul olmasaydı?
Ne olurdu dünyada savaşlar olmasaydı(şu büyük sermayenin, paylaşım savaşları)
Ne olurdu insanlar için fırsat eşitliği olsaydı?
Ne olurdu yapmacık ve sahte demokrasiler olmasaydı?
Ne olurdu PARTİLER de olmasaydı?(nasıl mı? ancak demokraside - özgür toplumda mümkün)
Ne olurdu seçim sistemi böyle güdük olmasaydı?
Ne olurdu seçen tribünde, seçilen saha da değilde, her ikiside saha da, hayatın her alanında olabilseydi?
Ne olurdu, dil, din, ırk, cins, sınıf, köle, efendi, hizmetli, efendi, sermaye sömürüsü vs ayrımı olmasaydı(olamasaydı)
Ne olurdu şu üsttekilere dayandırılan sınırlar, siyasal partiler, teorik kirlilikler, yapay sahtelikler, saçma sapan demokrasi nutukları, medyatik liderler(üçkağıtçı ip cambazları) olmasaydı?
Ne olurdu binlerce yıldan sonra da bir kez olsun toplum sürü yapılmakdan(A.Altan vb düşüncelerde sürü kılmak adına nasılda çabalıyorlar bir görseniz) çıkartılsaydı?
Hıı, olmaz mı bunlar? (olmaz, bu soruları sormak yeni dinimiz ve kutsal kitaplarımız gereği günahtır, soran da elli çeşit takla ile susturulur. Nasıl mı, sormak hata, sorduğunuz anda her zamanki bildik iğrenç yönteme kurban gidersiniz(nasılsa bu Paşaların altı kuru, keyfi yerindedir, hamasetden başka yapacakları bir şey, bir değerde kalmamıştır). nedir bu iğrenç yöntem? A.Altan'ın yazısında görülen yöntemdir. örneğin en küçük bir hak arama isteğinizin sonucu dahi ya faşist, ya terörist, ya diktatör, ya da anti-demokrat olup çıkıverirsiniz. Seç beğen al. Kimin kullandığının önemi yok, bu yöntem iğrençtir, bazılarına iğrenç yakışır. (elbetde bir dönemin diktatör görülmesi farklıdır, o dönemi bu gün başkalarına peşkeş çekmek adına sunmak gayesi farklı!!!)
Hııı, yoksa şöyle mi demeli, ne olurdu feodal sistemin üst yapısı kadar alt yapısına da dokunulmasaydı da, Türkiye en azından bir Hindistan olabilseydi? (Türkiye'de devrimi 1920-1923 lerden başlatanlar yanılır, kökleri daha evveldir, örneğin 1908 Devrimi. devrimleride sadece Mustafa Kemal ile başlatanlar ve tek adam anlayışındakilerde aynı yanılgıyı paylaşır)
Ahmet Altan -bence- dümbelek çalmayı beceremiyor. Avrupa'dan bahsedipde, feodaliteye karşı Avrupa devrimlerinden bahsetmemek, heleki Engizisyon dönemlerinde verilmiş onca mücadeleyi görmezden gelmek, daha aynı Avrupa'nın feodaliteden, kapitalizme geçerken yaşadığı onca sancıyı, sıkıntıyı, tek partiliği-krallığı-yer yer darbe seviciliği, faşizmi!(kapitalizmde, emin olun bunu şartlar belirler),napolyon'undan, Amerika kıtasına kadar, oradan uzakdoğuya kadar yol almış barbarlığı görmemek nasıl mümkün olabilir? Nedense gün geçtikçe, Engin Ardıç okuyormuşum gibi bir hisse kapılır oldum.
yani şöyle de diyebiliriz;
Ne olurdu Engizisyon mahkemeleri kaldırılmasaydı?
Ne olurdu Dünya hala düz olsaydı? :)
Ne olurdu toplumlar değişmeseydi? Statükoların zorbalığına karşı çıkmasaydı, boyun eğseydi? Statükonun hiç bir temsiline dokunmasaydı? vs... (vah vah, Osmanlıda burjuva aydınlanma nasıl karşılanmış acaba? Bay A.Altan Osmanlı da yaşasaydı ne olurdu acaba? Fes giyerdi o kesin de, mesele o değil, burjuva aydınlanmanın idam ile cezalandırıldığı bir osmanlı'dan bahsediyoruz, ne yazabilirdi? bırakınız idam etsinler efenim demez miydi? Yesinler çok partili dayanağını! Aç tavuk rüyasında, kendisini darı ambarında sanırmış, dur ki sanki o dönemler, 2023! lere benziyor.)
Diğer tarafdan da geçmişe öykünerek yazı yazmak edebiyat alanına girer, siyaset ya da teorik metinler öykünme temeline dayandırılmamalı diye düşünüyorum.
İlgili yazıyı Karşı-devrimcilikde sınır tanımayan bir anlayışın yansımaları olarak değerlendiriyorum. Çünkü tüm bu ya da bu tür olumsuzluklar başka türlü ifade edilebilirken, A.Altan toplumsal değişimin öyle-ya da böyle pratik sonuçlarına karşı çıkmaktadır... Biatını sadece sermayenin rengine göre belirleyen her anlayış eninde sonunda topluma yabancılaşıp, beyninde topluma yabancı bir dilden, iletişimden, topluma yabancı bir hayat biçiminden... ibaret, bir saray kurmak durumunda kalacaktır.
bir örnekle ele alalım,
Örneğin diyor ki alfabeleri değiştirdik!! oysa o alfabe zaten kılıç zoruyla değiştirilmiş bir alfabe idi?(sadece Türkler için mi geçerli, hayır tüm Anadolu halkları için üstelik!) Oysa bu din dahi yine tarihin feodal devrimleri sürecinde(evet bu söz irkitici olmalı, devrim geçiyor içinde), kılıç zoruyla, işgallerle, zorla kabul ettirilmedi mi?
Daha detaylı yazılabilir, geçerken, bu tarz götürü(toptan) yöntemleri bazıları(genelde liberaller) seviyor, çünkü içi boş olduğu halde, hem bıraktığı etki hem de getirdiği fayda bakımından önemli bir tarz haline geliyor. (zaten içerikde yoktur, dayanakda, amaç etki oluşturmaktır, sürü psikolojisidir, bilemediniz oy amacıdır(bu oy salt seçim oyu değil, onaylanma anlamındadır, bazı medyatik, striptizci-ilizyonist çevrelerde daim bir kaygıdır).
Şimdi eminim ki yazdığım yazının sonunda, bazı okurlar, önce bana bir yafta bulmaya çalışacaklardır.
Kimisi diyecek ki, A.Altan'ın yazısını beğenmemiş, kesin ulusalcıdır.
Kimisi, şu yazdıklarından çıkarttığım sonuç tek partici-dikdatör. (oysa ben nihai anlamda(en sonunda) partisizliği-devletsizliği (yerine toplumsal kurumları, özgür platformları, yerel örgütlenmeleri), savunuyorum)
Kimisi belki darbeci diyecektir...
Kimisi de yazıyı anlayamamış diyecektir(ben derdini anladım, içerik zaten yok)
Vs.vs.vs.vs.vs.vs
Siyasetin artık dansözlere taş çıkartığı, bunun adınıda demokrasi koyup, toplum karşısında striptiz yapanların borusunun öttüğü bir dünya da, bunca kirlenmenin ardında başka türlüsüde pek mümkün değildir diye düşünüyorum(tabi genelleme olarak yaklaşmıyorum, belirleyici olanın;; hem bu tarz yöntemlere ne düzeyde kapıldığı hemde kirlenmeden ne düzeyde etkilendiğimizdir diye düşünüyorum.)
Konulara ise daha sonra değinebiliriz.. AKP'nin ileri demokrasisinden(sivil faşizminden), o olmasaydı olmaz mıydı sorusuna, oradan sert yeşilimsilikden, ılıman yeşilimsi kuşağa, A.Altan gibilerin savunduğu ve ancak bu biçimde destek turları attığı GBOP(genişletilmiş Büyük Ortadoğu projesi) denen şeyin, özünde neden bir FES'E, Alfabeye vs.vs MÜDAHALE olduğuna kadar..... Yani A.Altan ilhamını, feyzini, vesayetini yine dönüyor dolaşıyor, başkalarının hayatını, yine başkalarınının-üstelikde binlerce, milyonlarca insanın öldüğü, hayatının heba edildiği, dünya kimsenin malı değilken dahi b.okunu bile altın sayan birilerinin altın kasesi için, milyonlarca insanın heba edildiği-belirlediği bir dünyayı savunmakdan alıyor(Türkiye Temsilcisi AKP'ye bakınız), trajik mi? değil mi?!
Al fesini çal başına
Salla salla vur duvara :)
Bence 'ahmetaltan' nickli arkadaşın kullandığı nickin değiştirilmesi gerekiyor.
Öncelikle kendi olmadığı halde, başka birinin isim ve soyismini kullandığı için, o kişinin zan altında kalabileceği ihtimali göz önüne alınmalıdır.
İkincisi, gerçek Ahmet Altan'a ait olmayan yazıların altına bu arkadaşın imza atması, yine yanlış anlaşılmaya yol açacaktır. (Başlıktaki yazı için söylemiyorum, çünkü bu yazı gerçek Ahmet Altan'ın yazısı)
Üçüncüsü ise, bu arkadaşa hitap ederken 'Ahmet Altan şunu söyledi, bunu dedi' gibi, gerçek Ahmet Altan'ın söylemediği bazı ifadeler, sanki gerçek Ahmet Altan söylemiş gibi bir etki yapıyor.. Arkadaşa verilen yanıtları, kime yazıldığını bilmeyen kişiler okuduğu zaman yanlış anlayabilirler.
Bu yazı sahiden gerçek Ahmet Altan'a mı aitmiş? Link öyle diyor valla. Yandaş medyanın söylediklerinden farklı ve realiteyle bağdaşan hemen hiçbir şey yok bu yazıda.
Baskıcı, antidemokratik bir dönemden bir başkasına giriyoruz sadece. Ahmet Atan'ın seçim yaklaştıkça maskesinin altındaki yüzü sık sık görülen bir başbakanın aslında nasıl bir zihniyetin sahibi olduğunu çok daha doğrusu nasıl bir zihniyete oynadığı ortadayken bunun farkında olmaması anlaşılır gibi değil ya da anlaşılıyor ama başka şekilde. Daha geçen liberallerle işinin bittiğini düşünen ve herkesin Mhp'nin oylarına oynadığı konusunda neredeyse hemfikir olduğu başbakan kendisini dava etmedi mi?
Yukarıda söylediklerim gerçek Ahmet Altan'a gidiyor öyleyse. Bu adam bu kadar salak olamayacağına ve bizim gördüklerimizi görememesi mümkün olamadığına göre geriye tek bir ihtimal kalıyor. Bilemiyorum, bu insanlar çocukların yüzüne bir gün nasıl bakacaklar, anlayamıyorum.
Asitle bazları ayırmak için turnosol kağıdı nasıl iş görüyorsa, şu dönemde yani Akp'nin gerekli çoğunluğu elde ettiği anda uzlaşı falan aramadan anayasayı değiştirmeye kalkacağının aşikar olduğu durumda takındıkları tutum ''liberal'' ile ''çakma liberalleri'', ''her devrin adamlarını'' gayet güzel ayıran bir ayraç işlevi görecektir.
Yukarıda söylediklerim gerçek Ahmet Altan'a gidiyor öyleyse. Bu adam bu kadar salak olamayacağına ve bizim gördüklerimizi görememesi mümkün olamadığına göre geriye tek bir ihtimal kalıyor. Bilemiyorum, bu insanlar çocukların yüzüne bir gün nasıl bakacaklar, anlayamıyorum.
Asitle bazları ayırmak için turnosol kağıdı nasıl iş görüyorsa, şu dönemde yani Akp'nin gerekli çoğunluğu elde ettiği anda uzlaşı falan aramadan anayasayı değiştirmeye kalkacağının aşikar olduğu durumda takındıkları tutum ''liberal'' ile ''çakma liberalleri'', ''her devrin adamlarını'' gayet güzel ayıran bir ayraç işlevi görecektir.
Ben Ahmet Altan'ın yazısının virgülüne kadar katılıyorum aslında ama konu bu değil.. Yazıda AKP ile ilgili hiçbir değerlendirme bulunmuyor.. Liberallerin uzun süredir yaptıkları gibi, yine resmi ideolojiye, Kemalizm'e yönelik bir eleştiri yazısı sadece.
Eleştirdiği konu hakkındaki değerlendirmelerine katılsam da, AKP'nin antidemokratik/otoriter uygulamalarını yeteri kadar eleştirmediği konusunda sana katılıyorum.
Ama senin yaptığın gibi, 'çıkarı için böyle konuşuyor' gibi bir değerlendirme çok basit kaçıyor.. Zaten kendisi son yazısında, AKP'nin otoriter reflekslerinden dolayı oy vermeyeceğini de açıklamış.. Eğer çıkarı için bu yazıları yazsaydı, AKP'nin en güçlü döneminde oy vermeyeceğini de açıklamazdı zaten.
Ya Sangre, ''YENİ BİR ÇAĞ AÇILIYOR'' kısmına kadar olanlar zaten her zaman dile getirilen, sadece liberallerin değil başka kesimlerin de eleştirdiği ve dillendirdiği kısımlar. Buraya kadar sorun yok, bunları biliyoruz zaten. Hele art niyet aranacak hiç bir durum yok.
(...)
Dün ilk kez muvazzaf bir orgeneral "darbe" hazırlıklarına karıştığı için tutuklandı.
Kenan Evren, darbe yaptığı için ifadeye çağrıldı.
Ordunun içindeki son cunta da şimdi temizleniyor.
Yeni bir çağ açılıyor.
Bu çarpık cumhuriyetin içinde hayat bulmuş bütün "çarpıklıklar" da temizlenecek, cumhuriyeti bu toplum yeniden kuracak.
İnsanların giyimine, diline, dinine, yaşamına karışılmayacak, karışmaya kalkan cezalandırılacak.
Kişilerin iradesinin değil, dünyayla uyum içinde yaşayacak bir toplumun iradesinin yönetime yansıyacağı bir dönem bu.
Diktatörlüğe heves etmek artık mümkün değil bu çağda, bunu da herkesin aklında tutmasında büyük fayda var
Milletin tercihine, şusuna buşuna karışan bir zihniyeti temsil eden bir adam ve onun çevresindekiler devletin tüm kademelerini sarmışken bunları savunmak göz göre göre yalan söylemektir bence.
AKP'nin antidemokratik/otoriter uygulamalarını yeteri kadar eleştirmediği konusunda sana katılıyorum.
Olay bununla kalmıyor ki, yeterince eleştirmemesi bir yana sanki böyle bir durumun varlığından bihabermiş gibi yazıyor. Üstelilk bu durum tablonun zaten kendisi, başbakanın tutumu tablonun bütününde küçük bir yer mi kaplıyor da sanki onu yok sayarak ''insanlar elele tutaşacak, hayat bayram olacak'' havasında yazıyor? Şu saatten sonra bence art niyet aramaya hakkımız var. Ad hominemse de öyle olsun bu kez. :)
Diktatörlüğe heves etmek artık mümkün değil bu çağda, bunu da herkesin aklında tutmasında büyük fayda var
Hadi bunu da iyi niyetli bir şekilde başbakana da üstü kapalı bir gönderme olarak anlayalım.
Ama şu düzelecek olan çarpıklıkları merak ettim gene de, ne değişiyor? Sadece öncekiler gidiyor yerlerine lacivertleri geliyor. İnsanlar seçimde hile yapılmasından korkacak hale geldiler ki bu bence ''ulusalcıların paranoyası'' olarak nitelendirilmeyecek kadar geniş çaplı bir kaygı.
Özetle, başbakanın otoriter tutumu tablonun aslı, bir kısmı falan değil. Ona böyle davranma fırsatı veren zaten mevcut durumun kendisi, başbakanın tutumu mevcut durumun aynası. Hal böyleyken ona değinmeyip ''her şey çok güzel olacak yazmak'' öyle yenilir yutulur cinsten bir kabahat değil zannımca; gerçeğin aksini söylemenin bir başka yolu.
Ya Sangre, ''YENİ BİR ÇAĞ AÇILIYOR'' kısmına kadar olanlar zaten her zaman dile getirilen, sadece liberallerin değil başka kesimlerin de eleştirdiği ve dillendirdiği kısımlar. Buraya kadar sorun yok, bunları biliyoruz zaten. Hele art niyet aranacak hiç bir durum yok.
Bu yazdığına katılıyorum, dolayısıyla bundan sonraki yazdıklarına da. (Seçimde hile yapılabileceği konusu hariç)
Aslında hemfikir sayılırız.. Ben biraz daha ılımlı yaklaşıyorum sanırım.
Ahmet Altan, cumhuriyetin kuruluşuyla ilgili eleştiri hakkını kullanmış, oraya değinmek istemiyorum. Yalnız bugün çizdiği Türkiye profilinin kesinlikle doğru çözümlemeler içermediğini bizzat yaşayarak görmekteyiz.
İnsanların önündeki ilkel kısıtlayıcı sınırların ardı ardına kaldırıldığı, -her ne kadar iki ileri bir geri metoduyla yürüse de- Avrupa'nın bir çok konuda ileri demokrasi normlarını hayata geçirdiği bir devirde AKP kurmaylarının söylemleri ve seçim öncesi açıklamaları bizim için iyi şeyler düşünmediklerinin aynasıdır maalesef.
Bülent Arınç internet sansürünü protesto eden binlerce kişiden "15-20 pornocu" olarak bahsediyor. Recep Tayyip Erdoğan, Hopa'da gösterilerde ölen "protestocuyu önemsemediğini", panzere çıkanın "kadın mı kızmı ne?!" olduğunu bilmediğini gayet "ataerkil" cümlelerle tarif etmeye çalışıyor.
Son derece bilinçli bir ayrıştırma ve ötekileştirme söylemi geliştirilmeye devam ediliyor. Dini söylemlerin çapı genişletilip, derinliği artırılarak diğer partilerin dinsiz olabilecekleri üzerinden ayrıca dinsel ayrışmalar oluşturulmaya çalışılıyor. Bunların yalnızca seçim zamanı oy toplamak için öylesine söylenmiş olabileceğine inanmak oldukça güç.
Ahmet Altan'ın çizdiği Türkiye profili bağlamında kesinlikle samimi olduğunu düşünmüyorum. Zira varolduğunu söylediği ilerici gelişmeler bu ülkede yaşanmıyor. Belli bir yere kadar yol alındı ama nedendir bilinmez, bir yerden sonra durdu ve devam etmiyor.
Ahmet Altan'ın neden ille de ilkeli, dürüst ve samimi olması gerektiğini anlamış değilim. Bir insan kendi çıkarları için hükümet lehine de çalışabilir ya da konuşabilir. Bazen insanın kendisi dahi bunun farkında olmayabilir.
biraz medeniyet gördünüz biraç çağın nasıl değiştiğiğini siz değişemesenizde gördünüz!
insanın hayvandan farkınıda gördünüz sizin ne kadar hoşunuza gitmesede kılık kıyafet kadın erkek hakları alanındaki değişimler saltanatınıza hatta başkalarını kul kendilerini efendi görenlerin önüne güzel bir engel olarak çıktı..
ne olurdu hiç doğmamış olsaydınız??
spartacus
09-06-2011, 19:56
Cumhuriyet ve Demokrasi konusundan, görüntüye dayalı devrim eleştirisine(üst-yapı kurumlarının tasviyesi, ama beraberinde yerine konanında tepedenliği konusu) kadar katılınabilirde, katılmayabilinirde elbetde. Sorun şu ki yaklaşım ne kadar samimi ve amaç ne? Nereye varılmak isteniyor? 1990 larda da artık dünya da savaş olmayacağı pohpohlanmıyor muydu? Sosyal adaletsizlik, gelir dağılımında dengesizlik tamamen ortadan kalkacaktı! Ne oldu? Artık kesmiyor, çünkü her ilizyonist propagandanın bir ömrü oluyor.
Örneğin fes konusunu ele alalım, Osmanlı'da da giyim, kıyafet bir zorunluluk olarak sunulmuyor mu?. Fes'de bunlardan bir tanesi(yani o'da evvel başka bir yasaklanmanın ardından zorunlu kılınmış bir şey!). Örneğin ordudan tutunda devletin bir çok kademesinde Fes zaten halkın değil, belirli bir devlet kurumunun ZORUNLU giysisidir? Bir temsildir, haliyle bir kurumdur(siz hiç fes giyen maraba(topraksız köylü) gördünüz mü? Halk fes mi giymektedir?). Halk Arapça mı konuşmaktadır ki, Arapça yazsın(oysa bu bir dayatma değilmiydi?)
Yani anlamadığım bunlar üst yapı kurumu iken biliyorda Aklımız başımızdan gitmediyse, biliyorda, bilerek içinde bulunduğumuz ılımlı yeşilimsiliğe bir meşruiyet kazandırmak-bir göz kırpma, nabız tutma(ki bu taktik baydı artık) adına bu tarz argümanları özellikle seçiyorsak(samimi olmadığının dayanağı burası) ve eğer toplumsal değişimlere ileri derecede bir karşıtlık taşımıyorsak(fazlasıyla karşıt), tüm toplumsal değişimlerin özünün salt alt-yapı değil, üst-yapı kurumlarının(toplumsal örgütlülükden, hukuka, eğitime, devlet aygıtlarına kadar) tasviyesi ile olduğunu bilmemiz gerekir(örneğin ümmet bir üst yapı kurumudur ve feodalitede din, devlet ile bütünleştirilmiştir). Fes bir giysiden ziyade bir devlet aygıtının yani bir devletin temsilini içerir, fesin kalması ile saltanatın kalması konusu aynı terazide işlenebilir.
Bakın hiç biriside toplumsal bir mesele, toplumsal bir konu değil! Ahmet Altan'ın yazısıda aynı yüzeysellikden bir dirhem ne ileri gidebiliyor nede bir kez olsun toplum ile ilgili bir açılımı benimsiyor, aynı tepedenliği(beyinsel sarayından) tersinden kendisi yapıyor! Nedenkine, bunları bilmeyecek birisi midir? değildir.... 2 anlayış varki bu ülkede toplumsal bellege, beyinlerimize tecavüz ediyor, birisi A.Altan'ın eleştirdiği anlayıştır(devletin resmi ideolojisi), diğeride A.Altan anlayışıdır(sistemin resmi ideolojisi). Örneğin Demirel hangi resmi ideolojiye mensuptur? Menderes vs? ya Tayyip'in öncülü Özal (Oysa bir darbe beslemesiydi) vs...
Ahmet Altan yakın zaman da, ÖSYM Skandalı konusunda da aynı tavrı sergilemedi mi, sistemin resmi ideolojisi gereği tepedekilerin yanında olmak hissiyatı her daim ağır basmıyor mu? Kime karşı, Avam'a karşı, işte tahtirevallinin destek noktasını burası belirliyor(o yüzden A.Altan tahtirevalliden pek inemiyor)!? Ne oldu? Hala şifre olmadığına ikna oldu mu(hükümet bile O'ndan evvel kabul etti şifreyi)?
Bakalım;
ABD tarihi, uzun bir dönem Yerlileri soykırımdan geçirdi. Daha düne kadar ırk ayrımını körüklediği gibi, ırkçılık üzerinden soykırımlar yaptı(bu gücü Ordudan-polisden almıştı!). Engin ABD demokrasisi, ahhh pardon özür dilerim, ileri ABD demokrasisi daha düne kadar zencileri ileri demokrasinin nimetlerinden men etmekte idi.... Dünya da bir çok ülkede faşist darbeler örgütlemiş, bir çok ülkeye girmiş, bir çok ülkeyi defalarca işgal etmiş ya da denemiş, ya da içeriden kendi güdümünde iktidarlar(fes bundan daha mı mühim??) kurmuştur. Örneğin Irak, Afganistan gibi ülkeler hatda Ortadoğu profili Ahmet Altan'ın değişen Amerikasının ürünüdürler, yani Türkiye'de ne kadar darbeciliğe karşı isek? dünya da ABD sistemine-projelerine de üstelik 10 kat daha fazla karşı çıkmamız gerekirdi(samimi olmak başka türlü mümkün değildir!). Neyse, Ne diyordu Ahmet Altan? "Tek partili bir diktatörlük de halktan destek alamadığı için desteğini ordudan aldı." Doğru! (yalnız dünyada ki tüm devrimlerde orduya, güce dayanmıştır, örnek verdiğimiz Avrupa bile, yalnız halkın neredeyse tümünden de destek alan bir yapı orduya dayanabilir, bunu o anın koşulları belirler, örneğin Mısır'da şu an yönetim kimde? Ordu'da değil mi?! Türkiye'de de aslında halk desteği kazanılmıştır, temelde ki sorun bu değildir)! yalnız yanılgısıyla devam ediyor, örneğin batıdan bunu, şunu alamadık diye sayıp döküyor, ne yazık ki batıda hızlı ve ağırlıklı olarak 2.Dünya savaşından sonra demokratikleşmeye, demokrasiyi içselleştirip, özümsemeye, bilimde vs bu denli ilerlemeye başlamıştır(evveli ne? Savaş teknolojisi!!!), yani fes dönemlerinden 50 yıl sonralara tekabül ediyor....
Bakalım devam edelim Almanya... Hitler dönemi, 2. dünya savaşı....
İspanya Franko dönemi..
İtalya Mussolini dönemi..
İskandinav ülkelerinde daha düne kadar süren savaşlar, iç çekişmeler... üstelik batıya örnek gösterdiğimiz ülkelerdir bunlar.
Ne oldu? Hala sorun şunu yapmasaydık, bunu yapsaydık sorunu mudur? Gerçekten bu kadar basit mi her şey?
Örneğin halk artık darbeleri istemiyor diyor, darbeler halka sorulmuyor ki? Şili'dede halk darbe istemiyordu, ama yine de darbe oldu? nedenkine? ABD, Bizim çocuklar yine darbe yaptı diyebildiği için! yani Türkiye de darbe sorunu sadece, ama sadece 80 yıl evvelden kalan sorunlardan ibarettir, öyle mi? darbeler özünde ve zaten halka-topluma karşı yapılırlar, halkın kandırılarak desteği alınabiliyorsa ne ala, olmadı ortamı hazırlama projesi devreye alınır, başarılsa sözde alkışlarla gelir, başarılamadı postallarla gelir. Yine de salt ülke içi değil belirleyici olan halkın ne düzeyde olgunlaştığı ve uluslararası ilişkiler, sistem açısından tehdit oluşturup oluşturmadığıda önemlidir(sıkıyorsa sistemi tehdit edecek düzeyde toplumsal bir kalkışma olsun bakalım bu gün darbe karşıtı görünüpode, o gün herkesden önce atlayan darbe, darbe diye çığırtkanlık edenler çıkmayacak mı?) Bazı darbeciler başarız ve boş uğraşlar sergiliyorlar, çünkü abilerinden habersiz davranıyorlar, oysa abi bu gün Tayyip'i destekliyor, şu anki projede darbeye yer yok...
4 Yanlış bir doğruyu götürür denir, ama tüm doğrular 1 yanlış için dile gelir, adanırsa durup düşünmekde gerekir... Şimdi elimizde 1 mi 2 mi yanlış var? 2023 e, Ak Partili ya da değil ılımlı yeşilimsi günlere hazır mıyız? (değil miyiz, hazırlanalım, sivri dillerimiz elenecek, her yanından 360 derece olan bir demokrasimiz olacak. İşte asıl demokrasi budur, herkes ehlileşirse demokrasi başarılmıştır, anlayana ağızlara sakız olan demokrasi bundan ibarettir ve bu bir ehlileştirme projesidir, ister beğenin, ister beğenmeyin...
Jolly Jocker
09-06-2011, 21:15
İnsanların giyimine, diline, dinine, yaşamına karışılmayacak, karışmaya kalkan cezalandırılacak.
Kişilerin iradesinin değil, dünyayla uyum içinde yaşayacak bir toplumun iradesinin yönetime yansıyacağı bir dönem bu.
Diktatörlüğe heves etmek artık mümkün değil bu çağda, bunu da herkesin aklında tutmasında büyük fayda var
Ahmet Altan kemalizmi eleştirirken haklı ama AKP ve muhafazakarlarda çok daha fazla eleştirilecek yan olmasına karşın bunu görmezden geldiği için büyük bir hata yapıyor. Olanı değil olmasını arzuladığı şeyleri gerçek kabul ediyor. Bu yüzden kemalizm gittiğinde yerine çok daha beterinin geleceğini görmek istemiyor. Muhafazakar toplumumuz ne tarihinde ne de günümüzde Ahmet Altan'ın ona atfettiği niteliklere sahip. Toplum çoğunluğu hala herşeyi ve herkesi kendi dininin katı penceresinden bakarak değerlendiriyor, bu konuda yapılan baskıları da meşru görüyor. İnsanlık değerlerini değil yüzlerce yıllık geri ve ilkel dinsel değerleri benimsemiş vaziyetteler. Kemalizme ve devlete yaptıkları eleştirinin onda birini kendi dogmalarına yapamıyorlar. Boyun eğmeye bu kadar alışkın bir halkın kendi yöneticilerini diktatörleştirmesinde de şaşılacak bir yan yok aslında.
Ahmet Altan hala AKP kitlesinin AKP'yi demokrasi için desteklediğini sanıyor. Oysa Erdoğan diktatörleştiğinde; internetten sanata, insanların rahminden(bakınız: 3 çocuk doğurma emri) okudukları kitaplara(bakınız: Palahniuk'un Ölüm Pornosu adlı kitabının ''muzır'' bulunup yasaklanması) kadar her alanda baskı yaptığında; hatta başbakanın gittiği her yerde en küçük bir muhalefetin bile şiddetle bastırılıp adeta OHAL ilan edilmesinde; polis teşkilatının başbakanın ve partisinin özel koruması gibi davranmaya başlamasında; hatta ve hatta bazı illerde AKP il merkezlerinin gözaltı merkezi gibi kullanılmasında v.b. onlarca despotik örnekte AKP kitlesi AKP'den desteğini çekme emaresi göstermedi. Başbakan da bunun farkında olacak ki seçim öncesi her mitingte milliyetçilik ve Alevi düşmanlığını körüklüyor, son derece tahammülsüz ve antidemokratik bir üslup kullanıyor. Ölen bir emekçi için bile ''adını umursamıyorum'' diyecek denli gözünü kin bürümüş vaziyette. Bu adamlar mı demokratikleştirecek ülkeyi? Aksine, AKP kendi tek parti rejimini kuruyor. Ve AKP kitlesi onu gözü kapalı desteklemeye devam ediyor.
Tekelci kapitalizmin küresel bir kriz yaşadığı ve gelişmiş ülkelerde bile şiddetli protestoların gerçekleştiği bir politik konjonktürde TC gibi yarı sömürge bir memlekette liberalizm devlet depotizmi olmadan ayakta kalamaz. Onların demokrasi dedikleri, ekonomi ve toplumsal yaşamı tümüyle dışında tuttukları bir 'siyasal demokrasidir'. Daha açık konuşmak gerekirse, yaşamının hiçbir anında demokrasinin zırnığını göremeyen kitlelerin sandık başına gittiklerinde sistem tarafından uygun görülenler arasında seçim yapmasından ibarettir. Oysa dünyanın her yerinde emekçi kitleler doğrudan demokrasi talebini yükseltiyor, iktidardan pay istiyor, yönetim ve karar alma süreçlerinde daha çok söz hakkı talep ediyor, devletin kontrol ve denetimi altında hayatın hapishaneleştirilmesine baş kaldırıyor, her eylem ve gösteri kendi komitelerini ve özörgütlülüklerini yaratıyor. Gerçekten demokrat olanlar bu durumu dikkate almak zorunda. Aksi halde Ahmet Altan gibi yeni yükselen diktatörlerden demokrasi dilenmeye devam ederler. Altan'ın hatasının kaynağında piyasa ekonomisinden bağımsız düşünememesi yatıyor.
AlbatrosS
09-06-2011, 23:22
Altan'ın eleştirilmesi gayet makuldür; zira, stratejik zamanlarda ''akp mevzilenmesi/yedeklenmesi'' hatta körlenmesini yaşamıştı. Hopa'da barışçıl gösterileri ''eşkıya'' vasfıyla niteleyen otoriter dili Kemalistleri eleştirdiği nispette entelektüel sorumlulukla eleştirebildiğini hiç sanmıyorum(belki yapmıştır, okumadım)
akp'nin ayyuka çıkan otoriter eğilimlerini görmezden geldiği yetmediği gibi örneğin ''libya işgali''ne dahi ''kurtuluş'' gibi bakan sığ bir tarzda destek vermişti Taraf. Oysa savaş beterini yaşatmakta, yaşatıyor. İç savaş'ın da özellikle palazlandırıldığı bilinmiyen bir sır değil.
Kemalizm tarihin çöplüğüne gömülmesi elzem bir tarih miti, eyvallah! Peki ya İmparatorluk tandanslı İslami teori ve mitler ile üslup?
Reva mıdır bu ülkeye her yıl yüzlerce kadının şiddetle katledilmesi? Reva mıdır AKP'nin kadın/eşcinsel düşmanlığı; nefreti?
İslami argümanlarını, araçlarını ellerinden gayet yerinde bir taktikle çalan BDP'ye yönelttikleri öfkeye bakın örneğin: Düne kadar camilerde kirli bir savaşın propagandasını yapan pişkinler bugün ''sivil cuma''lara laf ediyor. Neymiş, ''milli/dini bütünlüğümüz bozuluyor''muş!
Anadilde ibadeti hararetle reddedip demokratik taleplere karşın MHP tandanslı faşizan dili kullanan AKP gerçeği varken... Tutuklu gazeteci sayısı Çin'i dahi geçmişken... Kitaplar bir bir yasaklanıyorken... Barışçıl en küçük gösteriler şiddetle bastırılıyor, polislerin işkence sicilleri 2007'den gayrı 2002 öncesi seviyeye giderken... ''yeni bir çağ/ülke'' kuruluyor demenin manası ''istikrar sürsün, bu ülke sürünsün'' demenin örtük propagandasıdır!
Güncel tarihsel dayanak ve arka plandan yoksun sığ yüzeysel tespitlerin amacı sinsi bir propagandadır. Güncelde olan biteni ıskalayıp ''yeni bir çağ kuruluyor'' demek Fukuyamacı körlüktür. Yeni bir ideolojik dil ve argüman yaratma çabasıdır...