Sevgili ahmetaltan
Yaklaşık 2 ay önce, yazılarınızın altına Ahmet Altan imzasını atmanız konusunda eleştirmiştim. Yazılar size ait olduğu halde altlarına Ahmet Altan ismini koyuyordunuz, o gün bu gündür bu davranışınızdan vazgeçmiştiniz.
Kaynaksız imza atmakda yine daha önce yaptığım eleştirime dahildir, lütfen ne kendi fikirleriniz altına başka insanların(örn:Ahmet Altan) ne de alıntı yaptığınız yazıları, alıntı olduklarını belirtmeden ve kaynak belirtmeden yine altına imza atmayınız. (bu etik kuralı da değildir.. hani bazı politik çevrelerin son furyası her bir şeyi ahlak çerçevesine indirgeyip, her şeyi hiçleştiren bir kampanya var(yanki mantığına benziyor), kısaca ifademin ahlak ile doğrudan alakası yoktur, bazı furyalara kapılmamak gerekir. siz A iseniz A olarak yazmalısınız, değilseniz ne iseniz öyle yazın, ama kendi yazılarınızın altına bir başkasının adını yazmayın!! Bizi yanıltmayın.)
-----------------------------------------------------------------------
Gelelim makaleyi genişletmeye;
Ne olurdu Saltanat kaldırılmasaydı?
Ne olurdu hilafet kaldırılmasaydı?
Ne olurdu ağalık sınıfı korunsaydı?
N eolurdu Toprak reformu(Mülkiyet Kutsalya!) yapılmasaydı ya da köylüye toprak verilmesydi?
Ne olurdu Şeyhülislam kurumu kaldırılmasaydı?
Ne olurdu kadılar, müftüler fetva yazabilseydi?
Ne olurdu arap alfabesiyle yol alıp, devlet farsça konuşurken halk türkçe, kürtçe vs konuşsaydı, ama eğitim Arapça ya da Farsça olsaydı? Hıııııııııııı ne olurdu?
Ne olurdu bir Hindistan, Bir Afganistan OLABİLSEYDİK?
Ne olurdu cart-curt...
Neden devam etmiyoruz?
Ne olurdu sömürü olmasaydı?
Ne olurdu insan insana kul olmasaydı?
Ne olurdu dünyada savaşlar olmasaydı(şu büyük sermayenin, paylaşım savaşları)
Ne olurdu insanlar için fırsat eşitliği olsaydı?
Ne olurdu yapmacık ve sahte demokrasiler olmasaydı?
Ne olurdu PARTİLER de olmasaydı?(nasıl mı? ancak demokraside - özgür toplumda mümkün)
Ne olurdu seçim sistemi böyle güdük olmasaydı?
Ne olurdu seçen tribünde, seçilen saha da değilde, her ikiside saha da, hayatın her alanında olabilseydi?
Ne olurdu, dil, din, ırk, cins, sınıf, köle, efendi, hizmetli, efendi,
sermaye sömürüsü vs ayrımı olmasaydı(olamasaydı)
Ne olurdu şu üsttekilere dayandırılan sınırlar, siyasal
partiler, teorik kirlilikler, yapay sahtelikler, saçma sapan demokrasi nutukları, medyatik liderler(üçkağıtçı ip cambazları) olmasaydı?
Ne olurdu binlerce yıldan sonra da bir kez olsun toplum sürü yapılmakdan(A.Altan vb düşüncelerde sürü kılmak adına nasılda çabalıyorlar bir görseniz) çıkartılsaydı?
Hıı, olmaz mı bunlar? (olmaz, bu soruları sormak yeni dinimiz ve kutsal kitaplarımız gereği günahtır, soran da elli çeşit takla ile
susturulur. Nasıl mı, sormak hata, sorduğunuz anda her zamanki bildik iğrenç yönteme kurban gidersiniz(nasılsa bu Paşaların altı kuru, keyfi yerindedir, hamasetden başka yapacakları bir şey, bir değerde kalmamıştır). nedir bu iğrenç yöntem? A.Altan'ın yazısında görülen yöntemdir. örneğin en küçük bir hak arama isteğinizin sonucu dahi ya faşist, ya terörist, ya diktatör, ya da anti-demokrat olup çıkıverirsiniz. Seç beğen al. Kimin kullandığının önemi yok, bu yöntem iğrençtir, bazılarına iğrenç yakışır. (elbetde bir dönemin diktatör görülmesi farklıdır, o dönemi bu gün başkalarına peşkeş çekmek adına sunmak gayesi farklı!!!)
Hııı, yoksa şöyle mi demeli, ne olurdu feodal sistemin üst yapısı kadar alt yapısına da dokunulmasaydı da, Türkiye en azından bir Hindistan olabilseydi? (Türkiye'de devrimi 1920-1923 lerden başlatanlar yanılır, kökleri daha evveldir, örneğin 1908 Devrimi. devrimleride sadece Mustafa Kemal ile başlatanlar ve tek adam anlayışındakilerde aynı yanılgıyı paylaşır)
Ahmet Altan -bence- dümbelek çalmayı beceremiyor. Avrupa'dan bahsedipde, feodaliteye karşı Avrupa devrimlerinden bahsetmemek, heleki Engizisyon dönemlerinde verilmiş onca mücadeleyi görmezden gelmek, daha aynı Avrupa'nın feodaliteden, kapitalizme geçerken yaşadığı onca sancıyı, sıkıntıyı, tek partiliği-krallığı-yer yer darbe seviciliği, faşizmi!(kapitalizmde, emin olun bunu şartlar belirler),napolyon'undan, Amerika kıtasına kadar, oradan uzakdoğuya kadar yol almış barbarlığı görmemek nasıl mümkün olabilir? Nedense gün geçtikçe, Engin Ardıç okuyormuşum gibi bir hisse kapılır oldum.
yani şöyle de diyebiliriz;
Ne olurdu Engizisyon mahkemeleri kaldırılmasaydı?
Ne olurdu Dünya hala düz olsaydı?
Ne olurdu toplumlar değişmeseydi? Statükoların zorbalığına karşı çıkmasaydı, boyun eğseydi? Statükonun hiç bir temsiline dokunmasaydı? vs... (vah vah, Osmanlıda burjuva aydınlanma nasıl karşılanmış acaba? Bay A.Altan Osmanlı da yaşasaydı ne olurdu acaba? Fes giyerdi o kesin de, mesele o değil, burjuva aydınlanmanın idam ile cezalandırıldığı bir osmanlı'dan bahsediyoruz, ne yazabilirdi? bırakınız idam etsinler efenim demez miydi? Yesinler çok partili dayanağını! Aç tavuk rüyasında, kendisini darı ambarında sanırmış, dur ki sanki o dönemler, 2023! lere benziyor.)
Diğer tarafdan da geçmişe öykünerek yazı yazmak edebiyat alanına girer, siyaset ya da teorik metinler öykünme temeline dayandırılmamalı diye düşünüyorum.
İlgili yazıyı Karşı-devrimcilikde sınır tanımayan bir anlayışın yansımaları olarak değerlendiriyorum. Çünkü tüm bu ya da bu tür olumsuzluklar başka türlü ifade
edilebilirken, A.Altan toplumsal değişimin öyle-ya da böyle pratik sonuçlarına karşı çıkmaktadır... Biatını sadece sermayenin rengine göre belirleyen her anlayış eninde sonunda topluma yabancılaşıp, beyninde topluma yabancı bir dilden, iletişimden, topluma yabancı bir hayat biçiminden... ibaret, bir saray kurmak durumunda kalacaktır.
bir örnekle ele alalım,
Örneğin diyor ki alfabeleri değiştirdik!! oysa o alfabe zaten kılıç zoruyla değiştirilmiş bir alfabe idi?(sadece Türkler için mi geçerli, hayır tüm Anadolu halkları için üstelik!) Oysa bu din dahi yine tarihin feodal devrimleri sürecinde(evet bu söz irkitici olmalı, devrim geçiyor içinde), kılıç zoruyla, işgallerle, zorla kabul ettirilmedi mi?
Daha detaylı yazılabilir, geçerken, bu tarz götürü(toptan) yöntemleri bazıları(genelde liberaller) seviyor, çünkü içi boş olduğu halde, hem bıraktığı etki hem de getirdiği fayda bakımından önemli bir tarz haline geliyor. (zaten içerikde yoktur, dayanakda, amaç etki oluşturmaktır, sürü psikolojisidir, bilemediniz oy amacıdır(bu oy salt seçim oyu değil, onaylanma anlamındadır, bazı medyatik, striptizci-ilizyonist çevrelerde daim bir kaygıdır).
Şimdi eminim ki yazdığım yazının sonunda, bazı okurlar, önce bana bir yafta bulmaya çalışacaklardır.
Kimisi diyecek ki, A.Altan'ın yazısını beğenmemiş, kesin ulusalcıdır.
Kimisi, şu yazdıklarından çıkarttığım sonuç tek partici-dikdatör. (oysa ben nihai anlamda(en sonunda) partisizliği-devletsizliği (yerine toplumsal kurumları, özgür platformları, yerel örgütlenmeleri), savunuyorum)
Kimisi belki darbeci diyecektir...
Kimisi de yazıyı anlayamamış diyecektir(ben derdini anladım, içerik zaten yok)
Vs.vs.vs.vs.vs.vs
Siyasetin artık dansözlere taş çıkartığı, bunun adınıda demokrasi koyup, toplum karşısında striptiz yapanların borusunun öttüğü bir dünya da, bunca kirlenmenin ardında başka türlüsüde pek mümkün değildir diye düşünüyorum(tabi genelleme olarak yaklaşmıyorum, belirleyici olanın;; hem bu tarz yöntemlere ne düzeyde kapıldığı hemde kirlenmeden ne düzeyde etkilendiğimizdir diye düşünüyorum.)
Konulara ise daha sonra değinebiliriz.. AKP'nin ileri demokrasisinden(sivil faşizminden), o olmasaydı olmaz mıydı sorusuna, oradan sert yeşilimsilikden, ılıman yeşilimsi kuşağa, A.Altan gibilerin savunduğu ve ancak bu biçimde destek turları attığı
GBOP(genişletilmiş Büyük Ortadoğu projesi) denen şeyin, özünde neden bir FES'E, Alfabeye vs.vs MÜDAHALE olduğuna kadar..... Yani A.Altan ilhamını, feyzini, vesayetini yine dönüyor dolaşıyor, başkalarının hayatını, yine başkalarınının-üstelikde binlerce, milyonlarca insanın öldüğü, hayatının heba edildiği, dünya kimsenin malı değilken dahi b.okunu bile altın sayan birilerinin altın kasesi için, milyonlarca insanın heba edildiği-belirlediği bir dünyayı savunmakdan alıyor(Türkiye Temsilcisi AKP'ye bakınız), trajik mi? değil mi?!
Al fesini çal başına
Salla salla vur duvara