PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ABD Demokrasisi Petrol elde edilene kadardır.


spartacus
09-06-2011, 21:25
Kaynak (http://www.posta.com.tr/dunya/HaberDetay/Irak_ta_47_hakim_olduruldu.htm?ArticleID=75345)

Bu tür paylaşılan ülkelerde, pastadan(örneğin petrol) faydalandırılmayan güçlü ülkeler olduğunda, bir dolu paravan örgütle iç çatışmalar çıkartılıp, şantajvari yöntemlerle pastadan paylar istenebildiğini hiç duymuş muydunuz?

Ateyiz
21-06-2011, 10:52
Politikadan ve ekonomiden çok fazla anlamadığımı öncelikle belirteyim ve sonrasında kendimi sol'a daha yakın hissettiğimi ifade edeyim.

Ama beni sol'dan uzaklaştıran faktörler de var.Mesela sosyalizmi abd/israil düşmanlığına indirgeyen büyük bir "sol" kitle gerçeği.

Sol sırf abd/israil geniş olarak batı düşmanlığı yapmaktan,onlar her ne yaparsa şeytanın işi kabul etmekten mi ibaret ?

Tkp 'nin yayın organı solhaber'den örnek vereyim.Nedir bu sürekli kaddafi/esad yandaşlığı yapmak ? Filistin'i desteklemek ?

Filistinliler güçlense ve israili yok etse komuist düzen mi kuracak ? Esad,kaddafi suriye ve libya'nın melekleri mi ?

Ne diye diktatör ve gericileri sol destekliyor ya da destekliyor görünüyor ki ?

Astur
21-06-2011, 14:18
Yazdığının hiç mantığı yok spartacus. ABD'nin bizzat hedef aldığı terör suçlularının davalarına bakan hâkimlerin öldürülmesinden ABD'nin ne gibi bir çıkarı olabilir bir kere? Saldırıları kimin, ne amaçla yaptığına ilişkin bilgileri de bu linkten edinmediğin açık, herhalde vahiy geliyor sana.

marcos
21-06-2011, 19:18
ABD Suriye'ye neden demokrasi götürmüyor?

Astur
21-06-2011, 20:07
Bir 7-8 sene önce bugün Suriye'de olanlar olsa götürebilirlerdi. Şu anda Irak ve Afganistan'dan nasıl çekilebilirizin derdindeler.

marcos
21-06-2011, 23:34
Bir 7-8 sene önce bugün Suriye'de olanlar olsa götürebilirlerdi. Şu anda Irak ve Afganistan'dan nasıl çekilebilirizin derdindeler.

Libya müdahalesi 7-8 yıl önce olmadı günümüzde oldu.Irak ve Afganistan'dan nasıl çekiliriz diye düşünürken Libya'ya balıklama atladılar.Suriye'ye demokrasi götürülmeyişinin tek nedeni Suriye'de çıkarılan petrolün önem arzetmemesi.Suriye'nin petrol ülkesi olmayışı.

İşte Libya müdahalesinin gerekçesi.

“Askeri harekatın sebebi tıpkı Irak’ta olduğu gibi Libya’nın petrol kaynaklarını kontrol etmek. Libya petrollerinin yüzde 80’i isyanın çıktığı doğudaki Sirte Körfezi havzasında. Petrolün varil fiyatı 110 dolarken, Libya petrolünün çıkarılmasının maliyeti ise inanılmaz derecede düşük: sadece 1 dolar. Yani Libya petrolü 109 dolar kar sağlıyor. İşgal öncesi Libya’da faaliyet gösteren yabancı petrol şirketleri arasında bugün ülkeyi bombalayan Fransa’nın Total’i, İngiltere’nin BP’si, ABD’nin ExxonMobil’i ile Chevron geliyor. Ancak Çin Ulusal Petrol Şirketi CNPC de son zamanlarda ülkeye nüfuz etmeye başladı ve Libya petrolünün yüzde 11’i Çin’e pompalanmaya başladı.ABD ve Avrupa için kendi çıkar sahalarına bir “tecavüz” ve saldırının ardında yatan en önemli neden Çin’i dünyanın bu en karlı petrolünden uzaklaştırmak”. Profesör Michel Chossudovsky

Amaç demokrasi olsa Suriye'ye müdahale edilmesi gerekirdi Libya'ya değil.Suriye kanlı mezhep savaşlarının eşiğine gelmiş durumda.Petrol olmayınca kimsenin umrunda da olmuyor haliyle.

spartacus
22-06-2011, 00:53
Yazdığının hiç mantığı yok spartacus. ABD'nin bizzat hedef aldığı terör suçlularının davalarına bakan hâkimlerin öldürülmesinden ABD'nin ne gibi bir çıkarı olabilir bir kere? Saldırıları kimin, ne amaçla yaptığına ilişkin bilgileri de bu linkten edinmediğin açık, herhalde vahiy geliyor sana.

:)

nedenki Astur, öldürülen kitlelerden bahsetmiyorum(onlardan o kadar çok bahsettim ki), iyi oku, öldürülenler hakimler! Bir ülkede hakimler öldürülüyorsa nereye bakılması gerekir? ben mesajımda ABD'nin ölen hakimlerden çıkarı olduğunu yazmadım ki, hiç öyle bir imada dahi bulunmadım . heleki öldürenlerin kim olduklarını da işlemedim?! ABD'nin götüreceği demokrasi bu kadardır(aslında buraya kadardır) dedim. yani sen 3 satırlık yazımda nereden çıkardın o uydurulmuş söylemleri(genelde alıştım gerçi bu tarza ve yönteme)? Başlık bile bu biçimde: ABD Demokrasisi Petrol elde edilene kadardır. Kısaca ülkede istikrarında, demokrasinin de işlemediğinin bir göstergesidir bu.

Yaklaşık 1 ay önce de petrol konsorsiyumlarının Irak işgali öncesi yaptığı paylaşım toplantısını linklemiştim... yani o link de işin gerçeği, bu linkde ise ABD demokrasinin bunca zaman sonra dahi vardığı nokta dile getiriliyor...

neden bu bir göstergedir diyorum? öldürülenler-üstelikde seri biçimde- Hakimler olduğu için! (Kaç ülkede bu kadar kısa sürede öldürülmüş hakim var?)

Kısaca, ABD Irak'a demokrasi götürmedi, bu bir masaldı, hiç bir yere de götürmedi, götürmeyecek de, çünkü ABD'nin çıkarı uluslararası tekellerin kaderiyle birdir, gerçekten toplumların aydınlanması, demokratik sistemlere kavuşması ABD'nin çıkarlarına zıt bir durumdur, ipin ucu her daim ABD(donanımlı psikolojik harp ustası) vb lerinin elinde olmalıdır, tüm çabaları da bunun içindir... ABD ülkelere demokrasi götürüyor masalı, kara propagandadan ibarettir..

Şimdide ne Libya, ne Suriye nede BOP projesine ait olan hiç bir ülke(Ortadoğudan, Afganistana kadar olan hat, koridor) ABD eliyle demokratikleşmeyecek(Irak'a da benzeyebilirler), sadece çıkarları zedelememesi adına yeniden organize edilecek(sahte demokrasiyle, yani daha iyisini tercih etmek değil meselenin temeli, daha güvenli paylaşımı sağlayanı tercih etmektir), aynen çıkarlar uğruna geçmişde organize edilenlerin şimdi çatırdıyor olması gibi.

Evet, bir ülkede o kadar hakimin o kadar kısa süre içerisinde öldürülmesi çok garip değil mi? Üstelik bu ülke ABD'nin "demokrasi götürdüğü(!)" ve bu konuda da muzaffer olduğu bir ülke ise? Kısaca başlığın yeri de, anlamı da ortadadır, hatda diğer haberlerle de beslemek gerekir(tabi olur ilk fırsat da, "ABD Demokrasisi Petrol Elde Edilene Kadardır" sözü hem somut durumun tespitidir hem de konuya iyi bir başlık-başlangıç oldu...)

Astur
22-06-2011, 01:22
Libya müdahalesi 7-8 yıl önce olmadı günümüzde oldu.Irak ve Afganistan'dan nasıl çekiliriz diye düşünürken Libya'ya balıklama atladılar.Suriye'ye demokrasi götürülmeyişinin tek nedeni Suriye'de çıkarılan petrolün önem arzetmemesi.Suriye'nin petrol ülkesi olmayışı.

İşte Libya müdahalesinin gerekçesi.

“Askeri harekatın sebebi tıpkı Irak’ta olduğu gibi Libya’nın petrol kaynaklarını kontrol etmek. Libya petrollerinin yüzde 80’i isyanın çıktığı doğudaki Sirte Körfezi havzasında. Petrolün varil fiyatı 110 dolarken, Libya petrolünün çıkarılmasının maliyeti ise inanılmaz derecede düşük: sadece 1 dolar. Yani Libya petrolü 109 dolar kar sağlıyor. İşgal öncesi Libya’da faaliyet gösteren yabancı petrol şirketleri arasında bugün ülkeyi bombalayan Fransa’nın Total’i, İngiltere’nin BP’si, ABD’nin ExxonMobil’i ile Chevron geliyor. Ancak Çin Ulusal Petrol Şirketi CNPC de son zamanlarda ülkeye nüfuz etmeye başladı ve Libya petrolünün yüzde 11’i Çin’e pompalanmaya başladı.ABD ve Avrupa için kendi çıkar sahalarına bir “tecavüz” ve saldırının ardında yatan en önemli neden Çin’i dünyanın bu en karlı petrolünden uzaklaştırmak”. Profesör Michel Chossudovsky

Amaç demokrasi olsa Suriye'ye müdahale edilmesi gerekirdi Libya'ya değil.Suriye kanlı mezhep savaşlarının eşiğine gelmiş durumda.Petrol olmayınca kimsenin umrunda da olmuyor haliyle.

Libya'daki müdahalenin boyutu Irak ve Afganistan'daki müdahalelerden çok farklı. Denizden füze atmak başka, on binlerce asker ile bir ülkeyi işgal edip yeni kurumlar oluşturma çabası vs. başka.

Mesele petrolle ilişkili ama sadece petrol değil. Öncelikle Kaddafi yönetimi Batı'yla yakın ilişkileri olan bir yönetimdi. Petrolü de sorunsuz satardı. Ama baktılar Arap devrimleri başarılı oluyor, diğer ülkelerde Batı karşıtı birileri yer alsın istemeyip süreci kontrol etmek istediler. Yerleşik rejimleri destekleseler başarılı olan isyancılar Batı düşmanı olacaktı. Bahislerini devrimlerin yayılması ve başarılı olması üstüne oynadılar. Böylece yeni demokrasilerle ilişkiler istedikleri şekilde olacaktı.

Fransızlar da Libya'ya çok erken müdahale etti, öyle olunca ortamı Fransızlara bırakmak istemediler, NATO müdahalesine çevrildi olay.

Astur
22-06-2011, 01:26
:)
nedenki Astur, öldürülen kitlelerden bahsetmiyorum(onlardan o kadar çok bahsettim ki), iyi oku, öldürülenler hakimler! Bir ülkede hakimler öldürülüyorsa nereye bakılması gerekir? ben mesajımda ABD'nin ölen hakimlerden çıkarı olduğunu yazmadım ki, hiç öyle bir imada dahi bulunmadım . heleki öldürenlerin kim olduklarını da işlemedim?! ABD'nin götüreceği demokrasi bu kadardır(aslında buraya kadardır) dedim. yani sen 3 satırlık yazımda nereden çıkardın o uydurulmuş söylemleri(genelde alıştım gerçi bu tarza ve yönteme)? Başlık bile bu biçimde: ABD Demokrasisi Petrol elde edilene kadardır. Kısaca ülkede istikrarında, demokrasinin de işlemediğinin bir göstergesidir bu.


Yazdığın başlık ve verdiğin haberden farklı sonuçlar çıkabiliyor demek ki. Sen biraz şifreli konuşuyorsun bir de, sanıyorum çoğu insan benim gibi yorumlar, senin bu ölümlerden ABD'nin sorumlu olduğunu iddia ettiğini düşünürdü.

ABD zamanında Japonya'ya da demokrasi götürdü, onlarca yıldır da işliyor. Demek ki olayı etkileyen çok faktör var, mesele ABD'nin götürdüğü demokrasiden hayır gelmemesi değil. Böyle toptan açıklamalar, kurallar aramak yerine spesifik örnekleri ve bunlardaki neden sonuç ilişkilerini irdelemek gerekir derim.

Irak'ta da başarılı olamadıkları açık, Amerika'yı her sefer yeniden keşfetmeseniz de olur...

spartacus
22-06-2011, 02:19
Astur, yazımda şifreli bir şey yok, dediğin biçimde sonuçlar edinmemizi mümkün görmüyorum.

ABD hiç bir yere demokrasi falan götürmedi, bu kuru bir propaganda, yani asli olarak öyle bir amacı, stratejisi yok, ABD'nin en temel stratejisi psikolojik harptir ve bu stratejide herkes hedef gözetilir. Japonya ise ABD tarafından işgal edildi denebilir, japonya savaşda hem düşman hemde kaybetmiş bir ülkedir...

Böyle toptan açıklamalar, kurallar aramak yerine spesifik örnekleri ve bunlardaki neden sonuç ilişkilerini irdelemek gerekir derim.

Tamam ABD'nin demokrasi götürdüğüne dair, ABD güdümlü ve menşeili, kuru laf ve propaganda dışında ne gibi spesifik veriler var elimizde?! Olmayan spesifik veriye rağmen, aksine ABD vb lerinin ne demeye ne işler çevirdiği ise defalarca, binlerce araştırman belgesi vs, yazar, aydın tarafından defalarca kere defalarca gözler önüne serildi, üstelik bizlerde gözlerimizle görebildik... neden kıblemizi(ABD) değiştirmiyoruz? Birde böyle bakalım dünyaya...

Afganistan'da Taliban gerçeğinin ardında kim vardı? ABD. Daha sonra bölgesel çıkarları(!) ve üs gereği, yine Taliban'ın üzerine çöken kim oldu ABD, ne üzerine inşa etti bunu yine Taliban. Taliban'ı finanse eden kimdi ABD. Şimdi sözde değiştirmek, demokrasi götürmek için gerekçesi ne oldu Taliban... İşte defalarca kez gözler önüne serilmiş bir konu.. Hala ABD demokrasi götürüyor diyebiliyorsanız, sorun ne sizde, ne ABD de, Dünya nın kendisindedir, muhtemel ters dönüyor olmalı...

Neden sonuç ilişkileri yüzlerce kez işlendi, işlenmeye de devam ediyor. örneğin;

ABD Irak'da başarılı olamadı mı gerçekten? Olamadı ise neden haritaya bakmıyoruz? Petrol kaynakları uluslararası tekeller elinde, üstelik konsorsiyumların savaş-işgal öncesi öngördüğü biçimde elde edilmiş mi? edilmemiş mi? Edilmiş(bir farkla Rusya araya girmiş)... Bu durumda ABD vb leri Irak'da başarısız olmuştur diyemeyiz. kaldı ki Saddam rejimi de ABD, batılı güçler desteğiyle sağlanmıştı.

başlığın açılımı ne?

ABD Demokrasisi Petrol Elde Edilene Kadardır! Sen ne diyorsun, ABD Irak'dan çekilmeyi düşünüyor vs. petrol elde edilmiş işte, bende farklı bir şey demiyorum, işte bu başlığın ana mesajı bu

ABD Açısından Irak'ın demokratik olup, olmaması önemli değildir, önemli olan hali hazır kaynakların güvenliği sağlanmış mı sağlanmamış mı konusudur, bunu hangi yönetim biçimi belirlerse bu güçler onu tercih ederler. Çünkü ABD demokrasi götürüyor masalı, sadece bilinçsiz kitleyi kandırma ve yedeğine, desteğini alma adına düzenlenen bir sahte propagandadır, bir savaş taktiğidir. Bu kaynakların paylaşımı ve istikrarlı sürdürebilirliği güvenliği konusu netleşmediği sürece ABD tam anlamıyla asker çekmeyecektir. yer yer çekecektir elbet, fakat kademeyi, bu güvenliğin ne düzeyde oluştuğu belirleyecektir. ABD bu yüzden henüz çekilemiyor, çünkü kaynak paylaşımı meselesi, salt Irak ile ilgili değil, uluslararası bir sorundur. örneğin Irak petrolünde Rusya'nın payı, işgal öncesi öngörülmediği halde, petrol tekellerinin oluşturduğu konsorsiyumda Rusya olmadığı halde, işgal sonrası Rusya'da pay almıştır. Almıştır çünkü Rusya'ya karşı, Gürcü, Çeçen, Afaganistan kozunu oynayan ABD-İngiltere, Irak'da zayıf bir konumda yakalanmıştır... Irak'da siyasal istikrarında temelinde, paylaşım savaşlarının durulması, yada uluslararası ölçekte sömürgeci büyük devletlerin ihtiyaçlarının doğrultusu yatıyor.

Siyasal yorumun ne olduğunu bilmek gerekiyor. ABD Demokrasi götürüyor demek o kadar kuru bir laftır ki, hiç bir spesifik verisi olmadığı halde dahi anlamsızca savunulabiliyor.

Şu konsorsiyumların paylaşım meselesi ile ilgili linkide bu başlığa ekleyecektim, sonraki mesajlarda eklemeyi düşünüyorum ve aslında bu yorumları önce onu ekleyip sonra yapacaktım...

spartacus
22-06-2011, 03:06
Irak Savaşı Öncesi(1 yıl önceden!) Petrol Şirketleri Irak'ı Paylaşım.. (http://www.hurriyet.com.tr/planet/17583953.asp)
Diğer Kaynak ve Son Paragraf (http://dunya.milliyet.com.tr/isgal-oncesi-petrol-pazarligi-belgelendi/dunya/dunyadetay/20.04.2011/1379948/default.htm)
Diğeri, son paragraflarda BP nin söylemlerine dikkat. (http://ekonomi.milliyet.com.tr/petrol-devleriyle-isgal-pazarligi/ekonomi/ekonomidetay/19.04.2011/1379747/default.htm)

Ayrıca ilk kaynak da aşağılarda tabloda, Rusya ve Çin varlığına dikkat edelim...

Bir Örnek... (http://www.stargazete.com/politika/nijerya-yi-shell-yonetiyor-haber-314936.htm)

Irakda başarılı olunmuştur diye düşünüyorum, başarısızlık ise uluslararası tekellerin pay konusunda umduklarını alamadıkları ve aslında çekiştikleri konusudur. Rusya, Çin nereden çıktı? Oysa BP de SHELL'de bu durumdan hiç hoşnut değil ve Irak'da sağlanamayan istikrarın altında petrol paylaşımı konusunda yaşanmış çekişmeleri de eklemek(üstelik en başa) gerekir diye düşünüyorum.

Kısaca ABD Irak'dan aslında çekilebilir çünkü Petrol uluslararası tekellere açılmış ve savaş artık tekeller arası pay kapma(ekonomik açıyla demek istiyorum) savaşına dönmüştür. (gerçi batının çıkarları tam perçinlenemedi)

Geriye ise 7,5 yılda öldürülmüş 47 hakim ve onca iç çatışma meselesi kalıyor, yani koca bir ülkeyi altdan üste talan edebilen güçlerin, nasıl oluyorsa kuramadığı demokrasi sorunu kalıyor. tabi birde Saddam'a hiç olmazsa ölmeden önce daha kitlesel biçimde, suya sabuna dokunmadan nasıl insan öldürüleceği dersi de, öncekilerin yanında son kez verilmiş oldu. Çünkü Saddam ne ABD kadar nede yandaşları kadar başarılı değildi bu konuda ve hiç bir zamanda olamayacak. (Şehirleri bırakalım, çöllerin bombalanmasını da geçsek dahi, sırf Ambargonun bilançosu dahi 1 milyon çoğunluğu bebek-çocuk ölü ve fazlasıyla da sakat kalmalardır. ABD bu savaşı en az ekonomik kayıpla ve daha kısa sürede böyle kazandı)

Astur
22-06-2011, 03:49
Astur, yazımda şifreli bir şey yok, dediğin biçimde sonuçlar edinmemizi mümkün görmüyorum.

ABD hiç bir yere demokrasi falan götürmedi, bu kuru bir propaganda, yani asli olarak öyle bir amacı, stratejisi yok, ABD'nin en temel stratejisi psikolojik harptir ve bu stratejide herkes hedef gözetilir. Japonya ise ABD tarafından işgal edildi denebilir, japonya savaşda hem düşman hemde kaybetmiş bir ülkedir...


Yahu kim diyor zaten ABD gerçekten de Irak'a demokrasi götürmek için gitti diye? Don Kişot misali yel değirmenlerine savaş açıyorsunuz.

ABD'nin psikolojik harp şeklinde temel bir stratejisi olduğu iddiasına da ne desem bilemedim.

Japonya da evet ABD tarafından işgal edildi 2. Dünya Savaşı sonrasında, ama sonra ABD-Japon ilişkileri büyük ölçüde iyi ve yakın olmuştur. Japonya onlarca yıldır iyi işleyen bir liberal demokrasidir. Dünyanın en büyük ekonomilerinden biridir, vatandaşlarının yaşam standardı oldukça yüksektir. ABD askerleri hâlâ Japonya'da ve de bu konu zaman zaman tartışmalı hâle geliyor. Ama diyorum işte, farklı dönemler, farklı ülkeler, tek tek incelemek lazım. Temel açıklamalar, kurallar aramayalım diye boşuna demiyorum işte. Sen de o cümlemin üstüne ABD'nin temel stratejisini açıklıyorsun tabii...

spartacus
22-06-2011, 12:56
Sevgili Astur

Yahu kim diyor zaten ABD gerçekten de Irak'a demokrasi götürmek için gitti diye? Don Kişot misali yel değirmenlerine savaş açıyorsunuz.

Kim mi diyor? Ben uydurmuyorum sonuçda :) İlk defa mı duydun? Irak'a demokrasi getireceğiz diye başlamıştı işgal. ben zaten yazımda ortada böyle bir propagandanın varlığından bahsetmiştim ve önemli olan kimin dediği değil, böylesine propagandaların varlığıdır demiştim. Yani çıkış noktam kişiler değil.

Bırakalım bu propagandanın zaten merkezinde ABD'nin ve batılı ülkelerin yer yer varlığını ve yer yer borazancı medyanın, bazı çevreler(ki liberallerde içinde) dün demokrasi götürüyor derken şimdi işi Saddam diktatörü lafzına çevirdiler(10 yıldır aynı gerekçe). sürekli sahte propagandayı bu biçimde dillendiriyorlar. Ama, ama, ama Saddam diktatörü diyenler kimler? (http://www.guvenhaber.com/index.asp?haber=2814) Dün Afganistan, Irak da oynayan film ne ise, Ortadoğunun tümünde aynı film gündemde, mesele bazı kişiler ve diktatörler mi gerçekten? değil; olsa 20 yıl önce sorun edilmeliydi. Dün değil bu gün, tek kişinin karar verdiği ülkelerde yer altı kaynaklarının sömürüsü güvencede olamıyor ve dahi paylaştırılamıyor. mesele sadece o kaynakların öncelikle kimlerin eline geçeceği paylaşımı meselesi ve sonrasında ise güvenliğinin ve sürdürülebilirliğin nasıl sağlanacağı meselesidir(Fransa az mı zıpladı Libya üstünde).
Evvelde ise tam aksine tek adam iktidarını ve iktidarın demir yumruğunun sağladığı güvenliği isteyende, organizasyonların finansörlüğünü yapan da ABD vb idi, dönem ve koşullar değiştikçe, demek ki bazı şeylerde değişmeliymiş. GBOP Bunun için var, o stratejik yaklaşımın yeni açılımı. 2. Dünya savaşlarında da evvelinde de var olan Starteji değişmedi, yöntemler değişiyor sadece. Bu halde arka planda yatan asıl stratejiyi saklamak, ya demokrasi götüreceğiz, ya da A diktatörü amaaa diye yapılacaktır. Türkiye'de 12 eylül öncesi darbe hazırlığı dönemleri gibi istikrarsızlık ortamı lazım, yoksa yaratılmalı=psikolojik harp yöntemlerinden birisidir ve bu yöntemde amaç birilerinin birisini öldürmesi değil, kamuoyunda meşruiyet kazandırılması faaliyetidir. psikolojik Harbin ne olduğu sanırım bilinmiyor, bu harbin asıl hedefi kamuoyudur, kitlelerdir. Korku toplumu dahi psikolojik harp kaynaklıdır...

Kısaca hala, ABD Saddam rejimini devirmek için girdi, çünkü Saddam diktatördü denmiyor mu?(oysa Saddam rejiminin en büyük destekçisi ve evveli finansörü yine ABD ve yandaşlarıydı, aynen Taliban taktiği işletildi orada da! Saddam'a ise oyun oynayanlar, Kuveyt üzerinden bilinçli bir taktik geliştirenler yine batılı ülkelerdi! Savaş döneminde bazı petrol kuyularının Kuveyt tarafından işletildiği ve Kuveyt'in sürekli manipülasyonlarına maruz kaldığı gerekçesi ile Irak meseleyi BM ye taşıyor, gerekirse yaptırım vs isteniyor, hatda gerekirse işgal edeceğini dile getiriyor. Batının cevabı ne? Bizi ilgilendirmez!(Yani asıl diplomasi, Saddam Kuveyt'e girse de bize de Irak'a savaş açma yolu açılsa, uzun boylu uğraşmasak derdinde) öylede oluyor ve kandırılmış Saddam kendi ipini çekiyor)

Tabi, tamamen yüzeysel ve tepeden yapılan tespitlere karşı, burada yaptığım yorum ve tespitlerin altında yatan tüm nedenleri-birikimi sunma şansım yok, yani söylediğim ve dile getirdiğim yorumlarımı ve sayfalarca açıklama zorunluluğum yok(beni bu tarz detaylara kadar zorlayanlar, kendileri gerçekden dişe dokunur, ele gelir, tespit yapabileceğimiz kadar dahi 2 kelime edemiyorlar oysa).

Gördüğüm tüm diğer tek-düze kuru propaganda mağdurlarını bir yana bırakırsak, liberallerin ABD vb işgalleri bir biçimde haklı-meşru kılma kaygısı taşıdığı -genelde sistem adına mesai harcadıkları asıl alan; meşruiyet edindirme alanıdır- ve 2 ülkeyi örnek verdiğidir, kral elbisesi giydiğidir(şu meşhur kral çıplak elbisesi). Birisi Japon'yadır, diğeri Almanya... Oysa konunun merkezi sahte propaganda değildir, bunun sahte bir propaganda olduğu zaten ifade ediliyor. Yani Don Kişot olmamız için bu tarz propagandaların olmaması gerekirdi, ama envai çeşit biçimde ve dozajda sürdürülüyor işte, Japonya örneğide bunun için veriliyor ve aslında deniyor, ABD Irak'da başarılı olamadı, olsa idi zaten demokraside başarılı olunacaktı denmeye getiriliyor. Don Kişotlar görüyorum :) Irak'da olmadı ama Libya'da olabilir mi denmek isteniyor? neden bu bir kandırmaca olmasın?... Örneğin Japonya örneğini bu başlıkda verenimiz yok mu?


ABD zamanında Japonya'ya da demokrasi götürdü, onlarca yıldır da işliyor. Demek ki olayı etkileyen çok faktör var, mesele ABD'nin götürdüğü demokrasiden hayır gelmemesi değil. Böyle toptan açıklamalar, kurallar aramak yerine spesifik örnekleri ve bunlardaki neden sonuç ilişkilerini irdelemek gerekir derim.

Irak'ta da başarılı olamadıkları açık, Amerika'yı her sefer yeniden keşfetmeseniz de olur...

Oysa Almanya ya da bir Japonya, uluslararası arenada evveliyatı köklü olan herhangi bir özel-tüm paylaşım stratejisine tabi ülkeler değillerdi. İki ülkede Dünya savaşı yenilgisi yaşamış ülkedir, yani bu ülkelerin şekillenmesinin yegane nedeni savaş yenilgisi sonrası ABD vb. lerinin askeri varlığı değildir, demokrasi falanda götürülmesi gibi bir gerekçe yoktur, zaten o ülkeler adına bu saçmadır. Almanya'da, Japonya'da özünde savaş öncesinin güçlü 2 ülkesidir ve bu ülkeler emperyalist ülkelerdir. Japonya daha 1917 lerde dahi Rusyaya kadar askeri nüfuz oluşturan bir ülkedir, 2. Dünya savaşı dönemlerinde ise güç durumu farklı değildir. Almanya ise zaten herkesin malumu. Nasıl oluyorda, bu iki ülke ile, emperyalistlerin güdümünde yıllardır sömürü ve 3. Dünya ülkesi olan Irak bir tutulabiliyor? ya da bir Afganistan, Pakistan, Libya, Mısır vs. ABD olmasa bu ülkeler hiç gelişmeyecek mi? Kapitalizmle sadece batı mı tanıştı. Bu ülkelerde elbetde aşılan feodal yapı sonrası gelişeceklerdir. ABD gibi ülkelerin varlığı bu ülkeleri geliştirici değil aksine ebedi çıkarları gereği frenleyici, engelleyici rol oynamıştır, işi budur ve 2. Dünya savaşı sonrası buna benzer ülkelerde ABD ya da başka batılı ülkelerin sürekli darbeler eliyle iktidarları bir kişide toplamak suretiyle(demir yumruk) bu ülkelerin gelişimi en ideal yollarla engellenmiştir, ülkelerin gelişmemesi ABD gibi ülkelerin sigortası durumundadır ve sigortalar atmamalı.

Şimdi ABD bir savaşa girse ve A devleti savaşı kazansa, anlaşmalar yapıldıktan sonra A ülkesi belirli bir askeri gücünü ABD'de konuşlandırsa, şunu mu demeliyiz? A devleti ABD ye demokrasi götürdü!? Tıkır, tıkır tıkır işliyor. Bu hem meselelere aşırı yüzeysel yaklaştığımızı, arka plan kavrayışımızın olmadığını hem de tepedenliğimizi gösterir, başka bir şeyi değil..

Psikolojik Harp ilk defa mı duyuluyor?. Tamam konuda ona da yer yer değinebiliriz(ama hemen şimdi değil)

ozgur_beyin
22-06-2011, 23:37
arkadaşlar anadoluda bir laf vardır bilirsiniz . ben edeplisini yazıyorum edepsizini zaten biliyorsunuzdur amerikada öyle yapıyor
kimse binmediği eşşeğin önüne ot koymaz. nasıl anlatırsanız anlatın amerikada böyle yapıyor.ama sonunda bindiği yetmiyormuş gibi otun parasınıda o bindiği milletten alıyor

spartacus
23-06-2011, 04:20
Bir ara 1990 lardan bu güne estirilen ve aslında dönem, dönem değişen Amerikan Liberalizmi propagandalarının da şöyle madde, madde* hem ne kadar anti-bilimsel olduklarını hemde politik anlamda olduğu kadar, mantıksal açıdan da ne kadar saçma olduklarına değinmeli diye düşünüyorum. Bunu düşünürken de aklıma gelen şu ABD tarafından demokratikleştirilmiş olan(!) somut bir örneği daha, sadece ülkenin adını vererek dile getirmiş olayım...

Kuveyt...


* Tarihin sonunu ilan eden(bilimsellik düşmanı), tarihe kapanış parantezi atacak denli bunamış, ortaçağ statükosuna evrilen, tüm enerjisini artık dünya da farklı görüş ve toplumsal aydınlanmaları, alternatifsel düşünceleri bastırmaya, başkalaştırmaya, envai çeşit çapsızlaştırma ve daim tepeden-yüzeyden bakan, işine gelmez her düşünceyi işine geldiğince evirip, çeviren-anlamsızlaştıran-gereksizleştiren(en temel kaabiliyet), bir yerde A derken diğer yanda B diyebilen tutarsız, omurgasız, sorumsuz, toplumları alıklaştırmaya, obezleştirmeye, a-politikleştirmeye, ne verirsem onu çalsınlar hedefine adayan Amerikan liberalizminin de, serbest piyasa ekonomisi propagandasının da özünde ne olduğu, nelere karşılık gelebileceği-hayalperestliği-, sanayi devrimlerini yapmamış ve bağımlı pazar ülkelerin serbest piyasaya geçiş önceliklerinin altında nelerin yattığı; emperyalist ülkeler için dikensiz gül bahçesi! her şeyini satan(örn: özelleştirme) ve birileri için bahçede diken-engel oluşturmayacak olan bahçe(daimi düzlenmiş pazar ülke),,, demokrasi, eşitlik ve özgürlük gibi meselelerin özünün, piyasa değil, sosyo-politik mesele olduğu, yine piyasanın-ekonominin tek başına hiç bir anlam içermediği, politikadan yalıtılamayacak biçimiyle ekonomi-politik bir mesele olduğu, yine özünde serbestliğin bir perde olduğu, kumandasız bir düzen söyleminin tekellerce anlaşılır yönünün, kendi kuralını kendisi koyan bir düzen diyebileceğimiz, özünde kuralları uluslararası tekellerin-markaların, ne pahasına olursa olsun(bomba ise bomba) koyduğu biçimiyle de bağımsız ve serbestlik içermediğine de değinmek gerekiyor. Gerekiyor çünkü her seferinde 2 kelime, bir slogan tarzında öne sürülen bu 2-3, iki kelimelik maddeler, arka planda çok daha geniş ve örtülenmiş, aynen ama, ama, ama Saddam bir diktatördü! (http://www.trt.net.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=0a2c5922-1b5e-484e-a872-263a7638746b) gibi ilizyonist söylemler gibi, başka anlamlar içeriyorlar, bunları açığa da çıkartmak gerekir. Eni-sonu insanında bir sosyal varlık olduğu gerçeğine inmemiz gerekiyor ve aslında üretimin de, piyasanın de en temel öznesinin sosyal varlık olduğunun da altının kalınca çizilmesi gerekiyor... Saddam bir dikatatördü söylemi başkadır, 10 Saddam'ın yapamayacağını ABD merkezli bir işgal-yağma ile kısa sürede başarmak başka!! Sorun birisinin diktatör olması sorunu değildir, olsa bile bu mesele iç-toplumsal bir temelde çözülebilir...

Üstdeki linkle (http://www.trt.net.tr/Haber/HaberDetay.aspx?HaberKodu=0a2c5922-1b5e-484e-a872-263a7638746b)sanırım (çok uğraşmadım açıkcası) Bir önceki yazımda uluslarası diplomasinin ABD vb kısmıyla ilgili paragrafıma da bir örnek vermiş oldum... (Diplomasinin BM ayağı da o dönemler fazlasıyla yazılıp çizilmişti)

spartacus
24-06-2011, 23:25
Konu başlığıyla uyum içinde, alt başlıklardan başlarsam;

1.) Amerikan Liberalizmi, ideolojisi, Serbest Piyasa Söylemi ve Bireysel Özgürlük ile Demokrasinin Uyumsuzluğu-çelişkisi(karşıtlığı)
Bireysel Özgürlük-eşitlik çelişkisi ve özünde Bireysel Özgürlüğün ayrıcalıklı olmak(private) kavranışı, eşitliğin, ayrıcalıklı konumu ortadan kaldırması gerekçesiyle hor görülmesi...

2.) Amerikan Liberalizmi ile Avrupa Liberalizmi Arasındaki temel farklar(modernite dönemi dahil edilecek) ve Amerikan ideolojisinde Eşitlik(ve Demokrasi) Karşıtlığının Temeli.



1.)
Bir çok yerde emperyalizm kavramı ile karşılaşırız ve bu kavramı çoğunlukla birleşik bir biçimde, Amerikan Emperyalizmi ya da ABD Emperyalizmi olarak okuruz....

Daha önce bir kaç başlık da açıklık getirmeye çalışmıştım, fakat ilgili başlık konuyla direk bağıntı içermediği için yarım kalmıştı. Emperyalizm demek, sadece (çok sık kullanılır biçimiyle) herhangi bir devletin, ulusun ya da kesimin, diğer devlet ya da uluslar üzerinde ki tahakkümü değil, özünde sermaye birikiminin bir sonucudur. Yani emperyalizmin temelini maddi çıkar temsil eder. Sermaye ve maddi çıkarın, ulusu, devleti ya da dini, mezhebi gibi bir ayrımı olamaz. Bu nokta da Amerikan ideolojisi kadar devleti'de(bu bir araçtır) sermayenin hizmetinde bir araç konumundadır. haliyle emperyalizm dediğimizde Amerikan ideolojisinden ya da devletinden bahsediyorsak, bu emperyalizme hizmet temeliyle, ya da sermaye birikiminin merkez-i adlandırma biçimiyle siyasal bir belirlenimdir, bu anlamda emperyalist kelimesinin tarihsel gelişimiyle de uyumlu bağını kurmuş oluruz. yani ABD ideolojisi, devleti emperyalisttir, emperyalizmin kendisi değil...

Kaba ve anlaşılır gidersek; bir yerde sermaye birikimi varsa, o birikim önce kendi sınırları ötesine, sonra ise sınırlar ötesine taşma-aşma eğilimi sergileyecektir. yani yine kabaca ürünlerin olabildiğince geniş bir pazar sahasında pazarlanması, doğru orantılı olarak üretimin ve bağıl karın artmasını, diğer tarafdan da pazar bağımlılığı(eski biçimiyle kölelik-sömürgecilik terimi) koşullarının sağlanmasını koşullayacaktır, bu durum doğru orantılı olarak yine sermaye birikimini koşullayacaktır(yani birbirini tekrar, tekrar var eden bir süreç). Sınır öteliği, sınırlar ötesi kaynak(yeraltı, yer üstü, iş gücü, tüketim gücü vs) kullanımı, sömürüsü ile bütünleştirirsek, emperyalizmin ne olduğunu da ve bu sürecin daim ve sürdürülebilir işletimini de(ekonomik güç, ideoloji, devlet, politik ve askeri güç, medya) kabaca ifade etmiş oluruz... Konuda bir kaç yazı evvel, şu linki vermiştim; Irak Savaşı Öncesi(1 yıl önceden!) Petrol Şirketlerinin Irak'ı Paylaşımı (http://www.hurriyet.com.tr/planet/17583953.asp).. şimdi bu veriler ışığında, emperyalizm nerede? emperyalistler ne yapar? Üzerinde düşünebiliriz... örneğin Irak'ın emperyalistlerce(sanırım bu kelime rayına oturdu) işgalini düşünelim, bu askeri bir operasyon ve devletler müdahalesini içeriyordu, oysa verdiğim link tam da sermayenin maddi çıkarlarını temsil ediyor!, bu çıkarların yerine getirilmesi işini ise ABD vb devletler, askeri güç, ideolojiler(sermaye ideolojisi, Amerikan ve Avrupa Liberalizmi), bu ideolojilerin sürdürdüğü propagandif materyaller(etkili yalan, yanılsama, gerekçe, meşruiyet, kılıf üretme mekanizması), medya, yayın araçları, politik faaliyetler ve tabi ilk mesajlar da dile getirdiğim psikolojik Harp biçimleri..... Bu durum bir nebzede olsa bu başlığın da arka planını aydınlığa kavuşturuyor diye düşünüyorum.

ABD Irak da kesinlikle başarılı olmuştur ve ölçütümüz petrolün uluslararası tekeller elinde paylaşımı ve tabi ülkede politik çehrenin değiştirilmiş olmasıdır. Amerika hiç bir ülkeye maddi çıkarlar gereği(ki bunun hizmetinde!) demokrasi götürmez, buna daha sonraki yazılarda açıklık getireceğim, çünkü Amerikan ideolojisi, Amerikan Liberalizmi demokrasi karşıtıdır*, o eşitliği hor görür ve Amerikan Liberalizmi özgürlükten çok 300 yıl boyunca HÜR Amerika üzerinde şekillenmiştir, çünkü Amerikan Liberalizminde toplum hür olanlar ve olmayanlar biçiminde algılanmış** ve eşitlik ikisi arasındaki ayrımı dolayısıyla bireysel özgürlüğü(AYRICALIKLI OLMA DURUMU, anladıkları da budur) yok eden etken olarak görülmüştür ve eşitliğin koşullarını yaratan demokrasiye karşıt bir duruş sergilemişlerdir. Bir taraf da hür, diğer taraf da hür olmayan olmadığı müddetçe, ayrıcalıklı durum nasıl oluşabilirdi?! Kapitalizm ile demokrasi bağdaşan değil, özünde çatışan iki kavramdır..

*Demokrasi ayrıcalıklı olma durumu ile bağdaşmaz aksine çatışır. Bu noktalara sonraki süreçlerde genişledikçe geleceğim.
** Hür olmayanlar; yerliler(kızıl suratlar), ulusötesi toplumlar(bizlerde bir parçasıyız), zenciler vb! Avrupa da kölelik insani bir değer(ahlak da diyelim) olarak kaldırıldığı halde, ABD de bu süreç bir, iki Yüzyıl daha sürmüş ve üstelik ABD bunu insani bir değer olmak yönüyle değil, sermayenin çıkarı temelinde(sosyo-politik tepkiler, üretim ve iş gücü) işlevsel görmüştür. Yine ideolojik ve medya aygıtlarıyla jenosid(soykırım) uzun yıllar meşru gösterilmiştir. Dolaylı, dolaysız yöntemlerle, Amerikan resmi okullarında, medya da, politik alanlar da, filmlerinde, kötü yerli, iyi kovboy, kötü zenci iyi beyaz vb, hala da günceldir! PC oyunlarında dahi bunu görebiliriz, hür olmayanlar(ki kötü gösterilirler) ölümü hakedebilirler inancını işlemeye devam ediyorlar, o yüzden Irak'da 21. yüzyılda emperyalist soykırımla(!) ölen onca insanın hesabını tutmak, bunca kirliliğin içerisinde sesi, soluğu pek duyulamayan aydın ve sisteme muhalif kesimlere kalıyor ve Liberalizmin kıvrak dili duyulan sesi de etkisizleştirme de etken bir rol oynayabiliyor...

Not: Amacım ifadelerde kullandığım kavramları, kelimeleri tek, tek enine boyuna tartışmak değil, konu başlığıyla uyumlu yönüyle, doğrultusal bir biçimde kabaca irdelemektir...

(...)

spartacus
25-06-2011, 00:16
yani ABD ideolojisi, devleti emperyalisttir, emperyalizmin kendisi değil... demiştim, kısaca emperyalizm işleyişdir. İşleyişler ise bir yerde anlam kazanır-> Sistem.

http://www.bbc.co.uk/turkish/indepth/story/2008/12/081231_amin.shtml

'Krizin nedeni, dünya ekonomisini elinde tutan oligopollerin finans piyasasındaki aşırı kârı.'

spartacus
26-06-2011, 13:21
Tarihsel bir-kaç örnekle sermaye birikimi ile savaş bağı üzerinden gidelim(çünkü savaşlardan bahsediyorsak, hiç olmazsa kabaca da olsa köken, temel, savaşları üreten faktörü de belirtmek gerekir)..

Eski Dünya açısından Servet Birikimi olarak tanımlayabileceğimiz bir kavram vardır. yani bu mal ve mülk diyebileceğimiz bir servet birikimi olmakla birlikte, temelini tarım(toprak) mülkiyetinden alır. Ne kadar geniş arazilere sahip olunursa(dolayısıyla üzerindeki nüfus da), güç ve iktidar o denli geniş alana yayılır, ne kadar sınırlar ötesine hükmedilir ve çevre iktidara bağlanırsa beylikler, devletlere, devletler, imparatorluklara o düzeyde yaklaşır . tabi beraberinde o dönemin siyasal çehresi, zemini(aracı) diyebileceğimiz dinler ve siyasal parti durumunda ki mezhepler ve tarikatlarda, o düzeyde yayılır ve ya birbirlerini ezerler

Önce basit bir örnek; Abbasiler'in 1.000 li yılları istikrarsızlık dönemlerine sahne olmuş. Kanlı mezhep(ki bu bir gerekçedir, bir araçtır, üzerinde oynanan siyasi biçimdir, temsildir) savaşları, servet ve iktidar-güç savaşlarına sahne olmaktadır. Abbasi halifesi Mustakfi, Bağdat'ı fetheden Büveyhilere(Şii mezhebi) taviz vermiş olduğu halde, yüksek mevki verdiği Büveyhilerin lideri tarafından gözleri oyulmuş, yeni bir kukla halife atanmıştı! Abbasilerin boyunduruk altında geçen(ki bu dönemde bölge kana bulanmış) 100 yıldan sonra, dönemin halifesi Tuğrul Bey'e(Selçuklu) sığınmış, Tuğrul Bey Bağdat'ı almış ve halifelik makamı geri iade edilmiş. Büveyhilerin halifesi ise, zindana gönderilmiş... Bu süreç de kısa sürmüş, bu sefer de Tuğrul Bey kendi kardeşi ile savaşmaktadır ve Bağdat Fatimiler'in eline geçmiş........

Her daim savaşların olduğu, savaşların altında yatan gerçeğin ise nihayetinde servet birikimi-güvenliği, mal, mülk(tabiki şöhret) olduğunu görüyoruz. (ABD'nin vb kapitalist ülkelerin yaptığı savaşların benzerleri o kadar çok ki, o gün değil belki, ama bu günün tarihiyle açığa çıkan belgeler savaşların nedenleri, savaş oyunları konusunda dudak uçuklatan cinstendir)

Bir diğer hikayemizde Bizans üzerinedir. feodal Dünya'da devletler Allah, Tanrı yönetimi olarak dayatılır. Yani devlet de, kurumları da, Servet Sahipleri de, dolayısıyla güç ve iktidarda kutsaldır(dine dayalıdır, teokratiktir), yani insanlık dışıdır.Kutsalın gücünü eline alan ne derse buyruktur, isterse insanlığın yüz karası olsun kutsaldır. İnsanın muhalefet etme hakkı yoktur, kim ki muhalefete durur cezası işkenceli yaralamalar, işkenceli ölümler, toplu katliamlar ve yağmadır, çünkü muhalefet demek başkaldırı demektir, isterse fikri düzeyde olsun.. Avrupa siyasete(dine) uygun olarak Doğunun zenginlikleri, serveti, tarihsel arka plan olarak da kutsal topraklar, bir zamanların hakim coğrafyalarını tekrar kazanmak adına Doğuya Haçlı Seferleri düzenlemiştir. Avrupa da siyasi çehreyi belirleyen ise Papalık kurumudur.
Şimdi ilk paragrafdaki örneğin Bizans benzerine bakalım. IV. Haçlı Seferi yine her zaman ki gibi Kudüs üzerine yapılmış olup, konaklama yerlerinden bir tanesi de İstanbul'dur. Konaklama yapmak için İstanbul'a gelen IV.haçlı orduları, konaklamak yerine İstanbul'u feth etmişlerdir. üzerlerin de Haçlı işaretleri olan askerler, haçlı bayrakları altında, İstanbul'u yağmalamış, yerle bir etmiş, kiliseleri dahi yağmalamıştır.(İsa'nın çarmıh da başına geçirilen dikenli taç da Ayasofya'dan yağmalananlar arasında.) İşte IV.Haçlı seferi... Bizans yönetimi düşürülmüş, yeni bir İktidar kurulmuş I.Theodoros İznik'e kaçmış.. Bu olaylar 13. Yüzyılda geçmektedir (http://tr.wikipedia.org/wiki/Do%C4%9Fu_Roma_%C4%B0mparatorlu%C4%9Fu#Ha.C3.A7l.C 4.B1_Seferleri_.281081-1204.29), Osmanlı'nın bir beylikden devlet olma yolunun kapısını açan anahtar ise Bizans olmuştur, bu sayede Bizans bir süre daha Avrupalı yağmacılardan korunmuş(Osmanlıyı Trakya'ya taşımak) ve kendi iç istikrarsızlık koşullarında(taht kavgaları vs) bir süre daha var olmayı başarmıştır...

Neyse Kudüs'ü kurtarmak için yola çıkan Haçlılar (http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=352698), İstanbul'u fethedip(misafir ev sahibini, malını, mülkünü), yağmalayıp(kısa yoldan edinilen yağma, zenginik) dönebilmişlerdir.

Buraya binlerce örnek vermek mümkündür, yalnız tüm savaşlardan yaptığımız genellemelerin sonucunda ulaşıyoruz ki, eski dünya servet birikimi üzerine kurulu idi... Yeni dünya bu yönüyle ne üzerine kurulu peki? yeni dünya Tarım değil Endüstri toplumu olmuştur, dolayısıyla tarım gelirleri ve ürünlerinin yerini, tarımı da kapsamakla birlikde(*), endüstriyel üretim(ilk haliyle manifaktür) ve meta(ticaret malı) almıştır. Yani Servet Birikimi, yerini Sermaye Birikimine bırakmış, servet savaşları yerini Sermaye Savaşlarına(ve dünya sermayedarların paylaşım savaşları alanına) bırakmış, o çağın siyaseti olan dinler, mezheplerin boşluğu ise İdeolojilerle, topluma yabancı, topluma kapalı ve onlar adına karar verme yetisine sahip(kutsallar ya!), sermaye sahipleri, kısaca siyaseti de sermayenin ya da etkin araçlarının belirlediği siyasete bırakmıştır...

Amerikan ideolojisi ve liberalizmi(laik değildir!, kuruluşun da dahi "Vaad edilen Toprak" zırvalığı, fundamentalizm vardır, teokratik unsurlar içerir, anti-demokratik, anti-sosyal, anti-toplumsaldır), Avrupa Liberalizminden demokrasi gibi din konusunda da özünde kökten ayrışır. Avrupa Liberalizmi ise ikinci dünya savaşından sonra ABD güdümüne girdiği ve gittikçe ona benzeyen(anlamlı bir direniş, duruş sergileyen yok) ve sürecin devamıyla Avrupa, ABD güdümünde, ya da ideolojiyle bütünleşmiş, ona benzemiş de denebilir bir kıtaya dönüşecek.

Eski Dünyada savaşların temelinde servet Birikimi yatıyor, peki yeni Dünya da, yani bu gün ki savaşların temelinde yatan ne? Emperyalizminde temelinde duran faktör olarak ifade ettiğim, Sermaye Birikimidir(servet birikimini de içine alır, doğurur ve kendisini sürekli yeniden üretir) ve bu gün envai çeşit oryantalizmle, dil ve görüntü kıvraklığı, taraflı malzeme zenginliğiyle savaşlardan yana olmak demek, dün İstanbul'u yağmalayan haçlılarla aynı minvalde buluşmak, sistemlere, ideolojilere onların her türlü gerekçesine(din, mezhep, rejim->kutsallarına vs), durmaksızın savaşları örgütleyecek olan sermaye birikimine(beraberinde yoksullaşmanın temeli)destek olmakdan başka bir anlam taşımaz....

* Tarımdan bahsetmişken, DTÖ(Dünya Ticaret örgütü) 2001 de, Tüm tarım maddelerinin de(ürünlerin), diğer endüstriyel ürünler gibi meta olarak işlev göreceğinin kararını almıştır. bu karara göre dünya da ki tarım ülkeleri yakın bir gelecekde hızla tasviyeye sürüklenecek, mümkün olduğunca doğal yollarla üretilen(organik mi deniyordu) ürünlerin yerini, hem çok daha ucuz hemde ilaçlarla çok daha verimli olması sağlanmış ürünler alacaktır(GDO'lu ürün mü deniyordu)... Dünya da 4-5 milyar insan hayatını tarım üretiminden kazanmaktadır, tarım ürünlerininin de diğer mallar gibi metalaşması ve serbest piyasaya(pazara) düşmesi sonucunda, bu nüfus endüstriyel tarım ile de onların ilaçlı ve verimli ürünleriyle de, arkalarındaki güçlü ülkelerin, güçlü tekelleriyle de rekabet edemeyeceklerdir. Kısaca yakın gelecek tarım ülkelerinde yüksek alt üst oluşlar yaşayacağımızı, dünyanın güneyinin yoksulken daha da yoksullaşacağını, siyasal istikrarsızlıklar yaşanacağını ve gelecekte tarımın da tamamen piyasa ve sermayenin eline düşmesiyle, doğanında talanıyla iflas edeceğini söyleyebiliriz.. (Bu gün sermaye ve birikimine ve savaş, yağma sonuçları ve sistemine belirli normlarda sadece Latin Amerika direniyor)

Neva
04-09-2011, 02:56
Sorun lastiklerde..

Demokrasi kamyonu dag tepe asiyor, duzluge gelince lastik patliyor surekli.. Petrol yataklarini degistirmek icin binbir yontem uretebiliyor, fakat kamyona patlamayan, yarilmayan lastik uretemiyor teknoloji..

Sadece petrol olur mu? Haksizlik bu!!!!

jadi
04-09-2011, 05:36
Abd Irak'a ne petrol icin ne de demokrasi goturmek icin gitti. Eger istese idi Saddam ile anlasip petrolu diledigi gibi kullanabilirdi. Ya da Saddam'i savassiz devirip kendi adamini cikartabilirdi. Ayrica eger dileseydi Irak'a hic savassiz olarak kusursuz (gibi gorunen )bir demokrasi tesis de edebilirdi. Bunlarin hepsini yapabilecek guce sahipti, ama bunun yerine savas acmayi tercih etti.

Su anda abd dunya uzerindeki tek emperyal super guc konumunda. Tarihte boyle bisey hic olmadi, bir devleti dengeleyen bir diger guc mutlaka oluyordu. Bu basina buyruk devlet, herkeze kimsenin onu asla durduramayacagini gostermek icin savas cikardi. Butun itirazlara, protestolara, hukuksuzluga, ihlallere karsi kimse onu durduramadi, yaptiklari icin hesap da soramadi. Amac bu guc gosterisini yapmakti sadece

spartacus
04-09-2011, 16:48
Aslında şöyle bir detay var onu eklemek lazım.. (Irak petrolü 1989 larda Saddam tarafından kamulaştırılıyor, savaş zaten bu yüzden, diplomasi ile ABD ve diğerleri bu sorunu çözemedi!, şarkı babalarının çiftliğinde(Irak) horozları, eşekleri, inekleri, yok biçimini aldı)

Irak'da Saddamın halefliğini yaptığı askeri iktidar evvelinde Irak devriminin bastırılması sonucu bir darbe eliyle kuruldu. Çöl Ayısının babasıydı oradaki askeri operasyonların başındaki.(oğluda çöl ayısıdır kendisi de öyle adlandırılır).

Irak 1916 paylaşım savaşında Fransa ve İngiltere arasında pay ediliyor. (Sykes-Picot Anlaşması). Sonrası İngiliterenin hesapları suya düşüyor. Bir dönem de Irak'ın yönetimi konusunda Irak halkı İngiliz ordularına karşı epey bir savaşım veriyor, sonunda İngiltere kukla bir krallık(monarşi) kurma noktasıyla ödün veriyor(yani demokrasi yine liberallerin yalanı gereği batılı bir devlet eliyle gelmemiş, yerine monarşi kurulmuş oluyor : ))... Her neyse sonrası biraz malum Kral Faysal İngiltere ile uzun vadeli anlaşmalar sayesinde Irak kendi özneliyle varlık gösterebilen bir isim, devlet olabiliyor...

Faysal sonrası ise sürekli çatışma ve durmaksızın işleyen darbelere sahne oluyor. Güçlü ordu bizzat Faysal politikaları gereği şekilleniyor...

1930 larda ise bölgede durumlar yine değişiyor, batılı(emperyalist demeyim, bazı liberaller bu lafı duyunca sarılacak komplo arıyorlar hadi batılı diyorum) devletler arasındaki denge yine bozuluyor(aslında 2. dünya savaşı denen şey birinci dünya savaşı ile başlamıştı, birinci dünya savaşı ise 19. yüzyıl sömürgeleştirme savaşı ile!, yok öyle 1 ve 2 dünya savaşı, tek bir dünya savaşı var aslında), İtalya işgal ve sömürgeleştirme atılımıyla Kuzey Afrikayı demokratikleştirmek(kısaca sömürgeleştirme) için saldırıyor...
Buraya neden girdim bir komediden bahsetmek için, başka var mı bilmiyorum ama işte tamda o bölgesel ve iç savaş çanlarının çaldığı dönemde(birde savaş baronları faşist idi, yani olduğundan fazla iç savaş, psikolojik savaş ve terör taktikli stratejiye sahiplerdi-bir kaç madde veririm bu yöntem üzerine) Irak tarihinde 4 YAŞINDA tahta oturan bir kralımız var, adıda 2. Faysal!

Sonrası ise Irak'ın durumu hiç iç açıcı olmuyor. Ne zaman ki ABD 2. dünya savaşından güçle çıkıp zuhur eyledi :) Irak tam bir (tüm diğer talan edilmiş coğrafyalar gibi) darbeler memleketine dönüştü. Eskiden talan edilen coğrafyalar için at nalıyla eşilmek denirdi, şimdi ise aslında misket-kimyasal-nükleer bombalarla deşilmek diyebiliriz...

General Kasım'ı devirerek iş başına gelen cunta işte çöl ayısı ABD nin muzafferlik nişanı aldığı dönemdir. General Kasım'da askerdir evet, ama kendi krallığını devirmiş bir asker olarak, yaptığı eylemi tüm dünya devrim olarak adlandırdı, dahi bir rejim değişikliği gerçekleşti ve Irak'da cumhuriyet kuruldu. Her neyse öyle-ya da böyle bir ülkede iç dinamik olarak kendiliğinden gelişecek bir devrim batı için hiç de iç açcı olamazdı, heleki çağın elmas'ı petrol açısından. (o dönem dilini sarkıtıp kol gibi çıkartan ABD var güçlü, diğerlerinin 2. dünya savaşından dolayı dilleri içeri çekilmiş)... Tabi ne olmuştur liberallerin demokrasi aşığı ve sevdalısı olduğu model ülke BİNGOOO! yaptı. ABD bölgeyi işgal ettti :) (böyle anlatıyorum ama gerçekten o toplumlar her yılını savaşla geçirmiş, savaşsız bir günleri olmamış, böylesine büyük acılar aslen ifade bile edilemiyor, uzaktayız davul sesi hoş geliyor)

Kasım devrilir, kuzeyde etnik bir temizlik girişimi başlatılır, ABD liderliği ve örgütlemesiyle(doğası gereği faşist) iş başına geçirilen cunta idareyi ele alır... ABD olurda, neo-liberalizm(neo-faşizm aslında) olurda etnik temizlik, faşizm olmaz mı? nasıl sağlayacak bu olmazsa petrol yatklarının güvenliğini?!

Tabiki ABD eliyle kurulan(ki Irak resmi açıklamalarında cuntanın asker bakanları sonrasında tüm süreci itiraf etmiştir, ABD belgelidir, zaten bölge ABD işgalindedir) cunta ilk iş tabi ki komünist avına başlar, ikincisi uzun döneme yayılmış etnik temizlik. Faşizm başka türlü tahsis edilemiyor netekim. Yazık ki sırf bölge üzerindeki egemenliğinin ve yer altı kaynaklarının güvenliği için etnik temziliğin önderliğinde olan ABD dururken sadece Saddam idam edilmiştir, asıl suçlu dışarıda deyimini hatırlıyor muyuz?

İşte Saddam bu cuntanın halefidir. BAAS denen parti sosyalist argümanları kullanmıştır(Sosyalizm etkisi başka nasıl kırılabilirdi?), aslında ve özünde kitle desteği açısından milliyetçi ve sosyal içerikli propagandadan başka bir malzeme yoktur elde. bir taşla(faşizm taşı) iki kuş vurulmuştur ve ilk iş sosyalist avı olmuştur.

Neyse şimdi bir Esad kaldı Irak'dakinin tamamen aynısı ABD eliyle kurulan iktidar. Bu gün Ortadoğu üzerine batı bir yanılsama yaratmıştır. Diktatör dedikleri dün emperyalistlerce teşkil edilmiş, kukla hükümetlerdi. Bu da şunu gösteriyor ki, toplum 40-50 yıl süresince ancak bilinçlenip muhalefet geliştirebilecek düzeye ermiş ve şimdi sahtekarca sırf savaşları en maaliyetsiz biçimde kazanmak ve işgali gerçekleştirmek için diktatör fobisi yayıyorlar! Oysa Pinochet gibi hepside batılı devletlerin birer anlaşmalı memuruydu! İktidarları çatlayınca, emperyalizm-neo-liberalizm kendi çocuklarını işte böyle boğazlıyor ve doğan boşluğu doldurmak için dünden daha donanımlı olarak leşe üşüşüyorlar.

Peki Irak'a yapılan savaş neyin nesiydi?

İşte gözden kaçırılan budur. Saddam 1989(tarih hep böyle aklımda) da Irak petrolünü kamulaştırdı! Saddam fazlasıyla şimartılmış üstelikde hazır olarak tahsis edilmiş bir liderdi (lider denebilir mi?). Ne zaman ki Saddam petrolü kamulaştırdı, ABD ve batılı devletler(burada ağırlıklı olarak İngiltere) Savaş diplomasisini başlattı. Çok yoğun geçen baskı sürecinde Saddam petrolü bırakmadı. sansasyonel yalan yayan liberal basın burada da keseri taşa vurmuştur. Hiç bir şey bilmiyormuşuz gibi Irak'ın petrolü, yok pahalı veriyordu, yok canı isterse veriyordu biçiminde propaganda yapmıştır. oysa petrolü Irak uluslararası fiyatlardan vermiştir kaldı ki hani serbest piyasa ekonomisinden yanaydınız! ne oldu, pahalı ise almayın canım zorla mı, hem size ne??? Bu fiyat politikasını delen ise ABD yani Kuveyt olmuştur! Gerçek neo-liberal yalanların tam tersidir.

Gel zaman git zaman Saddam ikna edilememiştir. Daha 1989 da Irak'a başlayan silahlandırmama, orduyu zayıflatma baskısı silah ambargosu ile taçlandırılmıştır.. Silah ambargosuda para etmeyince Kuveyt üzerinden Irak'ın petrol dağıtamaz hale getirilmesi faaliyeti başlamıştır. (düşünün liberal yalanları, canı isterse petrol veriyor istemezse vermiyor diyor, ancak savaş diplomasisi Irak'ın hiç petrol veremez hale gelmesi için çalışıyor, bu ne perhiz bu ne turşu!?)

neyse gelinen aşama ortada ve sonuçda Avrupa da toplanan petrol konsorsiyumları Irak'ı paylaştı ve sonrası diplomasi ile elde edilemediği için işgal edilerek petrol yatakları Irak'ın elinden alındı ve Saddam ibreti alem olsun diye asıldı.

Bu dönemde uygulanan neo-liberal savaş politikası 2. Dünya savaşı Nazi politikasıdır. Yazık ki bu politikanın kalemşörlüğünü yapmak bir tarafdan kendisine demokrat diyen ya da diğer tarafdan az biraz entelektüelliğe bulaşmış kesimlerden oldu. Yaratılan psikolojik harp ortamında handiyse propaganda için ABD ye pekde iş bırakmadılar....

Kısaca Irak'a ABD petrol için girdi, girmek zorundaydı, bu durumda Jadı'nın ifade ettiğide diğer boyutu idi hem bir fırsat hem de bir taşla iki kuş. Yani hem dünyanın jandarmalığında kendisini bir kez daha göstermiş oldu hemde aslında zaten kendi eliyle kurduğu iktidarı devirip yerine uluslararası petrol baronlarının(tekeller) durumunu da garanti ederek yeni tipde bir hükümet kurdu.....

Tam da şimdi Ortadoğuyu düşünmek gerekiyor, batılı devletlerin bu ilgisi sizce nedendir? Daha dün kendi elleriyle darbelerle kurdukları, güzel güzel geçinip ortadoğunun içine ettikleri iktidarların çatırdamasında, doğan boşluğu yine kim doldurmak istiyor? Diplomasi bir savaştır. zaten savaşın asıl uzun vadesi diplomaside ortaya çıkar ve diplomasi savaşın bir diğer boyutu, aslında en temel bileşenidir. Libya üzeri diplomaside Fransa öyle bunalmış olmalı ki, gelişi güzel biçimde Libya'yı hava bombardımanına tuttu(sanki bu topraklar bu ülkelerin babasının çiftliği!!!), diplomasi de işte bende buradayım, etkimi hissedin dedi tabi başka propagandaları içinde bir malzeme oldu...

ben özet ve kaba geçiyorum lakin çok uzun oluyor...

Gelelim psikolojik harbe bir örnek vermeye...

Sun Tzu'yu duyanımız vardır. "Savaş Sanatı". Bu kitabı ilk aldığımda genelde sorduğum gibi kitapevine sormuştum. Bu kitabı en çok kimler, hangi çevre alır diye. Aldığım yanıt üniversiteli gençlerden başka kimsenin almadığı ve taleplerinin de çok olduğu olmuştu. Kitabı okuyup bitirdikten sonra iyide bunda ne buluyorlar ki dedim, bana biraz saman gibi gelmişti(belkide siyasal tarihle hiç haşır, neşir olmayana olağanüstü geliyordu bilmem)..

Sonra sonra şu diplomasi, savaş oyunları derken kitabın gittikçe değerlendiği anlar yaşadım. Şimdi çıkarttığım küçük bir örnek özet verecem :)

Usta Sun der ki;

Hasmınızı gözden düşürünüz. Ülkelerde ne kadar iyi şey varsa onları, ve örf-adetleri de alçaltma ve küçük düşürme durumuna getiriniz. Ülkedeki liderleri ya da savunma merkezleri kumandanlarının kahyasına varana kadar öğreniniz(casus yaratmak için.). Sürekli ülke ve yöneticileri hakkında küçük düşürücü ve etkisizleştirici haberler yayınız,(tabi günümüz neo-faşizm dünyasında kamuoyu ve ülke insanlarını soğutucu dehşet haberleri de cabası). Zayıf kişiliklerden(adi kişilerden) yararlanız(muhtemel maddi kaynak ya da başka zaafları üzerinden yararlanılabilir). En önemlisi halk içerisinde farklı yapı(yani görüş vs) varsa bunlardan faydalanınız(iç karışıklık, iç savaş)......

Eğer Irak ya da şu 20. yüzyıldaki paylaşım savaşları sürecinde dünya kamuoyu veya medyasını şöyle bir gözden geçirirseniz, bu özetle karşılama şansımız %99 olabilir diye düşünüyorum...

Birde malum 3 deneyimiz vardır birisi cam ardında köpek balığı, diğeri kavanozdaki sinek diğeride kafesdeki fare.... Köpek balığının sonu, aradaki cam engel kaldırıldığı halde iştah kabartan hiç bir balığa saldırma eğilimi göstermemesidir, Sineklerin sonu kapak açıldığı halde dışarı çıkmamaktır, Farelerin sonu ise yarısının kapaktan çıkarak intihar etmesidir. Kavanozdaki sinek biliniyordur azcık, köpekbalığı ve kafesdeki fareden bahsedeyim...

Öğretilmiş-Kanıksatılmış Çaresizlik
Köpekbalığı bir camekan içeirisine yerleştirilir ve etrafda iştah kabartan balıklar gezer. Kafes camdan olduğu için her denemesinde kafasını cama vurur ve geri çekilir. Bunu defalarca denedikten sonra belleğine kazır ki, balıklara ulaşması artık mümkün değildir. ve cam kafes kaldırılır, balıklar köpekbalığının üzerinde gezinir, ancak o hiç bir eylemde bulunmaz ... (işte günümüz neo-liberalleri en çok bu hikayeyi sever, en çok bunu aşılamak ister, çünkü derlerki dünya sistemi insanlığın ulaşabileceği son noktadır, başka türlüsü mümkün değildir! Hiç bir çıkış ya da alternatifiniz yok! - kuşkusuz diyorum (kuşkusuz çünkü doğa boşluk tanımaz), kuşkusuz bu koca, püsküllü bir yalandır, kafesdir.)

Kıyametçilik (Çağımızın terör propagandasının yanına eklenmiş Liberal, Fundamentalist daha geri zeminde kitle psikozu Evanjelik kanıksatma). 1/2 deneyi
Fareler bir kafese konur ve kafesin kapağı açılır. Kapaktan dışarı bakan fare bir uçurum zemininde ve aşağıda su olduğunu görür. Haliyle belleklerine kazırlar ki kapaktan fırlamak ölüm demektir. Daha sonra kafesin üzeri kapatılır ve farelere Psikolojik Harp uygulanır(!). Bu harp boyunca farelere düzensiz beslenme, sürekli kedi miyavlamaları, dehşet sesleri yüksek sesle dinletilir. Bunlar iyice belleklere kazındıktan sonra kafesin kapağı açılır ve farelerin yarısı kapatan fırlayarak intihar eder....

Bu gün neo-liberal(neo-faşist)(liberal) propaganda ve terör(en çok sevdikleri propaganda) bombardımanı altında sorulması gereken soru, balık mısınız? sinek misiniz? fare mi? tercih sizin...

xcan
04-09-2011, 17:27
Abd türkiyeyede demokrasi getiriyor !
Ne var ne yoksa götürürken.

Hepimizin zenginliği kitler nerede şimdi?
Sahiller yagmalanmakta sürecin sonunda türkler dağlara mahkum olacak galiba.
Sendika üyesi işçilerin sayısı demokrasinin özü hakkında eğiticidir.
Petrol esas rolü üsleniyor.
Abd bir yere girdimi tüm zenginliklerini alır ,ayırımsız ,iğne ucu kadar çıkarı olması yeterlidir.
Şimdi kim Suudi Arabistanda demokrasi var diyebilir.
Oysa Abd Suudilere asla dokunmazlar ,umarım yanılırım.

kharon
05-09-2011, 00:23
Şimdi kim Suudi Arabistanda demokrasi var diyebilir.
Oysa Abd Suudilere asla dokunmazlar ,umarım yanılırım.

sayın xcan,

Abd ile Suudilerin arasında anlaşma var, petrol dolar olarak satıldığı sürece sorun yok fakat Abd İran ve Azerbeycan petrollerinin kontrolünü ele alırsa o zaman Suudileri de harcayabilir.Petrol krizlerinden ağzı yandı batılıların,artık başına buyruk bırakmazlar Arapları.


Abd nin petrol sevdasının asıl sebebi petro-dolar döngüsü (http://img458.imageshack.us/img458/2678/dolardngs6cy.jpg), bunu kırmaya kim niyetlenirse hiç acımaz, Irak petrolü euro kurundan da satacağım dediği için başına geldi bunlar.Ülkeler enerji ihtiyaçları için petrol kullandığı sürece ve petrol satış kuru dolar olduğu sürece Abd bu dünyayı yönetmeye devam edecektir.

Saygılar

Brian
28-09-2012, 18:46
Spartaküs'ün yorumlarına katılıyorum.

Konuyla ilgili olarak Pepe Escobar'ın yazmış olduğu "Globalistan: How the Globalized World is Dissolving Into Liquid War (http://www.amazon.com/Globalistan-Globalized-World-Dissolving-Liquid/dp/0978813820/ref=la_B002BOHDYY_1_1?ie=UTF8&qid=1348844948&sr=1-1)" isimli kitapta petrolün ABD ve birçok şirket için ne ifade ettiği etkili bir şekilde anlatılmış. Bu bakımdan okunması gereken bir kitap. Kuşkusuz konuyla ilgili tek bir kitap bu değil. Daha çok kitap var ama aklıma gelen önemli bir kitabı belirtmek istedim.

Öte yandan bununla ilgili olarak Japonya'yı örnek vermek veya ABD parasıyla petrol alır demek konuyu açıklayan bir analiz değil. Çünkü birincisi Japonya'da petrol açısından çok zengin bir ülke değil. İkincisi ABD'de Japonya'da öyle yaptı diye dünyada tüm ülkelerde öyle yapmak zorunda değil. Üçüncüsü Japonya'da ne kadar iyi bir demokrasi var bu da ayrı konu. Dördüncüsü ABD, Japonya ve Almanya'nın babasının hayrına gelişmesine izin vermedi.

Ama ABD parasıyla petrol alır demek de meseleyi açıklayan bir analiz değil. Çünkü birincisi petrolün tek bir alıcısı yok. Çin'de parasıyla petrol alabilir ona bakarsak. İkincisi bu kaynaklar stratejik önemi çok büyük kaynaklardır. Örneğin Saddam Hüseyin Kuveyt'i işgal ettiği zaman ve Suudi Arabistan'ı işgal etmekle tehdit ettiği zaman ABD hop oturup kalktı. Ve Suudi Arabistan'ın işgal edilmesinin direk savaş nedeni olacağını Saddam'a söyledi. Neden? Çünkü Suudi Arabistan, ABD'nin önemli düzeyde enerji ihtiyacını karşılayan bir ülkedir. Ve bu ülke dünya petrol piyasalarını ve petrol fiyatlarını bile önemli ölçüde etkileyecek veya belirleyecek düzeyde çok zengin petrol kaynaklarına sahiptir. En önemlisi yani üçüncüsü Ortadoğu ve Avrasya bölgesinde dünya enerji kaynaklarının çok önemli bir bölümü bulunmaktadır. Buradaki aksamalar ABD ve Batı için çok ciddi sorunlara neden olabilir.

Neva
12-09-2016, 10:08
Enerji ihtiyacini karsilamasindan da ziyade, Suudiler veya Kuveyt vb. global kapitalizme entegre olmusluklari sebebiyle de Chicago Boy's'lar icin kiymetlidir.

Bu sebeple cogunluk, (hic degilse ortak bir paydada bulusmak amacli sol veya sosyal demokrasiyi, sosyal adaleti savunan kitleler) Neoliberalizm icin ciddi tehdittir. Bu sekilde goturulmeye calisilan toplumlarda, fertlere iliskin yukselen maddi gucsuzluk ve sosyal problemlere yonelik, belli bir kesim, borsa, petrol, dogal kaynaklar vb. bahislerle ilgilenmez, bunun yerine cozum olarak finans sirketlerinin sundugu krediler yelpazeleri vs. ile gecistirilir. Yani insanlar, surekli olarak bir nevi olmayan paralari ile hayati goturmeye calisir ve borclandirilirlar. Surekli bir hayali buyuyoruz balonu one surulurken, ulkeye dair uretim babinda tarim, hayvancilik vs. bilincli olarak oldurulur.

Bu nispette sahte ozgurlukcu sloganlariyla, genellikle ulus devletlere musallat olurlar ve hukmet ve pazar ulkesi/ulkeleri cikar mantiginda ilerler. Mesela Abd'nin haydut devletleri hic degismez, ona gore Suriye, Iran, Kuzey Kore, Kuba vb. global aga istirak etmeye direnen her ulke hayduttur veya otoriterdir. Ama misal bir Suudi Arabistan'a birakin soz soyletmeyi, elestirilmesine dahi tahammul edemez. Keza Bati'ya iliskin de ornegin bir Arabistan halkinin ozgurlestirilmesinin lafi bile edilmezken, baska ulke halklari ozgurlestirilmesi elzemdir.

Turdur
26-12-2018, 15:56
faşist diktatör nasıl emperyalizme karşı savaşır.

faşizm kapitalizmin bir biçimidir.
emperyalizm de öyle.

.

Saddam faşist diktatördü ama Amerikan şirketlerinin sermayesini Irak'a sokmadığı için devirdiler.

Khaos
26-12-2018, 17:05
Saddam faşist diktatördü ama Amerikan şirketlerinin sermayesini Irak'a sokmadığı için devirdiler.

sen de aynı imzayı gönül rahatlığıyla kullan.

saddam, abd emriyle irana saldırdı.
karşılığı ödenmedi ve kuveyti işgal etti.
o nedenle de ipi çekildi.

bu siteye üye olduğum gün açtığım ilk başlığın konusu bu.

anti-kapitalist olmadan anti emperyalist olunamaz.
kaddafi gibi gitar kırma günleri yapmakla anti-emperyalist olunmaz
aşağılık kasaplara güzelleme düzmeye başladınız.

önce yaşadığımız üretim biçimini ve onun aşamalarını bi öğrenin artık.
gevezelik yapmaktan zırva yazmaktan okumaya vaktiniz yok.

kapitalizmin ne olduğunu dahi tanımlayamayacak adamlarsınız.

Turdur
26-12-2018, 17:16
Nihilist; Emperyalizmin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bilgisizliğinizi sokak ağzıyla doldurmaya çalışıyorsunuz.

Khaos
26-12-2018, 17:28
Nihilist; Emperyalizmin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bilgisizliğinizi sokak ağzıyla doldurmaya çalışıyorsunuz.

ben sana neyi bilmediğini söyleyeyim

seninle tartışmaya devam edeceğimi falan zannediyorsun
hurmadan farkın yok benim açımdan

gerizekalı olmasaydın önce bilgi ortaya koyduğumu
sokak ağzının çok sonra geldiğini görürdün

saddam şunun için diye başlayan zırva cümlen tarihi gerçekle düzeltildi

ne oldu

zırvan açığa çıktı
kendi bilgini gözden geçireceğine
benim uslubuma lafı getiriyosun
olm o çanak
söyleyecek sözü olmayanlara bana saldırmaları için bi seçenek o

saddam abd emriyle yediği haltın ücretini kuveyti işgal ederek tahsil etmeye kalktı
geberdi
hangi ara anti-emperyalist oldu

sen ilkel sömürgecilik ile kapitalizmin bi aşaması olan emperyalizm arasındaki farkı bi öğren, kapitalizmin diğer aşaması olan faşizm ile basit diktatörlük arasındaki farkı da bi öğren

haddine mi düşmüş beni bilgisizlikle suçlamak
gerizekalı

Turdur
26-12-2018, 18:49
sen de aynı imzayı gönül rahatlığıyla kullan.



gerizekalı olmasaydın önce bilgi ortaya koyduğumu
sokak ağzının çok sonra geldiğini görürdün



haddine mi düşmüş beni bilgisizlikle suçlamak
gerizekalı


Nihilist; Burası X forum değil. "Yavşak, Gerizekalı, Öküz, Şerefsiz, Siktir git, Sokarım seni çıktığın yere, Lan, Ahmak, S....., S...." gibi kelimeler kullanmıyor kimse.
"Emperyalizmi bilmiyorsunuz" demek suç değildir. Keza, sizde benim bilmediği mi yazıyorsunuz.
Amiyane bir şekilde benim NikolaTeslis'in imzasını kullanma mı gerektiğini söylüyorsunuz.
O kişinin imzasında "Gerizekalıyım." yazıyor.
Aleni bir şekilde hakkımda/hakkımızda hakaretler yazıyorsunuz, dahası bunu sürekli yapmışsınız. Böyle bir hakkınız yok, bu sitenin böyle bir tarzı da yok.

4- Kişilik Hakları İhlallerine ve Hakaretlere Göz Yumulmayacaktır

a) Gerek bu forumun üyelerine gerekse de tarihsel, politik şahsiyetlere, çeşitli kurumlara; başka din, mezhep, ırk ve cinsiyetteki kişilere yönelik, onlar burada olmasa bile hakaret, aşağılama, kişilik hakkı ihlali içeren söz ve ifadelerde bulunulamaz. Bu tür mesajlar yöneticiler tarafından silinecek, ifade tarzına göre gerekli görülürse disiplin cezası verilebilecektir. Eğer yöneticilerin böyle bir müdahalede bulunmadığını, geciktiğini düşünüyorsanız, ilgili mesajın sağ üst kısmındaki kırmızı ünlem işaretine tıklarak "Mesaj Rapor Et" formunu doldurup gönderiniz. Böylece binlerce mesaj içinde yöneticinin ilgili mesajı arama sorununu da ortadan kaldırmış olursunuz.

Khaos
26-12-2018, 19:09
olm

ciğerinizi bilirim ben

iddian: Saddam faşist diktatördü ama Amerikan şirketlerinin sermayesini Irak'a sokmadığı için devirdiler.

düzeltme: saddam, abd emriyle irana saldırdı.
karşılığı ödenmedi ve kuveyti işgal etti.
o nedenle de ipi çekildi.

cevabın : Emperyalizmin ne olduğunu bilmiyorsunuz. Bilgisizliğinizi sokak ağzıyla doldurmaya çalışıyorsunuz.

ne yapıldı burda.
bi iddia ortaya attın. faşist güzellemene dayanak olarak. abd şirketleri palavrası uydurdun.
zırva olduğunu ortaya koyduk.

sonra ne yaptın
benim emperyalizmi bilmediğimi sokak ağzıyla konuştuğumu bla bla yaptın
şimdi de forum yönetimine dansözlük yapıyosun.

olum foruma da sana da
hurma kadar beynin var

eski taktiğimdir
karakter analizi yöntemim
önce düşünce ortaya koyarım
sonra da işi sokak ağzına dökerim

muhatabım düşünce düzleminde mücadele edemeyeceğini anlayınca şu yaptığını yapar
kolayına kaçar
benim kasıtlı açık bıraktığım kapıyı kullanmaya kalkar

bonapartist itin güzellemesini yapanlarla bu konu tartışıldı

siz saddam gibi kaddafi gibi pislikleri anti-emperyalist ilan etmeye kalkıyorsunuz
yarın tayyip rus kucağına otursa -ki oturacak gibi- ona da güzelleme yaparsınız

emperyalizmi bana öğretecek adam sen değilsin

şimdi siktir git orda rapor düğmesi var.
ben ne cezalar aldım
sorun değil
isterlerse forumdan da atabilirler
zaten ihtiyac kalmadı

gerzeksin olm ben ne yapayım

Neva
27-12-2018, 03:59
Fasizm bir yonetim bicimidir. Neofasistler ise emperyalizm ile savasmazlar, degil ciddi sekilde hic savasmazlar. Bilakis islerine gelir. Tarihten bir ornek, insanlarin ciddi kismi Hitler'i fasist zanneder, oysa o bir neofasisttir. Uyguladigi yontem kendi sahsinda onu fasist yapmaz. Diktatordur en fazla. Saddam'da diktatordu, o da kendince intikamini Kuveyt'ten cekilirken petrol kuyularini atese vererek almistir, cunku gudumlu sekilde isgale yonelmistir.

Saddam doneminde Irak bolgesine Amerikan sermayesinin sokulmadigini iddia edebilmek icin, ya eko-politik ten bi haber olmak gerekir veya cok saf olmak gerekir. O donem bu tip giris cikislar ornek olarak Suudiler uzerinden yapilmistir. Keza paravan sirketler, orgutler de cabasidir. Agaba boru hatti hikayesi sonraki donemde ortaya cikar.
Saddam da diktatordu, buna ragmen Emperyalizmin masasi olusu, onun ipinin cekilmesini mesru kilmaz. Fakat emperyalizm kendini bir turlu guncelleyemediginden, gelenek olarak bu yontemi devam ettirir. Oysa Halepce'de vs. yakilan insanlarin kimyevi maddeleri nereden ithal edildi?

Baska bir ornek, Abd'nin Cumhuriyet donemi Turkiye'ye girisi Marshall yardimlariyla legal hale gelir, sonrasinda da corap sokugu gibi akar. Buyuk sirketler ulkelere sadece salt sermaye(kapital) girmezler, aksine cesitli insani yardim vs. Tarzi orgutleri de kullanarak cokerler.

Turdur
27-12-2018, 05:10
Saddam doneminde Irak bolgesine Amerikan sermayesinin sokulmadigini iddia edebilmek icin, ya eko-politik ten bi haber olmak gerekir veya cok saf olmak gerekir. O donem bu tip giris cikislar ornek olarak Suudiler uzerinden yapilmistir. Keza paravan sirketler, orgutler de cabasidir. Agaba boru hatti hikayesi sonraki donemde ortaya cikar.


Emperyalizm, sermaye, kara para aklama, dini hegemonyalar birbirleriyle iç içe olmuşlar ama hepsi de ayrı şeyler. Birde şirketokrasi dedikleri var.

Bir Ekonomik Tetikçinin İtirafları diye bir kitap var. Bu kitabın içinde bir bölüm Irak yada Saddam'a ayrılmış. Saddam mücadele etmeye çalıştı aslında karşı çıktı. Sonucu emperyallere yaramıştır bu farklı bir şey.
Uluslararası ilişki geliştirmek yada ticaret yapmakla emperyalist olmak aynı değil.

kartopu
27-12-2018, 09:41
ABD tek kutuplu dünyadan istediklerini alamadı yeniden çift kutuplu dünya kurmak istiyor Ama bir sorunu var Çin çok güçlendi hem teknolojide hem dünya ilişkileri açısından güçlendi bu onu korkutuyor.
Çinin elini ayağını ancak Petrolun denetimini elinde tutarsa bağlar. Çin üzerinde baskı oluşturacağını düşünüyor. Onun için Uygur bölgesinde ve bazı islam ülkelerinde terörist eğitiyor .

ABD islam dinini kullanıyor özellikle sunni islamı buradan Asya Avrupa Afrika ya terör ihraç ediyor.Afkanistanda Sovyetlere karşı yaptıklarını Uygur ve bölgede Çine karşı da yapmak istiyor.

BOP veya buna benzer projeler Petrol un kontrolunu sağlamak için yapılıyor Orta doğuda ise Rusyanın (doğal gaz)tekelini kırmak AB ye bu sayede hükmetmek.

Bu saatten sonra iki kutuplu dünyaya geçilir mi bu da zor Çünkü sermaye küreselleşti onu durdurmak mümkün olurmu bilmiyorum
Ama ABD bunu deneyecek gibi görünüyor bunu yaparken mümkün olan en büyük desteği de görmek istiyor.
Konu sadece Petrol değil ama Petrol da bu planın içinde.

Biz Venezuellayı unuttuk Dünyanın en kaliteli petrolü o ülkede ve Libya da çıkıyor ama Venezuella petrol satamıyor ABD engelliyor halbuki rezerv çok yüksek Tek sorun ABD ye boyun eymemeleri.

ABD çift kutuplu dünyayı yeniden deneyecek ama bu bazı değişiklikler le olacak kutuplar cıllız ve güçsüz olmalı.Yani ABD ayı eniği ile oynar gibi dünya ile oynamak istiyor.

kartopu
27-12-2018, 10:03
Emperyalizm kötü mü iyi mi bu nerden baktığınız bağlı.

Emperyalizm 1900 lü yılların başında dünyanın başına çöreklendi buna en büyük itiraz da ulusal çaplı siyasetlerden geldi yani o doğrultuda siyaset yapıp modenizm i ilke edinenler emperyalizm e karşı çıktı Belki de haklı idiler.
Ama günümüzde bu tür siyasetler kimlere neler sağlar bakmak gerekir.

İşçi sınıfı açısından anti emperyalizm çok da gerekli siyaset değil gibi geliyor bana. Çünkü İşçilerin vatanı bütün dünyadır dersek ulusal mücadeleler ancak ulusal burjuvaların işi oluyor.
Vatan eşittir mülkiyettir dediğimizde yine bu mülkiyetten işçilere bir pay düşmediği için işçilerin anti emperyalist olmaları gereksiz oluyor.
Dünya proleterleri birleşin dediğimizde anti emperyalizm yerine dünya komünist devrimi akla geliyor.

Bu sözlerime bir çok solcunun kızacağını biliyorum . Bende birileri bu sözleri 40 yıl önce sarf etse kızardım

Ama tartışmaya değeceğini düşünüyorum. (Hakaret aşağılama kelimeler sarf etmeden).

Anti emperyalizm artık gericilerin, dinsel bağnazların, milliyetçilerin ve küçük ve orta mülk sahiplerinin işi oldu.

Neva
27-12-2018, 10:16
Sermaye kuresellesti dogru, ama kuresellik cokuse coktan gecti usuldan.

kartopu
27-12-2018, 17:43
Bundan tam bir yıl önce idi bir gazetede okumuştum. Mercedes firması Almanya ya rest çekti benden vergi almayacaksın, ben 35 bin işçi çalıştırıyorum ve onlar vergi ödüyor aynı zamanda tüketici.
Ben marka olmuşum dünyanın neresine gidersem devletler beni kapar ve şartlarımı kabul eder.
Şu an ne oldu hangi konuda ne gibi anlaşma yapıldı bilmiyorum ama devletlerle küresel şirketlerin birbirleri ile çelişkisinin olduğunu bu çelişkinin de çok sert olduğunu biliyorum.

Devlet ve devlet gücünde şirketler bu günümüzüm derin çelişkilerinden.

Şüpheci Dinsiz
27-12-2018, 20:16
NikolaTeslis'in empati yoksunu halepçe katliamı-gazlama vesaire yorumu ve bilgisizce abuklamaları sandık odasındaki "üye hezeyanları" başlığına taşındı.

NikolaTeslis, her sıkışan Türkiye'ye gelmesin diyorsun, senin Türkiye'de ne işin olduğunu hiç düşündün mü?

ForumKirpisi
27-12-2018, 22:31
NikolaTeslis'in empati yoksunu halepçe katliamı-gazlama vesaire yorumu ve bilgisizce abuklamaları sandık odasındaki "üye hezeyanları" başlığına taşındı.

NikolaTeslis, her sıkışan Türkiye'ye gelmesin diyorsun, senin Türkiye'de ne işin olduğunu hiç düşündün mü?

El-Enfal Irak Türkmenlerini de hedef almış. Peki Irak Türkmenleri,
Süryaniler ve Kürtler doğru metodları uygulamış mı?

aynı değerleri paylaştığımız veya öyle sandığımız komüniteye yani torpaklara geldik. balkanlarda çince konuşmuyorduk ki. devletler sınırları ve kuralları olduğu kadar varlar yoksa zaten güney sudan olabilirsin, kuzey suriye olabilirsin, güney suriye olabilirsin. dünyada en sıkıntılı coğrafya, herkese yuva dağıtmakta çok zor iş ve o gelenler hele islamcıysa veya başka bağnaz inançlara sahipse evrilmiyorlar.

saddam, esad gibi halepçede panik olmuş. peşmerge kimin ben onu merak ediyorum bi dönem iranla iş tutuyor sonra da amarkaynan. dünya biraz da matematikle düşünmeyenler yüzünden böyle zaten matematik adalet emrediyor çünkü.

işin sonu yine islama gelip çatıyor islam ile despotluk özdeşleşmiş. bana sorsan galler modelini uygularım türkiye'de.

Ben İrlanda - UK çatışmasıyla karşılaştırıyorum zor ama olsun azcık yontalım. Bence tam ölü zürafayı parçalayan aslanlara benziyor bu durumlar. Saddam diktatörlüğünün cezasını çekti. Saddam bi demokrasi ülkesinde olsa bombayı atıyorum bakın diye bağırsa ve tüm dünya onu canlı izlese yine gördüklerine inanmazlardı.

Netice de öldürülenlere dediğimiz bişey yok çoluk çocuk gazlıyolar. Dinsizim Allah rahmet eylesin de diyemiyorum. Ben sade olaya çubuk soktum sol, alevi, kürtlük falan olunca insanlar aha bu ırkçı pislik faşist falan diye yapıştırmaya hazır. Her şey zaten mükemmel olunca :D böyle değerler kutsal oluyor allahın yerini alıyor falan.

ForumKirpisi
27-12-2018, 22:57
orada metod kastım, ex-amerikancı bir gücün bi tarafı olarak iran-backed isyankar olmak ve can çekişen danaya vurmak doğru bi metod mudur? halepçenin öncesine gelirsek yoksa fırsatçılık leş yiyiciliği midir?

burada halepçenin bir katliam, soykırım her nasıl adlandırılıyorsa olduğu konusunda da hemfikirim orasını kurcalamıyoz şimdi işin ilk anına geliyoruz.

Şimdi ermenilere gelsek mesela, pontus ruma gelsek? sırplara gelsek, bulgarlara gelsek. Hatta Arnavutlara, boşnaklara vs vs gelsek
çerkeslere gelsek bunların isyan ettiği dönemlerde yaptıklarının motivasyonu ne ben onu merak ediyorum sade soruyorum.
mora isyanını da unutmamak lazım. Mora isyanı amerikada ve yunanistanda bir yunan katliamı türkiyede ise türk/yahudi/kürt/arap vs osmanlı halkları hatta osmanlı dostu yunanların katliamı olduğu bile unutulmuş sadece osmanlıya isyan ve yunan katliamı olarak kalmış.

bunun altına bakarsak başka motivasyonlar görüyoruz. ermeni soykırımcısı(bunların derneklerinde çalışan türkiye ve türk düşmanı) bi pazarcıklı kürt gördüydüm almanyada galiba abdülhamid emriyle şimdi dostu olduğu ermenilere yaptıklarını da bilmiyor. yani çok insan tanımak motivasyonları görmek lazım.