Orijinalini görmek için tıklayınız : evrim teorisi'ndeki en büyük hata ...
Eğer evrim teorisi sadece şu olsaydı o zaman buna inanılma ihtimali vardı:
Evrim teorisi canlı nın bulunduğu ortamda şartlarını daha iyi hale getirmeye yönelik gelişimleri uygular, ona zarar veren özelliklerini de köreltir yok eder..
bu durumda evrim teorisinin canlıya özel bir amacı olabilir, ancak asla ekosisteme özel bir amacı olması ihtimali olamaz.
En basitinden: erkek ve dişi olarak kendi içinde ayrılan bizler veya hayvanların anotomileri farklıdır. ve fakat neden üreme için iki cins (erkek ve dişi) birbirine uyumlu ve birbirinden hoşlanıcı yaratılmışdır. Hatta bazı canlılarda ölüm tehlikesi dahi olduğu halde (örümceklerin dişileri erkeklerini öldürebilir çiftleşme sırasında) üreme yaparlar. Peki evrim nasıl oluyorda farklı bireylerde tek bir amaca giden işlemleri büyük bir planın parçası olarak yerine getiriyor. Ve nasıl oluyorda canlının ölüm durumu dahi olduğu halde bunu yapıyor.
Üreme örneğinden başka:
Neden canlılar arası bir sistem (ekosistem) var. Ve evrimle gelişen canlılar bu sisteme uygun gelişmişler. Yoksa evrim canlıları evirmeden önce ekosisteme uygun ve diğer canlılara uygun durumları da mı hesaplıyor ve bunun mantıklı olan cevabı "nasılı" nedir ?
eğer başlı başına bir eko sistem olmasaydı, o zaman evrim tamam derdik. ama nasıl oluyorda doğa da bir sistem oluşturmuş ? bu ekosistem planına uygunluk neden geliyor ? benim gelişimim neden başkasının gelişimine uygun bir ortam oluşturmalı ?
bildiğiniz üzere ekosistem o kadar düzenli ki, ona dışardan müdahaleler sistemi bozmakta. Buna iki örnek var:
1ncisi:
afrikada ceylan zebra türü hayvanların bulunduğu bir yerde aslanları avlayan bir grup afrikalı. sonuçda bu otçul hayvanların sayısını artırıyor ve sayıları artan bu hayvanlar savanadaki otları bitirip bölgenin kuraklaşmasına sebebiyet veriyor. o da zincirleme başka sonuçlar doğuruyor. belgeselde izlemiştim.
2nci örnek;
DDT denilen ilaç tarihinde bir Alman Kimyacı Othmar Zeidler bulunmuş. bulunduktan 65 yıl sonra İsviçre`li Kimyacı Müller tarafından `böcekleri yok ettiği anlaşılmış` ve bu kişiye bir de üstüne 1948`de Nobel ödülü verilmiş. :D
Ne de olsa her şey insan için değil mi? Bakın neler oldu DDT`nin ilerleyen yıllardaki öyküsünde! Endonezya`nın Borneo Adası`nda Dünya Sağlık Örgütü`nce 1950`li yıllarda sıtmaya karşı DDT kullanıldı.
İlk yıllarda çok başarılı (?) bir mücadele ile sivrisinekler ve sıtma hastalığı kontrol altına alınmış ancak bir süre sonra veba salgını ortaya çıkmış ve yerlilerin sazdan yaptıkları damları başlarına çökmeye başlamış. Bilimsel çalışmalar yapılmış ve DDT`nin tırtılların düşmanı olan faydalı böcekleri öldürdüğü anlaşılmıştır. Predatörleri ortadan kalkan tırtıllar çoğalmış sazları yemeğ e başlamışlar evlerdeki hamamböceklerinden bulaşan DDT beslenme yolu ile hamamböceklerinden kertenkelelere geçmiş ve o*nların da ölümüne neden olmuştur. Bu şekilde tüm ekosistem bozulmuş. Kedi popülasyonu azalınca bu defa adada fareler artmış ve veba salgını çıkmış. Sıtma hastalığı tedavi edilebilir ama ekosistem `asla`.
işde bu karmaşık ekosisteme insanın müdahalesi ile böyle örneği çok zararlar ortaya çıkmışdır.
canlının kendisi karmaşık olduğu halde aynı zamanda yaşam alanıda bir o kadar düzenli. bir canlıyı evrim eviriyorsa acaba ekosistemi kim eviriyor. evrimin bir amacı bir planı mı var ?
evrim teorisi çıkmazlarla dolu, her çıkmaza hazırda bekleyen askerler gibi bir şeyler uydurmaya çalışan sözde bilim adamları da mevcut. ya tutarsa diyerekten, bu bilim adamları gerekirse uydurma işlerde yapdıkları çok biliniyor zaten.
Evrimin bir amacı yok. Evrim, adı üzerinde temel prensibi olan evrilmekle alakalı bir mekanizma inceleme bilimidir. Evrim her şeyi iyileştirmeye çalışır gibi bir savı şimdi siz uydurdunuz. Bu tip sıfatlar ancak dindarlar tarafından var olmayan ya da cansız varlıklara yapıştırılır. Evrimin, canlılığın her an gözlemleyebildiğimiz ve yaşadığımız evrelerini açıklamaya çalışmaktan başka bir gayesi yoktur. Sizlerin yaptığı gibi bir puta sahip çıkmak, bir putu yıkmaya çalışmakla da ilgisi yoktur.
Şöyle düşünün Türkçe konuşuyoruz ve Türkçe okuyup yazabilmemiz için bir takım kurallar ve mekanizmalar tanımlamamız gerekiyor. Biz bu kurallar ve mekanizmalara dilbilgisi ya da ingilizce grammer diyoruz. Evrim de aynen dilbilgisi gibi bir kurallar ve mekanizmalar bütünüdür. Tüm sadeliğiyle birlikte işin ana teması budur. Tüm bu evrim karşıtlığı sapıklığı ise dindar inanışlardaki akla uygun olmayan sapıkça masalların kökünden sarsılıyor oluşundandır.
Sizi algılamakta cidden zorlanıyorum artık, zekanız evrimi anlamaya yeterli değil diyeceğim ama sizin ateistlere yaptığınız gibi küstahlaşmak da istemiyorum. İmanınız zedelenir sanarak kitap da okumuyorsunuz, bu forum sizlerle usanmadan nasıl uğraşıyor merak içerisindeyim.
o zaman aynı düşünüyoruz bak evrimin bir amacı yokmuş. olsaydı bu şekilde ekosistem olurdu. demekki yok o zaman ekosistemi evrim açıklayamazmış. bak aynı fikirdeyiz.
demek ki bu işler evrimle olamıyor. tesekkürler..
Ekosistem, bir "amaca" binaen oluşmuş bir sistem değil. Onun sistem olduğunu şimdi biz adlandırabildiğimiz için söylüyoruz. Ekosistem biz söylemesek de var ve çalışır durumdadır.
Siz bu düşünce yapısıyla üzerinde hiç bir canlı izi bulunmayan ama su kanalları, buz okyanusu kalıntıları bulunan gezegenleri nasıl açıklıyorsunuz? Belli bir tasarımcının eskiz çalışmaları mıdır yani onlar?
bu sistem planlı değil mi ? düzenli değil mi ? bir canlı evrim geçirirken diğer etrafındaki yüzlerce canlıyla bir ekosistem içinde uyumlu olabilmeyi nasıl beceriyor ?
kendini kurtarsaya canlı, gidiyorda başkasını da düşünüyor :)
---------------------------------------------------
peki neden evrimciler yalanlar söylemişler..
Ida Sahtekarlığı Ida Fraud (Ayda)
“İnsanın en eski atası”, “mükemmel bir kayıp halka”, “dünyanın sekizinci harikası” demişlerdi.
sonuç ney pekala:
Mükemmel şekilde korunmuş bir lemur fosilinden başka bir şey olmadığı ortaya çıktı.
ee niye benzeri bunun gibi çok olan yalanlar var ?
ereninthenature
17-06-2011, 14:19
20654148
bu video'da sorularına cevap geliyordur herhalde.
mahirzz
dünya yaklaşık 4,6 milyar yaşındadır ve ekosistem bu süre içinde organizmalarla cansız çevrenin uyumu ile oluşmuştur
şayet canlılar dünyada bulunan elementlerle evrilerek oluşmuş ise zaten bu sistemin içinden çıkılamaz demektir ,bir bütündür artık ,zaten ekosistemin bozulması bazı canlıların yok olması veya karşı savunmaya geçebilecekse birtakım korunma yolları ile doğal olarak hayat savaşı verecektir ,ama bu süreç göz açıp kapayıncaya kadar olabilecek bir süreç değildir
ereninthenature
17-06-2011, 14:28
birde öncelikle çıkarılması gereken gözlük herşeyin MUHTEŞEM olduğu gözlüğüdür.kaç tane ekosistem gördün de bizimkine muhteşem diyorsun.düzenli, güzel diyorsun ki.hayranlık cahilliğin kızıdır.öncelikle sistemin güzel olduğu fikrini kafandan at.
evrimin çıkmazı var tabiki insanlığın bilimsel bir teorisi.yerine yaradılış mı getirelim peki?neresinden tutsan elinde kalıyor.hiç bir şeyi açıklıyamıyo.ben sana soruyorum sadece neden %98.6'sı bizim genlerimiz olan şempanzeler var dünyada?çünkü ortak atadan geliyoruz.Yaradılışçı ne der çok merak ediyorum?allahın hikmetinden başka.neden canlıların %99'unun soyu tükenmiş.çünkü muhteşem, mükemmel değiller o yüzden.
ps:bilimsel bir teoriye inanılmaz.ben evrime inanmıyorum, yerçekimine inanmadığım gibi.ikisini de biliyorum.bilmek bilim, inanç din :D
ironrose
17-06-2011, 14:30
Bu tarz adam!!lar iki tersyüz edilmiş ZEKA!!! dolu cümle ile evrimi altüst edip yıkacaklarına inanır. Onun dışında cinlere, meleklere, şeytana inanır.
Ekosistemin ne olduğunu bilmez, evrimin bir amacı olduğunu zanneder.
Artık bu ZEKA!!!! dolu cümlelerine cevap vermekten bıkmış olsakta bu ZEKİİİ arkadaşımızı bulmuşken faydalanalım isterseniz.
Bende bilemediklerimi sorayım belki o engin bilgisi ile bizi aydınlatır.
- Bana bundan 500 milyon yıl öncesine ait koyun olur, keçi olur, deve olur böyle bir memeli fosili bulunmuşmudur söylebilir misin? Bulunmamasını neye bağlıyorsun izah edermisin?
- Evrimi tamamen mi reddediyorsun (bilimsel teorisi reddetmek ne demekse) yoksa aynı tür içinde değişimler için ne dersin?
- Hep sorduğum soruyu sana da sorayım. At ile Eşek, Aslan ile Leopar akraba türlerdir desem ne dersin yok olmaz öyle şey demeni bekliyorum açıkcası :)
sen kaç tane gördün ki bundan daha iyi, bak insan bozuyor.. işde ispatı düzgünmüş ki demek her müdahale onu bozuyor.. en iyi müdahale ney ?
öyle kameranı alacaksın, uzaktan çekeceksin, ellemek yok, hatta kameranı bile öyle açıkda bırakmamalısın, onu kamufle etki, ekosistemi bozma...
öyle yapıyor bilim adamları.
ereninthenature
17-06-2011, 14:32
bu sistem planlı değil mi ? düzenli değil mi ? bir canlı evrim geçirirken diğer etrafındaki yüzlerce canlıyla bir ekosistem içinde uyumlu olabilmeyi nasıl beceriyor ?
bu teist lafları beni şöyle düşündürttürüyo.
labaratuvarda suyun içine potasyum atıyoruz patlıyo.teist diyo bunu yapan allah potasyum nerden bilsin suyun içine girince patlayacağını.:D
ha biyoloji ha kimya.:D
ereninthenature
17-06-2011, 14:33
Bu tarz adam!!lar iki tersyüz edilmiş ZEKA!!! dolu cümle ile evrimi altüst edip yıkacaklarına inanır. Onun dışında cinlere, meleklere, şeytana inanır.
Ekosistemin ne olduğunu bilmez, evrimin bir amacı olduğunu zanneder.
Artık bu ZEKA!!!! dolu cümlelerine cevap vermekten bıkmış olsakta bu ZEKİİİ arkadaşımızı bulmuşken faydalanalım isterseniz.
Bende bilemediklerimi sorayım belki o engin bilgisi ile bizi aydınlatır.
- Bana bundan 500 milyon yıl öncesine ait koyun olur, keçi olur, deve olur böyle bir memeli fosili bulunmuşmudur söylebilir misin? Bulunmamasını neye bağlıyorsun izah edermisin?
- Evrimi tamamen mi reddediyorsun (bilimsel teorisi reddetmek ne demekse) yoksa aynı tür içinde değişimler için ne dersin?
- Hep sorduğum soruyu sana da sorayım. At ile Eşek, Aslan ile Leopar akraba türlerdir desem ne dersin yok olmaz öyle şey demeni bekliyorum açıkcası :)
sakin ol mahirz anlıcak evrimi.işte buna inanıyorum.
sen 500 milyon önce fosilini bulmadığın için mi yok ?
yoksa her yere bakıldı kesin yok mu ?
hadi diyelim ki here yere bakdın, bütün toprakları süzgeçden geçirdin ve bulamadığın için yok diyelim: peki ararken bulduğun ilk koyun fosili aynı zamanda ilk yaratılmış (evrim veya tanrı) fosil olduğunu da varsayar isek bu durumda kaç yıl önce yaşamış fosil idi ?
bunlara cevap vermelisin ki cevap vereyim. çünkü bana ilk yaratılan koyun fosilini buldum veya bulundu o da şu kadar sene önceye denk geliyor demelisin..
ne de olsa aşırı kesin konuşuyorsun. yazmayı unutmuşşsundur cevabını bekliyorum ?
----------------------------------------------------
bir başka türe dönüşme diye bir şey olamaz diyorum. tür içinde değişimler evrim teorisine delil olamaz. yararlı bir mutasyon yokdur, evrimcilerin uydurduklarını saymıyorum. yüzlerce yıldır bir yerde yaşayan bir insan topluluğu ilk yaratılışda öyle olmadığını nerden biliyorsunuz ? ki bu değişmişdir diyorsunuz. yani allah ın ilk yaratmada uygun yaratma ihtimalide olabilir.
----------------------------------------------------
sınıflandırma bir sistemdir. onların akraba olup olmamasına biz karar verdik. çünkü sınıflandırma sistemini biz ortak karar bütünlüğü ile karar verdik. uzlaşma yani. akraba demek ne demektir ? yani anne baba yada ataların ortak olması. esasen burdaki bilimsel olarak "akraba" şeklinde kelime kullanımının amacı : benzemekdir. yoksa atalarının bir olması demek değildir.
-----------------------------------------------------
ereninthenature
17-06-2011, 14:57
sen 500 milyon önce fosilini bulmadığın için mi yok ?
yoksa her yere bakıldı kesin yok mu ?
hadi diyelim ki here yere bakdın, bütün toprakları süzgeçden geçirdin ve bulamadığın için yok diyelim: peki ararken bulduğun ilk koyun fosili aynı zamanda ilk yaratılmış (evrim veya tanrı) fosil olduğunu da varsayar isek bu durumda kaç yıl önce yaşamış fosil idi ?
bunlara cevap vermelisin ki cevap vereyim. çünkü bana ilk yaratılan koyun fosilini buldum veya bulundu o da şu kadar sene önceye denk geliyor demelisin..
ne de olsa aşırı kesin konuşuyorsun. yazmayı unutmuşşsundur cevabını bekliyorum ?
----------------------------------------------------
bir başka türe dönüşme diye bir şey olamaz diyorum. tür içinde değişimler evrim teorisine delil olamaz. yararlı bir mutasyon yokdur, evrimcilerin uydurduklarını saymıyorum. yüzlerce yıldır bir yerde yaşayan bir insan topluluğu ilk yaratılışda öyle olmadığını nerden biliyorsunuz ? ki bu değişmişdir diyorsunuz. yani allah ın ilk yaratmada uygun yaratma ihtimalide olabilir.
----------------------------------------------------
sınıflandırma bir sistemdir. onların akraba olup olmamasına biz karar verdik. çünkü sınıflandırma sistemini biz ortak karar bütünlüğü ile karar verdik. uzlaşma yani. akraba demek ne demektir ? yani anne baba yada ataların ortak olması. esasen burdaki bilimsel olarak "akraba" şeklinde kelime kullanımının amacı : benzemekdir. yoksa atalarının bir olması demek değildir.
-----------------------------------------------------
bak kardeşim evrimi yalanlıyacaksan cidden 500 milyon yıllık bir tavuk fosili bulman yeterli.git kazı yap kanıtlarınla gel.laf kalabalığına kancak adamlar değiliz biz.kancak olsak camideydik şimdi.
yararlı mutasyon varsa ve gözlemlenmişse,
türleşme varsa ve gözlemlenmişse,
sen bilmiyorsan eğer biz nabalım:D
dediğim gibi evrimin çıkmazı 500 milyon yıllık tavuk fosili.git bul bu kadar kardeşinin de imanını kurtar.cennette fazladan 6 yaşında 1 hurin daha olur.
biz bilim adamlarına İNANMAYA devam edecez nasıl oluyosa artık bende bilmiyorum.
ironrose
17-06-2011, 15:04
sen 500 milyon önce fosilini bulmadığın için mi yok ?
yoksa her yere bakıldı kesin yok mu ?
hadi diyelim ki here yere bakdın, bütün toprakları süzgeçden geçirdin ve bulamadığın için yok diyelim: peki ararken bulduğun ilk koyun fosili aynı zamanda ilk yaratılmış (evrim veya tanrı) fosil olduğunu da varsayar isek bu durumda kaç yıl önce yaşamış fosil idi ?
bunlara cevap vermelisin ki cevap vereyim. çünkü bana ilk yaratılan koyun fosilini buldum veya bulundu o da şu kadar sene önceye denk geliyor demelisin..
ne de olsa aşırı kesin konuşuyorsun. yazmayı unutmuşşsundur cevabını bekliyorum ?
Sen minnacık canlıların milyonlarca yıl sonra fosillerinin bulunduğunu biliyorsun di mi? Milyonlarca bulunan fosil türü içinde hiiiiç memeli fosili olmaması normal tabi senin için.
bir başka türe dönüşme diye bir şey olamaz diyorum. tür içinde değişimler evrim teorisine delil olamaz. yararlı bir mutasyon yokdur, evrimcilerin uydurduklarını saymıyorum. yüzlerce yıldır bir yerde yaşayan bir insan topluluğu ilk yaratılışda öyle olmadığını nerden biliyorsunuz ? ki bu değişmişdir diyorsunuz. yani allah ın ilk yaratmada uygun yaratma ihtimalide olabilir.
sınıflandırma bir sistemdir. onların akraba olup olmamasına biz karar verdik. çünkü sınıflandırma sistemini biz ortak karar bütünlüğü ile karar verdik. uzlaşma yani. akraba demek ne demektir ? yani anne baba yada ataların ortak olması. esasen burdaki bilimsel olarak "akraba" şeklinde kelime kullanımının amacı : benzemekdir. yoksa atalarının bir olması demek değildir.
-----------------------------------------------------yukarıdaki iki alıntı için de emin misin diyeyim. Ve sorayım
Aslan ile Leopar çiftleşirse ne olur . Hatta ÖSYM gibi şıkları da vereyim.
a) Hiç bişey olmaz. Töbe töbe iki farklı tür çiftleşir mi?
b) iki farklı tür çiftleşirse yeni bir tür ortaya çıkarsa ben ne diyecem bilmiyorum.
c) Fikrim yok.
peki ararken bulduğun ilk koyun fosili aynı zamanda ilk yaratılmış (evrim veya tanrı) fosil olduğunu da varsayar isek bu durumda kaç yıl önce yaşamış fosil idi ?
İlk koyun, ilk inek, ilk kedi, ilk hamamböceği gibi kavramlar evrimde yer almaz. Evrim popülasyonları inceler. Dünyada hiç bir zaman bir canlı ilk varsayılacak şekilde tekil yaşamamıştır. Her canlı nüfusu sağlıklı nesil verecek sayıda köken almıştır. Eğer veremiyorsa nesli tükenir zaten. O yüzden doğal ortamda iki bireye kadar azalan bir canlı türü olmaz.
Koyunlar otçul atalardan gelir. Bidiğimiz çiftlik koyunu yabani bir atadan türemiştir. Dolayısıyla yukarıdaki soruda koyun kelimesinin başına yabani takısı getirilmeliydi.
Bilinen yabani koyun türü şunlardır:
http://kewaneesalebarn.com/ancestor1.jpg
http://www.sheepmagazine.com/issues/31/31-4/the_rare_ancient_soay-1.jpg
http://petcaregt.com/blog/wp-content/uploads/2010/06/the-barbados-blackbelly1.jpg
http://cherylyoung.files.wordpress.com/2010/08/1.jpg
Çiftlik koyunları bundan türemiştir. İnek de bu şekilde yabani atalardan evcilleştirilmiştir. Bunların soyu yaklaşık insanın tarıma başladığı döneme denk gelir. Ondan öncesinde evcil bir koyun göremezsiniz.
Evrimi bilmeyen insanlar her zaman tuhaf sorular sorarlar. Bilgisizliklerini gidermek yerine inançlarını kanıtlayacak somut veri arayışına girerler. Bir ilk koyun fosili bulunamayacağını bildiklerinden sanki çok büyük ve detaylı argümanlar sunuyormuşçasına konuşurlar.
Bir de bilmezler ki koyunların da içinde bulunduğu çift toynaklı otçul nesli henüz fosil oluşturmayacak kadar yeni bir türdür.
Ayrıca her canlı kendi dönemindeki atmosfer koşullarına göre uyum sağlamıştır. Sayın Mahirzz önce mesela kambriyen döneminde neden bir tavuk ya da memeli göremiyeceğimizi bilmelidir. Çünkü o dönemin atmosfer şartları bir tavuk ya da bir memelinin kesini ölümüyle sonuçlanacak şartlar içerirdi. Dolayısıyla o dönemden getirilecek bir tavuk fosili kesinlikle evrimi alt üst ederdi. Dincilerin, yüksek ahlakları (!) sayesinde birgün bunu da gerçekleştireceklerinden korkuyorum.:)
En basitinden: erkek ve dişi olarak kendi içinde ayrılan bizler veya hayvanların anotomileri farklıdır. ve fakat neden üreme için iki cins (erkek ve dişi) birbirine uyumlu ve birbirinden hoşlanıcı yaratılmışdır. Hatta bazı canlılarda ölüm tehlikesi dahi olduğu halde (örümceklerin dişileri erkeklerini öldürebilir çiftleşme sırasında) üreme yaparlar. Peki evrim nasıl oluyorda farklı bireylerde tek bir amaca giden işlemleri büyük bir planın parçası olarak yerine getiriyor. Ve nasıl oluyorda canlının ölüm durumu dahi olduğu halde bunu yapıyor.
Bu konuda Levent Alper mahlasıyla yazdığım bir makale açıklayıcı olabilir. Mantarlar henzü bitki ve hayvan türleri oluşmadan önce yaşamış canlılardı ve bunlar ilk olarak eşeyli üremeyi icat etmişlerdir. Birbirlerini cinsel olarak çekmek için kullandıkları yöntemler de hayli ilginç.
Seksi ilk kim icat etti?
veya
“Kalbe giden yol neden mideden geçer?”
"Mantarlar birbirleriyle genetik materyal alışverişinde bulunan ilk canlılardı. Bu anlamda onlar ilk seks yapan canlılardır..."
Seks ile avlanılarak yenilmek arasında çok ince bir çizgi vardır ve bu ikisi arasındaki geçişler de akıcıdır. Zaten o devirde seks yapmanın amacı da zevk almak veya eğlenceli saatler geçirmek değildi. Bunun yanında ilk seks yapan canlı bir insan da değildi, hatta bu ne bir hayvan ne de bir bitkiydi. İlk seks yapan canlılar mantarlardı ve onlarda bunu varoluşsal nedenlerden yapıyorlardı. Olmak ya da olmamak, avlamak ya da avlanılmak.. Dört hücreden oluşan ve yaşamlarını parazit olarak sürdüren minik zygomycota mantarların (ekmek küfleri) hayat gerçekleri ve yaşam şartları bunu böyle kılıyordu. O devirde hayvanlar ve bitkiler de henüz var olmadığından mantarların da kendi aralarında çift oluşturmaktan veya kendi kendilerini yemekten başka bir alternatifleri de yoktu.
.
Bir mantar hayatta kalabilmek için diğer bir mantara parazit gibi yapışırken, diğeri de ona ev sahipliği yapıyordu. Zaman içinde bu ilişki de çok yapışık ve dar çerçeveler içinde yaşandığından kaçınılmaz olarak birbirlerine karışarak gen alışverişinde bulunuyorlardı. Bu durumda da mantar cinsellik ne ön görüyorsa onu yapıyordu. Genleri aktarmak..Birbiriyle karışmış bu genler de gelecek nesillere aktarılıyordu. Jena Üniversitesinden mantar araştırmacısı Kerstin Voigt de seksin ve ilk eşeyli cinsel üremenin bu şartlar içinde üstünkörü bir şekilde ortaya çıktığı görüşünde;
.
"İncelediğimiz mantarların kendi içlerinde seksüel mekanizmaların en basit formlarını geliştirebilmiş olduklarını gözlemledik. Bu mantarlar diğeriyle karşılaştığında onunla cinsel bir aksiyona mı girmek yoksa onu asalakça sömürmek mi istediklerine önceden tam olarak bilmiyorlar ve birbirlerine olan yaklaşımları, karşısındakini yemek veya onun ürettikleriyle beslenmek ya da onu parazit şeklinde sömürmek arasında bir karışım gösteriyor. Bu arada sanki kaza olmuş gibi seksüel bir reaksiyon meydana geliyor ve plansız bir şekilde genetik malzemeleri birbirine karışıyor".
.
Burada asalak sözcüğü biyolojik tanım olarak doğru olsa da biraz negatif duyuluyor ama eğer bir parazit konağını öldürmeyip onun yaşamasına izin veriyorsa ve bu ikisi birbirleriyle anlaşmışsa buna zaten "simbiyoz" diyoruz. Bu durum da zaten birçok biyoloğun daha önce dediklerini tasdik ediyor, 'eşeyli veya cinsel üremeyi ilk kez simbiyotik mikro organizmalar icat etti'. Bunun yanında 1 milyar yıl önce olup biten gizli saklıları bugün laboratuvarda petri kabı içinde dikizleyebiliyoruz da.
.
Bunun yanında ilginç olan başka bir şey daha var. Amacı sadece yemek yemek ve hayatta kalabilmek olan bu canlılar henüz ölmemiş olan başka bir canlıyı ürkütmeden onların yanına yaklaşabilmek ve hala hayatta olan yiyeceklerini ürkütüp kaçırmamak için bunu sağlayabilecek mekanizmalar bulmaları lazımdı. Diğerini kandırıcı ve kendilerine çekici kimyasal koku maddeleri lazımdı ki bunlar bizim bugün bildiğimiz feromenlerin öncüleri olacaktı. Nitekim bir çeşit kimyasal böcek tuzakları olan bildiğimiz feromen tuzakları bu prensipe göre çalışır. Böcek yakalaması için tuzaklara konulan ve her böcek için ayrı olan feromen kokuları da labaratuvar ortamında elde edilirler. Günümüz fenomenlerin öncüleri sayabileceğimiz bu kimyasallar sayesinde bir mantar diğer bir mantara kendisinin yenilebilir ve çok lezziz olduğunu veya hali hazırda ölü bir leş olduğunu imite ederek tuzağa düşürüyor veya ona davetiye göndererek kendisini yemeye gelmesi için ikna ediyordu. Fakat avlarken avlanmak durumunda kalınabildiği gibi bazı durumlarda da güçler eşit olduğundan ikisi de bunda başarılı olamayıp bunun yerine birbirlerine karışıyorlardı. İşte böyle anlarda genler de birbirine karıştığından feromen tuzağı üreten asalığın bu geni de ev sahibinin gen havuzuna naklediliyor ve sonunda feromenlere cevap verebilen feromenler ve mantar türleri türeyebiliyordu. Bu nedenle seks ve asalaklık arasındaki sınır bayağı bulanıktır denilebilir.
.
Erken mantarların kullandığı bu kimyasallar steroid hormonlar ile aynı grupta yer alırlar ve günümüz hayvan türlerinin partner ararken ve çiftleşirken kullandıkları koku maddeleri olan feromenler de aynı şekilde bu grup içinde yer alırlar. Bu özellik de mantarların bitki aleminden çok hayvanlar alemine yakın sayılmalarının başka bir nedenidir. Cinsel üreme veya başka bir adla eşeyli üreme evrim sürecinin en önemli adımlarından biridir. Daha önce sadece eşeysiz üreyen canlılığın yeni ürettikleri kopileri de kendilerine benziyorlardı ve klon gibi yeni bir genetik özellik veya çeşitlilik oluşturamıyorlardı. Sadece dış etkenlerin meydana getirdiği mutasyonlar genetiği değiştirebiliyordu. Eşeyli üreme ise daha yüksek ve kompleks canlı türlerinin oluşmasının ön şartıydı. Jena Üniversitesince yapılan bu araştırmalar ve yeni bulgular belki de "kalbe giden yol mideden geçer" önermesinin neden doğru olabileceğine bir açıklık getirmektedir.
Levent Alper
http://www.yaziyaz.net/Evrim/konular/55-organik-evrim/158-mantarlarin-evrimi.html
Mantarlarla ilgili yazdığın yazı hayli ilginç alka. Ben de bu konuyu internette aradım ve şu haber dikkatimi çekti:
Cinselliği ilkel bir balığa borçluyuz
Cinsellik hayatımızın önemli bir parçası. Evde, işte, okulda, heryerde aklımızın bir köşesinde. Onun için aileler kuruluyor ve aileler yıkılıyor. Peki bu en doğal güdümüzün temeli neye dayanıyor? İşte bu sorunun cevabı...
İnsanlar arasındaki cinselliğin temeli 400 milyon yıl öncesine uzanıyor. Yeni fosil buluntularından, cinselliğin, soyları uzun bir süre önce tükenen zırhlı balıklar tarafından keşfedildiği anlaşılmakta. Penise benzer yüzgeçleri bulunan bu balıklar, canlı yavrular getiriyordu dünyaya.
Zırhlı balıklar varlıklarını 70 milyon yıl kadar sürdürmüş. Kalıntıları 430-360 milyon yıllık kayaç tabakalarında bulunan bu balıkların özellikleri, kafalarının ve bedenlerinin üst kısmının kemiksi bir yapıya sahip olması. Zengin tür çeşidini barındıran grubun en büyük temsilcileri günümüzdeki beyaz köpek balığı kadardı ama çoğu bir metre bile büyümemişti diyor zoologlar .
Bu grubun en altında zırhlı balıkların en ilkel biçimi yer alır. Bunlardan, kıkırdaklı ve kemikli balıklar, amfibyumlar, sürüngenler, kuşlar ve memelilerden insana kadar çeşitli ara biçimler gelişmiştir. Bunlar çeneliler, yumurtlayan ve canlı yavru doğuran canlılardan oluşmakta.
Fakat burada ilginç bir durum var: Zırhlı balıklar, üremenin daha gelişkin bir biçimi olan canlı yavru doğurarak üremelerine rağmen, evrim bu canlılardan niçin yumurtlayan hayvanlar türetiyor?
Melbourne Victoria Müzesi araştırmacısı John Long, Nature dergisinin son sayısında, Incisoscutum ritchiei olarak isimlendirilen bir zırhlı balığın bedeninde embriyo saptamıştı. Geçen yılın mayıs ayında iki farklı zırhlı balık türünde yine embriyolar bulunca keşif bilim dünyasında ilgi uyandırmıştı. Hatta embriyolardan birinde göbek kordonuna benzer ipliksi bir yapının da bulunduğu söylenmişti.
http://www.culture24.org.uk/asset_arena/4/56/05/150654/v0_master.jpg
(Fosil bulgusu Nature ve diğer kaynaklarda mevcut)
Anlaşıldığı üzere Kuzey Avustralya’da bu tür yumuşak dokuları fosilleştiren uygun koşullar hüküm sürmüştü. Bilim insanları ayrıca röntgen ışınlı miktrotomografi gibi son derece gelişkin araştırma tekniklerine sahipler. Bu teknik kayaç içindeki buluntuların her açıdan izlenmesine izin vermekte. Ve görüntüler hayvanların davranışları hakkında da bilgiler sunuyor. Araştırmacılar bu şekilde zırhlı balıkta, döllenmenin beden içinde meydana geldiğini dolayısıyla da yakın bedensel temas gerektiren bir çiftleşmenin gerektiğini anlamışlar.
Ayrıca erkek zırhlı balıklarda karın yüzgeçlerinin penisin işlevini yerine getiren yani spermayı doğrudan doğruya dişinin bedenine aktaran organlara dönüştüğü de görülmüş. Bilim insanları bu yüzden zırhlı balıkların, “en gelişkin” şekilde üreyen ilk omurgalılar olduğunu sanıyor. Beden içi döllenme, yumurta ve spermanın suya bırakılmasına dayanan döllenme biçiminden çok daha güvenli ve daha kesin üreme olanağı sunmakta.
Ancak günümüzde yaşayan tüm kemikli balıklar, kuşlar ve kara omurgalıların evrimsel kökleri de zırhlı balıklara uzanmasına rağmen farklı üreme biçimlerine sahipler. Kemikli balıkların çoğu yumurta ve spermayı suya bırakıyor, kuşlar ve sürüngenlerde döllenme beden içinde meydana gelse de genelde yumurtlayarak ürüyorlar.
Cumhuriyet (http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=45184)
Ayrıca Nature (http://www.nature.com/news/2009/090225/full/news.2009.122.html)'deki makaleye de bakılabilir.
Balıktaki söz konusu embriyoya ilişkin sciencedaily (http://www.sciencedaily.com/releases/2009/02/090225161508.htm)'de de bir yazı var. İlk olarak hangi canlıda başladığını ben daha önce araştırmamıştım fakat mantarlar da dikkate değermiş. Teşekkürler
Şu linkte de bahsedilmiş:
http://www.talkorigins.org/indexcc/CB/CB350.html
saygılarımla
sen kaç tane gördün ki bundan daha iyi, bak insan bozuyor.. işde ispatı düzgünmüş ki demek her müdahale onu bozuyor.. en iyi müdahale ney ?
öyle kameranı alacaksın, uzaktan çekeceksin, ellemek yok, hatta kameranı bile öyle açıkda bırakmamalısın, onu kamufle etki, ekosistemi bozma...
öyle yapıyor bilim adamları.
Arkadaşım Allaha tap kuşa böceğe tap olabilir .Çünki tapınmak için bir sebebin olduğuna inanıyorsundur .Doğru yada yanlış olması inananlar için önemli değildir .Oyüzden inancına birşey demiyorum fakat iş bilim adamları ve kadınlarına hakarete gelince vicdanına bak Bilim sayesinde insanların yaşam kalitesi ve ömürleri arttı .İnsanda biraz şükran duygusu olur Klavyeyi kullanıp yapanına hakaret eden insan dindarda olsa ateistte olsa metelik etmez.Allahı savunuyor olmanda sizden tiksintimi arttırdı .Papa bile evrime karşı çıkmazken .İnamıyabilirsiniz mantık hatalarını ortaya korsunuz .Hem Allah diyecen hemde Allahın icat yapmakla şereflendirdiği insanlara Hakaret edecen .Ayıp Allahıda bilimide incittiyorsun Nasıl bir insansın .?Aynaya bir bak ben insanım diyebilecekmisin.lütfen düşün ve kendine çeki düzen ver .Hastalandığında doktora gidecen .Sonra Doktorlara söylemedik laf bırakmıcan .Sen müslümansan ben kafir olmaya razıyım
Mantarlarla ilgili yazdığın yazı hayli ilginç alka. Ben de bu konuyu internette aradım ve şu haber dikkatimi çekti: İlk olarak hangi canlıda başladığını ben daha önce araştırmamıştım fakat mantarlar da dikkate değermiş. Teşekkürler
Verdiğiniz kaynaktaki ilginç makaleler için ben de size teşekkür ederim sayın Natan.
Verdiğiniz kaynaktaki fosil balığın ismi Materpiscis sp. olup 410 ila 400 milyon yıl önce yaşadığı düşünülüyor ve eldeki fosil bulgulara göre şimdilik "ilk cinsel organlar" geliştiren ilk hayvan türü kabul ediliyor.
Henüz kesinleşmiş olmamasına rağmen ilk cinsel organlar geliştiren başka bir hayvan türü de 565 milyon yıl önce yaşamış solucan benzeri bir hayvan türü olan Funisia dorothea olarak tahmin edilmektedir. Yalnız bu canlının eşeyli ürediği kesinlik kazanmışken cinsel organlar da geliştirdiği henüz yüzde yüz kesinlik kazanmamıştır. Ama sizin verdiğiniz örnekteki Materpiscis isimli balığın fosil kayıtlara göre gerçek cinsel organlara sahip olduğu kesin.
Burada bilinen "ilk cinsel organlar" geliştiren hayvan türü denildiğine dikkatinizi çekerim. Yani ilk eşeyli üremeyi geliştiren canlı anlamına gelmiyor bu. Nitekim tek hücrelilerin eşeyli üreme için cinsel organlara sahip olması gerekmiyor. Bildiğiniz gibi eşeyli üremenin kendisi cinsel organların evrimleşmesinden önce oluşmuştur.
Eşeyli üreme ilk olarak tek hücreli organizmalarda başlamıştır. Dolayısıyla bunların henüz gelişmiş cinsel organları olması düşünülemez.
Bundan sonraki adım ise çok hücreli ve kompleks yapılı canlılığın gelişmesiyle aynı zamanda cinsel organların da gelişimidir. Organlardan birisi erkek gamet hücrelerin (sperm hücrelerinin) dağıtımından ve seri üretiminden sorumlu olacak şekilde farklılaşırken, diğeri ise dişi gamet hücrelerin üretilmesinden ve döllenme sonrası uygun bir ortam sağlamaktan sorumlu olacak şekilde farklılaşırlar. Örnek: Hayvanlarda yumurta oluşumu, bitkilerde tohumların oluşumu)
ereninthenature
20-06-2011, 01:15
Arkadaşım Allaha tap kuşa böceğe tap olabilir .Çünki tapınmak için bir sebebin olduğuna inanıyorsundur .Doğru yada yanlış olması inananlar için önemli değildir .Oyüzden inancına birşey demiyorum fakat iş bilim adamları ve kadınlarına hakarete gelince vicdanına bak Bilim sayesinde insanların yaşam kalitesi ve ömürleri arttı .İnsanda biraz şükran duygusu olur Klavyeyi kullanıp yapanına hakaret eden insan dindarda olsa ateistte olsa metelik etmez.Allahı savunuyor olmanda sizden tiksintimi arttırdı .Papa bile evrime karşı çıkmazken .İnamıyabilirsiniz mantık hatalarını ortaya korsunuz .Hem Allah diyecen hemde Allahın icat yapmakla şereflendirdiği insanlara Hakaret edecen .Ayıp Allahıda bilimide incittiyorsun Nasıl bir insansın .?Aynaya bir bak ben insanım diyebilecekmisin.lütfen düşün ve kendine çeki düzen ver .Hastalandığında doktora gidecen .Sonra Doktorlara söylemedik laf bırakmıcan .Sen müslümansan ben kafir olmaya razıyım
mahirz hastalanınca hocaya gidiyo muska yazdırıyo :D şaka bir tarafa bırak eleştirsin doğrusunu görüp anlayacaktır.
yararlı mutasyon yoktur da ne demek?
yaralı mutasyon günümüzde bile devam ediyor, grip virüsü en güzel örnektir her sene bir öncekinden değişiktir ve ilaçlara bağışıklık kazanır. tarımda beyaz sinekler ve kimi böcekler tarım ilaçlarına karşı ayakta kalmak için evrimleşmeye devam ediyorlar. büyük organizmalardaki farkları henüz göremiyoruz fakat 10 sene öncesine kadar allerjik insan %10lar seviyesindeysen şu an %60lara kadar yükselmiş, insan bünyesi kendini birşeylerden korumak için sistem geliştirmeye çalışıyor olabilir. belki bu mekanizma şu an bizlerde gelişen bir çeşit mutasyondur ve ilerde herhangi bir allerjik insan kalmayana kadar devam eder.
virüsler canlı değildir.........
canlı olup olmadıkları tartışma konusudur, canlı tanımına uymadıkları için.. bak araştır göreceksin..
virüsler canlı değildir.........
canlı olup olmadıkları tartışma konusudur, canlı tanımına uymadıkları için.. bak araştır göreceksin..
ben araştırdım ,bence sen iyi araştırmamışsın
bak bir daha yazıyorum ,şuan hala tartışma konusudur virüslerin canlı mı,cansız mı oldukları
bazı yönlerinden dolayı canlı sınıfına bazı yönlerinden dolayı ise cansız sınıfına girmektedir ama netice itibari ile asalak olduğuna hemfikirdirler
mutasyon derken canlılar üzerindeki mutasyon kastedilir, canlı olmayan (yada olduğu kesin olmayan) virüsler için bu bilgi önemsiz, çünkü virüs zaten alt tarafı yararlı olup olmadığını bilemezsin, ama komple bir canlı için sistem ok mi kontrol edilebilir..
buyur mahirzz
virüsler ,canlıdır veya cansızdır tartışmaların olduğu aşağıdaki linkten oku
http://blog.milliyet.com.tr/Virusler_canli_midir_/Blog/?BlogNo=217570
virüs nasıl canlı değil? canlı olmasa grip virüsü nasıl her sene değişip koşullara uyum sağlıyor
Özgürcan
22-06-2011, 22:42
Evet, değildir. Biyoloji hocamla bu konuyu çok tartışmıştık. Geçiş türü olabilir ama canlı türü olamayacağını söyledi bana...
sevgili yanlız ve özgürcan
yukarıda verdiğim linkte virüslerin canlı mı cansız mı olduklarını okuyun
en basit açıklaması ile virüsler bazı durumlardan dolayı canlı olarak görülmekte ama başka durumlardan dolayı ise cansız ama nihayetinde üreyebilmek için canlı bir hücreye ihtiyaç duyar buda onun asalak olduğunu gösterir
yani hala canlı mıdır ,cansız mıdır kesin belli değildir
canlı olup olmadığına karar verilememiştir. dnası olan ve değişim geçirebilen fakat kendini üretemeyen bir form. fakat buradaki en büyük nokta şu ki hücre kendi dnasından farklı olan hiçbirşeyi kabul etmez dışarı atar fakat virüsü atmaz ona izin verir. (sadece anne vücudu kendi dnası dışında başka bir varlığın dnasını kabul edip birlikte yaşayabilir.) sonuç çıkarılabilir nokta şudur ki hücre virüsü kendi parçası kabul edip yaşamasına izin veriyorsa hücreler virüsten evrilmiş olamaz, virüs hücreden evrilmiş olabilir, çünkü virüsün yaşaması üremesi için hücreye bağlanması gerekir. ben makaleden bunu anladım
canlı olup olmadığına karar verilememiştir. dnası olan ve değişim geçirebilen fakat kendini üretemeyen bir form. fakat buradaki en büyük nokta şu ki hücre kendi dnasından farklı olan hiçbirşeyi kabul etmez dışarı atar fakat virüsü atmaz ona izin verir. (sadece anne vücudu kendi dnası dışında başka bir varlığın dnasını kabul edip birlikte yaşayabilir.) sonuç çıkarılabilir nokta şudur ki hücre virüsü kendi parçası kabul edip yaşamasına izin veriyorsa hücreler virüsten evrilmiş olamaz, virüs hücreden evrilmiş olabilir, çünkü virüsün yaşaması üremesi için hücreye bağlanması gerekir. ben makaleden bunu anladım
doğrudur arkadaşım:)
ama en önemli noktası virüslerin asalak olmalarıdır ,zaten bu yolla girdikleri hücreleri tabiri cazise felç eder
ereninthenature
22-06-2011, 23:29
canlı olup olmadığına karar verilememiştir. dnası olan ve değişim geçirebilen fakat kendini üretemeyen bir form. fakat buradaki en büyük nokta şu ki hücre kendi dnasından farklı olan hiçbirşeyi kabul etmez dışarı atar fakat virüsü atmaz ona izin verir. (sadece anne vücudu kendi dnası dışında başka bir varlığın dnasını kabul edip birlikte yaşayabilir.) sonuç çıkarılabilir nokta şudur ki hücre virüsü kendi parçası kabul edip yaşamasına izin veriyorsa hücreler virüsten evrilmiş olamaz, virüs hücreden evrilmiş olabilir, çünkü virüsün yaşaması üremesi için hücreye bağlanması gerekir. ben makaleden bunu anladım
abiyogenez ilk canlının virüsten'de ilkel olduğunu önerir.virüsle hücreler ortak ata paylaşıyor gibi birşey :D
the supernova
22-06-2011, 23:36
abiyogenez ilk canlının virüsten'de ilkel olduğunu önerir.virüsle hücreler ortak ata paylaşıyor gibi birşey :D
bildiğiniz gibi virüsler bunu kendine yakıştıramaz, ara geçiş formu yok diyeceklerdir.. :D anlayana...