Orijinalini görmek için tıklayınız : Ah sevgili kardeşim...
Ah sevgili Türk kardeşim, ben seni anlamaz mıyım?
Ben dayak yiyerek öğrendiğim bir dille de olsa, seninle aynı ders kitaplarıyla eğitilmedik mi? Beş sınıf için tek öğretmenimiz de olsa, aynı öğretmenlerden ders almadık mı?
Her yıl 20-30 bin kolej ve özel okul mezunlarına figüran olmak için üniversite sınavlarına girmedik mi? Hasbelkader üçüncü sınıf bir fakülteyi bitirip, hep beraber işsiz kalmadık mı?
Ah sevgili kardeşim, ben seni anlamaz mıyım?
Askerde dil, din, ırk farkı gözetmeksizin, dayak yemedik mi? Komutanın köpeğine, hanımefendinin kedisine, paşanın çiçek serasına nöbet tutmadık mı? Kırıkkale tüfekleriyle üç mermilik atış eğitiminden sonra, dağlara savaşa yollanmadık mı? Elimize tutuşturulan pimi çekilmiş bombayla eğitim kaybı olmadık mı?
Ah sevgili kardeşim, ben seni anlamaz mıyım?
Gözümüzü açtığımız günden itibaren, gerçek dünyada her gün yalanlanan bilgilerle donanmadık mı? Hani; insanlığın büyük göçle Orta Asya’dan dünyaya yayıldığı, Kızılderililerin bile Türk olduğu, Almanya savaşı kaybettiği için Osmanlı’nın hükmen yenik sayıldığı, Kürt diye bir halkın olmadığı, Ermenilerin toplu şekilde intihar ettiği.
Ah sevgili kardeşim, ben seni anlamaz mıyım?
Yurtseverlerimiz aynı zindanlarda işkence görmedi mi? Yaşımız büyütülüp on yedisinde asılmadık mı? Özgürlük, emek, sol ve daha bir yığın kavram sakıncalı diye belletilmedi mi bize? Korkudan kitaplarımızı yakmadık mı? Şairlerimiz, yazarlarımız, sanatçılarımız cezaevlerinde, sürgünlerde ölmedi mi? Dostlarımıza düşman, düşmanlarımıza dost edilmedik mi? Köylüyü cahil, dindarı yobaz, Kürt’ü hain, Ermeni’yi piç, Yunan’ı kahpe, Alman’ı or.spu, Musevi’yi tefeci diye öğretmediler mi?
Ah sevgili kardeşim, ben seni anlamaz mıyım?
Devlet dairesinden “bugün git yarın gel” diye, karakoldan dayak yiyerek gönderilmedik mi? Bankalarımızdan 50 milyar dolar çalınıp, vergi olarak bize ödettirilmedi mi? Bu ülkede her şey nüfusun yüzde 20’si iyi yaşasın diye düzenlenmedi mi? Kitap yazanlar 20 yıl cezaevinde yatarken, bizim emeğimizi çalan ihale düzenbazları, banka hortumcuları, hayali ihracatçılar serbest bırakılmadı mı?
Ah sevgili kardeşim, ben seni anlamaz mıyım?
Yükün ağır. Doğru bildiğin her şey tuzla buz oluyor ellerinde. Yokluğuna inandığın, varlığından bihaber yaşadığın her şey, hayaletler gibi sağında solunda peyda oluyor birer birer. Dahlinin olmadığı katliamların kanı sıçrıyor üzerine, kör zindanlarda işkence görenlerin çığlıkları dolduruyor dört bir yanını. Ve üzerine kan sıçratan katiller, korkularını besliyorlar günbegün. Örtüleri sıyrılmış yalanlarını görmemen için, yeni yalanlar boca ediyorlar üstüne.
Ah sevgili kardeşim, ben seni anlıyorum da, sen de biraz çabalasan, anlamak için.
Sana devlette rüşvet yok desem, inanmazsın. Sana devlette torpil yok desem, inanmazsın. Yani devletin hepimize her fırsatta yalan söylediğini kesin bir inançla bilirsin. Ama aynı devletin sana Kürtlerle ilgili, Ermenilerle ilgili, tarihle ilgili söylediği her şeye istisnasız inanırsın. Bu sana garip gelmiyor mu?
Şimdilerde 24 saat Kürt sorunu konuşulurken, 10 yıl öncesine kadar, Kürt yok denmesi hiçbir soru işareti yaratmıyor mu sende?
Bulgaristan’da, Kıbrıs’ta Türklerin kimlikleri için mücadelelerini haklı buluyorsun da, 20 milyon Kürt’ün kimliğini neden bu kadar önemsiz görüyorsun?
Benim çocuğum kendi anadilini öğrendiğinde, Trakya’daki ayçiçeği hasadı mı azalacak? Alevi Cemevi’nde ibadetini yaptığında, Manisa’daki üzüm bağları daha mı az meyve verecek?
Bir ülkede eşit olmak, o ülkenin maddi ve manevi bütün imkanlarından eşit şekilde yararlanmak değil midir?
Ankara’da bir tepeye 6 tane hastane kurup, en basit tedavi hizmeti için insanları 1500 km getirtmek, bir gelir transferi değil midir? Çocuğunu tedavi ettirmek için Hakkari’den Ankara’ya, İstanbul’a gelerek, tarlasındaki mahsulün, yaylasındaki koyunun parasını buralarda harcamak zorunda kalanlar olmasın, buranın gelişmişliğine katkı yapanlar? 1920’de Türkiye’nin 3. büyük ticaret ve sanayi şehri olan Diyarbakır, Kürtlerin aptallığı yüzünden mi bu kadar geri kaldı?
Kürt bölgesine yol ve fabrika yapılmasına, “Kürtlerde ulusal bilinç oluşur” diyerek engelleyen Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak’ı hiç merak edip Celal Bayar’ın anılarında okumadın mı?
Türkiye’de kamuda istihdam edilmiş insanların etnik dağılımı, gerçekten Kürtlerin nüfuslarıyla doğru orantılı mıdır? Kürtlerin dillerinin farklı olmasının ve eğitim alamamalarının bunda hiç etkisi yok mudur?
İran’la, Irak’la, Suriye’yle, Ermenistan’la sınır kapıları yıllarca kapalıyken, dış ticaretin o bölgeye 2000 km uzağa düşmesi yoksulluğumuzun bir sebebi olamaz mı?
7 yaşından sonra bir dili yarım yamalak öğrenerek, seninle aynı sınavlarla ölçülmemin haklılığına gerçekten inanıyor musun?
Sen hiç anadilini konuştun diye dayak yedin mi? Senin baban, annenin gözleri önünde köy meydanında çırılçıplak soyuldu mu? Vatandaşı olduğun ülkenin güvenlik görevlisi sana dışkı yedirdi mi?
Ve sırf bu yalanlar üzerine inşa edilen düzenin devamı için, bu devletin dünyaya ne kadar ödün verdiğini düşündün mü? İhtiyacımızın olmadığı ne kadar denizaltıya, tanka, savaş uçağına, ne kadar para ödendiğini hiç merak etmedin mi?
Ah sevgili kardeşim, biliyorum yükün ağır.
Bütün bunların diyeti bana mı düşer diyeceksin? Ben de onu söylüyorum işte. Peki tamamı mı bana düşer? Hiç mi anlamaya çalışmayacaksın? Hiç mi elini taşın altına koymayacaksın? Hiç mi bu yalanlarla yüzleşmeyeceksin? Daha ne kadar muktedirlerin sofrası dolsun diye, o kahrolası tabutları dolduracak, kendi kardeşlerinin kanına gireceksin?
Daha ne kadar bu günaha ortak olacaksın?
Benimle kucaklaşmadan güçlenemeyeceğini, ben özgür olmadan, özgür olamayacağını ne zaman anlayacaksın?
Ah sevgili kardeşim… (Sırrı Süreyya Önder)
milomanara
10-09-2011, 00:06
Babacım bunları hepimiz biliyoruz. Sen sebebi ne olursa olsun, adam öldürmeyi ne zaman lanetleyeceksin onu söyle. Yoksa en çok ezilen azınlılardan eşcinseller de plajlarda bomba patlamaya başlamalı mı?
Lafı evirip çevirme Sırrı!
Bu tepkinin muhatabı ben olmasam da, yine de kendi adıma bir yanıt vereyim.
PKK'yı, Eta'yı veya diğer örgütleri konudan soyutlarsak.. Daha önceleri de ifade ettiğim gibi, doğru sebeplere sahip birinin, bir grubun veya bir hareketin, şiddete başvurmasında her hangi bir sorun görmüyorum.. Doğru sebeplerden kastım, özellikle zulmü yapan tarafın bir işlevi de bizzat yasa koymak ve yaptırım uygulamaksa ama bir nedenden dolayı bunu adilane bir şekilde yapmıyorsa, orada her hangi bir meşruiyet zemini aramamak gerekir.. Hukuk devleti olmayan, yozlaşmış bir yasa devletinin hiçbir meşruluğu yoktur.. Dolayısıyla bu devlete karşı mücadele etmek de bir o kadar normaldir, olması gerekendir.
Devlete karşı mücadelenin araçları içinde pek bir tercih şansı da yoktur.. Bu durumda şiddete başvurmaktan başka bir yol kalmaz diye düşünüyorum.
Bu yüzden sebebi ne olursa olsun diye bir şeyi kendi adıma kabul etmiyorum.. Doğru sebeplerin varsa şiddet meşrulaşabilir, meşrulaşır.
Konuyu PKK'ya, Kürt siyasal hareketine felan çekmek istemiyorum aslında.. Sırf konusu açıldı diye yazıyorum; Benim PKK'yı eleştirebileceğim nokta, bu savaşın tarafı olmayan sivilleri katletmeleri.. Ve son zamanlarda ise Apo'yla yapılan barış görüşmelerini bir anlamda baltalamaya çalışmaları ve bunda da başarılı olmalarıdır.. Bu da PKK'nın barış yanlısı olmaktan çok, o bölgede başka amaçları, çıkarları olduğunu gösterir diye düşünüyorum.
Sırrı'nın veya diğer vekillerin ne düşündüğünü pek bilmiyorum ama benim görüşüm bu şekilde.
milomanara
10-09-2011, 01:01
Ben bugün kötünün iyisi bir demokrasinin ve ifade özgürlüğünün olduğuna, bu durumda da(geçmişte olduğundan farklı olarak) şiddetin hiç bir şekilde meşru olamayacağını düşünüyorum.
Devlet şiddetin tekelidir(Devletin lüzumu üzerine ütopik bir tartışmaya girmemeyi umuyorum). Hak aramayı, sesini duyurmayı becerebildiğin yerde(2.8 milyon oyla bunu Kürt'ler bunu becerdi) şiddete başvurursan meydana gelecek sivil kayıpların(collateral) vebali boynununadır(Devletin yanlışlıkla öldürdüklerinin de).
Geçmişteki hayvanlıkları hepimiz biliyoruz. Sorumluluların en ağır cezalara çarptırılmasını ben içtenlikle istiyorum. Zaten ağır aksak da olsa, bir bir çıkarılıp hesaba çekiliyorlar. Devlet Dersim'le, Ermeni techiriyle(soykırım elbette ama BM tanımını tartışmalı bulduğumdan kullanmıyorum), Mübadele'yle, Kıbrıs'la, 150'liklerle, İstiklal Mahkemeleri'yle samimiyetle yüzleşmeli.
Bugün adam öldürmek için, hele hele sivil öldürmek için kimsenin meşruiyeti yoktur. Sırrı'nın dışkı yedirme ajitasyonu da, dağ türkü, kart kurt eden adamlar ajitasyonu da kabak tadı verdi. Çocuklara faşist and okutulmasın, eyvallah. Ana dilde eğitim(bence örgün eğitimde ortalama insan iki dili öğrenemez, teknik olarak karşıyım) de tamam anasını satayım. Türkçe maymun olmuş, doğru kullanan kalmamış, sen Kürt'çe istiyorsun, eyvallah. Anayasa'da vatandaşlık tanımı zaten saçma sapan. Etnik referanslı vatandaşlık tanımı olmaz, haklısın.
Velhasıl, artık bunlar kesmez seni Sırrı...
Sen demokratik özerklik(federasyon), öz savunma(konfederasyon) hatta bağımsızlık peşindesin. Ne diyelim, hayırlısı olsun...
milomanara'ya katılıyorum ,diyecek bir şey bırakmamış
Ben de yazdıklarına katılıyorum ama süreç öyle bir anda silah bırakmakla olmuyor işte.. Ne İspanya'da, ne İngiltere'de böyle olmadı.. Ayrıca oradaki demokrasiler bizim burdan kat kat ileriyken bile örgütler direnişlerine devam ettiler.. Daha sonra ise -özellikle İngiltere'de- direniş siyasi kanada doğru yayıldı ve orada devam etti.
Türkiye'de asgari demokrasinin yerleşmeye başladığı doğru ama Kürt meselesinde böyle bir şey pek hissedilmiyor bence.. Mücadelenin siyasi yoldan devam etmesine yönelik her türlü engeli önlerine çıkarıyorlar.. Örneğin Kürtleri meclise sokmamak adına uygulamaya konan %10 barajı ile ilgili hiçbir şey yapmadılar.. Daha düne kadar açtıkları her parti kapatılıyordu, siyaset yapan vekillerine yasak getiriliyordu.. Günümüzde ise KCK davasındaki tutuklamalar hız kesmeden, hatta dozajı arttırılarak devam ediyor.. İktidarın her türlü milliyetçi söylemle bezenmiş militarist dili devam ediyor.. Operasyonlar hız kesmeden güneydoğuda devam ediyor.. Kürt siyasetçiler devletin resmi kurumlarınca engelleniyorlar, siyaset yapmaları yasaklanıyor vs vs.. Yani öyle 'ileri demokrasi' diyip geçmemek gerekiyor.
Ben de son paragrafında saydıklarının yanında, demokratik özerklik gibi konularda Kürtleri destekliyorum.. Onu da belirteyim.
sangre es geçtiğin bir nokta var ki saydığın ülkeler de belirttiğin etnik gruplarda ki insanlar hep aynı coğrafyada yaşamaktalar (ispanya'da bask bölgesi, katalunya gibi) ama türkiye'de işler bu şekilde değil , kürtler ekonomik ve sosyal olarak ülkenin her yerindeler belki sana kafatasçı bir düşünce gelebilir ama bence eğer nüfus mübadelesi olacaksa (türkçesi orada kürdistan?denilen bölgede ki türklerle , diğer tarafta kalan kürtler) devlet bile kurulabilir , aksi takdirde 2 dilli bir coğarafyada zaten bölünme gerçekleşmiş demektir , artık sen devlet olarak oraya kürtçe bilmeyen eğitimci, sağlıkçı atayamayacaksın demektir bölünme sadece sınırla , dikenli telle olmaz (sırrı süreyya ise faşizmi gizlemek için iyi bir vitrin , geçen birine sağa kayıyor diyor , birine yaşlı alkolik diyor bunlar türk demokrasi tarihinde görmeye alıştığımız şeyler o da şaşırtmadı bizi sağolsun)
Kürtler de diğerleri gibi tek bölgedeler zaten.. İsmi de Kürdistan.
Burada nasıl Kürtler farklı coğrafyalara dağılmışlarsa, diğer ülkelerde de aynı şekilde.. Zaten bu bir fark yaratmaz kanaatindeyim.. Nüfus mübadelesi felan da gereksiz, anlamsız bir şey.. Neden buradaki Kürtler oraya, oradaki Türkler buraya gelmek zorunda kalsınlar ki?
İki dilli yaşam da bölünmeye felan yol açmaz.. Bunlar da paranoyadır bana göre.. Ama şimdi bu tür ulvi konulara pek giresim yok.. Sadece yazıyı beğendim ve paylaşmak istedim.. O kadar.
o ulvi konulara giresin olduğunda gel tartışalım o zaman ;)
AlbatrosS
10-09-2011, 11:37
Ben bugün kötünün iyisi bir demokrasinin ve ifade özgürlüğünün olduğuna, bu durumda da(geçmişte olduğundan farklı olarak) şiddetin hiç bir şekilde meşru olamayacağını düşünüyorum.
Devlet şiddetin tekelidir(Devletin lüzumu üzerine ütopik bir tartışmaya girmemeyi umuyorum). Hak aramayı, sesini duyurmayı becerebildiğin yerde(2.8 milyon oyla bunu Kürt'ler bunu becerdi) şiddete başvurursan meydana gelecek sivil kayıpların(collateral) vebali boynununadır(Devletin yanlışlıkla öldürdüklerinin de).
Geçmişteki hayvanlıkları hepimiz biliyoruz. Sorumluluların en ağır cezalara çarptırılmasını ben içtenlikle istiyorum. Zaten ağır aksak da olsa, bir bir çıkarılıp hesaba çekiliyorlar. Devlet Dersim'le, Ermeni techiriyle(soykırım elbette ama BM tanımını tartışmalı bulduğumdan kullanmıyorum), Mübadele'yle, Kıbrıs'la, 150'liklerle, İstiklal Mahkemeleri'yle samimiyetle yüzleşmeli.
Bugün adam öldürmek için, hele hele sivil öldürmek için kimsenin meşruiyeti yoktur. Sırrı'nın dışkı yedirme ajitasyonu da, dağ türkü, kart kurt eden adamlar ajitasyonu da kabak tadı verdi. Çocuklara faşist and okutulmasın, eyvallah. Ana dilde eğitim(bence örgün eğitimde ortalama insan iki dili öğrenemez, teknik olarak karşıyım) de tamam anasını satayım. Türkçe maymun olmuş, doğru kullanan kalmamış, sen Kürt'çe istiyorsun, eyvallah. Anayasa'da vatandaşlık tanımı zaten saçma sapan. Etnik referanslı vatandaşlık tanımı olmaz, haklısın.
Velhasıl, artık bunlar kesmez seni Sırrı...
Sen demokratik özerklik(federasyon), öz savunma(konfederasyon) hatta bağımsızlık peşindesin. Ne diyelim, hayırlısı olsun...
Kürtlere ''akıl veren'' siyasal kibri görmezden gelirsek, devlete ne zaman Kürtlerle müzakereye başlayacaksınız demek daha makul değil midir?
2000 küsur sivil-legal siyasetçi ve Kürdün tutuklu olduğu bir yerde ''bakın işte, kıytırık da olsa hak aranıyor'' demek için şu araştırmayı hiç görmemiz gerekiyor :
AKP'nin 'ileri demokrasi' söylemini çöpe atan araştırma!
AKP'nin 'İleri demokrasi' söylemine verilen entelektüel destek kısmi de olsa devam ederken bütün dünyayı baz alan bir 'terörizm' araştırması herkesi şaşırtacak. Rakamlara göre Türkiye son on yılda terör hükümlüsü giyen kişi sayısında dünya birincisi! Son on yılda bütün dünyada tutuklanan toplam 35 bin 117 ‘teröristin’ 12 bin 897’si Türkiye’de
(...)
http://www.turnusol.biz/public/haber.aspx?id=10279&pid=32&haber=AKPnin+ileri+demokrasi+s%F6ylemini+%E7%F6pe+ atan+ara%FEt%FDrma
Kollektif kimliğin tanınması, yasal statü ve özerklik: temel talepler.
Bir arada yaşamak için de: Bunları güvenceye alıp etnik vurgulardan tamamen arındırılmış demokratik anayasa.
Kürtlere zırtpırt akıl vereceğinize, 88 yıllık asimilasyoncu ve inkarcı ahmak devlet erklerine baskı yapmayı seçmeniz daha makuldür. Kiminin derdi ''Kürdü kazanmak'', kiminin ''siyasal meşruiyetini tartışmak, dolayısıyla müesses olana adaptasyon''.
Sorulması gereken asıl soruysa şu: Kürdistan dağlarında müesses siyasal iklimde
hakim statüsü ''işgalci'' olan TC ordusunun varlığı sorgulanmadan Kürt gerillasının şiddet yöntemlerini tartışmanın bir manası var mıdır?
milomanara
10-09-2011, 12:49
Ben de yazdıklarına katılıyorum ama süreç öyle bir anda silah bırakmakla olmuyor işte.. Ne İspanya'da, ne İngiltere'de böyle olmadı.. Ayrıca oradaki demokrasiler bizim burdan kat kat ileriyken bile örgütler direnişlerine devam ettiler.. Daha sonra ise -özellikle İngiltere'de- direniş siyasi kanada doğru yayıldı ve orada devam etti.
Silah bırakma ayrı hikaye, ne yaptığını kendi de bilmeyen, o eylemi TAK'ın bu eylemi HPG'nin üzerine atan Frankenstein bir örgüt PKK. İleride İttihat ve Terakki'nin Türk halkını utandırdığı gibi Kürt halkını utandıracak bir örgüt.
Benin derdim kamil insanlarla, entellektüellerle, Sırrı'yla...
Onların niyet beyanı kâfi. Fazlasını istemem.
Türkiye'de asgari demokrasinin yerleşmeye başladığı doğru ama Kürt meselesinde böyle bir şey pek hissedilmiyor bence.. Mücadelenin siyasi yoldan devam etmesine yönelik her türlü engeli önlerine çıkarıyorlar.. Örneğin Kürtleri meclise sokmamak adına uygulamaya konan %10 barajı ile ilgili hiçbir şey yapmadılar.. Daha düne kadar açtıkları her parti kapatılıyordu, siyaset yapan vekillerine yasak getiriliyordu.. Günümüzde ise KCK davasındaki tutuklamalar hız kesmeden, hatta dozajı arttırılarak devam ediyor.. İktidarın her türlü milliyetçi söylemle bezenmiş militarist dili devam ediyor.. Operasyonlar hız kesmeden güneydoğuda devam ediyor.. Kürt siyasetçiler devletin resmi kurumlarınca engelleniyorlar, siyaset yapmaları yasaklanıyor vs vs.. Yani öyle 'ileri demokrasi' diyip geçmemek gerekiyor.
10% barajının yüksek olduğu doğru, barajsızlığın istikrarsızlığı getirdiği de doğru. Demek istediğin: "Kürt partisinin takılmayacağı bir baraj olsun". Hay hay, 5% olsun, seni mi kıracağız. :)
İktidarların barajı düşürmeme eğilimleri bencilce de olsa bir gerçektir. CHP 7%'ye düşsün dedi, o da Kürtleri kurtarmıyor. Burada Türkiye seçmeninin istikrarı azınlıkların tam temsililine tercihi paradoksu var. Mevcut hükümete yönelik ajitasyona çevirmek anlamsız bu konuyu.
KCK konusunu Kürtlere zulüm gibi görmek ve göstermeye de katılmıyorum. KCK, şiddettle direk bağlantılı bir örgüt. Eline silah almamış olması, şiddeti masada bir kart olarak oynama hevesini engellemiyor. İspanya'nın ETA'cı Batasuna'yı[1 (http://en.wikipedia.org/wiki/Batasuna)] 2003'de kapattığı gibi BDP'nin (gerekirse)kapatılmasını, KCK'lıların içeri atılmasını yadırgamıyorum. İyi niyetle barış isteyen herkes şiddetle arasına mesafe koymak zorundadır.
Ben de son paragrafında saydıklarının yanında, demokratik özerklik gibi konularda Kürtleri destekliyorum.. Onu da belirteyim.
Yahu herkesin eşit vatandaş olduğu, yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir devlette neden ayrılıkçı olunur? Sence Amerika, geçmişte kurulmaya çalışılan Teksas Cumhuriyeti'ne göz yumabilir miydi? Ayrılmak her zaman iyi midir? Güney İrlanda Kuzey'den daha mı iyi durumdadır? Yoksa tam tersi mi?
AlbatrosS
10-09-2011, 21:23
KCK konusunu Kürtlere zulüm gibi görmek ve göstermeye de katılmıyorum. KCK, şiddettle direk bağlantılı bir örgüt. Eline silah almamış olması, şiddeti masada bir kart olarak oynama hevesini engellemiyor. İspanya'nın ETA'cı Batasuna'yı[1] 2003'de kapattığı gibi BDP'nin (gerekirse)kapatılmasını, KCK'lıların içeri atılmasını yadırgamıyorum. İyi niyetle barış isteyen herkes şiddetle arasına mesafe koymak zorundadır.
Eline silah almadan şiddet mümkünse BDP ve KCK üzerindeki baskılardan tutun da keyfi tutukluluk hallerine; Kürt kimliğinin üzerindeki anayasal engellerden tutun da konserlerde, sağda-solda Kürt dili ve kimliğine linç kampanyalarına ve son olarak hakim Türk siyasal erklerinin hegemonist dil ve siyasal meşruiyet tanımlarına varana değin dibine kadar şiddet ve militarizme batılmıştır.
Kürtler üzerinde tüm toplumsal ve siyasal baskılar bizce basbayağı şiddettir. Üstelik bu medya, kurumlar ve siyaset üzerinden peydah edilip mobilize edilmiş toplumsal bir cinnet halidir. İki tane kıytırık düzenleme yapıp ''hegemonik dil ve anayasal zemini'' değiştirmeden ''bakın onca caba var; ama bu Kürtler doymak bilmiyor'' düzeyinde eleştiriler getirmek 88 küsur yıllık resmi paradigma ve algıların modifiye edilip makyajlanmış hali değilse nedir?
Kürt sorununu çözmek istiyorsanız, bu yönde sahici demokratik siyasal irade ve ahlaka sahipseniz işe sorunu yaratan hegemonik ve kibirli dille başlarsınız. Mümkünse de muhatabınızın ve onun temsil ettiği toplumsal tabanın hakim devlet ve kurumlarını orada hangi gözle gördüğünü merak edersiniz.
Entelektüel hokkabazlık etmek kolay, yalnızca şuna cevap verin de ne kadar vicdanınız kalmış görelim:
Devlet asıl muhataplarıyla müzakere edip bunun yasal zeminini oluşturmak için somut bir irade göstermiş midir? Yüzlerce tutukluya rağmen somut siyasal irade beyanında ve asgari anayasal zemini hazırlayın militanları çekmeye hazırız denmiş midir denmemiş midir?
Sorunun şiddet yöntemlerini çözülmeyeceğini herkes biliyor bilmesine de 2 laf da 80 küsur yıllık paradigmaya laf edin. Demokratik siyaset siyasal yaşamda özneleşmiş insanların toplumsal iradelerinin vicdanlarındaki meşruiyetiyle ancak tecelli edebilir. Şu haliyle asgari demokrasi etiği ve vicdanına sahip Türkiye halklarının ve özelde Kürtlerin gözünde hakim siyasal paradigmanın meşruiyeti sakat ve iflas etmiştir. Bu gerçeği görmeden BDP ve Kürtleri hakim siyasal dilin meşruiyet alanına gelin, orada dans edip oynayın demek bu sorunun 30 yıldır neden çözümsüz kaldığını anlamamaktır.
Başbakanın dahi ''asimilasyon, inkar ve yoksaymayı'' ikrar ediverdiği bir siyasal zeminde hangi siyasal meşruiyetten bahsediliyor, sahiden anlamış değiliz.
Silah bırakma ayrı hikaye, ne yaptığını kendi de bilmeyen, o eylemi TAK'ın bu eylemi HPG'nin üzerine atan Frankenstein bir örgüt PKK. İleride İttihat ve Terakki'nin Türk halkını utandırdığı gibi Kürt halkını utandıracak bir örgüt.
Bunun günümüzde pek mümkün olduğunu sanmıyorum.. Eğer bugün Kürt meselesi bu kadar yoğun olarak tartışılıyorsa, muhafazakar kesim dahi bir takım konularda mutabık kalmışsa, Kürt özgürük hareketinin hem askeri, hem siyasi, hem de entelektüel kesimlerinin başarısız olduklarını söylemek mümkün değildir.. Ayrıca soruna kaynaklık eden, resmi devlet söyleminin fikri altyapısından beslenen milliyetçi/statükocu kesimlerde dahi bir takım konularda yumuşama belirtileri olmuştur.. Somut her hangi bir adım atılamamasına rağmen, tüm bunlar birer başarıdır.. Fakat devletçi söylem o kadar güçlü direniyor ki, son 10 yılda yumuşama belirtileri gösteren fakat son 1 yılda yine eski kıvamına gelen bu söylem Kürt meselesinin çözülmemesi için ellerinden geleni yapıyorlar zaten.. PKK'nın da bu çözümsüzlüğe katkı yapan bir takım uygulamaları olmuşsa da, yükü topyekün PKK'nın üzerine bırakmak hem insafsızca, hem de yanlış bir değerlendirmedir bana göre.. Bu yüzden PKK'nın -çizgisini daha olumlu tarafa çekmese dahi- Kürtlerin gözünde İttihatçılar gibi bir hareket olacağını hiç sanmıyorum.
10% barajının yüksek olduğu doğru, barajsızlığın istikrarsızlığı getirdiği de doğru. Demek istediğin: "Kürt partisinin takılmayacağı bir baraj olsun". Hay hay, 5% olsun, seni mi kıracağız. :)
İktidarların barajı düşürmeme eğilimleri bencilce de olsa bir gerçektir. CHP 7%'ye düşsün dedi, o da Kürtleri kurtarmıyor. Burada Türkiye seçmeninin istikrarı azınlıkların tam temsililine tercihi paradoksu var. Mevcut hükümete yönelik ajitasyona çevirmek anlamsız bu konuyu.
Şu 'istikrar' kavramı da son zamanlarda en sevmediğim kavramların başında geliyor.. Neyin istikrarından söz ediyoruz yahu!
İstikrar dediğimiz şey, mevcut düzenin devamlılığını esas alan bir kavram.. Statüko kavramından ne farkı olduğunu da tam anlamış değilim aslında.
Meşruiyet zemini dahi tartışma konusu olan, bürokratik olarak yozlaşan, idari olarak işlevsiz, gelir dağılımında adaletsizsizliğin dibine batmakla kalmamış, yasaları dahi delik deşik olmuş bir ülkede, hangi durumda istikrar önemsenir diye düşünmekten alamıyorum kendimi.. Bu düzenin devam etmemesinden mi korkuyoruz tam olarak?
Kürt meselesi Türkiye'nin en önemli sorunlarından biri.. Belki de en önemlisi.. Bu yüzden %10 barajı gerekirse 5'e de düşebilir, 3'e de düşebilir.. Benim açımdan pek bir önem taşımıyor.
KCK konusunda saolsun Albatross düşüncelerime tercüman olmuş.. Tekrar etmeye pek lüzum görmüyorum.
Yahu herkesin eşit vatandaş olduğu, yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir devlette neden ayrılıkçı olunur? Sence Amerika, geçmişte kurulmaya çalışılan Teksas Cumhuriyeti'ne göz yumabilir miydi? Ayrılmak her zaman iyi midir? Güney İrlanda Kuzey'den daha mı iyi durumdadır? Yoksa tam tersi mi?
Herkesin eşit vatandaş olduğu, yerel yönetimlerin güçlendirildiği bir devlette ayrılçılığın pek bir anlamı kalmaz, doğru.. Ama idarenin işlevselliği bakımından farklı bir yönetim modeli bir tercih meselesi olabilir.. Tabii bu durum sadece Kürdistan için değil, ülkenin her bölgesi için geçerli olaiblir.. Sırf Kürtlerin ulusal kimliklerinden dolayı böyle bir şey yapmak, bana da yanlış gelir.
Ayrılmak, herkesin eşit vatandaş olmadığı, yerel yönetimlerin güçlendirilmediği bir devlette seçenek olabilir.. Bu yüzden Türkiye'de de alternatif bir durum olarak görülüyor.
Milliyetcilik...
Son donemlerde yapilan tartismalarda, milliyetcilgin uygulanistaki yanlisliligi konusunda herkes milyonlarca kelimeyi bir araya getirip kendi dusuncesini beyan etmeye calisiyor...
Turklerin kendi milletini korumak ve uluslarinin devamliligini saglamak adina yaptiklari -eylemsel ve dusunsel- vahseti kimse inkar edemez. Katliam duzeyinde olmasa bile, olumler ve asimilasyon cabalari son hiziyla devam ediyor.
Hak almak noktasinda kesinlikle Kurtlere katiliyorum.Eger bir devlet icerisinde baska etnik kokenli insanlar eziliyorsa, hatta aksanli Turkce konustuklari icin asagilaniyorsa buna tepkilerini koymalarinda bir sakinca gormuyorum. Empati yapacak olursak, bunun tam tersi Turk kokenli bir insana da yapilabilirdi... Buraya kadar zaten bir soun yok.
Kanaatimce, bu noktadan sonra asil sorun basliyor. Yillardir Turkleri milliyetcilikle suclayan bazi Kurt gruplar/orgutler/partiler, ayni seyi kendileri yapiyorlar. Bunun adina da "hak almak" ugruna yapilan mucadele deniyor. Buna karsiyim! Ozellikle de bu milliyetciligin ajitasyonlarla "ezilen"taraf ve "ezen" taraf olarak gosterilmesini de tamamen siyasetin bir oyunu olarak goruyorum.
Esitlik isteyen bir etnik grubun yaptigi milliyetcilik ciddi anlamda yapilan mucadelenin yuz karasidir. Savaslar icin, ne kadar uzun surerse taraflar o kadar birbirine benzer denir... Sanirim durum bundan ibaret.
Haksizliga ugrayan her turlu etnik grubun yanindayim; fakat milliyetcilik yapan her bireyin de karsisindayim!