Orijinalini görmek için tıklayınız : Türkiyede Kadın İstihdamı
istatistik
16-10-2011, 21:23
Bir başlıkta kadına yönelik şiddetin kadının boyun eğmemesinin neden olduğunu okudum. Boyun eğmemenin ön şartının günlük yaşama olan katkının artması(iş gücünde yeralma) olduğunu düşünürsek, ülkede özgür ve bağımsız kadının daha fazla şiddet gördüğü sonucuna ulaşırız. Bu şiddetin de bir iyileşme sürecini temsil ettiği düşünülebilir. Ben de durumun gerçekten bu yönde mi olduğunu merak ederek bir miktar araştırma yaptım ve elde ettiğim sonuçları burada da paylaşmayı uygun gördüm. Konu başlığı olarak "Türkiyede Kadın İstihdamı"nı seçmemin nedeni ise kadının toplum içinde ve günlük yaşamda yer edinme oranını veren en iyi ölçünün istihdam oranları olduğunu düşünmem.
Türkiye'de kadına yönelik şiddet son yıllarda büyük bir tırmanış içinde. Uzmanlara göre bu artıştaki en büyük etken, erkek egemen toplum içerisinde artan ekonomik sıkıntıların oluşturduğu stresin kadına kanalize edilmesi. Fakat ekonomik yönden bir iyileşme ve refak toplumu olma yolunda olduğunu düşünen bazı iyimser kişilere göre ise, bu şiddet, kadının gündelik hayat içerisinde daha fazla yer edinerek kendi ayakları üzerinde durması ve erkekten daha bağımsız bir hayat sürmesi isteğinin geri tepmesi sonucu tırmanmakta.
Kadının ekonomik olarak erkekten daha bağımsız olarak yaşayabilmesinin ön koşulu, iş gücüne katılımından geçer. iş gücüne katılımda kadın payının artması, ekonomik olarak erkekten bağımsızlığını kazanan kadın sayısının da artması beklentisini doğurur. Peki gerçekten de kadının iş gücüne katılım oranlarında bir artış var mı? Türkiye dünyada ya da müslüman ülkeler genelinde nerede yer almakta?
Türkiye üzerine yapılan ulusal ve uluslararası çalışmaların gösterdiğine göre, kadın istihdamı konusunda bir iyileşmeden çok bir kötüleşme ve gerileme mevcut. yapılan çalışmalardan elde edilen verilere göre, 1988 yılından 2006 yılına kadar kadının iş gücündeki oranı düşüş göstermekte.
http://img12.imageshack.us/img12/4229/tgeneli1.jpg
Grafik incelendiğinde, kadının iş gücüne katılımının düşüş göstermekte olduğu görülebilir. Yine tablonun alındığı çalışmadan oranlara bakılacak olursa; 1988 yılında %34,3 olan oran 2006 yılında %24.9'a inmiştir. Yine bir başka çalışmaya göre bu oran 2007 yılında %22,2 ve 2008 yılında %25.4 düzeyindedir. Eldeki verilere göre, kadınların çalışma yaşamındaki payın 1988 yılından bu yana gerilemekte olduğu ve son yıllarda bir iyileşme yaşansa da hala 1988 yılındaki seviyesinden çok uzak olduğu görülecektir.
Bu tablonun oluşmasında kırsal kesimden kente yaşanan görlerin de etkili olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Kırsaldan şehirlere yaşanan göç sonunda, kadınlar, şehirdeki çalışma koşullarını sağlayamadıkları için oranların düşük çıkması söz konusu olabilir. Yine tablo üzerinde inceleyecek olursak:
http://img9.imageshack.us/img9/1703/tgeneli2.jpg
Tablolar incelenecek olursa, kırsal kesimde kadının iş gücüne katılım oranı azalırken, kentlerde çok küçük bir artış yaşandığı görülmektedir. Ancak bu artış, kentli kadının iş gücüne katılması oranını güçlükle %20 seviyesine taşıyabilmiştir.
Grafikler çoğu zaman aldatıcı sonuçlar gösterebileceği için, en kesin yargı yine rakamlar incelenerek elde edilecektir. Yine tablo üzerinde anlatacak olursak:
http://img838.imageshack.us/img838/205/tablod.jpg
Tablo incelendiği zaman, çalışan kadın sayısının 1988 yılına göre artış gösterirken, 2000 yılına göre azalmakta olduğu görülmektedir. Bunda 2001 yılında yaşanmış olan ekonomik krizin etkisi olduğu düşünülebilir. Ancak, çalışan kadın sayısındaki artış, iş gücü olarak sayılabilecek kadın sayısındaki artışı karşılamamaktadır. Bunun sonucunda da, iş gücüne katılan kadın oranları %34,3 seviyesinden % 24,9 seviyesine gerilemektedir. Bu da kadının gündelik yaşamdaki ve çalışma hayarındaki yerinin arttığını değil azaldığını gösterir. Ayrıca, iş gücü olarak sayılabilecek kadın nüfus içerisinde işsizlik oranının artış göstererek %10 seviyesinin üzerine çıkması da bu tezi destekler niteliktedir.
Türkiye İstatistik Kurumun(TÜİK)'den elde edilebilecek verilere göre 2010 yılında kadın istihdam oranı %27,6 olarak verilmiştir. Ancak yukarıda sunulan verilerde, çalışmaya sadece 15 yaş üzerindeki bireyler dahil edilirken, TÜİK verileri içerisine 15 yalındaki bireyler de dahil edilmişlerdir. Bu da istihdam ve iş gücüne katılım oranlarında artışa neden olmaktadır. Bu bireyler veri setinden çıkarıldığında oranlarda düşüş yaşanması olasıdır.
Türkiye'nin dünya genelindeki ve diğer müslüman ülkeler arasındaki durumu nedir diye bakacak olursa, elde edilen sonuçların yine iç açıcı olmadığını rahatlıkla görebiliriz.
http://img9.imageshack.us/img9/5370/dunyageneli.jpg
Kadınların iş gücüne katılım oranları dünya genelinde ve seçilen müslüman ülkeler genelinde 1988 yılından bu yana düzenli olarak artış gösterirken, Türkiye'de bu oran düzenli bir düşüş şeklindedir.
Tüm bu veriler incelendiğinde, kadına yönelik şiddette yaşanan artışın, iddia edildiği gibi kadının günlük yaşamda yerinin artmasının ve erkekten daha bağımsız bir hale gelmesinin yansıması olmadığı ve dolayısıyla bunun bir iyileşme süreci olmadığı rahatlıkla söylenebilir.
KAYNAKLAR:
1) Türkiye'nin Demografik Dönüşümü, Havettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü.
2) Türkiyede Kadınların İşgücüne Katılımı: Eğilimler, Belirleyici faktörler ve Politika çerçevesi, TC. Başbakanlık Devlet PlanlamaTeşkilatı.
3) Türkiye'de Kadın İstihdamının Durumu, ILO.
kadının çalışması kadına yönelik şiddeti doğurması zaten mantıksızdır. bilakis kadının çalışması o kadının kendinden daha emin olması dolayısıyla boşanma oranının artması olabilir sadece. kadına şiddetin altında yatan gerçek sebep kadının çalışması değildir.
istatistik
16-10-2011, 21:39
Aksini iddia eden fantastik bir beyanı forumlardaki konuların birinde okuduğum için bu yazıyı hazırladım. Yazıdan da görüleceği üzere, kadın gündelik yaşamda yer alma konusunda 1988 yılından geridedir. Bu nedenle de yaşanan minik artış kadına yönelik şiddetin gerekçesi olamaz.
En çok şaşırtan ise diğer müslüman ülkelere göre Türkiye'nin hissedilir derecede geri gitmiş olması.
Tüm bu veriler incelendiğinde, kadına yönelik şiddette yaşanan artışın, iddia edildiği gibi kadının günlük yaşamda yerinin artmasının ve erkekten daha bağımsız bir hale gelmesinin yansıması olmadığı ve dolayısıyla bunun bir iyileşme süreci olmadığı rahatlıkla söylenebilir.
Bunun aksini söyleyen süper zeka kim? Tanıyor muyuz onu?
istatistik
16-10-2011, 21:49
Bunun aksini söyleyen süper zeka kim? Tanıyor muyuz onu?
Aşağıda bir mesajını yayınlayacağım yazarı aslında hepimiz tanıyoruz. Eğer gelirse iddiasını savunmasını beklerim.
Kisacasi Turkiye normallesiyor. Ben bunlari bir gecis sureci olarak degerlendiriyorum. Artik televizyonlarda Dersim katliami, Ermeni soykirimi, Kurt sorunu gibi meseleler buyuk bir rahatlik icerisinde konusulabiliyor. Eskiden kimsenin hayal bile edemeyecegi seyler yapiliyor. Seyh Said'e anma gunleri duzenleniyor...vs. Son yillarda kadin cinayetlerinin artmasi bile Turkiye'nin ozgurlesme surecinin bir sonucu. Kadinlar artik eskisi gibi boyun egmedigi, ayrilmak istedigi icin katlediliyorlar. Eskiden dizlerini kirip oturdukleri icin sorun yok gibi gorunurdu. Kemalist zihniyetle ...
Eskiden dizini kırıp oturan kadınlarımız, artık boyun eğmiyorlarmış. Bu nedenle de öldürülüyorlarmış. Boyun eğmemek ve ayrılmak için temel koşulun ekonomik bağımsızlık olduğunu düşünürsek önermenin yanlış olduğunu açıkça görebiliriz.
kadının çalışması kadına yönelik şiddeti doğurması zaten mantıksızdır. bilakis kadının çalışması o kadının kendinden daha emin olması dolayısıyla boşanma oranının artması olabilir sadece. kadına şiddetin altında yatan gerçek sebep kadının çalışması değildir.
Dedigin dogru olsa da, pek coklarina gore boyle degil maalesef Tuba. Is hayatina giren kadin degisiyor, kendi yapabileceklerinin farkina variyor, erkege bagimli halden daha ozgur hale geliyor. Bu da siddet icin gerekce teskil ediyor bazilarina gore.
Oysa kadin calissin veya calismasin, siddet insanin dogasinda var. Hic calismadigi halde dayak yiyen o kadar kadin var ki..
Nedense benim de aklıma gelen ilk hatta tek kişi oydu. Tesadüf olabilir mi?
AB en son Kemalizmi benimsediğini deklare etmişti galiba. Ya da ne bileyim, Kemalizler ekleme falan yapmışlardır rapora kaşla göz arasında.
http://www.t24.com.tr/ilerleme-raporu-sizdirildi/haber/170337.aspx
KADIN ŞİDDETİ: Raporda Türkiye’deki kadınların durumundaki kötüleşme (şiddet ...vs), namus cinayetleri ve zorla evlilik vakalarının artmasından duyulan kaygılara da yer veriliyor.
Rapordan da anlaşılabildiği gibi öyle hiç iyiye giden bir şey yok. Bunlar iç işlerimize ne karışıyor, bizim büyümemizden rahatsız oluyorlar, Akpli'nin, Akpli'den başka dostu yok, he de höde denilebilir belki.
Oysa kadin calissin veya calismasin, siddet insanin dogasinda var. Hic calismadigi halde dayak yiyen o kadar kadin var ki..
orası öyle sevgili neva, ama aslolan şudur ki bir kadının mali özgürlüğünü kazanması en büyük etken olarak boşanmadır. yani bir erkeğe bağımlı olmayacağından ayrılmayı seçecektir. ama diğer taraftan çalışmayan bir kadın başka bir güvenceside yoksa elimahkum çekecektir. üstelik bir de belli bir kesimin daha önceleride belirttiğim gibi dini kurallara göre bunu normal kabul edip yaşamsıda var.
istatistik
16-10-2011, 22:07
Boyun eğmeyişin (ayrılma, bağımsız olma isteği, toplumsal yaşantıda yer edinme) şiddeti tetiklediği düşüncesi kişisel görüşüm yanlış bir düşünce. Mantıksal olarak, ayrılma isteğinin şiddeti değil, şiddetin ayrılma isteğini etkilemesi beklenir.
Nedense benim de aklıma gelen ilk hatta tek kişi oydu. Tesadüf olabilir mi?
AB en son Kemalizmi benimsediğini deklare etmişti galiba. Ya da ne bileyim, Kemalizler ekleme falan yapmışlardır rapora kaşla göz arasında.
http://www.t24.com.tr/ilerleme-raporu-sizdirildi/haber/170337.aspx
KADIN ŞİDDETİ: Raporda Türkiye’deki kadınların durumundaki kötüleşme (şiddet ...vs), namus cinayetleri ve zorla evlilik vakalarının artmasından duyulan kaygılara da yer veriliyor.
Rapordan da anlaşılabildiği gibi öyle hiç iyiye giden bir şey yok. Bunlar iç işlerimize ne karışıyor, bizim büyümemizden rahatsız oluyorlar, Akpli'nin, Akpli'den başka dostu yok, he de höde denilebilir belki.
AB raportörleri içine kemalist sızmalar yaşanması muhtemel. Tabi daha çılgın bir düşünce, ülkede kadınlar konusunda pek de bir iyileşme süreci olmadığı, aksine daha fazla baskı altına alınıp gündelik hayattan dışlandıkları şeklinde olabilir. Biliyorum çok çılgın ve gerçek olmaktan uzak gibi duruyor :D
Turkiye'de kadina yonelik siddet her zaman yuksekti. Mevzu edilen iletimde siddetten degil katliamdan bahsetmistim. Bu katliamlarin artmasi kadinlari artik boyun egmek yerine ayrilmak istemelerinden kaynaklaniyor. Kadinlar "kocam sever de dover de" demedikleri icin ya daha fazla siddete maruz kaliyor ya da katlediliyorlar. Destekleyemeyegim hicbir iddada bulunmam. Mahalle kadinlari dedikodu yapmaktan vazgecip delikanli gibi tartismayi ogrenmenizi diliyorum sadece
http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=8758&haberBaslik=Kad%C4%B1n%20Katliamlar%C4%B1,%20Cinsi yet%C3%A7i%20Medya%20ve%20Press&action=haber_detay&module=nuce
Ankara Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırmaları ve Uygulama Merkezi öğretim üyesi Doç. Dr. Alev Özkazanç kadina yonelik siddetin ve katliamlarin artisini su sekilde yorumlamis:
Bence çoğu alt-orta sınıf ailede bir zamanlar geçerli olan ataerkil pazarlık artık çözülüyor. Yani, erkeğin eve ekmek götüren, ailenin koruyucusu, kollayıcısı rolünü oynadığı, kadınaysa itaatkâr eş ve anne rollerinin düştüğü pazarlık, artık iki yönden de zorlanıyor. Genel olarak erkek kimliğinde bir kriz ve erkeğe atfedilen güçlerde bir azalma var. Öte yandan kadınların da güçlenme arayışları, talep ve arzuları, direnme ve kaçış arzuları artıyor. Bu iki dinamikten çıkan sonuç, erkeklik kimliğinin ancak aşırı bir şiddet biçiminde kendini ileri sürmesi oluyor.
... Erkeklik kimliğinde aslolan kadına “sahip olmak” ve bu da giderek zorlaşıyor; özellikle de istikrarlı bir evlilik ve aile yaşamını kurmak, yürütmek…
http://www.kulturmafyasi.com/2011/09/23/siddet-katliama-donustu/
Bu durumu muhafazakarlasmaya baglamak tipik kemalist kurnazligindan baska bisey olmasa gerek. Akp'nin alamadigi kadin koruyucu onlemleri diger partiler ne zaman aldi? Bu devlet daha dune kadar namus cinayetlerine indirim vermiyor muydu?
istatistik
18-10-2011, 16:48
Turkiye'de kadina yonelik siddet her zaman yuksekti. Mevzu edilen iletimde siddetten degil katliamdan bahsetmistim. Bu katliamlarin artmasi kadinlari artik boyun egmek yerine ayrilmak istemelerinden kaynaklaniyor. Kadinlar "kocam sever de dover de" demedikleri icin ya daha fazla siddete maruz kaliyor ya da katlediliyorlar. Destekleyemeyegim hicbir iddada bulunmam. Mahalle kadinlari dedikodu yapmaktan vazgecip delikanli gibi tartismayi ogrenmenizi diliyorum sadece
http://www.ozgur-gundem.com/index.php?haberID=8758&haberBaslik=Kad%C4%B1n%20Katliamlar%C4%B1,%20Cinsi yet%C3%A7i%20Medya%20ve%20Press&action=haber_detay&module=nuce
Öncelikle "Mahalle Kadınları" şeklinde hitap etmeniz hoş olmamış. Hakaret etmeden adam gibi tartışamıyorsanız yazmayınız.
Daha önce de belirttim. "Yeter artık" diyerek boyun eğmemek için kadının güvencesi olması beklenir. Peki bu güvence nedir? Tabi ki ekonomik olarak bağımsızlık. Ancak gördüğümüz gibi kadınların ekonomik bağımsızlık kazanma oranları 1988 yılından bu yana düşüş göstermekte. Bu da kadının zaten bir kenara itildiğini gösterir ki bu iyileşme değildir.
İsterseniz öncelikle boşanma istatistiklerini inceleyelim. Rakamlar TÜİK'e ait.
2001 : 91.994
2002 : 95.323
2004 : 91.022
2006 : 93.489
2007 : 94.219
2008 : 99.663
2009 : 114.162
2010 : 118.568
Boşanma oranlarında ani çıkışların olduğu yıllar ekonominin kötü olduğu yıllar. Bunu rahatlıkla görebiliriz.
Kadına yönelik cinayet ve cinayete teşebbüs oranlarını, ülkede yaşanan diğer cinayet ve cinayete teşebbüs oranları ile incelerseniz daha mantıklı olur. Eğer diğer şiddet olaylarında da bir artış var ise, genel olarak toplumsal bir sorun vardır demektir. Ancak böyle bir durum yok ise, durum kadına yönelik bir artıştır ve sizin iddialarınızı destekler niteliktedir. Yine yıllara göre öldürülen kişi sayılarını incelersek:
1995 : 1725
2000 : 3064
2004 : 2693
2005 : 2902
2006 : 3455
2006 yılından sonra bu rakamlar yayınlanmadığı için bu konuda eksik vardır. Ancak, son yıllarda yaşanan cinayet olaylarının da artış gösterdiği bilinen bir gerçektir. Yani Türkiye toplumsal bir cinnet geçirmektedir. Bu da hem sokaktaki hem de aile içindeki ilişkileri etkilemektedir.
Aile içindeki şiddetin ve geçimsizliğin artması boşanma istatistiklerine yansımaktadır. Boşanma istatistiklerindeki artış ise kadına karşı uygulanan cinayet sayısını arttırmaktadır. Boşanma olayları yaygınlaştığı için cinayetler arttı türünde bir sebep-sonuç ilişkisi eksiktir. Boşanmaya gidilen süreçte yaşananları incelemezseniz yukarıda da yaptığınız gibi hatalı çıkarımlar yaparsınız.
Bu bakımdan kadın cinayetleri sizin düşündüğünüz gibi bir iyileşme süreci nedeniyle değil, toplumsal bir kötüleşme süreci nedeniyle artmıştır. Bu kötüleşmenin kadınlar üzerinde daha fazla olmasının nedeni ise, kadına kimsenin sahip çıkmamasıdır. Öldürülen kadınların büyük çoğunluğu devletten yardım istemelerine rağmen bu yardım sağlanmamış ve korunmasız olarak ölüme terkedilmişlerdir.
Konu hakkinda bir makale daha
Kadın hareketinin mücadelesiyle kadın cinayetlerine karşı hukuk alanında cezaların artırılması yönünde bir eğilim doğdu ve “Nasılsa birkaç yıl yatar, çıkarım,” diye düşünerek kendisine itaat etmeyen karısını öldüren erkeklerin bu araçları elinden alındı. Eskiden, “tahrik indirimi”ne sığınan ve “Beni aldatıyordu, öldürdüm” yalanıyla ceza indiriminden yararlanan erkekler devletin ve hukukun korumasının dışına atılmış oldu.
http://www.ucansupurge.org/turkce/index2.php?Hbr=308
istatistik
18-10-2011, 17:43
Toplumsal bir meseleyi, toplumsal diğer meselelerden bağımsız düşünme yanılgısındasınız.
Kadınların boşanma talebinde bulunması geçmişe göre daha fazladır. Bu konuda herhangi bir itirazım yok. Ancak kadınlara yönelik şiddeti, kadın bilinçlenmesine ya da kadın haklarına bağlayamazsınız. Bu toplumu genel olarak içine almış bir şiddet sarmalının kadınlar üzerine de yansımasıdır.
Bu şiddetin tek sebebi muhafazakarlaşma değildir. Bunda sosyal ve ekonomik pek çok değişken etkili olmaktadır. Bunu destekleyen de yine ülke çapında görülen cinayet sayısındaki artıştır. Bu cinayet sayısındaki artışı da eşcinsel çiftlerin ayrılıklarına mı bağlayacaksınız?
Ekonimik durum ve bunun toplumsal olaylara, suç oranlarına etkileri konusunda pek çok makale var. Bir de onları okuyun derim.
Ben kendi goruslerimi destekleyen, bu konuda uzman kisilerce hazirlanmis birkac kaynak paylastim. Istenirse daha fazla da paylasabilirim.Kisacasi kadin katliamlarinin artisi kadinlarin artik ba$kaldirmasindan kaynaklaniyor muhafazakarlasmaktan degil. Oldurulen kadinlarin neredeyse tamami ayrilmak isteyen ve bunun icin harekete gecen kadinlardir. Ozet bu
Dedigin dogru olsa da, pek coklarina gore boyle degil maalesef Tuba. Is hayatina giren kadin degisiyor, kendi yapabileceklerinin farkina variyor, erkege bagimli halden daha ozgur hale geliyor. Bu da siddet icin gerekce teskil ediyor bazilarina gore.
Oysa kadin calissin veya calismasin, siddet insanin dogasinda var. Hic calismadigi halde dayak yiyen o kadar kadin var ki..
sevgili neva ben buna katılamayacağımı belirtmeden geçemeyeceğim. nedeni ise çok açık; günümüzde hala eşine yemeğin tuzunu eksik veya fazla koymuş diye dayak atan erkek zihniyeti varken kadının çalışıp çalışmaması bir sebep teşkil etmez. bilakis çalışan kadın tabiri caizse ayakları yere daha emin basan olduğundan erkeğin bu kadını kaybetme duygusu ile kadınına daha bi sahip çıktığını aksi takdirde kadının kapıyı göstereceğini bilir. ama hala dayakçı zihniyet devam edipte kadın ayrılmamayı ve çekmeyi kabul ediyorsa altında çok farklı sebepler olabilir. zaten erkekte bunu bildiği için dayak atar.
istatistik
20-10-2011, 02:15
sevgili neva ben buna katılamayacağımı belirtmeden geçemeyeceğim. nedeni ise çok açık; günümüzde hala eşine yemeğin tuzunu eksik veya fazla koymuş diye dayak atan erkek zihniyeti varken kadının çalışıp çalışmaması bir sebep teşkil etmez. bilakis çalışan kadın tabiri caizse ayakları yere daha emin basan olduğundan erkeğin bu kadını kaybetme duygusu ile kadınına daha bi sahip çıktığını aksi takdirde kadının kapıyı göstereceğini bilir. ama hala dayakçı zihniyet devam edipte kadın ayrılmamayı ve çekmeyi kabul ediyorsa altında çok farklı sebepler olabilir. zaten erkekte bunu bildiği için dayak atar.
Dayak atanın ya da yiyenin ve dayağa katlananın ya da katlanmayanın durumunu açıklamada sadece eğitim durumu, sosyal statü gibi değişkenlerin yeterli olmadığını düşünmekteyim. Daha önce yapılan açlışmalar da gösterdi ki, çalışan, hatta akademik kariyer sahibi olan kişiler içinde eşine şiddet uygulayan ya da eşinden şiddet görenler vardır. Bu bakımdan, eşine şiddet uygulama ya da eşinden gelen şiddete razı olmanın ciddi olarak akademik bir araştırmaya tabi tutulması gereklidir.
Bu bakımdan kadın cinayetleri sizin düşündüğünüz gibi bir iyileşme süreci nedeniyle değil, toplumsal bir kötüleşme süreci nedeniyle artmıştır. Bu kötüleşmenin kadınlar üzerinde daha fazla olmasının nedeni ise, kadına kimsenin sahip çıkmamasıdır. Öldürülen kadınların büyük çoğunluğu devletten yardım istemelerine rağmen bu yardım sağlanmamış ve korunmasız olarak ölüme terkedilmişlerdir.
Daha dun okudum gazetede, 'Kizimi kestim eve gidin bakin" diyen bir babanin yaptigini..
http://gundem.milliyet.com.tr/-kizimi-kestim-eve-gidip-bakin-/gundem/gundemdetay/01.11.2011/1457795/default.htm
istatistik
02-11-2011, 00:19
Daha dun okudum gazetede, 'Kizimi kestim eve gidin bakin" diyen bir babanin yaptigini..
http://gundem.milliyet.com.tr/-kizimi-kestim-eve-gidip-bakin-/gundem/gundemdetay/01.11.2011/1457795/default.htm
Yine dün yayınlanan bir haberde, kocasından boşandıktan sonra tehdit edildiğini ve koruma talep ettiğini bildiren kadına ölümünden 3 ay sonra koruma tahsis etmişler.
AlbatrosS
02-11-2011, 01:05
* Kadına yönelik şiddetin artışında ''sosyal faktör''ü ilk sırada görüyorum. Özellikle son 10-15 yılda iyice azalan tarımsal nüfus yoğunluğunun hem azalma sebepleri, hem de kentlere akan göçlerin neticeleri ciddi sosyal problemler ve travmalar yaratmaktadır.
* Bilindiği gibi tarım ve hayvancılıkta ''liberalleşme'' ile kürt savaşı gibi nedenlerle son 20 yılda ciddi göç yaşanmıştır.
* Taşra-köy'den kente göçler, beri yandan, doğal kentleşme süreçleri toplumun geleneksel yapısında kendiliğindenci bazı değişmelere yol açmıştır.
* Kimileyin sosyo-ekonomik problemler, krizler ve işsizlik; kimi, köyden kente göçün yarattığı kültür şokları; kimileyin de gelişen-değişen kentlerin kendi içinde yarattığı kültür şokları.
* Hepsinin ötesinde, hızla gelişen ''iletişim-bilişim'' olanakları.
* Kentleşme, serbest pazarın ve ticaretin gelişmesi ve kır nüfusunun azalması gibi sebepleri düşünürsek muhafazakarlaşmanın artmasından ziyade kültürel çatışmalar daha etkili bence.
* Medyaya yansıyan şiddet olaylarında, özellikle ''duygusal ilişkiler, evlenme-boşanma'' gibi sebeplerin epey etkili olduğunu görmekteyiz. Bunun yanında doğrudan cinsel saldırı-şiddet eylemleri'nde de bir artış söz konusu olmakla birlikte, bunun artan iletişim imkanları sebebiyle daha görünür olmayla ilgili olduğu kanaatindeyim.
* Özetle şunu söyleyebilirim: Kentleşme,iletişim imkanları vb sebeplerle kadınların çevreyle gittikçe daha fazla şekilde, daha ''alternatifli'' iletişimlere girebildiklerini düşünüyorum. İletişim araç-gereçlerindeki değişme ve gelişmeler, kadının köyde bile yaşasa ''farklı'' olanı tanıma imkanı bulmasına; dolayısıyla, ''yeni ihtiyaç ve beklentilerin'' oluşmasına sebep oluyor.
* İletişim araç-gereçlerinden yayılan kültürel veriler-kodlar, kır-köy mekanlarında dahi, geleneksel olanın aşınmasına, başkalaşmasına sebep olmakta.
* Kabaca ifade edersek: Tamamen içe kapalı, rekabete açık olmayan ve koyu bir şekilde erkek lehine olan sosyal süreçler ve ilişkiler ağı, artan iletişim imkanları ve kentleşme gibi olgularla kadınlar lehine bazı imkan ve alternatifler sunup kadınlara ''yeni ihtiyaçlar-beklentiler'' yaratmakta. Kadın, çok fazla bilinçli olmasa dahi, pratikte, erkeğin kendine sunduğu kadarıyla yetinmemekte; çevreyle etkileşim neticesinde, farklı olanı da tanımaktadır. Erkekler, bu yeni duruma adapte olamamaktalar.
* Cin şişeden çıkmıştır. Kadın ''pos bıyıklı, ayakları kokan ve seksi 3 dakikadan ibaret'' sanan erkek modelinden bıkmıştır. Kadınlar en azından pratikte, eve kapanıp sevişmek için ''evlenmeyi bekleyen'' masumiyet abidesi-iffet tuzluğu rol modeline hapsolmamaktalar.