PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Öneri Makaleler


c m
16-10-2011, 23:15
Bizlerin okuması için önerebileceğiniz makaleleri bu konu içerisinde aktarırsanız yararlı olacaktır. Format olarak aşağıdaki gibi iletilmesi dileğiyle.

Erich Fromm: “Savaşa doğuştan insan yıkıcılığının neden olduğu tezi saçmadır”

“Doğuştan savaş eğilimi hakkındaki tezi, yalnızca tarihsel kayıtlar değil, aynı zamanda ve çok önemli olarak, ilkel savaş tarihi de çürütmektedir. Daha önce, ilkel halklar arasındaki saldırganlık bağlamında ortaya koyduğumuz gibi, bu halklar —özellikle de avcılar ve yiyecek toplayıcılar— en az savaşsever insanlardır ve bunların kavgalarının ayırıcı özelliği, yıkıcılıktan ve kana susamışlıktan göreceli olarak yoksun olmalarıdır. Bundan da öteye, uygarlığın gelişmesiyle birlikte, savaşların sıklığının ve kan dökücülüğünün arttığını gördük. Savaşa doğuştan yıkıcılık tepileri neden olsaydı, bunun tersinin doğru olması gerekirdi. “

http://www.cafrande.org/?p=18359

c m
17-10-2011, 13:53
Kapitalist kriz nedir? -Santiago Alba Rico

Kısa ve öz olarak ironik bir yazı.

http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=39663

c m
17-10-2011, 21:01
Gramsci ve Sivil Toplum Kavramı - Norberto Bobbio

Toplumdan Devlete ve Devletten Topluma

Hobbes'tan Hegel'e, çağdaş siyasal düşünce — farklı çözümlemelere rağmen — sürekli ortak bir eğilim ile, devleti ya da siyasal toplumu, doğa durumuna (ya da doğal topluma) bağlı olarak, ussal bir varlık varsayılan insanın ortak ve kollektif yaşamının en yüksek ve en son aşaması, düzensiz güç egemenliğinin denetlenmiş bir öz*gürlüğe dönüştüğü çıkar, tutku ve iç güdülerin ussallaş*ma sürecinin en kusursuz bir ürünü olarak varsayma biçiminde belirlenmiştir. Devlet, insanın usa uygun, bir başka deyişle doğasına uygun bir yaşam sürdürebileceği tek yer —ussal bir toplum ya da usun bir ürünü— ola*rak algılanmaktadır. Bu eğilim ile birlikte, devleti oldu*ğu gibi betimleyen gerçekçi (realistic) kuramlar ile —Machiavelli'den 'Varlığın Nedeni' kuramcılarına ka*dar—, ideal devlet modelleri öneren ve kendi amacına ulaşmak için bir devletin ne şekilde oluşması gerekti*ğini tanımlayan «Doğal Hukuk Kuramları» —Hobbes'tan Rousseau ve Kant'a kadar—, buluşmakta ve bütünleşmektedirler. Sonuncunun özelliği olan devletin ussallaşma süreci (devletin ussal toplum olması), birincinin özelliği olan 'neden'in durağanlaşma süreci (devletin nedeni) ile bütünleşmektedir. Bu sürecin tamamlanmasını olduğu kadar ayrışmasını da temsil eden Hegel ile birlikte, bu iki çizgi öyle bir biçimde birbirleriyle kaynaşmaktadır*lar ki, Hukuk Felsefesi'nde, devletin ussallaşması doru*ğuna erişmekte ve aynı zamanda yalnızca bir ideal mo*delin önermesi değil, fakat gerçek tarihsel hareketin bir kavranışı olarak sunulmaktadır: Devletin ussallığı artık yalnızca bir gereklilik değil fakat bir gerçeklilik, yalnız*ca bir ideal değil fakat tarihin bir olayıdır (1). Genç Marx, ilk yorumlarından birini yazdığında, Hegel'in Hu*kuk Felsefesi'nin bu özelliğini bütünüyle kavrayabilmek*te idi: «Hegel çağdaş devletin doğasını (niteliğini) ger*çeklikte olduğu gibi betimlediği için değil, fakat (bunu) devletin doğası olarak sunduğu için eleştirilmelidir (2)».

1. Bölüm > http://www.narteks.net/antonio-gramsci/gramsci-ve-sivil-toplum-kavrami-1-bolum-norberto-bobbio.html

2. Bölüm > http://www.narteks.net/antonio-gramsci/gramsci-ve-sivil-toplum-kavrami-2-bolum-norberto-bobbio.html

Sangre
17-10-2011, 21:39
Fırsat Eşitliği Değil, Eşitlik!

Liberal yaklaşımla sol arasındaki önemli farklardan biri, eşitlik konusundadır. Liberal düşün toplumda fırsat eşitliğinin gerçekleştirilmesini savunur. Eğitime ulaşma, iş bulma gibi konularda birbirleriyle rekabet halinde olan kişiler arasında, cinsel, etnik, dini hatta fiziki (şişman, özürlü, çirkin,...) nedenlerle ayrımcılık yapılmamasına önem verir. Eşitlik ilkesini bu nedenle “oyunun kuralları”nın eşit olması olarak tanımlar. Yurttaşlar kanun karşısında, seçme ve seçilme hakkında eşit olmalıdır. Bu da eşitliği hukuk alanına hapseder.

http://www.birikimdergisi.com/birikim/makale.aspx?mid=520&makale=F%FDrsat%20E%FEitli%F0i%20De%F0il,%20E%FEit lik

----

Özgürlük Etiği Karşısında İktisat Kuramı

Uzun bir süreden beri, etik konusu iktisat literatüründe şüphe ve hatta küçümsemeyle karşılanıyor. Etik gündeme gelince, öznel değerlendirmeler ve kişisel görüşlerin ön plâna çıktığı, bu nedenle iktisat disiplinine hâkim olan bilimsel kıstaslardan uzaklaşıldığı kabul ediliyor. İktisatçılar bu kanılarında bütünüyle haksız değiller. İktisadî etik konusunda yapılan çalışmalar, genellikle iktisadi sorunların analitik cepheleriyle ilgilenmeyip, ahlâki olarak normatif bir söylemle yetinirler. Buna karşılık, Amartya Sen’in, yöntemsel bireycilik, etik bireycilik ve siyasal liberalizmle uyumlu, özgürlük etiği merkezli iktisadi çözümleme girişimini, diğer “etik iktisat” girişimlerinden ayırmak doğru olur.

http://docs.google.com/viewer?a=v&q=cache:BeCZNswgYQkJ:www.deu.edu.tr/userweb/timucin.yalcinkaya/dosyalar/OZGURLUK%2520ETIGI%2520KARSISINDA%2520IKTISAT%2520 KURAMI.doc+ahmet+insel+amartya+sen&hl=tr&gl=tr&pid=bl&srcid=ADGEESiWsJjRSfuZWPF_5elZHtxOgZbYg1B-9SqKeN4Sude8e7s25DwbNGswwnQe1TTOYlWV2ODE2c7wAiVTpa mKCRtaGtu5IDu-UL8Ns4oZzjdQl7A9pwxZd8Shbohlvk8TyrQY2-m1&sig=AHIEtbSrwCsZ7Ge5Wec_rEZ30pKtdl2j4g

Sangre
17-10-2011, 22:26
Martha Nussbaum ve Aristocu Sosyal Demokrasi

Chicago Üniversitesi'nde ders veren 1947 doğumlu ünlü bir bayan akademisyen, filozof, klasisist olan Martha Nussbaum; özellikle antik Yunan ve Roma felsefesi, etik ve hukuk alanlarındaki çalışmalarıyla tanınmıştır. Ayrıca Nobel ödüllü ünlü fakirlik düşmanı dahi ekonomist Amartya Sen’le beraber yaptığı çalışmalar da vardır. Aristo’ya özel ilgisi bulunan Nussbaum, ayrıca John Rawls, feminizm ve sosyal demokrasi teorilerinden etkilenmiştir. Kendisinin en ünlü eseri “Aristotelian Social Democracy (Aristocu Sosyal Demokrasi)” adıyla bilinen ve Aristo’dan yola çıkarak Nussbaum’un kendi sosyal demokrasi kuramını oluşturduğu ve “ben liberalim” diyenlere tokat gibi bir cevap verdiği eseridir.

http://ydemokrat.blogspot.com/2010/08/martha-nussbaum-ve-aristocu-sosyal.html

Astur
17-10-2011, 22:39
Gerçi makale değil ama son derece bilgilendirici bir video. Transkriptine ufak bir makale muamelesi de yapılabilir.

http://www.ted.com/talks/yasheng_huang.html

c m
18-10-2011, 00:51
Hümanist Psikanalizin Marx’ın Teorisine Uygulanması – Erich Fromm

Marksizm hümanizmdir, insancıllıktır ve hedefi, insanın saklı kalmış yeteneklerinin tümünün ortaya çıkarılmasıdır. Söz konusu bu insan yalnızca düşünceleri veya bilinci ile beliren bir insan değil, maddi ve ruhsal özellikleriyle, toplumsal bir çevre içinde yaşayan ve yaşamak için de üretmek zorunda olan gerçek bir insandır. Her şeyiyle insan (ve aynı zamanda bilinci) Marksist düşüncenin ilgi alanıdır ve bu gerçek, Marx’ın “maddeciliği”ni hem Hegel’in idealizminden, hem de “yozlaşmış ekonomici-mekanikçi Marksizm”den ayırmaktadır.
İnsana, soyut ve yabancılaşmış ifadelerle yaklaşan ekonomik ve felsefî kategorilerin zincirlerini kırmak ve felsefe ile ekonomiyi tutku ve duygulara uygulamak Marx’ın en büyük başarısıydı. Marx’ın ilgi alanı insandı ve gayesi, insanın maddi çıkarların kıskacından ve kendi eylem ve düzenlemeleri sonucunda, yine kendi çevresinde ördüğü hapishane duvarlarından kurtulup “özgürlüğüne” kavuşmasıydı.

http://www.cafrande.org/?p=24301

c m
23-10-2011, 16:40
Peki Bunları Protesto Ettiniz mi Demokratımsılar? – Ahmet Nesin

Dün yazıma midem bulanıyor, her yanım ağrıyor diye başlamıştım, [yazıya bak] ondan sonra bilhassa facebook’da gönderilen küfürleri, ölüm ilanlarını temizlemekle geçti günüm. Küfür edenleri sildiğime bakmayın kendilerini çok ciddiye aldığım yok. Ciddiye aldıklarım kendilerine demokrat diyen kesim, onların yazdıkları (Ki bir kısmını çok yakından tanıyorum) çok ağırıma gidiyor. Çağrılar yapıyorlar durmadan, yok şurada buluşalım, yok burada toplanalım diye.
Bunlardan biri de Istanbul Bağdat Caddesi’nde olacakmış, aklımda kaldığı kadarıyla Şaşkınbakkal’da protesto edeceklermiş. Protesto dediğin her yerde yapılmalı tabii ki ama yine de benim aklıma bişey takıldı. Oralarda hiç cenaze evi olmadı, olma olasılığı da yok. Orada protestoya katılanların çocukları, nişanlıları, kardeşleri yada kocaları askere giderken kimi torpiller yapılmış oluyor ve asla gözleri arkada kalmıyor.
Ne anlatanların ne de anlatılanların böyle bir sorunu yok. Bağdat Caddesi’nde oturan belli bir kesimin sorunu var bu konuda, onlar da o apartmanlarda kapıcılık yapanlar. Hatta belki onlardan bikaçının ama dağda ama işkencede kaybettiği bir akrabası bile olabilir. Onların çocukları, nişanlıları, kardeşleri gidecek o bölgede askerlik yapmaya… Sanırım bir gün bile aklınıza gelmedi onların sorunları yada evinize temizliğe gelen çoğunlukla Kürt kadınlarının yaşam koşulları.

Devamı için > http://www.cafrande.org/?p=33186

Astur
23-10-2011, 17:01
2020 yılında Türkiye'de neler olmuş olur? New York Üniversitesi'nde 3 muhtemel senaryo ele alınmış. İlki hoşgörüsüz İslamcılık, ikincisi hoşgörüsüz Sekülerizm, sonuncusu de siyasi çoğulculuk. Detayları linkten okunabilir:

http://www.scps.nyu.edu/export/sites/scps/pdf/global-affairs/turkey-2020-scenarios.pdf

Jolly Jocker
23-10-2011, 17:31
http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187090030&news_code=1315828772&year=2011&month=09&day=12

Jolly Jocker
23-10-2011, 17:34
http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187091385&news_code=1315129032&year=2011&month=09&day=04

http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1187091385&news_code=1296996861&year=2011&month=02&day=06

http://www.birgun.net/writer_index.php?category_code=1231167572&news_code=1294057908&year=2011&month=01&day=03

c m
25-10-2011, 15:29
Nihayet İnsanlık öldü! | Yakınlarına baş sağlığı ve sonsuz sabırlar… – Oğuz Atay

Nihayet insanlık öldü. Haber aldığımıza göre, uzun zamandır amansız bir hastalıkla pençeleşen insanlık, dün hayata gözlerini yummuştur. Bazı arkadaşlarımız önce bu habere inanmak istememişler ve uzun süre, ’yahu insanlık öldü mü?’ diye mırıldanmaktan kendilerini alamamışlardır. Bu nedenle gazetelerinde, ‘insanlık öldü mü?’ ya da ‘insanlık ölür mü?’ biçiminde büyük başlıklar yayımlamakta yetinmişlerdir. Fakat acı haber kısa zamanda yayılmış ve gazetelere telefonlar, telgraflar yağmıştır; herkes, insanlığın son durumunu öğrenmek istemiştir.

Devamı > http://www.cafrande.org/?p=16716

c m
26-10-2011, 14:44
ÖNEMSEMEK ÜZERINE NOTLAR – NEJDET EVREN

Önemsemek; içsel ya da dışsal bir olguya değer verme, onu öncelikli bir sıraya koymadır. Önemsemenin aktif / etken ve pasif / edilgen iki tarafı vardır. Bunlardan birincisi önemseyen ikincisi ise önemsenendir. Bu durum bireyler arasındaki bir değerlendirme olduğunda ise etken ve edilgenlik sürekli yer değiştirirler. Önemseme subjektif /öznel bir yargıyı içinde barındırır. Bu yargı, sosyal çevre tarafından kişiye öğretilir. Burada çoğu kez öğretilerin dayatmaları ile karşı karşıya kalınmaktadır. Kişi bu öğretileri ve kısmen dayatmaları olduğu gibi benimseyebilir. Ancak bunu yapmayıp kendi değerleri ile bu sürece/değerler halkasına müdahale ederek/etkiyerek yeni bir değerler/önemler zinciri oluşturabilir. İlk durumdaki kişi, bu durumun ya farkındadır ya da değil. Farkında ise dışsal ve içsel zorlamalara bağlı olarak ya katlanır ya da bunları yok sayarak kendi yargısı ile örtüştüğünü düşündüğünden olduğu gibi benimsemiş olur. Sonuç olarak, önemsemenin hepsinde ortak olan taraf kişisel/öznel bir yargı barındırmış olmalarıdır.

Özümsemek Üzerine Notlar 1 > http://www.insanokur.org/?p=12257
Özümsemek Üzerine Notlar 2-3 > http://www.insanokur.org/?p=30673
Özümsemek Üzerine Notlar 4 > http://www.insanokur.org/?p=32374

Jolly Jocker
27-10-2011, 16:27
http://www.anarsi.info/index.php/metinler/1-isyan/57-kafalarimizdaki-polisler


http://www.anarsi.info/index.php/metinler/1-isyan/60-yasaminizi-geri-calin


Eğitilmek istemiyoruz!
Özgürlüğe tutkusu olan, sistemin bilgisini reddeden ve eğitilmiş olmaktan nefret eden herkesi birlikte hareket etmeye çağırıyoruz.
Eğitilmek Nedir?
“Okullara kapatılmak, sıraya dizilmek, numaralandırılmak, kurallara uydurulmak, hizaya sokulmak; gözetlenmek, yorumlanmak, soruşturulmaktur.
Eğitilmek ne marifeti nede yaratıcılığı olan öğretmenler tarafından sayıma tabi tutulmak, denetlenmek, sınanmak, notlandırılmak, elenmektir.Yaptığın her eylemde mimlenmek, dövülmek, sövülmek, damgalanmak, kaybedilmek anlamına gelir.
Eğitim topluma yararlı bireyler olmamız bahane edilerek çocukluğumuzun, gençliğimizin;beyinlerimizin ve ruhlarımızın sömürülmesi demektir.Bütün bunlar toplumun ve halkın yararı için yapılır.Daha sonra ilk direniş belirtisi ya da şikayet sözcüğünde kişi baskı altına alınır, soruşturulur, yargılanır, cezalandırılır, kınanır, uzaklaştırılır, disipline edilir.
Eğitim bireyin eziyet görmesi, onurunun kırılması, küçük düşürülmesidir…Eğitim işte budur; onun kerameti de, ahlakı da budur!” http://www.lafisyanda.org/php/laf-kavgasi-bildiri


http://www.lafisyanda.org/php/herseye-karsi-olanlar-degil-yureklerinde-bir-dunya-tasiyanlariz-lafanzin-2


http://www.lafisyanda.org/php/supermarketler-lafanzin-1


http://www.lafisyanda.org/php/ogretmenlere-mektup-bildiri


http://www.lafisyanda.org/php/kamulastirma-2-giysiler


http://www.lafisyanda.org/php/kamulastirma-3-kitaplar

http://otonomlar.org/politik-felsefe/268

Jolly Jocker
27-10-2011, 16:29
http://www.lafisyanda.org/php/kamulastirma-1-marketler

c m
01-11-2011, 21:33
Weydonun Trajedisi: “Ülkede yargılayacak kimse kalmayınca, birbirinizi yargılamaya başlarsınız”

Sizin beni anlamak gibi bir ihtiyaç içinde olmadığınızı sizden öte iyi biliyorum.
… Şunu bilmeniz gerekiyor, benim gibileri her zaman olacak, büyüyen çocuklar yeni bir dil ihtiyacı hissettikleri sürece… Bununla birlikte, önünüzdeki kitap kalınlaşacak, o kalınlaştıkça sizin ve avukatlarınızın sayısı artacak. Ülkedeki herkes yargıç ve ya avukat oluncaya, bütün binalar mahkemeye dönüşünceye kadar bu devam edecek. Ülkede yargılayacak kimse kalmayınca, birbirinizi yargılamaya başlarsınız artık. Bunun bir sonu yok. Evet, kesinlikle bunun bir sonu yok. Üzülerek söylüyorum ki benim dilimde de yok.

Devamı > http://www.cafrande.org/?p=33422

c m
16-11-2011, 19:37
Irkçılık ve Psikiyatri, Bir Gözden Geçirme – Dr. Kemal Sayar & Dr. Sefa Saygılı

Bazı psikanalistlere göre kendi kişisel yetersizliklerimiz için bir günah keçisi aradığımızda ‘yabancıyı icad ederiz. Her toplumun kendi davranış ve inançlarına ilişkin bir kurallar bütünü vardır. Kendi grubumuzu nasıl tanımladığımız kimi bu grubun dışında tuttuğumuz ile yakından ilgilidir. Yabancı bizim grubumuzun ve kurallar bütünümüzün dışında tuttuğumuz insandır ve farklı olduğu için bizim statükomuzu tehdit ettiğini düşünürüz. Kendimiz için kabul edilemez bulduğumuz dürtüleri yabancıya yansıtırız. ‘Eğer onlar olmasaydı bir temiz ve saf olacaktık; onlar şiddet, delilik ve seks ile bizi kirletiyorlar’ diye düşünebiliriz Jordan 1968). Irkçılık doktirininin zemininde kültürel etkenler kadar bu psikolojik düzenek de yer alır. Ancak ırk önyargısı ile ırkçılığı birbirinden ayırmak gerekir. Irk önyargısı yanlış ve katı bir genellemeye bağlı antipatidir ancak ırkçılık bir doktrin veya ideolojidir. Dolayısıyla ırkçılığı tanımlayan, bir kişi veya kurumun dışa vuran davranışıdır. Bu yazıda psikiyatri ve ırkçılık ilişkisini de ele alacağız.

Ruh sağlığının algılanma biçimiyle kültürel bağlam arasında yakın ilişki vardır. Ancak, bir kültürün nasıl algılandığı o kültürel yapı içindeki insanları nasıl algıladığımızı da belirler. Bir kültürü primitif, anormal veya patolojik olarak algılarsak; kişiyi de öyle algılama ihtimalimiz vardır. J.C. Pritchard’ın (1835) sözleri bu konuda iyi bir örnektir: “Vahşi ülkelerde yani Afrika zencilerinde ve Amerika yerlilerinde delilik yok denecek kadar azdır”. Aubrey Lewis

Devamı (http://www.cafrande.org/?p=33925)

AlbatrosS
16-11-2011, 23:24
HALK KİMDİR?

Alan Dundes

http://www.millifolklor.com/tr/sayfalar/37/37.pdf

Makaleyi olduğu gibi alıntılayamadım, biraz zahmetli geldi. 139. sayfaya giderseniz okursunuz.

Ancak özellikle bir kısmı alıntılayayım ki neden bu makalenin önemli olduğu anlaşılsın:



...

Ha*lk te*r*iminin o*ndo*kuzuncu yüzyı*l*da*ki çe*şitli kulla*nı*mla*r*ı*nda* gö*r*üle*n ço*k ciddi bir* p*r*o*ble*m, bu te*r*imin ka*çı*nı*lma*z o*la*r*a*k ba*ğı*msız bi*r ya*pı*da*n* zi*ya*de, ba*ğı*mlı* bi*r yapı* o*la*r*a*k ta*r*if* edilmiş o*lma*sı ge*r*çeğ*i a*ltı*nda* ya*ta*r*. Ba*şka* bir* if*a*de*yle*, ha*lk da*ha* ba*şka* küme*le*r*de* o*lu*şa*n gr*up*la*r*a* te*za*t o*la*r*a*k ta*r*if* e*dilmiş*tir*. Ha*lk a*şa*ğı* ta*ba*ka*yı* o*luştur*a*n, ge*ne*l nüf*us içinde* bir* sür*ü, ba*ya*ğı* ve* ka*ba* bir*gr*up* ve* a*ynı* to*p*lumun se*çkin ta*ba*ka*sı*(e*lite*) ile* te*za*t te*şkil e*de*n bir* insa*n gr*ubu o*la*r*a*k düşünülmüştür*. Ha*lk bir* ta*r*a*f*ta*n “med*eniyet*le” te*za*t o*la*r*a*k e*le* a*lı*nı*r**ke*n, ya*ni ha*lk me*de*nile*şme*si bir* to*p**lumda*, me*de*nile*şme*miş bir* unsur* o*la*r*a*k ka*bul e*dilir*ke*n, diğe*r* ta*r*a*f*ta*n da* va*hşî(sa*va*ge*) ve*ya* ilkel t*oplum (primit*ivesoci*ety) diye* a*dla*ndı*r*ıla*n ve* geli*şme (evolut*ion) ba*sa*ma*kla*r*ında*n da*ha* a*şa*ğı**da* ka*bul e*dile*n bir* gr*up*la* da* te*za*t o*la*r*a*k ka*bul e*dilmiştir*.

...

Yergin
17-11-2011, 11:18
Bulmaca gibi olmuş AlbatrosS ;)


http://img855.imageshack.us/img855/4726/sssmoq.jpg (http://imageshack.us/photo/my-images/855/sssmoq.jpg/)http://myfreefilehosting.com/f/f2de815503_0.14MBhttp://www.turandursun.com/forumlar/%3Ca%20href=http://myfreefilehosting.com/f/f2de815503_0.14MB%20target=_blank%3Ehttp://myfreefilehosting.com/f/f2de815503_0.14MB%3C/a%3E

c m
18-11-2011, 00:29
Tepemize çökmeden çökertmemiz gerek

Parlak ustalık söylemi, halkın çıkarları karşısında giderek meşruluğunu yitiren bir iktidarın gerçek yüzünü gizlemeye yetmiyor. Doğal afetler ve neoliberal yıkım politikalarının halkta yol açtığı tepkiler artık sadece şiddet, baskı ve dışlama aygıtlarıyla idare edilebiliyor

Gündeme yine Suriye ile İran oturdu; daha doğrusu AKP’nin ve AKP’nin “hık deyicisi” tekelci medyanın gündemi Suriye ve İran. Halkın gündemi elbette farklı; deprem, barınma hakkı, sağlık hakkı, asgari ücret, demokratik haklar ve Kürt sorunu.

Suriye ve İran gündemi -ki bunlar da asıl olarak ABD’nin ve İsrail’in gündemidir- ile ilgili olarak sadece eldeki sınırlı bilgileri sıralamak bile neyin amaçlandığını açıkça gösterebilir. Tarih 8 Kasım; Uluslararası Atom Enerjisi Ajansının (UAEA) İran üzerine nükleer değerlendirme raporu, Yönetim Kuruluna ve BM Güvenlik Konseyine sunulmadan (17 Kasım’da sunulması gerekiyordu) önce basına, Washington Post’a sızdırıldı. Bu süreç de kamuoyu oluşturmak ve Güvenlik Konseyi üyelerini hazırlamak için değerlendirildi. Rapor asıl olarak 10 üye ülkenin istihbarat bilgilerine dayanıyor. Ancak burada ilginç olan bu bilgilerin yeni olmaması. UAEA’nın önceki başkanı Mısırlı El Baradey, bu bilgileri güvenilir bulmadığı için kamuoyuyla paylaşmamıştı. Oysa ki, ABD’nin açık desteğiyle seçilen yeni başkan Japon Yukiya Amano bu bilgileri çok güvenilir bulmuş. Süreç Irak’a müdahalenin ön süreçlerine ne kadar benziyor değil mi? Orada da iddia Saddam’ın kimyasal silah bulundurduğu idi.

Devamı (http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=40983)

Jolly Jocker
19-11-2011, 13:03
Batılı, Dinsiz ve Ahlaksız?


Bu ülkede linç edilmek istiyorsanız ateist olabilir ve dini eleştiren şeyler söyleyerek işe başlayabilirsiniz. Vatandaş derhal durumdan vazife çıkaracaktır. Güvenlik güçleri vatandaşın “haklı infialini” seyredecek, iktidardaki partinin adı ne olursa olsun, linç edilenin sağlığıyla değil, linç edenlerinkiyle ilgilenilecektir. Linç edenler korunacak, kollanacak, evlerinde huzur içinde ölene kadar yaşayacaklardır. Yok, eğer linççi vatandaşlar yurtdışında kazara yakalanmışlarsa, iadeleri talep edilmeyecektir. Linç edenler, linç edilenlerle eşit sayılacak, adlarına plaketler dikilecek, yakıldığınız yerden yıllarca kebap kokuları yükselecektir.

http://www.birgun.net/cultures_index.php?news_code=1321696320&year=2011&month=11&day=19

c m
17-12-2011, 14:24
SPARTACUS’UN KÜLLERI, RÜZGARLARIN KOŞUSU – FIKRI KARAYEL

“Sen ki özgürlük için yaşadın, karanlık
Henüz tam çökmemişti; ve az bir ışık
Kör etmemişti insanların gözlerini, ve tan vakti
Uzak ve belirsizdi –aptalca bir hülya,sanki bir rüya!
Körlemesine akıp giden günler ve yollar unutulsa da
Ne senin adın ne amacın, hiçbiri solup gitmedi asla!
Deliyor karanlık göklerini puslu zamanın,senin
Okyanusun ahenkli mırıltısı misali ışığın ve sesin
Evet, senin göçebe ordunun gözü kara ölüme yürüdüğü
Çoğunun şanlı bir kavgada döküldüğü
Ve Appia Yolu boyunca dizili
Gıcırdayan çarmıhları görmediği zaman ki gibi
Rüzgarların koşusu, ah Güçlünün külleri!
Fakat boğdu sonsuzluğun kükremeleri
Savaşan İspartalı köleden yükselen naraları
Kıyıları döven dalgalar un ufak edecek uçurumları
Ve unutmak asla mümkün olmayacak belli
Dünyaya kölenin efendiliğini getiren seni!”
Lewis Grassic Gibbon; Spartaküs
(Yordam Yayınları 2009)

Tarih ve isyan sandığımız kadar ve algılatılan biçimiyle münferit olmayabilir.

Tarih ve tarihteki önemli figürler son zamanlarda popüler kültürün medya alanında yeniden ilgi odağı olmaya başladı. Türkiye dizilerindeki senaryoların esin kaynağının tarih ve tarihi edebiyat eserlerine doğru yönelmesi dışında örneğin, ABD’de popüler kültürün yine dizi filmler söz konusu olduğunda, benzeri bir eğilimi olduğu görülebilir. ABD bu konuda epey başarılı bir örnektir. Hem kendi içinde hem de “ihraç alanları” açısından büyük potansiyel taşıyan bizimki gibi ülkeler söz konusu olduğunda…

Devamı > http://www.insanokur.org/?p=23696

Spartaküs

Hayat bir türküdür Spartaküs
Avutucudur geçicidir
Güneş tepeler üstünde yükselirken
Ve kıyıları döverken mor dalgalar
Hayat bir türküdür Spartaküs
Köylü kadınların küçük çocukların söylediği
Orda Trakya ovalarında

Özgürlük uçan kuşlara benzer
Ağaç yaprağına yağmur damlasına benzer
Varinia’nın gözyaşlarına Spartaküs
O Britanyalı köle kadının, o kır çiçeğinin
Bir gladiyatörün acı gülüşüne benzer
Kanları toprağa belenirken

Onlar dostluğu bilirler mi
Kardeşliği bilirler mi
Başkası için ölmeyi hiç
Onlar bilirler mi Spartaküs
Ayağa kalkınca Makedonya’nın
Lombardiya’nın taşı toprağı
Yaşlıları, hastaları, genç kızları
Özgürlük için saçları bayraklaşan

Onlar, Roma’nın uygar efendileri
Dövüşken horoz yetiştirir gibi
Avrupa’nın, Asya’nın, Afrika’nın
O, kölelikten başka hakkı olmayan
En güçlü insanlarını meydanlarda
Birbirine öldürtüp kahkahalarla gülen
Eğlenceye ve elmaslara çılgınca düşkün
Onlar, Roma’nın uygar efendileri

Frigya ovasında yetişen buğday
Acem ipeği, Mısır pamuğu
Besili sığırları Afrika’nın
Finike’nin sedir ağaçları
Ve genç kızları Normandiya’nın
Herşey, hattâ dalgalar, gökyüzü
Dağlar, esen yel ve gün ışığı
Güya bu efendiler içindi.

Köle doğmak boynunda bir zincirle
Sırtında bir kamçıyla
Yüreğinde bir damgayla Spartaküs
Uşaklık edeceğin saraylar yapmak
Geçemiyeceğin köprüler, sürüneceğin yollar
Çürüyeceğin zindanlar yapmak
Ve taşımak olmayan günahlarını sırtında
Doğduğun günden öldüğün güne kadar

Zincirleri kırmak güzeldir Spartaküs
Gökyüzü gibidir, yaşamak gibidir
Aşk gibidir
Çıkmak geceden güne
Zincirlerden öte uzundur dünya
Duvarlardan öte yaşamak geniştir
Besbelli sevginin en güzeli
Zincirleri kırmaktır yeryüzünde

Hiç unutabilir misin Spartaküs
Yüzünü Afrika’lı zencinin
Gözlerini unutabilir misin
Ancak bu denli sevebilir insan
Kılıç, kan ve Romalılar arasında bile
Gönlü böylesine sevgiyle taşan
Bu adam
Seni öldürmemek için kendi öldü
Sen o zaman vurulmuştun işte
Ölüm güzeldir böyle yaşamaktan

Bir Romalı yüreği gibi değil
Ezik bir köle yüreği gibi çiçek yetiştiren
Ak bulutların öptüğü
Makedonya dağlarından
Cins atlar büyüten, yapağı veren
Macar ovalarından
Çıkıp karlı Alp Dağlarını
Köle toprakları bir boydan bir boya aşan
Bir su gibi içip özgürlüğü
Mızrağının ucunda
Alınteri ve sevgi taşıyan
Kölelerin bayrağı Spartaküs

Sen ki o mermer saraylarda yaşıyan
Kan ve kemikler üstüne şanları kurulu
Parayla, döneklikle soylu olmuş kişilerin
Bilmediği bunca şeyi bilirdin
Sen ki bir çocuk için yaşamayı
Bir kadına gönül vermeyi
Eğilip toprağı öpmeyi bilirdin Spartaküs
«Biz kölelerin de bir tanrısı vardır..»
Bunu bilmiyordun işte
Çünkü kölelerin tanrısı yoktur

Yoksulluk kötüdür Spartaküs
Bilgisizlik kötüdür
Ama hiçbir şey boyun eğmekten
Daha kötü değildir
Sen de yenildin sonunda
Bir çarmıhta can verdin
Ama bir türkü gibi çağdan çağa
Erkekçe savaşmayı öğrettin insanlara
Adını öğrettin Spartaküs.

1964

Prangalar, Memleket Yayınları, Ankara, 1967

Kemal Burkay

c m
04-02-2012, 21:37
Televizyonun toplum üzerindeki aptallaştırıcı etkisi

Şimdi hakkında o kadar çok yazılan, elestirilen bu konu, yani TV üzerine yeni ne söylenecek diyebilirsiniz. Elbette birkaç sayfayla hem konuyu açıklayıp hem alternatif modeller ortaya koyamayız. Ancak meselenin özüne değinmeye çalısıp yeniden sorgulama yapabiliriz.

Ben söze klasik sayılan bir sloganla baslayıp son söyleyeceğimi basta söyleyeyim: Evet televizyon günümüzde kapitalizmin göz boyayan büyücüsüdür. Diziler de televizyonun en önemli silahıdır. Ve bu büyücüden kapitalizm yani egemenler, burjuva medyası, büyük tekeller tahminimizden fazla yararlanmaktadır. İnsanları edilgen kılmakta, 4 yılda bir oy vermekten baska bir siyasal eylemi olmayan diziler arasındaki reklamların etkisiyle mutluluğu tüketmekten ibaret gören zavallılar haline getirmektedir.

Nasıl oluyor da televizyon bunu basarmıstır. Bu sonuç tesadüf müdür yoksa egemenlerin hizmetindeki toplum mühendislerinin ve bilim insanlarının bu konuda yol göstericiliği olmus mudur? Sonucu biliyoruz, okumayan, beyni tembellesen, kitaptan uzak, sorgulamadan yasayan, kitle kültürüyle tek tiplesen insanlar yığınının adı halk oldu.

Devamı > http://www.cafrande.org/?p=8219

Jolly Jocker
05-02-2012, 00:36
ANTİEMPERYALİZM NE DEĞİLDİR?

Türkiye'de hayli yaygın olan anlayışa göreyse emperyalizm sanki bazı bölge ve ülkelerin dışında olan ve onlara "dışardan" dayatılan bir şeydir. Buna göre emperyalizm, milli bünyeye dışardan saldıran ve onu hakimiyeti altına alan yabancı bir güçtür. Bu anlayış, toplumsal sınıfları ve sınıf mücadelesini esas almaz; onun öznesi ezen ve ezilen uluslardır. Bu bağlamda, emperyalistler ve onların yerli uzantılarınca "ulusal sömürüye" tabi tutulan "ulusumuz" neredeyse doğası itibariyle antiemperyalisttir; bir nevi "proleter ulustur". Anti kapitalist vurgusu hayli zayıf olan bu "anti emperyalizm" biçimi, kendini sınıfsal temelde değil ulusal çıkarlar ekseninde tanımlar. Oysa emperyalizm dış mihraklarca dayatılan dışsal bir hakimiyet biçimi değildir. Emperyalizm, dışardan gelen bir tür ithal ürün olmaktan ziyade her kapitalist toplumsal formasyona zaten içkindir.

http://www.birgun.net/forum_index.php?news_code=1101494917&year=2004&month=11&day=26

Sangre
05-02-2012, 02:08
Foti Benlisoy'un da içinde olduğu Yeni Yol hareketi hakkında ne düşünüyorsun Freddie?

Eski bi liberal 0larak bu benim hakkım sanırım :biggrin1:


Liberalin de raconu var sanıyorduk

''İnsanlık olarak, büyük uğraşlar sonucu ulaşıp “tarihin sonu” ilân ettiğimiz bu derin ahlâksızlık çağında en şahane pozisyon sanırım liberal olmak. Hangi koşullarda, hangi temel dertle ortaya çıktığından bütünüyle soyutlanmış bir liberalizm, global ve demokratik bir dünya tasavvurunun temel taşları olabilecek değerleri mermi haline getiriyor, eşitsizlik ve adaletsizlikleri gidermek için eğri doğru birşeyler yapmak isteyenlere ateş açıyor. Daha vahimi, kendi de açmıyor. Liberal, “bakın, bunlardan da bir tüfek imal edilebilir” diyerek malzemeyi ve krokileri temin ediyor, eli tetiğe alışık birileri de tüfeği yapıp hedeflere doğrultuyor.''

http://www.facebook.com/notes/%C3%BCmit-k%C4%B1van%C3%A7/liberalin-de-raconu-var-san%C4%B1yorduk/331029646942060

Sangre
06-02-2012, 02:48
Aslında tartışma yeni.. Şöyle göstereyim;

http://d3j5vwomefv46c.cloudfront.net/photos/full/510976076.png?Expires=1328486376&Key-Pair-Id=APKAIYVGSUJFNRFZBBTA&Signature=i5U%7Ef0q1lrMZBcp-dLoLywVYv%7EIefaIbTzHveikWO86eluw7cBpCdDzEsw403233 oUm9pciHHh751f1EH-m7b1VNpD4zDdOqMwBr4y%7EfOYfelfRrP4VLOGEXKeZBqrXR4g 31gl%7E9uK9ZngkA-LFO5tR6O-PP0ruNYIltIzxeKmw_

Esasen yukarıdaki tartışmayla da bağlantılı olarak; Benlisoy'un, TKP'nin kendi dergisinde yayınlanan ''Günümüz Koşullarında Talat Paşa’yı Anlamak'' makalesini eleştirdiği bir yazı var.. Bu yazıyı vermek istiyorum;

Talat Paşa’yı Anlamak mı?

''Solun milliyetçi-ulusalcı bir dili benimsemesi Gelecek dergisinde defalarca eleştirildi ve siyasete soldan bir müdahalenin gelişmesini engelleyecek bir siyaset algısı olarak tekrar tekrar yerildi. Bu eleştirilere göre, ulusalcı bir dilin benimsenmesi, kapitalist küreselleşme karşısında bir geriye çekilişi, “dış güçler-ulus devlet” karşıtlığına mahkum olmayı ifade ediyordu. Bu eleştiriler polemik hevesinden kaynaklanmıyordu. Kaygı duyulan, sosyalist solun milliyetçi dil ve sembolleri benimsemesinin onu hakim ideolojinin etkisi altına alacağı idi.

TKP çevresinin çıkardığı Komünist gazetesinin 260. sayısında yayınlanan “Günümüz Koşullarında Talat Paşa’yı Anlamak” başlıklı yazı, bu kaygıların maalesef hiç de haksız olmadığını ortaya koyuyor. Yazı, araştırmacı Tevfik Çavdar’a ait. Dolayısıyla yazının TKP’nin meseleye dair “resmi” pozisyonunu ifade etmediği pekala söylenebilir.''

http://www.sdyeniyol.org/index.php/tarih/309-talat-paay-anlamak-m-foti-benlisoy

c m
08-02-2012, 23:24
Özgürlük-Gerekircilik-Seçenekçilik - Eric Fromm

İnsan kötü müdür, iyi midir? Özgür müdür, çevre koşullarıyla mı belirlenir? Yoksa bu seçeneklerin ikisi de yanlış mıdır? İnsan bunların hiçbirisi değil midir yoksa insan hem iyi hem de kötü müdür?

Bu soruları yanıtlayabilmek için işe başka bir sorunu tartışarak başlamak iyi olacaktır. İnsanın özünden ya da yaradılışından söz edilebilir mi? Edilebilirse bu öz ya da yaradılış nasıl tanımlanabilir?

İnsanın özünden söz edilip edilemeyeceğini sorduğumuzda birbiriyle çatışan iki görüşle karşılaşıyoruz: Bir görüşe göre insanın özü diye birşey yoktur; insan kendisine biçim veren kültür örgütlerinin ürününden başka birşey değildir. Öte yandan bu kitapta yıkıcılığın incelenişi Freud'un ve daha birçok düşünürün benimsediği insan yaradılışı görüşünden kaynaklanmıştır, aslında devingen ruhbilim tümüyle bu önermeye dayanır.

İnsanın yaradılışı için yeterli bir tanım bulma güçlüğü şu ikilemden doğar: insanın özünü oluşturan belli bir madde'nin bulunduğunu varsayarsak o zaman ilk ortaya çıkışından bu yana insanın hiçbir temel değişiklik geçirmediği anlamına gelen evrimdışı, tarihdışı bir görüşe sürüklenmiş olur, böyle bir görüşü en eski atalarımızla tarihin son dört bin yıl içinde ortaya çıkan uygar insan arasındaki korkunç değişiklikle bağdaştıramayız. Öte yandan evrimci bir görüş edinir, insanın sürekli değiştiğine inanırsak insanın "yaradılış"ı ya da "öz"ü denen şeyin içeriği olarak ne kalacaktır geriye? Bu ikilem şu türden insan "tanımlarıyla da çözülemez: insan siyasal bir hayvandır (Aristoteles); sözverebilen hayvandır (Nietzsche); ya da öngörü ve imgelemleriyle üretim yapan hayvandır (Marx); bu tanımlar insanın temel niteliklerini belirtir ama insanın öz'ünü anlatmaz.

Devamı > http://www.narteks.net/psikoloji/ozgurluk-gerekircilik-secenekcilik-1-eric-fromm.html
http://www.narteks.net/psikoloji/ozgurluk-gerekircilik-secenekcilik-2-eric-fromm.html

c m
08-02-2012, 23:38
Eylemler ve insan davranışları yanında 'kavramlar' önemsiz kalır - Erich Fromm

Bu yazı boyunca, sistem adamının, yalnızca fizyolojik varoluşunu sağlayan maddi gereksinmelerinin doyurulması, öte yanda özellikle insana özgü olan gereksinim ve yeteneklerin sevgi, sevecenlik, akıl yürütme, sevinç vd.nin doyurulmaması halinde, işlevlerini gerektiği gibi yerine getiremeyeceğini inceleyeceğiz.Gerçekten de, insan aynı zamanda bir hayvan olduğundan, her şeyden önce maddi isteklerinin karşılanmasını gereksinir; ancak insanın tarihi, resim ve heykel, mitoloji ve drama, müzik ve dans gibi varoluş-üstü gereksinmelerinin dile getirilmesi arayışları içinde bulunduğunu göstermektedir. İnsan varoluşunun bu yönlerini bir araya toplayan tek sistem, din olmuştur.

"Yeni bilim"in gelişmesiyle, geleneksel din biçimleri, giderek etkisini yitirmiş, Avrupa'da, dinsel değerlerin yitirilmesi tehlikesi başgöstermiştir. Dostoyevski bu korkuyu şu ünlü tümcesinde dile getirmiştir: "Tanrı yoksa, her şey mümkündür." Onsekiz ve ondokuzuncu yüzyıllarda, birkaç kişi, geçmişte dinin temsil ettiği şeyin yerini alacak yeni bir şey yaratmanın gerekli olduğunu görmüştür. Robespierre, yapay bir yeni din yaratmaya çalışmış ancak kaçınılmaz bir başarısızlığa uğramıştır; bunun nedeni, ünlü devrimcinin maddeci bir geçmişe sahip olması ve gelecek kuşaklara taparcasına inanması, dolayısıyla yeni bir din ortaya atmak (bu mümkün olamazdı gerçi ama) için gerekli temel öğeleri görememesiydi. Aynı şekilde Comte da yeni bir din ortaya atmayı düşündü, ancak olgucu (poziti-vist) bir düşünür olması, doyurucu bir sonuca ulaşmasına engel oldu. Ondokuzuncu yüzyılda Marx'in sosyalizmi dünyasal bir çerçeveye oturtulmuş olmasına karşın en önemli popüler dinsel hareketi oluşturmuştu.

Dostoyevski'nin, artık Tanrıya inanılmadığında bütün ahlaksal değerlerin bozulacağı tahmini, kısmen gerçekleşmiştir. Çağdaş toplumda yasa ve geleneklerin genelde kabul ettiği özel mülkiyete saygı, bireyin yaşamına saygı ve diğer bazı ilkeler gibi ahlaksal değerler aynen korunmuştur. Ama toplumsal düzenin gerekleri kapsamına girmeyen insansal değerler, gerçekten de ağırlıklarını ve etkilerini yitirmişlerdir. Ancak Dostoyevski, çok daha önemli bir açıdan yanılmıştır. Son on yıl, özellikle de beş yıl içinde Avrupa ve Amerika'nın dört bir yanında görülen gelişmeler, hümanist geleneklere daha çok değer verme yönünde çok güçlü bir eğilim sergilemiştir. Bu yeni anlamlı bir yaşam arayışı küçük ve soyutlanmış kümelerde ortaya çıkmakla kalmamış, Katolik ve Protestan kiliselerde olduğu gibi, tümüyle farklı toplumsal ve siyasal yapılara sahip ülkelerde de büyük bir harekete dönüşmüştür. Bu yeni harekete inananlar da inanmayanlar da, bir noktada birleşmektedirler: eylemler ve insan davranışları yanında kavramlar önemsiz kalır.

Devamı > http://www.narteks.net/psikoloji/eylemler-ve-insan-davranislari-yaninda-kavramlar-onemsiz-kalir-erich-fromm.html