Orijinalini görmek için tıklayınız : Muhafazakarlaşmada Kemalizmin Payı
Jolly Jocker
27-10-2011, 12:06
Toplumun muhafazakarlığı aşamaması ve tutucu tepkiler vermesinde, farklılıklara hoşgörüsüz, tabularını aşamamış ve demokratik bir kültürü sindirememiş olmasında kemalizmin payı nedir?
Muhafazakarlar, genel bir eğilim olarak kendilerinden farklı olanları ''ötekileştirerek'' olumsuzlarlar. ''Bana ne? Ben kendime bakarım.'' diyememektedirler. Başkalarının ne yiyip içtikleri, ne giydikleri, nasıl yaşadıkları, cinsel hayatları bile onların ilgi ve kınama konusu olur. Yargılama(''önyargım, son yargımdır'' şeklinde özetlenebilir) ve yaftalamalara sık başvururlar. Dahil oldukları topluluğa benzememek adeta bir günah ya da suçtur. Birey olamamışlardır. Tümüyle dahil oldukları topluluğa aittirler. Bundan ayrı bir kimlikleri yoktur. Aksi halde boşlukta hissederler. Kişisel bağımsızlık sıfıra yakındır. Bu yüzden hayatlarının her kararında onlara ne yapacakları ''bir büyükleri'', kutsal kitapları ya da aile-cemaat reislerince buyurulur. Bireysel iradelerini bu buyuruklara teslim etmekte bir çeşit güvenlik ve huzur ararlar. Mazoşist bir kişilik göze çarpar. Kendi özgürlüğünden ürküp kaçma eğilimindedirler. Birey olabilenlerdeki özgür edimler onlara ''ahlaksızlık'' gibi görünür. Sürü psikolojisi egemendir. Herşeyi inançları(sürüleri) çerçevesinde değerlendirirler. Herşeyin kutsal kitaplarında cevaplandığına inandıkları için başka birşeye ihtiyaçları olmadığına inanma eğilimindedirler. Her yenilik bir tehdit gibi algılanır.
Burjuvazi, -her ne kadar güçsüzlük, yalıtılmışlık ve kıstırılmışlık duyguları zerketse de- kendi 'demokratik devrimlerinde' geleneksel kurumlardan özgürleşme ve bunun sunduğu bir bireysel gelişim olanağı da sağlamıştı. İktidarı geleneksel kurumlardan almak ve piyasanın önünü açmak ihtiyacındaydılar. Bunun için emekçi çoğunluğun da desteği şarttı ve bu yüzden onlara da birşeyler vaat edip verdiler. Gelişkin Batı demokrasileri ve sosyal haklar bu şekilde elde edildi. Bizdeki kemalizm ise burjuvazinin muhafazakarlaşıp kendi egemenliğini korumak kaygısıyla tutuculaştığı bir dönemde geç kalmış bir burjuva devrimi olarak ortaya çıktı. Bu yüzden toplumumuzu, Batı toplumlarında olduğu gibi sekülerleştiremedi. Öte yandan, kemalizm tepeden ve bürokratik bir ''devrim'' olarak, yani burjuva sınıfının yükselen mücadelesiyle halka da birşeyler vaat edip politik iktidarı almak için sürdürdüğü tabandan bir mücadele değil de eskinin bürokrasi artıklarının baskıcı devlet geleneği ve pek çok geleneksel kurumu dönüştürmek üzerinden ilerledikleri bir ''devrim'' olarak, burjuva devrimlerinin en temel kazanımları olan 'geleneksel kurumlardan özgürleşme', 'halkı politize etme', 'otoriteye başkaldırma kültürü edindirme', 'toplumda bireyselleşmeyi sağlama' gibi kazanımları daha doğmadan öldürdü.
Bugün toplumda otoriteryan ve geleneksel eğilimlerin yaygınlığının ve -tam da bu yüzden- solun kitleselleşememesinin başlıca sorumlularından biri kemalizmdir. Kemalizm, içinde öyle bir çelişki barındırır ki, ''çağdaşlaşma'' ve sekülerleşme dediği şeyin temeli bireysellik, özgürlük, demokrasi ve katılımcılık olduğu halde devlete ve tepedenciliğe vurgu yaparak bunların toplumda gelişimini köstekleyen, böylece kendi ayağına da kurşun sıkan, bu yüzden girdiği hiçbir seçimi kazanamayan güdük bir politik akım olmanın ötesine gidememiştir.
Demokratik devrimler Batıda önce kapitalist üretim sistemi ve burjuva sınıfının gelişimi, sonra bunların politik iktidarı da istemesi ve bunu elde edebilmek için geleneksellikle hesaplaşıp emekçilere vaatlerde bulunmalarıyla gelmiştir. Yani;
1- Kapitalist üretim ilişkilerinin gelişimi ve burjuva sınıfının öne çıkması
2- Ekonomik hayata hakim olan burjuvazinin politik hayatta da hakimiyet istemesi ve feodal-geleneksel kurumlarla(eski devlet, kilise v.s.) karşı karşıya gelmesi
3- Bu zıtlık içinde güçlenebilmek için halk desteğine ihtiyaç duyması ve gerek geleneksel kurumlarının itibarının sarsılmasına katkı koyup(aydınlanma, reform v.s.) gerekse halka pek çok sosyal hak vaat edip(yaşam kalitesinin yükselmesi, demokrasi, katılımcılık v.s.) ile toplumu dönüştürme
4-Sonunda da halk desteği ile iktidarı alıp tutuculaşma. Ama bu zamana kadar toplumun belli kazanımlar edinmesi ve dönüşüm yaşamış olması.
Kemalizmde ise sıralama terstir. Önce yıkılması hedeflenen geleneksel kurumların toplumdaki gücü kullanılarak otoriteryan bir rejim kurulmuş, sonra devlet eliyle burjuva sınıfı yaratılmıştır. Yani;
1- Eski devlet aygıtının artıklarınca bir ''kurtuluş savaşının'' yürütülmesi, toplum desteğini buna bağlama ama askeri emir-komuta zinciri içinde bu desteği erksizleştirme ve kendine tabi kılma
2- Kendini devletleştirip toplumda devlete itaat kültürünü derinleştirme, devlet eliyle burjuva sınıfı ve kapitalistleşmeyi başlatıp kontrol altında tutma
3- Toplumun gelenekselle hesaplaşamaması, demokrasi ve katılımcılıkla tanışmaması, politikleşememesi, devletin tebası olmaktan çıkamaması; tüm bu eksiklerin tepeden ''devrimlerle'' kapatılmaya çalışılması.
Oysa demokrasi dahil pek çok sosyal hak ve kültürel sekülerleşmenin motoru olan bireysellik gelişimi, özgürleşme v.s. burjuva sınıfının eski devlet aygıtı ve kiliseyle çatışarak, kitleleri de bu çatışmada arklasına alıp onların kültürünü dönüştürerek, onları gelenekselden kopararak gerçekleştirilmiştir. Kemalizm ise daha baştan burjuvaziyi geleneksel otoriter devletin himayesinde ortaya çıkarmış ve bu sınıfın devlet için tehlike olmasını, yani sağlıklı bir demokratikleşme ve toplumsal sekülerleşmeyi başlatmasını baltalamıştır. Burjuvazi de her zaman devletçi-otoriteryan bir çizgide olmuştur. Bizdeki liberalizmin sağ partilerin muhafazakar ve otoriteryan yönelimlerinin sığıntısı konumunu aşamaması ve hep bu tür partilerin ardından yürümesinin sebebi budur. Kemalizm, demokratik devrimin ateşleyici öznesi olan burjuvaziyi daha baştan pasifize edip devlete bağladığı için emekçi kitlelerde de bireyleşme, hakkını arama, demokrasi ve bunların getirisi olarak sekülerleşme sağlanamamıştır. Bu durum solun güdüklüğünün sebebi olmanın yanı sıra, kemalizmi de kendi kazdığı kuyuya düşürmüştür.
Kemalizm ciddiye alınmaya değmeyecek denli sakat ve çelişkili bir politik akımdır. Hala taraftarları olduğunu görmek üzücü. Kentleşme ve kapitalist gelişime rağmen bugünkü otoriterlik, teba kültürü, muhafazakarlık, bireyleşmemişlik, demokrasi ve özgürlük gibi değerlerin toplumsallaşamaması, sekülerleşmenin elitlerle sınırlı kalması v.b. arızaların baş müsebbibi kemalizmdir.
Kemalizm bu ulkeyi cagdaslastirmak iddasinda bulunurken en basindan itibaren hep bunun tam tersini yapmistir. Kemalist devletin kendini koruma mekanizmalarindan biri olan anayasa mahkemesinin 1998 tarihinde verdigi kararlardan birine bakalim mesela. Namus cinayeti indiriminin anayasaya aykiri olmadigini soylemisler:
.7.1998 tarih,1997/45 E. 1998/48 K sayılı Anayasa Mahkemesi kararına göre, “Madde ile failde meydana gelen durumun iradesini etkileyeceği, onda feveran ve ruhi sıkıntı meydana getireceği nedeniyle bu durum özel bir haksız tahrik hali olarak kabul edilmiştir. Anayasa'nın eşitlik ilkesini içeren 10. maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.” Faile verilecek ceza indirilirken cinsiyet ayrımı yapılmadığından eşitlik
ilkesine aykırılıktan söz edilemez. Aynı suçu işleyen kız kardeşin de aynı kurallara göre cezasından indirim yapılacak olması karşısında Anayasa'nın 10. maddesine aykırılık savı yerinde değildir. Kaldı ki, yasa
http://www.ankahukuk.com/index.php?o...ponent&print=1
Yargitay'in verdigi bir karara gore ise bekaret este olmasi gereken bir ozellikmis
http://www.turkhukuksitesi.com/showthread.php?t=43994
Arastirildigi takdirde bunlar gibi onlarca ornek bulunabilir. Kemalizm sinsiden sinsiye hep toplumu daha da muhafazakarlastirmak icin politikalar uretmistir. Cagdas olma iddasini ise sadece Osmanli tarihini karalayarak yapmaya calisir.
AB uyelik sureci icerisinde daha yeni degistiridigimiz bazi cagdisi kanunlar asagida. Kadinlara yonelik ayrimcilik hat safhada. Ornegin eski yasa bakire olmayan bir kadina tecavuz edilirse buna ceza indirimi verirdi. Kemalizmi modernizme es deger goren insanlarin yanitlamakta gucluk cekecegi cok agir insan haklari ihlalleri mevzu bahis. Bu adamlarin bas ortusune takintili olmalari ise ayri bir sendromdur. Seksen yil bu ceza yasasina maruz kalmis bir toplumun muhafazakar egilimler gostermesi normal biseydir. Neyse ki bu cirkinlikler yavas yavas duzeltiliyor
http://www.kadinininsanhaklari.org/ceza_kanunu.php
Dünyada kapitalizm SOS sinyalleri vermeye başladı. Amerika'da bile bir sürü olay oluyor.
Bizim muhafazakarlar sanki kapitalizmi yeni keşfetmiş gibi heyecan içindeler.
Ama bu heyecan dünyayı anlamaktan son derece uzak....
Zamanı ve devri anlamaktan son derece uzak...
Kemalistlerde de aynı problem var. (Aslında baştan beri vardı ama artık çok net biçimde gözükmeye başladı.)
Kemalistler hala 1920'lü yıllarda yaşadığımızı sanıyorlar. Hala oralarda dolaşıyorlar. Kemalistler baştan beri dünyada birçok şeyi neredeyse 100 yıl geriden takip ettikleri için kapitalizmi de bir türlü doğru dürüst anlayamadılar.
Dünya onların düşündüğünden çok farklı bir yerde ve farklı bir yere doğru gidiyor.
nobullshit
30-10-2011, 01:09
Kemalizmi kapitalizm yanlısı sayan ve Kemalist olduklarını iddia eden zümrelerin tatbikatlarını Kemalizmin niteliğiymiş gibi algılayan insanlar azalarak bitmeli.
Kemalizmi kapitalizm yanlısı sayan ve Kemalist olduklarını iddia eden zümrelerin tatbikatlarını Kemalizmin niteliğiymiş gibi algılayan insanlar azalarak bitmeli.
Kemalizmin kapitalizme karşı olması diye bir şey olamaz, olsa bile lafta kalır ve işe yaramaz. Zaten yaramadığı da uygulamada bizzat görülmüştür. Böyle bir şey yok diyebilirsin. 2+2=5 de diyebilirsin. Lafla olur tabii. Gerçekte ve uygulamada olamaz.
nobullshit
30-10-2011, 01:45
Kemalizmin kapitalizme karşı olması diye bir şey olamaz, olsa bile lafta kalır ve işe yaramaz. Zaten yaramadığı da uygulamada bizzat görülmüştür. Böyle bir şey yok diyebilirsin. 2+2=5 de diyebilirsin. Lafla olur tabii. Gerçekte ve uygulamada olamaz.
Haklısın özelleştirme politikasını güden de Atatürk idi zaten ancak günümüze baktığımızda AKP'nin sıkı devletçi politikaları bu ülkede anti-kapitalist uygulamaların bundan sonra da süreceğinin teminatı. Haklısın.
Haklısın özelleştirme politikasını güden de Atatürk idi zaten ancak günümüze baktığımızda AKP'nin sıkı devletçi politikaları bu ülkede anti-kapitalist uygulamaların bundan sonra da süreceğinin teminatı. Haklısın.
Mustafa Kemal'in o dönem için devletçi politikaları savunmasının sebebi kapitalizme filan karşı olması değildir. Ayrıca kapitalizm yerine ve duruma göre belirli düzeyde devletçiliği de kabul edebilen bir sistem.
O dönem zaten Türkiye'de güçlü bir burjuva yoktu. Ayrıca 1929 yılında ABD'de meydana gelen buhran tüm dünyayı etkisi altına aldı.
Ondan önce Mustafa Kemal'ın 1923 yılında söylediği şu söze bakalım:
Sorarım efendiler, memleketimizde büyük sermaye sahibi, çok servet sahibi kaç kişi vardır ve bunların kaç parası vardır? Bana Türkiye’de kaç tane milyoner gösterebilirsiniz? Ve en zengin adamımızın kaç parasıvardır. 50 bin lira 100 bin lira sermaye nedir? (106). Kapitalist olarak ortaya koyacağımız ve üzerlerine hücum edeceğimiz bunlar mıdır? Hayır efendiler. Bu memleket ve bu memleketin insanları daha çok zengin olmağa muhtactır ve bu hakkıdır. Binâenaleyh onların servetine göz dikmeyeceğiz ve belki orta tüccarları da onların seviyesine çıkaracağız ve hep beraber daha çok zengin olacağız.
İsteriz ki efendiler memleketimizde çok ve çok milyonerler ve milyarderler olsun. O zengin insanlar başlı başına bu memlekete bankalar, şömendöferler, fabrikalar, şirketler vs. müessesât-ı sınâiye yapsınlar.
Binâenaleyh onlara düşman olmak değil, onları daha çok zengin etmek bu memleketin menaf-i hakikiyesi iktizasındadır (107). O halde efendiler onlar da halktır, onlar da bu zümrenin içindedir!
http://www.kemalizm1938.org/pdf/demecler1.pdf
nobullshit
30-10-2011, 02:47
Devletçi karma ekonomik sisteme ve korporatizme kaymaya müsait bir ekonomik yapıya işaret eden yorumları bu yorumu yapmış kişinin sıkı kapitalist olmasına yormak çok sağlıklı bir şey değil.
sayın nobulshit
büyük bunalım sürecinde tüm kapitalist ülkelerde keynesci politikalar hayata geçirilmiştir.
efektif talebin artırılmasına dayalı tüm bu politikaların pratikte bir tek karşılığı vardır.
ona da devletçilik denir.
devletçilik kapitalizmin bir biçimidir.
Kemalistler ne doğru düzgün kapitalizmi anlayabilmişlerdir, ne de başka bir şeyi.
Her türlü devletçiliği kapitalizme karşı olarak algılayan veya ona karşı en iyi çözüm olarak gören bir zihniyet neyi nasıl yorumlayacak? (Devletçiliğin yer yer kapitalizme karşı geldiği noktalar vardır. Ama ben ondan söz etmiyorum.)
Devlet kapitalizmi denen bir şey var.
Bunlar tümüyle kapitalizmden kopuk değil. Üstelik aşırı devletçilik de öyle çok fazla aslında çözüm filan değil. Zaten olmadı da. Devletin başında bulunan bürokratların çıkarları gereği kapitalistler ile işbirliği içinde davranabildiklerini biliyoruz.
Kemalizm zaten Kapitalizme karşı olsaydı kalkıp Türkiye NATO'ya filan girmezdi.
"Ama Mustafa Kemal öldü de ondan böyle oldu." denilecek belki.
Aslında bu sözde Kemalizmi kurtarmaz, çünkü bu sözde büyük oranda Kemalizmin bir kişiye endeksli bir sistem olduğunu gösterir. (Bir tür diktatörlük vb. gibi. Kişiye bağlı bir sistem.) O tek kişi varsa ve iyi ise Kemalizm var yoksa etkisiz bir sistem. Türkiye'nin NATO'ya girmesi gibi. Yani bu durumda Kemalizmin, tek bir kişinin iradesine, gücüne, bilgisine, yeteneğine, zekasına dayalı bir sistem olmasından bahsedebiliriz. Ki o zaman Kemalizm büyük oranda sadece Mustafa Kemal'e ve onun kişiliğine, varlığına bağlı bir sistem haline gelir; o da öldüğü için tarihin derinliklerinde yok olmuştur. (Denilecektir ki: Mustafa Kemal ölse de başka Kemaller elbette gelecektir. Ama ne hikmetse aradan geçen 100 sene boyunca o Kemal gelmemiştir.) Aslında Kemalistlerin anlattıklarından bunu anlıyoruz. Bir tek Mustafa Kemal, Kemalizmi anlamış ve o uygulayabilmiş, o yorumlayabilmiş, o düşünebilmiş. O ölünce de Kemalizm, Mustafa Kemal olmadığı için uygulanamamış.
İşte bu yüzden diyorum ya Kemalistler olayları 100 yıl geriden takip ediyorlar. Çünkü Mustafa Kemal gibi bir lider 100 yılda belki 1000 yılda bir geliyor. Onun için bu Kemalistlerin 100 yıl belki de 1000 yıl daha beklemeleri gerekir.
sayın nobulshit
büyük bunalım sürecinde tüm kapitalist ülkelerde keynesci politikalar hayata geçirilmiştir.
efektif talebin artırılmasına dayalı tüm bu politikaların pratikte bir tek karşılığı vardır.
ona da devletçilik denir.
devletçilik kapitalizmin bir biçimidir.
Yerinde ve güzel bir tespit. Bir kaç sey daha ekleyeyim:
Sosyal devlet vb. politikalar var ya...Zaman zaman onlardan da söz ediliyor.
İsveç, Norveç, Finlandiya vb. gibi ülkeler buna örnek olarak gösterilmekte.
Ama unutulmaması gereken bazı şeyler var:
Birincisi bu ülkeler de kapitalisttir. Ama orada devlet, sosyal devlet olarak var olan eşitsizliği engelleme yönünde de büyük çaba harcamıştır. Ve bunda bir ölçüde başarılı olmuştur.
Türkiye'de devlet eliyle kapitalist ve burjuva sınıfı yaratılmaya çalışılmıştır ve var olan eşitsizlik daha da arttırılmıştır. Bu bakımdan Kemalizmin sosyal devlet ile ilgili bir yönü pek yoktur. (Belirli ölçüler içinde vardır denilebilir ama bu son derece kısıtlı kalmış, gelişmelerin karşısında yetersiz olmuştur.) Örneğin işçilere sendika hakkı filan verilmemiştir. Ağalık ortadan kaldırılmamıştır. Tüm bunların sonucu olarak Türkiye'de zamanla ciddi bir eşitsizlik ortaya çıkmıştır. OECD ülkeleri içinde gelir dağılımı konusunda en eşitsiz ülkeler arasında Türkiye sürekli olarak ilk üçe girmektedir.
Kemalizm için devletçilik o zaman için burjuva yeterince güçlü olmadığı için kaçınılmaz biçimde şartların gereği olarak çıkmıştır. Bu devletçilik ile, devlet eliyle burjuva sınıfı yaratılmıştır. Yani Kemalizmin devletçiliği bir sosyal devletçilik ilkesinin uygulaması olarak pek düşünülemez.
nobullshit
30-10-2011, 18:29
Kemalistler ne doğru düzgün kapitalizmi anlayabilmişlerdir, ne de başka bir şeyi.
Her türlü devletçiliği kapitalizme karşı olarak algılayan veya ona karşı en iyi çözüm olarak gören bir zihniyet neyi nasıl yorumlayacak? (Devletçiliğin yer yer kapitalizme karşı geldiği noktalar vardır. Ama ben ondan söz etmiyorum.)
Olayın "atamız", "yüce önderimiz" gibi feodal yaklaşımlar sergileyen fanatik Kemalistler tarafından nasıl algılandığını bir tarafa bırakırsak; Atatürk'ün "tam anlamıyla" kapitalist olduğunu söylemek o kadar kolay değil. Kapital ekonominin tüm gerektirdiklerini uygulamaya sokmuş bir adam değil ya da sokamamış. Ancak kısa süre içinde radikal devrimler yapan birinin bunu neden yapamadığı konusu tartışılır.
Devlet kapitalizmi denen bir şey var.
Bunlar tümüyle kapitalizmden kopuk değil. Üstelik aşırı devletçilik de öyle çok fazla aslında çözüm filan değil. Zaten olmadı da. Devletin başında bulunan bürokratların çıkarları gereği kapitalistler ile işbirliği içinde davranabildiklerini biliyoruz.
Devletin şahsi teşebbüsü desteklemesi bir çeşit devlet kapitalizmi oluyor yani, öyle mi?
Açıkçası ben bunu Stirbois tarzı kapitalist ve komünist olmayan "üçüncü görüş" şeklinde yorumluyorum.
Ya da Tönnies'in teorilerine dayanan progresif korporatizm veya organik sosyal dayanışmayı öngören Durkheim tarzı solidarizm de tartışılabilir.
Daha sonra Naziler Tönnies'in teorilerini kendi uydurdukları "halk cemiyeti" (Volksgemeinschaft) olgusuna adapte ettiler. Çünkü bu teoriler klanlara, komünlere ya da profesyonel gruplara dayanan organik cemiyetlerin (community) kapitalizmin empoze ettiği ekonomik sınıfların mekanik toplumu tarafından dağıtıldığını savunuyordu. Buna göre sınıflar mekanik bir toplumsal yapı teşkil ederler.
Toplumun organik olması için tek ve bütün olması, iş bölümlerinden oluşması gerekir. Tönnies'in teorilerini bir şekilde hayata geçiren Atatürk'tü. Bu bağlamda Nazilere ön ayak olmuş mudur? Olmuştur. Büyük Buhran'ın ardından bu korporatist sistem Stuart Mill tarzı liberal korporatist politikaları benimsedi. Keynesçilik de bunun sonucudur.
Kemalizmin ekonomik sistemi büyük ölçüde korporatizmdir.
Buradan en önemli konu tüm toplumu organik bir yapı/beden olarak görmek. Zaten halkçılık/popülizm ilkesinin mantığı bu.
Bu arada "sol" eğer enternasyonal komünist değerleri karşılamak ise zaten Kemalizm anti-komünist bir şey.
Kemalizm zaten Kapitalizme karşı olsaydı kalkıp Türkiye NATO'ya filan girmezdi.
"Ama Mustafa Kemal öldü de ondan böyle oldu." denilecek belki.
Aslında bu sözde Kemalizmi kurtarmaz, çünkü bu sözde büyük oranda Kemalizmin bir kişiye endeksli bir sistem olduğunu gösterir. (Bir tür diktatörlük vb. gibi. Kişiye bağlı bir sistem.) O tek kişi varsa ve iyi ise Kemalizm var yoksa etkisiz bir sistem. Türkiye'nin NATO'ya girmesi gibi. Yani bu durumda Kemalizmin, tek bir kişinin iradesine, gücüne, bilgisine, yeteneğine, zekasına dayalı bir sistem olmasından bahsedebiliriz. Ki o zaman Kemalizm büyük oranda sadece Mustafa Kemal'e ve onun kişiliğine, varlığına bağlı bir sistem haline gelir; o da öldüğü için tarihin derinliklerinde yok olmuştur.
Burada belli ki bir ironi var. Kemalist olduklarını ve rejimi sürdürdüklerini iddia edenlerin tam bağımsızlığa uygun olmayan (anti-kapitalizme değil) işler yapması komik. Tıpkı anti-militarist Troçkistler gibi.
(Denilecektir ki: Mustafa Kemal ölse de başka Kemaller elbette gelecektir. Ama ne hikmetse aradan geçen 100 sene boyunca o Kemal gelmemiştir.) Aslında Kemalistlerin anlattıklarından bunu anlıyoruz.
Allah'ın, padişahın, şeyhülislamın sözüne tapan ve bunları dogmalaştıran bir toplumun her şey sönünce ortaya çıkan yeni karizmatik otoriteyi putlaştırmamasını beklemek harikalar diyarında yaşamak olmalı sanırım.
Bir tek Mustafa Kemal, Kemalizmi anlamış ve o uygulayabilmiş, o yorumlayabilmiş, o düşünebilmiş. O ölünce de Kemalizm, Mustafa Kemal olmadığı için uygulanamamış.
İşte bu yüzden diyorum ya Kemalistler olayları 100 yıl geriden takip ediyorlar. Çünkü Mustafa Kemal gibi bir lider 100 yılda belki 1000 yılda bir geliyor. Onun için bu Kemalistlerin 100 yıl belki de 1000 yıl daha beklemeleri gerekir.
Bu bahsettiğin şeyin Kemalist ideolojiyle bir alakası bulunmuyor. Bu araştırılması sosyolojik bir sorun.
Yerinde ve güzel bir tespit. Bir kaç sey daha ekleyeyim:
Sosyal devlet vb. politikalar var ya...Zaman zaman onlardan da söz ediliyor.
İsveç, Norveç, Finlandiya vb. gibi ülkeler buna örnek olarak gösterilmekte.
Ama unutulmaması gereken bazı şeyler var:
Birincisi bu ülkeler de kapitalisttir. Ama orada devlet, sosyal devlet olarak var olan eşitsizliği engelleme yönünde de büyük çaba harcamıştır. Ve bunda bir ölçüde başarılı olmuştur.
Sosyal demokrasi zaten devrimci bir siyasi anlayış değildir. Endüstride gelişmiş, liberal-kapitalist politikaları olan ülkelerde sosyal güvenceyi sağlamayı amaçlayan politikaları izler. Kemalizm sosyal demokrasi değildir. Bugün CHP'nin güya sosyal demokrat politikaları özümsemiş gibi yapmasının nedeni de Türkiye'nin o endüstrisi gelişmiş, liberal-kapitalist politikaları uygulayan bir devlet haline gelmesidir.
Bunun sorumlusu da Atatürk değildir. Bilen biliyor.
Türkiye'de devlet eliyle kapitalist ve burjuva sınıfı yaratılmaya çalışılmıştır ve var olan eşitsizlik daha da arttırılmıştır.
Atatürk'ün yaratmaya çalıştığı sosyal sınıfsal yapı: http://www.britannica.com/EBchecked/topic/592363/Third-Estate
Bu bakımdan Kemalizmin sosyal devlet ile ilgili bir yönü pek yoktur. (Belirli ölçüler içinde vardır denilebilir ama bu son derece kısıtlı kalmış, gelişmelerin karşısında yetersiz olmuştur.) Örneğin işçilere sendika hakkı filan verilmemiştir. Ağalık ortadan kaldırılmamıştır. Tüm bunların sonucu olarak Türkiye'de zamanla ciddi bir eşitsizlik ortaya çıkmıştır. OECD ülkeleri içinde gelir dağılımı konusunda en eşitsiz ülkeler arasında Türkiye sürekli olarak ilk üçe girmektedir.
Cevap:
Aydın'da, 1930'da, kısa süreli Serbest Cumhuriyet Fırkası'nın bir kolunu organize etti. Partinin kendini feshetmesinden sonra Cumhuriyet Halk Partisi'ne geçti. Daha sonra 1931 seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisi'nden Aydın milletvekili seçildi. Atatürk'ün ölümünden sonra İnönü CHP'nin başına geçince İnönü'nün bütün üretim araçlarını devletleştirme faaliyetlerine karşı çıktı. Menderes en sert çıkışını ise "çiftçiyi topraklandırma yasası" görüşülürken yaptı. Mevcut tasarı'nın 6. maddesi devlet elindeki topraklarla birlikte o bölgedeki toprak ağalarının elindeki toprakların tarıma elverişli yerlerde 5.000 dekardan elverişsiz yerlerde ise 2.000 dekardan fazlasının kamulaştırılıp köylüye dağıtılmasını öngörüyordu. Menderes (Menderes' in kendisi de bir toprak ağasıydı. Aydın'daki 30.000 dönümlük Çakırbeyli Çiftliği Menderes' e dedesinden kalmıştı.) ve diğer bazı milletvekilleri, özel mülkiyete tecavüz edilmek istendiğini belirterek bu tasarıya karşı çıktılar. Bu tasarı üzerine Menderes, Türkiye'de zaten tüm arazilerin %70'ten fazlasının Devletin mülkiyetinde olduğunu ve İsmet Paşa'nın geriye kalan özel mülkleri de devletleştirerek Sovyetler Birliğindeki gibi tarımı kolhozlaştırmak istediğini açıklayarak üç arkadaşıyla birlikte Dörtlü Takriri verdi. Dörtlü takrir olayı ve parti içi muhalefetten dolayı 1945 yılında CHP'den ihraç edildi.
Atatürk'ün "tam anlamıyla" kapitalist olduğunu söylemek o kadar kolay değil.
Mustafa Kemal'in tan anlamıyla kapitalist olmasına gerek yok zaten. Ama önemli ölçüde savunduğunu düşünüyorum.
Devletin şahsi teşebbüsü desteklemesi bir çeşit devlet kapitalizmi oluyor yani, öyle mi?
Yok öyle bir şey söylemedim. Onu sadece bir şeyi açıklamak için örnek olarak vermiştim.
Kemalizmin ekonomik sistemi büyük ölçüde korporatizmdir.
Açıkçası onun kapitalizme çok ters düşmediğini söylemek istiyorum.
Zaman zaman ters düşebilir, bu konuda haklı olabilirsin; ama bu karış çıkma onun kapitalizme ilgili çok önemli unsuları (patron, fabrikatör vb.) reddettiği anlamına gelmiyor. Beni de ilgilendiren burası zaten.
Burada belli ki bir ironi var. Kemalist olduklarını ve rejimi sürdürdüklerini iddia edenlerin tam bağımsızlığa uygun olmayan (anti-kapitalizme değil) işler yapması komik. Tıpkı anti-militarist Troçkistler gibi.
Sanırım koşulların dayatması sonucu kapitalist olmak zorunda kaldılar diyorsun. Elbette olabilir. Ama koşullar dayatmasa ortaya çıkan sonuç şu andakinden çok da iyi olmayacaktı, hatta daha beter olacaktı diye düşünüyorum. Kemalizmin kapitalizme karşı olduğu taraf aslında olumlu birçok durumdan ziyade çok daha fazla olumsuzluk getiriyor diye düşünüyorum.
Allah'ın, padişahın, şeyhülislamın sözüne tapan ve bunları dogmalaştıran bir toplumun her şey sönünce ortaya çıkan yeni karizmatik otoriteyi putlaştırmamasını beklemek harikalar diyarında yaşamak olmalı sanırım.
Kemalizm, Mustafa Kemal'in liderliği ile tanımlanmış bir ideoloji. Ve yine önemli ölçüde liderin yetenekleri ile kendini tanımlayabilen bir ideoloji diye düşünüyorum. Bu sadece halka bağlı değil, bizzat Kemalizmin istediği bir şey diye düşünüyorum. Bunun tek sorumlusu elbette Mustafa Kemal değil.
Kemalizmin ‘devletçiliğinden’ söz ettik. Ama bu devletçilik sadece burjuva sınıfı oluşturmak ya da burjuvanın yapamadığı işleri yapmak amacıyla ortaya konulmadı. Veya Kemalist devletçilik sadece böyle bir durum oluşturmadı.
En önemlisi Kemalizm devletçilik anlayışı ile bireyin özgürce örgütlenmesini, siyaset yapmasını önemli ölçüde ortadan kalktı. Bu konuda Diyanetten bile faydanıldı ve Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak din devlet tarafından belirlendi ve din ile müttefik bir unsur oluşturuldu.
Yani Kemalizm burada dini de kontrol ederek onun gücünden faydalanma gereği duydu ve bu yönü ile muhafazakar ideolojiler ile mütttefiklik yaptı. Yine tüm siyasi yaşam devlet ve merkezi elit yüksek düzeyde bürokrasi eliyle kontrol edilip manipule edilmek istendiği için Komünist Partisi kuruldu. Devletçilik ve bürokrasi tüm siyasi yaşamın tek ve yegane aktörü oldu. Zaten dediğin şeylerde başka türlü olması da neredeyse imkansız.
Yani böylece devletin merkezde olduğu ve yine o devletin bürokratlarınca belirlenen siyasi yaşam dışında her türlü siyasetin boğulduğu ve tüm siyasetin yine bürokratlarca , liderce, liderin yakın çevresince kontrol edildiği bir görüntü ortaya çıktı. Yani Kemalizm dışında yüksek elit bürokratların ve liderin istemediği ona rakip olabilecek her türlü siyaset yok olmak zorunda kalırken; diğer tüm ideojiler merkezi elit yüksek bürokratlar tarafından Kemalizmin kuklası olarak görüldü; bu durumda Kemalizm mecburen dogmatik bir hal aldı.
Bu yüzden Kemalizm halkın ideoloji olmaktan çok merkezi elit yüksek bürokratlar ile yüksek burjuvaların çıkarlarını savunan bir ideolojidir. Diğer tüm unsurlar bunu maskeleme ve görüntü amaçlıdır. “Amaçlandı, tasarlandı, düşünüldü, halk içindi vs vs. ” Ama çoğu yapılmaz, bazıları da görüntüyü kurtarmak için yapılır filan.
Bu gelenekten gelen CHP’nin sosyal demokratik bir parti olması bile bana göre çok zor; hatta belki de imkansızdır. Lafta olabilir, söyleyebilir, planlayabilir, görüşüldü diyebilir; ama uygulamada etkili düzeyde olması son derece zor.
nobullshit
31-10-2011, 00:11
Kemalizm, Mustafa Kemal'in liderliği ile tanımlanmış bir ideoloji. Ve yine önemli ölçüde liderin yetenekleri ile kendini tanımlayabilen bir ideoloji diye düşünüyorum. Bu sadece halka bağlı değil, bizzat Kemalizmin istediği bir şey diye düşünüyorum. Bunun tek sorumlusu elbette Mustafa Kemal değil.
Kemalizmin ‘devletçiliğinden’ söz ettik. Ama bu devletçilik sadece burjuva sınıfı oluşturmak ya da burjuvanın yapamadığı işleri yapmak amacıyla ortaya konulmadı. Veya Kemalist devletçilik sadece böyle bir durum oluşturmadı.
Şimdi mümkünse Kemalizmin oluşturduğu sınıfın burjuva mı ya da ne olduğuna Sieyes'in "What Is The Third Estate"ini okuduktan sonra karar verelim çünkü bu noktada Kemalist toplum tam da Third Estate yapısındadır:
http://www.thenagain.info/Classes/Sources/Sieyes.html
En önemlisi Kemalizm devletçilik anlayışı ile bireyin özgürce örgütlenmesini, siyaset yapmasını önemli ölçüde ortadan kalktı. Bu konuda Diyanetten bile faydanıldı ve Diyanet İşleri Başkanlığı kurularak din devlet tarafından belirlendi ve din ile müttefik bir unsur oluşturuldu.
Sn. Brian bunlar ciddi karşı savunmalar değildir. Kemalist ordunun Kemalist anayasasıyla din derslerini zorunlu kıldığını ortaya koyarak Kemalizmi eleştirmekle aynı şeydir bu söylediğiniz.
Yani Kemalizm burada dini de kontrol ederek onun gücünden faydalanma gereği duydu ve bu yönü ile muhafazakar ideolojiler ile mütttefiklik yaptı.
Sorun Diyanet'in kurulması mı? Peki ortada hiç bir dini otorite bırakmasaydı radikal müslümanlar dışında sıradan müslüman halk da fazlaca çıldırmaz mıydı? O zaman daha fazla cumhuriyet karşıtı ayaklanmalar olduğunda daha fazla idamlar olduğunda Atatürk daha fazla diktatöre benzemez miydi? Zaten yeterince benzemiyor mu?
Yine tüm siyasi yaşam devlet ve merkezi elit yüksek düzeyde bürokrasi eliyle kontrol edilip manipule edilmek istendiği için Komünist Partisi kuruldu. Devletçilik ve bürokrasi tüm siyasi yaşamın tek ve yegane aktörü oldu. Zaten dediğin şeylerde başka türlü olması da neredeyse imkansız.
Yani böylece devletin merkezde olduğu ve yine o devletin bürokratlarınca belirlenen siyasi yaşam dışında her türlü siyasetin boğulduğu ve tüm siyasetin yine bürokratlarca , liderce, liderin yakın çevresince kontrol edildiği bir görüntü ortaya çıktı.
Yani Kemalizm dışında yüksek elit bürokratların ve liderin istemediği ona rakip olabilecek her türlü siyaset yok olmak zorunda kalırken; diğer tüm ideojiler merkezi elit yüksek bürokratlar tarafından Kemalizmin kuklası olarak görüldü; bu durumda Kemalizm mecburen dogmatik bir hal aldı.
Liderin yakın çevresince kontrol edilen siyasete karşı geliştirilen öteki politikaların ne olduğunu da belirtmek gerek. Adam kalkmış halifelik geri gelsin diyor. Demokrasi gereği bu adamın bu fikri savunması desteklenmeli ancak o dönemde savunulan karşıt politikalar tam da demokrasi ve cumhuriyet karşıtı politikalar değil miydi? Zaten yönetimi ellerine geçirdiklerinde bir şeylerin önünü tıkayacak olanların önleri tıkanınca buna diktatörlük ve totalitaryanizm yakıştırması yapmak ne kadar gerçekçi?
Bu yüzden Kemalizm halkın ideoloji olmaktan çok merkezi elit yüksek bürokratlar ile yüksek burjuvaların çıkarlarını savunan bir ideolojidir. Diğer tüm unsurlar bunu maskeleme ve görüntü amaçlıdır. “Amaçlandı, tasarlandı, düşünüldü, halk içindi vs vs. ” Ama çoğu yapılmaz, bazıları da görüntüyü kurtarmak için yapılır filan.
Türkiye'nin sorunu bu bence. O dönemde aslına bakarsanız bahsettiğiniz merkezi elit kesimin politikalarına karşıt politikalar sunan çevrelere, birileri yönetimden içeri "demokrasi var girerim" diyip girdikten sonra yeni fikirlerin temsilcilerine "demokrasi yok giremezsin" diyemesin diye "demokrasi var ama giremezsin" denildi. Bunu iyi kavramak gerek.
Kemalizmin muhafazakarlasmaya bir diger onemli katkisi soyle olmustur. Ittihatcilarin iktidari ele gecirmesi ile ortadan kaldirilan gayri muslim azinliklar Osmanli'da cok zengindiler. Bunlardan geriye kalan malin, mulkun, altinin ustune coreklenen halk sinirtanimaz bir yobazlik karakterine burundu. Ornegin su an Anadolu'da en yobaz olarak un yapmis olan sehirler, gecmiste Ermenilerin en yogun yasadigi illerdi. Hak edilmemis mallar bu insanlarin turk-islam yobazliginda radikallesmesine sebep olmustur.
Anima Libera
31-10-2011, 02:43
Kemal kendi eliyle burjuva sınıfı yaratmaktan çok bilgin ve aydın bir topluluğun temellerini atsaydı hem yobazlığa, cahilliğe, bağnazlığa ve muhafazakarlığa karşı gelmiş hemde tam anlamıyla halkına büyük bir hizmet sunmuş olurdu. Fakat bunların hiçbirini tercih etmemesinden dolayı kendisi resmi tarih tarafından şişirilmiş 'şapka devrimcisi'nden başka bir şey değildir.
Kapitalizmle çok zengin olabilirsiniz. Bir çok kişi oldu da, oldularda. Ancak en önemli ve Kemalin görmemezlikten geldiği nokta, herkesin zengin olamayacağı gerçeğidir. Kemal halk ile burjuva ikilemi arasında sonuncusunu tercih etmiş ve bir nevi muhafazakar ve cahil-reaksiyoner toplumun kalelerini korumuştur.
Ancak yine de muhafazakarlaşmanın en alasını cehennemmekan Kenan Evren ve faşist ordu-cuntası gerçekleştirmiştir.
M.Kemal'in ekonomik olarak hedefi Turkiye'yi gelismis bir tarim ulkesi yapmakti. Koylu milletin efendisidir lafi zaten cok meshur ama bunlarin yani sira acilan koy enstituleri, yapilmak istenen toprak refiormu, koylulerden vergilerin kaldirilmasi gibi koylulugu cazip hale getiren, sanayilesmeyi yavaslatan hatta belki tamamen yok eden bir dizi politika uygulamaya koydu, veya koymak istedi.
Osman Pamukoglu ekonomi ile ilgili sorulara sadece tarimdan bahsederek yanit veriyor. Cunku Ataturk'un yolunu takip ediyor. O adami iyi incelerseniz M.Kemal'in tam olarak nasil bir zihin yapisina sahip oldugunu canli formuyla goreceksiniz. Mustafa Kemal bu acidan ele aldigimizda da moderniteye son derece zittir
nobullshit
31-10-2011, 12:29
M.Kemal'in ekonomik olarak hedefi Turkiye'yi gelismis bir tarim ulkesi yapmakti. Koylu milletin efendisidir lafi zaten cok meshur ama bunlarin yani sira acilan koy enstituleri, yapilmak istenen toprak refiormu, koylulerden vergilerin kaldirilmasi gibi koylulugu cazip hale getiren, sanayilesmeyi yavaslatan hatta belki tamamen yok eden bir dizi politika uygulamaya koydu, veya koymak istedi.
Osman Pamukoglu ekonomi ile ilgili sorulara sadece tarimdan bahsederek yanit veriyor. Cunku Ataturk'un yolunu takip ediyor. O adami iyi incelerseniz M.Kemal'in tam olarak nasil bir zihin yapisina sahip oldugunu canli formuyla goreceksiniz. Mustafa Kemal bu acidan ele aldigimizda da moderniteye son derece zittir
Moderniteyi köylünün şehire gelip varoşlaşması ve şehir ile köy arasında gelişmişlik bazında uçurumlar olması şeklinde mi yorumluyorsun?
Köylünün edebiyat bilmesi, felsefe yapması veya piyano çalması modernite değil demek. Hmz...
Moderniteyi köylünün şehire gelip varoşlaşması ve şehir ile köy arasında gelişmişlik bazında uçurumlar olması şeklinde mi yorumluyorsun?
Köylünün edebiyat bilmesi, felsefe yapması veya piyano çalması modernite değil demek. Hmz...
Koylu hep koyunde kalsin size gore degil mi
nobullshit
31-10-2011, 12:53
Koylu hep koyunde kalsin size gore degil mi
Köylü şehire gelmeye çok mu meraklı sanıyorsun? Köylü neden şehire geliyor sana göre?
Şehirleşme olmadan modernleşmeden bahsedilemez valla.
nobullshit
31-10-2011, 13:18
Şehirleşme olmadan modernleşmeden bahsedilemez valla.
Biz de post-modern takılırız, fena mı?
Köylü kalma, şehirleşme vb. Kemalizme bu konuda eleştiri getirmenin çok anlamı yok.
Elbette Kemalizm, Stalin vb. gibi ya da bir takım dolaylı zorlamalara baş vurarak şehirleşmeyi gerçekleştirebilirdi.
Bazı şeyler değişebilirdi.
Türkiye mesela Arjantin'e filan daha çok benzerdi. Daha ötesine gitmesini açıkçası zor görüyorum. (Gerçi zaten bazı konularda benzerlikler var.)
İyi mi olurdu? Kimin için iyi?
Burjuva için daha iyi olurdu elbette...
Arjantin deyince şu aklıma geliyor bir de:
http://www.youtube.com/watch?v=rH6_i8zuffs
http://en.wikipedia.org/wiki/Argentine_economic_crisis_(1999%E2%80%932002)
Liderin yakın çevresince kontrol edilen siyasete karşı geliştirilen öteki politikaların ne olduğunu da belirtmek gerek. Adam kalkmış halifelik geri gelsin diyor. Demokrasi gereği bu adamın bu fikri savunması desteklenmeli ancak o dönemde savunulan karşıt politikalar tam da demokrasi ve cumhuriyet karşıtı politikalar değil miydi? Zaten yönetimi ellerine geçirdiklerinde bir şeylerin önünü tıkayacak olanların önleri tıkanınca buna diktatörlük ve totalitaryanizm yakıştırması yapmak ne kadar gerçekçi? .
Sayın nobullshit;
Güvenlik vb. nedenlerden dolayı egemen sınıfın böyle davrandığını söylüyorsunuz. Egemen sınıf açısından (yüksek bürokrasi, lider ve çevresi, burjuva ) bu dediğin doğru olabilir. Yani onlar kendi açılarından haklı olabilirler.
Ama bu söylediğiniz sözler özgürlükçü sosyalistler vb. için çok anlam içeren yanıtlar değil. Daha doğrusu yanıt değil.
Çünkü sistem onlara şu veya bu biçimde diyor ki: siz güvenlik nedenlerinden dolayı siyaset yapamazsınız. Tüm siyaset bürokrasi ve burjuva tarafından belirlenecek, yönlendirilecek, manipule edilecektir. Kısaca 'ya Sev ya terk et' durumuna geliyoruz.
Biz de post-modern takılırız, fena mı?
Değer yargılarını tartışmak çok da anlamlı değil. Yani bazısı şehirleşmeyi olumlu, diğer başkaları olumsuz görebilir, orası doğal. Ama modernite denen şeyin başat özelliklerinden birinin şehirleşme olduğu düşüncesi bariz olsa gerek.
Aslında Türkiye'de Kemalizm, Mustafa Kemal'in ölümü ve Türkiye'nin çok partili hayata geçmesi ile bazı işlevlerini önemli ölçüde yitirmiş ve daha çok burjuvanın kullandığı bir ideoloji haline gelmiş veya getirilmeye çalışılmıştır.
12 Eylül darbesinden sonra Kemalizm tekrar yeni bir aşama geçirerek büyük oranda burjuvanın istekleri ve çıkarları için kullanılan bir ideoloji durumuna düşmüştür.
Bu analizi yaparken Kemalizmin bir tür Corporatist ideology grubuna girdiğini kabul ediyorum.
nobullshit
31-10-2011, 19:10
Sayın nobullshit;
Güvenlik vb. nedenlerden dolayı egemen sınıfın böyle davrandığını söylüyorsunuz. Egemen sınıf açısından (yüksek bürokrasi, lider ve çevresi, burjuva ) bu dediğin doğru olabilir. Yani onlar kendi açılarından haklı olabilirler.
Evet demek istediğim bu. Sonuçta siz yönetime belli ülküler ile geliyorsunuz ve kurduğunuz sistemin güvenliğini bir şekilde sağlamak zorundasınız. Getirdiğiniz sistemin bozulmasını, değiştirilmesini istemiyorsanız bunu dikta etmelisiniz. Bugün demokrasi nasıl dayatılıyor? Demokrasisi olmayan yerlerde nasıl birtakım baharlar başlatılıyor?
Ama bu söylediğiniz sözler özgürlükçü sosyalistler vb. için çok anlam içeren yanıtlar değil. Daha doğrusu yanıt değil.
Açıkçası özgürlükçü sosyalistler bu noktada genel resmin içeriğini görememekteler, çerçevenin şekline takılıyorlar. Hiçbir çeşit diktayı kabul etmemek güzel bir fikir olabilir ancak diktanın olmadığı bir sistemi kurmak ve bunun devamını sağlamak, sistemi korumak için de kurulan anti-dikta sisteminin dayatılması-dikta edilmesi gerekir. Yani diktatörlüğü yasaklamalı ve bu yasağı dayatmalısınız, bu da bir diktadır. Sistemin güvenliği olmadığında bu özgürlükçü sistemin "özgürlüğü tanıyan" boşluklarından içeri girip bu özgürlük boşluklarını kendi çıkarlarına göre kapatacaklar olabilir.
Çünkü sistem onlara şu veya bu biçimde diyor ki: siz güvenlik nedenlerinden dolayı siyaset yapamazsınız. Tüm siyaset bürokrasi ve burjuva tarafından belirlenecek, yönlendirilecek, manipule edilecektir. Kısaca 'ya Sev ya terk et' durumuna geliyoruz.
Tüm dünyanın komünal sistemde devletsiz yaşadığını ele alın. Bir grup kalkıp ulus-devlet kurmaya kalktığında onların bunu yapma özgürlüğü yok mudur? Ancak bu gerçekleşirse komünizm tüm dünyada etkin olamaz. Komünal sistemin güvencesi nedir bu durumda?
Açıkçası özgürlükçü sosyalistler bu noktada genel resmin içeriğini görememekteler, çerçevenin şekline takılıyorlar. Hiçbir çeşit diktayı kabul etmemek güzel bir fikir olabilir ancak diktanın olmadığı bir sistemi kurmak ve bunun devamını sağlamak, sistemi korumak için de kurulan anti-dikta sisteminin dayatılması-dikta edilmesi gerekir. Yani diktatörlüğü yasaklamalı ve bu yasağı dayatmalısınız, bu da bir diktadır. Sistemin güvenliği olmadığında bu özgürlükçü sistemin "özgürlüğü tanıyan" boşluklarından içeri girip bu özgürlük boşluklarını kendi çıkarlarına göre kapatacaklar olabilir.
Diktadan diktaya fark var tabii. Zaten meselenin can alıcı noktası burası. Biraz daha iyi anlaşılsın diye şöyle bir örnek vereyim:
Bir kölenin efendisinin her istediğine tabii olması bir diktayı gerektirebilir. Bunu sistem bazında düşünürsek dikta olmadan işler kolay kolay yürümez. Doğrudur.
Öte yandan köle ile efendinin eşit koşullarda yaşaması, konuşması ve o kölenin kölelik ilişkilerinden kurtulması içinde bir dikta gerekebilir.
Köle için kabul edilmesi gereken ve bence daha mantıklı olan efendinin kölesi olmak değil, onun gibi eşit haklara sahip olmak, yani kölelikten kurtulmaktır.
Efendi bunu kabul etmeyebilir. Çünkü bu durum çıkarına aykırı olabilir. Kölenin özgür olmasından korkabilir vs. O yüzden onun buna karşı çıkması da anlaşılabilir.
İşte burada bir mücadele başlar. Kimileri bunun daha geniş olduğu çerçeveye sınıf savaşı diyebilir veya başka bir şey.
Aslında Türkiye'de Kemalizm, Mustafa Kemal'in ölümü ve Türkiye'nin çok partili hayata geçmesi ile bazı işlevlerini önemli ölçüde yitirmiş ve daha çok burjuvanın kullandığı bir ideoloji haline gelmiş veya getirilmeye çalışılmıştır.
Cok partili demokrasiye gecmeden once neyin kullandigi bir ideolojiydi bu?
nobullshit
31-10-2011, 19:57
Diktadan diktaya fark var tabii. Zaten meselenin can alıcı noktası burası. Biraz daha iyi anlaşılsın diye şöyle bir örnek vereyim:
Bir kölenin efendisinin her istediğine tabii olması bir diktayı gerektirebilir. Bunu sistem bazında düşünürsek dikta olmadan işler kolay kolay yürümez. Doğrudur.
Öte yandan köle ile efendinin eşit koşullarda yaşaması, konuşması ve o kölenin kölelik ilişkilerinden kurtulması içinde bir dikta gerekebilir.
Köle için kabul edilmesi gereken ve bence daha mantıklı olan efendinin kölesi olmak değil, onun gibi eşit haklara sahip olmak, yani kölelikten kurtulmaktır.
Efendi bunu kabul etmeyebilir. Çünkü bu durum çıkarına aykırı olabilir. Kölenin özgür olmasından korkabilir vs. O yüzden onun buna karşı çıkması da anlaşılabilir.
İşte burada bir mücadele başlar. Kimileri bunun daha geniş olduğu çerçeveye sınıf savaşı diyebilir veya başka bir şey.
Buradan önemli olanın nasıl bir şablon/sistem olduğu değil bireyin tarafının ne olduğu sonucuna varırız.
Nasılda küreselleşmeci emperyalizmin öğretilerine dört elle sarılmışsınız .
Kemalizm diye bir ideoloji yoktur ,adamın düşüncesi benim imzanda görülmektedir .
Osmanlının paylaşım sürecinde adam tek başına bir önderlik geliştirmiş ve bir ümmeten bir bir bir cumhuriyet yaratmış , tek başına burjuva demokratik devrimini yapmaya ve bir ulus devlet yaratmaya çalışmış bir devrimcidir.
Kullandığımız latin alfebesi bile yeterlidir , o olmasaydı halen Arap alfebesiyle yazıyor olurdunuz :ohwell:
Bu saldırıyı çok iyi anlıyorum ve de görüyorum , ülkem üzerinde top yekün bir saldırı var .
Medya ve her tür propaganda aracı ile topluma pompalanan alnernatifsiz kürelleşmenin neo-liberalizm düşünü ve de GOKAP projesi kapsamında yeni dünya düzeni uygulanmakta .
Kendini akil sananlarda bu politikaları desteklemekte ,allah akıl fikir versin ne diyeyim .
Cok partili demokrasiye gecmeden once neyin kullandigi bir ideolojiydi bu?
Türkiye'de burjuva ve burjuva sınıfı o zamanlar için çok güçlü olmadığı için yüksek bürokratların, toprak ağalarının, lider ve çevresinin istekleri doğrultusunda yönlendirilen Kemalizmin var olduğunu düşünüyorum. O aşamada da burjuvanın etkisi elbette vardı. Ama daha sonraki durumlara göre çok fazla güçlü değildi. Tabi bu etki burjuvanın artan gücüyle sürekli olarak artıyordu.
Öte yandan baştan beri Kemalizmin, İngiliz Emperyalizmi vb. tarafından yönlendirildiğini söyleyen görüşlerde var. Bu konu hakkında elimde yeterince bilgi olmadığı için yorum yapamayacağım.
Türkiye'de burjuva ve burjuva sınıfı o zamanlar için çok güçlü olmadığı için yüksek bürokratların, toprak ağalarının, lider ve çevresinin istekleri doğrultusunda yönlendirilen Kemalizmin var olduğunu düşünüyorum. O aşamada da burjuvanın etkisi elbette vardı. Ama daha sonraki durumlara göre çok fazla güçlü değildi. Tabi bu etki burjuvanın artan gücüyle sürekli olarak artıyordu.
Öte yandan baştan beri Kemalizmin, İngiliz Emperyalizmi vb. tarafından yönlendirildiğini söyleyen görüşlerde var. Bu konu hakkında elimde yeterince bilgi olmadığı için yorum yapamayacağım.
M.Kemal'in en buyuk ekonomik hedefi semayenin gayrimuslimlerden alinip muslumanlastirilmasiydi. Ikincisi ise koylulugu adeta devletin butun kaynaklarini sefrber ederek tesvik etmesiydi. Neden kentlesmeyi degil de koylulugu bu kadar onemsedi bilinmez elbette ama modernite anlayisi Osmanli'dan daha gerideydi. Aslinda sapka kanunu, Turkce ezan, bir gecede alfabe degistirme ve bunlari halka silah zoruyla hukuksuz olarak dayatma gibi eylemleri halkin moderniteye tepki vermesine sebep olmustur.
Jolly Jocker
05-11-2011, 19:42
Osmanlının paylaşım sürecinde adam tek başına bir önderlik geliştirmiş ve bir ümmeten bir bir bir cumhuriyet yaratmış , tek başına burjuva demokratik devrimini yapmaya ve bir ulus devlet yaratmaya çalışmış bir devrimcidir.
Osmanlı'dan koparılan koparılmıştı. Arta kalan üzerinde İngiliz emperyalizminin çıkarı TC gibi bir devletin kurulmasıydı. Çünkü Anadolu'nun paylaşılması emperyalistler arasında yeni bir dünya savaşı bile çıkarabilirdi. Üstelik Anadolu'da en yoğun nüfus Türk nüfusuydu. Bu yüzden işbirlikçi bir Türk devleti, emperyalizmin çıkarına en uygun seçenekti. İngilizler, sömürgelerine giden yol üzerinde istikrarlı bir işbirlikçi devlet istiyordu ve bu ancak bir Türk devleti olabilirdi. İngiliz emperyalizminin bir diğer hasassiyet noktası da hilafetin kaldırılmasıydı. Çünkü Orta Doğu'daki sömürgelerinin çoğu müslüman halklardan meydana geliyordu ve halife üzerinden çıkacak bir başkaldırı İngilizleri ürkütüyordu. Ama ''sağolsun'' M.Kemal, hilafeti kaldırıp fazlasıyla işbirlikçi bir TC kurarak ''çağdaş dünyanın şerefli bir üyesi'' yapıverdi ülkesini. Buna da en çok İngilizler sevindi.
Kemal'in verdiği ''kurtuluş savaşı'' tam bir masaldır. Ne emperyalizmden kurtuluş söz konusudur; zira hiçbir emperyalist ülkeyle savaşılmamış, düne kadar teba olan Yunanistan ve Ermenilerle savaşılmıştır ne de ortada hakikaten büyük bir savaş vardır; savaşta ölenlerin sayısı on bini bile bulmaz. Kemal daha savaş sürerken bile emperyalistlerle uzlaşmaya hazırdır. Bunun için -kendisine başından beri destek olan Sovyet Rusya'nın kenti olan- Batum'u bile işgal ettirmiştir. ''Kurtuluş savaşı'' sadece iktidarın sultandan Kemal'e geçmesine yaramıştır, başka birşeye değil. Kemal'in bnağımsızlık falan umurunda değildi, tek istediği iktidardı.
Ümmetten cumhuriyet yapma hikayesine gelince... İnsanlar Batıda ümmet bilincini nasıl aştı? Yükselen ilerici burjuvazinin peşinde aktifleşip siyasallaşarak, hak elde ederek ve bireyselleşerek. Tepedenci ve otoriteryan kemalizmde bunların hiçbiri yoktur. Bu yüzden günümüzde bile toplumumuz ümmet zihniyetini aşamamıştır. Yani kemalizmin ulusçuluğu da fostur. Cumhuriyetçiliği ise daha da fostur. Cumhuriyet tek başına hiçbir şey ifade etmez. Kuzey Kore ya da İran da cumhuriyet. Önemli olan demokrasidir ve kemalizmde bu yoktur. İngiltere monarşi örneğin ama demokrasi var. O kadar ki krallığın tasfiyesi ve cumhuriyet talebi oranın komünistlerinin bile talep listesinden düşmüştür.
Ulus devlet yaratmakta övünülecek birşey yoktur. Katı merkeziyetçi, asimilasyoncu, kendi hukuklunu çiğneyen, kendi azınlıklarına katliamlar yapan, toprak reformunu bile yapmamış bir ''ulus devlet''!
Burjuva devrimini ise burjuva sınıfı yapar. Burjuva sınıfını da sindirip bürokrasi eliyle tepeden devrim yapılmaz. Kemalizmin hangi uygulaması halk eliyle yapıldı. Hiçbirinde halka sorulmadı. ''Ben yaptım oldu'' mantığıyla hareket edildi. Hal böyle olunca herşey yapay kaldı, topluma kök salamadı, benimsenemedi. Hatta tepki çekti. Devrim kitlelerin eseridir ve kemalizmde kitlkelere rol verilmez. Tam da bu yüzden 'kemalist devrimler' tabiri yanlıştır; darbe desen neyse...
nobullshit
06-11-2011, 16:35
Osmanlı'dan koparılan koparılmıştı. Arta kalan üzerinde İngiliz emperyalizminin çıkarı TC gibi bir devletin kurulmasıydı. Çünkü Anadolu'nun paylaşılması emperyalistler arasında yeni bir dünya savaşı bile çıkarabilirdi. Üstelik Anadolu'da en yoğun nüfus Türk nüfusuydu. Bu yüzden işbirlikçi bir Türk devleti, emperyalizmin çıkarına en uygun seçenekti. İngilizler, sömürgelerine giden yol üzerinde istikrarlı bir işbirlikçi devlet istiyordu ve bu ancak bir Türk devleti olabilirdi. İngiliz emperyalizminin bir diğer hasassiyet noktası da hilafetin kaldırılmasıydı. Çünkü Orta Doğu'daki sömürgelerinin çoğu müslüman halklardan meydana geliyordu ve halife üzerinden çıkacak bir başkaldırı İngilizleri ürkütüyordu. Ama ''sağolsun'' M.Kemal, hilafeti kaldırıp fazlasıyla işbirlikçi bir TC kurarak ''çağdaş dünyanın şerefli bir üyesi'' yapıverdi ülkesini. Buna da en çok İngilizler sevindi.
Kemal'in verdiği ''kurtuluş savaşı'' tam bir masaldır. Ne emperyalizmden kurtuluş söz konusudur; zira hiçbir emperyalist ülkeyle savaşılmamış, düne kadar teba olan Yunanistan ve Ermenilerle savaşılmıştır ne de ortada hakikaten büyük bir savaş vardır; savaşta ölenlerin sayısı on bini bile bulmaz. Kemal daha savaş sürerken bile emperyalistlerle uzlaşmaya hazırdır. Bunun için -kendisine başından beri destek olan Sovyet Rusya'nın kenti olan- Batum'u bile işgal ettirmiştir. ''Kurtuluş savaşı'' sadece iktidarın sultandan Kemal'e geçmesine yaramıştır, başka birşeye değil. Kemal'in bnağımsızlık falan umurunda değildi, tek istediği iktidardı.
Ümmetten cumhuriyet yapma hikayesine gelince... İnsanlar Batıda ümmet bilincini nasıl aştı? Yükselen ilerici burjuvazinin peşinde aktifleşip siyasallaşarak, hak elde ederek ve bireyselleşerek. Tepedenci ve otoriteryan kemalizmde bunların hiçbiri yoktur. Bu yüzden günümüzde bile toplumumuz ümmet zihniyetini aşamamıştır. Yani kemalizmin ulusçuluğu da fostur. Cumhuriyetçiliği ise daha da fostur. Cumhuriyet tek başına hiçbir şey ifade etmez. Kuzey Kore ya da İran da cumhuriyet. Önemli olan demokrasidir ve kemalizmde bu yoktur. İngiltere monarşi örneğin ama demokrasi var. O kadar ki krallığın tasfiyesi ve cumhuriyet talebi oranın komünistlerinin bile talep listesinden düşmüştür.
Ulus devlet yaratmakta övünülecek birşey yoktur. Katı merkeziyetçi, asimilasyoncu, kendi hukuklunu çiğneyen, kendi azınlıklarına katliamlar yapan, toprak reformunu bile yapmamış bir ''ulus devlet''!
Burjuva devrimini ise burjuva sınıfı yapar. Burjuva sınıfını da sindirip bürokrasi eliyle tepeden devrim yapılmaz. Kemalizmin hangi uygulaması halk eliyle yapıldı. Hiçbirinde halka sorulmadı. ''Ben yaptım oldu'' mantığıyla hareket edildi. Hal böyle olunca herşey yapay kaldı, topluma kök salamadı, benimsenemedi. Hatta tepki çekti. Devrim kitlelerin eseridir ve kemalizmde kitlkelere rol verilmez. Tam da bu yüzden 'kemalist devrimler' tabiri yanlıştır; darbe desen neyse...
Atatürk İngiliz işbirlikçisi olsa Sovyetler neden emperyalist işbirlikçisi bir zümreye yardım etsin?
Halifeliğin kaldırılmasını öne sürdüğün nedene bağlaman da mantıksız olmuş. İşbirlikçi bir devletin işbirlikçi halifesi müslüman sömürgeleri daha iyi sömürmek için daha faydalıdır.
Sen hilafetin kaldırılmamasını mı isterdin yoksa?
Emperyalistlerin desteklediği düşmanlarla savaşmak emperyalistlerle savaşmak manasına gelmiyor mu yani? Emperyalistlere karşı tavır almak için Yunan ve Ermenilerle kardeşlik türküleri mi söylenmeliydi?
Bol keseden şakirt retoriklerini böyle coşkuyla savurup başka başlıklarda "ben satanist olmayı seviyorum" yazmak nasıl bir zihniyetin ürünüdür merak ediyorum.
O sürecin sonunda olan şey tam anlamıyla cumhuriyetin kurulmasıdır. Kulluktan yurttaşlığa geçiş sürecidir.
Batıda cumhuriyet bilincinin nasıl olduğunu güzel anlatmışsın ama atladığın bir nokta Kemal'in milletin kafasına silah dayayıp onları sömürgecilere karşı savaşmaya zorlamadığıdır. Kuvayı Milliye denen olgunun oluşum sürecinde etkili olan şey insanların üstünde yaşadıkları toprakların bir padişaha değil kendilerine yani cumhura ait olduğunu anlamaları ve onu savunmayı istemeleriydi.
Batıda sınıf mücadelesi vardı. Burjuva sınıfı kendi haklarını kendi kazandı ve dolayısıyla kıymetini bildi. Burada olan şey bir sınıf devrimi değildi. Halk egemenliğini kendi kazanmadı, bu onlara tepeden verildi. Dolayısıyla hala ümmet olgusundan insanların günümüzde bile kurtulamamış olması onların kusurudur, devrimleri yapanların değil.
Kemal cumhuriyeti kurduğunda bu cumhuriyete demorkasiyi entegre etme düşüncesini gütmediyse çok parti denemelerini yeşillik olsun diye mi yaptı? Sakın karşıt sesler çıkaranları idam ettirdi deme. O karşıt sesler cumhuriyetin ve demokrasinin de karşıtıydı. Demokrasi var diye demokrasiyi bitirmeyi hedefleyen insanlara müsamaha gösteremezsiniz.
Az önce neredeyse hilafet kaldırıldı diye ağlayacaktın şimdi de demokrasi yok bizim cumhuriyette diyorsun. Bu nedir?
Toprak reformunun yapılamamasını Kemalizme bağlayan art niyetli cahil güruhun retoriklerinin de övünülecek bir tarafı yok.
Yazdığın son paragraftan ne kadar konformist olduğun, ne kadar yattığı yerden tahlil yapan ve bölgesel-zamansal koşulları dikkate almadan tek bir perspektiften değerlendirmede bulunan bir zihniyete sahip olduğun belli oluyor.
Yüzyıllar boyunca kendini kul olarak görmüş, şeriatla sömürülmüş ve maalesef ki batıdaki Rönesans benzeri bir aydınlanma süreci geçirmemiş cahil bir toplumun kendi eliyle devrimler yapmasını beklemek nasıl fantastik bir şeydir yahu?
Gerçekten merak ediyorum ne alıp bunları yazdığınızı.
Jolly Jocker
06-11-2011, 17:59
Nobullshit ne kadar çok soru sormuşsun.
Atatürk İngiliz işbirlikçisi olsa Sovyetler neden emperyalist işbirlikçisi bir zümreye yardım etsin?
Atatürk İngilizlerle işbirliği yapmaya hazırdı ama yapamadı çünkü İngilizler yüz vermedi. ''Kurtuluş savaşı'' sürdü. Sovyetler ise kemalistleri destekledi çünkü kazanacak ata oynadı. Oportünist bir tutumla kendi ülkelerinin Kafkas sınırını güvenceye almayı düşündüler. Desteğin sebebi bu. Kimse birşeyi babasının hayrına ya da Atatürk pırlanta gibi bir insan olduğundan falan desteklemiyor.
Halifeliğin kaldırılmasını öne sürdüğün nedene bağlaman da mantıksız olmuş. İşbirlikçi bir devletin işbirlikçi halifesi müslüman sömürgeleri daha iyi sömürmek için daha faydalıdır.
Yıllardır verilen fetvalar ortadayken, halife işbirlikçileştirilse bile geçmiş her zaman için bir tehdit olacaktır İngiliz emperyalizmi için. Üstelik halife bugün işbirlikçileşse bile gelecekte dönebilir. İngilizler için en iyisi halifeliğin ortadan kaldırılması idi. Öyle de oldu.
Sen hilafetin kaldırılmamasını mı isterdin yoksa?
İtalya din devleti olmasın diye Vatikan ayrı bir ülke statüsünde. Ama küçücük ve Roma'nın ortasında. Herşeyiyle İtalya'ya bağlı. Sence bir ulus devlet, hem de gelecekte etrafına hakim olmak isteyen, kendi sermayesi için Osmanlı'nın hinterlandına gözünü dikmesi gereken bir ulus devlet için böylesi daha akıllıca değil mi? Halifenin yer aldığı semti kendine bağlı bir şehir devleti yapar, kendi ülkeni ise gene laik yaparsın. Kendin laik yaşarken, bir yandan da sana bağlı olan hilafet eliyle hem onun etkili olduğu yerlerde kültürel olarak etkili olur ve iç işlerini yönlendirirsin hem de islamı reforme edip tüm müslüman ülkeleri etkilersin. Ama Atatürk bunu elinin tersiyle itti. Niye acaba?
Emperyalistlerin desteklediği düşmanlarla savaşmak emperyalistlerle savaşmak manasına gelmiyor mu yani?
O anlama gelmiyor. Çünkü hem emperyalistlerin bir biçimde işin içine karışmadıkları bir savaş yok dünyada hem de bize de Sovyet Rusya ve Fransa gibi iki büyük güç destek sundu.
Bol keseden şakirt retoriklerini böyle coşkuyla savurup başka başlıklarda "ben satanist olmayı seviyorum" yazmak nasıl bir zihniyetin ürünüdür merak ediyorum.
Ben nerede öyle demişim? Ayrıca satanistliğin konumuzla bağı ne?
O sürecin sonunda olan şey tam anlamıyla cumhuriyetin kurulmasıdır. Kulluktan yurttaşlığa geçiş sürecidir.
Kitlelerin politikleşmesi ve aktif katılımı olmaksızın, demokrasisiz bir cumhuriyette nasıl oluyor da kulluktan yurttaşlığa geçiyormuşsun? Resmi eğitimin ezberlettiklerini okuma bana. Padişaha kul olmaktan çıkıp otoriter devlete ve çağdaş liderine kul olmaya devam etmek kulluktan yurttaşlığa geçiş değildir.
Batıda cumhuriyet bilincinin nasıl olduğunu güzel anlatmışsın ama atladığın bir nokta Kemal'in milletin kafasına silah dayayıp onları sömürgecilere karşı savaşmaya zorlamadığıdır. Kuvayı Milliye denen olgunun oluşum sürecinde etkili olan şey insanların üstünde yaşadıkları toprakların bir padişaha değil kendilerine yani cumhura ait olduğunu anlamaları ve onu savunmayı istemeleriydi.
Alakası yok. İki iddian da yanlış. Kurtuluş savaşına kitlesel ve gönüllü katılım olmadı. Öyle olsa İstiklal Mahkemeleri deli gibi asker kaçağı kovalamazdı. Savaşa katılanların gerekçelerinin başında ise mülkiyeti(evini, bahçesini v.s.) koruma kaygısı ve 'dini koruma' istemi geliyordu. İslami duygularla, padişahı ve hilafeti kurtarmak için verildi o savaş. Kemal bu yüzden baştan beri niyetini gizledi.
Batıda sınıf mücadelesi vardı. Burjuva sınıfı kendi haklarını kendi kazandı ve dolayısıyla kıymetini bildi. Burada olan şey bir sınıf devrimi değildi. Halk egemenliğini kendi kazanmadı, bu onlara tepeden verildi. Dolayısıyla hala ümmet olgusundan insanların günümüzde bile kurtulamamış olması onların kusurudur, devrimleri yapanların değil.
Doğru tespitlerden saçma sapan bir sonuç çıkarmışsın. Kemalizm, burjuva sınıfı yerine işçi ya da köylü kitlelerine hak vaat ederek tabandan ve katılımcı-demokratik bir hareket de başlatabilirdi. Ama itaat kültürüne dayanıp devletin otoritesini kullanıp birşeyler yapmayı yeterli gördü. ''Burjuva sınıfı yok, halk da hareketsiz; e haydi kafamıza göre takılıp baskı rejimi kuralım o zaman!'' denir mi?
Demokrasi var diye demokrasiyi bitirmeyi hedefleyen insanlara müsamaha gösteremezsiniz
Demokrasiyi bitirmeye çalışlanların varlığını öne sürüp demokrasiyi hiç getirmeyenlere mi müsamaha gösterelim?
Az önce neredeyse hilafet kaldırıldı diye ağlayacaktın şimdi de demokrasi yok bizim cumhuriyette diyorsun. Bu nedir?
Hilafetin kaldırılmasına değil Kemal'in bunu yapışındaki amaca işaret ettim. Burjuva devlet kurup dini çağdaşlaştırma amacında olan biri hilafeti kaldırmak yerine denetimine almalıydı. Kemalizmin reformlar, güçlü ulus devlet ve bağımsızlık konusundaki samimiyetsizliğinin bir göstergesi olarak görüyorum hilafetin kaldırılışını. Benim hilafetin kaldırılışını savunmam ise komünistliğimden kaynaklanıyor.
Toprak reformunun yapılamamasını Kemalizme bağlayan art niyetli cahil güruhun retoriklerinin de övünülecek bir tarafı yok.
Sultanı ve halifeyi tasfiye etmiş, ''ulusal kahraman'' olmanın prestijine erişmiş ve adeta devleti tek başına yöneten, üstelik çağdaşlaşma hedefinde olduğunu söyleyen biri toprak reformunu yapmıyorsa bunu kemalizme değil de neye bağlayacağız sorması ayıp? Uzaylılara mı?
Yüzyıllar boyunca kendini kul olarak görmüş, şeriatla sömürülmüş ve maalesef ki batıdaki Rönesans benzeri bir aydınlanma süreci geçirmemiş cahil bir toplumun kendi eliyle devrimler yapmasını beklemek nasıl fantastik bir şeydir yahu?
Kendini kul olarak görmesi sadece dinden değil baskıcı devlete bağlılığından da kaynaklanıyordu ve kemalizm bunu aynen sürdürdü. Feodal yaşam tarzı kullukta etkiliydi ve kemalizm bunu da sürdürdü. Halkın kulluğu aşamamasının sürdürücüsü oldu kemalizm. Ben halkın kendiliğinden birşeyler yapmasını beklemiyorum. Kendini devrimci ilan edenlerin en azından halka inip aşağıdan bir mücadele bile yürütmemelerini, halka hep tepeden bakmalarını, ''Bunlardan birşey olmaz!'' önyargısıyla halka birşey anlatmak için uğraşmamalarını eleştiriyorum. Kaldı ki Anadolu'da da yavaş yavaş kapitalizm gelişiyordu. Kemalizmin tek alternatifi şeriat değildi. Bu yüzden ya kemalizm ya şeriat şeklindeki dar bakışın da sakat ve gerçek dışı.
siparisci
06-11-2011, 18:00
Konuyu açan arkadaşın Ömer Çelakıl'la birleşmesini öneriyorum. Sizden harika bir grup olur.
edit : istersen kutup ayılarının neslinin yavaş yavaş yok olmasını, lenine bağlayabilirim. senin yaptığından çok da saçma olmaz.
Jolly Jocker
06-11-2011, 18:06
Konuyu açan arkadaşın Ömer Çelakıl'la birleşmesini öneriyorum. Sizden harika bir grup olur.
edit : istersen kutup ayılarının neslinin yavaş yavaş yok olmasını, lenine bağlayabilirim. senin yaptığından çok da saçma olmaz.
Demek sen de okuduğundan bir bok anlamayıp aklı sıra dalga geçerek üste çıktığını umanlardansın. Burada senin gibi birkaç kişi daha var. Sosyal grup falan kursanız ya siz. Hem vakit geçer.
nobullshit
06-11-2011, 20:20
Nobullshit ne kadar çok soru sormuşsun.
Atatürk İngilizlerle işbirliği yapmaya hazırdı ama yapamadı çünkü İngilizler yüz vermedi.
Böyle olduğunu hangi belgelere dayanarak söylüyorsun? Böyle düşünmeni sağlayacak kaynakları paylaşırsan biz de olayın derinliğine ulaşabiliriz.
"Kurtuluş savaşı'' sürdü. Sovyetler ise kemalistleri destekledi çünkü kazanacak ata oynadı.
Kazanacak at mı? İngiltere vs. fakir Anadolu halkı = ?
Kazanacak atı fakir Anadolu halkı olarak gören Sovyetlere "Türkler favori değil, biz şike yapacağız, onlara oynarsanız bire yüz kazanırsınız" mı demişler yoksa?
Oportünist bir tutumla kendi ülkelerinin Kafkas sınırını güvenceye almayı düşündüler. Desteğin sebebi bu. Kimse birşeyi babasının hayrına ya da Atatürk pırlanta gibi bir insan olduğundan falan desteklemiyor.
Ruslar Kars, Ardahan ve Iğdır'dan geri çekildiler ve milli mücadeleyi desteklediler. Rusya emperyalist bir karaktere sahip olamayacağı için ve Lenin'in Atatürk ile yaptığı çıkar anlaşmaları üzerine geri çekildi. Lenin'in anti-emperyalist ulusal burjuva demokratik devrimlerini destekleyen söylemleri var.
Yıllardır verilen fetvalar ortadayken, halife işbirlikçileştirilse bile geçmiş her zaman için bir tehdit olacaktır İngiliz emperyalizmi için. Üstelik halife bugün işbirlikçileşse bile gelecekte dönebilir. İngilizler için en iyisi halifeliğin ortadan kaldırılması idi. Öyle de oldu.
Geçmişte verilen fetvaların anti-emperyalist içeriğe sahip olduğunu mu söylüyorsun yani? İşbirlikçi bir halife demek İngilizler için başka bir kontrol aracı demekti. Bunu reddetmeleri mantığa uymuyor.
İtalya din devleti olmasın diye Vatikan ayrı bir ülke statüsünde. Ama küçücük ve Roma'nın ortasında. Herşeyiyle İtalya'ya bağlı.
Vatikan'ın İtalya'ya bağlılığı söz konusu bile değil. Olsa olsa İtalya Vatikan'a bağlı olabilir. Vatikan monarşiyle yönetilen, Papa'nın devlet başkanı olduğu bir devlet. Vatikan'ın yüceliği İtalya'nınkinden üstündür.
Sence bir ulus devlet, hem de gelecekte etrafına hakim olmak isteyen, kendi sermayesi için Osmanlı'nın hinterlandına gözünü dikmesi gereken bir ulus devlet için böylesi daha akıllıca değil mi? Halifenin yer aldığı semti kendine bağlı bir şehir devleti yapar, kendi ülkeni ise gene laik yaparsın. Kendin laik yaşarken, bir yandan da sana bağlı olan hilafet eliyle hem onun etkili olduğu yerlerde kültürel olarak etkili olur ve iç işlerini yönlendirirsin hem de islamı reforme edip tüm müslüman ülkeleri etkilersin. Ama Atatürk bunu elinin tersiyle itti. Niye acaba?
İşte bu noktada Atatürk'ü İngiliz işbirlikçisi olarak düşünürsek Hilafet'in merkezini de Atatürk'ün elinde bulundurduğunu ve dolayısıyla İngilizlerin Hilafet'in etkili olduğu yerlere bu yolla etki edebileceğini İngilizler düşünememişler mi de Atatürk'e halifeliği kaldırtmışlar?
O anlama gelmiyor. Çünkü hem emperyalistlerin bir biçimde işin içine karışmadıkları bir savaş yok dünyada hem de bize de Sovyet Rusya ve Fransa gibi iki büyük güç destek sundu.
E ama dedin ki biz emperyalistlerle savaşmadık. Emperyalistlerin desteklediği güçlerle savaştıysak bu emperyalizmle savaşmak demektir. Sovyetleri de emperyalist bir güç olarak düşünmemek gerek, en azından teoride.
Kitlelerin politikleşmesi ve aktif katılımı olmaksızın, demokrasisiz bir cumhuriyette nasıl oluyor da kulluktan yurttaşlığa geçiyormuşsun?
Kitlelerin politikleşmediğini ve aktif katılımda olmadığını kim söyledi? Meclisin neyi temsil ettiğini sanıyorsun? Kitle kendiliğinden politikleşmemiş ve aktif katılımcı kimliğini kanıtlamamış olabilir ancak bu hak onlara tanınmış mı? Tanınmış. Daha neyin davasını veriyorsun?
Resmi eğitimin ezberlettiklerini okuma bana. Padişaha kul olmaktan çıkıp otoriter devlete ve çağdaş liderine kul olmaya devam etmek kulluktan yurttaşlığa geçiş değildir.
Cumhuriyetin ne olduğunu öğren önce. Cumhuriyetlerde kulluk yoktur, mülki olarak ne varsa hepsi halkındır. Halkın tüm mülkiyete sahip olduğu bir toplumsal düzen cumhuriyettir. Otoriter devlet dediğinin dışında bir devlet yapısı mümkün müydü o zamanda? Bahsettiğimiz Anadolu halkı kendi kazanımlarını ortaya koymuş mu? Hayır. Eğer kendi kazanımları olsaydı otoriteye ihtiyacı olmazdı ve kendisi monarşiye karşı devrim yapardı. Ancak o zamanda kurulan yeni cumhuriyetin otoritesinin dayattığı şey insanların kendiliğinden kazanması gereken yeni değerlerdi. Yani senin doğal süreçte özgürlüğünü kazanman gerekirken sen bunu yapmamış, şeyhülislamın ağzına bakmışsın; yeni kurulan cumhuriyet sana şeyhülislamın değil senin kendi sözünün önemli olduğunu öğretmeye kalkmış ve böyle bir ahlaki yapıyı sana dayatmış. Senin böyle bir diktaya eyvallah demen gerekirken kıytırık retoriklerle argüman yaratmaya çalışıyorsun.
Alakası yok. İki iddian da yanlış. Kurtuluş savaşına kitlesel ve gönüllü katılım olmadı. Öyle olsa İstiklal Mahkemeleri deli gibi asker kaçağı kovalamazdı. Savaşa katılanların gerekçelerinin başında ise mülkiyeti(evini, bahçesini v.s.) koruma kaygısı ve 'dini koruma' istemi geliyordu.
O asker kaçaklarının ordunun mühimmatını çalan, casusluk yapanlar olduğunu bilmiyor musun?
Savaşa gönüllü katılanların mülkiyetin kendine ait olduğunu anlamaları ne zaman gerçekleşmiş ki? Daha düne kadar bu insanlar mülkiyetin padişaha ve Allah'a ait olduğunu benimsememişler miydi? Madem ki dinlerini (din de Allah'ın dini) ve mülkiyetlerini korumak istemindeydiler bu onların cumhuriyeti bir biçimde benimsemiş olduklarını gösterir.
Demek ki ortada bir gönüllülük varmış, değil mi?
İslami duygularla, padişahı ve hilafeti kurtarmak için verildi o savaş. Kemal bu yüzden baştan beri niyetini gizledi.
Bu konuda bir şey diyemem çünkü haklısın. Bu da Atatürk'ün pragmatik politikasının sonucu.
Doğru tespitlerden saçma sapan bir sonuç çıkarmışsın. Kemalizm, burjuva sınıfı yerine işçi ya da köylü kitlelerine hak vaat ederek tabandan ve katılımcı-demokratik bir hareket de başlatabilirdi. Ama itaat kültürüne dayanıp devletin otoritesini kullanıp birşeyler yapmayı yeterli gördü. ''Burjuva sınıfı yok, halk da hareketsiz; e haydi kafamıza göre takılıp baskı rejimi kuralım o zaman!'' denir mi?
Hahaha sen burayı gerçekten Avrupa falan sanıyor olmalısın. Anadolu köylüsü işçinin, emeğin ne anlama geldiğini bilecek entellektüeliteye sahip miydi ki Atatürk böyle bir politika izlesin? Lütfen bütün bunların şaka olduğunu söyle.
Kemal'in amacı köylüyü itaat ettirip üzerinden çıkarlarını sağlamak olsaydı ne "köylü milletin efendisidir" derdi ne de daha köy enstitüleri kurulup köylerde istihdam ve entellektüelite sağlanmaya çalışılırdı.
Demokrasiyi bitirmeye çalışlanların varlığını öne sürüp demokrasiyi hiç getirmeyenlere mi müsamaha gösterelim?
Yanlış tahlil yapıyorsun. Demokrasi karşıtlarına demokrasi tanımamak demokrasinin güvencesini sağlamaktır.
Hilafetin kaldırılmasına değil Kemal'in bunu yapışındaki amaca işaret ettim. Burjuva devlet kurup dini çağdaşlaştırma amacında olan biri hilafeti kaldırmak yerine denetimine almalıydı.
Bak kardeşim, bir şeyleri yeni yeni öğrenme ve anlama aşamasındasın sanırım. Buna lafım yok da bazı şeyleri kendi anlamsal bütünlüğü içerisinde argümanlaştırın. Burjuvazi aristokrasiye karşı dini otoritenin ve dini eşyanın sekülerleşmesinde destek bulan bir şey. Dolayısıyla Atatürk'ün halifeliği kaldırmasının karşılığı burjuva demokratik devriminin tamamlanmasıdır. Burjuvazi sekülerdir. Burjuva devlet olup da dini aygıtlar üzerinden beslenmek diye bir şey yoktur.
Kemalizmin reformlar, güçlü ulus devlet ve bağımsızlık konusundaki samimiyetsizliğinin bir göstergesi olarak görüyorum hilafetin kaldırılışını.
Yanlış görüyorsun. Halifeliğin kaldırılması Türkiye cumhuriyetinin üç ayağından (laiklik, çağdaşlık, halk egemenliği) biri olan laikliğin oturması için çok önemliydi. Öyle önemsiz bir teferruat değildir.
Benim hilafetin kaldırılışını savunmam ise komünistliğimden kaynaklanıyor.
Sultanı ve halifeyi tasfiye etmiş, ''ulusal kahraman'' olmanın prestijine erişmiş ve adeta devleti tek başına yöneten, üstelik çağdaşlaşma hedefinde olduğunu söyleyen biri toprak reformunu yapmıyorsa bunu kemalizme değil de neye bağlayacağız sorması ayıp? Uzaylılara mı?
Arkadaşım Atatürk ölümsüz değildi takdir edersin ki. Onun ölümünden sonra İsmet İnönü'nün toprak reformunu yapmaya çalıştığını ama Menderes'in kendisi de ağa olduğundan dolayı böyle Kolhoz vari uygulamaların bireysel mülkiyeti ortadan kaldırmak istediğini söyleyerek buna engel olduğunu sana anlatmadılar mı?
Kendini kul olarak görmesi sadece dinden değil baskıcı devlete bağlılığından da kaynaklanıyordu ve kemalizm bunu aynen sürdürdü. Feodal yaşam tarzı kullukta etkiliydi ve kemalizm bunu da sürdürdü. Halkın kulluğu aşamamasının sürdürücüsü oldu kemalizm.
Baskıcı devlet denmez ona, "padişahım çok yaşa" denir.
Ben halkın kendiliğinden birşeyler yapmasını beklemiyorum. Kendini devrimci ilan edenlerin en azından halka inip aşağıdan bir mücadele bile yürütmemelerini
halka hep tepeden bakmalarını, ''Bunlardan birşey olmaz!'' önyargısıyla halka birşey anlatmak için uğraşmamalarını eleştiriyorum.
Milli mücadele döneminde "sivil kimlikle" düzenlenen kongrelerde ayı oynatıyorlar diye mi biliyordun yoksa?
Kaldı ki Anadolu'da da yavaş yavaş kapitalizm gelişiyordu. Kemalizmin tek alternatifi şeriat değildi. Bu yüzden ya kemalizm ya şeriat şeklindeki dar bakışın da sakat ve gerçek dışı.
Ciddi olamazsın. Cumhuriyet kurulduğunda bir tek Türk milyoner gösterebiliyor musun da kapitalizmin geliştiğini iddia ediyorsun?
Buradan önemli olanın nasıl bir şablon/sistem olduğu değil bireyin tarafının ne olduğu sonucuna varırız.
Sistemi önemli ölçüde kim belirliyor, bireyler ve insanlar değil mi? (Eğer insanlar sistemi değiştirmede ve kendi çıkarlarına uygun bir sistemi getirmede hiçbir biçimde güç sahibi değilse zaten siyaset filan da konuşmamıza gerek yok değil mi?)
O halde bireyin, insanların ne tarafta olduğu da son derece önemli. Herkes burjuva değil, herkesin burjuva olma imkanı da yok. Herkes burjuva olarak dünyaya gelseydi sorun kalmayacaktı belki de. Ama değil işte.
Ve burjuva sınıfından olmayan birinin kalkıp burjuva ideolojisini desteklemesinin anlamı olabilir mi? Bu olsa olsa kraldan çok kralcı olmaktır.
Kemalizm burjuva ideolojisidir. Seçkin burjuvanın ve elit bürokrasinin çıkarlarını öncelikli olarak savunur.
Bu takdirde işçi sınıfının ve burjuva ve elit bürokrasiden olmayanların sosyalizm varken, Kemalizmi desteklemesi için çok önemli bir neden göremiyorum. Hatta çok önemli nedeni bırakın doğru düzgün bir neden bile göremiyorum.
Atatürk toprak reformunu başlatmıştı Tüm türkiyenin işlenebilir toprağı 43 milyon dönümken TAM 10 MİLYON DÖNÜM TOPRAĞI TOPRAKSIZ KÖYLÜYE DAĞITMIŞTIR.Ağaların aşiretlerin Mustafa kemal düşmanlığının sebeplerinden biri,belkide en büyüğü budur.
Atatürkçülüğün yok edilmesi Büyük orta doğu projesinin ilk adımıdır.
Kendine solcu diyen arkadaşların Emperyalizmin ve uzantılı şeriatçi yobazların tek hedefi olan Atatürkçü düşünceye saldırarak aynı potada buluşmaları talihsizlik olduğu kadar gülünç ve hatta biraz garip bir durumdur.
Solculuk eden insan emperyalizmi bilmelidir.
Ve emperyalizme tavır almadan solculuk yapabiliriz diyenlerin.Literatürden ya haberleri yoktur yadabu işte başka şeyler vardır.Hilafeti kaldırma niyetini gizlemişmiş.Ayıptır .
Bu lafı bir aydın nasıl söyler.Soldaki insanlardan nasıl itibar bekler.
Doğru tespitler sadece komünistler tarafından yapılabilir anlamına gelecek boş sözlere bir ufak değineyim.Dünyada ne kadar komünist devlet varsa onların tarihleri bir o kadar hatada doludur.Atatürk bu ülke için yapılabilecek yığınla devrim niteliğinde iş yapmıştır.
Kurtuluş savaşını küçümsemekse ayıptır.
Atatürk toprak reformunu başlatmıştı Tüm türkiyenin işlenebilir toprağı 43 milyon dönümken TAM 10 MİLYON DÖNÜM TOPRAĞI TOPRAKSIZ KÖYLÜYE DAĞITMIŞTIR.Ağaların aşiretlerin Mustafa kemal düşmanlığının sebeplerinden biri,belkide en büyüğü budur.
Atatürkçülüğün yok edilmesi Büyük orta doğu projesinin ilk adımıdır.
Kendine solcu diyen arkadaşların Emperyalizmin ve uzantılı şeriatçi yobazların tek hedefi olan Atatürkçü düşünceye saldırarak aynı potada buluşmaları talihsizlik olduğu kadar gülünç ve hatta biraz garip bir durumdur.
Solculuk eden insan emperyalizmi bilmelidir.
Ve emperyalizme tavır almadan solculuk yapabiliriz diyenlerin.Literatürden ya haberleri yoktur yadabu işte başka şeyler vardır.Hilafeti kaldırma niyetini gizlemişmiş.Ayıptır .
Bu lafı bir aydın nasıl söyler.Soldaki insanlardan nasıl itibar bekler.
Doğru tespitler sadece komünistler tarafından yapılabilir anlamına gelecek boş sözlere bir ufak değineyim.Dünyada ne kadar komünist devlet varsa onların tarihleri bir o kadar hatada doludur.Atatürk bu ülke için yapılabilecek yığınla devrim niteliğinde iş yapmıştır.
Kurtuluş savaşını küçümsemekse ayıptır.
Dikkat edilirse burada Kemalizm eleştiriliyor. Ve bu eleştiride haklılıklar var.
Atatürk vatanı kurmuş o yüzden Kemalizm haklıdır diye Kemalizm savunuculuğu yapılmaz. O zaman biri de kalkıp Osmanlı da bu vatanı kurdu, Bizanslılardan aldı vb. diye Osmanlılığı savunmaya kalkar.
Tek başına emperyalist olmak sosyalist olmak için yeterli değildir. Bu bakımdan Kemalizmin anti emperyalist çizgide olması tek başına Kemalizmi savunmak için yeterli olamaz. Üstelik Kemalistlerin bu konuda ülkeyi getirdiği nokta belli...Hala kalkıp Kemalizm Kemalizm demenin anlamı bu yüzden yoktur.
Yıllarca ve yıllarca emperyalist ülkelerle NATO'da orada, burada, Kore'de, daha başka yerlerde, Gladio ile birlikte çalışan, onlarla kol kola gezen kim? Yıllarca bu ülkede sosyalistlere vatan haini diyen kim? Köy Enstitülerini insanlar aydınlanıyor diye kapatan Kemalistler değil mi? Kenan Evrenler nerede yetişti? Bunları görmeden sosyalistler şöyle, sosyalistler böyle demenin anlamı ne? Durup dururken, laf olsun diye mi sosyalistler eleştiri yapıyor?
Zaten olayların bu hale gelmesinde yine geçmişte ve bugünde kraldan çok kralcı davranan dolaylı veya dolaysız olarak sosyalistleri düşman olarak gören işçi sınıfının olumsuz tutumudur. Türkiye'de işçi sınıfının büyük bir kısmı böyle davranarak sürekli olarak sosyalizmi baltama ve yok etme çabası içinde ne yazık ki. Kemalizme verilen destek de bunun ifadesidir. Tabii bu tutum işçi sınıfına yaramaz. Yaramadığı da zaten görülüyor.
Atatürk toprak reformunu başlatmıştı Tüm türkiyenin işlenebilir toprağı 43 milyon dönümken TAM 10 MİLYON DÖNÜM TOPRAĞI TOPRAKSIZ KÖYLÜYE DAĞITMIŞTIR.
Kemalizm büyük toprak sahiplerinin çıkarını savunan bir ideoloji. Öyle olduğu için Köy Enstitüleri kapatıldı ve dediğiniz şekilde toprak reformu yapılmadı. Büyük toprak sahiplerinin çıkarlarını savunan düzenlemeler yapıldı.
Bak: http://marksistteori.com/kemalizm-emekci-siniflara-dusmandirhaluk-erdem/
Kemalistlerin büyük toprak sahipleri sınıfının çıkarlarını böylesine militanca savunmalarının sonucu küçük ve yoksul köylünün ilkel-sefil-cahil yaşam tarzı biraz olsun iyileşmek yerine daha da kötüleşmiş, büyük toprak sahiplerinin elindeki toprak giderek daha çok artmıştır.
Rozaliev’e göre “Birinci Dünya Savaşı başlangıcına doğru büyük toprak sahibi ağalar (köy nüfusunun yüzde 1 ‘i) tüm işlenen topraklanıl yüzde 39.3′ünü, küçük toprak ağalan ve zengin köylüler (yüzde 4) toprakların yüzde 26.2′sini ellerinde tutuyorlar, köylü ailelerinin (köy nüfusunun yüzde 95′i) payına ise işlenen toprakların yüzde 34.5′i kalıyordu… Kemalist devrimden sonra, toprağın büyük toprak sahipleri elinde yoğunlaşması önemli oranda hızlanmıştır”(16) Aynı yazar, 1930′ların başlarında Türkiye’de işlenen arazilerin yüzde 40-50′sinin büyük toprak sahiplerinin elinde olduğunu belirtiyor.
Bir başka Sovyet araştırmacısına göre 1920′li yılların sonunda Türkiye’de kırsal ailelerin yüzde 5′i tarımsal arazilerin yüzde 65′ine sahipti. Keza bir Türk yazarın 1932′de yazdığına göre 33 bin büyük arazi sahibinin 8 milyar hektar arazisi vardı ve bu aileler ekili alanların yüzde 35′ini denetlemekteydiler.” (17)
Y. S. Tezel’in yaptığı hesaplara göre ise 1940′larda kırsal ailelerin yüzde 1′inden azı tarımsal alanların yüzde 20′sini elinde bulundurmaktaydı.(18) Nereden bakılırsa bakılsın, arazi küçük bir azınlığın elinde yoğunlaşmıştı ve bu hiç de azımsanamayacak düzeyde değildi.
Emekçi köylüler aleyhine gelişmeleri başka örneklerle de göstermek mümkündür. İşlenen tarla alanı 1926′da 11 milyon hektardan 1950′de 15 milyona çıkmıştır. Kullanıma açılan toprak neredeyse yarı yarıya çoğaltılmışken, buna bağlı olarak] hiç toprağı olmayan ailelerin oranı azalacağına yükselmiş, 1927′de yüzde 17′den 1950′de yüzde] 20′ye çıkmıştır.(19) 1950 tarım sayımı sonuçlarına göre 314 bini daimi olmak üzere 1 milyonu aşkın tarım işçisi vardı. Kırsal ailelerin yüzde 62′si tama men kendine ait arazilerde çalışıyordu. Ama bunların ezici çoğunluğu 6 hektardan az toprak işli yordu ve bu kendi başına sefil bir yaşamı biteviye sürdürmekten öte bir anlam taşımıyordu. Kırsal kesimin yüzde 18′i de kısmen kendi toprağında kısmen de başkasının arazisini çeşitli ortaklık ve yarıcılık yöntemleriyle işlemekteydi. 1920′lerde toprak dağılımındaki dengesizlik ne ise 1940′ların sonunda biraz daha bozularak devam etmişti.
Kaynak ve yazının devamı için bak: http://marksistteori.com/kemalizm-emekci-siniflara-dusmandirhaluk-erdem/
Bu yüzden gerçekleri çarpıtmadan konuşmakta fayda var.
Kendine solcu diyen arkadaşların Emperyalizmin ve uzantılı şeriatçi yobazların tek hedefi olan Atatürkçü düşünceye saldırarak aynı potada buluşmaları talihsizlik olduğu kadar gülünç ve hatta biraz garip bir durumdur.
Yobazlık sadece bir günde açığa çıkıp gelişmedi.
Aksine, bizzat Kemalistlerin de yardımıyla çıkıp kök saldı. Bunu Köy Enstitülerinin kapatılmasından itibaren hatta yukarıda da belirttiğim gibi büyük burjuvanın çıkarlarının savunmasının öncelikli hale getirilmesinden itibaren başlatabilirsin.
Tabii böyle olunca. Eşitsizlik giderek artınca yoksul, fakir kitlelerin bir şekilde bastırılması gerekiyor değil mi? Üstelik bu insanlar okuyup gerçekleri anlarsa iyi olmaz. Kemalistler bunu anladı ve Köy Enstitülerini kapattı. Çünkü yaptıkları politikalarının sonucunu iyi bir şekilde görecek, anlayacak insan istemediler. Yoksa neden kapatsınlar değil mi?
Bugün Türkiye gelir dağılımı konusunda OECD ülkeleri arasında en bozuk ülkelerden biri. Bu kadar bozuk gelir dağılımını din vb. politikalar yardımıyla sürdürebilirsiniz. Kemalistler de bunu biliyordu. Ve bu yüzden dinin dozunu giderek arttırdılar. Ama bunu sürekli çaktırmadan yapmaya çalışıyorlardı. Ama zaman zaman açıktan da yapıyorlardı. Örneğin 12 Eylül'de Kemalist general Kenan Evren din dersini zorunlu yaptı. Olay budur.
Din de bunun bir unsurudur. Bunu görmeden sosyalistleri suçlamak manasızdır.
Atatürkçülüğün yok edilmesi Büyük orta doğu projesinin ilk adımıdır.
Kemalizm burjuva ideolojisi olduğu için asıl sorun burjuva için Kemalizm değil, asıl sorun bugünkü burjuvanın istekleri için Kemalizmin yetersiz kalmasıdır. Bunu anlamak gerekir. Asıl nokta burasıdır.
Gerçi Kemalizmden hala ne bekleniyor bilmiyorum. Kemalizmin ülkeyi getirdiği nokta bu. Burjuva onu buraya kadar kullanmış. Çünkü zaten Kemalizm burjuva ideolojisi. Bundan sonra burjuva kendi istekleri için Kemalizmi yetersiz olarak görebilir. Dediğim gibi 1920'lerde yaşamadığımız, 2012'de olduğumuz için artık burjuva için Kemalizm yetersiz geliyor.
Sevgili arkadaşım Köy enstitüleri Türkiye için başlı başına bir devrimdir.Kapatılma kararı İnönünün son yıllarında verilmiş Menderes tarafından hayata geçirilmiştir.
Bunu şu yüzden söylüyorum.İkinci dünya savaşı sonrası koşullar ile yakın bağı olan bir şeydir.Kemalizmide Atatürkçülüğüde anlamak aslında çok kolaydır..Ülke ve içindekiler için ve Dünya için yapılabileceğin en iyi şeyi yapmayı istemektir Atatürkçülük.
Bu anlamda bir mihenk taşıdırda.
Kemalizmi yada Atatürkçülüğüde eleştirebilirsiniz .
Alt alta yaptıklarını yazın .Karşısınada siz olsanız ne yapardınızı yazın olay bitsin.
Antiemperyalizmi Lenin tarafından onaylanmış bir kemalizm var .Oradan başlayın saldırmaya Şu an enperyalizmin tek büyük hedefi var siz hangi cephede yer alıyorsunuz .?
Bu soruyu yanıtlayın.Kemalistlerin bu güne sebep olduklarını düşünmenizde çok yanlış ve bilimsellikten uzak bir tavır.Kurtuluş savaşını padişahlığı ve hilafeti kaldıracağım diyerek başlatmak ve kazanmak mümkünmüydü?
Kendinizi kandırmayın.Savaştan yılmış cahil yoksul bir halk var ortada .Ne burjuva sınıfı ne proleterya var size göre hangi sınıfın oluşması beklenmeliydi?
Boş muhabbetler bunlar .
Hilafeti niyetini gizleyerek kaldırmışmış.Lafmı bunlar ?
Etikmi bunlar.?
Şeriatçileri Atatürkçülere saldırtmak iyi niyetinden fazla metelik değeri olmayan, ilkesiz ,içeriksiz, mesnetsiz ,cılk, cıvık boş ,kof bir eleştiri.Rahat olun Tayyip İskilipli Atıfla zaten gurur duyuyor.Tüm şeriatçiler bu noktadan saldırıyor Atatürke .Kendine ilericiyim diyenler Şeriatçılarla koro halinde daha güçlümü olacaklar?
İranda Tudeh Şeriatçilere güvenmenin bedelini ağır ödedi.
Diyalektik materyalizm sadece bir fenerdir Gözünüze tutarsanız hiç bir şey göremezsiniz.Ayrıca tüm iyi siyasetçiler tüm iyi dedektifler,doktorlar ve diğer bilim dallarında diyalektik yüz yıllardır kullanılır.Oyüzden doğru bakış kimsenin tekelinde değildir.
Dünyada tüm Burjuva ve proleter hareketlerin öncüleri aydınlardır.
Aydınlar dünyadaki her ilerici hareketin motor gücüdür.Yiğit işçi sınıfı dediğiniz sınıfın içinde bir ömür harcadım.
Şimdi sorayım yiğit işçi sınıfı yiğitmi?
Siz bir an önce ülkeye iniş yapın .
Ülkede emperyalizm ve şeriat nasıl engellenir .Hangi güçlerle sırt sırta vereceksiniz?
Bu işler ciddi işlerdir.Yangın var ve siz o yangına odaklanamıyorsunuz.
ALMANYADA TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİ SIRT SIRTA VEREBİLSE HİTLER DEHŞETİ OLMAZDI.
BİR DEMOKRASİ GÜÇBİRLİĞİ GİBİ SORUNUNUZ VARMI?
GÜÇ BİRLİĞİNDEKİ DOSTLARINIZ KİM.?
8 milyar hektar Kaç kilometre karedir hiç hesapladınızmı?
Soru: Alan nedir? Alan ölçüleri (Ar, Dekar, Hektar) nedir nelerdir?
Alan, bir yüzeyin kapladığı yer miktarını ölçen bir büyüklüktür. SI birim sisteminde temel alan birimi m²'dir (metrekare). Diğer alan birimleri bundan türetilebilir:
Ar = 100 metrekare (m²)
Dekar = 1000 metrekareye (m²)
Hektar = 10,000 metrekare (m²)
Kilometrekare = 1,000,000 metrekare (m²)
Sevgili arkadaşım Köy enstitüleri Türkiye için başlı başına bir devrimdir.Kapatılma kararı İnönünün son yıllarında verilmiş Menderes tarafından hayata geçirilmiştir.
Bakın söylediğiniz birçok tespit doğru değil. Bu doğru olmayan tespitlere dayanarak büyük kararlar veriyorsunuz, vermektesiniz.Köy Enstitüleri CHP tarafından kapatılmıştır, nedeni de dediğim gibidir.
Ama tabii CHP için sıkıştığı zaman DP'yi ve başkalarını suçlamak kolaydır. Geçin bunları.
Gerçi bugünde benzer şeyler yaşanıyor. Ama tabii yine suçlu sosyalistler.
Bakın kim ne demiş:
CHP'li Çakmak: 'Gülen Cemaatini eleştirmek vicdansızlıktır'
CHP'nin "mütedeyyin açılımı"nın öncülerinden Muhammet Çakmak, Akşam gazetesindeki röportajında Konya'da yapmayı planladıkları "Mütedeyyin Entelektüeller Toplantısı"ndan bahsederken cemaate övgüler sıralamaktan da geri durmadı.
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/chpli-cakmak-gulen-cemaatini-elestirmek-vicdansizliktir-haberi-58654
Antiemperyalizmi Lenin tarafından onaylanmış bir kemalizm var .Oradan başlayın saldırmaya Şu an enperyalizmin tek büyük hedefi var siz hangi cephede yer alıyorsunuz .?
Lenin'in söylediği sözler yıllar önce söylenmiştir ve geçmişte kalmıştır. Lenin öleli yıllar öldü. Biz 2012 yılındayız. 1920'lerde değiliz. Kemalizm artık antiemperyalist bir ideoloji de değildir. Olmadığı da açık, yaşananlar bellidir.
Neyse siz çok iyi biliyorsunuz sahi bu işleri bizlere gerek yok.
80 yılda siz çok iyi biliyordunuz, biz cahildik, bir şey bilmiyorduk, anlamıyorduk, çünkü sosyalisttik ve yıllarca bu ülkede değil de Mars gezegeninde yaşıyorduk, haklısınız. Doğruları o yüzden sosyalistler bilmez sadece, o yüzden öncelikli olarak bizi değil kapitalistleri dinleyin.
8 milyar hektar Kaç kilometre karedir hiç hesapladınızmı?
Soru: Alan nedir? Alan ölçüleri (Ar, Dekar, Hektar) nedir nelerdir?
Alan, bir yüzeyin kapladığı yer miktarını ölçen bir büyüklüktür. SI birim sisteminde temel alan birimi m²'dir (metrekare). Diğer alan birimleri bundan türetilebilir:
Ar = 100 metrekare (m²)
Dekar = 1000 metrekareye (m²)
Hektar = 10,000 metrekare (m²)
Kilometrekare = 1,000,000 metrekare (m²)
Sanırım orada bir yanlışlık olmuş, ama istenilerek yapıldığını sanmıyorum.
8 milyar yerine 8 milyon hektar olabilir. Zaten hemen arkasında şöyle yazmaktadır:
Emekçi köylüler aleyhine gelişmeleri başka örneklerle de göstermek mümkündür. İşlenen tarla alanı 1926′da 11 milyon hektardan 1950′de 15 milyona çıkmıştır. Kullanıma açılan toprak neredeyse yarı yarıya çoğaltılmışken, buna bağlı olarak] hiç toprağı olmayan ailelerin oranı azalacağına yükselmiş, 1927′de yüzde 17′den 1950′de yüzde] 20′ye çıkmıştır.(19)
O yüzden yazarın gözden kaçırdığı, istemeyerek yaptığı bir hata diye düşünüyorum.
AlbatrosS
27-08-2012, 20:20
Sevgili arkadaşım Köy enstitüleri Türkiye için başlı başına bir devrimdir.Kapatılma kararı İnönünün son yıllarında verilmiş Menderes tarafından hayata geçirilmiştir.
Bunu şu yüzden söylüyorum.İkinci dünya savaşı sonrası koşullar ile yakın bağı olan bir şeydir.Kemalizmide Atatürkçülüğüde anlamak aslında çok kolaydır..Ülke ve içindekiler için ve Dünya için yapılabileceğin en iyi şeyi yapmayı istemektir Atatürkçülük.
Bu anlamda bir mihenk taşıdırda.
Kemalizmi yada Atatürkçülüğüde eleştirebilirsiniz .
Alt alta yaptıklarını yazın .Karşısınada siz olsanız ne yapardınızı yazın olay bitsin.
Antiemperyalizmi Lenin tarafından onaylanmış bir kemalizm var .Oradan başlayın saldırmaya Şu an enperyalizmin tek büyük hedefi var siz hangi cephede yer alıyorsunuz .?
Bu soruyu yanıtlayın.Kemalistlerin bu güne sebep olduklarını düşünmenizde çok yanlış ve bilimsellikten uzak bir tavır.Kurtuluş savaşını padişahlığı ve hilafeti kaldıracağım diyerek başlatmak ve kazanmak mümkünmüydü?
Kendinizi kandırmayın.Savaştan yılmış cahil yoksul bir halk var ortada .Ne burjuva sınıfı ne proleterya var size göre hangi sınıfın oluşması beklenmeliydi?
Boş muhabbetler bunlar .
Hilafeti niyetini gizleyerek kaldırmışmış.Lafmı bunlar ?
Etikmi bunlar.?
Şeriatçileri Atatürkçülere saldırtmak iyi niyetinden fazla metelik değeri olmayan, ilkesiz ,içeriksiz, mesnetsiz ,cılk, cıvık boş ,kof bir eleştiri.Rahat olun Tayyip İskilipli Atıfla zaten gurur duyuyor.Tüm şeriatçiler bu noktadan saldırıyor Atatürke .Kendine ilericiyim diyenler Şeriatçılarla koro halinde daha güçlümü olacaklar?
İranda Tudeh Şeriatçilere güvenmenin bedelini ağır ödedi.
Diyalektik materyalizm sadece bir fenerdir Gözünüze tutarsanız hiç bir şey göremezsiniz.Ayrıca tüm iyi siyasetçiler tüm iyi dedektifler,doktorlar ve diğer bilim dallarında diyalektik yüz yıllardır kullanılır.Oyüzden doğru bakış kimsenin tekelinde değildir.
Dünyada tüm Burjuva ve proleter hareketlerin öncüleri aydınlardır.
Aydınlar dünyadaki her ilerici hareketin motor gücüdür.Yiğit işçi sınıfı dediğiniz sınıfın içinde bir ömür harcadım.
Şimdi sorayım yiğit işçi sınıfı yiğitmi?
Siz bir an önce ülkeye iniş yapın .
Ülkede emperyalizm ve şeriat nasıl engellenir .Hangi güçlerle sırt sırta vereceksiniz?
Bu işler ciddi işlerdir.Yangın var ve siz o yangına odaklanamıyorsunuz.
ALMANYADA TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİ SIRT SIRTA VEREBİLSE HİTLER DEHŞETİ OLMAZDI.
BİR DEMOKRASİ GÜÇBİRLİĞİ GİBİ SORUNUNUZ VARMI?
GÜÇ BİRLİĞİNDEKİ DOSTLARINIZ KİM.?
* hilafet ve saltanat zaten siyasal ağırlığı olmayan sembolik kurumlardır. Bugünkü diyanetten pek farklı değillerdi.
* Rejim enteresan bir iktidar algısına sahipti. sıklıkla dillenen ''savaş koşulları'' vb gerekçeler inandırıcı olmaktan uzak. Amaç kendine alternatif olabilecek tüm kanalları tıkamak. O çağın bir gerçekliği buydu: Güçlü ve militarize bir devlet, otokrat bir tek parti yönetimi, koyu bir ideolojik rejim formasyonu.
* Daha iyisi olabilir miydi? Elbette. İnsanlar ''daha iyisini'' o yıllarda da talep edebilecek birikime sahipti...
Şimdi sorayım yiğit işçi sınıfı yiğitmi?
Siz bir an önce ülkeye iniş yapın .
Ülkede emperyalizm ve şeriat nasıl engellenir .Hangi güçlerle sırt sırta vereceksiniz?
Bu işler ciddi işlerdir.Yangın var ve siz o yangına odaklanamıyorsunuz.
ALMANYADA TÜM DEMOKRASİ GÜÇLERİ SIRT SIRTA VEREBİLSE HİTLER DEHŞETİ OLMAZDI.
BİR DEMOKRASİ GÜÇBİRLİĞİ GİBİ SORUNUNUZ VARMI?
GÜÇ BİRLİĞİNDEKİ DOSTLARINIZ KİM.?
Şimdi sanırım bu soruyu sosyalistlere soruyorsunuz.
Ama ortada doğru düzgün sosyalist mi var ki sosyalistler bir şey yapsın. (Bunun asıl sorumlusu da açık olarak Kemalistlerdir nedenlerini uzun uzun yazdık. Kemalizm başından beri sosyalizm karşıtlığı üzerine kuruldu ve var oldu. Onu kontrol edip istediği gibi yönetmek istedi. Buna katılmasanız da bu böyledir, sorunun temeli zaten burada başlıyor. Ama Kemalistler hata yapmadıkları için burada hatalı değiller tabii orası ayrı konu, onlar hatasız ya. Neyse...)
Bu durumda ortada doğru düzgün sosyalizm diye bir şey kalmadı zaten.
Elinizde var olanlar CHP, İşçi Partisi vb. bellidir. Onlarla zaman içinde neler yaptığınızı, aslında yapamadığınızı birlikte göreceğiz.
Sanırım orada bir yanlışlık olmuş, ama istenilerek yapıldığını sanmıyorum.
8 milyar yerine 8 milyon hektar olabilir. Zaten hemen arkasında şöyle yazmaktadır:
O yüzden yazarın gözden kaçırdığı, istemeyerek yaptığı bir hata diye düşünüyorum.
Sevgili kardeşim.Mustafa kemal toprak reformunu başlatmış ve rakamlarla belirttiğim toprakları dağıtmıştır.
Köy enstitüleri onun devrim niteliğinde bir işidir.
Mustafa Kemal devrimi kesintisiz ön görür.İkinci dünya savaşından sonra Natoya girildi ve Kemalistlerle Gladyo savaşıda başlamış oldu .Gladyo ÜLKEDEKİ HER ÖRGÜTE SIZMAYA ÇALIŞIR.
Son seçimler öncesi kaset savaşlarını hatırlayın.
Türk Abd savaşı diye bir başlık açtım oradaki videoyu izleyin.
Bu halkın önemli bir yüzdesi Atatürkçüdür.
Birkaç ,hatta birçok hain olsada bu gerçek değişmez.
Ne demek daha iyi bilirsiniz .?Burada paylaşım yapıyor birşeyler öğreniyor kendimizi geliştiriyoruz.Yakın bir tehdit var.
Ben fazla tahsilli biri değilim.Sadece gördüklerimi ve inandıklarımı aktarıyorum ki Halk omuz omuza emperyalizme dikilebilsin.
Yarın çok geç olmadan.Hatam olduysa hoş görün kardeşim.
Burjuvalarımız ile işçilerimizin dahi sırt sırta verme günüdür.
Ayrıca rakam hatası olabilir.
Onun için sorgulamalıyız rakamları .Dikkat ettiyseniz bunu suçlayıcı ve tahripkar bir ifadeyle asla ortaya koymadım.Bence el birliği ile ebedi köleliğe nasıl karşı çıkılabilir ?
Keşke bunları konuşmuş olsaydık.Halkın görmek iştediği şudur.Mütareke aydınlarından olmayalım ve ayrılıkları bir yana atıp tek vucut bir safta durabilelim.
Aydınları pes etmemiş hiç bir halk teslim olmaz.
Saygılar
Sevgili kardeşim.Mustafa kemal toprak reformunu başlatmış ve rakamlarla belirttiğim toprakları dağıtmıştır.
Köy enstitüleri onun devrim niteliğinde bir işidir.
Mustafa Kemal devrimi kesintisiz ön görür.İkinci dünya savaşından sonra Natoya girildi ve Kemalistlerle Gladyo savaşıda başlamış oldu .Gladyo ÜLKEDEKİ HER ÖRGÜTE SIZMAYA ÇALIŞIR.
Son seçimler öncesi kaset savaşlarını hatırlayın.
Türk Abd savaşı diye bir başlık açtım oradaki videoyu izleyin.
Bu halkın önemli bir yüzdesi Atatürkçüdür.
Birkaç ,hatta birçok hain olsada bu gerçek değişmez.
Ne demek daha iyi bilirsiniz .?Burada paylaşım yapıyor birşeyler öğreniyor kendimizi geliştiriyoruz.Yakın bir tehdit var.
Ben fazla tahsilli biri değilim.Sadece gördüklerimi ve inandıklarımı aktarıyorum ki Halk omuz omuza emperyalizme dikilebilsin.
Yarın çok geç olmadan.Hatam olduysa hoş görün kardeşim.
Burjuvalarımız ile işçilerimizin dahi sırt sırta verme günüdür.
Ayrıca rakam hatası olabilir.
Onun için sorgulamalıyız rakamları .Dikkat ettiyseniz bunu suçlayıcı ve tahripkar bir ifadeyle asla ortaya koymadım.Bence el birliği ile ebedi köleliğe nasıl karşı çıkılabilir ?
Keşke bunları konuşmuş olsaydık.Halkın görmek iştediği şudur.Mütareke aydınlarından olmayalım ve ayrılıkları bir yana atıp tek vucut bir safta durabilelim.
Aydınları pes etmemiş hiç bir halk teslim olmaz.
Saygılar
Umutsuz konuşmaktan, moral bozmaktan hoşlanmam. Ne var ki gerçekleri söylemek, acı ve üzücü de olsa gerekli diye düşünürüm.
Bir şeyin yapılması için çok önemli üç şey gerekli:
1. Bilinç
2. Örgütlenme
3. Ekonomik güç
Şimdi Türkiye'de insanların çoğu Kemalist diyorsunuz. Doğrudur insanların çoğu Kemalist ama Kemalistlerin yaptıklarına bakın bakalım.Kemalistlerin çoğu 12 Eylül'de Türkiye'de insanların örgütlenme özgürlüğünü neredeyse tamamen bitiren Anayasaya oy verdi. Örnekleri çoğaltabilirim. Bu sadece tek bir örnek: Türkiye'nin çoğu Kemalist dediğiniz için verdim.
Ver ne yazık ki geçmişte çok defa Kemalistler sürekli olarak sağ siyasetin kuyruğu olmayı görev bildi. Köy Enstitüleri buna örnektir. DP'liler burada komünist yetişiyor diyormuş da, halk rahatsız olmuş, bizim geleneklerimize bunlar tersmiş, CHP az oy alacakmış gibi söylemler. CHP doğru bir şeyi bile savunmuyor, savunmak istemiyor. Çünkü çıkarına ters geliyor. Diyorum ki işte Kemalizm budur, yani toprak ağalarının, burjuvanın yanındadır. Ve Köy Enstitüleri de bunun bir göstergesidir. (Bir nevi turnusol kağıdı gibi) Ama CHP kurdu denilecek? Evet ama bunu ön göremediler. Yani oradan çıkan insanların bu ülkedeki saçmalıkları, eşitsizlikleri görmeleri CHP ve DP'lileri çok rahatsız etti. Yoksa baştan kurmazlardı. CHP zaten Köy Enstitülerinin arkasında duramamıştır çünkü çıkarına ters gelmiştir. ..... Sosyal politikalardan sonuna kadar uzak olmak da buna örnektir. Köylü durup dururken mi CHP'den nefret etti. Sadece din meselesi değil. CHP o zaman için de sosyal politikaları doğru düzgün savunmadı. Hep yarım ağızla iş yapmaya çalışıyorlardı. Neden böyle idi. CHP zaten burjuvanın, toprak ağalarının partisidir. Toprak reformundan söz ediyorsunuz ama toprak reformunun orada ana gayesini yazıyor, sanırım okumadınız. Ana gaye sosyal ve adaletli paylaşım değil Kürt isyanlarını bastırmada kullanılacak bir politika olarak görüldüğü için düşünülen bir şey. Tam da uygulanmadığı çok açık ve net. Toprak ağaları etkisini güçlü bir şekilde devam ettirmiş. Hala da devam ettiriyor. Durup dururken mi PKK çıkıyor, işin geldiği noktaya bakın. Ama siz hala Kemalizm diyorsunuz.
Şimdi durum bu. Ortada sosyalistlerin güçlü, etkin bir şekilde örgütlendiği bir işçi kesimi yok. Böyle bir örgütlenmiş bilinçli bir toplum yok. Sol ve sosyalist politikalar Kemalistlerce olağanüstü bir şekilde dincilerin lehine yıllarca ezildi. Şimdi Kemalistler ektiklerini topluyorlar.
Bundan sonra ne yapılabilir?
Geçmişte sosyalistlere hep şu söylendi: Bu vatanı Kemalistler kurdu, bu konuda bir şey yapılacaksa bunu Kemalistler yapar, sosyalistler değil. Bu vatanı kuran Kemalistlerdir.
Yani bu bakımdan sosyalistlerin konuşacak durumu yoktu. (Hala da yok. Keşke olsa da bir şeyler değişse.) Çünkü konuşmaları için onların sıfırdan başlayarak yeni bir ülke kurmaları gerekiyordu. Kemalistler bunu demek istiyorlardı ve bunu sosyalistlere de uygulamalı olarak gösterdiler. Şimdi Kemalistler son sözlerini söylüyorlar.
Sosyalistler işte her taraf yerle bir olup yeni baştan bir şeyler yapılması, ülke kurulması filan gerektiğinde ancak o zaman etkili bir şeyler yapabilirler diye düşünüyorum. (Umarım öyle olmaz da bir şeyler yapabilirler, ama bunu kısa vadede çok da zor görüyorum.) Tabii bu da bir olasılık sadece. Güç, örgütleme, bilinç belirleyici. Bunun da toplumda son derece zayıf olduğu açık.
Umutsuz konuşmaktan, moral bozmaktan hoşlanmam. Ne var ki gerçekleri söylemek, acı ve üzücü de olsa gerekli diye düşünürüm.
Bir şeyin yapılması için çok önemli üç şey gerekli:
1. Bilinç
2. Örgütlenme
3. Ekonomik güç
Şimdi Türkiye'de insanların çoğu Kemalist diyorsunuz. Doğrudur insanların çoğu Kemalist ama Kemalistlerin yaptıklarına bakın bakalım.Kemalistlerin çoğu 12 Eylül'de Türkiye'de insanların örgütlenme özgürlüğünü neredeyse tamamen bitiren Anayasaya oy verdi. Örnekleri çoğaltabilirim. Bu sadece tek bir örnek: Türkiye'nin çoğu Kemalist dediğiniz için verdim.
Ver ne yazık ki geçmişte çok defa Kemalistler sürekli olarak sağ siyasetin kuyruğu olmayı görev bildi. Köy Enstitüleri buna örnektir. DP'liler burada komünist yetişiyor diyormuş da, halk rahatsız olmuş, bizim geleneklerimize bunlar tersmiş, CHP az oy alacakmış gibi söylemler. CHP doğru bir şeyi bile savunmuyor, savunmak istemiyor. Çünkü çıkarına ters geliyor. Diyorum ki işte Kemalizm budur, yani toprak ağalarının, burjuvanın yanındadır. Ve Köy Enstitüleri de bunun bir göstergesidir. (Bir nevi turnusol kağıdı gibi) Ama CHP kurdu denilecek? Evet ama bunu ön göremediler. Yani oradan çıkan insanların bu ülkedeki saçmalıkları, eşitsizlikleri görmeleri CHP ve DP'lileri çok rahatsız etti. Yoksa baştan kurmazlardı. CHP zaten Köy Enstitülerinin arkasında duramamıştır çünkü çıkarına ters gelmiştir. ..... Sosyal politikalardan sonuna kadar uzak olmak da buna örnektir. Köylü durup dururken mi CHP'den nefret etti. Sadece din meselesi değil. CHP o zaman için de sosyal politikaları doğru düzgün savunmadı. Hep yarım ağızla iş yapmaya çalışıyorlardı. Neden böyle idi. CHP zaten burjuvanın, toprak ağalarının partisidir. Toprak reformundan söz ediyorsunuz ama toprak reformunun orada ana gayesini yazıyor, sanırım okumadınız. Ana gaye sosyal ve adaletli paylaşım değil Kürt isyanlarını bastırmada kullanılacak bir politika olarak görüldüğü için düşünülen bir şey. Tam da uygulanmadığı çok açık ve net. Toprak ağaları etkisini güçlü bir şekilde devam ettirmiş. Hala da devam ettiriyor. Durup dururken mi PKK çıkıyor, işin geldiği noktaya bakın. Ama siz hala Kemalizm diyorsunuz.
Şimdi durum bu. Ortada sosyalistlerin güçlü, etkin bir şekilde örgütlendiği bir işçi kesimi yok. Böyle bir örgütlenmiş bilinçli bir toplum yok. Sol ve sosyalist politikalar Kemalistlerce olağanüstü bir şekilde dincilerin lehine yıllarca ezildi. Şimdi Kemalistler ektiklerini topluyorlar.
Bundan sonra ne yapılabilir?
Geçmişte sosyalistlere hep şu söylendi: Bu vatanı Kemalistler kurdu, bu konuda bir şey yapılacaksa bunu Kemalistler yapar, sosyalistler değil. Bu vatanı kuran Kemalistlerdir.
Yani bu bakımdan sosyalistlerin konuşacak durumu yoktu. (Hala da yok. Keşke olsa da bir şeyler değişse.) Çünkü konuşmaları için onların sıfırdan başlayarak yeni bir ülke kurmaları gerekiyordu. Kemalistler bunu demek istiyorlardı ve bunu sosyalistlere de uygulamalı olarak gösterdiler. Şimdi Kemalistler son sözlerini söylüyorlar.
Sosyalistler işte her taraf yerle bir olup yeni baştan bir şeyler yapılması, ülke kurulması filan gerektiğinde ancak o zaman etkili bir şeyler yapabilirler diye düşünüyorum. (Umarım öyle olmaz da bir şeyler yapabilirler, ama bunu kısa vadede çok da zor görüyorum.) Tabii bu da bir olasılık sadece. Güç, örgütleme, bilinç belirleyici. Bunun da toplumda son derece zayıf olduğu açık.
Düz mantıkla Akp en doğru parti olur çünki çok oy aldı.
Sosyalistlerin örgütlenme hakkını sonuna kadar savunuyorum.
Orada bir sorunum yok.Şimdi objektif bir durum tespiti yapın.Sosyalist olarak yapın.İttifaklarınız kim.?
En büyük engeliniz kim.Emperyalizm Kemalistleri yok etsinmi diyorsunuz.Diyalektik materyalizm ile bir durum tesbiti yapın.
Ben marksizmi yıllar önce reddettim.Fakat hiç bir zaman düşmanlık gütmedim...
Aydınlar tüm tabularını sorgulamalıdır.
Dünyada Sosyalizmin bir gereklilik olduğunu görüyorum.
İşçi sınıfının ilerici bir sınıf olabileceğini düşünüyorum.
Günümüzde işçi sınıfı bireyleri makinenin bir vidası veya dişlisinden başka birşey değil.
Zincirlerinden başka kaybedecek hiç bir şeyi olmayan bir sınıf değil.
Samuel Hantigtonun medeniyetler çatışmasını okumanızı öneririm.
Emperyalistler diyalektiği ne kadar geniş tutuyor anlamanız için.
Bilim kimsenin tekelinde değil.
Kitleler sadece sınıf çıkarlarıyla güdülmüyor.Bütün tabuları paramparça eden analizler görmek ufuk açacak tespitler ortaya çıktığını görmek isterdim.Eski tas eski hamam sohbetler yerine yeni manifestolar .Yeni dünya düzenine çarpıcı alternatifler.Çözümlemeler malesef bunları göremedim.Literatüre kölece sadık kalarak gelişilmez.Halk yığınlarının çıkış yolu sunmayan labirentlerden çıkarılması adına Batı cephesinde yeni bir şey yok.Şimdi anladığım şu .Abd güdümünde Kemalistleri tarihe gömelim diyorsunuz yani .
Onu çıkarıyorum.
Akp çözümünüze katkı olabilir .
Abd Kemalistleri hele bir ortadan kaldırsın .Sonra diğer ulusalcıları.
ARTIK RAHATÇA sOSYALİZMİDE KURARSINIZ.YAŞASIN SOSYALİZM .
Kenan evrene oy verenler Atatürk düşmanı olduğu içinmi verdiler.
Ben vermedim.Ve yine ben tanıdığım herkese 12 eylül anayasasını dağıttım .Ve herkese anlattım.
Hep derim aydınlar büyüktür kozalaklar değil.
Ne işçi sınıfı nede halk kuyrukçuluğu yapmam
Şimdi anladığım şu .Abd güdümünde Kemalistleri tarihe gömelim diyorsunuz yani .
Onu çıkarıyorum.
Akp çözümünüze katkı olabilir .
Abd Kemalistleri hele bir ortadan kaldırsın .Sonra diğer ulusalcıları.
ARTIK RAHATÇA sOSYALİZMİDE KURARSINIZ.YAŞASIN SOSYALİZM .
Kenan evrene oy verenler Atatürk düşmanı olduğu içinmi verdiler.
Ben vermedim.Ve yine ben tanıdığım herkese 12 eylül anayasasını dağıttım .Ve herkese anlattım.
Hep derim aydınlar büyüktür kozalaklar değil.
Ne işçi sınıfı nede halk kuyrukçuluğu yapmam
Yanlış anlamışsınız.
Şu an ABD'nin filan Kemalizmi tam olarak yok etmek istediğini de sanmıyorum. Bazı kişilerin bu konudaki tespitlerini de katılmıyorum ve son derece abartılı buluyorum. Çünkü Kemalizm zaten burjuva ideolojisi, yıllarca ABD tarafından kullanılan bir ideoloji. ABD Kemalizmi kullanarak geçmişte darbeler yaptırmadı mı, bu ülkeye yön verdi mi? Verdi. Bunlar ortada.
Ve hala da Kemalizm kullanılmak için yedek de bekliyor. Gerektiğinde, sıkıştığında bazı planları işe yaramadığında ABD Kemalizmi tekrar kullanmak isteyecektir. Buna şüphe yok. Ama ABD kemalizmi filan ne kadar kullanmak istese de, artık bunların da sonuna yaklaştık. Yeni bir dönem başlamak üzere. Bu yeni dönemde Kemalizmin belirleyici olacağını sanmıyorum.
Tabii şu olabilir: her ne kadar Kemalizm bu yeni durumda çözüm olmasa da, insanlar bilinç olarak Kemalizmi aşamadıkları için bu yeni durumu kavramaları zaman alacaktır. Ama bu sonucu değiştirmeyecektir. (Yeni durum derken ABD'nin BOP projesini kastetmiyorum. Kastettiğim kapitalizmin artık sürdürülemez bir duruma doğru gidişidir. )
Demek istediğim açık: sosyalistlerin şu anda etkin ve belirleyici olacak bir durumları yok, çünkü bu konuda güçleri, imkanları, örgütlenmeleri yok. İlerde belki olur. Ve oluşan, oluşmaya başlayan yeni durum için sosyalizm aslında bir ümit ve güçlü çözümler sunuyor. Sosyalizmin başarılı olup olamayacağını ise zaman gösterecek.
Sevgili arkadaşım Abd 'nin BOP projesinden haberdar olduğunuzu sanıyorum.
Bu proje Ortadoğuda Ulusal devletleri yıkma üzerinedir.
Türkiyede ise Ulusalcılık Mustafa Kemal Atatürk ve onun fikirlerine onu destekleyen güçlere vurmadan gerçekleşmez.
Emperyalizm ekonomiyi uzantısı şeriatçi ayak takımı ile eline geçirdi sürecin sonunda tüm zenginliklerimizin üzerine oturacaktır.
Politik yapılanmasıda kaçınılmazdır.
Türk Amerikan savaşını izlemelisiniz .Mevcut savaşın binde biri bile değil o videoda anlatılan .
Sizin önemli bulmayışınız hayretimi mucip oldu.
Sosyalistler dünya ölçeğinde umut yitirdiler kolay değil.
Sosyalist blok çöktü.
Ben değil küçük bir grup ,tek bir insanın bile yapacağı çok şey olduğunu bilirim.
Evet emperyalizm bunalımlar yaşıyor yaşıyacak ,Fakat hala en hızlı gelişen ve geliştiren sistem olma durumu devam ediyor.
Emperyalizmde yerini bir başka yapıya terk edecektir .
Hatta bir anlamda o süreçte başlamıştır.Emperyalizmin kendi eceliyle ölmesini beklemek bu arada insiyatifsiz olmak bilimsel değildir.
Acı olan bu konulara kimsenin bir yorumunun olmaması.
Napalım bekleyelim o muhteşem günü .
Sağ kalırsak bir mucize olur ve sosyalist olarak uyanır bir gün tüm insanlar.
Aydın büyüktür derken .
Bilirim onların aşkın insanlar olduğunu.
Bilirim eğilip bükülmediğini.
Bilirim duyarsız olmadıklarını .
Bilirim kelaynaklar için dahi canlarını yoksayacaklarını.Aydın olmak zordur .
Zorbalığa dik duruştur aydın.
Bilirim hep söyleyecek sözleri ve ışıkları vardır.
Aydın insanlarına güvenirim dünyanın.
Bütün mesele aydın olabilmekte.
Aydın keklemez .
Aydın beklemez.
Zordur aydın olmak .
Hücrede bile özgürdür aydın .
Delik pabuçlarıyla ölen ,öldürülen çıkara boyun eğmeyen Hrant ların .Mumcuların ,Turan dursunların ülkesi bu ülke .Demirci efelerin ,Çakırcalıların,Sütçü imamların Kara yılanların.Mustafa Kemallerin ülkesidir bu ülke.
Bu ülkede beklemek olmaz.
Bu ülkede teslimiyet olmaz.Ben bu konuda daha fazla yazmıyacağım.
Yukarıdaki isimleri günlerce devam ettirebilirim.
Çıkış daima vardır.
Karamsarlık çözüm değil.
Gün dayanışma ve kardeşlik günüdür.İdrar yarıştırmak isteyenler buyursun daha uzağa yollasınlar mesane atıklarını.Benim sözüm bu kadar dostum.
Sevgili arkadaşım Abd 'nin BOP projesinden haberdar olduğunuzu sanıyorum.
Bu proje Ortadoğuda Ulusal devletleri yıkma üzerinedir.
Türkiyede ise Ulusalcılık Mustafa Kemal Atatürk ve onun fikirlerine onu destekleyen güçlere vurmadan gerçekleşmez.
Emperyalizm ekonomiyi uzantısı şeriatçi ayak takımı ile eline geçirdi sürecin sonunda tüm zenginliklerimizin üzerine oturacaktır.
Politik yapılanmasıda kaçınılmazdır.
Türk Amerikan savaşını izlemelisiniz .Mevcut savaşın binde biri bile değil o videoda anlatılan .
Sizin önemli bulmayışınız hayretimi mucip oldu.
Sosyalistler dünya ölçeğinde umut yitirdiler kolay değil.
Sosyalist blok çöktü.
Ben değil küçük bir grup ,tek bir insanın bile yapacağı çok şey olduğunu bilirim.
Evet emperyalizm bunalımlar yaşıyor yaşıyacak ,Fakat hala en hızlı gelişen ve geliştiren sistem olma durumu devam ediyor.
Emperyalizmde yerini bir başka yapıya terk edecektir .
Hatta bir anlamda o süreçte başlamıştır.Emperyalizmin kendi eceliyle ölmesini beklemek bu arada insiyatifsiz olmak bilimsel değildir.
Acı olan bu konulara kimsenin bir yorumunun olmaması.
Napalım bekleyelim o muhteşem günü .
Sağ kalırsak bir mucize olur ve sosyalist olarak uyanır bir gün tüm insanlar.
Aydın büyüktür derken .
Bilirim onların aşkın insanlar olduğunu.
Bilirim eğilip bükülmediğini.
Bilirim duyarsız olmadıklarını .
Bilirim kelaynaklar için dahi canlarını yoksayacaklarını.Aydın olmak zordur .
Zorbalığa dik duruştur aydın.
Bilirim hep söyleyecek sözleri ve ışıkları vardır.
Aydın insanlarına güvenirim dünyanın.
Bütün mesele aydın olabilmekte.
Aydın keklemez .
Aydın beklemez.
Zordur aydın olmak .
Hücrede bile özgürdür aydın .
Delik pabuçlarıyla ölen ,öldürülen çıkara boyun eğmeyen Hrant ların .Mumcuların ,Turan dursunların ülkesi bu ülke .Demirci efelerin ,Çakırcalıların,Sütçü imamların Kara yılanların.Mustafa Kemallerin ülkesidir bu ülke.
Bu ülkede beklemek olmaz.
Bu ülkede teslimiyet olmaz.Ben bu konuda daha fazla yazmıyacağım.
Yukarıdaki isimleri günlerce devam ettirebilirim.
Çıkış daima vardır.
Karamsarlık çözüm değil.
Gün dayanışma ve kardeşlik günüdür.İdrar yarıştırmak isteyenler buyursun daha uzağa yollasınlar mesane atıklarını.Benim sözüm bu kadar dostum.
ABD'nin BOP projesinden haberim var. Ama şu tespitinize katılmıyorum: BOP projesini hayata geçirmek için ABD, Kemalizmi tümüyle yok etmek zorunda değil. Bu ulusalcıların Kemalist eksende mücadeleyi örgütlemek için Kemalizmi yüceltmek ve yegane çözüm göstermek için bazı şeyleri saptırmalarının ifadesi.
Çünkü Kemalizm zaten burjuva ideolojisidir. ABD bugüne kadar Kemalizmi defalarca kullandı, emperyalizme karşı olan Kemalizm ve Kemalistler ne yapabildi? Yaptıkları ortada. İyi bakın iyi şey yapamadıkları da açık. Yoksa zaten bugünlere gelmezdik.
Bakın Obama kimilerine göre Türkiye'ye sopa gösteriyor. Ve kimilerine göre verilen görev yapılmadığı veya bazı sapmalar olduğu için Obama bu sopayı gösteriyor.
Ve bir takım şeyler yapılmadığında Obama'nın sopası gerçekten kolayca Kemalizm olabilir, geçmişte de sosyalistlere karşı kullanılan sopa olduğu gibi. Sosyalistler de bunu iyi biliyor, endişe etmeyin.
http://i2.cdn.turner.com/cnn/2012/images/08/01/t1larg.obama.bat.jpg
Şimdi 80-90 yıllık Kemalizm tarihi ortada.
Görülen şu Kemalizm bu sürece boyunca emperyalistlerle iş birliği içine girmişlerdir. Bundan da ben şikayet etmemişler. Yine emperyalistlerle işbirliği içine girerek ülkede demokratik, siyasi her türlü gelişmeyi engellemişler. Sosyalizmi tümüyle etkisiz bir duruma getirmişler.
Şimdi emperyalizm, Kemalistlerin iktidarını tehdit etmeye başlayınca Kemalistler tekrar nasılsa anti-emperyalist olduklarını hatırladılar. Nasılsa...Yoksa iktidarı kaybetmeseler, anti-emperyalist tutum hiç umurlarında değildi. (Bu arada iktidarı kaybetme nedenlerinden biri gerçekten ABD'nin BOP vb. projeleri düşünmesi olabilir. Ama yine de ABD, Kemalizmi tümüyle tasfiye etme niyetinde değil, onu hala İslamcı iktidara karşı denge unsuru olarak kullanmak istiyor. Bu yüzden İslamcılar işine gelmediğinde tekrar Kemalistlerle anlaşma yoluna gidebilir.)
Şimdi Kemalistler ise tekrar iktidarın tepesine çöreklenmek için anti-emperyalist sloganları kullanıyorlar.
Evet sosyalistler her zaman emperyalizme karşıdırlar. Bu doğrudur. Ama sosyalistler aynı zamanda burjuva ideolojilerine de karşıdır. İşte o yüzden sosyalistler bunu bilerek ona göre mücadele edeceklerdir veya etmelidirler.
İran örneği veriliyor. İran şahı emperyalistlerin çıkarını koruyan bir iktidar yapısına sahipti. Oradaki sosyalistler bu yapıyı yok etmek için kayıtsız şartsız biçimde İslamcıları desteklediler ve böylece kendi yok oluşlarını da sağladılar. Buradan çıkan ders şudur: sosyalistler için tek başına anti-emperyalist tutum ve mücadele yeterli değildir. Sosyalizm her türlü gericilikle mücadele içinde olmalıdır. Kemalizm de bu çağ için artık gerici bir ideolojidir. Anti-emperyalist olması tek başına yeterli değildir. Bu yüzden sosyalistler bunu unutmamalıdır.
Uzun zamandır kafamı kurcalıyor...Bu topic'de yapılan yorumlardada olduğu gibi, havada uçuşan izm'lerin gerçekten ne kadar etkili olduğu...Yani yaşadığımız bu toplumda bir işçi sınıfı varmı gerçekten?...Yada burjuva sınıfı?...Bunlar oluşmadan neyi hangi izm'le olacak, iyileşme gelişme?...Kişiler var peşine takılan kadrolar var, gerisi umutdur bu ülkede...
Uzun zamandır kafamı kurcalıyor...Bu topic'de yapılan yorumlardada olduğu gibi, havada uçuşan izm'lerin gerçekten ne kadar etkili olduğu...Yani yaşadığımız bu toplumda bir işçi sınıfı varmı gerçekten?...Yada burjuva sınıfı?...Bunlar oluşmadan neyi hangi izm'le olacak, iyileşme gelişme?...Kişiler var peşine takılan kadrolar var, gerisi umutdur bu ülkede...
İşçi sınıfı elbette vardır. Çalışanlar, emeğini satarak geçinmek zorunda kalan dar gelirliler vb. işçi sınıfına girer.
Buna karşı milyarlarca, milyonlarca dolara sahip patronlar burjuva sınıfına girer.
Birde aradaki sınıfta kalan insanlar vardır. Kazançları, gelirleri çok iyidir. Yaşamları da öyle. Belki onlar da bir işçi gibi çalışıyordur ama daha bir sürü gelirleri, kira gelirleri, evleri, arsaları vb. vardır. Bunları da burjuva sınıfından sayabiliriz. Ama bunlar işçi sınıfı ile burjuva sınıfı arasında gidip gelen bir sınıftır.
Şimdi bir kişi işçi sınıfına ait olduğu halde bunların tümüyle hayali olduğunu, çok zengin bir patron ile zar zor geçinen bir işçi arasında doğru düzgün bir fark olmadığını düşünebilir, bu farkı göremeyebilir, önemsemeyebilir. Bu durumda o kişi işçi sınıfından olsa bile sınıf bilincini almadığı için koyun gibi davranacaktır. Birileri güdecektir o da arkadan gelecektir. Şu anda var olan durum da budur.
Çok düşük ücretle çalışan bir işçi bir şekilde zengin olmanın hayallerini kurabilir. Olasılık olarak düşük olduğu halde bunu gerçekçi görebilir. Aslında kapitalizm uzun bir süreden beri işçi sınıfına biraz cömert davranarak bu gerçekleri bir ölçüde realite haline getirmiştir. O yüzden bu kadar uzun bir süre boyunca varlığını devam ettirebilmiştir. Ama artık bu süreçlerin de sonuna yaklaştık. Krizler bunun göstergesidir.
İşçi sınıfı elbette vardır. Çalışanlar, emeğini satarak geçinmek zorunda kalan dar gelirliler vb. işçi sınıfına girer.
Buna karşı milyarlarca, milyonlarca dolara sahip patronlar burjuva sınıfına girer.
Birde aradaki sınıfta kalan insanlar vardır. Kazançları, gelirleri çok iyidir. Yaşamları da öyle. Belki onlar da bir işçi gibi çalışıyordur ama daha bir sürü gelirleri, kira gelirleri, evleri, arsaları vb. vardır. Bunları da burjuva sınıfından sayabiliriz. Ama bunlar işçi sınıfı ile burjuva sınıfı arasında gidip gelen bir sınıftır.
Şimdi bir kişi işçi sınıfına ait olduğu halde bunların tümüyle hayali olduğunu, çok zengin bir patron ile zar zor geçinen bir işçi arasında doğru düzgün bir fark olmadığını düşünebilir, bu farkı göremeyebilir, önemsemeyebilir. Bu durumda o kişi işçi sınıfından olsa bile sınıf bilincini almadığı için koyun gibi davranacaktır. Birileri güdecektir o da arkadan gelecektir. Şu anda var olan durum da budur.
Çok düşük ücretle çalışan bir işçi bir şekilde zengin olmanın hayallerini kurabilir. Olasılık olarak düşük olduğu halde bunu gerçekçi görebilir. Aslında kapitalizm uzun bir süreden beri işçi sınıfına biraz cömert davranarak bu gerçekleri bir ölçüde realite haline getirmiştir. O yüzden bu kadar uzun bir süre boyunca varlığını devam ettirebilmiştir. Ama artık bu süreçlerin de sonuna yaklaştık. Krizler bunun göstergesidir.
Mesele sınıf tanımlaması değil...Sizin tanımladığınız işçi ve burjuva ne olduğunun bilincindemi?...Bu bilinç olmadığı sürece işçi ve burjuva kağıt üstünde kalır...Emin olun bu bilinçsizlik yüzünden sizin gibi idealist insanlar yıllardır zay olup gitmiştir...Mevzu çok derin çok...
Mesele sınıf tanımlaması değil...Sizin tanımladığınız işçi ve burjuva ne olduğunun bilincindemi?...Bu bilinç olmadığı sürece işçi ve burjuva kağıt üstünde kalır...Emin olun bu bilinçsizlik yüzünden sizin gibi idealist insanlar yıllardır zay olup gitmiştir...Mevzu çok derin çok...
Burjuvanın egemen ve güçlü kısmı bunun gayet bilincinde...Kendi çıkarlarını savumasını ve korumasını gayet iyi biliyorlar.
Türkiye'de işçi sınıfının büyük bir kısmı ise bilincinde değil. Ama bu sosyalistlerin harcadığı çaba ile birlikte biraz da süreç ve koşullar meselesi. Koşullar şimdilik burjuva lehinde ama bu koşullar değişiyor diyorum. Pes edilecek ve yılgınlığa düşülecek bir durum yok. Eğer yenilgiyi kabul etmeyi gerçekçi olmak, bunun tersini 'idealist' olmak olarak görürsek zaten bir yere varmamız mümkün değil.