PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Akıllı Hans / Hayvanlar akıllı olabilir mi ?


sodomo--
04-09-2006, 17:36
Akıllı Hans 20. yüzyılın başında yaşamıştı, ama benzerlerine bugünde rastlanabilir.. Bu, akıllı Hanslar sık sık sirklerde ya da televizyon şovlarında boy gösterirler. Onlar çoğunlukla sayı saydıkları ya da zihinden matematik işlemleri yaptıkları söylenen atlar ya da köpeklerdir.
Biri hayvana 7+9'un cevabı nedir gibi bir soru sorar. Eğer Akıllı Hans bir köpekse cevabı havlayarak bildirir. Eğer atsa ayağı ile yere vurur. 16 defa havladıktan sonra ya da ayağını yere vurduktan sonra durur. Seyirciler şaşkınlık içindedir. Hayvan kafasında düşünüp cevabı bulmuş olmalıdır. Ne kadar akıllıca !

Asıl akıllı Hans, Von Osten adında bir Alman göstericiye aitti. Von Osten, atının sahip olduğu varsayılan matematik dehası sayesinde büyük paralar kazanmıştı. Atının marifetlerini sergilemek için düzenlediği halk gösterileri o kadar büyük ilgi topladı ki sonunda bilimsel kurumların da dikkatini çekti. Matematik işlemleri yapabilen, okuyabilen, kelimelerin harflerini sıralayabilen, müzikteki ses aralıklarını anlayabilen bir atın düşüncesi Berlin Üniversitesi Psikoloji Enstitütüsü Başkanı Profösör Stumpf'u o kadar meraklandırmıştı ki öğrencisi Oskar Pfungst'tan konuyla ilgilenmesini ve ne olup bittiğini öğrenmesini istedi.

Pfungst kısa bir süre sonra atın değil zihinsel matematik işlemi yapmak, sayı bile sayamadığı, buna karşılık yaptığının muhtemelen, sahibinin elinde olmadan yaptığı bazı hareketleri fark etmek olduğu sonucuna vardı. Sorun bunu kanıtlamaktı. Osten'e atın yeteneklerinin dikkatle denetlenen şartlar altında incelenmesini öğretti. Von Osten atın kendisinden beklenenleri yapabileceğine o kadar inanıyordu ki hemen kabul etti. Pfunst'un planı ata sahibinin cevabını bilmediği ya da yanlış bildiği bir soru sormaktı. Böyle yaptığında Akıllı Hans soruların hepsine yanlış cevabı verdi. Sadece eğer sahibi doğru cevabı biliyorsa ve o sırada yanındaysa doğru cevap veriyordu.

Anlaşılıyordu ki at doğru sayıda vuruşa ulaştığında Von Osten farkında olmadan belirli bir hareket yapıyordu. Örneğin attan yediye kadar sayması istendiğinde at ayağıyla yere vurmaya başlıyor, yedi defa vurduğunda Von Osten'in yaptığı belli belirsiz bir hareket ona yeterli sayıya ulaştığını ve durması gerektiğini söylüyor ve böylece atın sayı sayabildiği izlenimi doğuyordu.

Von Osten atına bu şekilde yardımcı olduğunu şiddetle reddediyordu ve gerçekten de rasgele bir izleyici onun hiçbir şey yapmadığını düşünebilirdi. At belli ki hafif bir gevşeme ya da hafif bir nefes verme gibi neredeyse farkedilmeyecek kadar belli belirsiz olan ve kasıtsız olarak yapılan bir şeye tepki gösteiyordu.

Pfungst, Von Osten'in belli belirsiz hareketini yanlış anda yapmasını sağlayınca at da yanlış cevap veriyor, Von Osten'in cevabı bildiği ve hareketi doğru anda yaptığı durumda Akıllı Hans'ın cevabı da doğru cevap oluyordu.

Daha sonra Pfungst, at ayaıyla yere vurmaya başladığı zaman Von Osten'in her defasında başını belli belirsiz aşağı eğidiğini ve doğru cevaba ulaştığında yine hafifçe yukarı kaldırdığını fark etti.
Atın tepki verdiği şeyin Von Osten'in bu kasıtsız hareketleri olduğu anlaşılıyordu. Bununla birlikte hayvan o kadar hassastı ki Von Osten'in kailarının hafifçe kalkması ya da burun deliklerinin büyümesi de atın doğru cevap vermesi için yeterliydi.

Bu hikayenin en hoş tarafı, Hans'ın toplama yapamayacağını çok iyi bilen kuşkucu Pfungst'un da atın fark edebileceği belli belirsiz hareketler yapmaktan kendini alıkoyamamasıydı. Böylece eğer Pfugst doğru cevabı biliyorsa Hans yine soruya doğru cevabı veriyordu.

Hans bir matematik dehası olmasa da değişik kişilerin belli belirsiz hareketlerini algılama açısından son derece "akıllı"ydı.


(Hayvanların sessiz dünyası-Marian Stamp Dawkins-TÜBİTAK popüler bilim kitapları)

ibrahim_z
06-09-2006, 21:16
balıklar insanları baştan çıkarmak üzere birtakım oyunlara başvururlar.

sinekler idrak ve ilahi ilim sahibidir

ev fareleri yangın çıkarmak konusunda ustadır, direktifleride şeytandan alırlar

horozlar bizim göremedeğimiz meleklere görürler ve gördüklerinde öterler

eşşekler ise şeytanı görürler ve anırmalarının sebebi semer yemek falan değil şeytanı görmesidir

kurtlar insanlarla konuşur ve bizlere geleceğe dair haberler verir

öküzler de benzer şekilde insanlarla konuşmaktadır hatta yahudilere zamanında kendi sırtına binilmesinden hoşlanmadigını *çünkü gururlu bir hayvan oldugunu söyler

islama göre bu kadar şey yapabilen hayvanlar basit matematik işlemlerini mi yapamayacak... sen akıllı hansın mucizesini görememişsin iftira ediyon. gerçi hoş allah seninde *mühürlemiştir göremezsin.

sodomo--
29-09-2006, 09:32
Hayvanlarda "akıl" olabileceğini iddia eden var mı ?

Zanndersem hayvanlarda "akıl" değil ama "his/duygu" olabileceği gerçeği ile ilgilenmeliyiz. Evet, özellikle "memeli hayvanlar"oldukça hissi varlıklardır. Balina, yunus balığı, inek, koyun, kedi, köpek, geyik, maymun ve insan...Sevgiye reaksiyon gösteren canlılar memeli hayvanlardır. Özellikle insanlar arasında yetişen veya insanlar ile temasa geçen memeli hayvanlar da bu daha fazladır. Bütün memeli hayvanlar sevgiye reaksiyon verebilirler.

mhmd
29-09-2006, 12:12
Sn. Sodomo,

Çok etkilendiğim bir deneyi burada paylaşmak istedim.

Okudum mu? Seyrettim mi? Bilemiyorum. Çok eski bir tarihten aklıma düştüğü için kaynak konusu sorunlu. Ama çok beğendiğim için köşe başlarını aktarmaya çalışacağım. Şimdiden hafıza problemlerim için özür dilerim.
Primatlar içinde Şempanzeler insani davranışları en iyi yansıtan türdür. Bireysel olarak eğitilmeleri ile 130 şekli ve bu şekiller ile gerekli davranışları sergiledikleri görülmüş. Yapılan deneylerin büyük çoğunluğu da bireysel deneyler.
Anlatacağım deney sosyal aktarımın hayvanlarda varlığının olup olmadığı ile ilgili ve konu mankenleri sevimli primat dostlarımızdan Şempanzeler.

Üç şempanze, kapalı bir mekanda deney altına alınır. Odanın ortasında piramit şeklinde demirden bir düzenek konur ve şempanzeler normal olarak beslenirken, bu piramidin tepesine, en sevdikleri besin olan muz asılır.
Muza ulaşmak için hamle yapan şempanzeler üst kata yaklaşınca düzeneğe tehlikeli olmayan ama sinirleri uyaran volt düzeyinde elektrik akımı verilir. Bu akımı alan üç şempanze de muzlara ulaşamadan piramitten aşağı düşerler. Şartlı reflex icabı birkaç tekrardan sonra artık dostlarımız muzları görünce çıldırırlar ama piramide dokunmazlar bile. Zamanla artık muza karşı da bir istek görülmez.

Aralarından bir tanesini dışarı alıp bu deneye katılmamış yeni bir üye içeri koyarlar. Gurup kuruncaya kadar beklenir. Birbirlerine alışma süresi dolunca.
Muzu tekrar gösterirler. Yeni üyenin hamlelerini, içeride kalan iki şempanze, yeninin önüne düşerek, çekerek engellemeye çalışırlar. Yeni üye belirli bir süre geçince artık engellemeler, çekiştirmeler, hafiften vurmalardan bıkınca o da artık muza ilgi göstermez.
İçerde olan eski iki şempanzeden birini daha çıkarıp yeni bir şempanze koyarlar. Ve süreç yine aynı şeklinde devam eder. İlginç bir tespitte bulunurlar. Hiç elektrik yememesine rağmen ilk değiştirilen şempanze de engellemelere katılır ve ilk şempanzelerin davranışlarını gösterir. En son şempanze de çıkarılıp tümü değiştirilince de bu ritüel sürer gider.

Bu deney; dostlarımızın akıllı olduklarını göstermez belki, ancak; sosyal aktarımı öğrenebildikleri ve kopyalama özellikleri bulunduğunu ispatı sayılabilir.

Şahsen bu deneyi hatırlayınca yaptıklarım aklıma gelir her ne hikmetse
8O *:lol: *:lol: *:lol:

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.

liopleurodon
29-09-2006, 13:09
Hayvanlarda akıl olmadığını nerden çıkardığını anlamış değilim. Ama sanırım bir kavram kargaşası var. Bu nedenle önce aklın bir tanımını yapman lazım.

Buna mukabil, hayvanlar da zeka ve hafızaya sahiptir. Ama bu zekanın, hafızanın var yok değil, ne kadar olduğu barizdir. Yani, bir fil insandan 10 misli fazla hafızaya sahiptir. ama bir sazan balığı insanın ancak onbinde biri kadar hafıza ile yaşar. Basitçe, hayvanlarda (çoğu) akıllıdır. Fakat, bu aklı teraziye koyarsak, toplamda insana göre çok geride kalır.

walla
29-09-2006, 13:37
Her hayvan (eğer merkezi sinir sistemi varsa) bir miktar zekaya sahiptir Merkezi sinir sistemi yoksa sadece reflexleri ile yaşar hatta mikroorganizmalarda hiç sinir sistemi yoktur, canlılıklarınında farkında değildirler.

sodomo--
29-09-2006, 13:49
Muhammed çok doğru söyledin. Sosyal aktarım hayvanlarda önemli bir öğrenme şeklidir. Ben de buna ilginç bir şey ekleyeyim : Fareler bir yiyeceğin zehirli olup olmadığın nasıl anlıyorlar dersin ?

Cevap : Birbirlerini kobay olarak kullanarak.

İçlerinden bir tanesi yiyiyor ve diğerleri gözlem yapıyor. "Bakalım ölecek mi" diye. Hamam böcekleri de öyle. Bu yüzden fare zehiri ile farelerin yok edilebileceğini düşünmek hayal oluyor. Tabii eğer görmedilerse birbirlerini o zamanda "koku" aktarımı ile aynı türden bir bilgiyi öğreniyorlar. Mesela zehirli yemden ölmüş bir farenin cesedine yaklaşıp kokluyorlar ve ağzındaki yiyeceğin kokusunu ayırt ettikten sonra aynı kokuya sahip bir yiyeceğe yaklaşmıyorlar.

İlave olarak: Hani köpek sahipleri derler ya; benim köpeğim çok akıllıdır 50 kelime bilir diye, işte bu da yanlıştır. Köpekler veya maymunlar kelime bilmezler ama 50 ayrı hareketi birbirinden ayırdedebilirler. O yüzden doğru mantık köpeğin 50 "hareket" bildiğini söylemek olacaktır.

Yani hayvanlarda "dil" yoktur. Dile tepki vermezler. Onlar tek bir kelime bile bilemezler. Hayvan sahipleri üzülecek ama bu böyle...

Liop aklı bir tarif et de biz de bilelim. Hafıza ile akıl aynı şey mi ?

walla
29-09-2006, 13:58
Kelime yani ses organizma için bir uyarandır yani stimulasyondur. bir hayvan nasıl bir harekete tepki veriyorsa bir sesede tepki verebilir, yani hayvanlar kelimelerden anlarlar o sesi çıkaramasalarda. *(kapasiteleri yettiğince) Sonuçta insan davranışları, hafızası, zekası da bir şartlı öğrenme değilmidir. Hayvanların da evrim süreci devam ediyor, bir gün onlarda bizim gibi konuşacak ama dünya yaşanır olmaktan çıkmazsa...

sodomo--
29-09-2006, 14:08
Sese tepki verebilir ama o sestir "dil" değil. Bir gürültü olduğunda kaçışırlar ama burada anlatılmak istenen bu değil. Sadece ses olması nedeniyle bir kelimeye de tepki verirler. Ama dil bilebildiğini söylemek için en az iki kelimeyi birbirinden ayırt etmeleri gerekir.

walla
29-09-2006, 14:17
hayvanlar kelimelerden anlarlar o sesi çıkaramasalarda. *(kapasiteleri yettiğince)

liopleurodon
29-09-2006, 14:23
Yani hayvanlarda "dil" yoktur. Dile tepki vermezler. Onlar tek bir kelime bile bilemezler. Hayvan sahipleri üzülecek ama bu böyle...

Bu tamamen yanlış. Bilhassa avcılar, kuşların bazı ötüşlerinin aşk çağrısı olduğunu bilip, bu seslerle kuşların çağrılabileceğini bilirler. Hayvanların insan gibi bir "dil"e sahip olmadıkları doğru. İnsan "dili" aslen bir soyutlama. Daha garibi, söyleneni anlayabilme yetisi. Bu yeti, hayvanlarda çok zayıf. Ama hiç dilleri yok dersek, yanlış olur.

Afrikada şempanzeler, politik sebeplerden başka maymunları avlarlar ve yerler. Çünkü, ete ihtiyaçları yoktur. Bitkisel besinlerle gayet iyi yaşayabilirler. Ama yüzlerce yıl öncedne başlayan gözlemler, maymunları avlayan şempanzeleri gösterir. Bu davranış aslında iki olguyu gösterir. Bir şempanzenin gücünü kanıtlaması. Ortalıktaki maymunlara, kimin efendi olduğunun gösterilmesi. Fakat, son dönemde ilginç şeyler gözlenmeye başlıyor. Şempanzeler, daha önce yapmadıkları şekilde, sopalar kullanarak saldırıya geçiyor. Şempanzelerin alet kullanma kabiliyetleri bilinir. Fakat bu vahşi ortamda bu tür bir alet kullanımın ilk keşfi. Neyse, gözlemler yoğunlaşıyor. Bir başka ilginç hususa ulaşılıyor. Şempanzeler sesleriyle, sana dorğu geliyor, önünü kes gibi mesajlar iletmeyi beceriyor.

Benzer şekilde, şampanzeler üzerinde çalışna bir bilim adamı (kadını aslında), ofisinde arkadaşlarıyla sohpet ederken, şempanzeler gürültüye başlıyor. O da "Gene lahana veriyorlar şempanzelere, gürültüye bakın şimdi" diyor. Birden jeton düşüyor. Gidip bakıyor doğru. Şempanzeler lahanaya üşüşmüş. Çıkardığı seslerden şempanzelerin ilkel de olsa bir dili olduğunu keşfediyor.

Elbette bizimde üyesi olduğumuz primatların bize benzer özelliklerde gelişkin olmaları beklenen bir sonuç. Fakat, örneğin fillerde konuşabiliyor. Hemde ilginç bir yolla. Yüzlerce kilometreden ayaklarını yere vurarak haberleşebiliyorlar.

Konuşma hayvanlarda da var. Ama insan ile karşılaştırınca, henüz sadece "haberleşme" seviyesinde kalıyor. Fakat tarihsel kaynaklar, ilkel kabilelere dair gözlemler, eski insanlarında edebiyat dahisi olmadıklarını gösteriyor. Yani, konuşma öyle pat diye ortaya çıkmadı. Şempanzelerdeki gibi, bir kaç basit fiil, yönlendirme derken, bugünlere gelindi.

walla
29-09-2006, 14:30
Burada saçma inançları eleştirip BİLİMi savunuyorsak bilimsel verilerden bahsetmeliyiz, şahşi görüşlerimizi değil.

sodomo--
29-09-2006, 14:42
Şempanzeler ile ilgili çok çalışma var. O söylediklerin "alet kullanma", veya bir insan gibi "yiyeceğini paylaşma", "hilekarları cezalandırma" vb. davranış biçimleri mevcut. Ama bunların hiç birisi karmaşık insansı davranışlar ile değil oldukça basit bazı hayvansı tepkiler biçimindedir. Bu konuda bilim adamları bile çoğu kere yanılmışlardır. Yani bir şempanze kendi yiyeceğini alan bir başka şempanzeye insandaki gibi "öfke" duyarak tepki vermez, onun elinden yiyeceğini kapmak için kafasında plan yapmaz vb. Ama çoğu kere gözlemciler gözlem yaptıkları hayvanlara insansı özellikler atfederler. Aslında problem bizim yanlış yorumlamaktaki ısrarımızdadır. Nedense hayvanları insanlaştırmayı çok istemişizdir.

Bu şempanzeler ile ilgili yapılan deneylerden bazı örnekler vereceğim. Aynı zamanda erkek kuşların şarkı söyleyerek dişi kuşları etkilemesi vb. konularda dikkate değer.

Biraz bekleyin lütfen.

walla
29-09-2006, 14:47
Arkadaşlar EVRİM devam ediyor, o hayvanlarda gün gelecek konuşacak, düşünecek vs.vs Biz sadece insan olarak biraz öndeyiz.
İnsan tek bir mikroorganizmadan evrimleşmedimi.

liopleurodon
29-09-2006, 15:50
Kuşların dans ederek etkiledikleri de vardır..

Ama bir sözün acayip geldi. Hayvansı davranış ile insansı davranış? İnsansı davranış neyse, biraz anlaşılıyor da, hayvansı davranış ne? Çünkü, yıllarca doğada bin çeşit vahşi havyanı bizzat doğal çevresinde gözlemiş haldeyim. Hiç bir hayvanın %100 ötekine benzemediğini bilirim. Yani gergedanımsı davranış ile aslanımsı davranış farklıdır. Köpeğimsi davranış ile, kedimsi davranış da farklıdır. Böyle iken, iki hayvan arasında olan gibi davranış farklarının bir insan ile herhangi bir hayvan arasında da olması da doğal değil mi? Bu durumda türlerin davranışlarından bahsetmek tamam da, insan diye bir kefe, hayvan diye bir kefe koyarsak, bu terazi yanlış olur gibime geliyor.

sodomo--
29-09-2006, 17:41
Bu fark, basit ve karmaşık arasındaki farktır.

Mesela bir dişi kuş 50 erkek kuş arasından çiftleşeceği erkek kuşu sadece kuyruğunun uzunluğuna göre seçer veya ötüşünün daha gür oluşuna göre.

Kuralları oldukça basittir. Bir kalorifer sobasının oda sıcaklığının bir derecesine ulaşınca kendisini otomatik olarak kapatması veya oda soğuyunca kendisini otomatik olarak açması gibi. (Gerçi hiç bir zaman hayvan davranışları böyle mekanik sistemlerdeki gibi basit değildir, hatta mekanik sistemlerle karşılaştırıldığında oldukça karmaşıktır sadece örnek
olarak veriyorum bunu)

Nasıl kalörifer sobasına "bilinçli" diyemezssek veya "bilinçli olarak bizim rahatımızı düşündüğü için bize uygun karar alıyor" diyemezsek işte hayvan davranışlarına da bilinçli davranışlar diyemeyiz.

İnsanlarda dişiler erkeği nasıl seçiyor bir düşün bakayım :)

Aqura
30-09-2006, 23:53
Aslında insanlardada eş seçimi hayvanlarla oldukça benzer gibi. Yani toplumdaki "güzel" kavramının zamanla değişimine göz atmak lazım bence bu konuda, örneğin bilindiği gibi osmanlı dönemlerinde kilolu kadınlar "güzel" olarak nitelendiriliyorlardı, neden, çünkü kilolu olmak o zaman için "sağlıklı olmak"ı temsil ediyordu, yani neslini en uygun şekilde sürdürebilmeyi... Zaman içinde fazla kilolar sadece zengin ve iyi yaşam sürdüren kişilerde değil toplumun genelinde görülür hale geldi, aynı zamanda kilonun zararlarıda anlaşılınca "güzel" kavramı yavaşça değişti. Yani kimse bu kavramın 100 yıl sonrada bu şekilde kalacağını söyleyemez, belkide bugünün güzellik kraliçeleri o zaman normal bir insanlar olarak görülecekler ve güzellik kavramı başka şeyleri ifade edecek. Zaten aşk'ta kendi soyumuzu sürdürme *isteği sonucu oluşmuş bir olgu değil midir?

vartor
01-10-2006, 00:35
Bir papaganim var benim. bal gibi akli var. kafesin kilidini acmayi becerdi, yemek isterse ver demiyor ama rahatsiz oldugumuz bir sesiyle devamli gurultu yapiyor ve kafesin kilidini asagi yokari cekerek gurultu yapiyor. On senedir bizimle, daha once boyle davranmazdi , demek ki kendisi yemek istemenin etkili bir seklini buldu. Ogrenebilecegi baska papagan da yok, tek basina dusunebildi nasil tedirgin edebilecegini. *
* Butun hayvanlarda da insiyak disi zeka gorulebilir. Sempanzelerin, bir cubugu alet gibi, agacin icindeki kurtlari yemek icin, delige sokup sonra da ustundekileri yediklerini cogunuz gormussunuzdur. Kargalarin, martilarin, kabuklu yiyecekleri, yuksekten yere birakarak kirip icindekilerini yemeleri ilk kargayi taklit etmek bile olsa, bence bir zeka belirtisidir.

sodomo--
03-10-2006, 09:09
Vartor haklısın, şempanzeler karıncaları çekmek için çubuk kullanırlar. Ben sana daha fazlasını da söyleyeyim yalnızca o çubuğu kullanmakla kalmazlar o çubuğu yaparlar da. Kopartır ağacın ince bir dalını, üzerindeki yaprakları ve çentikleri temizlerler düz ince bir çubuk haline getirirler.

Senin papağanın da yemek istemesini öğrenmiştir "koşullu refleks" gereği.
Yani papağanın o yöntemi kendisi bulmadı sen ona öğrettin. Eğer daha önce gürültü çıkarttığında ona yemek verdiysen o da bunun işe yarayan bir yöntem olduğunu öğrenmiştir. İstersen başka bir yöntem dene. Mesela zil koy kafesine ve zile vurduğu her anda yiyecek ver ama gürültü yaptığında verme. Bir süre sonra acıktığında kendi kendine gürültü yapmayı kesecek sadece zile vuracaktır.

Kafesin kapağını açabilmesi de yüzlerce kez yaptığı denemeden sonra keşfettiği bir şeydir. Yani kafesin kilidinin nasıl bir sistem ile açılıp kapandığını kendi kendine düşünerek önceden kafasında kurmuş değildir.
Bir de hayvan davranışlarında "olasılık" her zaman mümkündür. Yani tesadüf eseri kilidi açmış da olabilir. Nitekim güvercinler ve kediler ile ilgili bu tip deneyler de vardır.

Aquara, sen de insanlar ile hayvanlar arasında eş seçimi konusunda benzerlik olabileceğine değinmişsin bence de böyle benzerlikler vardır.
En azında şöyle düşünebiliriz : Karmaşık zihinsel yetenekleri olan insan da basit zihinsel aktiviteler de bulunabilir. Ama basit olan karmaşık bir aktivite de bulunamaz.

İlginç bir şey söyleyeyim; kilolu kadınların (veya balık eti, hafif kilolu diyelim ona) güzel olarak nitelendirilmesi daha çok "mütahitlik" dönemine mahsusutur. Eğer bir toplumda zenginler mütahitlerden oluşursa o zaman hafif tombul kadınlar güzel olarak nitelendirilir. Örnek olarak buna Türkan Şoray dönemini verebiliriz. Ama tekstil sektörünün gelişmesi ile "manken gibi kızlar" dönemi başladı. Yani vücut ölçüleri "manken veya bu ölçülerin civarında değilse-90-60-90 gibi-güzel olarak değerlendirilmez oldu. Yani tekstil çağında sıskalar revaçta anlayacağın.
Üstelik sadece vücut ölçüleri değil yürüyüşleri de önemli.

Bir kız manken gibi yürüyecek ki estetik güzelliği daha da bir artsın değil mi ama :)

liopleurodon
03-10-2006, 09:31
Sodomo, kuşlardaki akıl hakkındaki fikirlerine katılmıyorum. Kuşlar, şartlı refleksin ötesinde pek çok "akıllı" davranışta bulunurlar. Kargalar, dalları uygun noktadan ve uygun boyda keserek ağaç kurtlarını toplarlar, öyleki, ölçer ve biçerler.

Daha ilginç bir vaka ingilterede bir üniversitenin botanik bahçesinde gözlenmiştir. Burada küçük bir gölet mevcuttur. Bu gölet civarında keçiler vs. beslenmektedir. Balıkçıl, onlara verilen ekmeği almakta suya atıp başında beklemekte ve onu yemeye gelen balığı mideye indirmektedir. Bu davranışı doğada böcekler ile yapmaktadır aynı şekilde. Balıkçılın, balıkları ekmek ile de yakalayacağını öğrenmiş olması aklın bir belirtisidir.

Şempanzelerde dahil ama, daha basit maymunların, yavrularına kabukları kırıp içinden nasıl tohum çıkartacaklarını öğrettikleri görülmektedir. Bu dişle filan kırma değil. Önce bir taş bulacaksın, getireceksin. Altına ya kütük, ya taş.. Baya baya bir eğitim olayı gözlenmektedir.

Temelde aynı yapıya sahip bir sinir sistemine sahibiz. Böyle olunca onların akılsız olduğunu söylemek çok havada kalıyor. Aynı biyolojik sistemin aynı sonuçları üretmesi beklenir. Ve hayvanlarda düşünür, akıl eder. Ama işte o kadar. Elbette vücuduna göre dev bir beyne sahip insanın bu işi çok çok öteye taşıması beklenen bir durumdur. Ama fark var/yok değil, az/çok şeklinde görülür..

spartacus
03-10-2006, 11:33
Dil(konuşma dili) insana has değildir, sonradan edinimdir, konuşulduğunda çıkan sesde taklit sesidir, yani insanların ifade etme açısından kullandıkları dil, biyolojik(içsel, kendinde bir şey, herkesin ortak) bir sınıflandırmaya konulamaz. Çünkü insanda konuşma, ses taklididir. Bu sebeble, farklı coğrafyalarda yaşayan birbirinden habersiz gelişen çeşitli insan ailelerinde dil, farklı seslendirmelere yol açmıştır, bu gün yuvarlama hesap 5000 dil konuşulmuş, konuşulmaktadır.
Seslendirmelerde ise görürüz ki salt seslendirme değil, taklid edilenin karşı taraftan algılanmasıda sözkonusu olmuştur. Biz İngilizce bilmiyor isek, yani sesleri, tonu vs. İngilizce konuşan istediği kadar konuşsun ne anlayabiliriz, demek ki insanlarında konuştukları dillerin özünde bir sonradan edinim olduğu ortaya çıkar. Uzun bir dönem insandan uzakta yaşayan bir insan, sosyal yaşamda olduğu kadar kelimeleri anımsayamaz olur, anımsanan ise aslında kelimelere ölçüt konan harfler değildir, tamda kelimede ortaya çıkan sesin insan açısından betiğidir, unutulan ise ne ifade ettiği. Görürüz ki kelimelerde edinilir ve unutulur şeylerdir. İnsanın sese verdiği tepki nasıl var ise, hayvanlarda sese tepki verirler, çünkü her sesin etkisi aynı değildir, tepkiside. Konuşulan dilleri ise birbirinden ayıran ses farkıdır.

Sesinde gelişimi, dil oluşturması ise insanın gelişim basamağı ile pararaleldir. Örnek vermek gerekirse, İnsanların evvel zamanlarda avcılık üzerine yapılan mağara resim incelemelerinde, basamakların ilkinden(resim zamanı), üstüne doğru bazı değişimler gözlenir. İlk basamakta Avı ile canhıraş boğuşmakta olan insan var iken, daha sonraları ise, alet, mızrak kullanımı ve daha sonraları ise çok daha etkili bir yöntem ortaya çıkmaktadır, belirlenmiş bir uçuruma doğru hayvan sürülerini kovalamaktalar ve uçurumun ucuna gelindiğinde ise, hayvanlar uçurumdan aşağı sürüklenmekte, burunları bile kanamadan avı elde etmektedirler.

Bir aslan ile insan boğuşmak durumunda ise, aslanda olan pençeler, sivri uçlu olmakla, bir avantaj oluşturmaktadır, bu durum insanların dezavantajıdır, avı uzak tutmak kadar onu elde etmek için ona karşı etkili olmak sözkonusudur, aslanın ileri uzanan pençesi ise, insan mızrağının uç kısmına ilham kaynağıdır.

Her canlı avantajlarını değerlendirir, dezavantaj oluşturan her durumda, avantaj yönlü gelişim sağlar. Daha güçsüz olduğu için, kaçmak ama kaçarken avcıdan daha hızlı koşabilmekde bir avantajdır. İnsan açısından ise, daha yavaş koşmak bir dezavantaj iken, oda bu durumu avantaj haline getirmek için avından daha hızlı olan, cisimler fırlatmak durumunda kalır. Yaşam gereksinimlerini giderme açısından ise, insan avının kokusunu alamaz, ancak gördüğünü diğerlerine ifade edebilmek noktasında işaret diline zorlanır. Eğer insan avın kokusunu alıyor olsa idi, diğerleride bu kokuyu almakla, ifade edilme gereği ortadan kalkardı. Böylesi bir dezavantajı, avantaja dönüştümek ise insanın, eline, gözüne(mimik, işaret vs) ve diline bakmaktadır.

Bir ineği işaret etmek için, şeklini çizmek kadar etkilidir o ineğin sesini çıkartmak. Ördek=Vak Vak, Civciv=Cik cik, Karga=Gaaak Gaaak, Kuzu=Mee, İnek=Moooou, Kurbağa, Vırrak, Köpek=Hav hav, Kedi=Miyav.
Bu şekilde ise görürüz ki, seslendirme sadece canlı ve ses verenleri taklit etmek iken, bir dağı, bir uçurumu, inişi, çıkışı, acıyı, sevinci, uyarıyı, davranış bildirmeyi... ifade etmek için, insan tanımlamalara zorlanmak durumunda kalır.
Neyseki bu gün sesleride, dilide, düşünceyi.... yerinde ve sistematik olarak ifade eder durumdayız.

Hayvanlar açısından ise, seslerin, ifadesiz olduğunu düşünemeyiz. Hayvana otur dediğiniz için otumaktadır, artık bu kelime onun açısından refleks dahi olsa bir durum oluşturmaktadır. Durum oluşturan her şeyin ise, anlamı vardır. Peki hayvanlar durum tayini yapabilirler mi?

Benim uzun zaman önce çok akıllı bir köpeğim vardı. Bebekliğinden biberonuna kadar kucağımda büyümüştü. Hani nerde ise anne bendim.
Büyüdü, ama kendine has edinimlerede sahip olmuştu. Mesala o dışarıda iken, ben futbolu zevkle oynardım, çünkü ayağımdan topu almak isteyenin havlayarak ardına düşerdi, istemezdi topun onlarda olmasını, ben birisinin ayağındaki topu almaya koşarsam da dikkatlice izlerdi, hele bir alamayım, devreye girerdi.
Hiç bir zaman yiyeceğini, ben ye demeden yemezdi. Önüne konduktan sonra ye denmesini beklerdi, bir gün kulağını çektim, sokakta küçük bir kzı kovalayıp, omzundaki küçük çantasını almıştı. Zavallı kızın yüreği ağzında, sokakda düşmüş ağlıyor. Çok o kadar çok kızdım ki, köpeği biraz pataklayıp, kulağını çektim. Sanırım doz biraz kaçmış olacak ki bana küstü. En sevdiği peynir olduğu halde 1 hafta uğraştım, ve yemesi için en çok söylediğim kelime ise ye demekti. Şartlı refleks işlev dışı kalmıştı, ortada durum tayini vardı.

Her canlı dezavantajlarını avantaja çevirmeye çalışır, bu ise kiminde akli kimisinde ise fiziki yansımalara yol açar. Şempanzelerin karıncaları yuvalarından çıkartamaması bir dezavantajdır, karıncaların ise toprak altında yaşamlarını sürdürmeleri, onlar açısından bir avantajdır. Maymunlar kendi fiziki yapılarından kaynaklı olan dezavantajlarını, avantaja dönüştürmek için, bir karınca yiyenin burnuna ihtiyaç duyuyorlar ise onu elde etme süreçleri ise akıldır. Cevizi kırmak, taş atmak vs, görürüzki dezavantajların oluşturduğu etkidendir. Ama bu şu demek değildir, her canlı aynı derecede akıllı yada aklını kullanıyor. İnsanında çiğ eti gevmekte-sindirmekte çektiği zorluk bir dezavantaj ise, onu pişirerek yada döverek yumuşatmak bir avantaj oluşturur. Kurumuş bir buğdayı yemek dezavantaj ise onu döverek çiğnenir hale getirmek bir avantajdır, un; avantaja dönüştürülmüş buğdaydır.

Şimdi, canlılarda dezavantajların, iradi anlamda avantaja dönüştürülmesi akıl değilmidir? Ateşden yanmanız size bir tepki verir, evet bir refleks oluşturur, ama ona bir daha dokunmamanızı sağlayan nedir, refleksmidir? Malesef adına şartlı refleks denilen, hayvanların köleleştirilmiş aklıdır. Bir Ayı oynatıcısı, def çalmadan da ateşde zavallı hayvanı yürütse, bunun yerine Ateş Seni Yakıyor değil mi dese, hayvan yine zıplayacaktır, çünkü onunkisi şartlı refleks değil, aksine, ateşide yürümeyi betimleyen Ateş Seni Yakıyor değil mi ünlemesidir. Çünkü bir kez yanan ikinciye yanaşmıyor ise, akıl devrede demektir

İşte asıl sorulacak soru, Aklın ölçütü nedir? Peki akılın ölçütü insana göre yapılırsa, doğru yapılmış olur mu?
Bu bizden 50.000 yıl önce yaşamış insanları akılsız kılmaz mı. O kadar akılsızdırlar ki, önlerine otomobil koysanız tövbe incelemeden süremezler, kağıdı koysanız yazamaz, sizide anlamazlar zaten, ama öğrenirler, oturtur otur dersiniz, artık otur demek onun açısından bir durum teşkil eder, aracı sürmeyi öğretirseniz, kontağı çevireceksin, böyle çalışacak derseniz, buda onlar açısından bir durum teşkil eder, ifade kazanır, durum teşkil eden herşeyde ise bir anlam, ifade vardır, işte bu ifade aklın yansımasıdır. Konuşmayı bilmeyen bir insanda kontağı çevirebilir, çünkü öğrenilen ses değil, durumun kendisidir. Çünkü ses durumun bir taklidinden başka bir şey değildir, durum ise ifade anlam ise akıldadır.

sodomo--
03-10-2006, 13:20
Balıkçılın, balıkları ekmek ile de yakalayacağını öğrenmiş olması aklın bir belirtisidir.

Liop öyle değil. Balıkçılların "botanik bahçesinde" olduğunu söyledin. Pekii daha önce birileri o bahçede balıkları çekmek için ekmek atmış olamaz mı ? Eğer o bahçeye bakmakla görevli kişiler veya ziyaretçiler bu tip bir davranışı önceden yapmışlarsa (ki kuşun attığı yiyecek "ekmek" olduğuna göre mutlaka yapmışlardır) balıkçıl kuşu da aynı davranışı taklit ederek yiyeceğe (yani balıklara) ulaşma yolunu seçebilir. Bu tip çalışmalar mutlaka video ile tam gün gözlenmelidir ve gözlenenler arasında ziyaretçiler ve görevliler de olmalıdır. Eğer video ile kayıt altına alınmış bir gözlem yapılmaz ise sonuçlar oldukça farklı yorumlanmaya müsait hale gelir.

Şempanzeler ile ilgili oldukça ilginç çalışmalar yapılmış. Bu konuya değineceğim ama zaman bulamıyorum.

Birde bu "akıl" konusunda da oldukça fazla tartışma var. Burada kastettiğimiz şey önceden düşünme ve tasarlama ile birlikte "karar verme" anlamında "akıl" dan bahsetmemiz gerekiyor. Yani 50 tane erkek kuşun arasındaki bir dişi kuş eşini 50'si hakkında uzun uzun değerlendirmeler yaparak seçmez. Yalnızca ötüşünün daha gür oluşuna veya kuyruğunun daha uzun oluşuna bakarak seçer. Aslında basit anlamda "karar verme" süreçleri işliyor gibi gözükmesine rağmen bu süreçler oldukça "basit" kriterler üzerinden ilerlediği için insandakine benzer bir "akıl" ile niteliksel bir benzerlik oluşturmazlar.

sodomo--
03-10-2006, 14:06
Dil(konuşma dili) insana has değildir, sonradan edinimdir, konuşulduğunda çıkan sesde taklit sesidir, yani insanların ifade etme açısından kullandıkları dil, biyolojik(içsel, kendinde bir şey, herkesin ortak) bir sınıflandırmaya konulamaz. Çünkü insanda konuşma, ses taklididir. Bu sebeble, farklı coğrafyalarda yaşayan birbirinden habersiz gelişen çeşitli insan ailelerinde dil, farklı seslendirmelere yol açmıştır, bu gün yuvarlama hesap 5000 dil konuşulmuş, konuşulmaktadır.

Spartacus, "dil" tamamıyla insana özgüdür. Hatta bu o kadar böyledir ki hayvanlarda "akıl" olması ihtimali bile"dil" olması ihtimalinden daha güçlüdür. Eğer "dil"i biyolojik olarak açıklamaya çalışırsan hiç bir yere varamazsın. Haa ağzımızın içindeki "dil" den bahsediyorsan o ayrı.

Tabii dil derken konuya "ses" olarak bakarsan da olmaz. Tabii ki her harfin ayrı bir seslendirme biçimi vardır ve bu anlamda yabancı dil öğrendiğinde o harfin seslendirmesini de öğrenmen gerekir ama bil ki Urduca ile İngilizce veya Arapça ile Çince arasında sözdizimsel (syntax) anlamda hiç bir fark yoktur. Hatta dünyanın yaşayan ve ölmüş bütün dilleri arasında da hiç bir söz dizimsel (syntax) fark yoktur. Bizler doğarken bir "dil" programı ile doğarız. Gerisi tamamıyla sembollerin veya iletilerin farklılaşmasıdır. Bu ses olarakta böyledir, harf olarakta, kelime olarakta... Daha fazla bilgi için Noam Chomsky okumalısın.

liopleurodon
03-10-2006, 14:13
Ne farkederki, bu daha büyük bir atılım olur. Balıkçıl, başkasının yaptığını görüp, bundan böyle bir yargıya varabilirse, bu onun daha üst bir akıl seviyesinde olduğuna işaret eder. Büyük ihtimalle balıkçıl, suya düşen ekmekleri görüp öğrendi, ekmeğin balıkları çektiğini. Karabataklar örneğin. bunu bilirler. Ekmek varsa, balığın geleceğini farkedip başında beklerler. Ama ekmeği kıyıdan alıp suya atıp başında pusuda beklemek başka bir olaydır. Akıntıyı vs. düşünmek gerekir.

Burada asıl tartıştığımız eş seçim yolu değil. Dişi erkekleri belli bir ötüş ile çağırabilir. Bu bir tür konuşmadır. Evet, insana göre ilkeldir, ama genede öyledir. Akıl denen olguya dair yaklaşımlarda mevcuttur hayvanlarda. Elbette bir hayvanın einstein olmasından bahsetmiyoruz. Ama, tipik etki-tepki mekanizmaları ile açıklanamayacak, ileri düzey beyinsel faaliyetler hayvanlarda sıkça görülür.

Temelde, her ikiside akla iyi bir örnektir. Ama, elbet insandaki akıl ile hayvandaki akıl, nitelik olarak olmasa da, nicelik olarak fazladır. Bu noktada dikkat edilecek olan husus, insna vücut/beyin endeksidir. Beyin boydan boya tek bir organ değildir. Aynı hücre formasyonuyla olsa da çeşitli alt bölümlere ayrılır. Örneğin limbik sistem. Örneğin, prefrontal korteks. Hayvanlarda da beyin vardır. Ama detaylı incelerseniz, insanın düşünme, algı, hafıza gibi işlevleri için diğer canlılara göre çok çok daha fazla yer olduğunu görürsünüz. Filin beyni insandan 5 kat büyüktür. Elbette hafızaya dair olan kısmı da. Ve bekleneceği gibi fillerin hafızası son derece kuvvetlidir.

İnsanın büyük beyni, mevcut akıl olgusunun diğer canlılardan daha üstün olmasının yeğane sebebidir. Eğer, başka canlılar çeşitli mutasyonlara uğrar, benzer şekilde beyinlerini büyütürlerse onlarda akıllı olacaktır. Bundan çıkacak sonuç budur.

sodomo--
03-10-2006, 14:22
İşte asıl sorulacak soru, Aklın ölçütü nedir? Peki akılın ölçütü insana göre yapılırsa, doğru yapılmış olur mu?

Spartacus, ben genel anlamda daha çok "bilinç"den bahsederken özel durumlar için gösterilen tepkiler konu olduğunda *"akıl" dan bahsederim. İnsan biyolojiside sonuçta bir sistem oluşturduğu için "bilinç" ihtiva eder. Hatta diyebiliriz ki bir amaca yönelik işleyen bütün sistemler birer bilinç yansımalarıdır. Sen bir makine yapmışsan senin bilincin o makine de "içselleşmiş ve gömülü" olarak kalır ama makineye akıllı diyemeyiz. Halbuki o makine oldukça akıllı işler yapar ve hayatımızı da kolaylaştırır. Bu bağlamda aklı daha çok; önceden düşünme, plan ve değerlendirme yapma anlamında kullanmalıyız, yani "soyut düşünme" yeteneği olmaz ise olmaz bir koşuldur akıl için. İşte hayvanlar bunu yapamaz. Taklid konusunda ustadırlar ve bu bizi hep yanıltır. Sonuçta bizdekine benzer "karmaşık" işlevi olan bir akıl değil ama basit düzeyde "taklit" merkezli bir akıl da olabilir. Önemli olan senin insan ile hayvan arasında nasıl bir ayırım yaptığındır. Biyolojik açıdan insanda bir hayvan türüdür ama biz insanı hep ayırırız ve bu ayırımında bazı temel bilimsel dayanakları vardır.

sodomo--
03-10-2006, 14:39
Bir de ilave olarak şunu söyleyeyim: Ses gelişimi ile dil gelişimi zannedildiği gibi parelel değildir. Önce ses vardır bu doğru ama dil gelişiminin kendisi "ses"e indirgenemez ve bu apayır bir özelliktir insanda bulunan. Yani sesi olan her canlı gün gelecek konuşmasını öğrenecek diyemezsin. İnsandaki dili daha çok genel anlamda insandaki aklın gelişimi ile ilişkilendirmek gerekir. Sonuçta konuşma dilinden bahsediyorsak bu mutlaka "tek kelime" bazında bile olsa "sesin organize" edilmesi ile ilişkilidir ki böyle bir organizsasyon tamamıyla akılsaldır. O yüzdendir ki hayvanlar tek kelime bile konuşamazlar.
Papağanlar da öyle...

Kısacası, ne kediler "miyav" miyav" diye bağırır ne de köpekler "hav hav" diye.

liopleurodon
03-10-2006, 15:16
Bu bağlamda aklı daha çok; önceden düşünme, plan ve değerlendirme yapma anlamında kullanmalıyız, yani "soyut düşünme" yeteneği olmaz ise olmaz bir koşuldur akıl için.

Hayvanlar bunu yapabilir. Karıncaları takip et, izle, nasıl soyutlayıp kendilerine köprüler vs. kurabiliyor bir gör.. Kunduzlar nasıl baraj yapıyor? Kuş balık yemek için nasıl önce gidip ekmek buluyor?

Evet, insanın diğer hayvanlarda olmayan bir şeyi yok. Sadece, bu yetenekler diğer hayvanlardan çok çok daha gelişmiş halde. Üstelik birde bunun için insan tonla zaman harcıyor, eğitim vs. Fakat, bizde var, onlarda yok gibi bir durum asla sözkonusu değil. Yunusların veya yarasaların sonarları mesela. Onlarda var, bizde yok. Ama akıl, hayvanlarda da var. Az, bazen eser, bazen önemsenmeyecek kadar, ama genede var.

Konuşma yeteneği, anlatma yeteneğinden ziyade anlama yeteneği gerektirir. Buda bizim büyük beynimiz için sıradan bir durumdur. İnsanın üstünlüğü bu gibi hususlarda tartışılmaz. Ama yeğaneliği tartışılır. İnsan akla sahip biricik canlı değildir. Ama aklı bu kadar gelişmiş tek canlıdır.

Bu durum, yarın başka bir hayvanın benzer bir akıl geliştirebileceğini de düşünmemizi gerektirir. İşte o zaman asıl hengame kopacaktır.

sodomo--
03-10-2006, 16:20
Akıl karmaşık davranışları sağlayabilir ama karmaşık davranışlar akıldan kaynaklanmak zorunda değildir. Hayvanların davranışlarındaki karmaşıklığa bakarak onların akılı olabileceğini savunmak yanlıştır. Hatta daha ileri gidilerek bizim gözümüze karmaşık gibi gelen hayvan davranışlarının da aslında "içgüdüsel" davranışlar olduğunu söyleyebiliriz.

Mesela o bahsettiğin kunduzların akarsuyu bir gölete çevirmek için yaptığı baraj kurma çabası aynı bir serçenin ağaç dalına çalı çırpıdan veya samandan oluşmuş bir yuva yapmasına benzer. Tabii suyun bir gölet oluşturması o kadar çok canlının işine yarar ki o kunduzlar sayesinde diğer canlılarda suyun içinde yuva yapma imkanı bulur. Ama ister kunduzların baraj yapması ister kuşların yuva yapması olsun bütün canlıların bu tip çabaları önemli ölçüde"içgüdüsel" olarak oluşur. Ama bu demek değildir ki, canlılar yaşamları sırasında hiç bir şey öğrenmezler. Tabii ki gördükleri ve yaşadıkları şeyler yani çevresel etkenler de onlara içgüdülerine ilave olarak bir şeyler öğretir.

Peki nedir içgüdü ? Kalıtımsal olarak gelen; yani doğuştan elde edilmiş bir bilgi anlamında davranış biçimi.

Mesela ördek yavruları "orta boylu" ve "hareketli" olan her canlıyı anne olarak benimseme içgüdüsüne sahiptir ve ilk gördükleri orta boylu hareket eden canlıyı "anne" olarak benimserler. Genellikle kuluçkadan çıkar çıkmaz karşılarında gördükleri ilk orta boylu hareket eden canlı anne ördek olduğu için onun peşinden giderler ama bir araştırmacı olarak sen onları yanıltabilirsin. Mesela kuluçkadan yeni çıkan ördek yavrularının karşısına geçersin (tabii anneyi başka bir tarafa alacaksın) ve çömelerek yürümeye başlarsın ve görürsün ki ördek yavruları senin peşinden geliyor ve seni "anne" zannediyorlar hatta sen daha sonra gerçek annelerini bile getirip önlerine koysan onun değil yine senin peşinden gelirler. Özellikle üreme, eş seçimi, yuva yapma, tehlikeden korunma ve avlanma konusunda içgüdüler çok önemlidir.

Doğal olarak bunlar birer "organize olmuş davranışlar" olarak değerlendirilmelidir. Önceden düşünme, tasarlama, karar verme gibi zihinsel fonksyonlar mevcut değildir.

Bir örümceğin ağının mükemmel bir geometri oluşturması onun o ağı ölçüp biçerek yaptığını göstermez.

Sonra beynin büyük oluşu ile akıl arasında bir bağlantı mevcut değildir. Hazıfa ile beynin büyüklüğü bağlantılı olabilir ama akıl ile beynin büyüklüğü arasında bir orantı olsaydı senin bahsettiğin fillerin en akıllı canlılar olması gerekirdi.

Bir insanın hafızasını kaybetmesi ile aklını kaybetmesi farklı şeylerdir.

spartacus
03-10-2006, 21:58
Sevgili Sodomo,
Eğer "dil"i biyolojik olarak açıklamaya çalışırsan hiç bir yere varamazsın.(sodomo)
Dil konuşma dili, insana has değildir(bu ifade eksik, has ön tanımsız kullanılmış tarafımca, devamı açıklıyordu aslında ama yanlış anlaşılmaya meyil vermiş), O paragraf, karganın Afrikada da aynı ama Amerikada da aynı sesi çıkartması ile(kargaya has), insanın konuşma dilinin farklılığı üzerinedir, insana has derkende ifade edilen, ingiliz bir ailenin çocuğunu başka bir dil konuşulan bir ülkeye gönderirseniz göreceğiz ki, anne ve babasından farklı konuşacaktır, yani insana(kendinde ve diğer tüm insanlarla ortak bir özellik) has konuşma dili(ingilizce, italyanca vs gibi) yoktur, devamında neden böyle düşündüğümü açıklıyorum. Gelişim ve farklı coğrafyalarda farklı insanların oluşturduğu dillerin kaçınılmaz farkı gibi, ve öncelikle bu gelişim ses anlamında kazanımdır(önsel etki), sonrası ise insandan insana fark eder anlamındadır orada anlatmak istediğim. Hiç bir önsel etki, sonraki gelişimlerden daha ileride olamaz, bu ise ayrı bir konudur, orada önemli olan insanında sesleri taklit etmiş olmasına vurgudur.

İnsanlarda konuşmayı, ebeveynlerini taklit ederek öğrenirler. Yani biyolojik içsellik ile kastım, organ anlamında değildir, insanların konuşma dillerinin insandan insana fark arzetmesi ile ilgilidir, yani doğuştan gelmiyor dil. Elbette, insan planlı programlı düşünen, pratik çözümlerini bilgiye dönüştüren, aktaran, sahip çıkan, olayları vs yorumlaması.vs.vs... daha bir çok yönü ile akıllıdır, yetkindir. Konuşma yetisi ise gelişmiştir....
Ses gelişimi ile dil gelişimi zannedildiği gibi parelel değildir. Önce ses vardır bu doğru ama dil gelişiminin kendisi "ses"e indirgenemez ve bu apayır bir özelliktir insanda bulunan. (sodomo)
Bunlar ayrı şeyler, ama sonuçta bu insanın sesleri kazanmadığı anlamına gelmez, sırf bu yüzden gün gelecek hayvanlarda konuşacak diyemeyiz, salt insan için yaptığım açıklamalar için, olan olmuştur ve insanlar konuşmaktadır, işte bu durumun bir kazanım olduğunu, ama kazanımın ilk evresini seslerin(taklit) oluşturduğunu söylüyorum.

Hayatımızda hiç çıkartmadığımız bir sesi, yabancı bir dil metnini okurken çıkarmaya başlarız, doğrusu harf harf bile okusak, ilk dillendirmede zorluk çekeriz, insanın bu yeteneği ayrı bir şeydir elbette, ama yeteneğinin olması, çıkarttığı seslerin kendi doğal sesi olduğu anlamına gelmez. İnsan ise doğumundan, ebeveynlerinin çıkarttığı sesleri taklit etmeye çalışarak gelişim sağlar. Hiç ebeveyni olmasa idi, çevresini taklit edecekti. Bu anlamda, diller coğrafik yapıdan tutalımda, insanların birbirinden ayrı-habersiz olan dil gelişimleri ayrı ayrı dilleri oluşturmuştur, seslendirme ayrı fakat nesneler aynıdır. Biyolojik ile kastım ise malesef dil(organ) değildir, yukarıdaki karga meselesidir, öyle olsa idi, dünyada konuşulan tüm diller, açlık hissi kadar ortak olurdu. Ne sonradan kelime eklenir nede çıkartılabilinirdi, nede sonradan kazanılırdı. Kısaca konuşma yetisi ayrı bir şey, benim ifade etmek istediğim insana has olmayan seslerdeki çevre(ebeveynlerde dahil) etkisidir, bu şekillendirmektedir. Parantez içi belirttiğim ise seslerin (içsel, kendinde bir şey, herkesin ortak) kendiliğindensizliğidir. İnsan bu sesleri haberleşmek, iletişime geçmek, ifade etmek, aktarmak için kullanmaktadır.
Kısacası, ne kediler "miyav" miyav" diye bağırır ne de köpekler "hav hav" diye.(sodomo) Çıkartıkları sesdir ölçüt burada, niye bağırdıkları değildir.

Dili hangi zamanlamaya göre ele alıyorsunuz, eğer modern dilbilimi ile, salt güncel dillerin benzerliğinden yola çıkarsak, yüz yıllarca süren insan ilişkilerinin, ticaretten, kültür ve sanata, uygarlıktan eğitime, dinden sosyal ilişkilere çok sular akmış demektir. Bu insanların hiç bir zaman mesken olarak mağaraları seçtiği anlamına gelmiyor ise, dilide tersinden açıklayamayız, sesler ifade açısından taklit edilmiştir bu ayrı, ama kendi içinde ve artık taklit dışında kendine özgü bir sitematik *gelişimde kazanmıştır ki bu daha ayrı. "Neyseki bu gün sesleride, dilide, düşünceyi.... yerinde ve sistematik olarak ifade eder durumdayız. (Bir önceki yazımdan)"
Bu gün ototmotiv tekerini ve sistemini ele alarak, 3000 yıl önceki tekeri açıklayamayız.

Kulağı duymayan insanlar Hangi dilde(İng, Almanca anlamında) konuşan toplum olursa olsun, erişkin iken çıkarttığı ses her yerde ortaktır, "ebebeeee, ebebeee".Bu onların konuşma yetileri olmadığından değil, duymadıkları için taklit etme ve betimleme şansına sahip olamadıklarındandır, doğrusu önce duymayı, sonra konuşmayı öğrenecektir, yada bu ona diğer duyuları kullanılarak öğreteninde diline göre öğretilmeye çalışılacaktır, ama asla kendi başına Türkçe, İngilizce vs değil, düşünmek, akıl sahibi olmak ve kendi içinde bir çok betikler oluşturmak ise zaten vardır

Sen bir makine yapmışsan senin bilincin o makine de "içselleşmiş ve gömülü" olarak kalır ama makineye akıllı diyemeyiz. Halbuki o makine oldukça akıllı işler yapar ve hayatımızı da kolaylaştırır. Bu bağlamda aklı daha çok; önceden düşünme, plan ve değerlendirme yapma anlamında kullanmalıyız, yani "soyut düşünme" yeteneği olmaz ise olmaz bir koşuldur akıl için. İşte hayvanlar bunu yapamaz.(sodomo)
Ben makina yapmış olsan dahi, makina akıllı olmasa dahi, üst yazıda dikkatli okursanız, hayvanlar hiç bilmedikleri şeyler ile dahi karşılaşsa error vermiyor. Çünkü, makinanın aklı yoksa da, hayvanda ayakları üzerinde yürüyecek, seçimde bulunacak, avantajlarını kullanacak ve bunda yetkinleşecek, dezavantajlarını ise şempanze örneğindeki gibi avantaja dönüştürme çabası içinde olacaktır, çünkü içinde bulunduğu çevre, aynı makina gibi her şeyi önceden programlanmış bir çevre olmayacaktır. oysa yaptığınız bir makina elektrik enerjisine bağlı ise fişini çektiğinizde ben çalışayım, dezavantajımı kapatayım, elektrik yerine şunu bulayım, tercih edeyim, aranayım demeyecektir, seçimde yapmayacaktır, kritik anlarda ise sadece önceden kodlananlar arasında en uygun olanı işletecektir.

İşte konu akıl olunca insanla ölçüt ele alınamayacak akıl hayvan içinde vardır. Ve onlarında çevresel durumlarına göre öğrendikleri, durum tayini yaptıkları gözlemlenebilir. Hangi köpeğe sahibi ile yabancıyı ayırması önceden kodlanmıştır, hangi köpeğe sahibine yakınlık oluşturması, vücut hareketleri ile sahibi ile iletişim kurması vs.vs. önceden kodlanmıştır. Oysa insanların hayvanları evcilleştirmesi dahi uzak, çok uzak geçmişlere dayanmaz. Köpek bunları yapıyor diye her hayvanda yapacak değildir, hayvanlar arasında da çeşitten çeşide bir yığın farklılıklar vardır, yetilerde, akıla kadar.

Mesela ördek yavruları "orta boylu" ve "hareketli" olan her canlıyı anne olarak benimseme içgüdüsüne sahiptir ve ilk gördükleri orta boylu hareket eden canlıyı "anne" olarak benimserler.
Oysa insan yavrusuda bırakın anne sanmasını parmağını emer, ama iç güdülerin varlığı aklı yok saymaz.

Son olarak sevgili sodomo, hayvanların aklının bizler gibi olduğu yada işlediğini iddia etmemiz zaten mümkün değildir. Bunuda güzel açıklamışsınız, ama taklit edebilmek, yerli yerinde tepki vermekde, bir aklın varlığının göstergesidir. Sonradan öğrenim ise, içgüdü ile açıklanamaz, sonradan öğrenim yetmez, sonradan öğrenime en iyi yanıt sonradan öğrenime karşı gösterilen davranıştır ki, içgüdülere işlemezden evvel, aktarımından evvel, ortada bir kazanım ve davranış gösterme vardır, bu ise 3,5 da olsa aklı gösterir. eğer akılı, bir palamut ile aynı suda yaşadığı halde bir yunus yada balinaya ölçüt alırsak, bu halde palamut da akıl bulmak mümkün değildir. Oysa hayatında hiç olta görmemiş bir fare oltaya *takıldığında ve diğerlerince görüldüğünde arkasından gelen olmayacaktır, oltanın zarar verdiğinin betim haline getirilmesi ve davranış seçimi ise malesef akıldır.

liopleurodon
04-10-2006, 12:27
Ördek yavruları özelinde olan bir hususu, hayvanların geneline yaymak hiç makul değil. Basit bir genelleme sorunu görüyoruz burada. Ördek yavruları öyledir, peki insan yavruları? Onlarında normal bir insana göre, bazen bir köpekten bile geri düşecek zekasızlıklar yaptıkları olur. Neden? Prematüre doğarlar ve beyinleri yeterince gelişmiştir.. Sonuçta, ördek yavruları bu konuda bir örnek olmaz. Biz burada külliyeten akılsız canlılar var mıdır (evet vardır) diye tartışmıyoruz. Bizim meselemiz, aklın insana özgü olup olmadığı.

Akılla uzun vadeli, planlı iş yapabilmek için, öncelikle bu plandaki öğeleri saklayacak hafızaya, o kadar hafızayıda işleyecek kesime ihtiyaç vardır. Bu apaçık bir şekilde nöron sayısı ihtiyacı demektir. Nöronlar, yani beyin, enerji gereksinimi yüksek bir organdır ve bu evrim için bariz bir dezavantaj oluşturur. Eğer mekanik düşünürsek, evrim beynin bu kadar gelişmesine izin veremez bile denebilir. Oysa, sorun aslında, büyük beyin sorunundan önce, bu kadar büyük beyni idare edecek diğer vücut organları sorunudur.

İnsan evriminde farklı sebeplerden dolayı beynin evrilmesinin yolu açılmıştır. Örneğin alet kullanma, insan için et yiyebilme yeteneğini getirmiştir. Bu apaçık şekilde daha çok enerji sağlama demektir. Örneğin, daha erken doğabilme. Örneğin, daha kolay doğum için kalçaların genişlemesi. Bunlar "büyük beyni" mümkün kılmış, ilerleyen dönemde ise bu beyin kendi avantajını ortaya sermiştir. Bilhassa 90 bin yıl kadar önce yaşanan bir felaket, insanların 2 bin kişi kadar azalmasına, en zekilerin seçilmesine sebep olmuştur.

İşte, insan beyinsel faaliyet endeksi (borsa endeksi gibi) 1000 olan bir canlıdır. Beyni vücuduna göre bin oranındadır da ondan. Ama beyni vücuduna göre 100 oranında olan bir fil, bir babun vs. nin beyinsel faaliyet endeksi gene 100 civarında olmaktadır. Sonuçta, insan akıl yönünden çok çok ileridir, ama bu akıl denen şeyin insan dışında görülmediği sonucunu getirmez. Nasıl dersen, hayvanlarda alt uç, akılsız örnekler çoktur. Hatta çoğunluktadır. Ama örenğin orangutanlar soyutlama yapabilir. Benzer şekilde, belli bir plan, proje gerektiren faaliyetlerde bulunabilirler, ormandaki hayatlarını izle. Kendilerine nasıl evler ve şemsiyeler yaptıklarını incelersen, konuyu anlarsın biraz.

Sonuçta, her hayvan aynı nicelikte akla sahip değildir. En büyük değeri olan insandır, hemde çok açık farkla. Fakat, "aklı" yapısı tamamen reflekse dayanmayan canlılarda, bilhassa vücut/beyin hacmi oranına uygun bir akıl mevcuttur.

En çok yanılınan husus şudur. Yaşamak için gereken beyinsel akıl gerçekte o kadar fazladır ki, bu değerin %10 falza olması bile, ansiklopediler dolusu bilgiyi ifade eder. Basitçe, aslanı ceylandan ayırmak için gereken bilgi, roket biliminden fazladır diyebiliriz. Ama beyin organizasyonu, aslan/ceylan ayrımını yapacakotomatik bir düzeneğe sahipken, roket bilimini anlamak için, eğitimle bu düzeneğin kurulması gerekir. İşte bu noktada konuşma devreye girer. Konuşma ise, gene aynı şekilde, yüksek beyin gücü gerektirir. Bu, öncelikle, yaşama kriterlerini etkilemeyecek kadar artık nöron niceliği gerektirir. İşte bunu bir şekilde sağlayabilen canlının ancak önü açılabilir. Evrimsel çizgide böyle olunca konuşma gelişir, zeka gelişir diye bir kural yok. Ama ön şartlar bunlardır.

Eee, nasıl oluyor? Primatlar akıl tönünden ileridir. Ama bir babuna bakarsanız, bu farkı göremezsiniz. Karga, tilki ve babun pek fazla fark göstermez. Fakat, kuyruksuz maymunlara bakarsanız durum birden değişir. Bunlar iletişim, alet kullanma hatta aya gitme vs. mevzularında fark atarlar. Neden? Basitçe şöyle düşünün. Ağaçta gezerken, tutunacağınız dalın sizi taşıyacağını hesaplama, kuyruğunuzla dengeyi sağlama gibi bir fonksiyona sahip olmanız gerekir. Eğer, kuyruğunuza ihtiyaç kalmaz ve körelirse, demekki, bu gerek azalmıştır. buna harcanacak nöronları, akla harcayabileceğiniz görülür. İşte, Lucy yere indiğinde başına gelen buydu. Beyni, hem ağaçta, hem bazen yerde yaşayacak sistemi idare edecek şekilde büyüktü. Bu beyin ona yaşamasına yetecek kadarını sağlıyordu. Halbuki, yerde kalıp, o denge vs. sorunları ortadan kalkınca, beyninde boşta bir sürü nöron açığa çıktı ve o bunu alet kullanam vs. yönünde değerlendirdi. Ve primatlarda alet kullanma, içgüdüsel değil, öğrenilen bir şeydir. Atalar, oğulları toplar ve bunu öğretir.

sodomo--
04-10-2006, 17:24
Eğer bir köpeğin var ise senin gözbebeklerinin büyümesine veya küçülmesine bakarak senin çok yakın bir zaman içinde bayılabileceğini anlayabilir. Hatta Amerika'da bazı hastaların yanlarına köpek verirler ve o köpekler önceden uyararak o hastanın kriz anını tehlikeli bir yerde (örneğin deniz kenarında vb.) geçirmesini engellerler. Bunlar bırak bir bebeği senin benim bile yapamayacağımız şeylerdir.

Şunu untumayalım: Hayvanlar hareketlere ve çevrelerindeki değişimlere karşı olağanüstü duyarlıdır. Hatta o kadar hassas ayırımların bile farkına varabilirler ki, belki de biz dikkatle baktığımızda bile göremeyeceğimiz ufak farklılıkları görebilme yetenekleri vardır. Devekuşları kendi yumurtalarını başkalarının yumurtaları arasından rahatlıkla seçebilirler çünkü yumurtaların üstünde yavrunun hava almasını sağlayan ufak gözenekler vardır ve her yumurtadaki gözeneklerin diğerinden farklı dağılımı ve ölçüleri vardır. Bir devekuşu 20 adet yumurta arasından kendisine ait olan bir yumurtayı rahatlıkla ayırabilir. Aynı şekilde zebralar birbirlerini üzerindeki çizgilerin farlılığından ayırt edebilirler.

Mesela ilginçtir, bazı belgesellerde görürsün geyikler, ceylanlar vb. diğer otçullar aslanların, çakalların yanıbaşında onlardan korkmadan otlanmaya devam ederler. Neden ? Çünkü çevrelerindeki aslan ve çakalların davranışlarından onların saldırmayacaklarını anlarlarda ondan. Eğer yırtıcılar aç ise davranışları değişmeye başlar ve bu otçullar da hemen bunu algılar ve panik haline girerler. *

Her hayvan milyonlarca yıllık evrim sürecinden geçerek gelmiştir bugünlere ve biz maalesef bu süreçte edindikleri bilgileri küçümseme eğilimine gireriz. Halbuki evrim mükemmel bir eğiticidir ve evrim süreçleinde edinilen bilgiler DNA kodları ile hayvanlarda "hazır bilgi paketçikleri" olarak mevcuttur. Bir örümcek mükemmel bir geometri ile ağını yapar ama bunu yaparken hiçde hesaplama yapmaz çünkü evrim süreci onun adına bu hesaplamayı önceden yapmıştır zaten. İşte bu "içgüdüdür" ve içgüdüsel davranışlar çoğu kere akılcı davranışlardan bile daha etkilidir.

Fakaaat, içgüdüsel davranış sadece belirli davranışları (ki onlarda hayati olanlardır) düzenlerken akıl insana binlerce çeşit eylem yapma yeteneği verir. *Bir örümcek ağını bizden daha kısa sürede bir ustalıkla bir geometri kurararak örer ama bizim becerilerimiz sadece ağ örmek ile sınırlı değildir. Yani akıl sayesinde doğanın bize verdiği kendi imkanlarımızın çok ötelerine sıçrama yaparız. Bu niceliksel bir fark değildir. Üstelik hayvanlar eğer bu farka sahip olabilselerdi bugüne kadar sahip olmaları gerekirdi ve ben bugünden sonra artık doğal evrim süreçlerinin işleyeceğini zannetmiyorum çünkü dünyanın ekolojik dengesi iflas etmiş durumda ve insan nüfusu o kadar arttı ki heryerde insanlar yaşıyor ve hayvanlar her daim insanlar ile etkileşim altında.

walla
04-10-2006, 18:06
Konuşmak bilgi ve tecrübe birikimidir, her canlı konuşabilir, sayı sayabilir, alet yapıp kullanabilir, bunun için gerekli olan tek şey biraz zamandır (bu zaman birkaç milyondan birkaç milyara kadar değişir)
Dünyada binlerce Tür yok olmuştur, buzul çağları, meteor düşmeleri gibi nedenlerle, eğer bu türler yok olmamış olsaydı insan gibi konuşan, alet kullanan başka canlılarda ortaya cıkabilirdi, belkide bu türlerin ağırlığı altında insan hiç bir zaman evrimleşmeyip ilkel bir canlı olarak kalacaktı.
Dünyada veya evrende tek bir canlı kaldığı sürecde bile evrim devam edecektir.

liopleurodon
04-10-2006, 18:37
Niceliksel fark? Niceliksel bir fark başka bir şey, bunun yarattığı sonuçlar bambaşka bir şey. Bir kaç tüyün uzun olması vs gibi niceliksel bir kaç fark, bir takım hayvanların uçmasına yetiyor ki, binlerce yıl insanlar onlara gıpta ederek bakıyor.

Evet, mesele, bizim bu niceliksel küçücük farkı çok iyi değelendirmiş olmamız. Bugün bulunduğumuz nokta ise, doğada ne kadar çok kombinasyon ve bunun sonucunda ne kadar muazzam -görünen- şeyin ortaya çıkabileceği. Eğer biraz daha akılları olsaydı, bizim imrendiğimiz kartallar şimdi, "ula, taa yıldızlara gidiyorlar beee" diyerek bize imreneceklerdi. İşte mesele burada aslında. Canlı yapılar bile aslında doğadaki maddenin olağanüstü ve nerdeyse sonsuz kabiliyetini ortaya koymaya yetiyor. O kadar ki, işte o madde insan gibi kendini aşan yapıları bile ortaya koyabiliyor. Bunun aslında basit bir elektron - proton sevdası ve onlara hayat veren enerji dediğimiz şeyden ibaret olması aslında çok çok muhteşem.

Peki mesele, mucizevi mi? Hayır, tamamen doğal. Nasıl ki, 10 sayı ve toplama + çıkarmaile, koskoca matematiği ifade edebiliyor, 29 harf ile kainatı tarif edebiliyorsak, bu da aynen öyle bir şey.

Ama bu, bizim bu olağanüstü noktaya ulaşmamızda beynimizde nicel olarak küçük farkın sebep olduğunu görmek istemiyoruz. Kendimizi başka canlılardan ayrı bir yere koymak bizim gururumuzu okşuyor. Bir tür "özel" olam hissi uyandırıyor.

Ama doğrusu şu. İnsan, tam bitti denecek yerde, kendini bu küçük beyinsel üstünlüğün üzerine dikebilmiş, bugünün muazzam medeniyetini ortaya koymak gibi zor bir işi başarmıştır. Akıl, bize doğanın bir ihsanı değil. Akıl, yani günümüzde anladığımız manada aklı alıp buralara gelmek, insan soyunun gerçekte çok çok ağır pahayla sahip olduğu, doğada bilinen en muhteşem şey. Ve bu, insanın kendi malı. Bu hiç kimsenin -doğada dahil- ihsanı değil. İnsan bunu dişiyle tırnağıyla kazarak bu güne getirdi.

Ama bu bizimde doğanın bir parçası olduğumuz gerçeğini değiştirmiyor. Doğa ve evrim her canlıya bazen öyle küçük kıyaklar yapıyor. Ama sadece insan bu kıyakların üzerine bu muazzam binayı dikebilen canlı. Ve şimdi doğayı tahrif vs. ediyor. Olabilir. O da doğanın bir parçası. Doğanın asıl büyüklüğü şudur: O her zaman bir başka alternatife sahiptir. Hayat, biz ne yaparsak yapalım, bir yolunu bulacaktır. Önemli olan, o yolda bizim mevcudiyetimizdir. Yani, insanın son noktası kendini hayat yolundan aşağıya atmak olacaktır. Ama bu hayatın sonu değil, yeni bir hayat döngüsünün başlangıcı olacaktır.

İnsanla birlikte evrim çizgiside yeni bir aktöre kavuşmuştur. Evet, ama unutmayalım, insan doğanın içinde bir olgudur, onu yalıtamazsınız. Bu başta, doğanın yarın bu hoyratlığımıza ne cevap vereceğini bilmiyor olduğumuz anlamına gelir. Henüz evrimin gizemlerin o kadar derinlerini çözebilmiş değiliz..

spartacus
04-10-2006, 19:39
Sevgili Sodomo
Bakın işte burada, görüyorum.

"Fakaaat, içgüdüsel davranış sadece belirli davranışları (ki onlarda hayati olanlardır) düzenlerken akıl insana binlerce çeşit eylem yapma yeteneği verir. (sodomo)"

Son noktada kendimize göre ayırdımlara gidersek, acaba haksızlık etmiş olurmuyuz.
Bir insan bebeğide parmağını emer, çevresinde ki hiç bir şeye tepki vermezken, hayvan yavruları daha yetkin haldedir. Yetkinlik avantaj sağlar, yetkin olmamak ise dezavantaj ve her ama her canlı dezavantajını, avantaja dönüştürmeye çalışır, işte akıl orada fiili andadır. Ne kadar avantaj o kadar az tepki, ne kadar dezavantaj o kadar zorlanım. İşte anlık verilen tepkilerde karar verme yetisi kendiliğinden, yani içgüdüsel olsa bile, içgüdülerin yetmediği anlarda vardır, olmak durumundadır, çünkü kimse elinde bir senaryo ile gelmiyor, hayvanlarda öyle.
Mesala, rutin yolları üzerinde timsahlı Irmaktan geçen, göç eden otçullar, ırmaktan teker-teker geçmezler, çünkü tek başına bir geçiş, %100 yem olmak demektir, ama aynı anda 200 hayvanın nehire dalması şansı 200 de 1(3-5) e indirir, ama aynı tür başka bölgede ki hayvan, timsahsız bir ırmak yaşamı sürmüş ise, onun rutin yaşamında yeri yok ise bu durumun, aynı davranışı göstermez, aval aval suyu geçer.

Elbette bu durumlar içgüdüsel bir olguya dönüşmeden evvel, hayvansı aklın devre anıdır. Ve bu durum, hayvanlar açısından ihtiyaç olmadığı sürece, akıl insan gibi her an, her saniye gözlemlenemez. Dezavantaj yok ise, avantaj çabasıda yoktur. İnsan akıl konusunda hızla akan bir su iken, hayvan, akıp akmadığını dışardan tespit etmemizin zor olduğu, hayvandan hayvana değişen az eğimli , suya benzer.
Bu konuda akıl da ölçüt insan değildir, akıla ölçütü insan alırsak, insan bu konuda tartışmasız tektir.

sodomo--
25-10-2006, 15:53
Niceliksel fark? Niceliksel bir fark başka bir şey, bunun yarattığı sonuçlar bambaşka bir şey. Bir kaç tüyün uzun olması vs gibi niceliksel bir kaç fark, bir takım hayvanların uçmasına yetiyor ki, binlerce yıl insanlar onlara gıpta ederek bakıyor (Liop)

Birkaç tüylük niceliksel fark kuşların uçmasına yeter ama bu bedensel bir fark olarak değer taşır *"akıl" ile ilgili değil. Mesela bir çocuğun aklı ile yetişkin aklı arasında "niceliksel" bir fark mevcuttur ama insan ile şempanze arasında "niteliksel" bir fark vardır. Bütün niceliksel farklar için nicelik kapatıldığında farkın ortadan kalkması beklenir ve nitekim çocuk aklı da zamanla bu farkı ortadan kaldıracak ve yetişkin aklı ile eş düzeye gelecektir. *Ama bir şempanzeyi istediğim kadar "özel eğitime" tabi tut bu fark ortadan kalkmayacaktır; yani bir çocuk gibi ilerleme sağlamayacaktır. Zeten böyle yıllarca "özel eğitime" tabi tutulmuş şempanzeler mevcuttur ve sonuçlar umut kırıcıdır.

Üstelik milyonlarca yıllık evrim süreci sonucu kazanılamamış bir özelliği bundan sonraki evrim sürecinden beklemek hatadır. Daha da kötüsü bundan sonra şempanzelerin doğal evrim süreçlerini yaşayabilecekleri "çevresel" koşullar neredeyse ortadan kalkmıştır. Büyük ihtmalle şempanzeler de nesli tükenecek olan canlılar grubuna girecektir. Ayrıca oldukça sınırlı bir zaman aralığında gözlenen davranışlarda da evrimsel bir yön bulmak neredeyse imkansızdır.


Son noktada kendimize göre ayırdımlara gidersek, acaba haksızlık etmiş olurmuyuz (Spartacus)

Hayır haksızlık etmeyiz. Bilimsel olarak mutlaka "ayırım" yapabilmeliyiz aksi taktidirde herşey tabiri caizse herşey çorba olur. Zaten "ayırım" yapabilmek yani "onun şundan *farkı-bunun ondan farkı" gibi ayırımlar ortaya koymak bilimsel çalışmalrın olmaz ise olmaz şartıdır. Bütün kavramlarımız da bu ayırımlardan ortaya koyar. Eğer evrendeki herşeye tek bir isim koysaydık o zaman"bilgi" olmazdı.


Bir insan bebeğide parmağını emer, çevresinde ki hiç bir şeye tepki vermezken, hayvan yavruları daha yetkin haldedir. Yetkinlik avantaj sağlar, yetkin olmamak ise dezavantaj ve her ama her canlı dezavantajını, avantaja dönüştürmeye çalışır, işte akıl orada fiili andadır

Olur mu ? "Yetkin olmak" ile "akıl" nasıl aynı şey gibi görülür ? Bir çok canlı bizden daha yetkindir. Kuşlar uçar biz uçamayız, aslanlar bizden daha hızlı koşar veya şempanzeler daha iyi ağaca tırmanır vb...
Daha önce dediğim gibi içgüdüsel davranışların üstün olan yanları vardır ama bunlar bir kaç alan ile sınırlıdır. Akıl ise sonsuz sayıda seçenek üretmemize yardımcı olur.

İşte anlık verilen tepkilerde karar verme yetisi kendiliğinden, yani içgüdüsel olsa bile, içgüdülerin yetmediği anlarda vardır, olmak durumundadır

İçgüdülerin yetmediği durumlar vardır tabii. Hatta "aklın" yetmediği durumlar da vardır ama bu yetersizlikler hayvanlarda aklı meydana getirecek sebepler üretmezler. Bir hayvan davranışı içgüdülerinin ve bedeninin ona verdiği imkanlarla sınırlı kalacaktır ve böyle bir durumda bireysel olarak o canlının hayatı son bulacaktır ama "tür" olarak yaşayacaktır. Sonuçta evrim "tür"ler üzerinde çalışır tek tek o türün bireyleri üzerinde değil ve o "tür"ün bireyleri "tür" evrim geçirip yeni koşullara adapte olana kadar (ki olmaz ise tür yok olacaktır) bu dezavantajlara katlanmak zorundadır.

Ama bizim için böyle değildir. Bir öldürücü bakteri ile savaşmak için "bağışıklık sistemimizin" kendisini bu bakteriye göre ayarlamasını beklemeyiz ve binlerce çare üreterek "bireysel" olarakta bu dezavantajın üstesinden geliriz.


Mesala, rutin yolları üzerinde timsahlı Irmaktan geçen, göç eden otçullar, ırmaktan teker-teker geçmezler, çünkü tek başına bir geçiş, %100 yem olmak demektir, ama aynı anda 200 hayvanın nehire dalması şansı 200 de 1(3-5) e indirir, ama aynı tür başka bölgede ki hayvan, timsahsız bir ırmak yaşamı sürmüş ise, onun rutin yaşamında yeri yok ise bu durumun, aynı davranışı göstermez, aval aval suyu geçer.

İşte bir türlü tam anlatamadığım da bu. Otçullar bu *hareketleri *"bireysel" olarak yapmaz "tür" olarak yapar ve kendi aralarından önceden bilmedikleri veya kestiremedikleri bazı "bireyleri" feda ederler. Bu bahsettiğin şey tek tek türün bireylerine ait "akıl" değildir ama "tür"ün milyonlarca yıllık bir evrimsel bilgisidir ve bu pek ala "akıllıca" olabilir veya görünebilir.

Devekuşları da kendi yavrularını korumak için başka devekuşu *yavrularını kaçırırlar ve kalabalık bir halde yürürler. Peki niye ? Kendi yavrularına karşı dışarıdan gelebilecek tehlike riskini düşürmek için bir nevi" seyreltme" yaparlar. Eğer bir devekuşu tek bir yavrusu ile dolaşırsa o zaman kendi yavrusu kolayca hedef olur ama diğer devekuşlarının yavrularını da alırsa o zaman kendi yavrusunu bunların arasına koyar ve saldırı durumunda kendi yavrusunun hedef olma riskini düşürür. Bu devekuşunun "akıllıca" bir şey yaptığını göstermez çünkü bu bütün devekuşlarında var olan "tür"e ait bir davranış biçimidir. Aklın çıkış yeri ise "tür" değil o türün bireyleridir.

liopleurodon
26-10-2006, 09:12
Bütün niceliksel farklar için nicelik kapatıldığında farkın ortadan kalkması beklenir ve nitekim çocuk aklı da zamanla bu farkı ortadan kaldıracak ve yetişkin aklı ile eş düzeye gelecektir. *Ama bir şempanzeyi istediğim kadar "özel eğitime" tabi tut bu fark ortadan kalkmayacaktır; yani bir çocuk gibi ilerleme sağlamayacaktır. Zeten böyle yıllarca "özel eğitime" tabi tutulmuş şempanzeler mevcuttur ve sonuçlar umut kırıcıdır.

Elbette öyle olacaktır. Niceliksel fark eğitimde vs. değil, beyin büyüklüğündedir. İnsan beyni büyüklüğünde beyni olan şempanzeleri zorlama mutasyonlarla üretsek, onlar için bu netice farklı olacaktır.

Niceliksel farkın beyinde olduğunu farketmiyorsun, sorunun tam olarak bu. Akıl, beynin bir fonksiyonu. Daha büyük beyin daha çok akıl demek. Ama beynin tüm işi gücü bizim akıl dediğimiz mekanizma değil. Yürüme, dallarda gezinme gibi çok çok karmaşık bir sürü işe bakıyor. Enerji ihtiyacıda yüksek. Bu sebeple insan dışındaki hayvanlarda beyin ancak temel yaşam fonksiyonlarını yerine getirecek kadar büyük. İnsanda ise öncelikle bu fonksiyonlardan bir kısmı ortadan kalkıyor. Örneğin koku alma, duyma gibi fonksiyonlar azalıyor. İnsan bunlardan arta kalan beyni akıl için kullanmaya başlıyor. Böylece doğal seleksiyondan kurtulma yolu "aklını kullanmak" oluveriyor. Bunun sonucu

daha büyük beyin -> daha çok akıl -> daha çok üreme/hayatta kalma

geri beslemesi yoluyla hızla beyinlerimiz irileşip gelişiyor. Bu insanın sadece biz homo sapiens türüne ait bir özellik. Neanderthal, H.Fluorensiensis gibi türler bu avantajı geliştiremiyor ve yok oluyor.

Ama onlarda ateşe hükmetmeyi ve mızrakla avlanmayı bilecek kadar beyne sahiptiler.

Akıl, beynin bir fonksiyonudur. Ve bir beyne sahip her canlı akıllıdır. Mesele bu aklın niceliğidir. Ve dahası, neticeye bakarsan, onların aklının bizden az olduğunu ama aynı olduğunu görürsün. Tahminim, önümüzdek 30 - 40 Milyon yıllık süreçte başka zeki canlıların da ortaya çıkacağıdır. Çünkü, akılla başetmek için, akıl şarttır. Burada, insan kadar büyük, dev beyinler olması değil, vücuduna göre büyük beyne sahip canlılar ortaya çıkması asıl husustur.

50 Yıl önce RACUMIN gibi fare zehirleri ilk ortaya çıkınca, fareleri duman etmişti. Fareler yiyeceğin başında ölü fare bulunan yemleri yemez. Bu zehirler saatler sonra etkisini gösterir ve fare yemin başında ölmez. Fakat, aradan geçen 50 yıl içinde fareler ölü farelerin ağzını koklayıp, son yediği şeyin kokusunu öğrenip, bu kokuya sahip yemlerden uzak durmayı öğrendiler. Evet, öğrendiler, bu içgüdüsel değil, aile içinde öğretilen bir davranış.

Benzer tonla mesele söz konusu. Bir aladoğan ile tavuğun uçma kabiliyetleri arasındaki fark neyse, diğer primatlar, filler gibi canlılar ile bizim aramızdaki farkta o kadar aslında. Ama aladoğan uçma yeteneğini biriktirip daha üst bir işe tahvil edemiyor. Akıl ise birikerek aya gitmeyi sağlayabiliyor.

Peh diyebilirsiniz. Ama bugün pek çok vahşi kabile, ormanda hem av, hemde avcı olarak yaşıyor. Son 100 yıldan öncesinde, afrika ve uzak doğu kabilelerinin hali resmen buydu. Taş devrinde yaşıyorlardı ki hala böyle yaşayan pek çok kabile mevcut. Bizim aya gidiş sebebimiz, bilgiyi biriktirmeyi ve üst üste eklemeyi akıl etmiş olmamız. Bizi buna zorlayan da, gene doğal seleksiyon.