PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : '19 Mayıs bayram değil, dekolteli öğrenciler gösterisidir'


irsArtvin
18-01-2012, 21:44
Gerici zihniyetten inciler ve ülkeyi yöneten ideolojinin farklı kulvarlardaki mümessillerinin, cumhuriyete karşı içlerinde beslemiş oldukları kin ve nefretin yazıya dönüşmüş hali:

http://haber.sol.org.tr/medya/19-mayis-bayram-degil-dekolteli-ogrenciler-gosterisidir-haberi-50634

19 Mayıs törenlerinin kaldırılması konusunda yürüyen tartışmada gericilerin zihniyetini ortaya koyması bakımından, Habervaktim yazarı Ali İlbey'in yazısını yorumsuz yayınlıyoruz.

19 Mayıs Bayram Değil, Dekolteli Öğrenciler Gösterisidir

Türkiye’de dekolte kadının ve kıyafetin resmî devlet eliyle törene ve “toplumsallaşmaya” dönüşme tarihçesine bakıldığında karşımıza 29 Ekim Cumhuriyet ve 19 Mayıs Gençlik Törenleri çıkar. İlk yıllardan sonra bu iki resmî törene 23 Nisan Töreni de eklenir.

Batı’dan ithal edilen bu uydurma resmî törenler, toplumu modernleştirmek için oluşturulmuş Kemalist cumhuriyetin İslâm’a mugayir bir projesidir.

Öyle ki, millî anâneye aykırı bu şenî törenlere “bayram” demekten hep hicap duydum. Kemalist seküler cumhuriyetçiler ve bir kısım milliyetçiler cehaletlerinden ve idrâklerinin İslâm medeniyet değerlerine kapalı olmasından dolayı bu törenlere “millî bayram” diyorlar.

Millî kavramı milletten, millet kavramı İslâm’dan neşet eder. Millet, “İslâm, yani şeriat üzere tutulan yol” demektir. Bu ölçülere uyan ve bağlı olan topluluğa da İslâm milleti denir. Dolayısıyla İslâmî anâne, usul ve değerleri taşıyan özel günler ancak bayram sayılabilir. Âyetlerde emredildiği şekilde Ramazan ve Kurban Bayramları’na bayram denir ve Müslüman milletçe ancak kutlanabilir.

TÜRKİYE’DE ANCAK İSTİKLÂL HARBİ BAYRAM İLÂN EDİLEBİLİR
Bayram İslâmî bir kelimedir. Dinî, yani millî bakımdan hususî değeri olan ve milletçe kutlanan günlerdir. Bayramlarda bayram namazı kılınır, bayramın mânasınca büyükler, eş-dost ve mezarlıklar ziyaret edilir, insanların gönülleri alınır, yoksullara yardım ve pay dağıtılır
Türkiye’de dinî bayramların yanında, “Hakk’a tapan millet” Millî Mücadele’ye “din-i İslâm” ve “Vatan-ı İslâm” üzere katıldığı için İstiklâl Harbi ancak bayram ilân edilebilir.

“Milliyetçi” sıfatını taşıyan hareketin siyasî lideri de idrâki medeniyetimize kapalı olanlara katılıp, “cumhuriyetin ilânına giden sürecin miladı olan 19 Mayıs tarihini çarpıtanların milletin varlık değerlerine saldırdığını, cumhuriyetin kanına girmeyi gündemine alanların tuzakları ile karşı karşıya kalındığını…” söylemiş.

“CUMHURİYET’İN KANI” MİLLETİN KANI MIDIR?
“Cumhuriyetin kanı”, milletin kanıymış öyle mi? Hayret ki, hayret! Oysa gerçekler “cumhuriyetin kanının” Müslüman Türk milletinin kanının olmadığını ayan beyan ortaya koyuyor. “Cumhuriyetin kanı”, din-i İslâm adına İstiklâl Harbine katılan milleti 1923’den sonra aldatarak devrimci cumhuriyeti ilân eden zorba ve bürokratik egemen sınıfın, yani Kemalistlerin kanıdır.

Dahası, milletin değerlerini “redd-i miras” eden ve 19 Mayıs’ı vatan-ı İslâmiye’nin kurtuluşu muhtevasından koparıp laikçi Cumhuriyet’le irtibatlandıranlar, milletin kanına girenlerdir.

“Samsun’da doğan güneş” diyerek yüceltilen 19 Mayıs’ın, belgelerle sabittir ki İstanbul’dan ve Sultan Vahdettin’in izninden ayrı ve bağımsız bir “millî hareket” olmadığı aşikârdır.

23 Nisan Töreni’ni çoğu insan, İstiklâl Savaşı’nda din-i mübin ve vatan-ı İslâmiye için cihada çıkan “Hakk’a tapan millet”in “Millî Hâkimiyet Bayramı” zanneder. Oysa bu durum bir yıl sürmüştü. Sonra, dekolte “bayanlar” gibi dekolteli kız öğrenciler oluşturulması için yeniden tanzim edilmişti.

Ardından, Atatürkçülüğü “iyi bir şey” zanneden bâzı öğretmen ve öğrencilerin “23 Nisan sevinç doğuyor içime” diye şiircikler yazdığı bu tören dekolteli seküler kız öğrenciler gösterisine dönüştürüldü.

19 MAYIS, LAİKÇİ CUMHURİYETİN VARLIĞINI DAYATAN İDEOLOJİK TÖRENLERDİR
“Bayram” sıfatına sahip olmayan, bir yönüyle Stalinist ve Hitlervâri totaliter rejimlerin törenlerinden kopya edilen, bir yanıyla Avrupaî kadın modelini telkin eden 29 Ekim Cumhuriyet ve 19 Mayıs Törenleri, Millî Mücadele’nin ruhuna aykırı “inkılâpçı Cumhuriyetin” varlığını dayatan ideolojik törenlerdir. Dahası, dekolteli kızlar ve “bayanlar” toplumu vücuda getirmenin resmî provasıdır.

Özellikle 19 Mayıs Töreni’nda dizden yukarı etekleri, teni gösteren kumaştan yapılma kol ve omuzları açık kıyafetleriyle kız öğrencilerin resmî geçitlerinin Avrupa’nın çağdaş seküler toplum manzarasına dönüştüğü âşikardır.

Kemalist cumhuriyetin gayesi bu denî törenler vasıtasıyla dekolte kıyafetli kız öğrencileri modern Türkiye’nin “çağdaş” nüvesi olarak hazırlamaktır. Bu yolda mesafe alındığı, “kamusal alanda”, özel lise ve üniversitelerde dekolteli öğrencilerin çoğalmasından anlaşılıyor.

Türkiye’de “dekolte kadın tipinin” meşrulaştırılması cumhuriyetin Batılılaşma programına dayanır. Malumdur ki dekolte kadın barlarda, pavyonlarda ve azınlıkların mukim olduğu Beyoğlu’nda arz-ı endam ederken, Atatürkçü cumhuriyet eliyle “yurt sathına” taşınır.

19 MAYIS GÖSTERİLERİ UTANMA VE İFFET DUYGULARINI KIRIYOR
Bu noktada dekolte giyinmenin yaygınlaşmasında ve benimsetilmesinde en büyük fonksiyonu cumhuriyet balolarının yanında 29 Ekim Cumhuriyet ve 19 Mayıs Törenleri üstlenmektedir.

Özellikle 19 Mayıs Törenleri, Müslümanca giyinen kız öğrenci tipine karşı modern öğrenci tipinin öne çıkarılması gösterileridir. Müslüman anâne ve vecibelerine aykırı bir pornografiye dönüşen bu resmî törenlerle dekolte kıyafeti meşrulaştırmanın yanında bu kıyafetin zahiriyle birlikte ruh ve fikrinin de verilmesi düşünülmüştür.

Bu şenaat ve müstehcenlik alâmetleri taşıyan törenlerde kız öğrencilerin bu kıyafetler içinde “çağdaş” Avrupa’dan kopya edilen çeşitli dans ve jimnastik hareketleriyle utanma ve iffet duygularının kırılması da sağlanmaktadır.

Ayrıca 19 Mayıs gösterilerinde şarkıların, dans ve figüratif hareketlerin eşliğinde öğrenciler Yunan ve Roma kültüründeki kadının “cinsel çekicilik” gösterisini de öğrenmiş oluyorlar.

Böylelikle sözde “çağdaşlaşmış yeni Türk kadınının” ruhunda İslâm’a ait zerre iffet ve hayâ duygusunun kalmaması sağlanıyor.

Müslüman millete mugayir laikçi cumhuriyet törenleriyle zuhur ettirilen “yeni Türk kadını” tipinin büyük oranda sivil hayatta da çoğaldığı bir gerçektir.

Asrın en büyük çürüme alâmetlerinden olan dekolte kıyafet yalnızca Müslümanların değil, bütün insanlığın iffetli insan olma hakkına, seciye ve birliğine aykırıdır.

http://haber.sol.org.tr/medya/19-mayis-bayram-degil-dekolteli-ogrenciler-gosterisidir-haberi-50634

rastaman
21-01-2012, 22:43
Genel olarak ulusal bayramların bu şekilde kutlanmasına pek sıcak bakmasamda aşağıdaki yazı oldukça ilginç,bu bayramın 1916'dan beri Mayıs aylarında İdman Bayramı olarak kutlandığından bahsediyor.


ALTAN ÖYMEN NAZLI ILICAK’A NASIL BU YANITI VERMEZ

AKP hükümeti 19 Mayıs Bayramı’nı kaldırmak içindüğmeye bastı.
Nazlı Ilıcak CNN TÜRK’teki “Dört Bir Taraf” programında 19 Mayıs törenlerinin Nazi Almanya’sından örnek alındığını söyledi.
Ne yazık ki Altan Öymen bir yanıt veremedi.
Oysa…
Soner Yalçın Hürriyet gazetesinde kaleme aldığı yazısında, 19 Mayıs Bayramı törenlerinde gençlerin neden beden eğitimi yaptıklarının tarihsel sürecini anlatmıştı.
12 Mayıs 1916’da Kadıköy İttihatspor (bugünkü Fenerbahçe) sahasında Darülmuallim’in (Erkek öğretmen okulu) öğrencileri Selim Sırrı (Tarcan) nezaretinde Osmanlı tarihinde ilk kez toplu halde beden terbiyesi/eğitimi gösterisi yaptılar.
Ne Nazi Almanya’sı?
Bu “Jimnastik Şenlikleri” adı verilen törene katılan öğrenciler arasında Altan Öymen’in babası Hıfzırrahman Raşit Öymen de vardı!
12 Mayıs 1916’dan sonra bu beden eğitimi bayramı her yıl mayıs ayının üçüncü Cuma günü “Jimnastik Şenlikleri”, “Mektepler Bayramı”, “İdman Bayramı” adı altında düzenlendi.
Gösteriler Cumhuriyet’in ilanından sonra da sürdü. Günü değişmekle birlikte hep mayıs ayı içinde yapıldı. 1936 yılında “İdman Bayramı”şenlikleri ilk kez 19 Mayıs gününe geldi.
Ve bu sebeple, 20 Haziran 1938’de, ulusal bayram ve genel tatiller hakkında 2739 sayılı kanuna ek yasayla, Gazi Mustafa Kemal’in Samsun’a çıktığı 19 Mayıs (1919) günü Gençlik ve Spor Bayramı olarak ilan edildi. Öneriyi getiren Beşiktaş’ın efsane futbolcusu Ahmet Fetgeri Aşeni idi…
Nazlı Ilıcak TV’de herkesin gözünün içine baka baka yalan söylüyor. Ve nekadar kolay “Nazi” sözcüğünü azına alıp bir tarihi lekeleyebiliyor.
Evet, nasıl bu kadar kolay itham ediyorlar ve Altan Öymen niye susuyor ya da orada ne yapıyor?
Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=altan-oymen-nazli-ilicaka-nasil-bu-yaniti-vermez--1301121200

sergenci
22-01-2012, 14:19
Nazlı ılıcak, 12 eylul rejimi tarafindan
kapatilan buyuk turkiye partisi yerine dogru yol partisi
kuruldugunda tercüman gazetesinde "bizi
biliyorsunuz, bizi
taniyorsunuz"
basligiyla yazdigi
bir makalesinde
demirelin yeni partisine oy isteyen,
yazilarinda bir bilen diye bahsederek o
vakit yasakli olan
demirel'in
goruslerini dolayli
olarak kamuoyuna aktarma gorevini
ustlenen, bu
partinin sonraki
kongrelerinden
birinde ise "emanetci" cindoruk'a karsi
mehmet yazar'i
destekleyerek
demirel'le de
yolunu ayiran,
sonra fazilet partisi deneyimi filan derken bugunlere gelen kadin gazeteci . Şu sıralarda da katıldığı tv
programlarında
tayyip erdoğanın
avukatligına
soyundu, dehset
bir cene, susturulması çok zor bir fırıldak. 2000 den sonra Medya da bunlar mantar gibi türedi, ama yalakalıkta barlasın eline kimse su dökemez. Atatürk ve Cumhuriyet'in izlerini silmenin dayanılmaz hafifliğini geçici olarak yaşayan Akp ve bilumum yandaşları birgün mutlaka ve mutlaka bu hafifliğin dayanılmaz ağırlığı altında ezilmeye mahkümdur. Esenkalın..

Jolly Jocker
25-01-2012, 01:58
Hükümetin bu törenleri neden hedef aldığı ayrı bir mesele. Niyet okuyacak halimiz yok. Gericilikle mücadeleyi zaten yapmamız gerekiyor, yapıyoruz da.

Ama gericilikle mücadele ederken faşizmle mücadele etmeyi unutacak değiliz.

Bu tören, heykel, kabir fetişizmi 12 Eylül faşist cuntasının ürünüdür. Savunulacak yanı yoktur.

''Cumhuriyetin izleri siliniyor'' deniyor. Törenler kısaldı diye cumhuriyetin izi silinecekse bırak silinsin zaten. Kaldı ki, cumhuriyet zaten toplumda pek bir iz bırakmamıştı. Demokrasisiz cumhuriyetler böyledir; fazla iz bırakamazlar. Saltanatı falan da kaldırmazlar aslında; el değiştirtip görünmezleştirirler sadece.

''Milli bayram'' soytarılıkları eğitim sistemindeki militarizmin birer yansımasıydı. Bence istiklal marşı ve ''andımız'' dahil tüm milli bayramlar kaldırılmalı. Yani resmi ve kutlaması zorunlu olmamalı. İsteyen kutlasın, istemeyen kutlamasın. Bu kadar basit.

apsimon
28-01-2012, 02:46
Gaddar Suratlı Demokratlar

Kaan Arslanoğlu


19 Mayıs törenleri artık statlarda yapılmayacakmış. Televizyonların değişmez yorumcularından Gülay Göktürk kararı pek isabetli bulduğunu açıklıyor. Statlardaki kitlesel jimnastik gösterileri faşizmi simgeliyormuş. Hitler faşizminin ve onlar kadar faşist olan sosyalist devletlerin otoriter idarelerini çağrıştırıyormuş. Başka bir yorumcu araya giriyor, seyircilerin ellerindeki renkli kartonları indirip kaldırmak suretiyle oluşturdukları tribün resimlerini Bulgarlardan aldığımızı belirtiyor. Göktürk gözlerinde öfke kıvılcımları çaktırarak sesini yükseltiyor: “Onlar da faşistti zaten. Faşistti onlar. İnsanlara birer kişi olarak hiçsiniz düşüncesi işte böyle dayatılıyor! Faşistti… Faşistti onlar..”
Bundan yirmi-otuz yıl önce düşünebilir miydiniz sağ iktidar sahiplerinin önüne gelene “faşist” “yaftası” asacaklarını? Kendileri gibi düşünmeyen herkese “kominis” derlerdi o kurban olduğum klasik gericiler. Kavramlarımızı çaldı şimdikiler. Küfürlerimizi bile gasp ettiler. Biz kime ne diyebileceğiz kızdığımızda? Göktürk gibi yüzlercesi… Hemcinslerini kıskansalar tırnaklarını geçiriyorlar “faşist” diye, aynada suratlarını çirkin görseler ilk rastladıklarına histerik çığlıklarını fışkırtıyorlar: “Faşist.. faşisiist!” Ne diyelim bunlara? Demokrat mı?
Döve döve, hapse ata ata, öldüre öldüre demokrasi savaşlarını sürdürüyorlar. Sadece Irak’ta 1.5 milyon insan öldürdüler demokrasi için. Libya’da tecavüzler ettiler, linç ettiler, katliam yaptılar demokrasi için. Afganistan, Pakistan’da hasma müttefike demokrasi veriyorlar her gün kanla. Öldürüyor ve gülümsüyorlar, gülümsüyor ve öldürüyorlar. Demokrasi için, özgürlük için.
Onlara özeniyoruz ya, hiçbir şeyi Batılılar gibi yapamıyoruz, hep kötü kopyalar üretiyoruz. Bizim “demokratlar” her gün hoşgörüden, özgürlükten bahsediyor; ama gestapo bakışlarıyla. Arada bazıları gülüyor, gülümsüyor. Ancak çoğuna yakışmıyor tebessüm.
Düşünce içeriğiyle duygulanımın uyuşmaması psikiyatride şizofreni belirtisi olarak yorumlanır. Çocuğunun ölümüne ne kadar üzüldüğünü anlatır örneğin bir anne kıkırdayarak. En azından patolojik bir durumdur. Nefret suçlarından bahsedenler görüyoruz ekranlarda, nefret dolu yüzlerle. Kara gömlekli acımasızlığıyla başkalarının acımasızlığından yakınanlar çıkıyor halkın karşısına. Bu ne uyumsuzluk, bu ne derin ruhsal bozukluk diye sormayın. Gerçekte uyumludur düşünceleri ve söyledikleriyle, şefkatle kirlenmemiş bakışları.
Kara propaganda için bilgi gerekmez. Niye toplasınlar ki gerçeği, nasıl olsa çarpıtacaklar. Akıllarına estiği gibi atıp tutmak zaten etkilidir ve üstelik sıfır zahmetli.
Uzak tarihi bir yana bırakırsak 18. Yüzyılda ortaya çıkan “İsveç Jimnastiği”ni hiç mi bilmezler? Bu jimnastik sıklıkla toplu olarak yapılıyor, açık alanlarda, salonlarda. Bize 20. Yüzyıl başında gelen jimnastik de İsveç kaynaklı. 1896’dan itibaren olimpiyat oyunlarının ayrılmaz bir parçası oluyor stat gösterileri ve jimnastik. Tamam, Nasyonal Sosyalistler spor gösterilerini kendi ideolojilerinin bedensel sergilenişi olarak fetişleştiriyorlar. Tüm sosyalist ülkelerde toplu spor hareketlerine, stadyum gösterilerine büyük değer veriliyor, bu da doğru. Ama olgu dünya çapında bazen siyasi renkler katıştırılarak, bazen katıştırılmaksızın, toplumsal canlılığın, ruh ve beden sağlığına verilen önemin göstergesi olarak yaygınlaşıyor.
Örneğin 1930’da ortaya çıkan “Sağlık ve Güzellik Birliği” hareketini nereye koyacağız? Güzel kızlar açık havada açık saçık spor yapıyor. Göktürk bir baksa “İşte” derdi, “Sıfır numara faşist bunlar!” Bizim Temel’e sormuşlar: Bil bakalım, bir kız, pencereden bakii, ha bu nedur? Cevabı yapıştırmış: Orospidur daa! Ama İngiltere’de ortaya çıkmış. “League of Health and Beauty” bir kadın hareketi. Kadının toplumsal hayattaki rolünü güçlendirme amaçlı bir oluşum. “Faşist bunlar” yasaklayalım dememiş kimse. Üstelik sonrasında bayağı ırkçılık karşıtı bir yön kazanmış. Bu sonuncular Göktürk’ü ırgalamaz da, işin İngiltere’den çıkması! Kafası karışabilirdi. Bereket, o bir talimatlı gazeteci, düşünerek konuşmuyor, yazmıyor.
19 Mayıs Kurtuluş savaşının başlangıcı. İktidarın bir yandan anti emperyalist bilinçle bir derdi var, bir yandan Osmanlı’ya başkaldırıyı hazmedememesi ciddi sorun. Kadınların toplumsal bir güç olarak, hem de sporla, hem de spor giysileriyle ortalığa çıkması, belki de bunlar kadar rahatsızlık yaratıyor ileri demokratlarda.
Bahane bulmaksa medyadaki karanlık bakışlılara kalıyor. Eşgüdümlü bedensel hareketler faşizm ürünüymüş. Eşgüdümlü bedensel hareketler yüz bin yıldır var insanlık tarihinde. Hemen tüm ibadetlerde var. Üretimde var. Özellikle kapitalist üretimde çok yoğun biçimde var.
Bunların hangisinin demokrat ve bireyi geliştirici, hangisinin faşist ve bireyi ezici olduğuna zalim çehreli medya komiserleri karar verecek. Bize de bu talimatlara uygun demokratlar haline gelmek düşüyor. Bir gün herkesin ileri demokrat olması planlanıyor. Eşgüdüm içinde.

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/corbis-42-15688129.jpg

Health and Beauty League 1937

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/st1.jpg

Health and Beauty Birliği 1938

http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/england.jpeg

Health and Beauty L. 1935
http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/norw-gymnastics-1621524a.jpg

1912 Olimpiyat Oyunları Norveç Takımı

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/kaan-arslanoglu/gaddar-suratli-demokratlar-50968


http://http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/corbis-42-15688129.jpg

Anti
28-01-2012, 03:03
Romanlarını da severek okudum Arslanoğlu içimizden geçenlere tercüman olmuş adeta.
Ama ne yazık ki burada kaale aldığımız "ileri demokratlar" gene sebepler üretecek ve vızıldamalarına devam edeceklerdir.
Utanmaksızın...

Jolly Jocker
28-01-2012, 04:08
Kaan Arslanoğlu kitle sporunun yaygınlığıyla ilgili bilgiler vermiş ama bunun 19 Mayıs törenleriyle bağını kuramadım açıkçası.

19 Mayıs törenleri sporun kitle halinde yapılmasından ibaret değil ki.

Burada temel olan, sporun zoraki yaptırılması ve ideolojik işlev yüklenmesidir.

Bırakın isteyen yapsın bu törenleri, isteyen yapmasın.

Milliyetçi ayinleri herkese dayatmanın ne gereği var?

Mesele bundan ibarettir.

Bana nasıl dinsel ibadetlerin dayatılmasına karşı çıkıyorsam, resmi ideolojinin soytarılıklarının dayatılmasına da karşı çıkıyorum.

Bu kadar basit.

TKP, kendi stalinist devriminin kitlesini kemalizmden devşirme hayalleri kurduğu için bu 19 Mayıs kutlaması mevzuuna bile girip kendini saçmalamak zorunda hissediyor anlaşılan.

Sana ne kardeşim? Sen madem ki komünistlik iddiasındasın, burjuva devletin bayramının nasıl kutlanacağından sana ne? Kendi işine baksana...

Son olarak da şunu söylemeden geçemeyeceği; elbette gericiliğe karşı mücadele edilecek ama olur olmaz herşeyden ''Aman gericilik hortladı!'' v.s. diye çığırtkanlık yapılırsa gericilik tehlikesi toplumsal algıda ciddiyetini yitirir.

Kemalizm, soldan aşırdığı kavramları diline sakız edip içeriğini değersizleştirmeyi huy edindi maalesef.

apsimon
28-01-2012, 05:03
Eşgüdümlü bedensel hareketler faşizm ürünüymüş. Eşgüdümlü bedensel hareketler yüz bin yıldır var insanlık tarihinde. Hemen tüm ibadetlerde var. Üretimde var. Özellikle kapitalist üretimde çok yoğun biçimde var.

http://http://haber.sol.org.tr/sites/default/files/fotograf/corbis-42-15688129.jpg

Zoraki yapılmasıymış,

Kaan Arslanoğlunun yazısı son tartışmalarla ilgili en anlamlı yazıdır. Sanki herşeyimiz özgürde iş 19 mayıslarda jimnastik yapmaya gelince zorla oluyor.

Sabah 7 kalk durağa git otobüs bekle, zorla ve eşgüdümsel. Sekizde makinanın başında işe başla en erken 16 ya kadar eşgüdümsel bedensel hareketler. Üstelik vucudun tümünü de çalıştırmayan ve bedenin bir bölümünü zorlamaya dayalı hareketler.

Emekçiler olarak bedenin bir bölümünü zorlayarak kendi isteğimizle bu hareketleri yapmaya çok meraklıyız hemde çok...

AlbatrosS
28-01-2012, 06:01
Düşünün ki yüzyıllardır bir arada yaşayan toplumlar varmış. Bunlardan bir tanesi çoğunluğu oluşturup ''egemen'' durumda; diğerleri azınlık olup tabi durumdaymış. Yüzyıllardır bir arada yaşayan bu toplumlar ''saltanat''la yönetilip devletin hizmetinde vali ve komutanlara tabiymişler. Bu vali ve komutanlar, büyük topraklardan herkesin dini inancına göre değişen oranlarda vergiler toplar; kolay kolay sorgulanması mümkün olmayan yetkilerle de insanları yönetirlermiş. Ayrıca devletin farklı isimler altında topladığı, zaman zaman insanları isyan ettirip tamamen yoksullaştıracak kadar yüksek vergileri varmış. İnsanların devlet yönetimlerinde sözü nerdeyse hiç geçmez, devlete ''asker ve vergi vermek'' dışında pek de işe yaramazlarmış.

Zaman değişmiş, çağlar değişmiş, her ırk ve inançtan insan herkes kadar değerli olabileceğini; aynı zamanda, devlet yönetimlerinde söz hakkı olması gerektiğini öğrenmiş. Ancak devletin bu ''meczup ve garbi'' fikirlere cevabı sert olmuş. Zira devletlumuz bu fikirleri ''voltur ve rossu misüllü birtakım kafir zındıkların fitnesi'' olarak görürmüş.

Oysa cin şişeden çıkmış, toplumları yatıştırmak pek mümkün olmamış. Tebalar bu zındıklara inanır, saygı duyar olmuş. Müslüman tebaysa bu kafir zındıklara iyice şaşar, eşitlik hatta katılım taleplerine hayret eder olmuş. Gel zaman git zaman devletlularımız savaşlara girmiş, büyükçe topraklar kaybeder olmuş. Elde kala kala Misak-ı milli kalmış, özellikle Anadolu kaynar olmuş.

Devlet-i şahane, gayrı müslim zındıkların tekrar bazı isteklerini olabileceğini sezip bu sefer gemi sağlam kazığa bağlamaya karar vermiş. Olur da bu adamlar tekrar kazan kaldırır, evropa'nın öcülerinin yardımıyla bağımsızlık isterler diye onları ''kovmaya'' karar vermiş. Önce Doğu' cephesini halletmişler; daha sonra da iş batı cephesine gelmiş. Orada da Yunan zındıklarıyla bazı irili ufaklı birkaç cephe savaşından sonra iş halledilmiş.

Yıllar sonra da devletlumuz bu masalı bize KURTULUŞ olarak nakletmiş. Bizler de yıllarca bu şanlı kavgayı dinlemiş, nasıl tüm dünyaya kafa tuttuğumuzu hatta yendiğimizi öğrenmişiz.

Devletlumuz bu savaşların bazı tarihlerini milli bünyeye faydalı faaliyetleri de içine katarak BAYRAM ilan etmiş; bu uğurda DESTANLAR yazdırmış. Bugünlerde çoluk çocuk genci yaşlısı toplattırılmış yahut gelinmiş, birtakım cimnastik hareketler, mızıka törenleri ve destanlar dinlenir olmuş. Maksat uzun yıllar sonra bile devletlularımızın nasıl savaştıkları bilinsin, kahramanlıkları öğrenilsin imiş.

Peki... Güzel... Şimdi tüm TÜRKLER bundan büyük onur, gurur, şevk ve heyecan duyabilir. Müslüman Türkler olarak bu gaza'dan da alınlarının akıyla çıktıklarını şevkle öğrenirler.

PEKİ APSİMON!

Benim bir gayrı müslim kafir zındık olduğumu düşün ve bu HİKAYE'DEN BENİM NASIL ŞEVK DUYABİLECEĞİMİ BANA İZAH ET!


Ben nasıl bir TARAFGİRLİK içine/hissine gireyim ki bu DESTANSI KAHRAMANLIKTAN BÜYÜÜÜK mutluluk duyayım?

Benim bir ERMENİ olduğumu düşün ve atalarımızın sille tokat bu topraklardan kovulmasının, evinin/malının/mülkünün gasp edilmesinin bana nasıl BÜYÜK BİR HUZUR VE ŞEVK VEREBİLECEĞİNİ izah et.


Bir devrimci, enternasyonalist olarak BİR GAVUR OLARAK BENİM BUNDAN NASIL GURUR DUYMAM GEREKTİĞİNİ İZAH ET!

Enternasyonal bir devrimci olarak BU DESTANDAN GURUR DUYMANIN NASIL BİR ÇELİŞKİ olduğunu izah et.

Bana ATALARIMI BU TOPRAKLARDAN KOVMANIN nasıl bir şevk, heyecan ve DEVRİM OLDUĞUNU İZAH ET!

jadi
28-01-2012, 16:56
TKP, kendi stalinist devriminin kitlesini kemalizmden devşirme hayalleri kurduğu için bu 19 Mayıs kutlaması mevzuuna bile girip kendini saçmalamak zorunda hissediyor anlaşılan.



Tkp kendi devrimini kemalizmden devsirme hayalleri falan kurmuyor. Adamlar bildigin kemalist. Chp ve mhp'den tek farklari, konusurken kullandiklari terminoloji. Emperyalizm, burjuva, komprador...ve benzeri kelimeleri araya serpistiren herkez, kendisini kominist, sosyalist veya solcu ilan edebilir ve o cenah tarafindan kucaklanir

http://ulusalsol.files.wordpress.com/2011/03/sip.jpg

Jolly Jocker
28-01-2012, 17:54
Zoraki yapılmasıymış,

Kaan Arslanoğlunun yazısı son tartışmalarla ilgili en anlamlı yazıdır. Sanki herşeyimiz özgürde iş 19 mayıslarda jimnastik yapmaya gelince zorla oluyor.

Sabah 7 kalk durağa git otobüs bekle, zorla ve eşgüdümsel. Sekizde makinanın başında işe başla en erken 16 ya kadar eşgüdümsel bedensel hareketler. Üstelik vucudun tümünü de çalıştırmayan ve bedenin bir bölümünü zorlamaya dayalı hareketler.

Emekçiler olarak bedenin bir bölümünü zorlayarak kendi isteğimizle bu hareketleri yapmaya çok meraklıyız hemde çok...
Pek çok alanda zorlama var diye zorlamanın açık taraftarı olursan bunun sonu faşizme varır. Değiştirebileceğimiz tüm zorlamaları özgürlük yönünde esnetiriz. Hedefimiz bu olmalı. Evet zoraki bir yaşam kapitalizmin gerçeği. Ama biz de anti-kapitalistleriz zaten!

Kaan Arslanoğlu bu tür eş güdümlü hareket zorlamalarının ibadetlerde ve kapitalist üretimde de olduğunu söyleyerek 19 Mayıs tören fetişizmini meşrulaştırmaya çabalıyor. Sanki ibadete ve kapitalist üretime çok saygısı varmış gibi! Komünist değil miydi bunlar? Değiller galiba.

apsimon
29-01-2012, 05:55
Kaan Arslanoğlu iki yüzlülüğü gösteriyor. Yazısında Göktürk ün hallerini ortaya dökmüşdü. Bu forumda da Göktürkgiller var. Sahi bu göktürk niye soyadını değiştirmiyor. Gök-Türk neresi türk gök'ün.
Faşizmin çağrıştırmıyor mu bu soyadı.

Bağırıyorsunuz sağa sola, Faşist, faşist,faşist...
Kendinizle ne kadarda örtüşüyor.

Tekel eylemleri sırasında genç siviller karşı eylem yapmıştı. Paramızı yiyorsunuz, yiyemezsiniz. Sağolsunlar yedirmediler. Tayyip amcamız yiyecek. O verirse biz yiyeceğiz.

Sizinki de o misal. Sizsiniz faşist biziz antikapitalist...

Anti
29-01-2012, 21:43
Kemalizm, soldan aşırdığı kavramları diline sakız edip içeriğini değersizleştirmeyi huy edindi maalesef.Bu gözleme ben de sahibim fakat bunu yapanlar Ulusal birlikçiler değil, uç solculardır.
Ota b.ka kullandığınız "faşizm" kelimesi bugün tüm işlevini yitirdi, artık sağcılar bile birilerini yererken "faşist" kelimesini kullanıyorlar sayenizde :)

Jolly Jocker
29-01-2012, 23:49
Bu gözleme ben de sahibim fakat bunu yapanlar Ulusal birlikçiler değil, uç solculardır.
Ota b.ka kullandığınız "faşizm" kelimesi bugün tüm işlevini yitirdi, artık sağcılar bile birilerini yererken "faşist" kelimesini kullanıyorlar sayenizde :)
Faşist kelimesini ''ota b.ka'' kullanmadık. Hatta size karşı bile kullanmadık. Bonapartist dedik de faşist demedik. Teşekkür edeceğiniz yerde hala ukalalık yapıyorsunuz. Kavramların içini kemalizm boşalttı. Darbe sürecini ''kurtuluş savaşı'' diye propoganda etti. Askeri darbeleri ''ihtilal'' diye niteledi. Antikapitalist özü boşaltılmış bir aniemperyalizm icat edip bunu diline doladı. Milliyetçiliği, devletçiliği, orduculuğu ilericilik diye yutturmaya kalktı. Emeğin hakkıyla zerre ilgisi olmadığı ve sınıf mücadelesini kabul etmediği halde solculuğu diline doladı. Diyanetli, zorunlu din dersli devlet düzenini laiklik diye pazarladı. ''Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz'' edebiyatıyla düpedüz milliyetçilik yapıp adına halkçılık dedi. Ne kadar kavram varsa içini boşalttı.

Soldan aşırmaları sadece kavramlarla sınırlı da kalmadı. Ulusalcı-kemalist tayfanın mitinglerinde, pek övündükleri kuruluş döneminde hapislerde yatan komünist Nazım'ın dizeleri, marksist-leninist gençlik önderi Deniz Gezmiş'in resimleri sömürüldü. Neden? Çünkü sizin kavramlarınız, hakikatiniz, teoriniz, Nazımınız, Deniziniz yok. Bu yüzden soldan çalmak zorundasınız. Elinizde resmi tarihin şişirdiği bir Atatürk imgesi ve onuncu yıl marşından başka hiçbir şey yok. 80 senedir hiçbir şey üretemediniz. Hala onuncu yıl marşı dilinizde, on birinci yıla bile geçememişsiniz.

Yazık. Tüm çalıntılarınız, gerçek sola alan kapatıp kendinizi sol göstererek hakiki solun önünü kesme gayretkeşliğinin bir sonucu. Bu memlekette sola ülkücü faşistlerin bile veremediği zararı siz verdiniz. onlar en azından ne olduklarını kabul ediyorlardı, sol maske takmıyorlardı, devletçi ve milliyetçi oldukları açıktı. Militarist olduklarını da inkar etmiyorlardı. Ya siz? Her türlü takiye, yalan dolan sizde! Şeriatçıyla camiye kapanır, Lenin'le yoldaş görünürsünüz. Ata'nızın taktikleri. Bu fırıldaklıkları bir de ''zeki politikalar'' diye sunmanız yok mu? Iyyy, daha fazla yazmak istemiyorum.

jadi
29-01-2012, 23:59
Fredie, bence Deniz Gezmis'i kemalistlerden calan sizsiniz

Jolly Jocker
30-01-2012, 00:11
Fredie, bence Deniz Gezmis'i kemalistlerden calan sizsiniz
Yani Deniz kemalistti de biz onu marksist mi gösterdik?
Adam asılmadan önce Atatürk'ün A'sını ağzına almıyor ama yaşasın marksizm-leninizm diye haykırıyor.
Mensubu bulunduğu THKO açıkça devletle savaşmak üzere örgütlenmiş marksist-leninist çizgide bir örgüt.
Deniz'in arkadaşları da marksist. Onunla asılanlar da yaşasın komünizm diye haykırıyorlar.

Bizden çalanlar kemalistlerdir. Bu çok açıktır.
Tabi bunda, Denizlerin kemalistleri müttefik kabul eden politik çizgilerinin de payı olmuştu.
Fakat müttefik olmak ayrıdır, onlardan olmak ayrıdır.
Zaten Deniz bu yanlış politikanın bedelini ağır ödemiştir.
Kemalistlerin tümüyle pasif kalıp antifaşist cephede yer almamaları, devletle ve orduyla bağlarını koparamamaları, milliyetçi önyargılarını aşamamaları marksistleri yalnız bırakmıştı.
Deniz'in dediği özetle şuydu: ''Madem kemalistler de antiemperyalizmi, solu, laikliği önemsiyorlar o halde bizi desteklesinler. Zira bu değerler ancak sosyalizmle gerçekleşebilir.''
Deniz kemalist kitleyi radikalleştirerek marksist çizgiye çekmek, sosyalistleştirmek istiyordu.
Bunu kemalizmle polemiğe girerek değil de daha olumlu bir üslupla yapmaya çalışmıştı.
Onun kemalizme yer yer övgü düzen sözleri politik taktikten ibarettir.
Türk bayrağıyla miting yapan, sonra arkadaşlarıyla bayrağı nasıl değiştireceklerini konuşan biriydi Deniz.
Zaten abisi de onunla tartıştıklarını, kendisinin sosyal demokrat ve Atatürkçü çizgide olduğunu ama Deniz'in sosyalist olduğunu, bu konularda anlaşamadıklarını anlatmıştı katıldığı tv programlarında.
Deniz'in politik çizgisini Rasim Ozan Kütahyalı gibilerden öğrenmeye kalkmamanı tavsiye ederim.

Deniz'in yoldaşı olan insanlardan çoğu ve THKO'nun devamı olan örgütlerin tümü(Halkın Kurtuluşu, Emeğin Birliği v.s.) kemalizmle hesaplaşmış ve onu müttefik listesinden defetmiştir.
Deniz bir put değildir. Marksist devrimcidir. Deniz'in çizgisi Deniz'in asılmasıyla bitmiş bir çizgi değil. Bu THKO çizgisidir. THKO sonrasında kendi içinden çıkan farklı örgütlerle devam etmiştir. Bunların tümü kemalizmle hesaplaşmıştır.

jadi
30-01-2012, 00:26
Deniz Gezmis'in attigi sloganlari ayiklayip ozune bakarsan su katilmamis kemalist millieyetci oldugunu gorursun. Olumunden sonra bir orgutun faaliyetleri, Denzi Gezmis acisindan baglayici olamaz. Yani kendisinin THKO icin yazdigi bir vasiyet veya ilerleme programi falan varmiydi ki?

Deniz Gezmis sadece kemalist olsa hadi neyse derdik ama adam M.Kemal'i adeta tanrilastirmisti. Ha, birde o zamanlar ancak o kadar olabilirdi diyenlere su cevabi veriyim


"kemalist devlet, sözde demokratik, gerçekte askeri faşist bir diktatörlüktür." Ibrahim Kaypakkaya

vs.

"mustafa kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz." Deniz Gezmis

Jolly Jocker
30-01-2012, 00:53
Jadı,

İbrahim Kaypakkaya yoldaşın teorik çizgisi Deniz Gezmiş'ten daha ileriydi. Doğrudur. Aslında pratiği de daha ileridir. Mahir Çayan da keza öyledir.

Deniz Gezmiş, o sloganları kitleleri kendi önderlikleri altında harekete geçirmek amacıyla atıyordu. Politik taktiktir. Kılıçdaroğlu da bugün ''halkın iktidarı'' yazısıyla, Nazım şiirleriyle mitingler yapıyor. Gerçekte sosyalist olduğu için mi? Elbette hayır. Sosyalistleri de kendine çekebilmek için. Deniz de sosyalistti ama kemalist kitleden faydalanmak için onları kendine çekmeye çabalıyordu. Deniz Gezmiş THKO'nun önderlerindendir. Bu örgütün çizgisini benimser. Kafasına göre hareket etmez. Hüseyin İnan'ı, Yusuf Aslan'ı da bilmeden Deniz'i anlamaya kalkmak çok yanıltıcı olur. Hele THKO'nun yayınladığı bir bildiride kemalizm tahlilleri vardır ki örgütün kemalizme sağlıklı yaklaştığının açık göstergesidir. (Türkiye devriminin Yolu Bildirgesi. Ama ilgili kısımları internetten bulamazsın.)

''Mustafa kemal'e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz." türünden laflar mahkemede, yakayı kurtarmak için edilmiş laflardır ve yuvarlak laflardır. Yalandır demiyorum. Farklı bir kasıt yapılmıştır. O sözün öncesini okursan sosyalistlerin de antiemperyalist oldukları, devrimci ve ilerici oldukları, eğer kemalizm de kendini böyle tanımlıyorsa bu durumda bu değerlere hakikaten sahip çıkanlar sosyalistler olduğu için M.Kemal'e hakikaten sahip çıkanların da kendileri olduğu anlamına geleceği kastediliyor. ''M.Kemal'e sahip çıkan varsa o da biziz'' derken M.Kemal'in darbeciliğini, milliyetçiliğini, otoriteryanlığını, halka tepeden bakmasını v.s. değil onunla ilişkilendirilen antiemperyalizmi, laikliği, halkçılığı, ilericiliği kastediyor.

Burada Denizlerin hitap ettiği kitle de önemli. O dönem sosyalist harekete nispeten sempatiyle yaklaşan tek kitle CHP seçmenleriydi. Ecevit'in bile en sol söyleme sahip olduğu dönemlerdendi. Ecevit sosyalistleri CHP'ye çekmeye çalışıyor Denizler de kemalistleri THKO'yu desteklemeye çağırıyordu. Birbirlerinin kitlesinden parça koparmak için yapılan politik taktikler bunlar. Dolayısıyla örgütler kitleselleşebilmek için CHP kitlesine ters gelecek söylemlerden mümkün mertebe kaçınarak politik üsluplarını üretiyorlardı. CHP kitlesi de sol kavramlarla ve değerlerle tanışmaya başlasa da kemalizmin etkisini de sürdürüyordu. M.Kemal'e gönülden bağlıydılar. Bu ortamda yüksek sesle kemalizm eleştirisi yapmak kitleselleşememek, dar bir grup olarak kalıp etkisizleşmek anlamına geliyordu. Önce kitlelere hitap edip örgütü desteklemelerini sağlamak, sonra bazı şeyleri yavaş yavaş anlatmak taraftarıydılar ki mantıklı olan da buydu.

Yani benim kemalizm hakkındaki görüşlerimi biliyorsun. Kemalist falan değilim. Ama o dönem yaşasaydım ve bir örgütün öne çıkan bir siması olsaydım kemalizm eleştirisi yüksek sesle yapmaktan çekinir, bu konuyu pek gündeme getirmezdim. Çünkü o ortamdaki siyaset bunu gerektirirdi. Kaypakkaya açık sözlü davrandı ve fazla kitleselleşemedi. Denizler ise daha pragmatist, daha politik davrandılar. Dolayısıyla da daha etkili oldular. Mesele bundan ibarettir.

Deniz'e kemalist dersen ne ölmeden önceki haykırışlarını açıklayabilirsin, ne bayrağı değiştirme planlarını, ne THKO'nun çizgisini, ne ardılı olan örgütlerin çizgisini, ne de onun yoldaşlarının düşüncelerini açıklayabilirsin. Bunları açıklayabilen tutarlı bir argüman ortaya koymanın tek yolu Denizlerin MDD stratejisi çerçevesinde kemalizmi bir süre müttefik olarak görmüş ve buna ilişkin müttefiklerinin gururunu okşayan açıklamalar yapmış olduklarıdır.

jadi
30-01-2012, 01:05
Ibrahim Kaypakkaya ile Denzi Gezmis, Sagmalcilar cezaevinde yatarken M.Kemal yuzunden bir tartisma cikmis ve yumruklasma ile sonuclanmis. Ufak tefek oldugu icin dayak yiyen Ibrahim olmus.

Adam babasina yazdigi son mektupta bile onu kemalist dusunceyle yetistirdigi icin tesekkur ediyor. Sen hala inkar etmeye ugrasiyorsun.

Deniz Gezmis ne teorik bir altyapisi olan, ne derinlemesine dusunup analiz eden, ne de duzene baskaldiran biri degildi. THKO'ya dusunsel anlamda hicbirsey kattigini sanmiyorum. Olayi sadece "kor olur badem gozlu olur" 'dan ibarettir. Kendinize ille bir kahraman istiyorsaniz Ibrahim Kaypakkaya neyinize yetmiyor ki? Butun hayati boyunca beton Kemal'in poposunu yalamis adamlarin marksizm ile ne alakasi olabilir?

Anti
30-01-2012, 01:15
...M.Kemal'in...halka tepeden bakmasını...Mustafa Kemal'in Kastamonu'da çiftçi ile tuttuğu güreşin hikâyesini bir dinlemiş olsan, ah bir dinlemiş olsan.
Biliyorum o bile işlemez, toplumcu görünüp halkından nefret eden sizlere...
Siz Georges Darien tipi sosyalistsiniz...
Ne der Darien, "Fakirlerden ve yaptıklarından o kadar tiksiniyordum ki en sonunda devrimci oldum."
Bu sizin izahatinizdir işte...

Jolly Jocker
30-01-2012, 03:13
Mustafa Kemal'in Kastamonu'da çiftçi ile tuttuğu güreşin hikâyesini bir dinlemiş olsan, ah bir dinlemiş olsan.
Biliyorum o bile işlemez, toplumcu görünüp halkından nefret eden sizlere...
Siz Georges Darien tipi sosyalistsiniz...
Ne der Darien, "Fakirlerden ve yaptıklarından o kadar tiksiniyordum ki en sonunda devrimci oldum."
Bu sizin izahatinizdir işte...
Halkına demokrasi bile verme, feodalizm artığı ağalarla anlaşıp onlara vekillik ver, ama bir çiftçiyle güreş tuttun diye halkçı olduğun düşünülsün!

Biz kemalizmi tam da halktan yana olduğumuz için eleştiriyoruz.
Size halk sevgimizi kanıtlayacak değiliz.
Ben halka o kadar güveniyorum ki herşey onun olsun, kendini direkt olarak o yönetsin, yaşamının biricik hakimi olsun istiyorum, bunu savunuyorum.
Devlet nosyonu bile uzak geliyor bana. Halkın kendini birinci elden yönettiği öz yönetim organları istiyorum.
Ama çiftçilerle güreşmek gibi bir düşüncem yok. :)

Anti
30-01-2012, 04:21
Halkın kendini birinci elden yönettiği öz yönetim organları istiyorum. Mahalle muhtarı olursan, halk açısından olmasa da bu sorunu şahsi adına çözebilirsin :)
"The Smurfs" değil ki bu dünya herhangi bir kurallar bütünü olmaksızın genel bir yönetim olsun.
Buradan çıkan sonuç özgür olmadığımız yönünde olabilir, evet, ama ideal devlet düzeni, devletin varlığının kabullenilmesi ile tartışılabilecek bir olgudur ve ben bu kavramlara inanıyorum.
Ama siz ütopyalara zaman ayırıp, devletin olmadığı bir evreni kritize edebilirsiniz, buna da saygı duyarım...

Willy Wonka
30-01-2012, 04:45
Biz kemalizmi tam da halktan yana olduğumuz için eleştiriyoruz.
Size halk sevgimizi kanıtlayacak değiliz.

Bir halkı sevmek nedir ki ?
Halk dediğin bir bardak gibi birşey değil ki.

Halk dediğin hücrelerden oluşmuş bir vucud gibi.
Kanserli hücrelerle sağlıklı hücrelerin bir arada yaşadığı bir vucud.
Sen nasıl o vucudu sevebilirsin ki ? Yani sen halkın tamamını tanıyormusun ki halkın tamamını seveceksin.
Değil halkı bir toplulugu bile sevemezsin ki.
Yeri gelir adama bakarsın senin gibi düşünüyordur ama öyle iticidir ki.

Yani demek istediğim mevlanamsı bireyler namümkün. Hani kim olursan ol yine gel gibi birşey yok , halkın tamamını sevemezsin halk dedigin parçalardan oluşmuş birşey halkı seviyorum demek o her bir parçayı kim olursa ne olursa olsun seviyorum demektir.

Atatürk halkın tamamını sevmiyordu ki , sevse niye katliam yaptırsın.
Diğer tüm liderlerde öyle.
Lideri olan bi toplulugun lideri halkını seviyor diye birşey söylemek güçtür.
Çünkü liderlik böyle birşey değil. Lider dediğin siyasal iktidarın sahibidir bu da belli bir kesimin çıkarlarını savunan adam demektir.
Mesela tayip dindarların çıkarını savunur tkp bir komünist tipinin çıkarını savunur. Tayip çıkarda ateistlerin çıkarını savunmaya başlarsa kendi grubu ile ters köşe olur siyasal iktidarını kaybeder.