PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : ''Sapık Sol''


Jolly Jocker
25-01-2012, 21:24
Aslında başlığı ''Devletin Solu: Ulusalcılık'' ya da ''Sol Görünümlü İhanet Şebekesi'' olarak açacaktım ama ''Sapık Sol'' adını tercih ettim. Zira hepsi kendini sol olarak sunan bu sahtekarlık ideolojisini anlatıyor.

Öncelikle ulusalcılığın ne olduğunu tanımlamak gerekiyor. Anayasada ''laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir'' yazmasına karşın gerçekte faşist-oligarşik bir diktatörlük olan devlet gibi, devlete bağlı bu akım da son derece ikiyüzlüdür. Ortaya konmuş net bir teorisi, tanımı yoktur. Aslında ne olduğu bellidir. Devletçe, askerlerce tanımlanır. Ama ikiyüzlülüğü gereği sıkıştığı her durumda ''Ulusalcılık o demek değil ki? Benim kemalizm tanımım farklı'' v.s. şeklinde kıvırmaktadır. Ben teorisiz bu akımın mecburen pratiğine bakarak onu değerlendireceğim. Görünen o ki ulusalcılık ve kemalizm birbirinin aynıdır. Zira birinden olan diğerini de canhıraş savunmaktadır. Ulusalcılık(ya da kemalizm) pek kısa ve öz biçimde seküler Türk milliyetçiliği ve elitizmi olarak tanımlanabilir. Devleti kuran akımdır, vesayet kurumlarına hakimdir. Daha doğrusu ''hakimdi''. Orduda hala belli bir ağırlığa sahiptir. Onun solla ilişkisinin gerçekliği, ''kurtuluş savaşı'' adlı darbe sürecinde kemalistlerin Sovyet desteğini almak için kullandığı sahte sol jargonun samimiyeti kadardır.

Devlet, devrimci ve gerçek bir solu tehdit olarak görmektedir. Bu durum geçmişte de böyleydi. ''Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz'' edebiyatıyla kemalizm sınıf mücadelesinin önüne geçmeye, onu silikleştirmeye, sola alan kapatmaya girişti. Çünkü sol sınıfsal ayrımları temel alır ve bu da milliyetçiliği tam ortadan yarar. Çünkü milliyetçilik, milleti oluşturan sınıfların birliği ve uzlaşmasını temel alır. ''Milli sermaye sınıfının'' çıkarlarını ulusal çıkar ve milli menfaat isimleri altında, sanki tüm milletin(işçi sınıfının da) çıkarınaymış gibi gösterir. Bu yüzden milliyetçilik ile solculuk kesinkes çelişir. Hem de temelden! Kemalizm gerçek solun önünü kapamak için kovuşturma ve baskı politikalarına, farklılıkları yok etmeye, demokrasinin halka inmesini engellemeye, gerçek bir laikliğin önünü ''devlet laikliğiyle'' kesmeye çalıştı. Esas amacı, kendini biricik meşru ve ''gerçekçi'' sol olarak sunup gerçek solu görünmezleştirmekti.

Devlet, kemalizmi sol olarak tanımlayıp gerçek sola alan kapattı. Böylece;
1- Türkiye'de sınıf mücadelesi gelişemeyecek, milli burjuvazinin çıkarları güvencede olacaktı.
2- Türkiye'de etnik ve dinsel azınlıklar hayat hakkı bulamayacak, seslerini duyuramayacak, Türk şovenizminin homojen ulusçuluğu hayat bulacaktı.
3- Halkımız, özellikle de emekçi sınıflar pasif konumdan çıkamayacak ve devlet ile elitler keyiflerince ülkeyi yöneteceklerdi.
4- Gerçek bir demokrasi hiçbir zaman gerçekleşmeyecek, kemalist bürokrasi ve milli burjuvazinin imtiyazları sorgulanmayacak, vesayet rejimi işlemeye devam edecekti.
5- Gerçek bir laiklik çiçek açamayacak, halk aydınlanamayacak, tam bir sekülerleşme sağlanamayacak, bunların yerine sekülerlik ve çağdaş yaşam elitlere has olacak, geniş emekçi yığınlar ise dinsel boyunduruk üzerinden devlete bağlı kalmaya devam edecekti.

Kemalizm ya da ulusalcılık faşist-oligarşik devletin, bu burjuva diktatörlüğünün soludur. Sahte bir soldur. Onun sol olarak tanımlanması, gerçek solun önünü kapama amacı gütmektedir. Gerçek sol, yani marksist ve anarşist versiyonlarıyla devrimci sol devletten kopuk, anti elitist, gerçekten ve dibine kadar demokrat, gerçekten laik, farklılıkları zenginlik kabul edip haklarını sonuna dek aramayı düstur edinmiş, enternasyonalist, sınıf mücadelesini ve sınıfsızlaşma pratiğini temel alan devrimci bir soldur. Devletin sapık, sahte, milliyetçi solu teşhir edilip onunla hesaplaşılmadan gerçek bir solun politik arenada kitleselleşip ses getirmesinin mümkün olamadığı bunca yıldır yeterince görülmüş olsa gerek. Kemalizmden kopamamak demek milliyetçilikten, derin çetelerden, elitizmden, halka tepeden bakmaktan, demokrasi düşmanlığından, laiklik sahtekarlarından, herşeyden evvel burjuva devletten kopamamak demektir.

Gerçek sol hiçbir zaman kemalizmin güdümünde olmamış, sosyalizm ile kemalizmi birbirine karıştırmamıştır. Ama bir zamanlar müttefik olma planları yaptığı da bir hakikattir. Tıpkı sonrasında bu müttefiklik planlarından hızla vazgeçip resmi ideolojiyle tam olarak hesaplaştığının hakikat olması gibi. Kemalizmle hesaplaşmanın -çokca çarpıtıldığı gibi- liberalizmle de ilişkisi yoktur. Marksizm ve anarşizm zaten yapıları gereği antikemalisttir.

Bizler bugüne dek kapitalizme, faşizme, emperyalizme, gericiliğe nasıl tavır koyduysak kemalizme de aynı şekilde tavır koyduğumuzun bilinmesini sağlıklı ve gerçek solculuğun bir nişanı sayıyor olmalıyız.

Kahrolsun kemalizm!
Kahrolsun ulusalcı sahtekarlık!
Kahrolsun sol görünümlü devlet işbirlikçiliği!

Anti
25-01-2012, 21:56
Çağımızın postmodern dini: Güce tapınmak!
Bunu sağolsun bizlere siyasal islamcılar ve Türkiye'yi, Cumhuriyeti getirdikleri noktadan nemalanmaya çalışan uç solun müritleri, çakallaşmış liberaller öğretiyor.
On sene öncesine dönelim, ulusalcılık nedir desek ağzı yüzü birbirine karışacak zatlar, bugün ahkâm keser olmuşlar ve birbirinden saçma teoriler uydurmuşlar. Bunu hangi bilgi kırıntısına borçlular, bunu kestirmek zor. Ya da bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmalarının tezahürü mü desek?
Herneyse...
Ulusalcılığın patlama noktası 2003 senesinde Amerika'nın Irak'ı işgalidir, bunu burada evvelce de yazmıştım ama tabiki uç solun sağdan beslemesi arkadaşlar bunu bir türlü idrak edemediler çünkü onların gözünü "Amerikan Dream" bürümüş...
Ülkemizde bugün ulusalcılığa ve vatanseverliğe yönelik saldırıların temelinde tabii bir surette Amerika'nın parmağı vardır. Çünkü bu topraklarda, ABD'nin işgallerine ve demokrasi zırvalıklarına tek karşı çıkan kesim bunlar oldu!
Nerde o din kardeşim din kardeşim diye ortalığı velveleye verecek olan müslümanlar! Bunlar tavuktur, yemle çalışırlar...
Gördük işte Mavi Marmara sonrasında, yem atıldı ortaya, hepsi sokağa döküldü.
Be çakal sürüsü, 2003'te neredeydiniz?
Zaman, Yeni Şafak, Vakit vs. bu tip siyasal islamın tellallığını yapan gazeteler ABD işgalini haklı çıkarmak için bir yerlerini yırttılar, biz unutmadık televizyonlarda dalgalanan ABD bayraklarını!
O bayrakların bu topraklarda dalgalanmasına kati surette karşı olduğumuz için işte bugün gırtlaklanıyoruz, sesimiz kıstırılıyor, işte Ergenekonlar, işte Balyozlar, işte Silivrideki yurtseverler!
Bana bugün demokrasiden bahsedecek en son cenah olan siyasal islamcılar, bir de kalkmışlar "ileri demokrasi" denen kavramdan bahsedecekler.
Stockholm sendromu olsa gerek bu, demokrasi karşıtları demokrasiden söz edecek...
Tabi burada çıtı çıkmayan uç sola da birkaç kelam etmeli.
Gerçi bunlar artık o eski solculuklarını unutmuşlardır, Taraf'ta falan birleşiyorlar ve kendilerine benzer sokak çocukları da gazetelerini okuyor ve "memlekete demokrasi geldi AKP sayesinde" hüviyetine sahip oldular.
Bunların hepsi ile gerçekleştirdiğim tartışmalarda "hadi lan ordan kâmil" tepkimesini verme zaruretinde hissediyorum kendimi çünkü bu kitle biat kültürü ile yoğrulmuş ve kafalarına iki yumruk inince çıtları çıkmaz.
80 darbesi Ulusalcıların ürünüydü gibi bir yalan var bu ülkede, bahsi geçen darbe en çok bu kesime zarar vermiş olmasına rağmen! Ve tabiki uç solun, gerçekten devrimci kalabilmiş ve sağ beslemelerden asla nemalanmamış çocukları!
Bakalım, Türkiye'de AKP ile beraber ivme kazanan siyasal islam, azılı komünistlerle, sosyalistlerle nasıl ortak bir yol, nokta buldu?
Bunun kapsamı oldukça geniş, sadece kısa bir izahat şu anda işimizi görecektir.
Öncelikle, AKP, M.K. Atatürk tarafından temeli atılmış Türkiye Cumhuriyetininin rejimine tamamen karşıttır ve geldiği ilk günden bu yana bu eksende çalışmalarını sürdürmüştür.
Bunu yaparkende kullandıkları silah "islam" ve ABD kaynaklı "para" olmuştur. Koltuk sevdalarını, yandaş basını, yalakaları saymıyorum, bunlar tarihin her sürecinde vardılar ve olacaklarda. Ama AKP hegemonyasındaki kadar aşağılıklarına rastlayacağımızı sanmıyorum.
Bu kitle karşısında oldukça bozuk bir muhalefet anlayışı ile karşılaştı ve bunu kullanmasını da iyi bildi.
Örneğin Sözcü gazetesi, AKP'nin dini değerlere sahip olduğu inancına kendini kaptırmıştı ve muhalefet biçimini islami yaşam biçimini aşağılayarak oluşturdu ve Cumhuriyetçilerin kayıbında istemsiz de olsa rol aldı.
Art niyet tabiki aramıyorum fakat muhalefet biçimlerini hâlâ takiyyecilik üzerine kurdukları için, bir yurtsever olarak kendilerine sitemim çoktur.
Peki, ne oldu da tüm bunlardan bağımsız olarak AKP hükümeti, genelkurmay başkanlarını yargılayacak, görevini bıraktıracak kadar tehlikeli bir yapıya büründü?
Arkasındaki güç ABD, önündeki fener İslam, sol yanında cemaat, sağ yanında yandaş basın, kucaklarına da "adamlar çalışıyor ama" denen bir halkı oturtmuşlar, demeyin keyiflerine!
Vatansever kitlenin bir neferi olarak inanmadığım tek şey bu savaştan mağlup çıkacağımızdır ve zaferin ardından affetmeyeceğim kitle kesinlikle bu sağ saldırılardan kendine yer oluşturmaya çalışan bu "solcu" böcekler olacak...

AlbatrosS
25-01-2012, 22:49
Çağımızın postmodern dini: Güce tapınmak!
Bunu sağolsun bizlere siyasal islamcılar ve Türkiye'yi, Cumhuriyeti getirdikleri noktadan nemalanmaya çalışan uç solun müritleri, çakallaşmış liberaller öğretiyor.
On sene öncesine dönelim, ulusalcılık nedir desek ağzı yüzü birbirine karışacak zatlar, bugün ahkâm keser olmuşlar ve birbirinden saçma teoriler uydurmuşlar. Bunu hangi bilgi kırıntısına borçlular, bunu kestirmek zor. Ya da bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmalarının tezahürü mü desek?
Herneyse...
Ulusalcılığın patlama noktası 2003 senesinde Amerika'nın Irak'ı işgalidir, bunu burada evvelce de yazmıştım ama tabiki uç solun sağdan beslemesi arkadaşlar bunu bir türlü idrak edemediler çünkü onların gözünü "Amerikan Dream" bürümüş...
Ülkemizde bugün ulusalcılığa ve vatanseverliğe yönelik saldırıların temelinde tabii bir surette Amerika'nın parmağı vardır. Çünkü bu topraklarda, ABD'nin işgallerine ve demokrasi zırvalıklarına tek karşı çıkan kesim bunlar oldu!
Nerde o din kardeşim din kardeşim diye ortalığı velveleye verecek olan müslümanlar! Bunlar tavuktur, yemle çalışırlar...
Gördük işte Mavi Marmara sonrasında, yem atıldı ortaya, hepsi sokağa döküldü.
Be çakal sürüsü, 2003'te neredeydiniz?
Zaman, Yeni Şafak, Vakit vs. bu tip siyasal islamın tellallığını yapan gazeteler ABD işgalini haklı çıkarmak için bir yerlerini yırttılar, biz unutmadık televizyonlarda dalgalanan ABD bayraklarını!
O bayrakların bu topraklarda dalgalanmasına kati surette karşı olduğumuz için işte bugün gırtlaklanıyoruz, sesimiz kıstırılıyor, işte Ergenekonlar, işte Balyozlar, işte Silivrideki yurtseverler!
Bana bugün demokrasiden bahsedecek en son cenah olan siyasal islamcılar, bir de kalkmışlar "ileri demokrasi" denen kavramdan bahsedecekler.
Stockholm sendromu olsa gerek bu, demokrasi karşıtları demokrasiden söz edecek...
Tabi burada çıtı çıkmayan uç sola da birkaç kelam etmeli.
Gerçi bunlar artık o eski solculuklarını unutmuşlardır, Taraf'ta falan birleşiyorlar ve kendilerine benzer sokak çocukları da gazetelerini okuyor ve "memlekete demokrasi geldi AKP sayesinde" hüviyetine sahip oldular.
Bunların hepsi ile gerçekleştirdiğim tartışmalarda "hadi lan ordan kâmil" tepkimesini verme zaruretinde hissediyorum kendimi çünkü bu kitle biat kültürü ile yoğrulmuş ve kafalarına iki yumruk inince çıtları çıkmaz.
80 darbesi Ulusalcıların ürünüydü gibi bir yalan var bu ülkede, bahsi geçen darbe en çok bu kesime zarar vermiş olmasına rağmen! Ve tabiki uç solun, gerçekten devrimci kalabilmiş ve sağ beslemelerden asla nemalanmamış çocukları!
Bakalım, Türkiye'de AKP ile beraber ivme kazanan siyasal islam, azılı komünistlerle, sosyalistlerle nasıl ortak bir yol, nokta buldu?
Bunun kapsamı oldukça geniş, sadece kısa bir izahat şu anda işimizi görecektir.
Öncelikle, AKP, M.K. Atatürk tarafından temeli atılmış Türkiye Cumhuriyetininin rejimine tamamen karşıttır ve geldiği ilk günden bu yana bu eksende çalışmalarını sürdürmüştür.
Bunu yaparkende kullandıkları silah "islam" ve ABD kaynaklı "para" olmuştur. Koltuk sevdalarını, yandaş basını, yalakaları saymıyorum, bunlar tarihin her sürecinde vardılar ve olacaklarda. Ama AKP hegemonyasındaki kadar aşağılıklarına rastlayacağımızı sanmıyorum.
Bu kitle karşısında oldukça bozuk bir muhalefet anlayışı ile karşılaştı ve bunu kullanmasını da iyi bildi.
Örneğin Sözcü gazetesi, AKP'nin dini değerlere sahip olduğu inancına kendini kaptırmıştı ve muhalefet biçimini islami yaşam biçimini aşağılayarak oluşturdu ve Cumhuriyetçilerin kayıbında istemsiz de olsa rol aldı.
Art niyet tabiki aramıyorum fakat muhalefet biçimlerini hâlâ takiyyecilik üzerine kurdukları için, bir yurtsever olarak kendilerine sitemim çoktur.
Peki, ne oldu da tüm bunlardan bağımsız olarak AKP hükümeti, genelkurmay başkanlarını yargılayacak, görevini bıraktıracak kadar tehlikeli bir yapıya büründü?
Arkasındaki güç ABD, önündeki fener İslam, sol yanında cemaat, sağ yanında yandaş basın, kucaklarına da "adamlar çalışıyor ama" denen bir halkı oturtmuşlar, demeyin keyiflerine!
Vatansever kitlenin bir neferi olarak inanmadığım tek şey bu savaştan mağlup çıkacağımızdır ve zaferin ardından affetmeyeceğim kitle kesinlikle bu sağ saldırılardan kendine yer oluşturmaya çalışan bu "solcu" böcekler olacak...

Kürtleri, ermenileri, yahudileri ve bilimum tüm ötekileri DÜŞMAN gören bir SOL olabilir mi?

Kendini resmi tarih ve ideolojinin yedeğine hapsedip her türden devrimci-muhalif akımı(anarşistler de dahil) düşman belleyen bir SOL olabilir mi?

Sol'un üstelik demokrat ve devrimci olanının DEVLET'le herhangi bir siyasal-tarihi-kültürel paradigma'da ortaklaşması MÜMKÜN müdür? Sosyalist devrim ertesinde dahi böyle bir ortaklaşmanın devletin bürokratlaşıp oligarklaşması olduğunu tarih kaydetmedi mi? Türkiye gibi kıytırık burjuva oligarşik bir devlette adına SOL denen, hatta yetmedi DEVRİMCİliği de iliştiren kitlelerin en az TAŞRA FAŞİSTLERİ kadar ırkç bir nefreti içlerinde taşımasının SOLLA bir ilintisi olabilir mi?

Peki cevap diye bir sürü sanrısal sayıklama yazdığın adamın AKP'ci olmadığı gibi AKP ve gericileri eleştiren tonla yazısı olduğunu bilir misin? Bilirsin de işine mi gelmez?

ABD işgaline bu adam OLUR-İYİDİR? mi demiş be terbiyesiz! Yaşasın ABD deyip bayrak mı açmış? Neyin zırvasıdır bunlar! Neyin öfkesi!

DERSİM'de 14 bin KÜRDÜ GÖRE GÖRE KATLETTİREN BİR DEVLET VE GELENEĞE sahip çıkmak mıdır sol?

ABD VE MASONLAR mı yazdı kurulduğundan beri senin anayasanı?

CİA VE MOSSAD Mı o ırkçı hezayanlarınızı örgütleyip kurumsallaştırdı?

Yoksa MI5 mı dersim, koçgiri, zilan vb yerlerde onbinlerce masum sivil kürt katliamı emirlerini verdi?

Rus KGB'si mi 6-7 eylülü, varlık vergisini ve yüzlerce ırkçı faşist provokasyonu tezgahladı?

ARKASINDA DURDUĞUN REJİM BU VE SEN KENDİNE SOL MU DİYORSUN?

Anti
25-01-2012, 23:08
Albatros,
Sen öncelikle Amerikan yaşantısının sana dayattığı bireycilik akımından kurtulmayı denemelisin.
Bu bile dediklerimin kanıtı niteliğindedir çünkü benim yaptığım tüm genellemeleri sen bireye indirgemişsin ve üstüne üstelik saçma sapan zırvalıklarda bulunmuşsun.
Olsun, sorun değil, bu merminin önüne geçtiysen mutlak surette isabet eden yerde bir uzvun kalır...
Çok sevdiğin arkadaşına yönelik eleştirilerimin başında kendisini sağ siyasetten nemalanmış uç solcu tabiri geliyor ve bunun da arkasındayım.
Buna AKP'li desen de gocunmaz, hatta içten içe güler, sevinir falan.
Çünkü çıkarlarını korur bu adamlar, sizleri çok iyi tanıyoruz biz kaç yıldır.
İnsan düşmanını çok iyi tanımalı...
Ve evet, seni Yahudiler, Ermeniler falan kesinlikle ilgilendirmiyor, artık göz boyamayı kesin diğer ırklarla ve yaymak istediğiniz Kürtçü milliyetçi görüşün bağımsız savunucusu olun.
Çok komik ve itici oluyorsunuz çünkü bu şekilde...
Peki sen kendine ne çeşit sol diyorsun Albatross, Kürtçülük temelli, hadi onu revize edelim, milliyetçi solcu musun? Yani Kürt ulusalcısı oluyorsun öyleyse?
Artık şu sol kavramından milliyetçilik kavramını indirgemeyi kesin ya da tartışmamıza felsefi boyut katalım ve "ütopyadan" bahsedelim.
Ona da birikiminiz yeterse bittabi...

AlbatrosS
25-01-2012, 23:27
Albatros,
Sen öncelikle Amerikan yaşantısının sana dayattığı bireycilik akımından kurtulmayı denemelisin.
Bu bile dediklerimin kanıtı niteliğindedir çünkü benim yaptığım tüm genellemeleri sen bireye indirgemişsin ve üstüne üstelik saçma sapan zırvalıklarda bulunmuşsun.
Olsun, sorun değil, bu merminin önüne geçtiysen mutlak surette isabet eden yerde bir uzvun kalır...
Çok sevdiğin arkadaşına yönelik eleştirilerimin başında kendisini sağ siyasetten nemalanmış uç solcu tabiri geliyor ve bunun da arkasındayım.
Buna AKP'li desen de gocunmaz, hatta içten içe güler, sevinir falan.
Çünkü çıkarlarını korur bu adamlar, sizleri çok iyi tanıyoruz biz kaç yıldır.
İnsan düşmanını çok iyi tanımalı...
Ve evet, seni Yahudiler, Ermeniler falan kesinlikle ilgilendirmiyor, artık göz boyamayı kesin diğer ırklarla ve yaymak istediğiniz Kürtçü milliyetçi görüşün bağımsız savunucusu olun.
Çok komik ve itici oluyorsunuz çünkü bu şekilde...
Peki sen kendine ne çeşit sol diyorsun Albatross, Kürtçülük temelli, hadi onu revize edelim, milliyetçi solcu musun? Yani Kürt ulusalcısı oluyorsun öyleyse?
Artık şu sol kavramından milliyetçilik kavramını indirgemeyi kesin ya da tartışmamıza felsefi boyut katalım ve "ütopyadan" bahsedelim.
Ona da birikiminiz yeterse bittabi...

Bak sivri zeka;

* Bireyci olmaktan gocunmam ve bunu bana kimse dayatmaz. Merak ediyorsan izah edeyim: Bu tavır kuramsal olarak ANARŞİST okumalarım neticesinde kazanılmış anti-fetişist ve anti-tabucu bir karşı duruştur.

* Devlet olgusuyla ve resmi ideolojiyle hesaplaşmamış bireylerin kuramsal açıdan SOL'da yer alması mümkün değildir. Senin ağa babaların vakti zamanında GREV KIRICILIĞININ daniskasını yaparlar; kendilerine rağmen greve çıkan işçilere BİR AVUÇ KOMÜNİST ŞAKİ derlerdi!

* EL HAKK!

O zamanlar hiç değilse DÜRÜSTmüşsünüz.

Kürt nefretini kusmaktan yine geri kalmamışsın! Sen bırak benim KÜRTÇÜ hassasiyetlerimi de FAŞİST DEVLETİ'nin dersim ve civarında ''fare gibi zehirlediği'' onbinlerce masum sivilin HESABINI SOR.

ABD'yi, Mossad'ı ıvır zıvır'ı ittiret de bu FAŞİST ANAYASA VE KURUMSALLAŞMAYI ABD VE MOSSAD mı hazırladı diye bir sor 20'lerden beri.

Felsefi ve sosyolojik alt yapım yeter mi dilersen tartışırız. Ben öyle marduktan-zerduktan ıvır zıvırlarla uğraşmam ama. TÜRK ULUSALCILIĞININ teee oluşum safhalarından başlar; sana dil ve kültür bilimsel İLK ARAŞTIRMALARI ve kuramları örneklerim. İŞTE O SAAT ağzın beş yüz karış açılır da kapatmak için belediye zabitlerini çağırırsın.

Türk ulusalcılığının dinamikleri, ilk çalışmalar, YABANCI ETKİSİ falan gireriz; mazallah senin kafayla TÜRK ulusallaşmasının Avusturya-macar ve dolayısıyla YAHUDİ-SİYON komplosu olduğundan çıkarız :)

Sen sen ol akademisini namı diğer TÜRKOLOJİ diplomasıyla kazanmış bir anarko-sosyalist-demokrat bireyle tartışırken ıvır-zıvır mantık hezayanlarıyla gelme. 18-19 yy kültür-ırk-vatandaşlık kuramları; ilk kültürbilim disiplinleri; kültür bilim-toplum ve siyaset mühendisliği mevzularına gireriz de senin aklın pek öyle şeyleri kesmez. Bir de oturup iki saat sana KURAMSAL İZAHLAR yapmaya kalkmayalım.

apsimon
25-01-2012, 23:33
Bir zamanlar bu topraklarda Sosyalistler vardı. Ama bunlar kendilerini sosyalist zanneden nasyonalisttiler. Devrim şarkıları söyler ancak içlerinde faşisttiler. Devletin baki kalması için darağacına bile giderlerdi. Kandırılmıştılar, belkide bilerek kanmıştılar.

ABD yi düşman beller SSCB yi dost bilirdiler. Sosyalizimden bir haber demokrasinin beşiğine de uzak dururlardı.

Bu devletin sahibi "sol" oldu ya...
Şapkadan da tavşan çıkartıldı.

Ya ben anlayamadım hala, hangi soldan bahsediliyor?

Anti
25-01-2012, 23:53
Eleştirilerde kabul edemeyeceğim bir şey var.
O da devlet eli ile gerçekleştirilen cinayetlerin failinin ve azmettiricisinin ulusalcılar olmasına yönelik saçma iddialardır.
Bu yalanın elle tutulur hiçbir tarafı olmamasına rağmen bakıyoruz ki kurulu cumhuriyeti yıkmaya and içmiş "ikinci cumhuriyetçiler", tüm bu pislikleri, dalavereleri ulusalcılar yapmış gibi göstermeyi başardılar.
Aslında bu cinayetlerin tümü, ulusal birliğe yönelik politikalara zarar vermiştir ve bunların bugün irdelenmeyip geçiştirilmelerinin sebebi de olayların açığa kavuşturulmak istenmemesidir.
Bana dürüstçe cevap verin eğer birazcık karakter sahibi iseniz, bu Hrant Dink'in azmettirici neden bulunmadı!
Ulusalcıların anası ağlatıldı kaç yıldır, bir de kendilerine yıkılacak cinayetin, kendilerine hiçbir getirisi olmayan cinayetin tetiğini mi çekecekler?
Bu resmen komedidir, dalga geçmektir.
Sormak istiyorum, bu sürecin en başından beri gündeme gelen kitle kimdi, BBP ve Türk-İslam sentezi değil mi.
Evet.
Burada dahi ulusalcılara giydirilme yapıldı, bu saçmalık değil de nedir?
Bugün bu cinayet ile ilgili belki de en çok şey bilenlerden birisi olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünde kasıt olduğu ortaya çıktı, tabi bunun üzerine giden de tabiki AKP hükümeti değildi, işlerine gelmedi tabi -hatta altından kendileri çıkarlarsa şaşırmam- ama kamuoyuna kayıtsız kalamadılar.
Ve hâlâ gerçekleri görmeyip ardı ardına işlenen bu cinayetlerden ulusalcıları, kökeninde CHP'yi iteleyen bir görüşe ben ancak gülerim.

AlbatrosS
26-01-2012, 00:14
Eleştirilerde kabul edemeyeceğim bir şey var.
O da devlet eli ile gerçekleştirilen cinayetlerin failinin ve azmettiricisinin ulusalcılar olmasına yönelik saçma iddialardır.
Bu yalanın elle tutulur hiçbir tarafı olmamasına rağmen bakıyoruz ki kurulu cumhuriyeti yıkmaya and içmiş "ikinci cumhuriyetçiler", tüm bu pislikleri, dalavereleri ulusalcılar yapmış gibi göstermeyi başardılar.
Aslında bu cinayetlerin tümü, ulusal birliğe yönelik politikalara zarar vermiştir ve bunların bugün irdelenmeyip geçiştirilmelerinin sebebi de olayların açığa kavuşturulmak istenmemesidir.
Bana dürüstçe cevap verin eğer birazcık karakter sahibi iseniz, bu Hrant Dink'in azmettirici neden bulunmadı!
Ulusalcıların anası ağlatıldı kaç yıldır, bir de kendilerine yıkılacak cinayetin, kendilerine hiçbir getirisi olmayan cinayetin tetiğini mi çekecekler?
Bu resmen komedidir, dalga geçmektir.
Sormak istiyorum, bu sürecin en başından beri gündeme gelen kitle kimdi, BBP ve Türk-İslam sentezi değil mi.
Evet.
Burada dahi ulusalcılara giydirilme yapıldı, bu saçmalık değil de nedir?
Bugün bu cinayet ile ilgili belki de en çok şey bilenlerden birisi olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünde kasıt olduğu ortaya çıktı, tabi bunun üzerine giden de tabiki AKP hükümeti değildi, işlerine gelmedi tabi -hatta altından kendileri çıkarlarsa şaşırmam- ama kamuoyuna kayıtsız kalamadılar.
Ve hâlâ gerçekleri görmeyip ardı ardına işlenen bu cinayetlerden ulusalcıları, kökeninde CHP'yi iteleyen bir görüşe ben ancak gülerim.

Hımmm... Demek bu cinayeti 1915'in DEVAMI olarak görüp iktidarın bu ''sürekliliğe sahip çıktığını'' düşünmektesiniz.

Güzel...

Peki, Jolly'ye neden itiraz ediyorsunuz o halde? Af buyurun(isterseniz buyurmayın sizin sorununuz) ama bu Jolly'e sorsan o da bu cinayete iktidarın ya ortak yahut ört bast ettiğini düşünecektir.

DİKKAT:

Siz ULUSALCILARIN DİNK cinayeti noktasında ağzını açması tam bir iki yüzlülüktür!

Neden mi?

Kerinçsiz ve avanesi zirzoplar(şu an birçoğu ergenekon davası'ndan üstelik oldukça güçlü delillerle içerdeler) dink'e yönelik LİNÇ KAMPANYASI başlatıp mahkeme koridorlarında saldırdıklarında SİZ ULUSALCILAR NEREDEYDİ?

Hrant dink şahsında neredeyse tüm Ermeniler ve gayrı müslimler DÜŞMAN ilan edilip linç edilmeye çalışırken siz ULUSALCILAR NE YAPMAKTAYDINIZ?

SUSUN!

Yalnızca susun!

Sizin Hrant'ın adını ağzınıza anmaya hakkınız yok. İktidar bu davayla SUÇ ÜSTÜ yakalandığı için siz ULUSALCIlar'ın linç ortaklığı yaptığınızı unutacağız mı sandınız ?

Anti
26-01-2012, 00:23
Aslında kalıplar içerisine pek girmek istemiyorum fakat şu an bununla zaman kaybedecek değilim.
O yüzden bugünlük ya da bu tartışmanın gidişat sürecinde "ulusalcı" kavramını giyebilirim.
Kendi görüşlerime yakın bulduğum, yani kendisininde belirttiği üzere "vatansever" yazar Nihat Genç, hepimizin görüşlerini oldukça sert bir şekilde yansıtmıştı.
Susmadık biz, hele üzerimize çamur atılırken bunu yapmamız namümkündü.
Amerika'nın Irak'ı işgalinde susan sağ ve uç soldan değiliz biz, olmayacağızda...
Çünkü vicdan denen şeyin muhakemesini en çok biz yapıyoruz ve bu yüzden bugün içerideyiz, bu yüzden uykularımız kaçıyor...
Tabi o da eğer uyuyabilirsek...

http://www.youtube.com/watch?v=b8EdC63QwiU

AhbAp
26-01-2012, 00:24
Aslında başlığı ''Devletin Solu: Ulusalcılık'' ya da ''Sol Görünümlü İhanet Şebekesi'' olarak açacaktım ama ''Sapık Sol'' adını tercih ettim. Zira hepsi kendini sol olarak sunan bu sahtekarlık ideolojisini anlatıyor.

Öncelikle ulusalcılığın ne olduğunu tanımlamak gerekiyor. Anayasada ''laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir'' yazmasına karşın gerçekte faşist-oligarşik bir diktatörlük olan devlet gibi, devlete bağlı bu akım da son derece ikiyüzlüdür. Ortaya konmuş net bir teorisi, tanımı yoktur. Aslında ne olduğu bellidir. Devletçe, askerlerce tanımlanır. Ama ikiyüzlülüğü gereği sıkıştığı her durumda ''Ulusalcılık o demek değil ki? Benim kemalizm tanımım farklı'' v.s. şeklinde kıvırmaktadır. Ben teorisiz bu akımın mecburen pratiğine bakarak onu değerlendireceğim. Görünen o ki ulusalcılık ve kemalizm birbirinin aynıdır. Zira birinden olan diğerini de canhıraş savunmaktadır. Ulusalcılık(ya da kemalizm) pek kısa ve öz biçimde seküler Türk milliyetçiliği ve elitizmi olarak tanımlanabilir. Devleti kuran akımdır, vesayet kurumlarına hakimdir. Daha doğrusu ''hakimdi''. Orduda hala belli bir ağırlığa sahiptir. Onun solla ilişkisinin gerçekliği, ''kurtuluş savaşı'' adlı darbe sürecinde kemalistlerin Sovyet desteğini almak için kullandığı sahte sol jargonun samimiyeti kadardır.

Devlet, devrimci ve gerçek bir solu tehdit olarak görmektedir. Bu durum geçmişte de böyleydi. ''Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz'' edebiyatıyla kemalizm sınıf mücadelesinin önüne geçmeye, onu silikleştirmeye, sola alan kapatmaya girişti. Çünkü sol sınıfsal ayrımları temel alır ve bu da milliyetçiliği tam ortadan yarar. Çünkü milliyetçilik, milleti oluşturan sınıfların birliği ve uzlaşmasını temel alır. ''Milli sermaye sınıfının'' çıkarlarını ulusal çıkar ve milli menfaat isimleri altında, sanki tüm milletin(işçi sınıfının da) çıkarınaymış gibi gösterir. Bu yüzden milliyetçilik ile solculuk kesinkes çelişir. Hem de temelden! Kemalizm gerçek solun önünü kapamak için kovuşturma ve baskı politikalarına, farklılıkları yok etmeye, demokrasinin halka inmesini engellemeye, gerçek bir laikliğin önünü ''devlet laikliğiyle'' kesmeye çalıştı. Esas amacı, kendini biricik meşru ve ''gerçekçi'' sol olarak sunup gerçek solu görünmezleştirmekti.

Devlet, kemalizmi sol olarak tanımlayıp gerçek sola alan kapattı. Böylece;
1- Türkiye'de sınıf mücadelesi gelişemeyecek, milli burjuvazinin çıkarları güvencede olacaktı.
2- Türkiye'de etnik ve dinsel azınlıklar hayat hakkı bulamayacak, seslerini duyuramayacak, Türk şovenizminin homojen ulusçuluğu hayat bulacaktı.
3- Halkımız, özellikle de emekçi sınıflar pasif konumdan çıkamayacak ve devlet ile elitler keyiflerince ülkeyi yöneteceklerdi.
4- Gerçek bir demokrasi hiçbir zaman gerçekleşmeyecek, kemalist bürokrasi ve milli burjuvazinin imtiyazları sorgulanmayacak, vesayet rejimi işlemeye devam edecekti.
5- Gerçek bir laiklik çiçek açamayacak, halk aydınlanamayacak, tam bir sekülerleşme sağlanamayacak, bunların yerine sekülerlik ve çağdaş yaşam elitlere has olacak, geniş emekçi yığınlar ise dinsel boyunduruk üzerinden devlete bağlı kalmaya devam edecekti.

Kemalizm ya da ulusalcılık faşist-oligarşik devletin, bu burjuva diktatörlüğünün soludur. Sahte bir soldur. Onun sol olarak tanımlanması, gerçek solun önünü kapama amacı gütmektedir. Gerçek sol, yani marksist ve anarşist versiyonlarıyla devrimci sol devletten kopuk, anti elitist, gerçekten ve dibine kadar demokrat, gerçekten laik, farklılıkları zenginlik kabul edip haklarını sonuna dek aramayı düstur edinmiş, enternasyonalist, sınıf mücadelesini ve sınıfsızlaşma pratiğini temel alan devrimci bir soldur. Devletin sapık, sahte, milliyetçi solu teşhir edilip onunla hesaplaşılmadan gerçek bir solun politik arenada kitleselleşip ses getirmesinin mümkün olamadığı bunca yıldır yeterince görülmüş olsa gerek. Kemalizmden kopamamak demek milliyetçilikten, derin çetelerden, elitizmden, halka tepeden bakmaktan, demokrasi düşmanlığından, laiklik sahtekarlarından, herşeyden evvel burjuva devletten kopamamak demektir.

Gerçek sol hiçbir zaman kemalizmin güdümünde olmamış, sosyalizm ile kemalizmi birbirine karıştırmamıştır. Ama bir zamanlar müttefik olma planları yaptığı da bir hakikattir. Tıpkı sonrasında bu müttefiklik planlarından hızla vazgeçip resmi ideolojiyle tam olarak hesaplaştığının hakikat olması gibi. Kemalizmle hesaplaşmanın -çokca çarpıtıldığı gibi- liberalizmle de ilişkisi yoktur. Marksizm ve anarşizm zaten yapıları gereği antikemalisttir.

Bizler bugüne dek kapitalizme, faşizme, emperyalizme, gericiliğe nasıl tavır koyduysak kemalizme de aynı şekilde tavır koyduğumuzun bilinmesini sağlıklı ve gerçek solculuğun bir nişanı sayıyor olmalıyız.

Kahrolsun kemalizm!
Kahrolsun ulusalcı sahtekarlık!
Kahrolsun sol görünümlü devlet işbirlikçiliği!

Altına imza!

Yine de nacizane önerim, "Sapık Sol" yerine "Sapkın Sol" gibi bir başlık olurdu!

apsimon
26-01-2012, 00:46
Ayıp olacak ama yazalım artık.

Burası Turan Dursun sitesi mi? AKP kuyrukcusu solcuların sitesi mi?

Anti
26-01-2012, 00:52
Ayıp olacak ama yazalım artık.

Burası Turan Dursun sitesi mi? AKP kuyrukcusu solcuların sitesi mi?Tamamen haklı ve yerinde bir soru.
Bunlar olası bir siyasal islam rejiminde, karakterlerini dahi değiştirmeye müsait insanlardır.
Örneğin başlığı açan zatın blogunu şu şekilde revize ettiğine falan şahit oluruz kesinlikle,
dindostu.blogspot.com :)

AlbatrosS
26-01-2012, 01:14
Ayıp olacak ama yazalım artık.

Burası Turan Dursun sitesi mi? AKP kuyrukcusu solcuların sitesi mi?

Kuyrukçu kim?

Ne dediğinizin farkında mısınız?

Kemalizmi eleştirmek, resmi ideoloji eleştirisi yapıp sol'u ve özellikle sosyalist sol'u bu rejimden yalıtmaya çalışma'nın Kemalizm eleştirisiyle ne alakası var?

apsimon
26-01-2012, 02:04
Kuyrukçu kim?



Kusura bakmayın ancak kuyrukcusunuz.

Aslında mesaj size değildi.

Konu başlığına bakarmısın. Süper mod arkadaşda sapkın düzeltmesiyle imza atıyor.

Turan Dursun'un kimdir? Politik düşüncesi nedir?

AlbatrosS
26-01-2012, 02:12
Kusura bakmayın ancak kuyrukcusunuz.

Aslında mesaj size değildi.

Konu başlığına bakarmısın. Süper mod arkadaşda sapkın düzeltmesiyle imza atıyor.

Turan Dursun'un kimdir? Politik düşüncesi nedir?

Sosyalistler KEMALİST BARBARLIK ve rejimle hesaplaşmadan SOL olabilir mi? Mesele bu ve arkadaş bunu tartışmaya açmış durumda. Peki bunun AKP'yle ilgisi nedir?

Akp bizim durduğumuz Politik hattın neresindedir? Gerek Jolly gerekse benim bugüne dek yazdıklarımı okursanız ''hiçbir yerinde'' olduğunu anlarsınız. Siz galiba bizi TARAF'ta yazan M. Altınok gibi'lerle karıştırmaktasınız. Kendileri de bizi gerek Kürdistan sorunu gerekse AKP konusundaki görüşlerimiz nedeniyle en iyi tabirle ERGENEKONCU olarak görürler.

Jolly Jocker
26-01-2012, 02:20
Bu ulusalcıların düşünce dünyasının güdüklüğünden iyice bezmiş haldeyim. Kendilerini eleştiren herkesin AKP'den ya da islamdan yana olduklarını sanmaları fena halde bayıyor artık. Yalnızca iki cephe tanımlıyor, bu iki cephenin tümüyle birbiriyle ilişkisiz ve zıt olduğunu düşünüyor, başka alternatifleri yok sayıyor ve sonra da ''Ya bendensin ya karşı taraftan'' diyerek önyargı üretip duruyorlar. Onlara göre hem islamı hem devleti eleştirmek, hem AKP'ye hem kemalizme karşı olmak tümüyle düşünce dışı! Bu önyargılarından anlıyoruz ki devrimciliğin ve sosyalizmin ne olduğunu da bilmiyorlar. Kemalizmden yana bir devrimcilik de olmaz muhafazakarlıktan yana bir devrimcilik de.

Öte yandan, kemalizm ile AKP'de dile gelen yeni muhafazakarlık arasında sandıkları gibi Çin Seddi de yoktur. Zira iki akım da aynı piyasa ekonomisinden kök alır. İkisi de belli dozda milliyetçidir. İkisi de sınıfsal ayrımları görmezden gelir. İkisinin de hakiki bir demokrasi ve laiklikle alakası yoktur. İkisi de halkın yönetim ve denetiminin artışından ürker. İkisi de istibdatçı ve otoriterdir. İkisi de devletine bağlıdır. Aslında zıtlaştıkları hususlar bu ortak bağlılıklar yanında devede kulak kalır. Kısacası; aslında aynı b.kun soyudurlar ama ne hikmetse kendilerini bulunmaz Hint kumaşı sanırlar.

Kemalizmin AKP çizgisine uzaklığı, bizlerin uzaklığının yanında pek kısa kalır. Biz AKP'ye de kemalizme de çok uzağız. Ama bunu bu arkadaşlara anlatmak zordur zira ''Önyargım son yargımdır'' anlayışıyla dünyaya bakıyorlar. Zeka seviyeleri de belli. Eleştirildiklerinde cevap üretebilmek yerine önyargılarıyla suçlama yapmayı becerebiliyorlar yalnızca.

apsimon
26-01-2012, 02:25
Sayın albatros,

Başka bir başlık altında da söylemiştim. Kemalizim diye bir ideoloji ve rejim yok. Yoku zorla mı var edeceksiniz.

Sol o yüzden yokla hesaplaşmaz. Sol emperyalizim ve kapitalizimle hesaplaşır.

Benim ulusal bir devrimle hesaplaşma diye bir derdim yok. Kanlı canlı bir devlet aygıtı ve uluslararası şebekeyle hesaplaşma derdim var.

Bir devrimciysen türk ulusal devrimine bakışın da bir devrimci gibi olmalıdır. Keza kürt ulusal sorununada....

Tarihte örnekleri var. Devrimci sosyalist liderlerin türk ulusal devrimine bakışı hiçte sizin gibi değil. Ulusal sorunla ilgili sosyalist literatür oldukça geniş, açar bakarsın.

apsimon
26-01-2012, 02:33
tekrar mesaj

AlbatrosS
26-01-2012, 02:35
Sayın albatros,

Başka bir başlık altında da söylemiştim. Kemalizim diye bir ideoloji ve rejim yok. Yoku zorla mı var edeceksiniz.

Sol o yüzden yokla hesaplaşmaz. Sol emperyalizim ve kapitalizimle hesaplaşır.

Benim ulusal bir devrimle hesaplaşma diye bir derdim yok. Kanlı canlı bir devlet aygıtı ve uluslararası şebekeyle hesaplaşma derdim var.

Bir devrimciysen türk ulusal devrimine bakışın da bir devrimci gibi olmalıdır. Keza kürt ulusal sorununada....

Tarihte örnekleri var. Devrimci sosyalist liderlerin türk ulusal devrimine bakışı hiçte sizin gibi değil. Ulusal sorunla ilgili sosyalist literatür oldukça geniş, açar bakarsın.

Mesele de bu ya;

Ortada Ulusal bir ''hareket'' var ama bunun karakteristiğinin ''devrimci'' olduğu epey ''su götürür''. Asimilasyon, inkar ve imha konseptinden nasıl ''devrimci bir çizgi'' yakaladığınız da ayrı tartışma konusu. Devrim böyle bir şeyse mümkünse almayalım.

AlbatrosS
26-01-2012, 02:37
Öte yandan; Kemalizm adlı bir ideoloji olmadığı KEMALİZM adlı resmi tarihsel, politik ve kültürel bir konseptin olmadığı anlamına gelmez. Tıpkı sizin Ulusal ETNİK TEMİZLİK hareketinden ''devrim'' çıkarmanız gibi Kemalizm bir üzerinde farklı veçhe ve hatlarıyla ince ince düşünülmüş bir politik irade tasavurrudur.

AhbAp
26-01-2012, 02:49
Kusura bakmayın ancak kuyrukcusunuz.

Aslında mesaj size değildi.

Konu başlığına bakarmısın. Süper mod arkadaşda sapkın düzeltmesiyle imza atıyor.

Turan Dursun'un kimdir? Politik düşüncesi nedir?

Süper mod olduğumu vurgulamanız bir hayli vurucu olmuş. Bir süper mod kat'a böyle bir hata yapmamalı; sıradan bir üye değil çünkü... mü?

"Görevinizi yapınız efenim, sıradan üyeler gibi fikir beyan etmeyiniz".

Ulusalcıların klasik hezeyanından çok sıkıldım. Etrafımdaki kendi dostlarımla da yaşıyorum bunu. Gül gibi geçindiğim, canciğer olduğum arkadaşlarımdan çoğu, CHP ve Kemalizm hakkında en ufak bir laf duyduklarında beni haşlamaya, taşlamaya başlıyor; ciğerliğimiz kokoreçe dönüyor.

"Ya Galatasaraylısındır, Galatasaraylı değilsen de Beşiktaşlı" mantığı gibi bir şey bu sanırım. Bunlara laf edince, mutlaka AKP'li olunuyor; haşlama, taşlama bunun üzerinden yapılıyor. Kimsenin aklına, bazılarının Fenerli, Trabzonlu vs olabileceği gelmiyor.

Beni en çileden çıkartan şey de, dostlarımın "Sen böyle (AKP yalakalağına) devam et. O önündeki şarabı 2 yıl sonra nah bulursun da içersin" tarzındaki yaklaşımları. AKP'nin herhangi bir icraatını öven tek bir lafım yokken. Klasik dindar yaklaşımı işte.

İtirazları iyi anlamıyorsunuz. Anlamaya çalışmıyorsunuz. "Filanca kişi konuşmasın, falanca konuşsa bile şunları demesin, diyorsa da kesin şu zihniyettedir" tarzı yaklaşımlarınız, teistleri andırıyor; hem dışarıda hem de forumda.

apsimon
26-01-2012, 03:07
La hevlevela...

Sayın albatros,

Literatürde adı türk ulusal devrimidir. Ben söylesem neyse...

Dünyada uluslaşamıyan yada asimile edilip bir ulusa eklemlenen bir çok topluluk bulunuyor. Uluslaşma sorunu solun yarattığı bir sorun değil. Ve kaçamazda...

Yine dünyanın birçok çoğrafyasında yaşanan sümürünün ulusal sorunları ortaya çıkardığı da bir gerçek. Soruna basit milliyetci bir yaklaşım çöreklenmeyi gizlemektir.

Konu ekonomi politiği kapsayıcı bir şekilde tartışmaya açlısa soldan konuşuyor derdim. O zaman da gelir Lenin konuşurdu. Ancak konuyu açan bu kadarını bile hak etmiyor.

Konu açıcı kendi açısından yaftasını vurmuş yönetim tarafından gerekli desteği de görmüştür. İş artık forumun ismini değiştirmeye gelmiştir.

Artık foruma özgürlükçü ateistler yada genç atesitler mi dersiniz onu bilemem.

apsimon
26-01-2012, 03:11
Sayın mod,

Adam sapık diyor. Üstelik bana kalırsa tarifine Turan Dursun da uyuyor. Konu budur eleştiriyide hakareti de biliriz elhemdülüllah...

AhbAp
26-01-2012, 03:27
Sayın mod,

Adam sapık diyor. Üstelik bana kalırsa tarifine Turan Dursun da uyuyor. Konu budur eleştiriyide hakareti de biliriz elhemdülüllah...

Sayın "üye",

Bakın hala benden "mod" diye bahsediyorsunuz. Modluk, burada konuştuğumuz konuların dışında, çok farklı bir yerdeki bir görevdir. Bunun yanında, tıpkı sizin ya da herhangi bir üye gibi görüşlerimi dile getirebilirim. Yani siz, düşüncenizi "Bir mod (hatta ikinci mesajınızda beni komple "yönetim" yerine de koyup, site adı değişimi bile önermişsiniz) bile böyle diyor yahu" gibi bir çıkışla kuvvetlendirmeye çalışıyorsunuz. Boş!

Başlığın, sol ile alakası olmayan bir "sol"dan bahsettiği, yolundan sapmış bir solu konu aldığı herhalde çok açık. Ancak sapık kelimesi, her zaman "yoldan sapmış, ana çizgiden/bilindikten ayrılmış" anlamına gelmeyip, "gözü dönmüş, manyak" türünden de anlaşılabileceğinden, "yoldan sapma" anlamını daha güçlü vurgulayacağını düşündüğüm "sapkın" önerisini dile getirdim. Aslında anlatılmak istenen solun, solla hiçbir alakası olmadığı için, bunun ne menem bir sol olduğu da önemli değil; sol değil çünkü. Facebook paylaşımlarından öte gidemeyen, "ulusalcı/Kemalist+sol" masturbasyon fırtınalarından daha fazlası değil. Böyle bir kombinasyon yok.

Önceki mesajımda da dediğim gibi, asıl anlatılmak istenen ile ilgilenmiyor, dolayısıyla da anlamıyorsunuz. Anlayın ama katılmayın, hak vermeyin o ayrı. Ama anlayın. Kimin ne olduğuyla, ne diyebileceği ve ne diyemeyeceği ile ilgili çıkarımlarda bulunmaktan vazgeçin artık.

AlbatrosS
26-01-2012, 04:10
La hevlevela...

Sayın albatros,

Literatürde adı türk ulusal devrimidir. Ben söylesem neyse...

Dünyada uluslaşamıyan yada asimile edilip bir ulusa eklemlenen bir çok topluluk bulunuyor. Uluslaşma sorunu solun yarattığı bir sorun değil. Ve kaçamazda...

Yine dünyanın birçok çoğrafyasında yaşanan sümürünün ulusal sorunları ortaya çıkardığı da bir gerçek. Soruna basit milliyetci bir yaklaşım çöreklenmeyi gizlemektir.

Konu ekonomi politiği kapsayıcı bir şekilde tartışmaya açlısa soldan konuşuyor derdim. O zaman da gelir Lenin konuşurdu. Ancak konuyu açan bu kadarını bile hak etmiyor.

Konu açıcı kendi açısından yaftasını vurmuş yönetim tarafından gerekli desteği de görmüştür. İş artık forumun ismini değiştirmeye gelmiştir.

Artık foruma özgürlükçü ateistler yada genç atesitler mi dersiniz onu bilemem.

Arkadaş, neye itiraz ediyorsanız, neyi yanlış buluyorsanız orayı alıntılar ve fikrinizi beyan edersiniz. Yahut komple bir yazı yazar, eleştirdiğiniz yerleri vurgularsınız. Oysa yazar, sizin yamamaya çalıştığınız yerle alakalı olmadığı için zannediyorum ki öfkeniz katmerlenmekte.

Ulusal sorunları ''sol''un yarattığı gibi bir fikri kimse iddia etmedi.

İddia oldukça basit ve yalındı: KEMALİZM'in ve o'nun ürettiği resmi tarih ile sosyo politiğin SOL'la herhangi bir ilgisi bulunmaz. Sol'un görevi olan'a olduğu şey'in hakkını vermektir. Akıllı bir LİBERAL'e sorsanız o da size Kemalizm'n özünde sosyalizm ve solla herhangi bir alakası olmadığını rahatlıkla söyler: Aklın yolu birdir net'çede.

Zannediyorum ki siz ''Kurtuluş savaşı'' gibi bir şeyin olduğundan, Türk Ulusal Devrim'inin de bunun neticesi olduğundan gayet eminsiniz. Kemalizm'i ''gereği kadar sol ve devrimci'' bulmasanız dahi geleneksel rejim'in ürettiği böylesi bir tarih tevatürünün gerçekliğinden pek şüphe duymamaktasınız.

Bense bir etnik grubun başkaca etnik grupları herhangi bir sebeple ''etnik temizliğe'' tabi tutup yerinden yurdundan etmesinin herhangi bir şeyden KURTULUŞ'A tekabül gelmediğini düşünüyorum. Özetle ''kurtulduğumuz'' şey yalnızca aynı coğrafyayı paylaştığımız farklı etnik gruplardır. O'nları kovduktan sonra bugüne kadarki tablo da ortada.

Siz varın ''etnik temizliğin'' ekonomi politiğinle felan ilgilenin. Ekonomi politik açısından ''yabancı'' unsurlardan vatanı temizlemenin ''emperyalis işbirlikçileri'' ve ''devrimci türk cevvalleri'' açısından anlamını falan düşüne koyun. Ben size asıl ihanet belgesinin, Türkiye halklarına atılmış asıl kazığın TÜRK ULUSLAŞMASI adına yapılanlar olduğunu söylüyorum.

Sorun şu: Bunun nesini tartışalım solcu ve demokratlar olarak?

apsimon
26-01-2012, 19:41
Sayın albatros Lenin'in bırakın M.kemal'i ittahat ve terakkiyi öven tonla yazısı var. 1908 devrimini selamlayıp eksik yapıldığını yazıp söylüyor. Keza diğer devrimci önderlerden Mao'nun M.kemalle ilgili yazdıkları da arşivlerdedir. Açar bakarsınız beni de yazmak zorunda bırakmazsınız.

Sadece ufak bir alıntı ,

Türk toplumunda meydana gelen derinlemesine toplumsal ve iktisadi değişiklikler, Anadolu köylüsünün ulusal bağımsızlık için verdiği kararlı mücadelede belirleyici bir rol oynamıştır. Bu değişiklikler, Türk toplumunda siyasal ve iktisadi alanda da ifadesini buldu.Siyasal alanda padişahlığın ve hilafetin eski siyasal kurumları ve kapitülasyonlar (bazı yabancılara anlaşmalarla tanınan ayrıcalıklar) kaldırıldı; din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Cumhuriyet ilan edildi ve demokratik bir anayasa kabul edildi. Ekonomi alanında ise; çiftçilerin durumunu düzeltecek önlemler alındı; tarım ürünlerini dış pazarlara doğrudan doğruya satabilmek için Anadolu'nun iç bölgelerini denize bağlayan demiryolları yapıldı. Petrol, şeker, kibrit ve tütün devlet tekeli haline getirildi. Köylülerin kooperatiflerde örgütlenmesi ve ülkenin sanayileşmesi özendirildi. Dış ticaretin devlet eliyle düzenlenmesi yolun da girişimlerde bulunuldu. Liman şehirlerinde burjuvazisinden alınan vergiler ağırlaştırıldı. Ve son olarak da, Türkiye ekonomisi için köleleştirici şartlar getirerek ülkeye yuvalanmaya çalışan yabancı sermayeye karşı direnildi...

Komintern’in merkezi yayın organı Presse-Korespendenz 1926

Sahi sol diyordunuz ya işe bak. Tonla böyle yazı var. Kimin yalanı şimdi bunlar. Siz kendinizi akıllı, alemi salak mı bellediniz.

Kuyrukçunuz anladık. Bari biraz dürüst olun.

Uzun uzun cevaplar yazmak ve konuyu derinlemesine tartışmak isterim. Ancak ne anlatsam, nereden alıntı yapsam boş. Yaptığım alıntıyı da koymayı düşünmüyordum. Biraz vicdanları vardır diyor arada ince ince göndermelerde bulunuyordum.

Mod arkadaş da alınmış,
Üye gibi yazma özgürlüğü olduğunu söylüyor. Kendi gibi düşünmeyen solculara sapık diyen bir sapkını aklıyan kim?

Turan Dursun göndermemde havada kaldı.

jadi
26-01-2012, 19:48
Sn apsimon. Ona bakacak olursak Hitler'in de Kemal'e ovguler duzdugu tonla yazisi vardir. Benim ve Mussolini'nin ogretmeni Ataturk'tur der mesela. O yuzden geciniz bunlari. Kaldi ki Lenin zaten kendisi de milyonlarca insanin olumune sebep olmus bir diktatordu. Ataturk'e ittihatcilara ovguler dusmesi kimseyi sasirtmaz

AhbAp
26-01-2012, 19:52
Mod arkadaş da alınmış,
Üye gibi yazma özgürlüğü olduğunu söylüyor. Kendi gibi düşünmeyen solculara sapık diyen bir sapkını aklıyan kim?



"Üye" arkadaş,

Sizin modlukla alıp veremediğiniz nedir? Neden bana mod diye hitap ediyorsunuz? Benim üye adım, görebileceğiniz üzere AhbAp. Neden yazılarında hitabını AhbAp şeklinde değil de mod olarak yapıyorsunuz? Benim üye adım altında "Super moderator" yazmasaydı, ne değişecekti yazacaklarımdan?

Fikrime, ifademe karşıysanız itiraz edersiniz, eleştirirsiniz, anlarız. Ama modluk üzerinden yapmaya çalıştığınız nedir? Benim fikrimin, ifademin size ters olması ile ayrıca benim mod olmam arasında nasıl bir bağlantı var, anlamaya çalışıyorum. Nedir yani, bir mod böyle düşünemez, böyle ifade edemez mi? Nedir?

Ayrıca alındığım bir şey yok. Direk benden bahsetmemiş miydiniz? Başka birinden bahsediyordunuz da ben mi alındım? Kullandığınız kelimeler ve tanımları ile ilgili ciddi sorunlarınız olduğunu görüyorum. Zaten asıl meseledeki vurucu noktaları kaçırmanız ve daha önce de belirttiğim gibi okuduğunuzu anlamamanız bu yüzden.

jadi
26-01-2012, 22:02
Aslinda ulusal sol diye bisey olamaz. Ama Turkiye'nin de icinde bulundugu 3. dunya ulkelerinde siyaset tamamen farkli gelismis ve boyle bisey ortaya cikmistir.

Baslik sahibinin sapik sol diye bahsettigi sey sol kemalizmdir. Bunun sol ile hicbir alakasi yoktur. Bu ideoloji bildigin milliyetciliktir. En goze batan farklari laikci cumhuriyet hususunda hassas olmalaridir. Mesela cumhuriyetin korunmasi, demokrasinin korunmasindan daha onemlidir . Bu ugurda demokrasi sekteye ugratilabilir. Bunun disinda herhangibir spesifik ozellik tasimazlar. Mhp ile aynidirlar. Buna aslinda cumhuriyet gazetesi solculugu demek de mumkundur


Kemalizme nispeten mesafeli duran solcular da bilerek veya bilmeyerek ulusalciliga sik sik dusmuslerdir. Aslinda onlar da milliyetci olduklari halde sosyalist terminolojiyi kilifina uydururak kullanirlar. Anti-emperyalist ve anti-fasist takilirlar. Onlar icin emperyalizmin amaci, kendi ulkelerini bolmek ve parcalamaktir. Dis mihrak yerine emperyalizm kelimesi kullanilir. Ic mihrak kelimesi icin yine emperyalizm(bol ve yonet) tercih edilir. Kemalistler, muhalifleri icin hain, yobaz, bolucu gibi ithamlarda bulunurken, sosyalistlere muhalafet edenlerin tamami fa$ist ve satilmis kopektir mesela.


Bunlar kemalistler gibi etnik milliyetcilik yapmazlar ama antiemperyalizm sayesinde i$i irkciliga kadar goturenleri gozlemlenmektedir.


En buyuk handikaplari, somuruye devletler arasi bir olgu olarak bakmalaridir. Bireyler veya kucuk capli sosyal ve ekonomik kurumlar arasi somuruyu onemsemezler. Bu alanda hicbir mucadeleleri yoktur. Mesela, A ulkesinden o kadar nefret etmektedirler ki, sirf ona zarar vermek ugruna B ulkesinin her turlu zulmune, somurusune yandaslik etmekten beis duymazlar. Goruldugu uzere burjuvanin somuru aygiti olan devlet kurumuna karsi emekci siniflarin haklarini savunmazlar. Aslinda, bu noktada dustukleri cok buyuk bir celiski daha vardir. O da devletci olmalari ve kamu calisanlarini isci sinifi olarak gormeleridir. Kamu calisanlari, devletin somurusunden pay alan bir siniftir ve bu kuruma karsi asla bir mucadeleye girmeyecektir. Kamu calisanlari devlete karsi sadece ucretleri noktasinda uzlasmazlik yasar. Devletten maas alan bir ogretmen, polis, isci ile gundelikci bir kadin, tarlada calisan irgat, cirak, garson nasil bir ortak hedefe sahip olabilir ki?


Kisacasi bu insanlarin kendi ulusal devletlerine bakis acilarinda cok ciddi problemler bulunmaktadir. Sol gosterip sag vururlar. Sag milliyetcilige bile rahmet okutacak kadar kotu biseydir bu

AlbatrosS
27-01-2012, 02:15
Sayın albatros Lenin'in bırakın M.kemal'i ittahat ve terakkiyi öven tonla yazısı var. 1908 devrimini selamlayıp eksik yapıldığını yazıp söylüyor. Keza diğer devrimci önderlerden Mao'nun M.kemalle ilgili yazdıkları da arşivlerdedir. Açar bakarsınız beni de yazmak zorunda bırakmazsınız.

Sadece ufak bir alıntı ,

Türk toplumunda meydana gelen derinlemesine toplumsal ve iktisadi değişiklikler, Anadolu köylüsünün ulusal bağımsızlık için verdiği kararlı mücadelede belirleyici bir rol oynamıştır. Bu değişiklikler, Türk toplumunda siyasal ve iktisadi alanda da ifadesini buldu.Siyasal alanda padişahlığın ve hilafetin eski siyasal kurumları ve kapitülasyonlar (bazı yabancılara anlaşmalarla tanınan ayrıcalıklar) kaldırıldı; din ve devlet işleri birbirinden ayrıldı. Cumhuriyet ilan edildi ve demokratik bir anayasa kabul edildi. Ekonomi alanında ise; çiftçilerin durumunu düzeltecek önlemler alındı; tarım ürünlerini dış pazarlara doğrudan doğruya satabilmek için Anadolu'nun iç bölgelerini denize bağlayan demiryolları yapıldı. Petrol, şeker, kibrit ve tütün devlet tekeli haline getirildi. Köylülerin kooperatiflerde örgütlenmesi ve ülkenin sanayileşmesi özendirildi. Dış ticaretin devlet eliyle düzenlenmesi yolun da girişimlerde bulunuldu. Liman şehirlerinde burjuvazisinden alınan vergiler ağırlaştırıldı. Ve son olarak da, Türkiye ekonomisi için köleleştirici şartlar getirerek ülkeye yuvalanmaya çalışan yabancı sermayeye karşı direnildi...

Komintern’in merkezi yayın organı Presse-Korespendenz 1926

Sahi sol diyordunuz ya işe bak. Tonla böyle yazı var. Kimin yalanı şimdi bunlar. Siz kendinizi akıllı, alemi salak mı bellediniz.

Kuyrukçunuz anladık. Bari biraz dürüst olun.

Uzun uzun cevaplar yazmak ve konuyu derinlemesine tartışmak isterim. Ancak ne anlatsam, nereden alıntı yapsam boş. Yaptığım alıntıyı da koymayı düşünmüyordum. Biraz vicdanları vardır diyor arada ince ince göndermelerde bulunuyordum.

Mod arkadaş da alınmış,
Üye gibi yazma özgürlüğü olduğunu söylüyor. Kendi gibi düşünmeyen solculara sapık diyen bir sapkını aklıyan kim?

Turan Dursun göndermemde havada kaldı.



Sayın Apsimon;

Sizinle oturup iki saat ''fraksiyon'' tartışmalarına girmiyeceğim. Lenin'in, Stalin'in, Mao'nun şunun bunun ULU ÖNDERİNİZ hakkında ne dediği beni alakadar etmez.

Lenin dediyse bu adam ''solcudur, marksisttir'' gibi çocukça bir mantıkla da ilgilenmiyorum.

Yazdıklarıma ve sorularıma cevap vermemişsiniz. Onlara cevap verin sonra devam ederim.

Anti
27-01-2012, 02:54
Albatros,
Sorunu solcu ve demokratlar olarak tartışalım diye sormuşsun da sen bu sıfatlara sahip birisi olduğuna cidden inanıyor musun?
Samimiyetten uzak, kürtçü-şövenist adam burada demokrasi dersi verecek.
Hadi canım sende!

apsimon
27-01-2012, 04:13
Sayın albatros ben türk ulusal devrimi diyorum. Sen yok öyle birşey o sizin hüsnü kuruntunuz diyorsun. Alıntı ulusal devrimle ilgili cavabımdır. Kaçan varmı sorudan. Cevap o noktada alınmış olması gerekiyordu.

Lenin'in( tabi siz devrimcileri sevmezsiniz) 1908 tarihli bir mektubunu hatırlıyorum. Bu mektubunda 1908 devrimini övüp avrupa liberallerini iğneliyordu. Bugün yaşasa kimi iğnelerdi? Devrim kendi burjuvazisini ve proleteryasını yaratır ve sosyalist bir devrim için kuluçka görevi görür umudu taşıyordu. Leninin o tarihlerde Türkler,iran ve çinlilerden beklentisi büyüktü. Yarı sömürge olmaları sebebiyle oluşacak ulusal ve demokratik dalganın emperyalizme karşıt olacağı düşüncesine sahiptir.

Ancak yanılmıştır. Bana kalırsa bunun iki temel sebebi bulunuyor. Yaklaşan emperyal savaş ve ittahatcı kadronun işbirlikçiliği temel sebeplerdir. Zira bu kadroda emperyalist devletlere yaranma yarışına girmiştir. Paylaşım savaşında gerek fransızlarla gerekse ingilizlerle temas sağlanmaya çalışıldı. Gerek bu devletlerin tutumları gerekse ittahatcı kadronun yeni büyüyen Almanya Emperyalizmi ile olan ilişkileri ülke topraklarını almanya ile talanı sonucunu doğurmuştur.

1. Dünya savaşı süresince Ülkenin madenlerini almanya tarafından işlenmiştir. Silahlar almanya tarafından sağlanmıştır. Ordu ve hükümet alman kontrolündedir. Bu işbirlikçi çeti ile ermeni ve rumlara karşı içerde de bir savaş yürütülmüştür. Katliamlar yapılmış tehcir kararları alınmıştır. Etrafında sürekli dolaştığım sorunuzun cevabıda budur.

Ulusal devrimlerin çoğu işbirlikçi birer devlet süreçlerine dönüşmüştür. Burda rosa ile Lenin in polemikleri oldukça öğreticidir. Ancak bu böyledir diye devrimlere darbe demek absürt olur ki, bilimle bağdaşmaz. Osmanlıda darbe yapılmıştır demek için bir demokrasiden bir halk iradesinden bahsetmemiz gerekiyor. 1908 devrimi sadece leninde bir umut yaratmamıştır. Ülke topraklarında yaşıyan müslim-gayri müslimler tarafında da bir umut yaratmıştır. İşbirlikçi çetenin diktasını kurduğu tarihe kadarda bu umut hep var olmuştur. Yine 1920 yeni bir umudun kapısını aralamıştır.

Lenin i mao yu seversiniz yada sevmezsiniz onu bilmem. Zannetiğiniz aksine M.Kemalden de pek hazzetmem. 1926 sonrası ABD ye ve İngilizlere yamanma çabasıda oldukça ilginçtir. Eski alışkanlıklar yine depreşmiş Krupp ve Deutche bank sahnede yerini almıştır. Ülke tarihinde TDH (tabi siz bu tabirdende hazetmezsiniz) nın devlete ve rejimine bakışı nettir. Salon solculuğu yaparak devrimi örgütlemek konusunda sıkıntılı olduklarını da biliyoruz.

Devrimci bir sosyalist olmadığınız ortada duruyorken solculuk öğretmeye kalkışmanız da tuhaf oluyor. Kardeş o franksiyon diye burun kıvırdığın örgütler sayesinde darbe emziğini emiyorsun.

Devrimin kazanımları hakkında Turan Dursun'un fikirleri ortada dururken. Ucu bucağı belirsiz bir Sapık söylemi üzerinden Turan Dursunu nereye oturtuyorsunuz?

AlbatrosS
27-01-2012, 04:47
Sayın albatros ben türk ulusal devrimi diyorum. Sen yok öyle birşey o sizin hüsnü kuruntunuz diyorsun. Alıntı ulusal devrimle ilgili cavabımdır. Kaçan varmı sorudan. Cevap o noktada alınmış olması gerekiyordu.

Lenin'in( tabi siz devrimcileri sevmezsiniz) 1908 tarihli bir mektubunu hatırlıyorum. Bu mektubunda 1908 devrimini övüp avrupa liberallerini iğneliyordu. Bugün yaşasa kimi iğnelerdi? Devrim kendi burjuvazisini ve proleteryasını yaratır ve sosyalist bir devrim için kuluçka görevi görür umudu taşıyordu. Leninin o tarihlerde Türkler,iran ve çinlilerden beklentisi büyüktü. Yarı sömürge olmaları sebebiyle oluşacak ulusal ve demokratik dalganın emperyalizme karşıt olacağı düşüncesine sahiptir.

Ancak yanılmıştır. Bana kalırsa bunun iki temel sebebi bulunuyor. Yaklaşan emperyal savaş ve ittahatcı kadronun işbirlikçiliği temel sebeplerdir. Zira bu kadroda emperyalist devletlere yaranma yarışına girmiştir. Paylaşım savaşında gerek fransızlarla gerekse ingilizlerle temas sağlanmaya çalışıldı. Gerek bu devletlerin tutumları gerekse ittahatcı kadronun yeni büyüyen Almanya Emperyalizmi ile olan ilişkileri ülke topraklarını almanya ile talanı sonucunu doğurmuştur.

1. Dünya savaşı süresince Ülkenin madenlerini almanya tarafından işlenmiştir. Silahlar almanya tarafından sağlanmıştır. Ordu ve hükümet alman kontrolündedir. Bu işbirlikçi çeti ile ermeni ve rumlara karşı içerde de bir savaş yürütülmüştür. Katliamlar yapılmış tehcir kararları alınmıştır. Etrafında sürekli dolaştığım sorunuzun cevabıda budur.

Ulusal devrimlerin çoğu işbirlikçi birer devlet süreçlerine dönüşmüştür. Burda rosa ile Lenin in polemikleri oldukça öğreticidir. Ancak bu böyledir diye devrimlere darbe demek absürt olur ki, bilimle bağdaşmaz. Osmanlıda darbe yapılmıştır demek için bir demokrasiden bir halk iradesinden bahsetmemiz gerekiyor. 1908 devrimi sadece leninde bir umut yaratmamıştır. Ülke topraklarında yaşıyan müslim-gayri müslimler tarafında da bir umut yaratmıştır. İşbirlikçi çetenin diktasını kurduğu tarihe kadarda bu umut hep var olmuştur. Yine 1920 yeni bir umudun kapısını aralamıştır.

Lenin i mao yu seversiniz yada sevmezsiniz onu bilmem. Zannetiğiniz aksine M.Kemalden de pek hazzetmem. 1926 sonrası ABD ye ve İngilizlere yamanma çabasıda oldukça ilginçtir. Eski alışkanlıklar yine depreşmiş Krupp ve Deutche bank sahnede yerini almıştır. Ülke tarihinde TDH (tabi siz bu tabirdende hazetmezsiniz) nın devlete ve rejimine bakışı nettir. Salon solculuğu yaparak devrimi örgütlemek konusunda sıkıntılı olduklarını da biliyoruz.

Devrimci bir sosyalist olmadığınız ortada duruyorken solculuk öğretmeye kalkışmanız da tuhaf oluyor. Kardeş o franksiyon diye burun kıvırdığın örgütler sayesinde darbe emziğini emiyorsun.

Devrimin kazanımları hakkında Turan Dursun'un fikirleri ortada dururken. Ucu bucağı belirsiz bir Sapık söylemi üzerinden Turan Dursunu nereye oturtuyorsunuz?

Sayın Apsimon;

Lenin'in ıvırın zıvırın nasıl baktığını boşverin.(Uluslar arası ilişkilerde politik örtüşme ve ortaklıklar belirleyeci olmaz her zaman. Çıkarlar etkilidir. Chavez'in Ahmedi Nejad'a düzgüğü övgüleri neyle izah edeceğiz yoksa? Bilinmez ki o Nejad ki İran Molla rejiminin en gerici halk düşmanlarından ve eski istihbarat şeflerinden biridir? ) Gelin biz süreçlerin bizzat kendisini ortaya serip adını net biçimde koyalım:

1908'den sonra İttahatçı Klik somut olarak ne yaptı? Girişilen maceraperestlikler ve savaşlar neticesinde Anadolu'da kapsamlı ETNİK TEMİZLİK harekatı başlattı.

Oysa insanlık daha o dönemlerde dahi farklı etnik grupların bir arada görece bir eşit vatanda yaşayabileceği politik akımlar, düşünceler, fikirler ve pratiklere yabancı değildi. Nitekim, Osmanlı'nın adem-i merkeziyetçilikten uzak federatif örgütlenmesi, 1908 devriminin bazı pozitif idealleri ekseninde derinleştirilmiş olsaydı yeni ve esnek bir toplum modeli-kurgusu pekala mümkün olabilirdi; ancak;

Bunun na-mümkün kılan gerek tarihsel, gerek politik gerekse kültürel EGEMENLİK İLİŞKİLERİ-MÜESSES KÜLTÜRLENME VE ŞEMATİK ORGANİZASYON mevcuttu.

Biz ne dedik bir önceki yazımızda?

]Bense bir etnik grubun başkaca etnik grupları herhangi bir sebeple ''etnik temizliğe'' tabi tutup yerinden yurdundan etmesinin herhangi bir şeyden KURTULUŞ'A tekabül gelmediğini düşünüyorum.[/B] Özetle ''kurtulduğumuz'' şey yalnızca aynı coğrafyayı paylaştığımız farklı etnik gruplardır. O'nları kovduktan sonra bugüne kadarki tablo da ortada.

Siz varın ''etnik temizliğin'' ekonomi politiğinle felan ilgilenin. Ekonomi politik açısından ''yabancı'' unsurlardan vatanı temizlemenin ''emperyalis işbirlikçileri'' ve ''devrimci türk cevvalleri'' açısından anlamını falan düşüne koyun. Ben size asıl ihanet belgesinin, Türkiye halklarına atılmış asıl kazığın TÜRK ULUSLAŞMASI adına yapılanlar olduğunu söylüyorum.

Yani?

İttihatçı süreklilik olarak da okunabilecek yeni rejim Osmanlı'dan bu yana bir süreklilik hali olup AZINLIKLARI KOVMA-SİNDİRME politikasını aynen devam ettirmiş midir?


Azınlık grublarının bir coğrafyadan topluca etnik temizliğe tabi kılınması bir DEVRİM'E tekabül gelir mi?

Peki siz bu soruya bir cevap verdiğinizi düşünüyor musunuz?

NOT: Gerek 1908 darbesi gerekse 23 darbesi devlet-toplum-birey ilişkileri temelinde köklü bir alt üst oluş, yani değişime tekabül etmez. Siz de takdir edersiniz ki 1876'dan bu yana devlet-i ali'nin birçok alanda ''yenilenme'' adımları olmuş; ancak, bunlar daha çok DEVLET AYGITINIn modernizasyon çabalarına karşılık gelmiştir. 1908 ve sonrası 23 süreçlerini de benzeri biçimlerde okumakta fayda var.

Gerek egemenlik ilişkileri gerekse birey/toplum-devlet ilişkileri açısından ''modernist'' bir kopuşa tekabül edecek süreçler değildir bunlar. Bana katılır mısınız bilmem; ancak resmi tarihin iddia ettiğinin aksine ben Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişin bir ''süreklilik hali'' olduğunu düşünüyorum. Elbette kendi özgün koşulları ve yaşadığı dönüşümlerle birlikte.

Benim ''devrim'' kavramına elime ''marksist külliyatı alıp'' kitaba uygun mu değil mi açısından bakmam. Şayet tarih ''insani iradi bir özne'' kılacak mücadeleler, eşitlik ve özgürlük savaşlarının tarihiyse; benim perspektifim birey-toplumun geleneksel-tarihi süreçler içerisinde tevarüs etmiş her türden ''otorite'' ilişkileri ve hiyerarşik kastlaşmaların çözülüp çözülmediğiyle alakalıdır.


Herhangi bir devlet şemasında şayet birey;otorite-devlet karşısında aciz-edilgin ve itaatkar kalıyorsa o şema'nın bizzatihi kendisinde ciddi sıkıntılar var demektir. Yahut o şema, birey ve toplum karşısında otoriter ve hiyerarşik yeni kast sistemleri üretiyorsa, o şema'nın devrimciliği sulandırılmış bir retorikten öte geçmez nazarımda.

Her neyse... Etnik temizlik mevzusunu tekrar düşünmenizi istiyorum. Bir rejim etnik temizlik yapıyorsa orada bir ''devrim''den bahsedilebilir mi? öncelikle sorun bu...

Jolly Jocker
27-01-2012, 05:28
Anti,
AlbatrosS'un ''Kürtçü, şovenist'' olduğunu nereden uydurdun?
Kendi özelliklerinizi başkalarına yansıtmayın.
Ya Türkçü olacaksın ya Kürtçü, ortası yoktur türünden bir düşünce gerçek dışıdır.
Enternasyonalistler de var bu dünyada.
Hakkı yenen ulusların hakkını savunmak şovenizm değildir.
Bir ulusun varlığını inkar etmek, haklarını kısıtlamak, ana dilini hürce kullanmasına karşı çıkmak şovenizmdir.

apsimon,
Siz M.Kemal'i lider fetişizmi çerçevesinde her dediği son söz niteliğinde olan biri olarak tahayyül ettiğiniz için bizden de sosyalist liderler konusunda aynı tavrı göstermemizi bekliyor ama yanılıyorsunuz. Biz -kendimiz dahil- herkesi ve herşeyi eleştiririz. Tabularımız yoktur. Marksizm, kemalizm gibi dogmatik bir öğreti değildir. Bu bir.
İkincisi, yine de sana anladığın dilden cevabı da verelim. Bak Stalin ne diyor kemalizm için; ''Kemalist devrim, bir üst tabaka devrimidir, milli ticaret burjuvazisinin devrimidir. Bu devrime, yabancı emperyalistlerle karşı-mücadele içinde varıldı ve devrimin sonraki gelişmesi, esas olarak köylü ve işçilere karşı, evet toprak devrimi imkanlarına karşı yöneliyor.'' (Josef Stalin, 13 Mayıs 1927 - Sun Yat-sen Üniversitesi öğrencileriyle bir görüşme)

Kemalizm ulusalcıdır, ulus inşa etmiştir, doğru. Fakat ulusal bir devrim olarak tanımlanamaz diye düşünüyorum zira o bir devrim değildir. Devrim kitlelerin desteğiyle ve aktif katılımıyla gerçekleşir. Ve kitleler devrimden kazançlı çıkarlar. Kemalist müdahelede ise ne kitle desteği ve aktivizmi vardır ne de halkın bir kazancı. Bu bir darbedir. Böyle derken sultanı ve Osmanlı'yı savunuyor değilim. Durum tespiti yapıyorum o kadar. Daha darbe ile devrimin ayırdına varamayanların karşılarındakileri ''sosyalist devrimci olmamakla'' itham etmeleri ise komik bile değil.

Son olarak da şunu belirteyim, bu sitenin adı Turan Dursun'un din karşıtlığını paylaşmasından geliyor; politik görüşlerini aynen paylaşmasından değil. ''Sapık Sol'' derken ki ''sapık'' sözcüğünü de sapmış, sapkın anlamında kullanıyorum. Başka bir anlamda değil. Bunun bu anlamda olduğunu anlamak için çok akıllı olmak gerekmiyor aslında. Kötü niyetli olmamak yeterlidir.

Anti
27-01-2012, 16:47
Freddie,
Halkın kazanımları arasında kıçının üstüne oturmaktan aktif hâle geçmesini göz ardı etmeyin, bu yaptığınız tamamı ile vicdansızlıktır.
Cumhuriyetçilik tamamen Türk halkının ve bu topraklarda yaşayan herkesin oy vermesine, yani artık söz söyleyebilme hakkına ulaşmasıdır ki Anadolu'ya yerleştiğimiz günden bugüne, bu halk buna nail olamamıştır.
Ulusal birlik ve egemenlik anlayışı bunu sağladı...
Hele ki kadınlara sağlanan haklardan bahis etmek bile bana şu an saçma geliyor.
Eleştirilerde uzlaşma sağlayacağımız konular mutlaka olacaktır ama biraz tutarlılık, biraz vicdan istiyor insan.
Halkın bu devrimlerden kârı yokmuş da, hatta zararlı çıkmış da, bunlar fantastik roman ve öykülerde görebileceğimiz türden iddialardır ve bunları hangi akıl sağlığı ile yazdığınız konusunda ciddi şüphelerim var.

Jolly Jocker
27-01-2012, 17:09
Anti,

1960-80 arası devimci politizasyonu saymazsak ben halkın her daim kıçının üstünde oturmakta olduğunu düşünüyorum. Halkın politik aktivizmi sadece sosyalizmin güçlendiği ve işçi sınıfı hareketinin kendini belli ettiği kesitlerde oldu. Kemalizm ise halkın devlete bağlılığı üzerinden darbesini gerçekleştirebildi.

Demokrasinin kemalizmin kazanımı olduğunu iddia etmişsin. Buna katılmıyorum. Tek parti rejimi mi demokrasi getiriyor? Çok partili sisteme geçilinen yıl Demokrat Parti iktidara geliyor ve ulusalcı-kemalist tayfa bunu ''kemalist devrimin yarıda kalması'' olarak değerlendiriyor. Hatta karşı devrim olarak. Adamların demokrasiye bakışları bu. Kaldı ki Osmanlı zamanından beri parlamenter demokrasi hareketleri yaşanıyordu. Belki kemalizm araya girmese bu açıdan daha gelişkin bir süreç yaşanabilirdi.

Kadın hakları konusu ise tam bir ciddiyetsizliktir. Feodal altyapıyı ortadan kaldırmadan, ağalara vekillik vererek feodal-ataerkil kültürü dönüştürmek mümkün değil. Toprak reformunu bile yapmayanların kadın hakkı bahşetmesi sadece kağıt üzerinde kalan bir sahtekarlıktır. Namus cinayetleri almış yürümüşken ve feodal kültüre -çünkü feodal altyapıya- dokunulmazken hangi kadın hakları?

Yabancı devletler yıllar boyu azınlıkları bahane ederek Osmanlı'nın iç işlerine karıştığı için kemalizm bu konuda hassastı. Yabancı devlet özetle diyordu ki: Gayrı müslim tebana islam hukukunu uygulayamazsın. Azınlık hakları ve sonunda kapitülasyonlar bu temel argüman üzerine inşa edilmişti. Kemalistler bunu engellemek için çift hukukluluğu ortadan kaldırıp hem müslim hem de gayrı müslim halka medeni hukuku uygulama kararı aldı. Yani medeni hukuk Atatürk'ün armağanı falan değil. Lozan'da Avrupalılar çatır çatır dayattı bunu bize. Orada Atatürk değil Usame Bin Ladin olsa kabul edecekti. Tabi kabul etmesinde -üstte de belirttiğim gibi- çift hukukluluğu ortadan kaldırarak azınlıklara dış müdahele yapılmasının koşullarını ortadan kaldırmak gayesi vardı. Yoksa kadınları düşündüğünden değil...

Anti
27-01-2012, 17:17
Aslında şu yazın tamamen birleştiğimiz nokta üzerine inşa edilmiş ama çok keskin virajlarla ayrılmış.
İnşa noktası "Kemalist sistem" ve bunların yaşam biçimi, elitist-kenter hayatlarına Atatürk'ü paravan olarak kullanmaları.
Her zaman söylediğim bir şey vardır, Atatürk'ü çok severim ve saygı duyarım fakat Atatürkçü Düşünce Derneği gibi yapılanmalara kati surette karşıyım.
Çünkü bu kişiler, kendi eylemlerine Atatürk'ü alet etmekten çekinmezler, nasıl ki siyasal islamcıları samimi bulmuyorsam ve her daim karşılarında duruyorsam, aynı şey bu tip örgütler içinde geçerlidir.
Burada hemfikir olduğumuz kanısındayım.
Fakat...
Siz bu cenah yüzünden Kurtuluş Savaşı sürecini oldukça derinlemesine irdelemişsiniz ve olumsuz açıdan yaklaştığınız için Mustafa Kemal başta olmak üzere o dönem yapılan tüm mücadelelere karşı yer almışsınız. Hatta burada savaşa katılmış halkı "darbecilikle" suçladınız ki bu ayıptır tek kelime ile. Monarşiyi, hilafeti yıkmak darbecilik midir, devrim midir?
Ben devrimdir diyorum ve bunu yapanlar sıklıkla haz etmediğim komünistlerde olsa, aynı şeyi düşünürdüm.

apsimon
27-01-2012, 19:34
Sayın albatross,

Sizin belirttiğiniz anlamda dünyada hiç devrim olmamış o zaman.

Osmanlı da modernleşmenin zorunluğu ile meşrutiyetlrin kurulması arasında bir bağ kuruyorsunuz. Bu bağ birincisi açısından tutarlı ancak ikincisi açısından eksiktir.

Birincisi tahta çıkmak için verilen bir sadakadır ikincisi tahttan indirilmemek için bir zorunluluktur. Zor vardır. Ve devrimde zor-la yapılır.

31 martla beraber okuduğunda da birincisi ile ikincisi arasında ki fark ortadadır. Seçilmiş bir meclisin meşrutiyeti sağlanmıştır. Saltanat simge olmanın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir. Hükmedici meclisdir. Ve bu bir devrimdir.

Birçok devrim sonrası savrulmalar olmuştur. Dikta ve faşist yönetimler eliyle meclisler askıya alınmıştır. Siz sonraki süreçle çeteleşen yönetimi sorgulayacaksınız diye yapılan bir devrimi yok mu sayacaz.

Benim sizi kuyrukçulukla suçlamamın sebbi de aslında orda gizlidir. Derviş vahdeti bugün yaşasa emenim yazdıklarınızın altına imzasını atardı.

AlbatrosS
28-01-2012, 00:44
Sayın albatross,

Sizin belirttiğiniz anlamda dünyada hiç devrim olmamış o zaman.

Osmanlı da modernleşmenin zorunluğu ile meşrutiyetlrin kurulması arasında bir bağ kuruyorsunuz. Bu bağ birincisi açısından tutarlı ancak ikincisi açısından eksiktir.

Birincisi tahta çıkmak için verilen bir sadakadır ikincisi tahttan indirilmemek için bir zorunluluktur. Zor vardır. Ve devrimde zor-la yapılır.

31 martla beraber okuduğunda da birincisi ile ikincisi arasında ki fark ortadadır. Seçilmiş bir meclisin meşrutiyeti sağlanmıştır. Saltanat simge olmanın ötesinde bir anlam ifade etmemektedir. Hükmedici meclisdir. Ve bu bir devrimdir.

Birçok devrim sonrası savrulmalar olmuştur. Dikta ve faşist yönetimler eliyle meclisler askıya alınmıştır. Siz sonraki süreçle çeteleşen yönetimi sorgulayacaksınız diye yapılan bir devrimi yok mu sayacaz.

Benim sizi kuyrukçulukla suçlamamın sebbi de aslında orda gizlidir. Derviş vahdeti bugün yaşasa emenim yazdıklarınızın altına imzasını atardı.

Aspimon;

Sorudan kaçmaya devam edip derdin benim hangi renk ve cinste kuyruklarım olduğunu ispat mı?

Sana iki şey söyledik ve sorduk:

1. Etnik temizlik ve soykırım KURTULUŞ mudur?

2. Birey/toplum-devlet nezdinde egemenlik ve otorite ilişkilerini ''modern'' anlamda alt üst etmeyen bir devrim gerçekten devrim midir yoksa darbe mi?

AlbatrosS
28-01-2012, 00:47
Osmanlı'da özellikle Meşrutiyet dönemi dernek, parti ve STÖ sayısı cumhuriyetin ilk yıllarına oranla çok daha fazladır.

Kadın hakları hede-hödö'sü yapmadan önce cumhuriyetin feminist kadın örgütlerini bile kapattığını yahut izin vermediğini bilmek lazım. Şu işe bak ki şeriatçı osmanlı'da bu örgütler bayağı faal işler çıkarmışlar...

Anti
28-01-2012, 00:52
Albatros,
At gözlüklerini çıkarmayı denemelisin.
Nasıl bir karaktere sahip olduğunu açıkçası hâlâ çözemedim, kar yağışından sonra erirsin kesin.
Sana böyle imalı mesaj yazmak gerekiyor sanırım çünkü gözü dönmüş birisin.
Balkan göçmeni birisinin kaleminden çıkacak cümleler değil bunlar.
Hele sana kucak açmış bir toprak bütününe ihanet etme eylemin utanç verici!
Senin adına ben utanıyorum...
Saltanatını korumak için özgürlük dağıtma vaadiyle bir takım şeyler yapan padişah ile cumhuriyet değerlerine karşı irticai hareketlere girişilmesini önlemeye çalışan TBMM'nin arasındaki dağ gibi ayrıntıyı bile bile görmezden gelmek, benim yerimde bir müslüman olsaydı, Allah ıslah etsin derdi!
O derece...

AlbatrosS
28-01-2012, 01:20
Albatros,
At gözlüklerini çıkarmayı denemelisin.
Nasıl bir karaktere sahip olduğunu açıkçası hâlâ çözemedim, kar yağışından sonra erirsin kesin.
Sana böyle imalı mesaj yazmak gerekiyor sanırım çünkü gözü dönmüş birisin.
Balkan göçmeni birisinin kaleminden çıkacak cümleler değil bunlar.
Hele sana kucak açmış bir toprak bütününe ihanet etme eylemin utanç verici!
Senin adına ben utanıyorum...
Saltanatını korumak için özgürlük dağıtma vaadiyle bir takım şeyler yapan padişah ile cumhuriyet değerlerine karşı irticai hareketlere girişilmesini önlemeye çalışan TBMM'nin arasındaki dağ gibi ayrıntıyı bile bile görmezden gelmek, benim yerimde bir müslüman olsaydı, Allah ıslah etsin derdi!
O derece...

Onbinlerce Kürdü fare gibi zehirlemiş bir rejim ve o kanlı tarihi ''şanlı yalanlarla'' örtbas etmeye çalışmış bağnaz bir ideoloji.

13 yaşındaki kızın ağzındaki lolipopla amcalarını çok fecikötü fena tahrik ettiğini iddia edip GRUP İNDİRİMİ yapan bir yargı.

Kurulduğu ilk yıllarda KADIN ÖRGÜTLERİNİ KAPATAN bir rejim.

2000'li yıllara kadar fahişelere tecavüzde ''grup indirimi'' yapan; genel ''tecavüz''de tahrik indirimi yapan; eşini aldatanlara ''ceza veren'' bir medeni kanun.

Çooook ileri, çoookkk...

AlbatrosS
28-01-2012, 01:22
Bu arada şimdi işi gücü bırakıpProf. dr. Fatmagül Berktay Türkiye'de Kadının İnsan Hakları ve Gelişimi... makalesinden örnekler verip somut veriler sunmaya çalışmıyacağım. O derece ilkel, bağnaz ve ön yargılı bir kitle var ki...Gidip kendiniz google'a taratınız. Faydalı, hoş bir makaledir. Tavsiye ederim.

apsimon
28-01-2012, 01:33
albatros,

Ben sizin solcu olduğunuzu düşünerek kuyrukçu dedim ama siz düpe düz irticacıymışsınız.

Çıkıp burda 1908 e darbe dediniz ya bir türlü düzelttiremedik. Devrimi geçtik reformada razıydım.

Siz o kazanımların 1908 sayesinde oluğunu göremiyecek kadar körmüsünüz. Yada 1923 devrminin de saltanatı kaldırdığını göremiyecek kadar şaşımısınız.

Yine söylemek zorundayım. Sizin kafanızda ürettiğiniz hayali devrim tanımları üzerinden tanım yapılmıyor. Hele darbe sözcüğü sizin ağızınızda iğreti duruyor. Saltanatın kaldırılmasına da darbe dediniz ya pes doğrusu...

AlbatrosS
28-01-2012, 01:40
albatros,

Ben sizin solcu olduğunuzu düşünerek kuyrukçu dedim ama siz düpe düz irticacıymışsınız.

Çıkıp burda 1908 e darbe dediniz ya bir türlü düzelttiremedik. Devrimi geçtik reformada razıydım.

Siz o kazanımların 1908 sayesinde oluğunu göremiyecek kadar körmüsünüz. Yada 1923 devrminin de saltanatı kaldırdığını göremiyecek kadar şaşımısınız.

Yine söylemek zorundayım. Sizin kafanızda ürettiğiniz hayali devrim tanımları üzerinden tanım yapılmıyor. Hele darbe sözcüğü sizin ağızınızda iğreti duruyor. Saltanatın kaldırılmasına da darbe dediniz ya pes doğrusu...

Sayın Apsimon;

Sorulardan daha ne kadar kaçacaksınız?

Azınlıkları tehcir ve soykırımlarla kovmak KURTULUŞ mudur?

Egemenlik ilişkileri ve devlet-birey/toplum ilişkilerini modern anlamda alt üst etmeyen bir ''aksiyon'' devrim midir?

Padişahını seçemeyen bir toplumla DİKTATÖRÜNÜ SEÇEN bir toplumun egemenlik ve otorite ilişkileri bağlamında ne gibi farkı vardır? Diktatörünü seçmek ''devrim'' midir?

Anti
28-01-2012, 01:54
Onbinlerce Kürdü fare gibi zehirlemiş bir rejim ve o kanlı tarihi ''şanlı yalanlarla'' örtbas etmeye çalışmış bağnaz bir ideoloji.

13 yaşındaki kızın ağzındaki lolipopla amcalarını çok fecikötü fena tahrik ettiğini iddia edip GRUP İNDİRİMİ yapan bir yargı.

Kurulduğu ilk yıllarda KADIN ÖRGÜTLERİNİ KAPATAN bir rejim.

2000'li yıllara kadar fahişelere tecavüzde ''grup indirimi'' yapan; genel ''tecavüz''de tahrik indirimi yapan; eşini aldatanlara ''ceza veren'' bir medeni kanun.

Çooook ileri, çoookkk...OHA!
YUH!
PES!
Ben hayatımda bu denli yalancı görmedim arkadaş!
Şok oldum resmen...
Bunların sorumlusu da ulusal birlikçiler oldu ya artık ne duysam şaşırmam...
O kopasıca dilden, kırılası parmaktan bir kez AKP hükümeti ve hatta BDP ile ilgili eleştiri gelsin.
Güneydoğu'daki töre cinayetleri, ağalar, aşiretler, bunların da sorumlusu ulusal birlikçiler kesin!
Şu Kürtçü siyasiler bir kez olsun bunu gündeme getirmezler, hadi konuşsanıza bunu, kaleminiz kırılır değil mi, ölürsünüz...
Korkak, ödlek adamlar sizi...

AlbatrosS
28-01-2012, 04:14
OHA!
YUH!
PES!
Ben hayatımda bu denli yalancı görmedim arkadaş!
Şok oldum resmen...
Bunların sorumlusu da ulusal birlikçiler oldu ya artık ne duysam şaşırmam...
O kopasıca dilden, kırılası parmaktan bir kez AKP hükümeti ve hatta BDP ile ilgili eleştiri gelsin.
Güneydoğu'daki töre cinayetleri, ağalar, aşiretler, bunların da sorumlusu ulusal birlikçiler kesin!
Şu Kürtçü siyasiler bir kez olsun bunu gündeme getirmezler, hadi konuşsanıza bunu, kaleminiz kırılır değil mi, ölürsünüz...
Korkak, ödlek adamlar sizi...

''İleri Demokrasiden İnsan Manzaraları'' başlığına bakarsan AKP iktidarı için özel olarak açılmış şahane bir başlık görürsün.

Töre cinayeti vb zırvalıkları ''bir bölgeye has sanmak'' da ancak senin gibi gözü dönmüş faşistlerin sayıklamasıdır.

BDP demişsin de harika olmuş. O BDP ki meclisteki tüm partilerden daha fazla kadın örgütlülüğü oranı ve Millet vekili oranına sahip. Meclisteki tüm partilerden çok daha fazla kadın sorunuyla ilgili önergelere, komisyon tekliflerine sahip. Meclisin en çalışkan ve radikal feminist duruşlu kadın milletvekillerine sahip. Kadın sorununa ilişkin onlarca kanun teklifi ve araştırma önergesine sahip.

Sizler BDP'nin siyasal projeleri ve önerilerini konuşacak olgunluğa sahip olduğunuz gün ''eleştirel'' bir gözle o projeleri de tartışacağız. Yeter ki diyalog ve müzakere olgunluğuna sahip olun.

Bu işler üç beş askerin, polis emeklisinin ve istihbarat muhbirinin sağda solda, medyada ve televizyonlarda servis ettiği ''bilgi kümecikleri'' ile konuşulacak meseleler değil.

Brian
28-01-2012, 20:21
Kemalizmin savunulacak bir noktası yoktur. Ve kalmamıştır.

Kemalizm bundan böyle gerici bir ideolojidir.

Bu yüzden ona hak ettiği değer neyse o verilmelidir.

Kemalizm geçmişte de kapitalizm ve ona bağlı emperyalizmin savunucusu olmuştur.

Yine Kemalizm işçi sınıfının çıkarlarını savunmak yerine toprak ağalarının, patronlarının yanında olmayı kendine görev bilmiştir.

"Ama kadınlara şu hak verildi, şu bu oldu, şapka taktık, böylece devrim yaptık." İşte tüm bunlar koşa koşa kapitalistler ile bir arada olmak NATO vb. yerlere girmek içindir.

Kemalistler bir tek şey verdiyse bunun on, yüz mislini başka biçimde almışlardır. Çünkü Kemalizm zaten burjuva ideolojisidir. Egemen sınıf olan burjuvanın çıkarını savunan, onu son noktasına kadar savunan bir ideolojidir.

"Geçmişte biz bu ülkeyi kurduk arkadaş, savaştık, bas git, ya sev ya terk et, işine gelirse" mantığı ile kendisini savunma çaresizliğine düşen bir ideolojidir Kemalizm. bu mantıkla Osmanlıyı da savunursun, İran da molla düzenini de, Arabistan da Vahabiliği de.

Bugün için Kemalizmi savunan kişiler Kenan Evren'in çelişkisinden de kurulamaz. Büyük ölçüde Evren gibi olurlar, başka bir yolda yok zaten. Ama bunu inkar ederler o ayrı.

Kemalizm bu yüzden hiç şüphe bırakmayacak ölçüde bugün için son derece gerici bir ideolojidir.

apsimon
29-01-2012, 03:58
AlbatrosS,

Sürekli gündemde tutmaya çalıştığınız(Sen ve birkaç üye) ve başka başlıklarda devam eden saldırı dalgasını dikkatle izliyorum. Forum mondları tarafından da desteklenen (Bu başlığın başlığı hala düzeltilmedi ancak anti mahlaslı üyenin başka bir başlık altında mesajı düzeltiliyor) bu çabanız taktire şayan.

Dedim ya sorudan kaçmam. 69 nolu mesjımda sürekli israr ettiğiniz sorunuzun cevabı var.

Bu ülkede Turan Dursun'u öldürenlerin ve Madımaka sebep olanların ağzıyla konuşmaya devam edin.

AlbatrosS
29-01-2012, 04:25
AlbatrosS,

Sürekli gündemde tutmaya çalıştığınız(Sen ve birkaç üye) ve başka başlıklarda devam eden saldırı dalgasını dikkatle izliyorum. Forum mondları tarafından da desteklenen (Bu başlığın başlığı hala düzeltilmedi ancak anti mahlaslı üyenin başka bir başlık altında mesajı düzeltiliyor) bu çabanız taktire şayan.

Dedim ya sorudan kaçmam. 69 nolu mesjımda sürekli israr ettiğiniz sorunuzun cevabı var.

Bu ülkede Turan Dursun'u öldürenlerin ve Madımaka sebep olanların ağzıyla konuşmaya devam edin.

Daha önce nerelerdeydiniz bilmiyorum ancak yeri geldiğince haftalarca AKP'yi eleştirdim, AKP'nin eylemleri için başlıklar açtım.

Hatta bu ülkede siyasetle alakalı 10 eleştiri yapıyorsam en az 5 tanesi iktidarla ilgilidir. Şimdi, bu gereksiz ithamları ve benim gerçekte ne olduğumu boşverin de bir sorularım doğrudan yanıt veriN. Çünkü orad cevap falan yoktu:

Etnik temizlik KURTULUŞ mudur?

Bu kadar.

Kurtuluş savaşı diye bir şeyin olduğunu düşünüyorsan ETNİK TEMİZLİĞİN kurtuluş olup olmdığını cevaplamak zorundasın.

Örneğin bir ERMENİ olan bana atalarımın anlı-şanlı savaşlarla kovulmasının beni nasıl onurlandırması gerektiğini anlatmalısın.

Bana ''enternasyonalist'' olması icap eden bir devrimcinin TÜRKLÜK hissiyle hemhal olup TARAF olmasının paradoksunu izah etmelisin.

Ben devrimci-sosyalist falan değilim diyorsan amenna.

Aslolan beyandır. Şu ana kadar size tek bir hakaretim yahut ithamım olmadı farkındaysanız. Ben ''fraksiyon'' tartışmlarıyla da zaman kaybetmem. Lenin ne demiş, che ne yapmış, stalin germiş mi beni bağlamaz.

Ben ANADOLU'DA ne yapılmış, ona bakarım. Ve ben bunu emperyalizme karşı verilmiş bir savaş falan değil; bir tür etnik çatışma ve temizlik olarak görmekteyim. Bunun KURTULUŞla ilgisini bana izah et öyleyse...

apsimon
29-01-2012, 05:35
albatross,

Git tarihe bak kars anltlaşması kimlerle ve ne zaman yapıdlı. Ve kurtuluş savaşı ne zaman yapıldı. Ve sonrasında yunanlılarla yapılan anlaşma gereği ne yapıldı.

Benimle mahlasım romayikadır. Tereciye tere satma istersen. Tarihe yazılanlara bakmıyorsun gelip bana kafanda ki hülyadan bahsediyorsun.

Nazım'ı okumamışsın yada zaten red etmişsin. Hikmet Kıvılcımlı'yı okumamışsın yada onu da red etmişsin. Turan Dursun'u, Aziz nesini saymıyorum.

Sizin aydınlarınız akp aydınıdır. Onlar ne yazarsa gelir onu asarsınız.

Sahi kurtuluş savaşında ne oldu sen anlat da bilelim.

AlbatrosS
29-01-2012, 10:01
Sayın Apsimon;


...

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı İmparatorluğumdan bir kopuş değil, onun doğrudan devamıdır. Zaten ‘Cumhuriyet rejimi' de bir darbeyle kurulmuştur. Bilindiği gibi darbeler yeni bir şey yapmak için değil, eskiyi koruyup-sürdürmek içindir. Aslında 1923'teki “rejim değişikliği” gibi görünen, yönetici sınıf içindeki bir değişimdi. Ve asla yeni bir egemen sınıfın eskisinin yerini alması söz konusu değildi. Elbette hepsi bu kadar da değildir, soruna yakından bakıldığında yönetici sınıf içindeki değişimin de sanıldığından daha az önemli olduğu görülecektir. Zira, 1923'teki hükümet darbesi (coup d'etat) 18. yüzyılın sonu, 19. yüzyılın başından beri süregelen, Batı kapitalizmine, emperyalizmine entegre olma, onunla bütünleşme, ona benzeme çabalarının ulaştığı durakların sonuncusuydu. Nitekim, asıl darbe 1908'de yapılandı ve 1923 sonrasında kurulan ve ‘Cumhuriyet' denilen rejim, son tahlilde benim İkinci İttihatçı Rejimi olarak nitelendirdiğim rejimden başka bir şey değildi. 5 Her ne kadar Padişahın, dolayısıyla saltanatın tasfiyesi 1923'ün önemli bir özelliği olarak sunuluyorsa da, bu gerçek duruma denk düşmüyor. Zaten 1839 Tanzimat döneminden beri asıl iktidar odağı artık padişahlar değil, ‘yenilikçi-batıcı-komprador elitti'. Bunun yegane istisnası Sultan II. Abdülhamit'ti. 1908 Jön Türk darbesiyle iktidar bütünüyle İttihatçı kadronun eline geçmiş, Padişah da bir sembole veya bir çeşit onay makamına indirgenmişti. Bu bakımdan 1923, resmi tarihin ve resmi ideolojinin ısrarla ileri sürdüğünün aksine yönetimde değil, yönetenler katında önemsiz bir değişiklik olmanın ötesinde bir anlam taşımıyordu... Aslında bir rejimin niteliği o rejimi kuranların ne dediğine bakılarak anlaşılamaz. Aynı şekilde bir kavrama mefhum-u muhalifinden giderek içerik yüklemek de bilimsel kriterlere uygun değildir. Saltanatın tasfiyesi, zorunlu ve kaçınılmaz olarak onun yerini alanın cumhuriyet olduğu anlamına gelmez. Asıl önemli olan o toplumu oluşturan insan çoğunluğunun bir önceki duruma göre yeni rejimdeki konumu ve süreci belirleme yeteneğidir. Eğer bir ülkede, emekçi halk çoğunluğu sürece katılıp onun seyrini az-çok belirleyemiyorsa, orada geçerli rejimin cumhuriyet sayılması mümkün değildir. Fakat, bu dünyada gerçekte olmayan bir şeyin varmış gibi gösterilmesi, üstelik ona inananların da çoğunlukta olması, oldukça yaygın bir durumdur. Nitekim, 1923'te saltanatın tasfiye edildiği doğruydu; ama onun yerini alan rejimin cumhuriyet olduğu aynı ölçüde doğru değildi. Öyleyse 1923 sonrasında kurulan ‘yeni rejim', bir padişahsız padişahlık rejimi değilse, bir paşalar cumhuriyetiydi. Fakat, retorik ve ileriki yıllarda oluşturulup dayatılan bağnaz resmi ideoloji ve rejimin memurları tarafından yazılan resmi tarih, sorunun tartışılmasının, anlaşılmasının nihai olarak da aşılmasının önünü kesmiştir. 1923 sonrasında yerleşen rejim, daha önce de söylediğimiz gibi İkinci İttihatçı rejimiydi. Son analizde 1918-1922 aralığındaki yaklaşık beş yıllık dönemden sonra İttihatçıların yeniden aracın direksiyonuna geçmesiydi. Elbette bu sefer aracın direksiyonundakiler, doğal olarak, 1918 öncesindeki İttihatçılar olmayacaktı. Yeni rejimin adından başka kayda değer bir yeniliği yoktu. En büyük yenilik, Padişah'ın sahneden çekilmesiydi. Bağnaz bir tek parti diktatörlüğü kurulmuş, tüm özgürlükler ve en temel haklar, kendinden menkul bir modernleşme, çağdaşlaşma, batılılaşma adına askıya alınmıştı. Tarihte modernleşmeye bu kadar vurgu yapan, ama gerçek anlamdaki moderniteye de bu ölçüde düşman bir rejim olup-olmadığı doğrusu ilginç bir araştırma konusu olurdu...

...

BİR DEVLET İDEOLOJİSİ OLARAK REEL KEMALİZMİN SÜREKLİLİĞİ, 20 Nisan 2004

http://www.ozguruniversite.org/index.php?option=com_content&view=article&id=431:br-devlet-deolojs-olarak-reel-kemalzmn-suerekll&catid=12:guenluek&Itemid=8

Sağa sola şucu-bucu, otçu-çöpçü diye höykürmeden evvel karşınızdakinin bari NE OLMADIĞINI bilin. Ne olduğum size kalmış değil; ama en azından ne olmadığımı söyleyebilirim.

apsimon
30-01-2012, 03:00
AlbatroSS,

Kendisinden haz etmesemde bir solcudan alıntı yaptığın için irticacı söylemimi geri alıyorum. Ancak birçok aydının üzerini silip bir entel(kendi tanımı)'e sarılamnı da belirtmem gerekiyor.

Başlık düzeltilmediği için konu altında cevap yazmayı düşünmüyorum. Kusura bakmazsın artık.


”Resmi İdeoloji” Eleştirilerinde
Anti-Leninizm


”Herkesin hoşuna giden şeyi en ufak bir sınırlamaya sokmadan okumak ve yazmak özgürlüğü vardır ... Söz ve basın özgürlüğü tam olmalıdır. Ama örgütlerin de özgürlüğü tam olmalıdır. Ben sana söz özgürlüğü adına istediğin gibi bağırma, yalan söyleme ve yazma hakkını tam olarak tanıyorum. Ama sen de bana örgütlerin özgürlüğü adına, şunu ya da bunu söyleyen kimselerle bir ittifak kurma ya da ittifakı çözme hakkını tanımalısın.”
(LENİN)

Kürt ulusal hareketinin gelişmesine bağlı olarak, son yıllarda en çok konuşulan konuların başında ”resmi ideoloji” gelmektedir. Özellikle İsmail Beşikçi'nin çeşitli yazılarının temelini, hemen her zaman ”resmi ideoloji” oluşturmuş ve kapsamını, ”resmi ideoloji”nin somut-tarihsel gerçeklikle olan farklılıklarının, yalanlarının ve çarpıtmalarının sergilenmesi oluşturmuştur.
Kendi içinde ”Kemalizm” olarak tanımlanan, ancak açılımlarında farklılaşan ”resmi ideoloji” kavramı, giderek kendisini genişletmiş ve neredeyse her şeyi kapsar hale getirilmiştir. Öyle ki, herhangi bir ulus ya da ülke ayrımı yapılmaksızın, en küçük bir toplumsal örgütlenme için bile ”resmi ideoloji” kavramı kullanılmaya başlanılmıştır.
Örneğin, herhangi bir siyasal örgütlenmenin temel ilkelerini, dünya görüşünü vb. ”resmi ideoloji” olarak tanımlamak bir çeşit moda haline gelmiştir. Kendisini herhangi bir siyasal örgütlenmenin merkezi yönetiminden farklılaştıran her kişinin rahatça kullanabildiği bu kavram, giderek küçük-burjuva aydınlarının proletarya partilerine ya da politik örgütlenmelere karşı bir tavrı haline gelmiştir. [1*]
Marksizmin bile ”resmi ideoloji” olarak nitelenebilindiği böyle bir ortamda, kendilerine ”entellektüel” adını veren küçük-burjuva aydınlarının bu tutumları, genellikle Kürt ulusal hareketinin gelişmesiyle beslenmiş ve temelinde yatan küçük-burjuva aydın anarşizmi gözlerden uzak tutulmuştur. Bu küçük-burjuva aydınlarının oligarşik yönetimin çeşitli cezai yaptırımlara maruz kalmaları da bu gelişmeyi gizleyen bir başka örtü olmuştur. Bu konudaki gelişmenin ne denli anti-Marksist, anti-Leninist olduğunu gösteren en son örnek Fikret Başkaya'nın ”Paradigmanın İflası“ kitabıdır.
Bilindiği gibi, F. Başkaya, ”Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş” alt başlıklı bu kitabından dolayı oligarşi tarafından yargılanmış ve hapis cezasına çarptırılmıştır. Kitabının biçimsel görünümü ”resmi ideoloji”nin eleştirisi olduğundan, en küçük bir toplumsal muhalefete bile tahammülü olmayan oligarşi için cezalandırılması gereken bir fiil olarak nitelendirilmiştir. Böylece yazdığı bir kitaptan dolayı, yani düşüncelerinden dolayı hapse atılmış bir profesör ülke gündeminde yer almıştır. Tutuklu olmanın getirdiği manevi ortam ve Kürt ulusunun inkarının bir ifadesi olan ”resmi ideoloji”ye karşı yönelttiği eleştirinin getirdiği ”ilerici” yan, böylece kitabın içeriğinin bir yana bırakılmasını getirmiştir.
Biz burada oligarşinin baskısına uğramış bir küçük-burjuva aydınının saygınlığı üzerinde durmayacağız. Ancak ”resmi ideoloji eleştirisi” adı altında anti-Marksist görüşler karşısında da salt ”resmi ideoloji” eleştiriliyor diye sessiz de kalınamaz. Aşağıda da görüleceği gibi, F. Başkaya, ”resmi ideoloji” kavramını alabildiğine genişleterek, bunun içine Marksizm-Leninizmi de almış bir yazardır. Yargıları hiç bir bilimsel temele oturtulmamış ve Marksist-Leninist belirlemelerle ilintilendirilmeden, bir çeşit uluorta ifade edilmiştir. Böyle bir ”eleştiri” yönteminin bırakın bilimsel olmasını, kendine verdiği sıfatla ”entellektüel”likle de ilgisi yoktur. Bir başka deyişle, F. Başkaya, kitabındaki ”resmi ideoloji” eleştirisi içinde Marksizm-Leninizme yönelttiği ağır suçlama ve yargılarla aydın anarşizminin bir ifadesi olmuştur. Bu kısa yazının amacı da bu aydın anarşizmininin Marksizm-Leninizme saldırısını sergilemekle sınırlıdır. [2*]
F. Başkaya, kitabının daha ilk sayfalarında aydın-entellektüel ayrımı yaparak, kendisini yani entellektüelleri şöyle tanımlamaktadır: ”Entelllektüelin ayırdedici niteliği, onun siyasal iktidardan ve siyasal iktidarın gerisindeki egemen sınıflardan bağımsızlığı, siyasal iktidar karşısında eleştirel bir tavır içinde olmasıdır. Bu niteliklerinden ötürü entellektüel, siyasal iktidarla da iyi geçinemeyen biridir.” [3*] Görüldüğü gibi, yazar, hiçbir ayrım yapmaksızın tüm ”siyasal iktidar”ı ve ”egemen sınıflar”ı aynı kefeye koymaktadır. Bu, tarihte ortaya çıkmış olan çeşitli mülk sahibi sınıf iktidarları ve egemenleri için ifade edilmiş olsa, belli anlamda doğru olabilecektir. Ancak yazar, ezilen ve sömürülen sınıflar ile ezen ve sömüren sınıfları bir ve aynı kefeye koyarak, ezilen ve sömürülen sınıfların iktidarlarını ve bu sınıfların egemen sınıf konumuna gelmelerini neredeyse olumsuz bir öğe olarak ortaya koymaktadır. Herkes kadar yazarın da açık biçimde bildiği gibi, tarihte proletarya iktidarları ortaya çıkmış ve geçici bir süre için de olsa proletarya egemen sınıf olarak politik iktidarı elinde tutmuştur. Daha sonra göreceğimiz gibi, yazarın bakış açısından Sovyetler Birliği hiçbir dönem bir proletarya iktidarı olmamıştır, ama tarihte tek proletarya iktidarı Sovyetler Birliği de değildir. Bir Paris Komünü de proletarya iktidarıdır, dikkate alınsa da, alınmasa da egemen sınıf olarak proletaryanın örgütlenmesini ifade eder. Böyle bir iktidar koşullarında ”entellektüel”i ”siyasaliktidarladaiyigeçinemeyenbiri” olarak koymak, proleter aydınları birer ”resmi ideoloji” savunucusu gibi ilan etmekten başka bir anlamı yoktur. şüphesiz proleter aydın Marksist-Leninist olmak durumundadır ve her koşulda Marksist-Leninist gibi davranmak, Marksizm-Leninizmi geliştirmek durumundadır. Marksizm-Leninizmi ”resmi ideoloji” kavramının çağrıştırdığı olumsuz anlamıyla aynı kefeye koyabilen bir yazarın, öncelikle anti-Marksist olduğunu belirlemek için fazla kafa yormak gerekmemektedir.
Ancak yazarın anti-Marksist niteliği bununla sınırlı değildir. Onun bakış açısından, hangi sınıf olursa olsun, egemen sınıf olduğu sürece ve politik iktidarı ele geçirdiği koşullarda, her zaman ve her yerde bir ”resmi ideoloji” yaratır ve ”entellektüel” de her zaman ve her yerde buna karşı durur! Zaten tarihte görünen de odur !
F. Başkaya'ya göre, ”SovyetlerBirliği,Çin,DoğuAvrupa,Küba,Vietnam vb.” gibi ülkelerde ”bürokratikbaskırejimleri” egemendir ve buralarda ”entellektüellerinortayaçıkmasıveyaşamakoşullarıso nderecesınırlanmıştır”. [4*] Çünkü buralarda ”resmi ideoloji” egemendir. Yazar açısından bu ülkeler ile ”bizimgibidışabağımlıazgelişmişülkeler”de de aynı özellikler söz konusudur. [5*]
Aynı değerlendirmesini, bir parargaf aşağıda şöyle yinelemektedir: ”Bizim gibi ülkelerde ve bürokratik baskı rejimlerinin geçerli olduğu ülkelerde (Çin, SSCB, -son dönem öncesi-Doğu Avrupa, Küba vb.) bilimsel bilginin (sosyal bilim) göreli bağımsızlığı da ortadan kalkmakta, bağımlılık mutlak bir nitelik kazanmaktadır. Böyle bir göreli özerklik yokluğu, toplumda irrasyonel, bilim dışı, iç tutarlılığı olmayan bir toplum ve tarih versiyonunun ortaya çıkmasına neden olmakta, hem de bilimsel entellektüel gelişmeyi engellemektedir.” [6*] Küçük-burjuva aydınının (ya da entellektüelinin) kendisini böylesine yüceltmesi sık görülen bir durumdur. Ama bunun ”resmi ideoloji”nin eleştirisi adı altında bir aydın anarşizmi ile birleştirilmiş bir versiyonunun ”ilericilik” adına el üstünde tutulması, sanırız ülkemizin bir orijinalitesi olsa gerek.
”Kemalistrejiminniteliği:OrijinalbirBonaparti zm” başlıklı bölümde sunduğu ”bilgiler”, sonal olarak ”resmi ideoloji”nin olduğu her yerde ”Bonapartizm” olduğu, dolayısıyla Kemalizm de, ”Stalinizm” de ”Bonapartizm” dir şeklinde bir vargıya ulaşmaktadır. Ancak bu vargının pek de bilimsel olmayacağını görmüş olacak ki, ”Bonapartizm”i bir ”analoji” [7*] olarak kullandığını belirtmek zorunluluğu duymuştur. Fakat bu zorunluluk yazarın kendi ”bilimselliği” ile değil, Troçki'nin Stalin dönemine ilişkin değerlendirmelerinde kullandığı ”Bonapartizm” analojisi için düştüğü rezervden alınmıştır. Ama iki parargaf sonra Troçki' nin ”SovyetBonapartizmiveBurjuvaBonapartizmi” yazısından alıntı yaparak ”analoji” nin ötesine de kolayca geçebilmiştir. [8*]
F. Başkaya, küçük-burjuva aydın anarşizmini sergilemekle kalmaz. Kitabının diğer sayfalarında, herhangi bir bilimsellikle örtüşmeyen, sadece kulaktan duyma bilgilerle (ki onlar bu bilgilere ”entellektüeller arası bilgi alış-verişi” derler) Sovyetler Birliği'ni eleştirmeyi sürdürür: ”Sovyetler Birliği'nde proletarya kültürü'nün yüceltilmesi, burjuva kültürünün toptan mahkum edilmesi Stalinist terör rejimi koşullarında tam bir kültürel, entellektüel ve artistik gerilemeye ve kısırlığa neden oldu. Stalinist ve izleyen dönemlerde Sovyetler Birliği'nde dünya ölçeğinde düşünce ve sanat adamlarının yetişmemesi, bu inkarcılığın ve bağnaz bir bilim ve kültür anlayışının sonucuydu.” [9*] Yazar, hemen hemen hiçbir tarihsel bilgiye bakmaksızın Sovyetler Birliği'nde ”proletarya kültürünün yüceltilmesi”nden söz edebilmiştir. Oysa ünlü ”proleterkült” tartışmalarının 1924' lere kadar sürdürüldüğü ve bundan sonraki dönemde hemen hemen tümüyle sona erdiğini söylemek, entellektüel dürüstlük açısından gerekmese de, bilim adamı olmak açısından gereklidir.
Ve Sovyetler Birliği'nde ”dünyaölçeğindedüşüncevesanatadamlarınınyetişmediğ ini” ileri sürebilmek için, kişinin sadece küçük-burjuva aydın anarşisti olması bile yetmez. şiirde bir Mayakovsky, sinemada Ayzenştayn, Pudovkin, müzikte Soştokoviç belki birşey ifade etmeyebilir yazar için. Ama bilim alanında ortaya çıkmış bir çok gelişmenin Sovyetler Birliği ile olan bağlantılarını emperyalist burjuvazi bile inkar edememektedir. Bundan öte, sorun sadece Sovyetler Birliği de değildir. Sorun, Marksizm-Leninizmin ”resmi ideoloji” kavramının kötü, olumsuz anlamıyla yargılanmasıdır. Ama bu açıdan da, yani yazarın genelleştirdiği kavram çerçevesinde, bakılması gereken yer dünya çapında Marksist-Leninist hareketin ortaya çıkardığı gelişmeler olmak zorundadır. Bu konuda da F. Başkaya bile gerçekleri teslim etmek zorundadır. En azından kendisinin entelllektüel gelişmesi bile Marksizmle bağlantılıdır. Özellikle kitabında sık sık ”bilimsel bilgi” diyerek özdeşleştirdiği ”sosyal bilim” Marksizmle birlikte gelişmiş ve bugünkü durumuna gelmiştir. [10*]
Yazar, yukardaki alıntıda ifade ettiği gibi, Marksizmi ”burjuvakültürününtoptanmahkumedilmesi” ile ilintilendirmek istemektedir. Her ne kadar bunu Sovyetler Birliği özgülünde koyuyormuş gibi görünse de, Marksizmle az çok tanışıklığı olanlar ”burjuva kültürü” konusunun Marksizm-Leninizmin belirlemelerinde yer aldığını bilirler. Burjuva kültürünün, burjuvazinin egemenliğinin bir ifadesi olduğunu, egemen sınıfın kültürünün her zaman egemen kültür olduğunu, burjuva kültürünün burjuvazinin ulusal kültürü olarak ifade edildiğini ve bunun da ulusal kültür olarak gerici ögeler ile ilerici ögeleri bünyesinde barındırdığını vb. yazarın bilmezlikten gelmesi belki bağışlanabilir, ama burjuva kültürünün sınıfsal niteliğini sergileyerek bu kültürün proletaryanın tarihsel hareketi karşısında geri bir kültür olduğunun söylenmesini, yani ”mahkum edilmesi”ni, burjuva kültürünün topyekün ”inkârı” anlamında kullanmasını açıklamak olanaksızdır.
Evet, bir küçük-burjuva entellektüelinin Ekim Devrimi'nden sonraki yıllarda kendisini sola fırlatmasını, Marksizme yaklaşmasını, tarihsel olarak nasıl kavrayabiliyorsak, aynı şekilde, 1990'ların dünyasında Marksizmden kopuşlarını da aynı biçimde kavrayabiliriz. F. Başkaya da, 1990'ların dünyasında emperyalizmin yoğun ideolojik propagandası ortamında Marksizmden uzaklaşmanın bir ifadesidir. Onu Marksist saflarda tutmak elbette olanaksızdır. Bu onun ”entellektüel” niteliğine helak getirir! Ancak bilip bilmeden anti-Stalinist kesilmenin de bir açıklaması olması gerekir. ”Stalinizm”den söz ettiği her yerde kullandığı sözcüklerin aşırı kaba olması, belki de Stalin'e düşmanlığın bir ifadesidir. ”Stalinizminipliğipazaraçıktığı”ndan, ”Stalinistkesilmeler”den söz eden bir ”bilimsel bilgi adamı” ne derece bilimseldir diye düşünmek gerekmektedir.
F. Başkaya'nın, en hafif deyimle, Stalin karşıtlığı öylesine yoğundur ki, kitabında Osmanlı İmparatorluğu'nun ”emperyalist zincirin en zayıf halkası”nı oluşturduğunu belirtirken, emperyalist zincirin en zayıf halkadan kırılması gerekliliğini Troçki'den alıntı yaparak kanıtlamaya çalışmıştır. Yazarın Troçki sempatisi hemen hemen tüm kitapta yaptığı alıntılarda kendini göstermektedir.
Yazarın açık Stalin karşıtlığı elbette anlaşılabilir birşeydir. En azından Stalin'in küçük-burjuva aydınlarına karşı ne denli uzlaşmaz olduğunu herkes bilmektedir. Ama yazarın diğer bir sorunu vardır: Kürt ulusal hareketi karşısında Komintern ve SSCB'nin tutumu.
Şüphesiz gerek Kürt ulusal hareketi karşısında, gerekse Anadolu'daki kurtuluş mücadelesi karşısında Komintern'in tavrı konusunda söylenecek çok söz vardır. Bunlar ayrı bir yazı konusu olarak irdelenecek kadar geniş kapsamlı olduğundan burada girmeyeceğiz. (Ayrıntılı bilgi için Bkz. THKP-C/HDÖ:UlusalSorunÜzerine) Ancak yazarın bu konudaki yazdıklarında spekülatif bilgilerle yetindiği hemen görülebilmektedir. Örneğin, yazara göre ”Komintern'in1920yılındakiikincikongresinekadar,sö mürgeveyarı-sömürgeülkelerdekidevrimsorunusosyalistharekettara fındanhemenhiçsözkonusuedilmemişti.”[11*] Aynı şekilde, Komintern'in Anadolu'daki ”MilliMücadele'yedestekvermesi””hareketinanti-emperyalistliğindençok,SovyetlerBirliği'ningüvenli ğiileilgilibirsorundur” diyebilmektedir. Oysa konuyla az çok ilgili herkesin bildiği gibi, dönemin en temel sorunu, Sovyet iktidarının emperyalist kuşatma koşulları altında nasıl ayakta kalabileceği sorunudur. Bu sorun, proletarya iktidarının emperyalist kuşatma koşullarında korunması sorunudur ve hiç kimse bunu yalın bir ”devletin” kendi ”güvenliği” sorunu olarak ifade edemez. Bundan öte, emperyalist sistemde çatlaklar meydana getiren her hareketin anti-emperyalist bir nitelik taşıması bir konudur, emperyalist sistemdeki çatlaklardan yararlanmak başka bir konudur. ”Bilimsel bilgi” sahibi bir ”entellektüel”in, sıradan bir emperyalist devletin ”güvenlik” kavrayışını, çağımızın ilk proleter iktidarının kendisini koruması zorunluluğuna monte etmeye hiçbir bilimsel bilgisi yeterli olamaz.
Kitabında yedi sayfa ayırdığı Komintern ”değerlendirmesi”nde, dünya tarihini alt-üst eden bir dönemi yargılamakta sakınca görmeyen F. Başkaya, bu yargılamasına kaynak olarak gösterdiği yayınlar içinde gerçek bir kaynak bulmak neredeyse olanaksızdır. Temel kaynak olarak kullandığı yayın F. Clandin'in”LaCriseduMouvementCommumiste:duKominter nauKominform” adlı kitaptır. Yani ”Komünist Hareketin Krizi”ni anlatan bir yayında geçen konuşmalar temel kaynak görevi görmüştür. Ve yazarın yargısı artık kesinleşmiştir: ”Avrupa-merkezli görüşten Doğu' ya kayış ve sömürge devrimine verilen 'önem'e karşılık, III. Enternasyonal'in sömürge ve yarı-sömürge ülkelere ilişkin hiç de tutarlı bir yaklaşımı söz konusu olmadı. II. Enternasyonal döneminden kalma yaklaşımlar egemen olmaya devam etti. II. Kongre'de benimsenen stratejiye karşın, Avrupa-merkezli görüş ağırlığını korudu. Sömürge ülkelerle ilgili devrim stratejileri belirlenirken, o ülkelerin somut koşullarının çözümlenmesinden çok, Sovyetler Birliği'nin güvenliği açısından yaklaşıldı. Gerek teorik planda, gerekse de pratik politikada hatırı sayılır bir çaba harcanmadı.” [12*] Böylece ”bilimsel bilgi” sahibi olarak ”entellektüel” F. Başkaya, bir de Marksistlere devrim stratejilerini nasıl belirlemeleri gerektiğini öğretmeye yönelmiştir. Bununla da yetinmemiş, kendisinin içinde yer almadığı bir tarihsel dönemi, sanki içinde yer almışcasına anlatmaktan da geri kalmamıştır. Genellikle Batı-Avrupa'nın ”entellektüel” yazarlarının kullandığı bu yöntemler, bir küçük-burjuvanın kendisini sınıflar üstü görme hastalığından başka birşey değildir. Onların dilinde ”bilim”, ”bilimsellik”, hep temsil ettikleri sınıfın kendisini proletaryanın üstünde görme hastalığının ifadeleridir. Burada küçük-burjuvazinin sınıflar karşısındaki tutumunu ve zihniyetini ele almayacağız. Ancak F. Başkaya, tüm kitabı boyunca bu tutumu ve zihniyeti, belli bir ”bilim adamlığı” çerçevesinde sürekli koruduğunu okuyucunun dikkatini çekmek isteriz. Bunlara alışılmıştır, ama bir yandan Marksizmi ”resmi ideoloji” kategorisine koyarak, buna karşı ”muhalefet” örgütleyeceksiniz; diğer yandan da Marksist-Leninistlerle devrim stratejisi tartışması yapacaksınız. İşte bu olmaz !
F. Başkaya, kitabının geri kalan bölümünde dünyada ve ülkemizde uygulanan ekonomi-politikalar üzerine değerlendirmeler yapmaktadır. Genel olarak, ülkemizin, emperyalizme bağımlı bir ülke olduğunu, 1940'lardan sonra yeni-sömürgeciliğin alanı haline geldiğini belirtmektedir. Ancak bu bölümde de, genel bir değerlendirmeden öte pek birşey söylememektedir. Bir başka deyişle, F. Başkaya, iktisat ve iktisat politikaları üzerine bir dizi söz söylemekte, ama neyin, nasıl olduğunu ifade etmekten özenle kaçınmaktadır. Bir yandan ülkede ithal ikameci politikalar izlendiğinden söz etmekte, diğer yandan bu politikanın hiç uygulanmadığını söylemektedir. Aynı şekilde, oligarşinin 1980'lerde yeni bir ”sermaye birikimi modeli” gündeme getirdiğini söylemekte, ama bunun nasıl birşey olduğunu belirtmemektedir. Oysa kendi deyişiyle 1980'lerde ”resmi ideoloji”nin yeniden biçimlenmesi söz konusudur ve bu bağlamda bu birikim modelinin savunucuları tırnak içinde bilim adamıdırlar. Ama kendisinin de çok iyi bildiği gibi, bu ”bilim adamları”, Çağlar Keyder, İlhan Tekeli, Asaf Savaş Akat, Taner Berksoy gibi ”popüler iktisatçılar”dır. Bunlara karşı genel sözlerin dışında birşey söylemezken, ”işbirlikçiyerlioligarşilerinemperyalizminbiruzant ısıhalinegeldiği” koşullardan bahsetmektedir. Oysa 1980 sonrasında ”neo-liberalizm” diyerek geniş bir propaganda ile kitlelere sunulan ideolojik söylemin yerleştirilmesinde bu ”bilim adamları”nın katkıları tartışma götürmez bir gerçektir. Bunların T. Özal'la olan yakınlıkları günlük basında bile sık sık yer almıştır. Bunlara ve bunların yaymaya yöneldikleri ”kalkınma stratejileri”ne somut bir eleştiri getirmemenin ”entellektüel”likle ne denli uyumlu olduğu da tartışmaya açıktır.
F. Başkaya'nın bu konulara açık ve somut olarak değinmemesi bir ”Giriş” kitabı için belki hoş görülebilir, ancak söz konusu olan olaylar içinde burjuva ideolojisini görmezlikten gelmesinin mantıklı bir açıklaması da yoktur. Çünkü kendisinin sözünü ettiği hemen hemen tüm genel ideolojik söylemler burjuva ideolojisinin ifadelerinden başka birşey değildir. Şüphesiz bunu belirleyebilmek için de, yazarın, en azından proletarya ideolojisi konusunda ön yargılı olmaması gerekirdi. Yazarda egemen olan anti-Leninizm, kaçınılmaz olarak, burjuva ideolojisi karşısında çaresiz kalmasına ve son tahlilde, bu ideolojiye boyun eğmesine neden olmuştur.
Kısaca ele aldığımız ”Paradigmanın İflası” kitabında F. Başkaya, açık bir Marksizm karşıtlığı sergilemiştir. Kitabının ülkemiz koşullarında sözcüğün gerçek anlamında Kemalist söylemin kimi çarpık ve yalancı yönlerine yönelik yanıyla belli bir değeri olacağı elbette tartışma götürmez bir gerçektir. Ancak ”resmi ideoloji” söyleminin Kürt ulusal hareketinden devriklenmiş haliyle yapılan genelleştirmelerin, yazarı nerelere savurduğunu da görmemezlikten gelmek olanaksızdır. 12 Eylül sonrasında, gerek ülkemizde, gerekse dünyada meydana gelen gelişmelerin en temel unsurlarından birisi, şüphesiz ”Marksizmin öldüğü” propagandası olmuştur. Bu propagandanın en temel sloganı ise ”ideolojiler öldü” şeklinde yapılan genellemedir. Bu emperyalist propaganda, tüm basın ve yayın kurumları aracılığıyla sürekli işlenmektedir. F. Başkaya'nın, böyle bir dönemde, oligarşinin yalanlaştırılmış tarih söylemine karşı çıkışındaki doğruluğu, ne yazık ki, emperyalist propagandaya yardımcı olmaktan öteye geçmemektedir. Böyle bir yönelimin Kürt ulusal hareketine katkısı olamayacağı gibi, ”sosyal bilim”e de katkısı olmayacaktır.


KURTULUŞ CEPHESİ - Eylül-Ekim 1994

http://www.kurtuluscephesi.com/kurcep1/kc21s.html

Jolly Jocker
30-01-2012, 03:39
apsimon,

Kurtuluş Cephesinden yaptığın alıntıda Başkaya'nın kemalizm eleştirileri yanıtlanmıyor. Sadece Başkaya'nın kendi kitabında marksizme de laf ettiği söylenip bu konuda yanıt veriliyor. Ama konumuz kemalizm. AlbatrosS sana Başkaya'nın kemalizme dönük eleştirilerini yazmış. Sen ona bambaşka birşey üzerinden yanıt vermeye kalkmışsın.

Bu arada kemalizme çok sert eleştiriler yöneltenler Başkaya'dan ibaret de değildir. Sol komünistler ve anarşistler de bu konuda radikaldir. Maocu İbrahim Kaypakkaya da böyleydi. ''Kemalizmimi eleştiriyorsun, o halde kesin ya dinci ya da liberalsin'' diye birşey yok yani.

AlbatrosS
30-01-2012, 05:50
Gerçi Jolly ifade etmiş ancak Kurtuluş cephesi'nden alıntıladığın yerde Fikret Başkaya'nın Kemalizm hakkındaki eleştirilerinin ''yanlış'' olduğu iddia edilmemiş ki. Adamlar entelektüel olmanın zorunluluğunun marksist-lenininst olmak ve entelektüelin yalnızca burjuva oligarşik ''iktidarlara muhalif'' olmak durumunda olduğunu ifade etmişler.

Bu ayrı bir tartışma konusudur, doğrudu yanlıştır önemli değil; ancak Kemalist mit ve tahkiyeleri kutsayıcı, doğrulayıcı hiçbir anlatım göremedim ben burada.

Sayın Apsimon,

İP ve benzeri ULUSALCI fraksiyonlar dışında hiçbir komüniste ''sen şucusun, bucusun'' şeklinde bir tartışma düzeyiyle konuşmayı ilke olarak doğru bulmam. Her komünist ve sosyalist, başta kendi ''resmi tarihi, anlatıları ve efsaneleri'' noktasında ELEŞTİREL-ŞÜPHECİ düşünmek zorundadır. Hayatın kendi diyalektinde ''mutlak bir değişim'' olduğuna inanan sosyalistler benzetmek gerekirse sosyalizmin ''sosyalizme rağmen'' dahi gelebileceğini kabul etmelidir. (sosyalizmin geleceğinin de ''mutlak'' olduğunu düşünmem ama)

Öte yandan resmi tarih ve ideolojiye ANARŞİST eleştirilere de alışmanız, onları da bilmeniz gerekmektedir. Anarşistlerin resmi tarih ve ideoloji hakkındaki fikirlerini genel olarak okursanız zannediyorum birbirimizi ''şucu bucu'' şeklinde bir konuma hapsetmeye kalkmayacağız.

Hepsinden öte: Neticede burada fikirlerimizi tartışıyoruz. Bu anlamda örneğin bir liberalin X olayı hakkındaki tahlilinin MUTLAK YANLIŞ olduğu gibi peşin bir hükümle hareket etmemek gerekiyor. Hatta, sosyalist ve devrimcilerin kendi teorik ve fikri alt yapılarını derinleştirmeleri için en faydalı fikir öbeklerini ''liberaller'' oluşturur. Pekala eğitimli, donanımlı liberallerle tartışmalarımızdan ciddi öğrenmeler yapabiliyoruz. Nasıl ki bir Müslümana İslam'ı en iyi öğretici donanımlı bir ateistin eleştirileriyse bir sosyaliste de en iyi öğreticiler donanımlı Liberallerdir. (Liberter doğaları gereği Anarşistleri de üçüncü bir grup olarak sayabiliriz)