Aslında başlığı ''Devletin Solu: Ulusalcılık'' ya da ''Sol Görünümlü İhanet Şebekesi'' olarak açacaktım ama ''Sapık Sol'' adını tercih ettim. Zira hepsi kendini sol olarak sunan bu sahtekarlık ideolojisini anlatıyor.
Öncelikle ulusalcılığın ne olduğunu tanımlamak gerekiyor. Anayasada ''laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir'' yazmasına karşın gerçekte faşist-oligarşik bir diktatörlük olan devlet gibi, devlete bağlı bu akım da son derece ikiyüzlüdür. Ortaya konmuş net bir teorisi, tanımı yoktur. Aslında ne olduğu bellidir. Devletçe, askerlerce tanımlanır. Ama ikiyüzlülüğü gereği sıkıştığı her durumda ''Ulusalcılık o demek değil ki? Benim kemalizm tanımım farklı'' v.s. şeklinde kıvırmaktadır. Ben teorisiz bu akımın mecburen pratiğine bakarak onu değerlendireceğim. Görünen o ki ulusalcılık ve kemalizm birbirinin aynıdır. Zira birinden olan diğerini de canhıraş savunmaktadır. Ulusalcılık(ya da kemalizm) pek kısa ve öz biçimde seküler Türk milliyetçiliği ve elitizmi olarak tanımlanabilir. Devleti kuran akımdır, vesayet kurumlarına hakimdir. Daha doğrusu ''hakimdi''. Orduda hala belli bir ağırlığa sahiptir. Onun solla ilişkisinin gerçekliği, ''kurtuluş savaşı'' adlı darbe sürecinde kemalistlerin Sovyet desteğini almak için kullandığı sahte sol jargonun samimiyeti kadardır.
Devlet, devrimci ve gerçek bir solu tehdit olarak görmektedir. Bu durum geçmişte de böyleydi. ''Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz'' edebiyatıyla kemalizm sınıf mücadelesinin önüne geçmeye, onu silikleştirmeye, sola alan kapatmaya girişti. Çünkü sol sınıfsal ayrımları temel alır ve bu da milliyetçiliği tam ortadan yarar. Çünkü milliyetçilik, milleti oluşturan sınıfların birliği ve uzlaşmasını temel alır. ''Milli sermaye sınıfının'' çıkarlarını ulusal çıkar ve milli menfaat isimleri altında, sanki tüm milletin(işçi sınıfının da) çıkarınaymış gibi gösterir. Bu yüzden milliyetçilik ile solculuk kesinkes çelişir. Hem de temelden! Kemalizm gerçek solun önünü kapamak için kovuşturma ve baskı politikalarına, farklılıkları yok etmeye, demokrasinin halka inmesini engellemeye, gerçek bir laikliğin önünü ''devlet laikliğiyle'' kesmeye çalıştı. Esas amacı, kendini biricik meşru ve ''gerçekçi'' sol olarak sunup gerçek solu görünmezleştirmekti.
Devlet, kemalizmi sol olarak tanımlayıp gerçek sola alan kapattı. Böylece;
1- Türkiye'de sınıf mücadelesi gelişemeyecek, milli burjuvazinin çıkarları güvencede olacaktı.
2- Türkiye'de etnik ve dinsel azınlıklar hayat hakkı bulamayacak, seslerini duyuramayacak, Türk şovenizminin homojen ulusçuluğu hayat bulacaktı.
3- Halkımız, özellikle de emekçi sınıflar pasif konumdan çıkamayacak ve devlet ile elitler keyiflerince ülkeyi yöneteceklerdi.
4- Gerçek bir demokrasi hiçbir zaman gerçekleşmeyecek, kemalist bürokrasi ve milli burjuvazinin imtiyazları sorgulanmayacak, vesayet rejimi işlemeye devam edecekti.
5- Gerçek bir laiklik çiçek açamayacak, halk aydınlanamayacak, tam bir sekülerleşme sağlanamayacak, bunların yerine sekülerlik ve çağdaş yaşam elitlere has olacak, geniş emekçi yığınlar ise dinsel boyunduruk üzerinden devlete bağlı kalmaya devam edecekti.
Kemalizm ya da ulusalcılık faşist-oligarşik devletin, bu burjuva diktatörlüğünün soludur. Sahte bir soldur. Onun sol olarak tanımlanması, gerçek solun önünü kapama amacı gütmektedir. Gerçek sol, yani marksist ve anarşist versiyonlarıyla devrimci sol devletten kopuk, anti elitist, gerçekten ve dibine kadar demokrat, gerçekten laik, farklılıkları zenginlik kabul edip haklarını sonuna dek aramayı düstur edinmiş, enternasyonalist, sınıf mücadelesini ve sınıfsızlaşma pratiğini temel alan devrimci bir soldur. Devletin sapık, sahte, milliyetçi solu teşhir edilip onunla hesaplaşılmadan gerçek bir solun politik arenada kitleselleşip ses getirmesinin mümkün olamadığı bunca yıldır yeterince görülmüş olsa gerek. Kemalizmden kopamamak demek milliyetçilikten, derin çetelerden, elitizmden, halka tepeden bakmaktan, demokrasi düşmanlığından, laiklik sahtekarlarından, herşeyden evvel burjuva devletten kopamamak demektir.
Gerçek sol hiçbir zaman kemalizmin güdümünde olmamış, sosyalizm ile kemalizmi birbirine karıştırmamıştır. Ama bir zamanlar müttefik olma planları yaptığı da bir hakikattir. Tıpkı sonrasında bu müttefiklik planlarından hızla vazgeçip resmi ideolojiyle tam olarak hesaplaştığının hakikat olması gibi. Kemalizmle hesaplaşmanın -çokca çarpıtıldığı gibi- liberalizmle de ilişkisi yoktur. Marksizm ve anarşizm zaten yapıları gereği antikemalisttir.
Bizler bugüne dek kapitalizme, faşizme, emperyalizme, gericiliğe nasıl tavır koyduysak kemalizme de aynı şekilde tavır koyduğumuzun bilinmesini sağlıklı ve gerçek solculuğun bir nişanı sayıyor olmalıyız.
Kahrolsun kemalizm!
Kahrolsun ulusalcı sahtekarlık!
Kahrolsun sol görünümlü devlet işbirlikçiliği!
Çağımızın postmodern dini: Güce tapınmak!
Bunu sağolsun bizlere siyasal islamcılar ve Türkiye'yi, Cumhuriyeti getirdikleri noktadan nemalanmaya çalışan uç solun müritleri, çakallaşmış liberaller öğretiyor.
On sene öncesine dönelim, ulusalcılık nedir desek ağzı yüzü birbirine karışacak zatlar, bugün ahkâm keser olmuşlar ve birbirinden saçma teoriler uydurmuşlar. Bunu hangi bilgi kırıntısına borçlular, bunu kestirmek zor. Ya da bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmalarının tezahürü mü desek?
Herneyse...
Ulusalcılığın patlama noktası 2003 senesinde Amerika'nın Irak'ı işgalidir, bunu burada evvelce de yazmıştım ama tabiki uç solun sağdan beslemesi arkadaşlar bunu bir türlü idrak edemediler çünkü onların gözünü "Amerikan Dream" bürümüş...
Ülkemizde bugün ulusalcılığa ve vatanseverliğe yönelik saldırıların temelinde tabii bir surette Amerika'nın parmağı vardır. Çünkü bu topraklarda, ABD'nin işgallerine ve demokrasi zırvalıklarına tek karşı çıkan kesim bunlar oldu!
Nerde o din kardeşim din kardeşim diye ortalığı velveleye verecek olan müslümanlar! Bunlar tavuktur, yemle çalışırlar...
Gördük işte Mavi Marmara sonrasında, yem atıldı ortaya, hepsi sokağa döküldü.
Be çakal sürüsü, 2003'te neredeydiniz?
Zaman, Yeni Şafak, Vakit vs. bu tip siyasal islamın tellallığını yapan gazeteler ABD işgalini haklı çıkarmak için bir yerlerini yırttılar, biz unutmadık televizyonlarda dalgalanan ABD bayraklarını!
O bayrakların bu topraklarda dalgalanmasına kati surette karşı olduğumuz için işte bugün gırtlaklanıyoruz, sesimiz kıstırılıyor, işte Ergenekonlar, işte Balyozlar, işte Silivrideki yurtseverler!
Bana bugün demokrasiden bahsedecek en son cenah olan siyasal islamcılar, bir de kalkmışlar "ileri demokrasi" denen kavramdan bahsedecekler.
Stockholm sendromu olsa gerek bu, demokrasi karşıtları demokrasiden söz edecek...
Tabi burada çıtı çıkmayan uç sola da birkaç kelam etmeli.
Gerçi bunlar artık o eski solculuklarını unutmuşlardır, Taraf'ta falan birleşiyorlar ve kendilerine benzer sokak çocukları da gazetelerini okuyor ve "memlekete demokrasi geldi AKP sayesinde" hüviyetine sahip oldular.
Bunların hepsi ile gerçekleştirdiğim tartışmalarda "hadi lan ordan kâmil" tepkimesini verme zaruretinde hissediyorum kendimi çünkü bu kitle biat kültürü ile yoğrulmuş ve kafalarına iki yumruk inince çıtları çıkmaz.
80 darbesi Ulusalcıların ürünüydü gibi bir yalan var bu ülkede, bahsi geçen darbe en çok bu kesime zarar vermiş olmasına rağmen! Ve tabiki uç solun, gerçekten devrimci kalabilmiş ve sağ beslemelerden asla nemalanmamış çocukları!
Bakalım, Türkiye'de AKP ile beraber ivme kazanan siyasal islam, azılı komünistlerle, sosyalistlerle nasıl ortak bir yol, nokta buldu?
Bunun kapsamı oldukça geniş, sadece kısa bir izahat şu anda işimizi görecektir.
Öncelikle, AKP, M.K. Atatürk tarafından temeli atılmış Türkiye Cumhuriyetininin rejimine tamamen karşıttır ve geldiği ilk günden bu yana bu eksende çalışmalarını sürdürmüştür.
Bunu yaparkende kullandıkları silah "islam" ve ABD kaynaklı "para" olmuştur. Koltuk sevdalarını, yandaş basını, yalakaları saymıyorum, bunlar tarihin her sürecinde vardılar ve olacaklarda. Ama AKP hegemonyasındaki kadar aşağılıklarına rastlayacağımızı sanmıyorum.
Bu kitle karşısında oldukça bozuk bir muhalefet anlayışı ile karşılaştı ve bunu kullanmasını da iyi bildi.
Örneğin Sözcü gazetesi, AKP'nin dini değerlere sahip olduğu inancına kendini kaptırmıştı ve muhalefet biçimini islami yaşam biçimini aşağılayarak oluşturdu ve Cumhuriyetçilerin kayıbında istemsiz de olsa rol aldı.
Art niyet tabiki aramıyorum fakat muhalefet biçimlerini hâlâ takiyyecilik üzerine kurdukları için, bir yurtsever olarak kendilerine sitemim çoktur.
Peki, ne oldu da tüm bunlardan bağımsız olarak AKP hükümeti, genelkurmay başkanlarını yargılayacak, görevini bıraktıracak kadar tehlikeli bir yapıya büründü?
Arkasındaki güç ABD, önündeki fener İslam, sol yanında cemaat, sağ yanında yandaş basın, kucaklarına da "adamlar çalışıyor ama" denen bir halkı oturtmuşlar, demeyin keyiflerine!
Vatansever kitlenin bir neferi olarak inanmadığım tek şey bu savaştan mağlup çıkacağımızdır ve zaferin ardından affetmeyeceğim kitle kesinlikle bu sağ saldırılardan kendine yer oluşturmaya çalışan bu "solcu" böcekler olacak...
Tanrı, insanı yarattı ve ona "yürü ya kulum" dedi, "ben artık yokum."
Çağımızın postmodern dini: Güce tapınmak!
Bunu sağolsun bizlere siyasal islamcılar ve Türkiye'yi, Cumhuriyeti getirdikleri noktadan nemalanmaya çalışan uç solun müritleri, çakallaşmış liberaller öğretiyor.
On sene öncesine dönelim, ulusalcılık nedir desek ağzı yüzü birbirine karışacak zatlar, bugün ahkâm keser olmuşlar ve birbirinden saçma teoriler uydurmuşlar. Bunu hangi bilgi kırıntısına borçlular, bunu kestirmek zor. Ya da bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmalarının tezahürü mü desek?
Herneyse...
Ulusalcılığın patlama noktası 2003 senesinde Amerika'nın Irak'ı işgalidir, bunu burada evvelce de yazmıştım ama tabiki uç solun sağdan beslemesi arkadaşlar bunu bir türlü idrak edemediler çünkü onların gözünü "Amerikan Dream" bürümüş...
Ülkemizde bugün ulusalcılığa ve vatanseverliğe yönelik saldırıların temelinde tabii bir surette Amerika'nın parmağı vardır. Çünkü bu topraklarda, ABD'nin işgallerine ve demokrasi zırvalıklarına tek karşı çıkan kesim bunlar oldu!
Nerde o din kardeşim din kardeşim diye ortalığı velveleye verecek olan müslümanlar! Bunlar tavuktur, yemle çalışırlar...
Gördük işte Mavi Marmara sonrasında, yem atıldı ortaya, hepsi sokağa döküldü.
Be çakal sürüsü, 2003'te neredeydiniz?
Zaman, Yeni Şafak, Vakit vs. bu tip siyasal islamın tellallığını yapan gazeteler ABD işgalini haklı çıkarmak için bir yerlerini yırttılar, biz unutmadık televizyonlarda dalgalanan ABD bayraklarını!
O bayrakların bu topraklarda dalgalanmasına kati surette karşı olduğumuz için işte bugün gırtlaklanıyoruz, sesimiz kıstırılıyor, işte Ergenekonlar, işte Balyozlar, işte Silivrideki yurtseverler!
Bana bugün demokrasiden bahsedecek en son cenah olan siyasal islamcılar, bir de kalkmışlar "ileri demokrasi" denen kavramdan bahsedecekler.
Stockholm sendromu olsa gerek bu, demokrasi karşıtları demokrasiden söz edecek...
Tabi burada çıtı çıkmayan uç sola da birkaç kelam etmeli.
Gerçi bunlar artık o eski solculuklarını unutmuşlardır, Taraf'ta falan birleşiyorlar ve kendilerine benzer sokak çocukları da gazetelerini okuyor ve "memlekete demokrasi geldi AKP sayesinde" hüviyetine sahip oldular.
Bunların hepsi ile gerçekleştirdiğim tartışmalarda "hadi lan ordan kâmil" tepkimesini verme zaruretinde hissediyorum kendimi çünkü bu kitle biat kültürü ile yoğrulmuş ve kafalarına iki yumruk inince çıtları çıkmaz.
80 darbesi Ulusalcıların ürünüydü gibi bir yalan var bu ülkede, bahsi geçen darbe en çok bu kesime zarar vermiş olmasına rağmen! Ve tabiki uç solun, gerçekten devrimci kalabilmiş ve sağ beslemelerden asla nemalanmamış çocukları!
Bakalım, Türkiye'de AKP ile beraber ivme kazanan siyasal islam, azılı komünistlerle, sosyalistlerle nasıl ortak bir yol, nokta buldu?
Bunun kapsamı oldukça geniş, sadece kısa bir izahat şu anda işimizi görecektir.
Öncelikle, AKP, M.K. Atatürk tarafından temeli atılmış Türkiye Cumhuriyetininin rejimine tamamen karşıttır ve geldiği ilk günden bu yana bu eksende çalışmalarını sürdürmüştür.
Bunu yaparkende kullandıkları silah "islam" ve ABD kaynaklı "para" olmuştur. Koltuk sevdalarını, yandaş basını, yalakaları saymıyorum, bunlar tarihin her sürecinde vardılar ve olacaklarda. Ama AKP hegemonyasındaki kadar aşağılıklarına rastlayacağımızı sanmıyorum.
Bu kitle karşısında oldukça bozuk bir muhalefet anlayışı ile karşılaştı ve bunu kullanmasını da iyi bildi.
Örneğin Sözcü gazetesi, AKP'nin dini değerlere sahip olduğu inancına kendini kaptırmıştı ve muhalefet biçimini islami yaşam biçimini aşağılayarak oluşturdu ve Cumhuriyetçilerin kayıbında istemsiz de olsa rol aldı.
Art niyet tabiki aramıyorum fakat muhalefet biçimlerini hâlâ takiyyecilik üzerine kurdukları için, bir yurtsever olarak kendilerine sitemim çoktur.
Peki, ne oldu da tüm bunlardan bağımsız olarak AKP hükümeti, genelkurmay başkanlarını yargılayacak, görevini bıraktıracak kadar tehlikeli bir yapıya büründü?
Arkasındaki güç ABD, önündeki fener İslam, sol yanında cemaat, sağ yanında yandaş basın, kucaklarına da "adamlar çalışıyor ama" denen bir halkı oturtmuşlar, demeyin keyiflerine!
Vatansever kitlenin bir neferi olarak inanmadığım tek şey bu savaştan mağlup çıkacağımızdır ve zaferin ardından affetmeyeceğim kitle kesinlikle bu sağ saldırılardan kendine yer oluşturmaya çalışan bu "solcu" böcekler olacak...
Kürtleri, ermenileri, yahudileri ve bilimum tüm ötekileri DÜŞMAN gören bir SOL olabilir mi?
Kendini resmi tarih ve ideolojinin yedeğine hapsedip her türden devrimci-muhalif akımı(anarşistler de dahil) düşman belleyen bir SOL olabilir mi?
Sol'un üstelik demokrat ve devrimci olanının DEVLET'le herhangi bir siyasal-tarihi-kültürel paradigma'da ortaklaşması MÜMKÜN müdür? Sosyalist devrim ertesinde dahi böyle bir ortaklaşmanın devletin bürokratlaşıp oligarklaşması olduğunu tarih kaydetmedi mi? Türkiye gibi kıytırık burjuva oligarşik bir devlette adına SOL denen, hatta yetmedi DEVRİMCİliği de iliştiren kitlelerin en az TAŞRA FAŞİSTLERİ kadar ırkç bir nefreti içlerinde taşımasının SOLLA bir ilintisi olabilir mi?
Peki cevap diye bir sürü sanrısal sayıklama yazdığın adamın AKP'ci olmadığı gibi AKP ve gericileri eleştiren tonla yazısı olduğunu bilir misin? Bilirsin de işine mi gelmez?
ABD işgaline bu adam OLUR-İYİDİR? mi demiş be terbiyesiz! Yaşasın ABD deyip bayrak mı açmış? Neyin zırvasıdır bunlar! Neyin öfkesi!
DERSİM'de 14 bin KÜRDÜ GÖRE GÖRE KATLETTİREN BİR DEVLET VE GELENEĞE sahip çıkmak mıdır sol?
ABD VE MASONLAR mı yazdı kurulduğundan beri senin anayasanı?
CİA VE MOSSAD Mı o ırkçı hezayanlarınızı örgütleyip kurumsallaştırdı?
Yoksa MI5 mı dersim, koçgiri, zilan vb yerlerde onbinlerce masum sivil kürt katliamı emirlerini verdi?
Rus KGB'si mi 6-7 eylülü, varlık vergisini ve yüzlerce ırkçı faşist provokasyonu tezgahladı?
ARKASINDA DURDUĞUN REJİM BU VE SEN KENDİNE SOL MU DİYORSUN?
Albatros,
Sen öncelikle Amerikan yaşantısının sana dayattığı bireycilik akımından kurtulmayı denemelisin.
Bu bile dediklerimin kanıtı niteliğindedir çünkü benim yaptığım tüm genellemeleri sen bireye indirgemişsin ve üstüne üstelik saçma sapan zırvalıklarda bulunmuşsun.
Olsun, sorun değil, bu merminin önüne geçtiysen mutlak surette isabet eden yerde bir uzvun kalır...
Çok sevdiğin arkadaşına yönelik eleştirilerimin başında kendisini sağ siyasetten nemalanmış uç solcu tabiri geliyor ve bunun da arkasındayım.
Buna AKP'li desen de gocunmaz, hatta içten içe güler, sevinir falan.
Çünkü çıkarlarını korur bu adamlar, sizleri çok iyi tanıyoruz biz kaç yıldır.
İnsan düşmanını çok iyi tanımalı...
Ve evet, seni Yahudiler, Ermeniler falan kesinlikle ilgilendirmiyor, artık göz boyamayı kesin diğer ırklarla ve yaymak istediğiniz Kürtçü milliyetçi görüşün bağımsız savunucusu olun.
Çok komik ve itici oluyorsunuz çünkü bu şekilde...
Peki sen kendine ne çeşit sol diyorsun Albatross, Kürtçülük temelli, hadi onu revize edelim, milliyetçi solcu musun? Yani Kürt ulusalcısı oluyorsun öyleyse?
Artık şu sol kavramından milliyetçilik kavramını indirgemeyi kesin ya da tartışmamıza felsefi boyut katalım ve "ütopyadan" bahsedelim.
Ona da birikiminiz yeterse bittabi...
Tanrı, insanı yarattı ve ona "yürü ya kulum" dedi, "ben artık yokum."
Albatros, Sen öncelikle Amerikan yaşantısının sana dayattığı bireycilik akımından kurtulmayı denemelisin.
Bu bile dediklerimin kanıtı niteliğindedir çünkü benim yaptığım tüm genellemeleri sen bireye indirgemişsin ve üstüne üstelik saçma sapan zırvalıklarda bulunmuşsun.
Olsun, sorun değil, bu merminin önüne geçtiysen mutlak surette isabet eden yerde bir uzvun kalır...
Çok sevdiğin arkadaşına yönelik eleştirilerimin başında kendisini sağ siyasetten nemalanmış uç solcu tabiri geliyor ve bunun da arkasındayım.
Buna AKP'li desen de gocunmaz, hatta içten içe güler, sevinir falan.
Çünkü çıkarlarını korur bu adamlar, sizleri çok iyi tanıyoruz biz kaç yıldır.
İnsan düşmanını çok iyi tanımalı... Ve evet, seni Yahudiler, Ermeniler falan kesinlikle ilgilendirmiyor, artık göz boyamayı kesin diğer ırklarla ve yaymak istediğiniz Kürtçü milliyetçi görüşün bağımsız savunucusu olun.
Çok komik ve itici oluyorsunuz çünkü bu şekilde...
Peki sen kendine ne çeşit sol diyorsun Albatross, Kürtçülük temelli, hadi onu revize edelim, milliyetçi solcu musun? Yani Kürt ulusalcısı oluyorsun öyleyse?
Artık şu sol kavramından milliyetçilik kavramını indirgemeyi kesin ya da tartışmamıza felsefi boyut katalım ve "ütopyadan" bahsedelim.
Ona da birikiminiz yeterse bittabi...
Bak sivri zeka;
* Bireyci olmaktan gocunmam ve bunu bana kimse dayatmaz. Merak ediyorsan izah edeyim: Bu tavır kuramsal olarak ANARŞİST okumalarım neticesinde kazanılmış anti-fetişist ve anti-tabucu bir karşı duruştur.
* Devlet olgusuyla ve resmi ideolojiyle hesaplaşmamış bireylerin kuramsal açıdan SOL'da yer alması mümkün değildir. Senin ağa babaların vakti zamanında GREV KIRICILIĞININ daniskasını yaparlar; kendilerine rağmen greve çıkan işçilere BİR AVUÇ KOMÜNİST ŞAKİ derlerdi!
* EL HAKK!
O zamanlar hiç değilse DÜRÜSTmüşsünüz.
Kürt nefretini kusmaktan yine geri kalmamışsın! Sen bırak benim KÜRTÇÜ hassasiyetlerimi de FAŞİST DEVLETİ'nin dersim ve civarında ''fare gibi zehirlediği'' onbinlerce masum sivilin HESABINI SOR.
ABD'yi, Mossad'ı ıvır zıvır'ı ittiret de bu FAŞİST ANAYASA VE KURUMSALLAŞMAYI ABD VE MOSSAD mı hazırladı diye bir sor 20'lerden beri.
Felsefi ve sosyolojik alt yapım yeter mi dilersen tartışırız. Ben öyle marduktan-zerduktan ıvır zıvırlarla uğraşmam ama. TÜRK ULUSALCILIĞININ teee oluşum safhalarından başlar; sana dil ve kültür bilimsel İLK ARAŞTIRMALARI ve kuramları örneklerim. İŞTE O SAAT ağzın beş yüz karış açılır da kapatmak için belediye zabitlerini çağırırsın.
Türk ulusalcılığının dinamikleri, ilk çalışmalar, YABANCI ETKİSİ falan gireriz; mazallah senin kafayla TÜRK ulusallaşmasının Avusturya-macar ve dolayısıyla YAHUDİ-SİYON komplosu olduğundan çıkarız
Sen sen ol akademisini namı diğer TÜRKOLOJİ diplomasıyla kazanmış bir anarko-sosyalist-demokrat bireyle tartışırken ıvır-zıvır mantık hezayanlarıyla gelme. 18-19 yy kültür-ırk-vatandaşlık kuramları; ilk kültürbilim disiplinleri; kültür bilim-toplum ve siyaset mühendisliği mevzularına gireriz de senin aklın pek öyle şeyleri kesmez. Bir de oturup iki saat sana KURAMSAL İZAHLAR yapmaya kalkmayalım.
Bir zamanlar bu topraklarda Sosyalistler vardı. Ama bunlar kendilerini sosyalist zanneden nasyonalisttiler. Devrim şarkıları söyler ancak içlerinde faşisttiler. Devletin baki kalması için darağacına bile giderlerdi. Kandırılmıştılar, belkide bilerek kanmıştılar.
ABD yi düşman beller SSCB yi dost bilirdiler. Sosyalizimden bir haber demokrasinin beşiğine de uzak dururlardı.
Bu devletin sahibi "sol" oldu ya...
Şapkadan da tavşan çıkartıldı.
Ya ben anlayamadım hala, hangi soldan bahsediliyor?
Konu apsimon tarafından (25-01-2012 Saat 23:42 ) değiştirilmiştir.
Eleştirilerde kabul edemeyeceğim bir şey var.
O da devlet eli ile gerçekleştirilen cinayetlerin failinin ve azmettiricisinin ulusalcılar olmasına yönelik saçma iddialardır.
Bu yalanın elle tutulur hiçbir tarafı olmamasına rağmen bakıyoruz ki kurulu cumhuriyeti yıkmaya and içmiş "ikinci cumhuriyetçiler", tüm bu pislikleri, dalavereleri ulusalcılar yapmış gibi göstermeyi başardılar.
Aslında bu cinayetlerin tümü, ulusal birliğe yönelik politikalara zarar vermiştir ve bunların bugün irdelenmeyip geçiştirilmelerinin sebebi de olayların açığa kavuşturulmak istenmemesidir.
Bana dürüstçe cevap verin eğer birazcık karakter sahibi iseniz, bu Hrant Dink'in azmettirici neden bulunmadı!
Ulusalcıların anası ağlatıldı kaç yıldır, bir de kendilerine yıkılacak cinayetin, kendilerine hiçbir getirisi olmayan cinayetin tetiğini mi çekecekler?
Bu resmen komedidir, dalga geçmektir.
Sormak istiyorum, bu sürecin en başından beri gündeme gelen kitle kimdi, BBP ve Türk-İslam sentezi değil mi.
Evet.
Burada dahi ulusalcılara giydirilme yapıldı, bu saçmalık değil de nedir?
Bugün bu cinayet ile ilgili belki de en çok şey bilenlerden birisi olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünde kasıt olduğu ortaya çıktı, tabi bunun üzerine giden de tabiki AKP hükümeti değildi, işlerine gelmedi tabi -hatta altından kendileri çıkarlarsa şaşırmam- ama kamuoyuna kayıtsız kalamadılar.
Ve hâlâ gerçekleri görmeyip ardı ardına işlenen bu cinayetlerden ulusalcıları, kökeninde CHP'yi iteleyen bir görüşe ben ancak gülerim.
Tanrı, insanı yarattı ve ona "yürü ya kulum" dedi, "ben artık yokum."
Eleştirilerde kabul edemeyeceğim bir şey var.
O da devlet eli ile gerçekleştirilen cinayetlerin failinin ve azmettiricisinin ulusalcılar olmasına yönelik saçma iddialardır.
Bu yalanın elle tutulur hiçbir tarafı olmamasına rağmen bakıyoruz ki kurulu cumhuriyeti yıkmaya and içmiş "ikinci cumhuriyetçiler", tüm bu pislikleri, dalavereleri ulusalcılar yapmış gibi göstermeyi başardılar.
Aslında bu cinayetlerin tümü, ulusal birliğe yönelik politikalara zarar vermiştir ve bunların bugün irdelenmeyip geçiştirilmelerinin sebebi de olayların açığa kavuşturulmak istenmemesidir.
Bana dürüstçe cevap verin eğer birazcık karakter sahibi iseniz, bu Hrant Dink'in azmettirici neden bulunmadı!
Ulusalcıların anası ağlatıldı kaç yıldır, bir de kendilerine yıkılacak cinayetin, kendilerine hiçbir getirisi olmayan cinayetin tetiğini mi çekecekler?
Bu resmen komedidir, dalga geçmektir.
Sormak istiyorum, bu sürecin en başından beri gündeme gelen kitle kimdi, BBP ve Türk-İslam sentezi değil mi.
Evet.
Burada dahi ulusalcılara giydirilme yapıldı, bu saçmalık değil de nedir?
Bugün bu cinayet ile ilgili belki de en çok şey bilenlerden birisi olan Muhsin Yazıcıoğlu'nun ölümünde kasıt olduğu ortaya çıktı, tabi bunun üzerine giden de tabiki AKP hükümeti değildi, işlerine gelmedi tabi -hatta altından kendileri çıkarlarsa şaşırmam- ama kamuoyuna kayıtsız kalamadılar.
Ve hâlâ gerçekleri görmeyip ardı ardına işlenen bu cinayetlerden ulusalcıları, kökeninde CHP'yi iteleyen bir görüşe ben ancak gülerim.
Hımmm... Demek bu cinayeti 1915'in DEVAMI olarak görüp iktidarın bu ''sürekliliğe sahip çıktığını'' düşünmektesiniz.
Güzel...
Peki, Jolly'ye neden itiraz ediyorsunuz o halde? Af buyurun(isterseniz buyurmayın sizin sorununuz) ama bu Jolly'e sorsan o da bu cinayete iktidarın ya ortak yahut ört bast ettiğini düşünecektir.
DİKKAT:
Siz ULUSALCILARIN DİNK cinayeti noktasında ağzını açması tam bir iki yüzlülüktür!
Neden mi?
Kerinçsiz ve avanesi zirzoplar(şu an birçoğu ergenekon davası'ndan üstelik oldukça güçlü delillerle içerdeler) dink'e yönelik LİNÇ KAMPANYASI başlatıp mahkeme koridorlarında saldırdıklarında SİZ ULUSALCILAR NEREDEYDİ?
Hrant dink şahsında neredeyse tüm Ermeniler ve gayrı müslimler DÜŞMAN ilan edilip linç edilmeye çalışırken siz ULUSALCILAR NE YAPMAKTAYDINIZ?
SUSUN!
Yalnızca susun!
Sizin Hrant'ın adını ağzınıza anmaya hakkınız yok. İktidar bu davayla SUÇ ÜSTÜ yakalandığı için siz ULUSALCIlar'ın linç ortaklığı yaptığınızı unutacağız mı sandınız ?
Aslında kalıplar içerisine pek girmek istemiyorum fakat şu an bununla zaman kaybedecek değilim.
O yüzden bugünlük ya da bu tartışmanın gidişat sürecinde "ulusalcı" kavramını giyebilirim.
Kendi görüşlerime yakın bulduğum, yani kendisininde belirttiği üzere "vatansever" yazar Nihat Genç, hepimizin görüşlerini oldukça sert bir şekilde yansıtmıştı.
Susmadık biz, hele üzerimize çamur atılırken bunu yapmamız namümkündü.
Amerika'nın Irak'ı işgalinde susan sağ ve uç soldan değiliz biz, olmayacağızda...
Çünkü vicdan denen şeyin muhakemesini en çok biz yapıyoruz ve bu yüzden bugün içerideyiz, bu yüzden uykularımız kaçıyor...
Tabi o da eğer uyuyabilirsek...
Tanrı, insanı yarattı ve ona "yürü ya kulum" dedi, "ben artık yokum."
Aslında başlığı ''Devletin Solu: Ulusalcılık'' ya da ''Sol Görünümlü İhanet Şebekesi'' olarak açacaktım ama ''Sapık Sol'' adını tercih ettim. Zira hepsi kendini sol olarak sunan bu sahtekarlık ideolojisini anlatıyor.
Öncelikle ulusalcılığın ne olduğunu tanımlamak gerekiyor. Anayasada ''laik, demokratik, sosyal bir hukuk devletidir'' yazmasına karşın gerçekte faşist-oligarşik bir diktatörlük olan devlet gibi, devlete bağlı bu akım da son derece ikiyüzlüdür. Ortaya konmuş net bir teorisi, tanımı yoktur. Aslında ne olduğu bellidir. Devletçe, askerlerce tanımlanır. Ama ikiyüzlülüğü gereği sıkıştığı her durumda ''Ulusalcılık o demek değil ki? Benim kemalizm tanımım farklı'' v.s. şeklinde kıvırmaktadır. Ben teorisiz bu akımın mecburen pratiğine bakarak onu değerlendireceğim. Görünen o ki ulusalcılık ve kemalizm birbirinin aynıdır. Zira birinden olan diğerini de canhıraş savunmaktadır. Ulusalcılık(ya da kemalizm) pek kısa ve öz biçimde seküler Türk milliyetçiliği ve elitizmi olarak tanımlanabilir. Devleti kuran akımdır, vesayet kurumlarına hakimdir. Daha doğrusu ''hakimdi''. Orduda hala belli bir ağırlığa sahiptir. Onun solla ilişkisinin gerçekliği, ''kurtuluş savaşı'' adlı darbe sürecinde kemalistlerin Sovyet desteğini almak için kullandığı sahte sol jargonun samimiyeti kadardır.
Devlet, devrimci ve gerçek bir solu tehdit olarak görmektedir. Bu durum geçmişte de böyleydi. ''Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitleyiz'' edebiyatıyla kemalizm sınıf mücadelesinin önüne geçmeye, onu silikleştirmeye, sola alan kapatmaya girişti. Çünkü sol sınıfsal ayrımları temel alır ve bu da milliyetçiliği tam ortadan yarar. Çünkü milliyetçilik, milleti oluşturan sınıfların birliği ve uzlaşmasını temel alır. ''Milli sermaye sınıfının'' çıkarlarını ulusal çıkar ve milli menfaat isimleri altında, sanki tüm milletin(işçi sınıfının da) çıkarınaymış gibi gösterir. Bu yüzden milliyetçilik ile solculuk kesinkes çelişir. Hem de temelden! Kemalizm gerçek solun önünü kapamak için kovuşturma ve baskı politikalarına, farklılıkları yok etmeye, demokrasinin halka inmesini engellemeye, gerçek bir laikliğin önünü ''devlet laikliğiyle'' kesmeye çalıştı. Esas amacı, kendini biricik meşru ve ''gerçekçi'' sol olarak sunup gerçek solu görünmezleştirmekti.
Devlet, kemalizmi sol olarak tanımlayıp gerçek sola alan kapattı. Böylece;
1- Türkiye'de sınıf mücadelesi gelişemeyecek, milli burjuvazinin çıkarları güvencede olacaktı.
2- Türkiye'de etnik ve dinsel azınlıklar hayat hakkı bulamayacak, seslerini duyuramayacak, Türk şovenizminin homojen ulusçuluğu hayat bulacaktı.
3- Halkımız, özellikle de emekçi sınıflar pasif konumdan çıkamayacak ve devlet ile elitler keyiflerince ülkeyi yöneteceklerdi.
4- Gerçek bir demokrasi hiçbir zaman gerçekleşmeyecek, kemalist bürokrasi ve milli burjuvazinin imtiyazları sorgulanmayacak, vesayet rejimi işlemeye devam edecekti.
5- Gerçek bir laiklik çiçek açamayacak, halk aydınlanamayacak, tam bir sekülerleşme sağlanamayacak, bunların yerine sekülerlik ve çağdaş yaşam elitlere has olacak, geniş emekçi yığınlar ise dinsel boyunduruk üzerinden devlete bağlı kalmaya devam edecekti.
Kemalizm ya da ulusalcılık faşist-oligarşik devletin, bu burjuva diktatörlüğünün soludur. Sahte bir soldur. Onun sol olarak tanımlanması, gerçek solun önünü kapama amacı gütmektedir. Gerçek sol, yani marksist ve anarşist versiyonlarıyla devrimci sol devletten kopuk, anti elitist, gerçekten ve dibine kadar demokrat, gerçekten laik, farklılıkları zenginlik kabul edip haklarını sonuna dek aramayı düstur edinmiş, enternasyonalist, sınıf mücadelesini ve sınıfsızlaşma pratiğini temel alan devrimci bir soldur. Devletin sapık, sahte, milliyetçi solu teşhir edilip onunla hesaplaşılmadan gerçek bir solun politik arenada kitleselleşip ses getirmesinin mümkün olamadığı bunca yıldır yeterince görülmüş olsa gerek. Kemalizmden kopamamak demek milliyetçilikten, derin çetelerden, elitizmden, halka tepeden bakmaktan, demokrasi düşmanlığından, laiklik sahtekarlarından, herşeyden evvel burjuva devletten kopamamak demektir.
Gerçek sol hiçbir zaman kemalizmin güdümünde olmamış, sosyalizm ile kemalizmi birbirine karıştırmamıştır. Ama bir zamanlar müttefik olma planları yaptığı da bir hakikattir. Tıpkı sonrasında bu müttefiklik planlarından hızla vazgeçip resmi ideolojiyle tam olarak hesaplaştığının hakikat olması gibi. Kemalizmle hesaplaşmanın -çokca çarpıtıldığı gibi- liberalizmle de ilişkisi yoktur. Marksizm ve anarşizm zaten yapıları gereği antikemalisttir.
Bizler bugüne dek kapitalizme, faşizme, emperyalizme, gericiliğe nasıl tavır koyduysak kemalizme de aynı şekilde tavır koyduğumuzun bilinmesini sağlıklı ve gerçek solculuğun bir nişanı sayıyor olmalıyız.
Kahrolsun kemalizm!
Kahrolsun ulusalcı sahtekarlık!
Kahrolsun sol görünümlü devlet işbirlikçiliği!
Altına imza!
Yine de nacizane önerim, "Sapık Sol" yerine "Sapkın Sol" gibi bir başlık olurdu!
When You Kill A Man, You're A Murderer
Kill Many And You're A Conqueror
Kill Them All And You're A God!