PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Kulturkampf


Jolly Jocker
21-04-2012, 22:50
AKP, devlet tiyatrolarının yönetimini tiyatroculardan alıp belediyelere veriyor. Sanatçılardan yoğun tepki geldi. Kimisi istifa etti.

Hükümet, sanata da el attı. ''Devlet karışmasın'' lafı sadece serbest piyasa ekonomisi söz konusu olunca akıllarına geliyor. Onun dışında her şeye devlet fazlasıyla karışıyor! Yeter ki emekten yana olmasın!

Dindar ve kindar nesil açıklamalarından sonra sanata da musallat oldular.

Bir hükümet sanatı bile neden kontrolüne almak ister?

Eğer toplum mühendisliği yapacaksa, insanları kendi istediği biçimde şekillendirebileceğine, kendi suretinde yaratabileceğine inanıyorsa sanat dahil herşeye el atar elbet. Bu, bunun göstergesidir.

Oysa tiyatro hakkında tiyatrocuların, yani çalışanlarının söz hakkı olmalıydı. Demokratik olan buydu. Özyönetime kapı açan buydu. Bunun daha da geliştirileceği yerde sanat bürokratik mekanizmanın denetimine veriliyor.

Aslında kemalizmin zihniyetinin aynısı bu.
Ne yapıldıysa kendi cephelerinden tekrarlıyorlar sanki.

Ama bu kez sağlam kayaya çarptılar. Bu kez toplumdaki esas 'zinde güçlerinin' (yani sanatçılarının ve aydınlarının) buharı, halkın pistonlarını harekete geçirebilir. Bu bir olanak. Artık kültürel ayrılık yavaş yavaş çatışma boyutunu almaya başlayacak. Zira hükümet(muhafazakar kültürün temsilcisi olarak) sınırını aşalı çok oldu.

Muhafazakarlığın tabuları var. İnanç ve ahlak konusunda kutsalları, konuşulamazları var. Ama sanatın yok! Olamaz da! Batı'nın yüzlerce yıl önce yaşadığı ve rönesansın zaferiyle biten kültür çatışması yavaş yavaş bizim de gündemimize giriyor.

1923'te kemalizm sağlıklı bir kulturkampf'dan kaçtı. Çünkü toplumun bölünmesini, halkın aktifleşmesini kendi tekçi ve otoriter anlayışına tehdit olarak görüyordu. Bu yüzden kendince dini kontrol altına alıp tüm seküler kesimleri korkutarak gizlenmeye ve kendine destek olmaya yönlendirdi.

Ama artık kemalizm çöktü. Hem fikren çöktü hem ordusu, yargısı çöktü. Artık iş başa düştü. Artık toplum kültürel olarak bölünecek. Daha doğrusu, zaten varolan derin yarık gün yüzüne çıkacak ve gizlenenler kendini açık etmek zorunda kalacak. Çünkü sessiz durmak yetmiyor artık. Üzerimize geliyorlar. Ortaya çıkmak zorundayız.

Biz devrimciler olarak fikir ve görüşlerimizi hiç saklamadık. Biraz da bu yüzden kaybettik. Çünkü devlet bizi kolayca hedef gösterip görüşlerimizi çarpıtabildi. Ama zaman ve koşullar değişiyor. Bir kültür çatışması yaklaşıyor. Akıl, bilim ve sanat bizden yana. Muhafazakar-otoriter kültür ile hümanist-seküler kültür; kutsalcı-tabucu zihniyet ile hür düşünce karşı karşıya geliyor. Aradaki gerilim artıyor. Zaten politik tercihler dahil herşeyin esas belirleyeni bu kültürel ayrım değil miydi?

Tarihsel bir yanlışı düzeltme fırsatı doğuyor. Pısıp herşeyi devletten beklemek hiçbir şey getirmedi. İnsanlar bunu gördü, görmeyenlerin de kendilerini koruyacak bir devletleri kalmadı zaten. Dedim ya, artık iş başa düştü. Artık gizlenmek ve sinmek 'yok olmak' demektir. Bu yüzden meydana çıkıp kendi değerlerini savunacaklar. Bunun üzerinden politikleşecek, aktifleşecekler. Başka olanak yok. Gerçek bir aydınlanma, bu toprakların geç kalmış rönesansı -ve bunun sonucunda gelecek geç kalmış bir reform belki-, ancak böyle gerçekleşebilecek. En azından farklılıkların ve azınlıkta olan herşeyin nefes alabilmesi için muhafazakarlar sanata ve ifade hürriyetine, ''müstehcenliğe'' ve ''seküler düşüncelere'' tahammül etmeyi öğrenene kadar çok 'dayak' yiyecekler. Sosyalistler bu aktivasyonu desteklemeli ve entelektüel liderliğini almalıdır. Zaten sekülarizm denince akla ilk biz geliyoruz. Önümüzde bir çeşit kulturkampf var. Ve devletin onlarda olması aslında iyi. Aksi halde kemalizmin yarattığı karanlık ışıkla kitlelerin gözleri körelmeye devam ederdi.

Aydınlanma, özgürleşme tabandan gelecek. Sanatıyla, bilimiyle, yazar-çizeriyle... Bu mücadelede hem bu toprakların isyancı sanat ürünlerini yeniden keşfedeceğiz; Kaygusuz Abdal'ı, Pir Sultan'ı, Ömer Hayyam'ı, Nazım Hikmet'i hem de Batı'nın zafer kazanmış birikiminden faydalanacağız; Diderot'tan, D'Alembert'ten, Montaigne'den, Voltaire'den... Bu topraklardan yeni Hayyamlar, yeni Diderotlar çıkacak. Sosyalist sol bu kültürel ayrım ve mücadelede kitleselleşebilir. Buna kendi rengini verebilir. Bu mücadelede kazandıkça her yeni gün bir öncekine göre daha aydınlık, daha özgür olacak. Özgür sanat demek özgür düşünce ve ifade demektir aynı zamanda.

Yazacağız, çizeceğiz, üreteceğiz, eleştireceğiz, sorgulayacağız, sınırları aşacağız.
Her zamankinden daha fazla, görünür ve kitlesel olarak yapacağız tüm bunları.
''Sınıfa karşı sınıf!'' gereklidir ama yetmez.
Onların kültürüne karşı bizim kültürümüz..
Onların tevekkülüne karşı bizim isyanımız...
Onların tutucluğuna karşı bizim özgürlük çığlığımız.
Kulturkampf budur.

''Gazamız mübarek olsun!'' :)

vartor
21-04-2012, 23:35
Heyecanli gencleri gormek sevindiriyor beni, bir de lafta kalmasa... Demokratlasma umuduyla, bazi sol ve aydinlarin da destegini alan cogunluk hukumeti akp, "Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olduk" atasozunu hatirlatti bana. Bir kere daha, dinciligin de irkcilik kadar anti humanist oldugunu gosterdi. Zaten bilinen gercek, asil sorunun ekonomik nedenlere dayandigi. Vatan, devlet, muhammed, hepsi palavra; asil tapinilan sey para. Ekonomi (tabi herkese esit olmasa da) guclenince, basta olanlar da bundan pay cikartmasini ve karli bir secim silahi haline getirmesini bildi. Demokratlik anlasilan buraya kadarmis, cogunluk saglaninca bir luks haline geldigini artik gormeyen yok.

AlbatrosS
22-04-2012, 00:36
Heyecanli gencleri gormek sevindiriyor beni, bir de lafta kalmasa... Demokratlasma umuduyla, bazi sol ve aydinlarin da destegini alan cogunluk hukumeti akp, "Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olduk" atasozunu hatirlatti bana. Bir kere daha, dinciligin de irkcilik kadar anti humanist oldugunu gosterdi. Zaten bilinen gercek, asil sorunun ekonomik nedenlere dayandigi. Vatan, devlet, muhammed, hepsi palavra; asil tapinilan sey para. Ekonomi (tabi herkese esit olmasa da) guclenince, basta olanlar da bundan pay cikartmasini ve karli bir secim silahi haline getirmesini bildi. Demokratlik anlasilan buraya kadarmis, cogunluk saglaninca bir luks haline geldigini artik gormeyen yok.

Sevgili ihtiyar;

Jolly'nin dedikleri bir bakıma(aslında çoğu bakıma) doğru. Yapılan-edilen işleri demokrasi tartısında onaylamak mümkün olmasa dahi; artık siyasetin ve dolayısıyla ''çatışma''nın asıl mecrasına oturmaya başladığını görüyoruz. Bizi sevindiren de bu gelişme aslında. Bu süreçte, elindeki devleti kaybeden Kemalistler dahi ''hak temelli'' çıkışlara başladı, devamı de gelecektir.

Bence artık Ulusalcıların ''karar vermesi'' gerekecek.

Ya eski alışkanlıklarıyla ''laiklik ve milliyetçilik'' temelli siyaseten ''sorunlu'' bir alanda kulaç atmaya devam edecekler. Ya da bu işleri bırakıp ''hak ve özgürlükler'' çizgisine yaklaşıp eski alışkanlıklarını terkedecekler:

http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=44430

İlk ayrışma Türk-İŞ'te yaşandı.

Hayırlı bir gelişme. Türk-İş'e bağlı yaklaşık on sendika eften-püften sebeplerle TAKSİM'e çıkmayı reddeden ''genel merkez''e kazan kaldırdı ve Taksim'de olacaklarını bildirdi:

Sendikal Güç Birliği 1 Mayıs’ta Taksim’de
Türk-İş yönetimine muhalif Sendikal Güç Birliği Platformu ise bugün bir açıklama yaparak 1 Mayıs’ta Taksim’de olacağını duyurdu. Belediye-İş, Basın-İş, Deri-İş, Hava-İş, Kristal-İş, Petrol-İş, Tek Gıda-İş, Tez Koop-İş, TÜMTİS ve TGS'nin oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu İstanbul dışındaki kentlerdeki 1 Mayıs kutlamalarında da birlikte hareket edecekler.


Türk-iş'in gerekçesi de elbette komik: Alanlarda ''siyasi sloganlar olmasın''-mış. Siyasi dedikleri de ''anadilde eğitim hakkı'' mesela...
Demokratik Kitle Örgütü olan bir sendika bu ''hakkı'' nasıl savunmaz, anlayabilene aşk olsun. Adı üzerinde ''hak''.

DDiderot
22-04-2012, 12:20
İslamcılarla "savaşıpta" kazananı görmedim ben.Yok dünyada bir örneği.Bu yetmezmiş gibi gerciliği besleyen bir de süper güç ve işbirlikçileri var.

Karşımızda ortacağın papazları olsaydı iş kolaydı.Giyotinler yeterli olurdu.

Her türlü kılığa bürünebilen,kıvrılabilen,esnek,kıvrak, bulaşıcı,tehditkar,takiyyeci,çıkar amaçlı dayanışmacı,beyin yıkayıcı,dünyanın en büyük organize suç örgütü karşındaki.

vartor
22-04-2012, 19:42
Keske senin kadar pozitif dusunebilsem sevgili albatrosS, DDiderot gibi, bu konuda ben de kotumserim. Hele ki devlet dine burnunu sokmus, laiklikten uzaklasiyorsa.

AlbatrosS
23-04-2012, 00:54
Keske senin kadar pozitif dusunebilsem sevgili albatrosS, DDiderot gibi, bu konuda ben de kotumserim. Hele ki devlet dine burnunu sokmus, laiklikten uzaklasiyorsa.

Enseyi karartmayın. Kapitalizmin çözmediği bir ''değer'' yok bu dünyada. Bilakis bazı toplumbilimciler ''çözülen değerler sistemine karşı muhafazakar reflekslerin artacağını''; aslında bunun geri dönüşü olmayan bir süreç olduğunu söyler.

G Milat
23-04-2012, 07:31
Freddie,

Yazıyı okuyunca "hadi hazırlanın, ne zaman devrim yapacağız" diye sorasım geldi :D Ama tabii sorup da konuyu dağıtmak istemediğimden birazcık sanat-devlet ilişkisine değineceğim..

"Bir hükümet sanatı bile neden kontrolüne almak ister?"

Bizimkisi gibi bazı devlet yapılanmaları ve sanat arasında her zaman negatif bir ilişki varıdır. Çünkü bu ülkenin başına gelenler her zaman paternalist altyapıya uygun toplumlar yetiştirmek isterler. Bu nedenle de ne devlet sanatı sever, ne de sanat devleti.. En büyük sorundan birisi de finansman olarak devletin kullanılması.Kamu bütçesinden ayrılan ödeneklerle desteklenen(!) sanat, her şekilde devletin kölesiymiş gibi kullanılmak istenir. Bu da sanatın özgürlükçü motiflerine tamamen aykırıdır. Devlet babanın sağladığı sübvansiyonlar ne kadar artarsa, sanat o kadar sindirilir. Bir nevi sanatın metalaşması, insanın sanat eşiğinde satılması işte..

Bunların yanı sıra, sanatı devleti pohpohlamak için kullananlar da yok değil. En basit örneği, -ilk aklıma gelen- 65'te MHP'lilerin Kızılay meydanında bir tiyatro oyunuyla "Nazımof ******i, Moskof'a!" diye haykırmasını da "sanat" çerçevesine dahil eden şap oğlanlarıdır...

Sanat halktan ayrılamaz ve eğer devlet eşitlikten yoksun bir tutum içerisindeyse, sanat buna tepki gösterir.Hatta insanları devlete karşı manipule etmekte çoğu zaman sanat kullanılır. Haliyle de devlet, sanatı kendi tekeline almak ister.. İktidarsız iktidarların her zamanki yöntemi. Bu noktada devletten beklenilenin ötesine oluşmuş bir tutum yok yani.

Halkın biraz uyanması gerek artık. Sanatını cahile teslim eden bir halk her zaman kör kalır..

aliyarasfal
23-04-2012, 14:15
Siyasi konularda tartışmaktan hep kaçınmışımdır, çünkü en az inançlar kadar kör savunma mekanizmalarıyla tartışılır ki bunu en iyi yapanlardan biri benim, bol önyargı ve vargılarım var.

Hiç anlamadığım şu kemalizm diye ortalıkta söylenen ama muhatabı kim bilmediğim işine gelenin sahiplendiği işine gelenin yerden yere vurduğu varlığı tanrı gibi yokluğa eş ideolojik tanım. Kemalizmin ne olduğunu anlatacak biri var mı? Kim fikir babası, kim ortaya koymuş ideolojisini ve kimler uygulamış bende öğreneyim.

Ordu mu? Chp denilen parti mi? Atatürk derseniz tutamayıp kendimi güleceğim. Neyse gelelim sadede, ben kemalizm denilen hayaletin hiç var olmadığını, hatta tıpkı dinler gibi tanrısız tabulardan ibaret bir masal olduğunu düşünmüşümdür.Kimlerin işine yaradığını, kime hizmet ettiğinide şöyle bir bu gün başımızda kimler olduğuna bakarak görebiliyoruz.

Hiç bağımsız olmamış bu ülkede, kapitalizmin çıkarına uygun icat edilmiş sözde ideolojiler evrimleşip dün kemalizm, kimi zaman milliyetçi dindar, arada ılımlı, en son noktada gerçek yüzü olan faşist hale dönüşerek türeyip, üreyip gidiyor.

İyimser arkadaşlara diyeceğim tek şey, dün berbattı bu gün beter, yarınsa felakettir %70-75 i din karşısında savunmasız ve itatkar bu toplumda.

Alın size öngörü, kürt-türk çatışması ile sol bölündü, hedef tahtası oldu, özelleştirmeler ve işsizlik baskısı ile emek cepheleri tek tek düşürüldü.Yandaş sendikalar, yandaş medya, yandaş sermaye, yandaş yargı (din süslü hepside) yandaş yandaş BOP işine girişildi.

Tüm muhalif kesimler parça parça susturuldu.En sona en büyük muhalif grup bırakıldı. Peki en büyük muhalif grubu biliyor musunuz? Söyleyeyim, alevi kesim.En son onlara sıra gelecek ve eğer asimilasyon ve sindirme başarılı olmaz ise bu ülke geçmişte yaşadıklarından çok daha büyük katliamlar görecek. Hem de kendini tanrısının emriyle kafirlere savaş açtığına inanmış yeni yetişen süper cahil nesil tarafından.

Bu senaryoyu ben yazmadım, bu ülkeyi yönetiyor gözükenlerde yazmadı, onlar sadece biat edip emirleri uyguluyor, gerisi zaman meselesi.

Düzelen bir şey yok, sadece sömüren ve sömürülen var bu dünya düzeninde. Araçları ve argümanları her türlü ideolojidir ki şu anda en tehlikeli olanı kullanıyor emperyalizmin efendileri. Din.Hepimize geçmiş ola, din ile uyutulan beyinler asla uyandırılamaz.

Kendim ve çocuklarım bu mengenenin sıkıldığını her gün yaşayarak görüyoruz, iyimser olacak hiç bir şey göremiyorum.

Faşizmin kim tarafından uygulandığı yada adından banane. faşizmin gönüllü uygulayıcısı olmaya hevesli %70 gücetapan cehalet ile %20 baş edecek mi sanıyorsunuz.%10 nerde demeye kalkmayın, onlar sömüren kesim, sadece seyrederler.

Ben kötümser değilim, gerçekçiyim, masal anlatmayın rica ederim. Kimsenin uyanacağı falan yok.Ayrıca bu durum sadece ülkemize ait bir durum değil, ortadoğu ve afrika aynı yöntemlerle emperyalizmce sömürülmeye ve kapitalizmin hizmetine sunulmaya devam ediyor.

Sudan-Darfur bölgesinde sunni müslümanlar diğer insanlara yıllardır neler yapıyor ve yapılırken nasıl kimse görmezden geliyor, bu katliamların baş sorumlusu nasıl ülkemizde ağırlanıyor hatırlayın derim.Yani sanmayın insan hayatı önemli, kimseye bir şey olmaz. Sen ben, onlar veya ateist, dindar farketmez sadece kelle hesabıyız, değerimiz ise sıfır.

Akp bu ülkenin başına gelmiş en büyük felakettir.Çünkü hiç kimse bunlar kadar itaatkar olmadı egemen güçlere.Amin.

Şimdilik saygımla gittim.

Jolly Jocker
24-04-2012, 02:02
Kötümser arkadaşlar hangi çözümü sunuyorlar acaba?

Din ile uyutulan nesillerin uyanmasına imkan yoksa çözüm nedir?

Söylediklerinizden iki sonuç çıkıyor: Ya teslimiyet ya yurt dışına kaçış.

Ordu, yargı ve başka ''kalelerinin'' düşmesinden sonra, hep bu kurumlara dayanıp bir türlü aktifleşememiş bazı kemalistlerin bu durumda umutsuzluğa kapılıp teslimiyet ve tüymekten başka seçenek görememelerini anlayabilirim.

Ama sosyalistlere yakışmaz bu.

Bu açıdan bir kemalist ve sosyalist tanımlaması yapabiliriz;
Kemalist: Kendi değerlerini savunamayan, kendi başına kaldığında sadece şikayet etmeyi bilen, kendi değerlerini savunmak için ordu, yargı v.b. vesayet kurumlarına ihtiyaç duyan insan.

Sosyalist: Daima kendi değerlerini kendi mücadeleleriyle savunmaya çalışan, özgücüne güvenen ve bunu büyütmeye çalışan, yenilgiyi göze almış, bunu göze almadan kimseyi yenemeyeceğini bilen, bedel ödemeden kazanım olmayacağını bilen, mücadeleci insan.

Bahsettiğim ''kulturkampf'' için sosyalist olmak, en azından kemalizmin etkisinden çıkmak gerekiyor. Vesayet kurumlarının düşmesi ve muhafazakar saldırı karşısında kemalistlerin bir kısmı kaçacak, bir kısmı teslim olacak ama bir kısmı da kemalizmi bırakıp kendi mücadele etmeye başlayacaktır. Elbette bu mücadelede eski vesayet kurumlarını yeniden inşa etmeyi öneren ve bunu yeterli gören insanlar da olacaktır. Yani kemalizmin yeniden 'pörtleme' ihtimali de daima var. Bu yüzden ideolojik hegemonya sosyalistlerde olmalı diye yazmıştım zaten. Uyanık olmak lazım. Laiklik, sekülerizm, özgür yaşam, bağımsızlık gibi değerleri -bunu taşıyamayan ve hak etmeyen- kemalizmin sultasından çıkarabilirsek işte o zaman bu ülkenin bir şansı olur. Kemalizmin en belinin kırık olduğu böyle bir zamanda bunu yapamazsak da bir daha yapmamız biraz zor olur. Benzer biçimde CHP'nin de üzerine gidilmeli, bu partinin solcu olmadığı teşhir edilip kitlelere gerçek sol işaret edilmelidir.

Solcular diyalektiği unutmamalı. En kötü durumlar bile başka bir açıdan fırsat sunar. Hiçbir şey simsiyah değildir, azıcık da olsa beyaz taşır. Muhafazakar-liberal hegemonyanın bu kadar azmış olduğu bu dönem, solun kemalizmin etkisinden çıkıp marksist temelde ayağa kalkmasının olanaklarını da sunuyor. Kemalizm darbe yedikçe, AKP'ye karşı muhalefetin ana öznesinin kemalistler değil gerçek bir sol olarak ortaya çıkmasının koşulları oluşuyor. Yesinler birbirlerini dedik. ''Bırakalım yesinler'' diyemem, yesinler birbirlerini ama biz de bırakmayalım, bırakamayız. Çöken kemalizmin boşalttığı alanı doldurmamız gerekir. Gerçek solun ortaya çıkması için sahtesinin yok olması iyidir. Kemalizmin yok olması, bu açıdan iyidir. AKP'nin diyalektiğinde beyaz olan tek şey budur. Bu beyaza oynayıp almalı ve beyazı büyütüp AKP karanlığını yenmeliyiz. Bir yandan AKP'yi eleştirirken bir yandan da kemalizmi eleştirmem bu yüzdendir. Çünkü varolmaya çalışmak, o alanı bırakmamak isteyecektir. Bizden çaldığı alanı. O varoldukça biz varolamayız. 80 öncesinde devrimci sol nasıl kitleselleşti? Çatışma ortamı kemalizmin kurumlarına olan güveni sarsmıştı. Bugün de AKP kemalizmi sarsıyor. Bunu kendimiz için avantaja dönüştürmek lazım.

VraeL
24-04-2012, 17:11
Kötümser arkadaşlar hangi çözümü sunuyorlar acaba?

Din ile uyutulan nesillerin uyanmasına imkan yoksa çözüm nedir?

Söylediklerinizden iki sonuç çıkıyor: Ya teslimiyet ya yurt dışına kaçış.

Bu konu da irandaki islam karşıtlarına sosyalistlere demokratlara vs'lere bakabilir miyiz? Acaba onların tutumu ne olmuş zamanında, acaba hala faal olan örgütlenmeler mevcut mudur ki?

taylan
24-04-2012, 22:28
Bir ulusalcı - kemalist olarak asla mücadeleden kaçmam. Gerekirse sonuna kadar mücadele ederim. Kimseden de medet ummayız.

Jocker, eleştirel yaklaşımların sorun değil yazılarını takip edip notlar alıyoruz. Ama işi hakarete vardırmaya başladığını belirtmek isterim. Terbiyeli ol biraz çünkü cidden senden başka hiç bir sosyalist arkadaş bu kadar saldırmıyor kemalizme.

4 yılı aşkın Silivri'de eziyet çeken bir sürü ulusalcı- kemalist gazeteci, yazar, asker sivil bir çok insan sadece kendi başına şikayet ettikleri için içeri atılmadılar heralde. Kendi değerlerini savunmak için hiç kimseden de medet ummuş değillerdir. Ergün Poyraz muhtemel sadece mızmızlanıp şikayet ettiği için 5 yıldır içerde değil mi??? Mustafa Balbay o saygıdeğer insancıl gazeteci 1 senedir tek kişilik hücrede tutuluyor. Eminim dışarı çıktığında mücadele edeceği saflardaki insanları ideolojilerine göre ayırt etmeyecektir.

Bu ülkede ulusalcı kemalistlerin kendi eksik ve hatalarını anlayacak kapasiteleri vardır sen kafanı yorma. Sevgi ve saygı duyduğumuz sosyalist insanlarla her zaman birarada olmaktan da onur duyarız.

errata
24-04-2012, 22:50
Ulusalcı ya da Kemalist kesim esasında sosyalist görünüp put milliyetçiliği yapmaktan ve onlarca senedir sürdürülen paranoya devletçiliğinden, orduculuğundan fazla bir şey yapmıyor. "Ulusalcı" kelimesinin Türkiye'de yeni yeni kullanıldığı devirde işin merkezinde gözlem yapma şansı bulabilmiş biri olarak bunu açık seçik ifade edebiliyorum.

Ulusalcı ya da Kemalist kimselerin JJ'nin dediği gibi pasif, göz boyamacı, sistemsiz ve boş bağırış yakarıştan başka geliştirdiği pek birşey yok. Üstelik sosyalist söylemdeki insanlara saldırmaya sıra geldiğinde her zaman ve daima muhafazakar, orducu kesimle ortak hareket etmişlerdir. Bunun en büyük nedeni olarak da "devletin, milletin bekasında birleşmek, tek ses olmak" tekerlemesini benimsemişlerdir. Gerisi yalandır, teferruattır. İçerisinde bulunduğumuz sonuç karşısında aksini iddia edenin, söylediklerini ispat etmesi gerekiyor.

taylan
24-04-2012, 23:36
Sayınız oldukça az. Yapabilecekleriniz ve değiştirmek istedikleriniz için bu ülkedeki beğenmediğiniz ulusalcılarla müttefik olmak durumundasınız. Mutlaka grupların birbirini iknası şart. Orduyu da dışlamamak gerekir. Sonuçta gidişat, öyle meydanlarda polisle kovalamaca oynanacak türden bir ortamı öngörmüyor. Daha şiddetli daha büyük kamplaşmalar olabilir.

Ülkenin seküler ve çağdaş yaşamı benimsemiş tüm bölgelerinde kendi yaşam tarzını ve geleceğini korumak adına harekete geçen kitlelerin öncelikle amacı yaşam tarzlarını ve ekonomik geleceklerini garantiye almak olacaktır. Bu kitleler beğenmediğiniz ulusalcı düşünceye sahip kitleler olucaktır. Siz bu insanların kemalizmi bırakıp ellerine kızıl bayraklar alarak sosyalizme yürüyeceğini falan sanıyorsanız çok büyük yanılgı içindesiniz demektir.

Ben tüm ulusal ve sol kesimlerin birarada milli demokratik bir devrim öngörmesinden yanayım. Sokak anarşizmi ile AKP den kurtulunmaz. Hayal kurmayınız.

Jolly Jocker
25-04-2012, 01:12
Bir ulusalcı - kemalist olarak asla mücadeleden kaçmam. Gerekirse sonuna kadar mücadele ederim. Kimseden de medet ummayız.
Vesayet kurumlarına değil kendi özgücünü inşa ederek mücadele etmeyi düşünüyorsan, hakikaten anti-emperyalistsen(ve kaçınılmaz olarak anti-kapitalistsen), gerçek bir laiklikten, demokrasiden, insan haklarından yanaysan kendine ulusalcı-kemalist diyemezsin. Çünkü ulusalcılık-kemalizm böyle birşey değil. M.Kemal de bu değerlerle ilgisi olan biri değil.

Savunduğunuzu iddia ettiğiniz değerleri çok yanlış bir akımla birlikte ele aldığınız için kaçınılmaz olarak hata da yapıyor ve elinize yüzünüze bulaştırıyorsunuz.

Mutlaka grupların birbirini iknası şart. Orduyu da dışlamamak gerekir. Sonuçta gidişat, öyle meydanlarda polisle kovalamaca oynanacak türden bir ortamı öngörmüyor. Daha şiddetli daha büyük kamplaşmalar olabilir.
Gruplar birbirini ikna etmeli, evet. Resmi tarihi bırakıp gerçekleri bırakmalı ve kemalizmden kopmalısınız. Aksi halde sizden hiçbir şey olmaz. Tarih, Suphilerin nasıl öldürüldüğünü, Sovyetlerin nasıl kazıklandığını yazıyor. İran'da islamcılara güvenen komünistlerin sonunun ölüm olması gibi, burada kemalistlere güvenenlerin sonu da aynı olmuş. Kemalizmi terk etmeden size güvenmek mümkün değil. Bir hata bir kez yapıldığında hatadır ama ikinci kez yaparsak adı aptallık olur.

Ordunun ve her kurumun içinde emekten, halktan, özgürlükten yana olan, bunun için gerektiğinde deletle karşı karşıya gelebilecek olanlar vardır elbette. Ama ordu mensuplarıyla ilişkilenmek için resmi ideolojiyi kullanırsan, seni onu değil o seni yanına çeker. Bunun en iyi örneği Perinçek tayfasıdır. Ordu mensuplarını gerçek bir sola kazanmak için resmi ideolojiden koparmak gerekiyor.

Bu arada senin ''meydanlarda polisle kovalamaca oynamak'' dediğin metod kitle isyanıdır ve dünyanın her yerinde sonuç veren biricik metoddur. Bunu hala küçümsüyor olman bile vesayet kurumlarına ne kadar bel bağladığınızın, ne kadar pasif olduğunuzun bir göstergesi aslında. İlla bir kurumdan medet umup herşeyi ondan bekliyorsunuz. TSK'dan bi cacık olmayacağı bu kadar ortaya çıktığında bile! Demek ki siz iflah olmayacaksınız. Kemalizm de tıpkı din gibi aklı absorbe ediyor. Atatürk lafını duyunca akılları uçuyor. Din gibi. Bir çeşit afyon. Bunun kırılması şart. Bu kırılamadığı sürece kemalist kesim için seküler diyemeyiz, onlar da fazlasıyla dindar ve bağnazca davranıyorlar çünkü.

Siz bu insanların kemalizmi bırakıp ellerine kızıl bayraklar alarak sosyalizme yürüyeceğini falan sanıyorsanız çok büyük yanılgı içindesiniz demektir.
Eline kızıl bayrak alıp yürümesi gerekmiyor, ki yapmadıkları şey değil. 1977 1 Mayıs'ında yarım milyon insan vardı. Sosyalizmi ''ütopik'' görmek, emek mücadelesini umursamamak aymazlığıdır. Anti-emperyalizm, anti-kapitalizmi gerektirdiği için, sosyalizmi hakir görenler anti-emperyalist de olamazlar. Savunduğunuz herşeyin içi boşalır.

İnsanların özgür sanat, özgür düşünce, insanca bir yaşam ve insanca bir düzen için harekete geçmeleri zaten sol bir mücadeledir ve iki adım sonrası sosyalizmdir. Atla deve değil yani.

Ben tüm ulusal ve sol kesimlerin birarada milli demokratik bir devrim öngörmesinden yanayım. Sokak anarşizmi ile AKP den kurtulunmaz. Hayal kurmayınız.
Milli Demokratik Devrim mi? Asıl sen hayal kurma, ne MDD'si? MDD mi kaldı bu devirde?

MDD niye savunuluyordu? 50 sene önceydi, Çift kutuplu dünya vardı, işçi sınıfı gelişmemiş farzediliyordu, köylü ağırlıklı toplum olduğumuz düşünülüyordu, feodalitenin hala ağırlık taşıdığı düşünülüyordu, sermaye bu kadar globalleşmemişti, bu yüzden bağımsız-milli bir burjuvazinin de olabileceği düşünülüyordu.

Ama devir değişti!

Çift kutuplu dünya çöktü, sermaye iyice küreselleşti, küresel piyasalardan bağımsız bir kapitalizm olanaksızlaştı, TC'deki feodalite de kendiliğinden kapitalistleşme yaşadı, kırsal nüfus azaldı, işçi sınıfı gelişti. Hal böyleyken hala MDD'yi savunmak, geri kafalılıktan da öte, meseleyi hiç anlamayan bir cehalet göstergesidir. Kaldi ki, MDD, yani Milli Demokratik Devrim stratejisindeki Milli vurgusu anti-emperyalist yöne, Demokratik vurgusu da adı üzerinde demokrasiye vurgu yapar. Kemalizmi MDD'yle ilişkilendirmek de çok yanlış. Kemalizm ne anti-feodal ya da demokratiktir ne de anti-emperyalist olabilmiştir. Hayal görmeyin.

Kemalizm bitti. Kemalizm, sınıf mücadelesini yok sayan, farklılıkları yok sayan, devletçi ve otoriter, tektipçi, elitist bir toplum mühendisliği projesiydi. Dinden mümkün olduğunca arındırılmış bir milliyetçilik gazı, sadece jargon düzeyinde solculuk, lider kültü ve vesayet kurumlarıyla ayakta tutulmaya çalışılıyordu. Vesayet kurumları yok artık. Din çıktı yine ortaya. Bunu milliyetçiliği yükselterek geriletme olanağı da yok, zira dinle içli dışlı bir milliyetçilik(ülkücülük) kaptı o kapıyı. Zaten milleti kendinize çekmek için milliyetçi histeriyi gıdıkladıkça toplumu faşistleştiriyordunuz. Sol jargonu da kimse yemiyor artık, zira zerre sınıf mücadelesi vurgunuz yok. İnsanlar devletçi, otoriter, milliyetçi, vesayetçi eski rejimi yine kurmak için mi mücadele edecekler? Yani kemalizm için? Elbette hayır. Sol böyleleriyle asla yan yana gelmez.

Neyseki CHP kitlesi ulusalcılardan ibaret değil. Hatta onlar Baykal'la birlikte büyük darbe yedi. CHP seçmeni içinde sosyal demokratlardan sosyalistlere, Alevilerden laik apolitiklere, hatta seküler liberallere dek hiç de ulusalcı olamayan dünya kadar insan var. Tabi CHP seçmeni yetmez. AKP seçmenlerinin de çoğu emekçidir. Uyandırabildiğimizi uyandırmamız şart. Bunu kemalizmle yapamayacağımız ise aşikardır. Öte yandan Kürt hareketiyle de ilişkilenmek gerekiyor. Hatta en başta onlarla. Ama kemalizmin hastalıklı milliyetçiliği buna da engel. Sizin geleceğiniz yok. İşiniz tamamen bitti. Sol böyle değildir ama. Latin Amerika'da olduğu gibi bir anda diriliverir. Çünkü evrensel insanlık değerlerini savunur, sınıf mücadelesini savunur. Bunlar hep günceldir. Maddi temeli vardır. Ama kemalizm tarihin çöplüğünü boyaldı. İyi de oldu.

Brian
26-04-2012, 00:07
"Sayınız çok az o yüzden bize katıl. Daha iyi olabilir."

Peki biz dedikleri nedir burada?

Burjuvadır. Burjuvanın başka bir yüzüdür.

Yani aslında işçi sınıfına söylenen şudur burada:

Sayınız, gücünüz neyse çok az....Onun yerine bu burjuvayı seçin.

ABD'de bu oyun sık sık yapılır.

Biraz demokrat olanlar, güya işçi sınıfından yana olanlar Demokrat partiye oy verir filan.

Ama hem Demokrat parti hem Cumhuriyetçiler şirketler tarafından yönetilir. Ana politika filan değişmez.

Ama değişiyor gibi görünür.

Ulusalcı Kemalistler bu durumda burjuvanın emir koludur. Ve başka fonksiyonu da olamaz. Ama kendileri bunu söylemez o ayrı. Onlar bu oyunun bir parçası ve figuranıdır sadece.

Yani var olan durum, işçi sınıfı için kandırma ve aldatmacadır. Kandırılan işçi sınıfıdır tabiiki.

İşçi sınıfı bunu fark etmediği sürece burjuva tarafından alabildiğince kullanılmaya devam edecektir.

G Milat
26-04-2012, 12:53
Vrael,

Bu konu da irandaki islam karşıtlarına sosyalistlere demokratlara vs'lere bakabilir miyiz? Acaba onların tutumu ne olmuş zamanında, acaba hala faal olan örgütlenmeler mevcut mudur ki?

Daha birkaç gün önce bir İranlı arakdaşımla bu konuda konuştuk. Sorunuzu görünce söyleyeyim dedim.

İran'da şu anda Ayetullah ve A.Nejad karşıtı olan küçük gruplar var. Ama örgütlü değiller. Biliyorsunuz, Facebook veya bu tip forumlar yasak. Tabii ki IP değiştirmek hiç de zor olmadığı için genellikle gençlik o şekilde sosyal ağlar üzerindne örgütlenmeye çalışıyor.

Şu anki Ayetullah el-Uzma Seyyid Ali al-Husayni, kimseye göz açtırmıyor... Fakat bildiğim kadarıyla TUDEH(solcu marxist leninist çizgide)'ten geri kalanlar en aktif kesim. Hem devlete hem de ABD'ye karşı oldukça aktifler.

Brian
26-04-2012, 22:26
Vatandaşın biri çıkıp şuna benzer şeyler söylüyor:

"Sosyalistim, ama CHP'ye oy verdim, günlük hayatta ÖDP'yi savunurum, ama anarşizmden tiksinirim, Stalin'i çok severim, Lenin'i de, Troçki'de iyidir. Ama onları savunmam. Sosyal demokrasiyi savunurum. CHP'ye yirmi seneden beri oy vermişliğim vardır. Kemalistleri savunmuşumdur, çünkü onlarla müttefikim, ama birçok komünist benim düşmanım"

İlginç bir düşünce biçimi.

Düşünmeyi neredeyse tümüyle çorba yapmak olarak gören bir anlayış....Sonra da şuna benzer laflar:

"Sosyal demokratım ama sosyalistim, piyasa ekonomisini de savunurum, aslında komünistim ama günlük hayatta komünistlerin çoğundan tiksinirim, reelde Kemalistlerle yan yanayım, pazarda zaman zaman başka şeyler aklıma gelir, sahilde CAstro'yu düşünür ve hak veririm, Castro'cu olurum, ama yine de ÖDP'liyim ama CHP'ye oy veririm, oydan sonra tekrar ÖDP'li olurum, sabah DSP'li olsam mı diye düşünürüm zaman zaman."

Evet bu düşünce biçimi ile epey yol alacağız.

İktidara gelince neyi savunacaklar o da ayrı bir konu tabii ki....

AlbatrosS
26-04-2012, 23:34
Vatandaşın biri çıkıp şuna benzer şeyler söylüyor:

"Sosyalistim, ama CHP'ye oy verdim, günlük hayatta ÖDP'yi savunurum, ama anarşizmden tiksinirim, Stalin'i çok severim, Lenin'i de, Troçki'de iyidir. Ama onları savunmam. Sosyal demokrasiyi savunurum. CHP'ye yirmi seneden beri oy vermişliğim vardır. Kemalistleri savunmuşumdur, çünkü onlarla müttefikim, ama birçok komünist benim düşmanım"

İlginç bir düşünce biçimi.

Düşünmeyi neredeyse tümüyle çorba yapmak olarak gören bir anlayış....Sonra da şuna benzer laflar:

"Sosyal demokratım ama sosyalistim, piyasa ekonomisini de savunurum, aslında komünistim ama günlük hayatta komünistlerin çoğundan tiksinirim, reelde Kemalistlerle yan yanayım, pazarda zaman zaman başka şeyler aklıma gelir, sahilde CAstro'yu düşünür ve hak veririm, Castro'cu olurum, ama yine de ÖDP'liyim ama CHP'ye oy veririm, oydan sonra tekrar ÖDP'li olurum, sabah DSP'li olsam mı diye düşünürüm zaman zaman."

Evet bu düşünce biçimi ile epey yol alacağız.

İktidara gelince neyi savunacaklar o da ayrı bir konu tabii ki....

''İpne''yim ama seksistim. Eşcinselleri sevmem. Anarşistim ama Mhp'ye oy veririm, orucumu ve cumaları sektirmem. Çok iyi bir aşçıyım; beyin çorbasıyla kayısı hoşafını karıştırır yerim: Ama bol sarmısaklı...

Jolly Jocker
18-05-2012, 06:57
Kuzey Kore ile Suudi Arabistan kırması bir ülke burası.

Atatürk'e laf etmek suç. Dine laf etmek de suç.

Atatürk'e laf etmenin suç olmasını eleştirenler dine laf etmenin suç olması karşısında sesini çıkarmıyor.

Dine laf etmenin suç olmasını eleştirenler de Atatürk'e laf etmenin suç olmasına ses çıkarmıyor.

Karşıt görünseler de aslında birbirlerine çok benziyorlar.

Biri milli eğitim dayatması üzerinden toplum mühendisliği yapar, diğeri dindar nesil hülyaları üzerinden...

İkisi de otoriter, ikisi de tek tipçi, iksi de devletçi, ikisi de milliyetçi...

Mahir Çayanlar oligarşik devlet ile halk arasında bir suni denge olduğunu söylerdi. Bunu kırmak için öncü savaşını teorize etmişlerdi. Bu suni denge kırılsa halk isyan edecek ve faşizmi bitirecekti. Halk adeta sütten çıkmış ak kaşıktı, devlet kendisini sindirdiği için susuyordu.

Doğrudur. Halkı sindirmek için devlet korku ve terör kullanır. Ama mesele bundan ibaret değildir. Denizleri polise ihbar eden bu halktır. Denizlerin idamına yarıdan fazla oranda evet diyen CHP'yi sol sayan bu halktır. 12 Eylül darbesi döneminde onca işkencenin, faili meçhulün hesabını sormayan da bu halktır. Darbe anayasasına ezici çoğunlukla evet diyen de, sonrasında Özal'ı iktidar yapan da bu halktır. Alevileri, Kürtleri, Ermenileri katleden ya da katledilmesine ses çıkarmayan, yine bu halktır. Kendisini katleden devletten kopamayan da yine aynı halktır.

Halkımız sütten çıkmış ak kaşık değil kısacası. Sol biraz da bu yüzden yenildi. Yenilgiden sonra esas bu yüzden tekrar toparlanamadı. Halkımızın 'çapı', 'kalitesi' sosyalizme yetmiyor. Her halk hak ettiğini yaşar. Bizimki de bunu hak ediyor.

Halkımıza bu karakteri veren geleneksel milliyetçi-muhafazakar kültürdür. Bu muhafazakar kültür otoriter ve tek tipçidir. Bu kültürün eleştirisi yapılmadan, kültürel alanda değişim başlamadan solun kitleselleşmesi olanaksız. Bu ülkeye hakiki bir demokrasi ve barış gelmesi de olanaksız. Bu yüzden siyasal sistemden de önce halkın muhafazakar-otoriter kültürünün kuvvetli bir eleştirisi lazım. Bizde kültür demokratikleşmeden siyaset demokratikleşemeyecek belliki.

Aslında kültürel alandaki muhafazakar-otoriter yönelimi kırma görevi burjuva devrimlerinindir. Burjuva devrimleri az veya çok kültürel dönüşüm de yaşatırlar topluma. Halkı aktifleştirir, bilinçlendirir, demokrasi kültürünü yayar, muhafazakar ve tek tipçi tabuları kırar. Sonra frene basar. Burjuvazinin kendisi yegane egemen haline gelmiştir çünkü. Artık değişimi devam ettirme işi solundur. Sol, burjuvazinin başlattığı dönüşüme tutunarak kitleselleşir.

Ama bizde böyle olamadı. Çünkü bizdeki burjuva devrimi(1908) çeşitli savaşlar(Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı) ile bölündü. Kemalizmle de son buldu. Kemalizm baştan beri sol düşmanıydı. Baştan beri emperyalizmle uyuşmaya hazırdı. Tek partici, tek tipçi, otoriteryan, asimilasyoncuydu. Devletçi ve katliamcıydı. Burjuvaziyi bile devlet eliyle yaratmaya kalktı. Türk milliyetçiliği de İttihat-Terakkiden beri katliamcı, şovenist bir haldeydi. Hiçbir zaman ezilen ulus milliyetçiliği olmadı. Kemalizm elitist ve otoriter yapısı gereği halktan hep korktu. Halkı küçümsedi de. Bir burjuva demokratik devriminin yapması gereken hiçbir şeyi doğru düzgün yapmadı. Toprak reformunu yapıp feodal kültürün etkisini bile kırmadı. Ağalarla anlaşıp vekillik verme yoluna gitti. Ne kendine zemin kurabildi ne de sola alan bıraktı. Bu yüzden bizde sol hep sıfır noktasından başlamak zorunda kaldı.

Şimdi AKP eliyle rejim yine burjuvazinin çabasıyla restore ediliyor. Eski biçim olan kemalizm hepten tasfiye ediliyor. Bu tasfiyeye zaten kemalizmin elleriyle kurduğu burjuvazi çok önceden başlamıştı. Kendi düşen ağlamaz. Kemalizm ektiğini biçiyor. ''Her şerde bir hayır vardır'' derler, son süreçte de kemalizmden kurtulmak gibi bir 'hayır' var. Kemalizmin etkisinden hepten çıkmak, onun sola kapattığı alanı nihayet geri alabilmek olanağı var önümüzde. Tasfiye edilen bu akımın tekrar toparlanmasına ideolojik olarak izin vermemek, halk nezdinde ondan boşalacak alanı doldurmak gerekiyor.

Evet, bugünkü değişimin öznesi yine burjuvazi. Çünkü burjuvazi proleteryaya göre daha 'sınıf bilinçli', daha uyanık oldu hep. Neden proleterya böyle değil? Çünkü sınıfsal çıkarlara göre hareket etmek yerine kültürel kodlara göre hareket ediyorlar. Doğrudur, kültür gökten inmez, son tahlilde sınıfsal ilişkilere ve nesnelliğe indirgeyebiliriz. O, bu zeminden türemiştir. Ama bir kez türedikten sonra ona bağımlı kalmaz. Belirleyicilik de kazanır. Hatta karşı etkisi daha baskın gelmektedir. Sol bunu göremedi. Materyalizmi son derece indirgemeci bir biçimde kavrama yoluna gitti. Kültür eleştirisi ve dönüşümünü bugünden başlatmak yerine devrim sonrasına erteledi. Öyle ya, sen sistemi(maddi koşulları) değiştir, kültür nasılsa onu takip eder! Oysa Avrupa'da rönsensı sanayi inkılabı değil, sanayi inkılabını rönesans doğurdu.

Kemalizm, muhafazakar-otoriter kültürle hiç hesaplaşmadı. Onu değiştirmek, dönüştürmek, demokratikleştirmek için uğraşmadı. Bunun yerine, halkın muhafazakar-otoriter kültürünü gösterip buradan kendi vesayet rejimine bahane türetti. Ölümü gösterip sıtmaya razı etti yani. Sol, kemalizmin dirilmesine, vesayet rejimlerinin tekrar hortlamasına izin veremez. Sol, muhafazakar-otoriter kültürle hesaplaşmak, onu dönüştürmek için kuvvetli bir mücadele vermek zorunda. Demokratikleşme görevi de tarihsel olarak 'proleter devrimcilerinin' sırtında. Otoriter ve tek tipçi kültürü kırarak yeni bir toplumun nüvelerini evvela düşünsel olarak tohumlamamız gerekiyor. Bunu da ancak kendimizi gizlemeyerek, farklılıkları görünür kılarak, eşitlik ve hak talep ederek, kimlik politikalarını ötelemeyerek, otoriter ve tek tipçi kültürü bol bol eleştirerek, siyasal demokrasinin kültürel izdüşümünü talep ederek yapabiliriz. Atatürk'ün de dinin de eleştirilebileceğini çoğunluğa öğretmek zorundayız. Buradan başlayabiliriz. Gerekirse bedel ödemeyi de göze alabilmek gerekiyor. Bu memlekette maalesef bedel ödemeden kazanım olmuyor.

AhbAp
18-05-2012, 09:40
Şimdi AKP eliyle rejim yine burjuvazinin çabasıyla restore ediliyor. Eski biçim olan kemalizm hepten tasfiye ediliyor. Bu tasfiyeye zaten kemalizmin elleriyle kurduğu burjuvazi çok önceden başlamıştı. Kendi düşen ağlamaz. Kemalizm ektiğini biçiyor. ''Her şerde bir hayır vardır'' derler, son süreçte de kemalizmden kurtulmak gibi bir 'hayır' var. Kemalizmin etkisinden hepten çıkmak, onun sola kapattığı alanı nihayet geri alabilmek olanağı var önümüzde. Tasfiye edilen bu akımın tekrar toparlanmasına ideolojik olarak izin vermemek, halk nezdinde ondan boşalacak alanı doldurmak gerekiyor.

Sadece ve sadece hayal görüyorsun.

Ayrıca şu (sadece forum üyeleri açısından değil, genel olarak söylüyorum) Kemalizm ve Atatürk eleştirilerinden de gına geldi. İşin boyutu, bir dönemin tespitini yapma durumunu aşıp, bitmek bilmez bir hesaplaşma ve sızlanma noktasına geldi.

Solun bu ülkede bir şey olamamasının nedeni halkın kalitesizliği değil, solcuların kalitesizliğidir. Solun temelde hayli basit birkaç söylemi var; olayları ele alış ve bitmek tükenmek bilmez sızlanmalar, bölünmeler, bir süre sonra ortamın iyi yanını görmeler, işi devrimden hak mücadelesine çevirmeler ve daha yüzlerce saçmalıkla bu basitlikler, işin içinden çıkılmaz şeylere çevrildi.

Atatürk'ün devri çoktan kapandı; tarihte kapanan on binlerce devir gibi... Ama hala bunun karşısındaki sızlanmalar bitmiyor ki "Evet, şimdi ne yapıyoruz" noktasına gelinebilsin. Denizler asıldı; hala yası bitmedi. Bugünün solcuları, ilerisi için bir dünya yaratmak derdinde değil, Denizler'i asanlarla hesaplaşma peşinde. Kimisi ırk ve milliyetçilik tabanında yola çıkıp basit bir yaklaşımı misina gibi kendine dolayarak, yolun sonunda Kürt milliyetçisi oldu. Kimisi "anti-kapitalist müslümanlar"dan, solun halka anlatılabilmesi için medet umuyor. 1 Mayıs'ın sermaye bayramı olması gerekirken, güya bu ülkedeki önde gelen sol fikir adamları kanal kanal dolaşıp "daha çok ücret, daha az çalışma saati" yalvarıyor patronlardan, devletten. Bilmem kaç yıldır "haklıyız, kazanacağız" pankartlarını okuyoruz, bu işten kazanan sadece pankartçılar. Sendikalar, işçiyi ve memuru devlete ve sermayeye peşkeş çekiyor, buna da mücadele deniyor.

Aferin. Mücadeleye devam o halde. Her yıl kat edilen mesafeyi ancak benim gibi safdiller görmezden gelebilir.

AlbatrosS
18-05-2012, 15:19
Sadece ve sadece hayal görüyorsun.

Ayrıca şu (sadece forum üyeleri açısından değil, genel olarak söylüyorum) Kemalizm ve Atatürk eleştirilerinden de gına geldi. İşin boyutu, bir dönemin tespitini yapma durumunu aşıp, bitmek bilmez bir hesaplaşma ve sızlanma noktasına geldi.

Solun bu ülkede bir şey olamamasının nedeni halkın kalitesizliği değil, solcuların kalitesizliğidir. Solun temelde hayli basit birkaç söylemi var; olayları ele alış ve bitmek tükenmek bilmez sızlanmalar, bölünmeler, bir süre sonra ortamın iyi yanını görmeler, işi devrimden hak mücadelesine çevirmeler ve daha yüzlerce saçmalıkla bu basitlikler, işin içinden çıkılmaz şeylere çevrildi.(1)

Atatürk'ün devri çoktan kapandı; tarihte kapanan on binlerce devir gibi... Ama hala bunun karşısındaki sızlanmalar bitmiyor ki "Evet, şimdi ne yapıyoruz" noktasına gelinebilsin. Denizler asıldı; hala yası bitmedi. Bugünün solcuları, ilerisi için bir dünya yaratmak derdinde değil, Denizler'i asanlarla hesaplaşma peşinde. Kimisi ırk ve milliyetçilik tabanında yola çıkıp basit bir yaklaşımı misina gibi kendine dolayarak, yolun sonunda Kürt milliyetçisi oldu. Kimisi "anti-kapitalist müslümanlar"dan, solun halka anlatılabilmesi için medet umuyor.(2) 1 Mayıs'ın sermaye bayramı olması gerekirken, güya bu ülkedeki önde gelen sol fikir adamları kanal kanal dolaşıp "daha çok ücret, daha az çalışma saati" yalvarıyor patronlardan, devletten. Bilmem kaç yıldır "haklıyız, kazanacağız" pankartlarını okuyoruz, bu işten kazanan sadece pankartçılar. Sendikalar, işçiyi ve memuru devlete ve sermayeye peşkeş çekiyor, buna da mücadele deniyor.(3)

Aferin. Mücadeleye devam o halde. Her yıl kat edilen mesafeyi ancak benim gibi safdiller görmezden gelebilir.

1. Sol, Kemalizmle doğru düzgün hesaplaşmadığı için bu halde zaten. Haklısın, bu ''olur olmaz'' her yerde söylenmeye başlandığı andan itibaren bir kara mizah durumuna düşüyor.

2. İnanın eleştirinize hak verecek insanlar olsa da, alakası yok. Bu ülke insanını ve toplumu öyle büyük bir restorasyondan ve tornadan geçirdiler ki, insanlar ''en haklı ve basit'' taleplerinde bile mücadele etmekten ''korkup imtina eder'' hale geldiler.

Faşizmin, bağnazlığın ve kültürsüzlüğün(sıradanlık ve vandallık) her türlüsünü iktisadi, kurumsal ve kültürel tüm aygıtlarıyla toplumda mobilize ettiler. Bunu da ''devlet zoru ve cebirle'' yaptılar. Bu durumda toplum ve bireyler, aslında en insani refleksleri verdi, veriyor: Bununla mücadele etmek zor, bari kendi yakamı kurtarayım.

3. Bu oldukça abartılı bir saptama. Denizler ve yakın tarih Türkiye solunun belli günlerde andığı ve anımsadığı semboller yalnızca. Yazılı ve görsel basındaki ''gündemlerine'' bakarsanız, ağırlıklı tüm eleştirilerin ''güncel'' konularda yapıldığını görebilirsin.

* Solun Kürt milliyetçisi olduğu... saptamasına da katılmıyorum. Kürt muhalefetiyle ''dayanışma'' solcular için bir ''ev ödevi''dir.(solu bırakın, insanım diyen herkesin) Her konuda fikir birliği içerisinde olmayabilirsiniz; ancak Kürtlerin bireysel, toplumsal ve kültürel konularda temel hak ve özgürlüklerini MİLLİYETÇİLİK şemasında görmek oldukça haksız ve mesnetsiz bir iddia olur.

* Anti-kapitalist Müslümanlardan medet ummak... kısmına gelince... Bir ''sosyolojik vak'a''yı anlamaya çalışmanın adı ne zamandan beri ''medet ummak'' oldu? Kalitesizlik mi dedik, sevgili Ahbap? Kültürel olguları(ki din basbayağı kültürel bir olgu ve üründür) KÜLTÜR-BİLİM doğruları ve ilkeleri çerçevesinde anlamaya çalışmak mı medet ummak? Kültürbilimin modern disipliner yaklaşımlarını tek tek izah mı edeyim sizlere? Kozmoz aşkına, kaç seferdir bu konuda bilimsel referans ve kaynak belirttim. Hiç ''bakmayı'' aklettiniz mi? Daha önce de aynı referansları verdim ve daha öncede İslam'ı benzeri ''ilkelerle'' yorumlayan onlarca yazı yazdım. Dünden bugüne ne değişti?

* Ayrıca, bu çocukların ''demokratik hak ve özgürlükler dışında'' bir talebi olmadığını, olaylara bu çerçevede yaklaştıkları için kendilerine sempatiyle yaklaştığımı ve bu tutumları sürdüğü sürece de böyle devam edeceğini ekledim.

* Demokratik hak ve özgürlükler süzgecinden geçen ''yaklaşımları'' da kendimize ''düşman'' mı belleyelim? Demokratik hak ve özgürlükler çerçevesinde dillenen/söylenen talepleri de ''vay zındıklar'' deyip horlayalım mı? Solun ''kalitesizleşmesi'' mi dedik? Solun kitleyle temas edememesi mi dedik?

* Bugüne kadar iki şeyi birbirinden ayırdım:

1. Somut olgulara bakışta demokratik hak ve özgürlükler.

2. Kültürel bir olgu olarak dinin sosyo-kültürel yanının değerlendirilmesi.


Sendikal hareketler ve mücadeleler:

Tüm dünyada ''sendikal hareketler'' hemen hemen bu düzlemde yapılır zaten. Dileyen Güney Amerika deneylerini izlesin, dileyenler gelişmiş ülkelere baksın. Gelişmiş toplumlarda sendikalar ücretler, çalışma saatleri ve koşulları gibi meselelerde bir ''pazarlık aracı''dır daha çok. Türkiye gibi ülkelerdeyse daha ''siyasal ve bütüncül'' işlevlere sahip.

Sendikaları ''yeterince devrimci'' bulmamak bir şeydir ama hepsini ''sermayeye peşkeş çekiyor'' diye mimlemek de nesi? Özellikle ''sol''u konuştuğumuz bir yerde. Sana kim dedi ki sendikaların hepsi ''devrimci ve solcu'' diye?

Ben her gün yaşıyorum: Kendine ''solcu'' diyen kelli felli bazı üyeler sendikanın ''anadilde eğitim''i tüzüğüne koymasından rahatsız olduğu gibi karşı olduğunu söylüyor(KESK). Neyse ki ''yönetim'' bu heriflerden oluşmuyor da aklı başında ve vicdanlı bir sendikamız hala var. Ancak, bu ''kelli felli'' herifler işin ''mücadele'' kısmından da en çok kaçan herifler aynı zamanda. KEMALİZM GINA GELDİ Mİ dedik? Nasıl gelsin ki, biz bu heriflerle her gün uğraşıyoruz yahu! Okulların yerlerini değiştiren ve ilköğretim okullarını ''ilk okullar ve orta okullar'' olarak ayıran ilçe şube müdürlerine karşı aileleri ayaklandırıp örgütlediğimiz bir eylemde(ki içlerinde türbanlı ve akp'ye oy vermiş niceleri var) malın bir tanesi (halktan)çıkıp ''Atatürk, Atatürk devrimleri, laik Türkiye'' nutukları çekiyor! Böyle düşünen üç-beş kişi değil ki.

Eğitim-sen ''eylem'' kararı alıyor, oportunist üyelerin birçoğu lutfedip gelmedikleri gibi eğitim-sen'e üye olup yolunu bile bilmeyenler var! Kemalist ve milliyetçi olmaları da cabası! Gel gör ki ''aynı üyeler'', ''şehit cenazeleri''nden en ön saflarda!... Yahu ayıptır, sendikalar, yöneticiler vs n'apsın? En basit taleplerde bile KÜRT DÜŞMANI VE IRKÇI kesilen bir topluma hitap ediyorlar işte.Kemalizmden gına mı geldi, dediniz?

Zordur ''alanlarda'' muhalefet etmek. Zordur insanlara bir şeyler anlatmak. Zordur olanca kitle faşizmi mobilizasyonunda geçip beyinleri alıklaştırılan insanlara ''halkların kardeşliği ve demokrasi'' anlatmak. Buyrun, biraz da siz anlatın. Hayatın bir kuralı var: Yaşam ''boşlukları'' affetmez. Senin kendi kültürün ve taleplerinle var olmadığın/olamadığın alanlarda mutlaka birileri var eder kendini.

* Sen ''engelli merkezi'' açarsın, ancak oraya belli bir ''sosyo-kültürel'' HAK VE DEMOKRATİK VİZYONLA bakmaz ve sahipsiz bırakırsın... Sonra ''tarikatçısı'' gelir, senin sahip çıkmadığın alanları doldurur, kitleyle ilişkilenir ve senin kurduğun pozitif bir düzeneği bile kendine yontar. Sen de ''sol neden yok'' diye hayıflanırsın. Olmaz elbette. Olması gereken yer ve alanlarda sen olmazsan başkaları olur. Bu kadar basittir her şey... (yaşanmış bir durumdur)

AhbAp
18-05-2012, 16:14
1. Sol, Kemalizmle doğru düzgün hesaplaşmadığı için bu halde zaten. Haklısın, bu ''olur olmaz'' her yerde söylenmeye başlandığı andan itibaren bir kara mizah durumuna düşüyor.

2. İnanın eleştirinize hak verecek insanlar olsa da, alakası yok. Bu ülke insanını ve toplumu öyle büyük bir restorasyondan ve tornadan geçirdiler ki, insanlar ''en haklı ve basit'' taleplerinde bile mücadele etmekten ''korkup imtina eder'' hale geldiler.

Faşizmin, bağnazlığın ve kültürsüzlüğün(sıradanlık ve vandallık) her türlüsünü iktisadi, kurumsal ve kültürel tüm aygıtlarıyla toplumda mobilize ettiler. Bunu da ''devlet zoru ve cebirle'' yaptılar. Bu durumda toplum ve bireyler, aslında en insani refleksleri verdi, veriyor: Bununla mücadele etmek zor, bari kendi yakamı kurtarayım.

3. Bu oldukça abartılı bir saptama. Denizler ve yakın tarih Türkiye solunun belli günlerde andığı ve anımsadığı semboller yalnızca. Yazılı ve görsel basındaki ''gündemlerine'' bakarsanız, ağırlıklı tüm eleştirilerin ''güncel'' konularda yapıldığını görebilirsin.

* Solun Kürt milliyetçisi olduğu... saptamasına da katılmıyorum. Kürt muhalefetiyle ''dayanışma'' solcular için bir ''ev ödevi''dir.(solu bırakın, insanım diyen herkesin) Her konuda fikir birliği içerisinde olmayabilirsiniz; ancak Kürtlerin bireysel, toplumsal ve kültürel konularda temel hak ve özgürlüklerini MİLLİYETÇİLİK şemasında görmek oldukça haksız ve mesnetsiz bir iddia olur.

* Anti-kapitalist Müslümanlardan medet ummak... kısmına gelince... Bir ''sosyolojik vak'a''yı anlamaya çalışmanın adı ne zamandan beri ''medet ummak'' oldu? Kalitesizlik mi dedik, sevgili Ahbap? Kültürel olguları(ki din basbayağı kültürel bir olgu ve üründür) KÜLTÜR-BİLİM doğruları ve ilkeleri çerçevesinde anlamaya çalışmak mı medet ummak? Kültürbilimin modern disipliner yaklaşımlarını tek tek izah mı edeyim sizlere? Kozmoz aşkına, kaç seferdir bu konuda bilimsel referans ve kaynak belirttim. Hiç ''bakmayı'' aklettiniz mi? Daha önce de aynı referansları verdim ve daha öncede İslam'ı benzeri ''ilkelerle'' yorumlayan onlarca yazı yazdım. Dünden bugüne ne değişti?

* Ayrıca, bu çocukların ''demokratik hak ve özgürlükler dışında'' bir talebi olmadığını, olaylara bu çerçevede yaklaştıkları için kendilerine sempatiyle yaklaştığımı ve bu tutumları sürdüğü sürece de böyle devam edeceğini ekledim.

* Demokratik hak ve özgürlükler süzgecinden geçen ''yaklaşımları'' da kendimize ''düşman'' mı belleyelim? Demokratik hak ve özgürlükler çerçevesinde dillenen/söylenen talepleri de ''vay zındıklar'' deyip horlayalım mı? Solun ''kalitesizleşmesi'' mi dedik? Solun kitleyle temas edememesi mi dedik?

* Bugüne kadar iki şeyi birbirinden ayırdım:

1. Somut olgulara bakışta demokratik hak ve özgürlükler.

2. Kültürel bir olgu olarak dinin sosyo-kültürel yanının değerlendirilmesi.


Sendikal hareketler ve mücadeleler:

Tüm dünyada ''sendikal hareketler'' hemen hemen bu düzlemde yapılır zaten. Dileyen Güney Amerika deneylerini izlesin, dileyenler gelişmiş ülkelere baksın. Gelişmiş toplumlarda sendikalar ücretler, çalışma saatleri ve koşulları gibi meselelerde bir ''pazarlık aracı''dır daha çok. Türkiye gibi ülkelerdeyse daha ''siyasal ve bütüncül'' işlevlere sahip.

Sendikaları ''yeterince devrimci'' bulmamak bir şeydir ama hepsini ''sermayeye peşkeş çekiyor'' diye mimlemek de nesi? Özellikle ''sol''u konuştuğumuz bir yerde. Sana kim dedi ki sendikaların hepsi ''devrimci ve solcu'' diye?

Ben her gün yaşıyorum: Kendine ''solcu'' diyen kelli felli bazı üyeler sendikanın ''anadilde eğitim''i tüzüğüne koymasından rahatsız olduğu gibi karşı olduğunu söylüyor(KESK). Neyse ki ''yönetim'' bu heriflerden oluşmuyor da aklı başında ve vicdanlı bir sendikamız hala var. Ancak, bu ''kelli felli'' herifler işin ''mücadele'' kısmından da en çok kaçan herifler aynı zamanda. KEMALİZM GINA GELDİ Mİ dedik? Nasıl gelsin ki, biz bu heriflerle her gün uğraşıyoruz yahu! Okulların yerlerini değiştiren ve ilköğretim okullarını ''ilk okullar ve orta okullar'' olarak ayıran ilçe şube müdürlerine karşı aileleri ayaklandırıp örgütlediğimiz bir eylemde(ki içlerinde türbanlı ve akp'ye oy vermiş niceleri var) malın bir tanesi (halktan)çıkıp ''Atatürk, Atatürk devrimleri, laik Türkiye'' nutukları çekiyor! Böyle düşünen üç-beş kişi değil ki.

Eğitim-sen ''eylem'' kararı alıyor, oportunist üyelerin birçoğu lutfedip gelmedikleri gibi eğitim-sen'e üye olup yolunu bile bilmeyenler var! Kemalist ve milliyetçi olmaları da cabası! Gel gör ki ''aynı üyeler'', ''şehit cenazeleri''nden en ön saflarda!... Yahu ayıptır, sendikalar, yöneticiler vs n'apsın? En basit taleplerde bile KÜRT DÜŞMANI VE IRKÇI kesilen bir topluma hitap ediyorlar işte.Kemalizmden gına mı geldi, dediniz?

Zordur ''alanlarda'' muhalefet etmek. Zordur insanlara bir şeyler anlatmak. Zordur olanca kitle faşizmi mobilizasyonunda geçip beyinleri alıklaştırılan insanlara ''halkların kardeşliği ve demokrasi'' anlatmak. Buyrun, biraz da siz anlatın. Hayatın bir kuralı var: Yaşam ''boşlukları'' affetmez. Senin kendi kültürün ve taleplerinle var olmadığın/olamadığın alanlarda mutlaka birileri var eder kendini.

* Sen ''engelli merkezi'' açarsın, ancak oraya belli bir ''sosyo-kültürel'' HAK VE DEMOKRATİK VİZYONLA bakmaz ve sahipsiz bırakırsın... Sonra ''tarikatçısı'' gelir, senin sahip çıkmadığın alanları doldurur, kitleyle ilişkilenir ve senin kurduğun pozitif bir düzeneği bile kendine yontar. Sen de ''sol neden yok'' diye hayıflanırsın. Olmaz elbette. Olması gereken yer ve alanlarda sen olmazsan başkaları olur. Bu kadar basittir her şey... (yaşanmış bir durumdur)


Söylediklerimin şiddetini ve çapını genişletmişsin sevgili AlbatrosS. Ama yine de söylediklerimin ve hatta fazlasıyla anladıklarının arkasında duracağım.

"Solu Kürt Milliyetçisi" olmakla itham etmedim. Kimisinin, Türk Milliyetçiliği ile savaşırken, yolun sonunda kendini Kürt Milliyetçisi olarak bulduğunu söyledim. Atatürk muhabbeti kadar, Türk, Kürt, Ermeni muhabbetinden de gına geldi. Bunların kendi aralarındaki didişmeyi şu taraftan ve bu taraftan sahiplenerek ya da eleştirerek sürdürmek yerine, her birinin homo sapiens oldukları konusunda mücadele edilmeye ne zaman başlanacak diye soruyorum sadece.

Sol, kalitesizliğinden önce geri kalmış bir soldur. Bu çağda kavramlar, kurumlar, kanunlar, devletler vs kapitalizmin etkisiyle hızla değişip yeni anlamlar kazanırken, sol, hayali, üzgün, süzgün ve mehdi bekler halinden ve eski kavram ve mücadele marşlarından uyanıp kendine gelemiyor. Senin en baba bulacağın sendika, "Her gün bize 10 tokat atıyorsunuz, gelin şunu sekize indirelim"den daha ileri bir şey söylemiyor. İt ürüyor, kervan yürüyor. Gidişat, özgür, eşit ve barışçıl bir dünya açısından bakıldığında hızla eksi tarafa doğru gidiyor, biz de mal gibi bakıyoruz.

Bölgesel, dinsel, devletsel ve ırksal zırvalıkların gündem oluşturduğu gayrı yeter! Dünya, gezegen ve kaynak olarak geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmanın eşiğine geldi, son raporlar artık bu gerçeği daha bir yüksek sesle bağırırken, mahalle kavgası tadındaki gerzek mücadelelerin bir boka yaramadığı geçmiş o kadar yıldan artık çıkarılmalı!

Şu ana kadar yapılmayan bir mücadelen söz ediyorum. Başarısızlığı defa defa kanıtlanmış boş çabalardan değil. Temelde birey olduğunun farkında bile olmayan insan topluluğundan toplum değil, anca şimdiki gibi sürü olur. Bunların da önüne her zamankinden bir avuç fazla arpa konduğunda "direndik kazandık" deniyor ve bu da mücadele olarak adlandırılıyorsa, hayatta başarılar!

Şu anti-kapitalist gençlere gelince!.. Kendileriyle hiçbir sorunum yok. Ben, bilgim ve görüşüm çerçevesinde antikapitalizmi ve İslam'ı bir potada eritebiliyor muyuz diye bakıyor ve daha iişin hemen başında hadi len diyorum. Bu gençlerin kimler olduğunu hiç merak etmedim, nerede ne söylüyorlar diye hiç araştırmadım. Miting alanına girmek için hazırlık yaparlerken, "İnşallah Sosyalizm Gelecek" pankartı altında bir-ikisinin, "Kapitalist düzen, Allah'ın düzenine tezattır. Bi-izn-i Teala, bu düzen değişecektir" şeklindeki demeçleri, bu adamların düzen olarak Allah düzeni istediklerini (fakat bunu biraz daha farklı tanımladıklarına), bu düzenin değişmesinin de Allah'ın iznine bağlı olduğunu savunduklarını göstermektedir.

Tam bağımsız, özgür ve eşit bireyler olmak isteyenlerden gelen talepler, burada göksel emirler olarak algılanıyorsa, içeriğinin ne olduğu umurumda değil, daha baştan sakattır. Bazı söylemlerin birbirini andırıyor olması yine umurumda değildir. Kaldı ki artık aydınlar, Allah diye bir şeyin olmadığını açık açık ve bağıra bağıra söylemelidirler. Kurulmak istenen efendisiz toplumdan, efendilerin en ağababasını kovmak gerekmektedir.

Bir önceki mesajımda "solun temelde hayli basit birkaç söylemi vardır" dedim. Bunların ne olduğunu anlatmaya gerek yok. Bu temel ve hayli basit şeylere yönelik gerçekten bir şeyler yapıldığının mı yoksa tam da istendiği gibi arap saçına dönen meseleler, labirentler arasında elim sende mi oynandığının tahlilini net bir şekilde yapmak gerekiyor. "Sol mücadele işte budur, bu iş böyle yapılır" şeklindeki at gözlüklerini artık çıkartmak gerekiyor AlbatrosS. En azından bu şekilde bilmem kaç yıldır bir bok elde edilmediğini anlamak gerekiyor!

AlbatrosS
18-05-2012, 20:30
Söylediklerimin şiddetini ve çapını genişletmişsin sevgili AlbatrosS. Ama yine de söylediklerimin ve hatta fazlasıyla anladıklarının arkasında duracağım.

"Solu Kürt Milliyetçisi" olmakla itham etmedim. Kimisinin, Türk Milliyetçiliği ile savaşırken, yolun sonunda kendini Kürt Milliyetçisi olarak bulduğunu söyledim. Atatürk muhabbeti kadar, Türk, Kürt, Ermeni muhabbetinden de gına geldi. Bunların kendi aralarındaki didişmeyi şu taraftan ve bu taraftan sahiplenerek ya da eleştirerek sürdürmek yerine, her birinin homo sapiens oldukları konusunda mücadele edilmeye ne zaman başlanacak diye soruyorum sadece. (1)

Sol, kalitesizliğinden önce geri kalmış bir soldur. Bu çağda kavramlar, kurumlar, kanunlar, devletler vs kapitalizmin etkisiyle hızla değişip yeni anlamlar kazanırken, sol, hayali, üzgün, süzgün ve mehdi bekler halinden ve eski kavram ve mücadele marşlarından uyanıp kendine gelemiyor. Senin en baba bulacağın sendika, "Her gün bize 10 tokat atıyorsunuz, gelin şunu sekize indirelim"den daha ileri bir şey söylemiyor. İt ürüyor, kervan yürüyor. Gidişat, özgür, eşit ve barışçıl bir dünya açısından bakıldığında hızla eksi tarafa doğru gidiyor, biz de mal gibi bakıyoruz. (2)

Bölgesel, dinsel, devletsel ve ırksal zırvalıkların gündem oluşturduğu gayrı yeter! Dünya, gezegen ve kaynak olarak geri dönüşümsüz bir şekilde yok olmanın eşiğine geldi, son raporlar artık bu gerçeği daha bir yüksek sesle bağırırken, mahalle kavgası tadındaki gerzek mücadelelerin bir boka yaramadığı geçmiş o kadar yıldan artık çıkarılmalı!(3)

Şu ana kadar yapılmayan bir mücadelen söz ediyorum. Başarısızlığı defa defa kanıtlanmış boş çabalardan değil. Temelde birey olduğunun farkında bile olmayan insan topluluğundan toplum değil, anca şimdiki gibi sürü olur. Bunların da önüne her zamankinden bir avuç fazla arpa konduğunda "direndik kazandık" deniyor ve bu da mücadele olarak adlandırılıyorsa, hayatta başarılar!(4)

Şu anti-kapitalist gençlere gelince!.. Kendileriyle hiçbir sorunum yok. Ben, bilgim ve görüşüm çerçevesinde antikapitalizmi ve İslam'ı bir potada eritebiliyor muyuz diye bakıyor ve daha iişin hemen başında hadi len diyorum. Bu gençlerin kimler olduğunu hiç merak etmedim, nerede ne söylüyorlar diye hiç araştırmadım. Miting alanına girmek için hazırlık yaparlerken, "İnşallah Sosyalizm Gelecek" pankartı altında bir-ikisinin, "Kapitalist düzen, Allah'ın düzenine tezattır. Bi-izn-i Teala, bu düzen değişecektir" şeklindeki demeçleri, bu adamların düzen olarak Allah düzeni istediklerini (fakat bunu biraz daha farklı tanımladıklarına), bu düzenin değişmesinin de Allah'ın iznine bağlı olduğunu savunduklarını göstermektedir.

Tam bağımsız, özgür ve eşit bireyler olmak isteyenlerden gelen talepler, burada göksel emirler olarak algılanıyorsa, içeriğinin ne olduğu umurumda değil, daha baştan sakattır. Bazı söylemlerin birbirini andırıyor olması yine umurumda değildir. Kaldı ki artık aydınlar, Allah diye bir şeyin olmadığını açık açık ve bağıra bağıra söylemelidirler. Kurulmak istenen efendisiz toplumdan, efendilerin en ağababasını kovmak gerekmektedir.(5)

Bir önceki mesajımda "solun temelde hayli basit birkaç söylemi vardır" dedim. Bunların ne olduğunu anlatmaya gerek yok. Bu temel ve hayli basit şeylere yönelik gerçekten bir şeyler yapıldığının mı yoksa tam da istendiği gibi arap saçına dönen meseleler, labirentler arasında elim sende mi oynandığının tahlilini net bir şekilde yapmak gerekiyor. "Sol mücadele işte budur, bu iş böyle yapılır" şeklindeki at gözlüklerini artık çıkartmak gerekiyor AlbatrosS. En azından bu şekilde bilmem kaç yıldır bir bok elde edilmediğini anlamak gerekiyor!(6)

Eleştirinin ''genel tonuna'' dair bir eleştiri: Bu ''ses'' bana ''mağdur''u bile ''fail'' yapan toptancı, izafi, komplocu yaklaşımları hatırlatıyor. Fazlasıyla Berktay-vari. Nedenlerini satır aralarında söyleyeceğim:

1. * Kim onlar? Ağırlıkları nedir?
* Baskıcı siyasal rejimlerin kimlikler üzerindeki tahakkümü, sosyo-iktisadi ve kültürel bir tahakküm sorunsalıdır. Kadının, eşcinselin, Kürdün, Alevinin ve ezcümle ''öteki''nin kimliğine sahip çıkarak temel insani haklarını talep etmesi; aynı zamanda, üzerlerindeki siyasal, iktisadi ve kültürel hegemonyaların da kırılmasıdır.

* Bir Anarşist, bu bağlamda ''sorumluluk''tan kaçamaz. Hepimiz homosapieniz... demek, meselenin özüne dair ''HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEMEK''TİR. İnsan olduğumuzu inkar eden yok da, üzerimizde hegemonya kuran adamlarla mücadele etmekten kaçacak mıyız?

2. Kitleler(başta sen) mücadelenin içerisinde sorumluluk aldı da ''hayır'' mı dedik kozmoz aşkına? Kaldı ki, özellikle son on yıllarda ciddi anlamda demokratik kitle hareketlerinde bir ''çeşitlenme'' mevcut. Tabi, uzaktan seyrediliyorsa anlaşılmayabilmekte. Katıldığım son 1 Mayıs'ta geleneksel gruplar dışında, bireysel inisiyatifler, eşcinseller ve gruplar da vardı. Mahallesinden kopup gelen kadınlar da. Hele hele İstanbul'daki eylem tam bir ''cümbüş alanı''ydı. İnsanlar ''bireysel inisiyatifler ve kendi gündemleriyle'' mücadeleye katıldı da ''linç mi edildiler''?

Örneğin benim yerel sendikada Anarşist tutumlarım olduğunu dünya alem biliyor. Evet, zaman zaman sekter/katı tutumlarla karşılaşıyorum; ancak, ilke olarak samimi ve dürüst bir biçimde mücadele yürüten insanların yanında durmaktan onur duyuyorum.

Ben ''bu süreci'' karşılıklı öğrenme adına gayet pozitif buluyorum. Örgütlü müyüm? Hayır. Destek veriyor muyum, evet. Solu canlandıracak olan, kaliteyi arttıracak olan tüm bu bireysel inisiyatif ve tutumların çeşitlenerek artmasıdır. Bu da ancak katılımla, sorumluluk almakla ve gerektiğinde yapıcı eleştirilerinle var olmakla mümkün. Dudak bükerek, uzak durarak ve katkı sunmaktan kaçarak değil.

3. Doğru. Bu meselede de oldukça ciddi tartışmalar halihazırda mevcut zaten. Çevre, gıda güvenliği ve kıtlık gibi konularda sol içinde de ciddi çalışmalar var. Halihazırda HES EYLEMLERİ büyük bir özveriyle sol ve anarşistlerce örgütleniyor. Tüm bunları nasıl görmezden geliyorsun? Artvin'e, Hopa'ya, Tortum Yaylasına hatta hatta yakın zamanda ALİAĞA'YA gittin de def mi ettiler?

4. Yapılmayan bir mücadele yok. Yetersiz vs diyebilirsin ama yok.

5. İnsanlığın ''ortak değerleri ve doğrularını'' ne adına savunursan savun bence olumludur. Bu çocuklar ''ırkçılık günahtır'' deyip üstelik ırkçılığa karşı somut bir tutum aldıklarında ''bana ne kardeşim, siz de ayrı bir yobazsınız'' demek kadar saçma bir şey olabilir mi?

Artık şunu anlayın lütfen: Sosyal yaşamda böylesine ''keskin'' alt-üst oluşlar ve sapmalar olmuyor. Önce ''bazı ortak kriterleri'' tüm toplumca ''meşru'' görülebilir bir düzeyde algılatmak şart. İnsanları ''özgürlüklere saygı duydukları'' çerçevede kimseyi ilgilendirmeyen ahlaki tutumları nedeniyle ötekileştirecek miyiz? Kozmoş aşkına, kaç insan senin ateist de olsa senin arzu ettiğin çerçevede yaşamayı göze alıyor? Ateist hatta anarşist olup ama ''evli olan'' insanlar yok mu?

Sadakat, geleneksel yaşamın insanlara dayattığı bir baskı mekanizmasıdır(ki bence öyledir. İnsan çok eşli bir hayvandır özünde. Evlilik, sadakat vs üzerinden kurduğu toplumsal ilişkiler şayet dikkatli olunmazsa birer kanserojen hücreden ibarettir); insanlar ''özgürce sevişebilmelidir'' deyip sevdiğimiz kadını başkasıyla cinsel ilişkiye teşvik ediyor muyuz?(edenler bir yana) Bu bağlamda, kendimizce ''tanımladığımız'' normlarımız ve etik duruşumuz yok mu? Bırak da insanlar, samimi biçimde belli başlı teamül ve değerleri içselleştirdiği takdirde istediği şeye inansın.

6. Solu çeşitlendirecek olan ancak aktif katılım ve sorumluluk almaktır: Yani üretmek. Daha önce de söyledim: Sen arzu ettiğin amaç ve vizyon dahilinde sosyal yaşamda var olup mobilize olmayı deniyor musun?

Sosyolojide bir tespit vardır: Tutum-davranış-tutum.

Bana da son zamanlarda yapılan ''sol şöyledir, böyledir'' tartışmalarından gına geldi. Özellikle bir kısım Anarşistlerde marazi bir sessizlik var.

AhbAp
18-05-2012, 21:18
Eleştirinin ''genel tonuna'' dair bir eleştiri: Bu ''ses'' bana ''mağdur''u bile ''fail'' yapan toptancı, izafi, komplocu yaklaşımları hatırlatıyor. Fazlasıyla Berktay-vari. Nedenlerini satır aralarında söyleyeceğim:

1. * Kim onlar? Ağırlıkları nedir?
* Baskıcı siyasal rejimlerin kimlikler üzerindeki tahakkümü, sosyo-iktisadi ve kültürel bir tahakküm sorunsalıdır. Kadının, eşcinselin, Kürdün, Alevinin ve ezcümle ''öteki''nin kimliğine sahip çıkarak temel insani haklarını talep etmesi; aynı zamanda, üzerlerindeki siyasal, iktisadi ve kültürel hegemonyaların da kırılmasıdır.

* Bir Anarşist, bu bağlamda ''sorumluluk''tan kaçamaz. Hepimiz homosapieniz... demek, meselenin özüne dair ''HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEMEK''TİR. İnsan olduğumuzu inkar eden yok da, üzerimizde hegemonya kuran adamlarla mücadele etmekten kaçacak mıyız?

2. Kitleler(başta sen) mücadelenin içerisinde sorumluluk aldı da ''hayır'' mı dedik kozmoz aşkına? Kaldı ki, özellikle son on yıllarda ciddi anlamda demokratik kitle hareketlerinde bir ''çeşitlenme'' mevcut. Tabi, uzaktan seyrediliyorsa anlaşılmayabilmekte. Katıldığım son 1 Mayıs'ta geleneksel gruplar dışında, bireysel inisiyatifler, eşcinseller ve gruplar da vardı. Mahallesinden kopup gelen kadınlar da. Hele hele İstanbul'daki eylem tam bir ''cümbüş alanı''ydı. İnsanlar ''bireysel inisiyatifler ve kendi gündemleriyle'' mücadeleye katıldı da ''linç mi edildiler''?

Örneğin benim yerel sendikada Anarşist tutumlarım olduğunu dünya alem biliyor. Evet, zaman zaman sekter/katı tutumlarla karşılaşıyorum; ancak, ilke olarak samimi ve dürüst bir biçimde mücadele yürüten insanların yanında durmaktan onur duyuyorum.

Ben ''bu süreci'' karşılıklı öğrenme adına gayet pozitif buluyorum. Örgütlü müyüm? Hayır. Destek veriyor muyum, evet. Solu canlandıracak olan, kaliteyi arttıracak olan tüm bu bireysel inisiyatif ve tutumların çeşitlenerek artmasıdır. Bu da ancak katılımla, sorumluluk almakla ve gerektiğinde yapıcı eleştirilerinle var olmakla mümkün. Dudak bükerek, uzak durarak ve katkı sunmaktan kaçarak değil.

3. Doğru. Bu meselede de oldukça ciddi tartışmalar halihazırda mevcut zaten. Çevre, gıda güvenliği ve kıtlık gibi konularda sol içinde de ciddi çalışmalar var. Halihazırda HES EYLEMLERİ büyük bir özveriyle sol ve anarşistlerce örgütleniyor. Tüm bunları nasıl görmezden geliyorsun? Artvin'e, Hopa'ya, Tortum Yaylasına hatta hatta yakın zamanda ALİAĞA'YA gittin de def mi ettiler?

4. Yapılmayan bir mücadele yok. Yetersiz vs diyebilirsin ama yok.

5. İnsanlığın ''ortak değerleri ve doğrularını'' ne adına savunursan savun bence olumludur. Bu çocuklar ''ırkçılık günahtır'' deyip üstelik ırkçılığa karşı somut bir tutum aldıklarında ''bana ne kardeşim, siz de ayrı bir yobazsınız'' demek kadar saçma bir şey olabilir mi?

Artık şunu anlayın lütfen: Sosyal yaşamda böylesine ''keskin'' alt-üst oluşlar ve sapmalar olmuyor. Önce ''bazı ortak kriterleri'' tüm toplumca ''meşru'' görülebilir bir düzeyde algılatmak şart. İnsanları ''özgürlüklere saygı duydukları'' çerçevede kimseyi ilgilendirmeyen ahlaki tutumları nedeniyle ötekileştirecek miyiz? Kozmoş aşkına, kaç insan senin ateist de olsa senin arzu ettiğin çerçevede yaşamayı göze alıyor? Ateist hatta anarşist olup ama ''evli olan'' insanlar yok mu?

Sadakat, geleneksel yaşamın insanlara dayattığı bir baskı mekanizmasıdır(ki bence öyledir. İnsan çok eşli bir hayvandır özünde. Evlilik, sadakat vs üzerinden kurduğu toplumsal ilişkiler şayet dikkatli olunmazsa birer kanserojen hücreden ibarettir); insanlar ''özgürce sevişebilmelidir'' deyip sevdiğimiz kadını başkasıyla cinsel ilişkiye teşvik ediyor muyuz?(edenler bir yana) Bu bağlamda, kendimizce ''tanımladığımız'' normlarımız ve etik duruşumuz yok mu? Bırak da insanlar, samimi biçimde belli başlı teamül ve değerleri içselleştirdiği takdirde istediği şeye inansın.

6. Solu çeşitlendirecek olan ancak aktif katılım ve sorumluluk almaktır: Yani üretmek. Daha önce de söyledim: Sen arzu ettiğin amaç ve vizyon dahilinde sosyal yaşamda var olup mobilize olmayı deniyor musun?

Sosyolojide bir tespit vardır: Tutum-davranış-tutum.

Bana da son zamanlarda yapılan ''sol şöyledir, böyledir'' tartışmalarından gına geldi. Özellikle bir kısım Anarşistlerde marazi bir sessizlik var.


"Bir anarşist..."

Belki senin kafandaki "Bir anarşist" tanımına çok uymuyorumdur. Evet, anarşist ve ateistim. Evliyim de. Hatta 3-5 ay önce son işimden (memurluk) istifa edip, bir müteşebbis olarak iş bile kurdum. Şu an batmamak için, kâr maksimizasyonu hesapları yapıyorum.

Bunlara rağmen, rabbime de bin şükür, ateistliğime ve anarşistliğime zeval gelmedi.

Fakat bu "bir anarşist" her kimse, bu "bir anarşist"in, "T.C. Devleti Kürtleri ezdi. Kürtlere derhal hakları verilmelidir" demesini de anlamıyorum. Çünkü bu "bir anarşist", oyunun kuralı gereği zaten devletin her şekilde karşısındadır; devletten talepleri olan değil, devleti yıkmak için mücadele eden bir "adamdır". Bir devletin neyi, kimi ne için tanıdığı/tanımadığı beni zerre enterese etmez. Salak saçma dayatmalar ve zihin yıkamalar olmasaydı, Türk-Kürt diye bir şey zaten olmayacaktı ki meselenin kökü budur, bu kök kurutulduğunda ondan beslenen sorun ağacı da yok olur. Ama biz o ağaçtan 3-5 yaprak yolduğumuzda kar sayarsak, görüldüğü gibi o 3-5 yaprağın yerine 30-50si çıkar. Çıkmadı mı, çıkmıyor mu, çıkmayacak mı?

Diyorsun ki "Artık şunu anlayın lütfen: Sosyal yaşamda böylesine ''keskin'' alt-üst oluşlar ve sapmalar olmuyor.". Ben de onu diyorum zaten AlbatrosS; artık o keskin sapmalar olsun. Önüne "ılımlı" getirilerek iş yapıldığı, yol katedildiği zannedilen zırvalıklara ve bunları her daim pişirip servis eden akıllı bıdıklara karşı artık sesler net ve güçlü bir şekilde çıksın. Tarihe dön ve bir bak; bunun yapıldığı her yerde her zaman bir devrim ve bir dönüşüm oldu.

Özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen, bildiği kadarından da korkan bir sürüden bahsetmiyor muyuz? Sana sayıları azalıyor gibi mi görünüyor?

Madem o antikapitalist gençler kapitalizm ve ırkçılık gibi nanelerin kötü kokusunu duyumsamışlar, onlara Allah'ı da anlat AlbatrosS. Anlat ki bu aydınlanma o zaman başlasın ve bilim-sanat-kültür toplumunu kuracaklar konusunda umut verenler listesi daha bir kabarık olsun. "Evrimi savunuyorum" videosunda Nejat Yavaşoğulları'nın dediği gibi, "Yarınlar hep çok güzel olacak diyoruz. Hep yarın, yarın. Peki ya bugün?"

Sen çok uzun yaşayacaksın sanırım dostum. Umutların hala yeşil. Solmasını da istemem. Ama gidişatın bombok bir yarın oluşturmaya devam ettiği konusunda sanırım senle uzlaşamayacağız.

Gıdından öperim.

AlbatrosS
18-05-2012, 22:49
"Bir anarşist..."

Belki senin kafandaki "Bir anarşist" tanımına çok uymuyorumdur. Evet, anarşist ve ateistim. Evliyim de. Hatta 3-5 ay önce son işimden (memurluk) istifa edip, bir müteşebbis olarak iş bile kurdum. Şu an batmamak için, kâr maksimizasyonu hesapları yapıyorum.

Bunlara rağmen, rabbime de bin şükür, ateistliğime ve anarşistliğime zeval gelmedi.


Fakat bu "bir anarşist" her kimse, bu "bir anarşist"in, "T.C. Devleti Kürtleri ezdi. Kürtlere derhal hakları verilmelidir" demesini de anlamıyorum. Çünkü bu "bir anarşist", oyunun kuralı gereği zaten devletin her şekilde karşısındadır; devletten talepleri olan değil, devleti yıkmak için mücadele eden bir "adamdır". Bir devletin neyi, kimi ne için tanıdığı/tanımadığı beni zerre enterese etmez. Salak saçma dayatmalar ve zihin yıkamalar olmasaydı, Türk-Kürt diye bir şey zaten olmayacaktı ki meselenin kökü budur, bu kök kurutulduğunda ondan beslenen sorun ağacı da yok olur. Ama biz o ağaçtan 3-5 yaprak yolduğumuzda kar sayarsak, görüldüğü gibi o 3-5 yaprağın yerine 30-50si çıkar. Çıkmadı mı, çıkmıyor mu, çıkmayacak mı?

Diyorsun ki "Artık şunu anlayın lütfen: Sosyal yaşamda böylesine ''keskin'' alt-üst oluşlar ve sapmalar olmuyor.". Ben de onu diyorum zaten AlbatrosS; artık o keskin sapmalar olsun. Önüne "ılımlı" getirilerek iş yapıldığı, yol katedildiği zannedilen zırvalıklara ve bunları her daim pişirip servis eden akıllı bıdıklara karşı artık sesler net ve güçlü bir şekilde çıksın. Tarihe dön ve bir bak; bunun yapıldığı her yerde her zaman bir devrim ve bir dönüşüm oldu.

Özgürlüğün ne olduğunu bilmeyen, bildiği kadarından da korkan bir sürüden bahsetmiyor muyuz? Sana sayıları azalıyor gibi mi görünüyor?

Madem o antikapitalist gençler kapitalizm ve ırkçılık gibi nanelerin kötü kokusunu duyumsamışlar, onlara Allah'ı da anlat AlbatrosS. Anlat ki bu aydınlanma o zaman başlasın ve bilim-sanat-kültür toplumunu kuracaklar konusunda umut verenler listesi daha bir kabarık olsun. "Evrimi savunuyorum" videosunda Nejat Yavaşoğulları'nın dediği gibi, "Yarınlar hep çok güzel olacak diyoruz. Hep yarın, yarın. Peki ya bugün?"

Sen çok uzun yaşayacaksın sanırım dostum. Umutların hala yeşil. Solmasını da istemem. Ama gidişatın bombok bir yarın oluşturmaya devam ettiği konusunda sanırım senle uzlaşamayacağız.

Gıdından öperim.

Kızıldan başlayalım. Bu durumda ''boşanmakla'' başlayabilirsin :cheer2: Yiyor mu? Ateist ve anarşist biri olarak ''evlilik ve sadakat'' gibi meselelerin tamamıyla ''toplumsal'' bir dayatma olduğu BİLİMSEL GERÇEĞİNDEN hareketle gerekeni yerine getiriyor musun?

Hayır, hayır... Küfretme lütfen...Bunu yapmadığın(yapmıyacağın) için anarşistliğine ''zeval geliyor'' demedim, demiyeceğim de. Hatta, ucuz iş gücü lazımsa gelip yardım ederim, ama yatacak yer ve sigara masrafımı karşılaman lazım :D

Bir ''devlet''in neyi tanıyıp tanımadığı seni bal gibi de ilgilendirir. Anarşizmin ''hazır bir reçetesi'' yok çünkü. Bütün o eleştirileri yaparken biraz da bugüne kadar ki Anarşist perspektifleri ''eleştirmek'' lazım gelmez mi? Öyle ya, ''kitleselleşmeyen ve kalitesiz sol''u ''vurun gahpeye''ye çevirirken kitleselliği ''yerlerde sürünen'' Anarşistleri n'abalım?

Umutlarım meselesine gelince... Umutlu olduğumu kim söyledi? Devrim hayalleri kuran bir idealiste mi benziyorum oradan? Var olabildiğim kadar var olup mücadele etmek beni mutlu ediyor yalnızca. Ben çaba harcarım, elimden geleni yaparım; ama insanların toplum ne yapar bilemem.

AhbAp
18-05-2012, 23:08
Kızıldan başlayalım. Bu durumda ''boşanmakla'' başlayabilirsin :cheer2: Yiyor mu? Ateist ve anarşist biri olarak ''evlilik ve sadakat'' gibi meselelerin tamamıyla ''toplumsal'' bir dayatma olduğu BİLİMSEL GERÇEĞİNDEN hareketle gerekeni yerine getiriyor musun?

Hayır, hayır... Küfretme lütfen...Bunu yapmadığın(yapmıyacağın) için anarşistliğine ''zeval geliyor'' demedim, demiyeceğim de. Hatta, ucuz iş gücü lazımsa gelip yardım ederim, ama yatacak yer ve sigara masrafımı karşılaman lazım :D

Bir ''devlet''in neyi tanıyıp tanımadığı seni bal gibi de ilgilendirir. Anarşizmin ''hazır bir reçetesi'' yok çünkü. Bütün o eleştirileri yaparken biraz da bugüne kadar ki Anarşist perspektifleri ''eleştirmek'' lazım gelmez mi? Öyle ya, ''kitleselleşmeyen ve kalitesiz sol''u ''vurun gahpeye''ye çevirirken kitleselliği ''yerlerde sürünen'' Anarşistleri n'abalım?

Umutlarım meselesine gelince... Umutlu olduğumu kim söyledi? Devrim hayalleri kuran bir idealiste mi benziyorum oradan? Var olabildiğim kadar var olup mücadele etmek beni mutlu ediyor yalnızca. Ben çaba harcarım, elimden geleni yaparım; ama insanların toplum ne yapar bilemem.

Eh tabi bu, senin evlilikten ne anladığına, benim ne anladığıma ve nasıl bir "evlilik hayatı" yaşadığıma göre değişir. "İşin adı resmi olarak da konsun da ciddi olduğumuzu bilelim, hem konu komşu ne der?" evliliği değil; olayı magazine dökmemek için yeterli olduğunu umarak kesiyorum.

Ben, devletin ne bok yediği beni ilgilendirmez demedim. Devletten herhangi bir yönde bir talebim olmaz dedim. Veya T.C. çıktı dedi ki, "Bugüne kadar Kürtlere biz çok ağır şeyler yaptık. Valla nasıl özür dilesek bilemiyoruz. Bırakın ana dilde eğitimi, falanı filanı, topraklarımızdan toprak verdik, gitsinler bağımsız Kürdistan'ı kursunlar"; eee noldu? Ben bir anarşist olarak muradıma erdim mi? Bu muydu derdim?

Elinden geleni yapmayan bir anarşistim sanırım gözünde... Hatta anarşist bile değilimdir belki. Evet kitlelere karışmıyorum, mücadele olduğu iddia edilen eylemlerde bulunmuyorum. Ama sanırım yaşadığım çevrede anarşist ve ateist olduğumu duymayan kalmadı; bilenler de bilmeyenlere anlattı. Şu an avuç içi kadar bir ilde yaşıyorum ve açtığım iş için "Allahsız kitapsız teröristin yeri" diye karalamalar bile başladı. Bu açıdan bakarsak, en yakınlarıma göre ben anarşist-ateist değil, kapısına "müşteri" uğramayacak salağın tekiyim. Artık işine gücüne, kazancına bakması gerektiği halde, mal gibi önüne gelene içinden geçenleri söyleyen bir süzme salak.

Yine de başımın üstünde yerin var. İşgücün ne kadar ucuz olursa olsun, maalesef ki sana verecek param yok. Hatta gelirken, varsa yanında biraz getirirsen hiç fena olmaz. :D Fakat yatacak yer, ikram edilecek sigara olayı kadar da batmış değilim henüz. Böyle aykırı aykırı gitmezsen, bira bilem ısmarlayabilirim! :)

Çık gel...

Jolly Jocker
19-05-2012, 02:37
AhbAp,

Biraz indrigemeci görünen bir cevap olacak ama söylemek zorunda hissediyorum kendimi. Senin ''solculuk gazın'' bitmiş dostum. Sana solculuktan gına gelmiş. Bunun, yeni sınıfsal konumunla direkt bağı var. ''Anarşist diye adı çıktığı için kimsenin uğramadığı bir işyeri sahibi olarak'', büyük bir kırgınlıkla yazıyorsun. Kırgınlığının, itirazlarının, karamsar iletilerinin esas nedeni bu. Yazılarındaki olumsuzluk ve umutsuzluk, aslında senin bireysel olarak içinde bulunduğun durumdan kaynaklanıyor. Dünya görüşün ile sınıfsal konumun çelişiyor. Bu çelişkiyi sınıfsal konumun kazanacaktır. Yazdıkların, anarşizmi bırakma sürecindeki birinin yazdıkları olarak görünüyor bana. Bunları dedim diye kızmıyorsundur umarım.

Seni kınamıyorum. Yaşadıkların doğal. Yaşadığın geçiş süreci, düşüncelere elbette farklı dolayımlarla yansıyor. ''Anarşistlik yüzünden batacağım anasını satayım'' psikolojisinin bir sonraki aşaması, ''Biz bu dava için neler çektik, ben işimde bile ne güçlükler yaşadım, yaşadım da ne oldu? Bi bok olmadı. Bu memleketten de bu halktan da bi bok olmaz zaten! Siz solcular, siz de konuşup durmayın! İşçiden de, kemalizmden de, Kürt'ten de gına geldi artık!''a varacak. Bu filmi pek çok bireyin hayat hikayesinde defalarca gördüm çünkü.

Senden ricam, 'bıraktıktan sonra', Berktay ya da Hadi Uluengin gibi nefret dolu olmaman.

(Senden bağımsız olarak) anarşizme gelince... Marksizmin oldukça ''devletsiz'', konseyci, özgürlükçü bir türünü savunuyorum. Kendime otonomist dediğim de vakidir ama anarşist demedim. Demeye de niyetim yok pek. Çünkü anarşizmin teorik keşmekeşini tehlikeli buluyorum. ''Devrimci teori olmadan, devrimci pratik olmaz'' sözünü dikkate alıyorum. ''Düş peşindeyim, düş peşime'' türünden, ''biz pratiğe bakalım, teoriyi sittiret'' tutumlarına karnım tok oldu hep.

Anarşizmde ''otorite tanımamak'' şeklinde etik bir tutum oldu hep. Otoritesiz bir toplum hedefi de var. Bunu bir din gibi vaaz edip herkesi ikna edince bir anda olacağını sanıyor çoğu. Ama ona nasıl ulaşılacağına dair bir teorik güzergah yok. Tam da bu yüzden, istedikleri şeyler bir anda olup bitsin isteyen, olmadığını görünce de anarşizmini Çarşı grubu-vari bir ''alayına isyan'' tepkiselliğine dönüştüren çok sayıda eski anarşist var etrafta.

Mesela, ''Devleti yok edelim, Kürtler zaten özgür kalır'' diye düşünülebilir. Doğrudur da. Ama bir anda yok olmuyor devlet. Ne yapacağız peki? Bir anda yok olacağı, herkesin anarşist olacağı ''o büyük an''a dek Kürtlerin uğradığı çileyi görmezden mi geleceğiz? Önce demokratikleştirsek, geriletsek, parça parça ilerlesek de bu yürüyüşün sonunda yok etsek olmaz mı? Zaten ancak böyle yok edersin. Benzer bir durum işçiler için de geçerli. ''İşçiler, sendikalar hala biraz daha ücret için uğraşıyor'' mealinde yazıp eleştirmişsin. Ne yapacaklardı ya? Bir anda devrim mi olacaktı? Hak talebini, sistem içi reformları bile beceremeyen kitlelerden devrim beklersen sonunda hayal kırıklığından başka birşey çıkmaz. Kemalizm eleştirilerine tahammül edememen de ayrı bir sorun. Resmi ideolojiyi eleştirmeden kitleleri bu düzenden nasıl bağımsızlaştıracaksın da reformlara, sonunda da devrime ikna edeceksin?

Bu tür yersiz tepkilerinin temelinde bence iki etken yatıyor;
1- Değişen sınıfsal konumun.
2- Anarşizmin ölçüsüz radikal tutumu. ''Ya hep ya hiç'' diyen bir anlayış. Ölçüsüz radikallik, daima umutsuzluğa varır ve bu da sistemin işine yarar oysa.

Neyse, belki gelip geçici bir psikolojidir seninki. Bazen benim de bozuluyor psikolojim, o ruh haliyle normalde yazmayacağım şeyler yazabiliyorum. Özel hayatında yaşadıkların seni bunaltmış biraz anladığım kadarıyla. O yüzden gına gelmiş solculuktan. Biraz zaman geçsin, düzelirsin diye tahmin(aslında umut) ediyorum. :)

Şu anti-kapitalist müslüman gençlik hakkında yazdıklarına ise katılıyorum. Gökyüzündeki tiran reddedilmeden yer yüzüne huzur gelmez. Bu grup çok matah ise evvela kendi dinleriyle yüzleşmelidir. En azından kafalarını Kuran'a gömmeyi bırakmalı, dünyayı bireysel gözle de görebilmeyi öğrenebilmelidir. Allahsızlık retoriğini bırakmaktan başlayabilirler mesela. Bizim AlbatrsS da ayrı bir anarşik ''sapma'' kurbanı oldu. İslamcı bir grubun iki güzel sloganına kapıldı gitti.

Oğlum siz niye böylesiniz len? :wave:

AhbAp
19-05-2012, 03:08
AhbAp,

Biraz indrigemeci görünen bir cevap olacak ama söylemek zorunda hissediyorum kendimi. Senin ''solculuk gazın'' bitmiş dostum. Sana solculuktan gına gelmiş. Bunun, yeni sınıfsal konumunla direkt bağı var. ''Anarşist diye adı çıktığı için kimsenin uğramadığı bir işyeri sahibi olarak'', büyük bir kırgınlıkla yazıyorsun. Kırgınlığının, itirazlarının, karamsar iletilerinin esas nedeni bu. Yazılarındaki olumsuzluk ve umutsuzluk, aslında senin bireysel olarak içinde bulunduğun durumdan kaynaklanıyor. Dünya görüşün ile sınıfsal konumun çelişiyor. Bu çelişkiyi sınıfsal konumun kazanacaktır. Yazdıkların, anarşizmi bırakma sürecindeki birinin yazdıkları olarak görünüyor bana. Bunları dedim diye kızmıyorsundur umarım.

Seni kınamıyorum. Yaşadıkların doğal. Yaşadığın geçiş süreci, düşüncelere elbette farklı dolayımlarla yansıyor. ''Anarşistlik yüzünden batacağım anasını satayım'' psikolojisinin bir sonraki aşaması, ''Biz bu dava için neler çektik, ben işimde bile ne güçlükler yaşadım, yaşadım da ne oldu? Bi bok olmadı. Bu memleketten de bu halktan da bi bok olmaz zaten! Siz solcular, siz de konuşup durmayın! İşçiden de, kemalizmden de, Kürt'ten de gına geldi artık!''a varacak. Bu filmi pek çok bireyin hayat hikayesinde defalarca gördüm çünkü.

Senden ricam, 'bıraktıktan sonra', Berktay ya da Hadi Uluengin gibi nefret dolu olmaman.



:D

Şu durumda madem ben de söylemek zorundayım, yazdıkların indirgemeci değil, bir hayli uydurmacı olmuş sevgili Jolly!

Gazın bitmiş diyorsun ya, nasıl gaza geldiğimi görmüyorsun aslında. Ulan boş işleri bırakın da sadede gelelim diye yırtınıyorum yukarıda.

Ama sol denen şeye bu senaryoyu kim yazdıysa, helal olsun, neci olursa olsun solcular da oscarlık oyun çıkarıyorlar "valla"!

İşlerim kötü falan gitmiyor. Ben sadece çok yakınlarımın, "Artık işine gücüne bak, bırak bu tampara tumpara meseleleri!" dediğinden bahsettim. Böylesi bir nedenle de sızlanmadım. Lütfen o kısımları (hatta bütününü) iyi oku!

Şimdi anarşizm nedir, neyi söyler kısmına ise hiç girmeyeceğim. Zaten bunların klasik tanım ve söylemlerinden de hazmetmediğim gibi, solun genel olarak "güncellenmemesinden" bahseden biri olarak, kalıp söylemlerden bilhassa kaçınma eğilimindeyim. Hatta bu forumda konuyla ilgili bazı başlıklarda bunu biraz daha ayrıntılı anlatmış, "İlla birini söyle, sen necisin" deseler, "Görüşlerimi en kısa anarşizm açıklar" demiştim.

Fakat sen, hemen hemen söylediklerimden hiçbir şey anlamamışsın. Benim yazdıklarımı çok iyi okuduktan sonra, senin "N'olacaktı, bir anda devrim mi olacaktı" diye yazdığın kısmı buna göre tekrar gözden geçir. "Türk solu" devrim mücadelesi veriyor mu (ki bunu sadece anlamak için soruyorum yoksa evrensel olmayan bir devrimin devrimle alakası da olmayacaktır), veriyorsa ne kadar zamandır ve gelinen nokta nedir gibi soruları da buna göre yanıtla.

Ben yukarıda sadece, verilen çabanın aslında mücadele ile ilgisinin olmadığını, adına illa ki ne denecekse ana amaçtan zaman ve birey bazında uzaklaşıldığını, sermayenin de bu durumdan hayli hoşnut olduğunu söylüyorum. Eğer öyle değilse, şunlar şunlar oluyor de.

Solun hayal kurmaktan, boş konuşmaktan, üzgün ve süzgün salınmaktan başka yediği hiç bir halt yok! BU düşünceme de, anarşistliğime de ve psikolojime de zeval gelmez; üzülme! :)

AlbatrosS
19-05-2012, 03:40
:D

Şu durumda madem ben de söylemek zorundayım, yazdıkların indirgemeci değil, bir hayli uydurmacı olmuş sevgili Jolly!

Gazın bitmiş diyorsun ya, nasıl gaza geldiğimi görmüyorsun aslında. Ulan boş işleri bırakın da sadede gelelim diye yırtınıyorum yukarıda.

Ama sol denen şeye bu senaryoyu kim yazdıysa, helal olsun, neci olursa olsun solcular da oscarlık oyun çıkarıyorlar "valla"!

İşlerim kötü falan gitmiyor. Ben sadece çok yakınlarımın, "Artık işine gücüne bak, bırak bu tampara tumpara meseleleri!" dediğinden bahsettim. Böylesi bir nedenle de sızlanmadım. Lütfen o kısımları (hatta bütününü) iyi oku!

Şimdi anarşizm nedir, neyi söyler kısmına ise hiç girmeyeceğim. Zaten bunların klasik tanım ve söylemlerinden de hazmetmediğim gibi, solun genel olarak "güncellenmemesinden" bahseden biri olarak, kalıp söylemlerden bilhassa kaçınma eğilimindeyim. Hatta bu forumda konuyla ilgili bazı başlıklarda bunu biraz daha ayrıntılı anlatmış, "İlla birini söyle, sen necisin" deseler, "Görüşlerimi en kısa anarşizm açıklar" demiştim.

Fakat sen, hemen hemen söylediklerimden hiçbir şey anlamamışsın. Benim yazdıklarımı çok iyi okuduktan sonra, senin "N'olacaktı, bir anda devrim mi olacaktı" diye yazdığın kısmı buna göre tekrar gözden geçir. "Türk solu" devrim mücadelesi veriyor mu (ki bunu sadece anlamak için soruyorum yoksa evrensel olmayan bir devrimin devrimle alakası da olmayacaktır), veriyorsa ne kadar zamandır ve gelinen nokta nedir gibi soruları da buna göre yanıtla.

Ben yukarıda sadece, verilen çabanın aslında mücadele ile ilgisinin olmadığını, adına illa ki ne denecekse ana amaçtan zaman ve birey bazında uzaklaşıldığını, sermayenin de bu durumdan hayli hoşnut olduğunu söylüyorum. Eğer öyle değilse, şunlar şunlar oluyor de.

Solun hayal kurmaktan, boş konuşmaktan, üzgün ve süzgün salınmaktan başka yediği hiç bir halt yok! BU düşünceme de, anarşistliğime de ve psikolojime de zeval gelmez; üzülme! :)

Küçük Bir Burjuva'nın Not Defteri... diye bir yazı vardı, özgür üniversite forumunda... Tam da bu meseleyle ilgili.

Google amca'da aratıp göz at müsait olduğunda. Hem teorik, hem tarihsel hem de pratik olarak oldukça ciddi özeleştiriler ve ilginç saptamalar mevcut...

vartor
19-05-2012, 04:14
Enteresan ve guzel tartismalar. Saygi cercevesini asmamasi da bonusu. Gencligimi hatirlatiniz, sagolun ucunuz de.

Jolly Jocker
19-05-2012, 06:15
''Daha devrimci'' olmak için ne yapalım peki Ahbap, önerin nedir?
Eleştiri var da, öneri yok sende. Sadece eleştiri var.
Bu kadarını liberaller de yapıyor oysa. :)

Bence hak mücadelesi ve reformu bile doğru düzgün talep edemeyen bir toplum devrimi hiç talep edemez. Etmiyor zaten. Yıllardır ''sadede gelmiş'' vaziyetteyiz ama hiçbir şey olmuyor.

Kaldı ki, direkt devrim talebi, herşeyin çözümünü devrim sonrasına erteleyen anlayışı da besliyor. Tam da bu yüzden kitleselleşemiyoruz bence. Herşeyi devrime bağlayan tutum sekter bir tutumdur ve bu da denenmedi değil. TKP bunu hala yapıyor mesela.

Oysa ben bu başlıkta yeni birşey önermiştim. İtiraz ederken onu dikkate almamışsın. Dedim ki, muhafazakar-otoriter kültürü eleştirme yoluna hiç gitmedik. Avrupa'daki 68'in genelde kültürel özgürlükçü ve özelde de cinsel özgürlükçü bir yönü vardı. Avrupa'nın burjuva devrimleri, rönesansı, reformu da belli bir kültürel dönüşüm sağlamıştı zaten toplumda. Bizim toplum ise bunları yaşamadı. (Kemalizmi bu bağlamda eleştirmiştim). Bizde solun böyle bir görevi de var. Biz evvela bu toprakların rönesansını da yapacağız, kültürün eleştirisini de yapacağız ve karşı bir (alt)kültürü kuracağız. Dini de, genel ahlakı da, otoriter tutumları da, ataerkilliği de şimdiden kuvvetle ve cesaretle eleştireceğiz. Ancak bundan sonra kitleselleşiriz.

Örneğin, fabrika kapısında bildiri dağıtmak yerine canı istediği için kadın kıyafetleri giyip caddeye çıkan bir genç adam çok daha devrimci bir tavır göstermiş olur bence. Çünkü toplumun yargılarını göğüslemiş ve aşmıştır. Arzusunu özgürleştirmiştir. Kendini gerçekleştirme yolunda hür ve cesur bir adım atmıştır. Bildiri dağıtırken ise bu 'aşma' işini devrim sonrasına ertelemiş olur sadece. ''Tek başıma yapamam, anca beraber kanca beraber'' demiş olur. Oysa bizim bireyselliğin önünü açma görevimiz de var. Devrim, hemen şimdi! En başta kendimizden başlatarak. Devrim olmalıyız önce. Devrim olmadan, devrimi yapamayız. Zaten devrim anlık birşey değil, bir süreçtir. Ne komünizmi bir anda kurabiliriz ne de insanları bir anda değiştirebiliriz. İktidarı yıkmak tek başına hiçbir şeye yetmez. Önemli olan yenisini kurabilmek. Bu da parça parça, yavaş yavaş, bugünden başlar. Bunların tümü bir süreç.

Bu arada, küçük burjuvalaşmadığına sevindim.