
21-04-2012, 22:50
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Kulturkampf
AKP, devlet tiyatrolarının yönetimini tiyatroculardan alıp belediyelere veriyor. Sanatçılardan yoğun tepki geldi. Kimisi istifa etti.
Hükümet, sanata da el attı. ''Devlet karışmasın'' lafı sadece serbest piyasa ekonomisi söz konusu olunca akıllarına geliyor. Onun dışında her şeye devlet fazlasıyla karışıyor! Yeter ki emekten yana olmasın!
Dindar ve kindar nesil açıklamalarından sonra sanata da musallat oldular.
Bir hükümet sanatı bile neden kontrolüne almak ister?
Eğer toplum mühendisliği yapacaksa, insanları kendi istediği biçimde şekillendirebileceğine, kendi suretinde yaratabileceğine inanıyorsa sanat dahil herşeye el atar elbet. Bu, bunun göstergesidir.
Oysa tiyatro hakkında tiyatrocuların, yani çalışanlarının söz hakkı olmalıydı. Demokratik olan buydu. Özyönetime kapı açan buydu. Bunun daha da geliştirileceği yerde sanat bürokratik mekanizmanın denetimine veriliyor.
Aslında kemalizmin zihniyetinin aynısı bu.
Ne yapıldıysa kendi cephelerinden tekrarlıyorlar sanki.
Ama bu kez sağlam kayaya çarptılar. Bu kez toplumdaki esas 'zinde güçlerinin' (yani sanatçılarının ve aydınlarının) buharı, halkın pistonlarını harekete geçirebilir. Bu bir olanak. Artık kültürel ayrılık yavaş yavaş çatışma boyutunu almaya başlayacak. Zira hükümet(muhafazakar kültürün temsilcisi olarak) sınırını aşalı çok oldu.
Muhafazakarlığın tabuları var. İnanç ve ahlak konusunda kutsalları, konuşulamazları var. Ama sanatın yok! Olamaz da! Batı'nın yüzlerce yıl önce yaşadığı ve rönesansın zaferiyle biten kültür çatışması yavaş yavaş bizim de gündemimize giriyor.
1923'te kemalizm sağlıklı bir kulturkampf'dan kaçtı. Çünkü toplumun bölünmesini, halkın aktifleşmesini kendi tekçi ve otoriter anlayışına tehdit olarak görüyordu. Bu yüzden kendince dini kontrol altına alıp tüm seküler kesimleri korkutarak gizlenmeye ve kendine destek olmaya yönlendirdi.
Ama artık kemalizm çöktü. Hem fikren çöktü hem ordusu, yargısı çöktü. Artık iş başa düştü. Artık toplum kültürel olarak bölünecek. Daha doğrusu, zaten varolan derin yarık gün yüzüne çıkacak ve gizlenenler kendini açık etmek zorunda kalacak. Çünkü sessiz durmak yetmiyor artık. Üzerimize geliyorlar. Ortaya çıkmak zorundayız.
Biz devrimciler olarak fikir ve görüşlerimizi hiç saklamadık. Biraz da bu yüzden kaybettik. Çünkü devlet bizi kolayca hedef gösterip görüşlerimizi çarpıtabildi. Ama zaman ve koşullar değişiyor. Bir kültür çatışması yaklaşıyor. Akıl, bilim ve sanat bizden yana. Muhafazakar-otoriter kültür ile hümanist-seküler kültür; kutsalcı-tabucu zihniyet ile hür düşünce karşı karşıya geliyor. Aradaki gerilim artıyor. Zaten politik tercihler dahil herşeyin esas belirleyeni bu kültürel ayrım değil miydi?
Tarihsel bir yanlışı düzeltme fırsatı doğuyor. Pısıp herşeyi devletten beklemek hiçbir şey getirmedi. İnsanlar bunu gördü, görmeyenlerin de kendilerini koruyacak bir devletleri kalmadı zaten. Dedim ya, artık iş başa düştü. Artık gizlenmek ve sinmek 'yok olmak' demektir. Bu yüzden meydana çıkıp kendi değerlerini savunacaklar. Bunun üzerinden politikleşecek, aktifleşecekler. Başka olanak yok. Gerçek bir aydınlanma, bu toprakların geç kalmış rönesansı -ve bunun sonucunda gelecek geç kalmış bir reform belki-, ancak böyle gerçekleşebilecek. En azından farklılıkların ve azınlıkta olan herşeyin nefes alabilmesi için muhafazakarlar sanata ve ifade hürriyetine, ''müstehcenliğe'' ve ''seküler düşüncelere'' tahammül etmeyi öğrenene kadar çok 'dayak' yiyecekler. Sosyalistler bu aktivasyonu desteklemeli ve entelektüel liderliğini almalıdır. Zaten sekülarizm denince akla ilk biz geliyoruz. Önümüzde bir çeşit kulturkampf var. Ve devletin onlarda olması aslında iyi. Aksi halde kemalizmin yarattığı karanlık ışıkla kitlelerin gözleri körelmeye devam ederdi.
Aydınlanma, özgürleşme tabandan gelecek. Sanatıyla, bilimiyle, yazar-çizeriyle... Bu mücadelede hem bu toprakların isyancı sanat ürünlerini yeniden keşfedeceğiz; Kaygusuz Abdal'ı, Pir Sultan'ı, Ömer Hayyam'ı, Nazım Hikmet'i hem de Batı'nın zafer kazanmış birikiminden faydalanacağız; Diderot'tan, D'Alembert'ten, Montaigne'den, Voltaire'den... Bu topraklardan yeni Hayyamlar, yeni Diderotlar çıkacak. Sosyalist sol bu kültürel ayrım ve mücadelede kitleselleşebilir. Buna kendi rengini verebilir. Bu mücadelede kazandıkça her yeni gün bir öncekine göre daha aydınlık, daha özgür olacak. Özgür sanat demek özgür düşünce ve ifade demektir aynı zamanda.
Yazacağız, çizeceğiz, üreteceğiz, eleştireceğiz, sorgulayacağız, sınırları aşacağız.
Her zamankinden daha fazla, görünür ve kitlesel olarak yapacağız tüm bunları.
''Sınıfa karşı sınıf!'' gereklidir ama yetmez.
Onların kültürüne karşı bizim kültürümüz..
Onların tevekkülüne karşı bizim isyanımız...
Onların tutucluğuna karşı bizim özgürlük çığlığımız.
Kulturkampf budur.
''Gazamız mübarek olsun!''
Konu Jolly Jocker tarafından (21-04-2012 Saat 23:00 ) değiştirilmiştir.
|

21-04-2012, 23:35
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Heyecanli gencleri gormek sevindiriyor beni, bir de lafta kalmasa... Demokratlasma umuduyla, bazi sol ve aydinlarin da destegini alan cogunluk hukumeti akp, "Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olduk" atasozunu hatirlatti bana. Bir kere daha, dinciligin de irkcilik kadar anti humanist oldugunu gosterdi. Zaten bilinen gercek, asil sorunun ekonomik nedenlere dayandigi. Vatan, devlet, muhammed, hepsi palavra; asil tapinilan sey para. Ekonomi (tabi herkese esit olmasa da) guclenince, basta olanlar da bundan pay cikartmasini ve karli bir secim silahi haline getirmesini bildi. Demokratlik anlasilan buraya kadarmis, cogunluk saglaninca bir luks haline geldigini artik gormeyen yok.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

22-04-2012, 00:36
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 14 Jul 2010
Mesajlar: 1.606
|
|
vartor´isimli üyeden Alıntı
Heyecanli gencleri gormek sevindiriyor beni, bir de lafta kalmasa... Demokratlasma umuduyla, bazi sol ve aydinlarin da destegini alan cogunluk hukumeti akp, "Dimyat'a pirince giderken, evdeki bulgurdan olduk" atasozunu hatirlatti bana. Bir kere daha, dinciligin de irkcilik kadar anti humanist oldugunu gosterdi. Zaten bilinen gercek, asil sorunun ekonomik nedenlere dayandigi. Vatan, devlet, muhammed, hepsi palavra; asil tapinilan sey para. Ekonomi (tabi herkese esit olmasa da) guclenince, basta olanlar da bundan pay cikartmasini ve karli bir secim silahi haline getirmesini bildi. Demokratlik anlasilan buraya kadarmis, cogunluk saglaninca bir luks haline geldigini artik gormeyen yok.
|
Sevgili ihtiyar;
Jolly'nin dedikleri bir bakıma(aslında çoğu bakıma) doğru. Yapılan-edilen işleri demokrasi tartısında onaylamak mümkün olmasa dahi; artık siyasetin ve dolayısıyla ''çatışma''nın asıl mecrasına oturmaya başladığını görüyoruz. Bizi sevindiren de bu gelişme aslında. Bu süreçte, elindeki devleti kaybeden Kemalistler dahi ''hak temelli'' çıkışlara başladı, devamı de gelecektir.
Bence artık Ulusalcıların ''karar vermesi'' gerekecek.
Ya eski alışkanlıklarıyla ''laiklik ve milliyetçilik'' temelli siyaseten ''sorunlu'' bir alanda kulaç atmaya devam edecekler. Ya da bu işleri bırakıp ''hak ve özgürlükler'' çizgisine yaklaşıp eski alışkanlıklarını terkedecekler:
http://www.sendika.org/yazi.php?yazi_no=44430
İlk ayrışma Türk-İŞ'te yaşandı.
Hayırlı bir gelişme. Türk-İş'e bağlı yaklaşık on sendika eften-püften sebeplerle TAKSİM'e çıkmayı reddeden ''genel merkez''e kazan kaldırdı ve Taksim'de olacaklarını bildirdi:
|
Sendikal Güç Birliği 1 Mayıs'ta Taksim'de
Türk-İş yönetimine muhalif Sendikal Güç Birliği Platformu ise bugün bir açıklama yaparak 1 Mayıs'ta Taksim'de olacağını duyurdu. Belediye-İş, Basın-İş, Deri-İş, Hava-İş, Kristal-İş, Petrol-İş, Tek Gıda-İş, Tez Koop-İş, TÜMTİS ve TGS'nin oluşturduğu Sendikal Güç Birliği Platformu İstanbul dışındaki kentlerdeki 1 Mayıs kutlamalarında da birlikte hareket edecekler.
|
Türk-iş'in gerekçesi de elbette komik: Alanlarda ''siyasi sloganlar olmasın''-mış. Siyasi dedikleri de ''anadilde eğitim hakkı'' mesela...
Demokratik Kitle Örgütü olan bir sendika bu ''hakkı'' nasıl savunmaz, anlayabilene aşk olsun. Adı üzerinde ''hak''.
|

22-04-2012, 12:20
|
|
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 29 Mar 2012
Mesajlar: 29
|
|
İslamcılarla "savaşıpta" kazananı görmedim ben.Yok dünyada bir örneği.Bu yetmezmiş gibi gerciliği besleyen bir de süper güç ve işbirlikçileri var.
Karşımızda ortacağın papazları olsaydı iş kolaydı.Giyotinler yeterli olurdu.
Her türlü kılığa bürünebilen,kıvrılabilen,esnek,kıvrak, bulaşıcı,tehditkar,takiyyeci,çıkar amaçlı dayanışmacı,beyin yıkayıcı,dünyanın en büyük organize suç örgütü karşındaki.
|

22-04-2012, 19:42
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 15 Mar 2006
Bulunduğu yer: Toronto
Mesajlar: 8.614
|
|
Keske senin kadar pozitif dusunebilsem sevgili albatrosS, DDiderot gibi, bu konuda ben de kotumserim. Hele ki devlet dine burnunu sokmus, laiklikten uzaklasiyorsa.
Iman, ask gibidir,gozleri koreltir,beyni muhurler.
|

23-04-2012, 00:54
|
|
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 14 Jul 2010
Mesajlar: 1.606
|
|
vartor´isimli üyeden Alıntı
Keske senin kadar pozitif dusunebilsem sevgili albatrosS, DDiderot gibi, bu konuda ben de kotumserim. Hele ki devlet dine burnunu sokmus, laiklikten uzaklasiyorsa.
|
Enseyi karartmayın. Kapitalizmin çözmediği bir ''değer'' yok bu dünyada. Bilakis bazı toplumbilimciler ''çözülen değerler sistemine karşı muhafazakar reflekslerin artacağını''; aslında bunun geri dönüşü olmayan bir süreç olduğunu söyler.
|

23-04-2012, 07:31
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 06 Jun 2011
Bulunduğu yer: Los Angeles
Mesajlar: 178
|
|
Freddie,
Yazıyı okuyunca "hadi hazırlanın, ne zaman devrim yapacağız" diye sorasım geldi  Ama tabii sorup da konuyu dağıtmak istemediğimden birazcık sanat-devlet ilişkisine değineceğim..
"Bir hükümet sanatı bile neden kontrolüne almak ister?"
Bizimkisi gibi bazı devlet yapılanmaları ve sanat arasında her zaman negatif bir ilişki varıdır. Çünkü bu ülkenin başına gelenler her zaman paternalist altyapıya uygun toplumlar yetiştirmek isterler. Bu nedenle de ne devlet sanatı sever, ne de sanat devleti.. En büyük sorundan birisi de finansman olarak devletin kullanılması.Kamu bütçesinden ayrılan ödeneklerle desteklenen(!) sanat, her şekilde devletin kölesiymiş gibi kullanılmak istenir. Bu da sanatın özgürlükçü motiflerine tamamen aykırıdır. Devlet babanın sağladığı sübvansiyonlar ne kadar artarsa, sanat o kadar sindirilir. Bir nevi sanatın metalaşması, insanın sanat eşiğinde satılması işte..
Bunların yanı sıra, sanatı devleti pohpohlamak için kullananlar da yok değil. En basit örneği, -ilk aklıma gelen- 65'te MHP'lilerin Kızılay meydanında bir tiyatro oyunuyla "Nazımof ******i, Moskof'a!" diye haykırmasını da "sanat" çerçevesine dahil eden şap oğlanlarıdır...
Sanat halktan ayrılamaz ve eğer devlet eşitlikten yoksun bir tutum içerisindeyse, sanat buna tepki gösterir.Hatta insanları devlete karşı manipule etmekte çoğu zaman sanat kullanılır. Haliyle de devlet, sanatı kendi tekeline almak ister.. İktidarsız iktidarların her zamanki yöntemi. Bu noktada devletten beklenilenin ötesine oluşmuş bir tutum yok yani.
Halkın biraz uyanması gerek artık. Sanatını cahile teslim eden bir halk her zaman kör kalır..
Herkes kendisinin milatıdır!
|

23-04-2012, 14:15
|
 |
Üye
|
|
Üyelik tarihi: 24 May 2010
Mesajlar: 2.935
|
|
Siyasi konularda tartışmaktan hep kaçınmışımdır, çünkü en az inançlar kadar kör savunma mekanizmalarıyla tartışılır ki bunu en iyi yapanlardan biri benim, bol önyargı ve vargılarım var.
Hiç anlamadığım şu kemalizm diye ortalıkta söylenen ama muhatabı kim bilmediğim işine gelenin sahiplendiği işine gelenin yerden yere vurduğu varlığı tanrı gibi yokluğa eş ideolojik tanım. Kemalizmin ne olduğunu anlatacak biri var mı? Kim fikir babası, kim ortaya koymuş ideolojisini ve kimler uygulamış bende öğreneyim.
Ordu mu? Chp denilen parti mi? Atatürk derseniz tutamayıp kendimi güleceğim. Neyse gelelim sadede, ben kemalizm denilen hayaletin hiç var olmadığını, hatta tıpkı dinler gibi tanrısız tabulardan ibaret bir masal olduğunu düşünmüşümdür.Kimlerin işine yaradığını, kime hizmet ettiğinide şöyle bir bu gün başımızda kimler olduğuna bakarak görebiliyoruz.
Hiç bağımsız olmamış bu ülkede, kapitalizmin çıkarına uygun icat edilmiş sözde ideolojiler evrimleşip dün kemalizm, kimi zaman milliyetçi dindar, arada ılımlı, en son noktada gerçek yüzü olan faşist hale dönüşerek türeyip, üreyip gidiyor.
İyimser arkadaşlara diyeceğim tek şey, dün berbattı bu gün beter, yarınsa felakettir %70-75 i din karşısında savunmasız ve itatkar bu toplumda.
Alın size öngörü, kürt-türk çatışması ile sol bölündü, hedef tahtası oldu, özelleştirmeler ve işsizlik baskısı ile emek cepheleri tek tek düşürüldü.Yandaş sendikalar, yandaş medya, yandaş sermaye, yandaş yargı (din süslü hepside) yandaş yandaş BOP işine girişildi.
Tüm muhalif kesimler parça parça susturuldu.En sona en büyük muhalif grup bırakıldı. Peki en büyük muhalif grubu biliyor musunuz? Söyleyeyim, alevi kesim.En son onlara sıra gelecek ve eğer asimilasyon ve sindirme başarılı olmaz ise bu ülke geçmişte yaşadıklarından çok daha büyük katliamlar görecek. Hem de kendini tanrısının emriyle kafirlere savaş açtığına inanmış yeni yetişen süper cahil nesil tarafından.
Bu senaryoyu ben yazmadım, bu ülkeyi yönetiyor gözükenlerde yazmadı, onlar sadece biat edip emirleri uyguluyor, gerisi zaman meselesi.
Düzelen bir şey yok, sadece sömüren ve sömürülen var bu dünya düzeninde. Araçları ve argümanları her türlü ideolojidir ki şu anda en tehlikeli olanı kullanıyor emperyalizmin efendileri. Din.Hepimize geçmiş ola, din ile uyutulan beyinler asla uyandırılamaz.
Kendim ve çocuklarım bu mengenenin sıkıldığını her gün yaşayarak görüyoruz, iyimser olacak hiç bir şey göremiyorum.
Faşizmin kim tarafından uygulandığı yada adından banane. faşizmin gönüllü uygulayıcısı olmaya hevesli %70 gücetapan cehalet ile %20 baş edecek mi sanıyorsunuz.%10 nerde demeye kalkmayın, onlar sömüren kesim, sadece seyrederler.
Ben kötümser değilim, gerçekçiyim, masal anlatmayın rica ederim. Kimsenin uyanacağı falan yok.Ayrıca bu durum sadece ülkemize ait bir durum değil, ortadoğu ve afrika aynı yöntemlerle emperyalizmce sömürülmeye ve kapitalizmin hizmetine sunulmaya devam ediyor.
Sudan-Darfur bölgesinde sunni müslümanlar diğer insanlara yıllardır neler yapıyor ve yapılırken nasıl kimse görmezden geliyor, bu katliamların baş sorumlusu nasıl ülkemizde ağırlanıyor hatırlayın derim.Yani sanmayın insan hayatı önemli, kimseye bir şey olmaz. Sen ben, onlar veya ateist, dindar farketmez sadece kelle hesabıyız, değerimiz ise sıfır.
Akp bu ülkenin başına gelmiş en büyük felakettir.Çünkü hiç kimse bunlar kadar itaatkar olmadı egemen güçlere.Amin.
Şimdilik saygımla gittim.
Sorular sormuyorsan ya ölüsün ya da köle...
|

24-04-2012, 02:02
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 24 Aug 2008
Bulunduğu yer: Antalya
Mesajlar: 1.323
|
|
Kötümser arkadaşlar hangi çözümü sunuyorlar acaba?
Din ile uyutulan nesillerin uyanmasına imkan yoksa çözüm nedir?
Söylediklerinizden iki sonuç çıkıyor: Ya teslimiyet ya yurt dışına kaçış.
Ordu, yargı ve başka ''kalelerinin'' düşmesinden sonra, hep bu kurumlara dayanıp bir türlü aktifleşememiş bazı kemalistlerin bu durumda umutsuzluğa kapılıp teslimiyet ve tüymekten başka seçenek görememelerini anlayabilirim.
Ama sosyalistlere yakışmaz bu.
Bu açıdan bir kemalist ve sosyalist tanımlaması yapabiliriz;
Kemalist: Kendi değerlerini savunamayan, kendi başına kaldığında sadece şikayet etmeyi bilen, kendi değerlerini savunmak için ordu, yargı v.b. vesayet kurumlarına ihtiyaç duyan insan.
Sosyalist: Daima kendi değerlerini kendi mücadeleleriyle savunmaya çalışan, özgücüne güvenen ve bunu büyütmeye çalışan, yenilgiyi göze almış, bunu göze almadan kimseyi yenemeyeceğini bilen, bedel ödemeden kazanım olmayacağını bilen, mücadeleci insan.
Bahsettiğim ''kulturkampf'' için sosyalist olmak, en azından kemalizmin etkisinden çıkmak gerekiyor. Vesayet kurumlarının düşmesi ve muhafazakar saldırı karşısında kemalistlerin bir kısmı kaçacak, bir kısmı teslim olacak ama bir kısmı da kemalizmi bırakıp kendi mücadele etmeye başlayacaktır. Elbette bu mücadelede eski vesayet kurumlarını yeniden inşa etmeyi öneren ve bunu yeterli gören insanlar da olacaktır. Yani kemalizmin yeniden 'pörtleme' ihtimali de daima var. Bu yüzden ideolojik hegemonya sosyalistlerde olmalı diye yazmıştım zaten. Uyanık olmak lazım. Laiklik, sekülerizm, özgür yaşam, bağımsızlık gibi değerleri -bunu taşıyamayan ve hak etmeyen- kemalizmin sultasından çıkarabilirsek işte o zaman bu ülkenin bir şansı olur. Kemalizmin en belinin kırık olduğu böyle bir zamanda bunu yapamazsak da bir daha yapmamız biraz zor olur. Benzer biçimde CHP'nin de üzerine gidilmeli, bu partinin solcu olmadığı teşhir edilip kitlelere gerçek sol işaret edilmelidir.
Solcular diyalektiği unutmamalı. En kötü durumlar bile başka bir açıdan fırsat sunar. Hiçbir şey simsiyah değildir, azıcık da olsa beyaz taşır. Muhafazakar-liberal hegemonyanın bu kadar azmış olduğu bu dönem, solun kemalizmin etkisinden çıkıp marksist temelde ayağa kalkmasının olanaklarını da sunuyor. Kemalizm darbe yedikçe, AKP'ye karşı muhalefetin ana öznesinin kemalistler değil gerçek bir sol olarak ortaya çıkmasının koşulları oluşuyor. Yesinler birbirlerini dedik. ''Bırakalım yesinler'' diyemem, yesinler birbirlerini ama biz de bırakmayalım, bırakamayız. Çöken kemalizmin boşalttığı alanı doldurmamız gerekir. Gerçek solun ortaya çıkması için sahtesinin yok olması iyidir. Kemalizmin yok olması, bu açıdan iyidir. AKP'nin diyalektiğinde beyaz olan tek şey budur. Bu beyaza oynayıp almalı ve beyazı büyütüp AKP karanlığını yenmeliyiz. Bir yandan AKP'yi eleştirirken bir yandan da kemalizmi eleştirmem bu yüzdendir. Çünkü varolmaya çalışmak, o alanı bırakmamak isteyecektir. Bizden çaldığı alanı. O varoldukça biz varolamayız. 80 öncesinde devrimci sol nasıl kitleselleşti? Çatışma ortamı kemalizmin kurumlarına olan güveni sarsmıştı. Bugün de AKP kemalizmi sarsıyor. Bunu kendimiz için avantaja dönüştürmek lazım.
Konu Jolly Jocker tarafından (24-04-2012 Saat 02:15 ) değiştirilmiştir.
|

24-04-2012, 17:11
|
 |
Kıdemli Üye
Dinlerden Özgürlük Grubu Üyesi
|
|
Üyelik tarihi: 28 Mar 2009
Mesajlar: 1.840
|
|
Jolly Jocker´isimli üyeden Alıntı
Kötümser arkadaşlar hangi çözümü sunuyorlar acaba?
Din ile uyutulan nesillerin uyanmasına imkan yoksa çözüm nedir?
Söylediklerinizden iki sonuç çıkıyor: Ya teslimiyet ya yurt dışına kaçış.
|
Bu konu da irandaki islam karşıtlarına sosyalistlere demokratlara vs'lere bakabilir miyiz? Acaba onların tutumu ne olmuş zamanında, acaba hala faal olan örgütlenmeler mevcut mudur ki?
|
Yetkileriniz
|
Yeni Mesaj yazma yetkiniz Aktif değil dir.
Mesajlara cevap verme yetkiniz aktif değil dir.
Eklenti ekleme yetkiniz aktif değil dir.
Kendi Mesajınızı değiştirme yetkiniz Aktif değildir dir.
HTML-KodlarıKapalı
|
|
|
Bütün Zaman Ayarları WEZ +3 olarak düzenlenmiştir. Şu Anki Saat: 00:34 .
|