PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : Hadis'in Serüveni


Mutezile
04-10-2005, 22:03
HADİS REDDİYECİLERİ her devirde olmuştur-2005'e özgü bir durum değildir:

''Hadisleri Reddeden Birtakım Kimselerin Delil Olarak getirdikleri Zayıf şahısların Ol An -Sünnetin Kurana Arz edi lmesi ne dair ki haberlerin BATIL oluşu Bahsi''(Suyuti):

''İmam Şafi şöyle der:Rasullulahtan gelen bazı hadisleri reddeden kimse bana şu hadisi delil olarak gösterdi:''Benden size gelen haberi Kurana arz edin.Ona uyuyorsa onu ben demişimdir. Kurana uymuyorsa Onu ben demedim''. O kimseye şöyle dedim:''Az çok rivayeti Sahih olan hiç bir kims e bunu rivayet etmemişdir.Bu mechul bir kimseden gelen munkatı' bir rivayettir.Biz ise böyle rivayetleri herhangi bir konuda delil olarak kabul etmeyiz.

Beyhaki şöyle der:''İmam Şafi bu sözüyle Halid b. Ebi kerime nin Ebu cafer tarikıyla rasullulahtan rivayet ettiği hadisi kaste dmiştir. Hadisler Kurana ters düşmez. Bilakis Rasullulahın hadisleri, Allahü Tealanın hadisleri a-m 'mı, has mı, nasih mi, mensuh mu kastettiğini açıklar. Akabinde rasullulahın sünnetiyle ortaya koyduğu (açıkladığı) FARZLAR insana mec buri olur. Allah rasulünün emirlerini kabul eden kimse, Allah ın emirlerini kabul etmiş olur.

'Benden size gelen haberi Kurana arz edin.Ona uyuyorsa onu ben demişimdir. Kurana uymuyorsa Onu ben demedim'' Hadisi için Beyhaki son olarak şöyle der:''Hepsi de zayıf olan başka tariklerle de rivayet edilmişti r. İbnu Vehb76, Amrb. El Haris, el Esteğ b. Muhammed b. Ebu mansur ve 3 kişi daha. Darekutni'de bu hadiste Vehm olduğunu göstermiştir.'' (Akide ve tevhid'den/Suyuti C.) www.islah.de





2 000 000'dan fazla hadis olduğunu, ve Muhammed s.a.v 'in günde 200 kadar hadis konusu olacak söz söylemiş ve bunun raviler tarafından aktarılmış olması gerektiğini öne süren Hadis İnkarcılarına Prof İbrahim Canan'ın Hadis yorumu:



''Hadis sahası o kadar geniştir ki, bu sahaya giren te'lifatı gerekli ciddiyetle değme araştırıcı bile görme firsatı bulamaz . Bu sebeple ta ilk asırlardan beri alimlerimiz, hadislerden çeşitli seçmeler yaparak en zaruri, en faydalı olanları bir araya getirmeye çalışmışlardır. "Kütüb-i Sitte" adı altında şöhret kazanan altı hadis kitabı böylece ortaya çıkmıştır. Yani bunlar seçme hadisleri ihtiva eder.

Kütüb-i Sitte'deki hadisler seçilirken "sıhhat" vasfı düşünülmüştür. Yani hadisin sahih olması ön plana alınmıştır. Bir hadiste aranan ilk şart onun "sahihlik"i yani Hz. Peygamber (aleyhissalatu vesselam)'in sözü olmasıdır. Kütüb-i Sitte "sahihlik" vasfını taşıması sebebiyle ümmetçe büyük rağbete mazhar olmuştur. Dini ve dünyevi hayatımızı tanzimde muhtaç olacağımız her çeşit hadis bu altı kitapta mevcuttur.

Hemen belirtelim ki, bu altı kitabın her biri birçok ciltten meydana gelen bir külliyattır. Şöyle ki:
Buhari 9, Müslim 4, Nesai 8, Tirmizi 10, Ebu Davud 5, İbnu Mace 2 cilttir.

Üstelik bunlardan herbiri tekrarlarla doludur. Mesela Buhari aynı hadisi durumuna göre 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve daha fazla bölümde tekrar tekrar kaydeder. Çünkü bir hadiste, iki, üç, dört, beş... meseleye beraberce temas edilmiş olabilmektedir. Nitekim Buhari'de 2761 hadis mevcut iken tekrarlarla sayı 9082'ye ulaşmaktadır.

Hadislerin tekrarı, sadece bir kitabın içinde söz konuşu değildir. Aynı hadis Kütüb-i Sitte'nin hepsinde veya bir kaçında tekrar edilebilir. Bazı hadisler de bu altı kitabın sadece birinde kaydedilmiştir, diğerlerinde yoktur. Hadislerin Kütüb-i Sitte içerisindeki tekrarları hakkında bir bilgi vermek için şu rakamlara bir göz atalım;

Bu te'lifimizin aslı olan "Teysiru'l-Vusul"da 10.490 hadis bulunmaktadır. Teysiru'l Vusul 33.132 adedi bulunan Kütüb-i Sitte hadislerinden tekrarlar atılarak derlenmiştir. Şöyle ki:

Buhari : 9082 hadis ; Müslim: 7275 hadis ; Nesai: 5724 hadis
Ebu Davud: 5274 hadis; Tirmizi: 3951 hadis ; Muvatta : 1326 hadis

Öyle ki, araştırıcı olmayan, sadece dini kültürünü artırmak için hadis kitabı almak ve okumak isteyen bir Müslüman için tekrarları atarak yeni bir eser te'lif etmek mümkündür.'' http://www.muhammedmustafa.net/yazilar/kutubisitte.htm

hoara
05-10-2005, 09:58
mutezile

bir ateist olarak hadis savunuculuğuna soyunman ironi örneği , çok şık durdu :)

radikal dincilerle bir farkın kalmadı. ilginç çok ilginç

syg

Mutezile
05-10-2005, 10:05
''bir ateist olarak''.(hoara)
Kendimi ateist, deist, agnostik olarak tanımlamam. Senin yaftalaman da önemsiz. Sadece hadis geleneğini değil; e's-Sahihleri kaleme alan Müellifleri, hayatlarını eserlerini savunur zevkle okurum. Senin insanları kategorize etme saplantın olabilir. Gülüp geçilir. İslamda olmayanın islamı okumasına gülen, bunda ironi bulan-hatta yargılayan- kelime cambazlarını çok gördük.

hoara
05-10-2005, 11:35
selam

ipten düştün farkında değilsin. diğer topikte " edipcimisin, filancımısın diye beni bir gruba dahil etmeye çalışırken bana bu sözleri söylemen gerçekten komik kaçtı. seni yanlış tanımladı isem özür dilerim. iletilerinden aklımda ateist gibi kalmışsın. galiba sen renk vermiyorsun ancak biraz kibir sızdırıyorsun

syg

Mutezile
05-10-2005, 12:36
Ne selamında, ne syg yazmanda, ne özür dilemende İhlas var. Kibir belirtileri görüyorsun, çünkü sana mukabele ediliyor; senin içine işlemiş anlaşılan. Ciddiye alınacağın günler gelecek; sabırlı ol. Ben sana falanca filanca mısın diye sormuştum. Renk vermemeye çalışan, görüş sahibini rolüne soyunan ben değilim. Sen yaftalamak hafifliğine düştüğünü, ne yapsan gölgeleyemezsin.

26-12-2005, 08:01
hz muhammed 632 yılında vefat etmiştir.günümüzde bilinen en eski hadis düzenleyiciler olan buhari peygamberin ölümünden 178,tirmizi 192,nesai de 198 yıl sonra doğmuşlardır.imam müslim ise buharinin öğrencisidir.en iyi ihtimali göz önüne alırsak devamlı kaynak olarak önümüze sunulan bu hadisler peygamberin ölümünden 220-240 yıl sonra yazıya dökülmüştür.aradan kaç kuşak geçtiğini söylemeye dilim varmıyor ama nasıl hadis derlendiğide gün gibi aşikar.kulaktan kulağa 220 yıl dolaşan bu rivayetleri derleyen bu eski hadis uzmanlarının aynı dönemin insanları olmasıda ayrı bir olay(öğrenci-hoca-tanıdık)inananlar ve inançsızlar birbirlerine bol keseden hadis göndermesi yaparken,arada kalan bu 220-240 seneyi biraz düşünmelerini istiyorum(temenni)kuran okuyun,eğrisiyle doğrusuyla(göreceli)her şey orda.

pante
26-12-2005, 21:38
Ölümünün üzerinden henüz 67 sene geçmesine rağmen,üstelikte 20.yüzyıl teknolojisinde " Atatürk'ün vecizeleri " tartışılır.Bazılarını Atatürk'ün söylemediği iddia edilir.
Bırakın onu müslüman mıydı dinsiz miydi konusunda bir ittifaka varılamaz.

1400 sene önce'de ,peygamberin ölümünden hemen sonra,halife Ömer zamanında "recm" var mıydı yok muydu tartışması yapılır.

Dolayısıyla ölümünden 250-300 yıl sonra ,derlenen hadislerin büyük bir kısmı uydurma,hadisin geçtiği olaylar ise tamamen senaryodur.
Büyük bir kısmı , peygamberin eşi ayşe tarafından söylenmiş olarak lansedilir ama ellerinde hiçbir yazılı belge yoktur.Efsane gibi,o şuna demiş,o buna demiş diye 3-4 kuşak sayılır.

Birkaç hadisçide benzer hadislerin olması da birşey ispatlamaz, ya kaynakları aynıdır ya da birbirlerinden kopyalamışlardır.

Hadis diye,sünnet diye topluma dayatılanların kur'an'da karşılığı yoksa geçerliliği de yoktur.Kaldı ki kur'an'da olan bazı kuralların bugün için geçerli olmadığı tartışılırken ,insanların hadislere ihtiyacı da yoktur.

burkay
26-12-2005, 22:11
hadis ve sünnet insanlara gerekli kuranin ilmini daha baska zor anlarsin ... burda yanlis anlasilma olmasin sakin ... her hadis her sünnet dogru demiyorum ... mesela peygamberimizin sünnetlerine bakdigimiz zaman namazin nasil kilinacagina dair yol gösterir abdest nasil alinir yol gösterir ... vs ... kandil gecelerini bayram namazlarini ne sekilde ihya edecegimizi bize yol gösterir ... zaten peygamberimizin hadisleri ile süneti kurana uymuyorsa bu uydurmadir ...

sargon
26-12-2005, 22:59
Tarihsel kisilikler hakkinda hep dusunmusumdur. Bu insan soyleydi, boyleydi denir. Herkes bir bicimde tarif etmeye calisir. Ama zor bir istir bu is. Bugun henuz yasamakta olan bir insan icin bile birbiriyle hic uyusmayan farkli degerlendirmeler yapilabilyor. 1400 yil once yasayan birisi icin bunu yapmak daha da zor bi is tabii ki.

Simdi bir olay karsisinda yasayan bir kisinin nasil davranacagini dusunmeye calisalim bir de. 20 yildir tanidigim birisinin bile nasil davranacagini kesin olarak tespit edemem. Belki uc asagi bes yukari tahmin ederim. Kisiligi hakkinda, dusunce sistemi hakkinda bir algim vardir. Bu cercevede ancak bir tahminde bulunurum. Ancak yanilma ihtimalim her zaman fazlasiyla vardir.

Goruldugu gibi bir kisiyi tanimlamak zor, nasil davranabilcegini kestirmek daha da zor, yazilan yada soylenenlerin ona ait olup olmadigini tespit etmek daha da zordur. Bu konu tarihcilerin derdidir hep. O yuzden karsi kaynaklarda yazilanlara da bakilir. Bir kisi hakkinda rakibinin yazdigi seye de bakabilirsiniz mesela. Bir musluman lider hakkinda bir hiristiyan tarihcinin olumlu bisey yazmasi bizim icin daha anlamlidir ornegin.

Kuran'la celisen hadislerin olmasi durumu bu durumda benim daha cok ilgimi ceker. Kuran'la celistigi o zaman da goruluyordur. Ama buna ragmen boyle bir hadis varsa arastirmayi derinlestirmek gerekir, belki de Kuran degistirilmistir. Belki baska birsey vardir.

Bugun bilimle celisen hadisleri yok saymak gibi seyler nesnellikten kopmaktir. Tarihe ihanettir bu. Dini guzellestirme cabasi olabilir ama gercegi ortbas etme de olabilir pekala. Tersine dusunmek gerekir, tersine. Dogruyu bulmak kolay degil cunku.

sargon
26-12-2005, 23:02
mesela peygamberimizin sünnetlerine bakdigimiz zaman namazin nasil kilinacagina dair yol gösterir abdest nasil alinir yol gösterir ... vs ... kandil gecelerini bayram namazlarini ne sekilde ihya edecegimizi bize yol gösterir

Hadisler sadece dini rituelleri gosterseydi uzerinde konusmaya degmezdi aslinda.

korelmis
11-02-2006, 17:04
İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri hakkında, meşhur ve muteber fıkıh kitaplarında çeşitli hadis-i şerifler bulunmaktadır. Hanefilerin en kıymetli fıkıh kitaplarından biri olan Dürr-ül-muhtâr’ın önsözündeki hadis-i şeriflerde buyuruldu ki:

Âdem aleyhisselam, benimle övündüğü gibi, ben de ümmetimden ismi Numan, künyesi Ebu Hanife olan bir zât ile övünürüm. O ümmetimin ışığıdır.

Peygamberler benimle iftihar ettikleri gibi, ben de Ebu Hanife ile iftihar ederim. Onu seven, beni sevmiş olur. Onu sevmeyen, beni sevmemiş olur.

Mevduat-ül-ulum ve Hayrat-ül-hisan’daki hadis-i şeriflerde buyuruluyor ki:

Ebu Hanife adında biri gelir. Bu, kıyamet günü, ümmetimin ışığı olur.

Ebu Hanife denilen biri gelir, Allah’ın dinini ve benim sünnetimi canlandırır.

Her asırda, ümmetimden yükselen olur. Ebu Hanife, zamanının en yükseğidir.

Mirât-ı kâinat’daki birkaç hadis-i şerif:

Ebu Hanife adında biri gelir. O, bu ümmetin en hayırlısıdır.

Ümmetimden biri, dini canlandırır. Bid’ati öldürür. Adı Numan bin Sâbittir.

Ebu Hanife’nin iki küreği arasında ben vardır. Allah dinini onun eliyle canlandırır.

korelmis
11-02-2006, 17:14
Bu hadisler doğru mu? Hadisler hakkında ben şöyle demiştim:

-Peygamberin vefatından sonra ortaya çıkan siyasi gruplanmalardan herhangi birinin lehinde veya aleyhinde kullanılabilecek bir rivayet, uydurma olasılığı yüksek hadislerin başında gelir. Çünkü bu tip hadisleri uyduranlar muhtemelen siyasi tartışmalara bir nokta koymak isteyen iyi niyetli(!) kişilerdir. Bu nedenle Hz.Ayşe'yi, Hz.Ali'yi, mezhep imamlarını öven, ileride meydana gelecek ihtilafları bildiren, belli ırkların ya da grupların üstünlüğünü bildiren ya da onları yeren hadisler güvenilir değildir.

Aşağıdaki yorumların sahibi arkadaşlarımız ise şöyle demişti:

-Hem sonra niye İslam dünyası riyakarlık içinde oh hadislerin işinize gelenini kabul edin,işinize gelmeyeni reddedin.Var mı böyle birşey? (PolatAlemdar)

-Hangi hadisin doğru olduğuna nasıl karar veriliyor? Hele hele aynı kişiye ait iki hadisten biri doğru diğeri nasıl yanlış kabul edilebiliyor? (Tugce)

-İslamı sıkıntıya sokmayacak hadisler gerçektir, islamı ve peygamberi sıkıntıya sokacak hadisler, muhammedin gerçek yüzünü gösteren hadisler yalan kabul edilir.... (exclusive)

Şimdi soruyorum: Hadislerin hepsi doğru mu? Yok eğer değilse neye göre bir ayırım yapmaktasınız?

pante
11-02-2006, 17:52
Peygamberin , sözlerinin yazılmasını ve saklanmasını yasakladığı da hadisler arasındadır.Buna rağmen hadisler yazılmıştır..

En doğru kabul edilen iki hadis kitabından biri olan Müslim'de ve Hanbeli mezhebinin kurucusu İbni Hanbel'in Müsned'inde şu hadisi rivayet ederek Peygamber'in kendi sözlerinin yazımını yasakladığını kabul ederler.

"Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim Kitabı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33)

Darimi'deki hadis ise şöyledir:

"Sahabe Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.”(Darimi, esSünen)

El Hatib'teki hadis şöyledir:

"Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? dedi. Senden işittiğimiz sözler dedik. Hz. Peygamber Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.” (El Hatib, Takyid, sayfa 33)

Tirmizi ise şöyle yazar:

"Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (Tirmizi, esSünen, K. İlm, sayfa 11)

pante
11-02-2006, 21:54
Bence hadislerin saçmalıkları , ateistleri secdeye götürmez ama mezhepçi ve sünnetçileri çöpe götürmesi gerekir..

Bazı hadis bilginlerinin iddiasına göre 2 milyon hadis vardır. En doğru hadis kitabı olarak gösterilen Buhari'nin kitabındaki hadisleri 600 bin hadis arasından , Müslim'in ise 300 bin hadis arasından seçtikleri söylenir..
Ebu Davut kitabındaki hadisleri 500 bin hadisten , mezhep kurucusu olan Malik , Muvatta'sını 100 bin hadisten , İbni Hanbel'in ise Müsned'ini 750 bin hadisten seçtiği söylenir..
Hz.Muhammed'in aşağı yukarı 23 yıl Peygamberlik yaptığını düşünürsek: 23x365=8395 gün Peygamberlik yapmış olur..
Toplam 2 milyon hadis içinden benzerlerini düşerek tüm hadisçilerin değişik hadis sayısını 600.000 kabul edersek ;
600.000:8395 = 71 hadis/gün

Böyle birşey mümkün mü?
Hergün değişik 71 olay veya söz..

Herhangi bir kişiye bir yıl önce en çok beraber vakit geçirdiği kişinin; babasının, çocuğunun, karısının veya kocasının hadislerini (sözlerini) ve yaptıklarını yazmasını söylesek;
Kaç olay veya sözünü hatırlıyabilir..
Ki 200-300 yıl sonradan yazılmış olanları düşünün..
Aklı başında müslüman hadisleri asla kabul etmez..
Hatta hadisleri , karikatürlerden dahi daha tehlikeli görerek yasaklar..

11-02-2006, 23:03
İnanan Müslüman ne yapsın.
Kutsal saydığı kitabı okuyor, orada ne yazılıysa ona göre anlıyor. Bu sefer diyorlar ki, sen kitabı anlayamazsın hadislerden yararlanman lazım.

Hadis kitaplarına bakıyor orada hadis diye aktarılan olaylardan yola çıkıyor. Bazı sonuçlara ulaşıyor. O zaman da bu hadisler doğru değil deniyor.

Ne yapacak müslüman? Neye inanacak, nasıl davranacak?

Şeyhin, şuyhun, onun bunun dediğinin peşine mi gidecek.

Beni neden geriyor! Aslında germez bu olay beni de, sonuçta yanı milletim çocuklarıyız, o bakımdan geriyor.

Müslüman olmak zor iş!

Bence aslolan kitaptır. Oradan bir sonuca ulaşılamıyorsa akıl yoluna gitmekte fayda var. Sonuçta, islam inancına göre kitabı da yollayan aklı da veren Allah. Zaten en doğrusunu yapamazsa da özde niyet önemli.

Belki bu şekilde müslümanlar da aklını daha fazla kullanmaya başlar.

sargon
11-02-2006, 23:23
panteidar, hesabı hadislerin bir tek kişiden aktarılmış olduğunu düşünerek yapmışsın. Bu durumda
600.000:8395 = 71 hadis/gün
doğru olurdu. Ama 100 kişiden aktarılmış ise gün başına bir kişiye bir tane bile düşmez. Bu durumda bu kadar çok hadis olması mantıksız değil.

Ben bütün bu hadislerin doğru olduğunu düşünüyor değilim ama bu hesap ile hadislerin saçma sayılması doğru olmaz. Aynı olayı birden farklı kişinin gözünden anlatmak, kısmi olarak başka kişilerin gözünden anlatmak vb. bir sürü olasılık var yani.

pante
11-02-2006, 23:57
Sargon ;
Hesap doğru..Şöyle ki;
Daha önce , hangi başlıkta olduğunu hatırlayamıyorum.Tuğçe arkadaşın sorusuna cevap olarak , Buhari örneğini vermiştim..
Buhari'nin 600.000 hadis sahibi olduğu öne sürülür..
Bir insanın , bir hadisi bulması , onu doğrulaması ve yazması için ne kadar süre gereklidir?
3 gün mü , 2 gün mü , 3 saat mi ?
Hele o zamanın teknolojisiyle..
Üstelikte , peygamberden 250-300 yıl sonra..
1 hadise 1 saatini ayırdığını varsaysak ve hiç uyumasa , günde 24 saat dolaşsa , hadis peşinde koşsa ;
600.000 saat yapar ki ;
Bu da 68 yıl yapar...
Dolayısıyla , hadislerin derlenişindeki hassasiyet ve titizliğin ölçüsüne varın siz karar verin..

Bu başlıktaki hesabımda ;
peygamberin 1 gün içinde kaç değişik söz söylemiş ve olay yaşamış , onu hesapladık..
Bunlar isterse 100 değişik insandan nakil alınmış olsun farketmez..
Ortadaki 2 milyon hadisten , benzerlerini düşerek 600.000 hadis elde ettik ve bunu peygamberlik süresine böldüğümüzde , peygamberin günde 70-71 söz ve olay yaşadığı sonucuna ulaştık..
Bu ya bir büyük mucizedir..Ya da hadislerin büyük çoğunluğu uydurmadır..
Başka bir izahı yok...

17-02-2006, 21:53
1.UYDURMA HADISLER....

Ateist toplum surekli ayni yanilgiya dusup su yanlisi tekrarlamaktadir...


uydurma hadislere inanip muslumanligi kinarlar.......evet......muslumanlarin hurafelere inandiklarindan bahsederken, ateistler bu sacma hurafe hadislere inanmaktan kendilerini alikoyamazlar.....


peki nedir gercekle hurafe hadis ayrimi.....hurafe hadisler nasil bulunur....

Esas olan Kurandir...Kurana ters dusen hadis de gercek degildir....


yoksa uyan uymayan her hadisi getirip buraya yazmak ve o sacmaliklari kaale alip uzerlerine nefret kusmak marifet degil sadece bosuna edinilmis ofkelerdir....kalplerdeki inancsizligi saglamlastirmak icinde en etkili yol olarak kullanilir....bu arada UYAN UYMAYAN DEDIMDE aklima bi hikaye geldi.....


adam hocaya demis ki ---hocam bi ODUN dermisin

hoca demis ---niye evladim


adam ---hocam...de bi sen

hoca ---ODUN

adam ---BENDE SANA KODUM AHAHAHAHAA....deyip

gozden kaybolmus


hoca buna cok icerlemis bi turlu hazmedememis.....ama en nihayetinde intikam gunu gelmis....

hoca o adami gorup yanina cagirmis ve demis ki--- SANDALYE de bakiim


adam dusunmus dusunmus SANDALYE ile ilgili kafiyeli bi sey bulamamis ve gonul rahatligiyla soylemis

adam ---- SANDALYE demis

hoca ---- BENDE SANA KODUM!!!!

adam gulerek -----ama hocam olmadi ki bu.....sandalye-bende

sana kodum........uymadi hocam uymadi

hoca ----UYSADA KODUM UYMASADA KODUM


adam belki intahar etmis olabilir bunun ustune bilmiyorum.... ama bildigim bi sey varki ateistler bu hurafe hadisleri buraya KOYARKEN hocanin mantigi ile ayni hareket ediyolar....durum UYSADA KODUM UYMASADA KODUM durumu ......




2.ISLAMCI TERORIST SACMALIGI


islamci terorist diye bi varlik olamaz......bu ayni suna benzer PARMAKSIZ PIYANIST.......

islami kabul etmis bi kalp teror nasil yapabilir....nasil haksiz yere insan oldurebilir hakki savunurken...ateistler ne kadarda az dusunuyorlar....

ALLAHIN EN BUYUK DUSMANLARI MUMIN OLDUKLARI HALDE HAKSIZ YERE CANA KIYANLARDIR.....alin size hadis iste...buyrun inceleyelim...

haksiz yere cana kiyana ne denir....TERORIST....

peki bu bahsi gecen teroristler MUMIN olduklarini mi soyluyorlar...EVET

yoksa ateistler de islamci terorist diye sifat takmazlardi....

peki devam edelim.....bu teroristler mumin ve haksiz yere cana kiyiyorlar....peki bu insanlar Allahin NESI oluyor.....

evet varilan sonuc su bu teroristler ALLAHIN EN BUYUK DUSMANLARI oluyorlar.....

ateist arkadaslardan tek ricam artik bizleri bu ALLAHIN BAS DUSMANLARI
ile ayni kefeye koymaktan vazgecin.....daha onemlisi ALLAHIN BAS DUSMANLARINI islamin yanina koymayin....cunku Allah yanina koymamis ve dusman edinmisdir onlari....

eger dediginiz gibi cehennem olmasaydi ---bedenlerinden canli bomba yapan teroristler--- binalara dalip kendisi ile beraber bir suru insani katlettikten sonra cezasiz kalacaklardi....yoksa teroristin parca pincik halini yerlerden toplayip hakim huzuruna cikarip sorguya cekebilceginiz hukuksal bi formulunuz mu var...hayir elbette....hepimizin nefret ettigi bu telef olmus teroristlerin cezasi su an veriliyor siz hic merak etmeyin dostlarim....kimsenin hakki yerde kalmiyor.....Allah cocuklari yetim birakan teroristleri cenneti ile mukafatlandiracek degildir....aksine BENIM EN BUYUK DUSMANIMSINIZ diyerek gidecekleri yeri hepimize bildirmistir.....derin derin dusunende elbet bundan ibret ve ogreti alacaktir.......



saygilarimla.....

jeolog
17-02-2006, 22:00
Hadis İlminden anlayan var mı? Biraz bilgi versin. Biraz kafam karıştı.

pante
17-02-2006, 22:23
Adn arkadaşın yazılarında doğrular çok..
Ama , hataları görse de belki , fanatik bir İslamcı gibi savunma yapıyor..
Özeleştiriden uzak , tek taraflı bir savunma mantığı bu..
Belki yapısı böyle değildir..Turan Dursun'da yazmasından ve karşısında ateistleri görmesinden etkilenerek , böyle bir tutuma girmiş olabilir..

Bir eleştiri yapıldığında , eldeki verilerden hareket edilerek yapılır..
Bugün Hristiyan terörizmi diye bir kavram yoksa , bu mevcut terör eylemlerinde , sıkça rastlanan bir hristiyanlık adına terör olmayışındandır..
Olduğunda ise ilk birkaçı hoşgörülebilir , geçici gözüyle bakılabilir , ama bu durum sürekli devam ediyorsa ve teröristler , hristiyan aleminden destek buluyorlarsa , gizliden gizliye destekleniyorlarsa , bilim adamları , karşıt yazarlar , hristiyanlığı eleştirenler bombalanarak-vurularak öldürülüyorsa , İslam ülkeleri hristiyan teröristlerden dolayı tedirginlik ve korku içindeyse , İslam ülkelerinin de artık "bir hristiyan terörü"kavramından bahsetmeleri doğaldır..

Muhakkak ki terörün dini , milleti olmaz..
Ama hiçbir terör hareketi de destek bulmadan , bu denli uzun ömürlü olamaz..
Dolayısıyla bu kavramı kullananları eleştirirken , asıl daha büyük eleştiri , teröre maddi-manevi destek verenlere olmalıdır..
Yani iğneyi başkasına ama çuvaldızı kendimize..

17-02-2006, 22:42
panteidar arkadasim

yazidaki dogrularda hemfikirligin icin tesekkur ederim.....ama turan dursuna girip ateistleri karsimda gorup etkilenerek birseyler yaziyor degilim....hayatimda gordugum ve konustugum ilk ateistler sizler degilsiniz..tipki sizin konustugunuz ilk musluman ben olmadigim gibi...

ama amacini anladim sanirim....bnm psikoanalizimi yaptigini gosterip yazimi okurken insanlarin senin analizinden etkilenerek okuycaklarini dusundugun icin yazdin ilk satirlarini...ama o numara cok eskidi be arkadasim...

fanatizm e gelince...futbolda bir takima kalpten gonul vermek fanatizmdir...

islama gonul vermek fanatizm degil ASK tir....nereden bilceksin ki aski asktan yanmadikca.....


yukarda bir hadisi elimden geldigince acmaya calistim....amacimda terorun islamla alakasi olmadigini gozler onune sermekti....


peki dedigin gibi dogrular COK....o zaman yanlislar AZ.....peki nerede bu AZ.....????

pante
17-02-2006, 23:03
Adn arkadaşım;
Ne yazık ki aynı zamanda ön yargılısın.. :) :)

17-02-2006, 23:31
peki nedir gercekle hurafe hadis ayrimi.....hurafe hadisler nasil bulunur....
Esas olan Kurandir...Kurana ters dusen hadis de gercek degildir....

sevgili adn...

ayetlerin kurana uyup uymadigini belirleyen fetva makani varmidir?

dileyen diledigi hadisi diledigi ayete uysada kor,uymasada kor mu?

kurana ters dusen veya dusmeyen hadislerin kriteri, referansi nedir?

bu konularda otorite kimdir..?

senin kurandaki bir ayete uydurdugun hadisi korelmis uydurmayabilir,veya ensareonun uydurdugu bir ayet sana gore uymayabilir..boyle olursa kim, kimin uydurduguna uyabilir...

islamdaki kavram kargasalari, mezheplerin , tarikatlarin,seyhlerin,mollalarin,hocaefendilerin uysada kodum uymasada kodum felsefesinden kaynaklanmazmi?

siz yinede kurana iyi okuyup analiz edin,belki bir yerlerde hadis olcerin mujdesi vardir...

18-02-2006, 00:12
gagavuz arkadasim soyle sormussun

kurana ters dusen veya dusmeyen hadislerin kriteri, referansi nedir?


cvp.....KURAN....baska referansa ihtiyac varmi....hadisi oku ac bak Kuranda ters dusen bir yer varmi...varsa salla o hadisi cunku yalan....beyin hucrene yazik cunku hafizanda tutarsan

gercek hadismi istiyorsun....al.....


biliyormusnuz ki dinin aslini bozan nedir??tefsirci ve tahlilcilerin yanlislari;riyakar nakilcilerin yozlastirip ve yoldan sapmis hukumdararin buyruklaridir



ESAS OLAN KURANDIR.......esas kelimesinin yerine referans kelimesini yerlestirdigimizde senin yukardaki sorunun cvb i cikiyor gagavuz kardesim.....

sevgilerimle...

18-02-2006, 03:16
Birincisi hadislerin doğru olup olmadığının kriteri nedir diye sorulmuş kriter şöyle cevaplanmış

Kurana bakılır sonra hadise bakılır eğer akla ve mantığa kurandaki ayetler gibi uyuyosa hadis doğrudur yok diilse uydurmadır

İkincisi hristiyan teröristler varmıki islamcı terörist neden diyoruz demekki hristiyan terörist yokki islamcı terörist diyoruz deniyo

bu söledine veya söledinize şunu araştırın diyorum

http://www.akintarih.com/avrupa/garipolaylar.htm

http://www.askforumlari.com/post-31204.html

ve eskiden çokta adından söz ettiren ve hala var olan beyaz kukiletalılar olarak bilinen hristiyan terörist grubu vardır bunları gözardı etmeyin

Terör lanetlenmiştir hangi dilden dinden ırktan cinsiyetten olursa olsun

Hangi devirde terörist zihniyet o dini ırkı seçmişse o dine İslami terör katolik terör ermeni terör yahudi terör deniyo

Özellikle İslam dini bunu kesinlikle yasaklar ama diğer dinler bunları gizlide olsa savunur çünkü onlar bozulmuştur

Konuları daha dikkatli daha özverili daha içten ve samimi akıl dolu irdelemenizi öneririm

18-02-2006, 05:48
eskiden çokta adından söz ettiren ve hala var olan beyaz kukiletalılar olarak bilinen hristiyan terörist grubu vardır bunları gözardı etmeyin

sizin o beyaz kukelalatilar dedikleriniz

"Ku Klux Klan'"lardir ve hiristiyan dinsel bir orgut degillerdir...amerikada 1950-60 yillarda siyahlara karsi kurulmus irkci bir orguttur.

kendinize yeldegirmenlerini hedef secmeniz sizi bir yere goturmez...

paranoya yapmayin...

18-02-2006, 06:09
kardeşşş ku klux klanların ne halt yediklerini ne yaptıklarını ben senden çok daha iyi biliyorum içinde bulundunmuda konuşuyosun hemen
oraya buraya ne ettiğin laf belli ne dediğin söz ne yaptığın iş

İçinde bulunmadıysan bi halttan haberin yoktur o yüzden artistlik yapma bana millete yapıyosanda bana yapma

Zencilere yapmışlarmı kardeşim yapmışlar ozaman teröristlermi bozguncularmı kötülermi teröristler bozguncular kötüler

Sen kalkmışın bana ku klux klan cemiyeti zencilere açılan bi harekettir o yüzden pay çıkarmayın diyosun

Bunun zencisi hristiyanı yahudisi müslümanı kızılderilisi beyazı sarısımı varmı

ille hristiyan bir topluluk bir kişiye veya bir gruba veya bir ülkeye bi savaş açmışsa bunun adı terör bozgunculuk kötülük şiddet savaş olmuyomu

ille iki din arasında yapılan bi reaksiyonmu terör bozgunculuk kötülük savaş şiddet olucak

EEĞER BUNU BÖYLE ANLAYIP BÖYLE DİNLEYİP BÖYLE YAŞIYOSAN BEN SENİ İSTEMİYORUM KARDEŞİM BENİM YAŞADIĞIM DÜNYADA GİT NERDE NE HALT YAŞAMAK DÜŞÜNMEK İSTİYOSAN DÜŞÜN DÜNYA SANA KAPALI KARDEŞ :) BENİM YAŞADIĞIM DÜNYADA YAŞICAKSAN EĞER SORULARI DÜZGÜN ANLA CEVAP VER ADAM GİBİ ADAM OLUP İNSANLARA BİŞEYLER YAZ VEYA FİKİR PAYLAŞ

Öylee yoooookk bedavadan yaşamak bedavadan cevap vermek AKLINI MANTALİTENİ KULLAN MANTIĞINLA YAŞA

YAZIK SANA VE SENİN GİBİLERE :)

En çok neyden ve kimden korkarım bilirmisiniz ZEKA denen mükemmel ötesi şeyden yoksun olan insandan

18-02-2006, 06:17
Bunu yazmışın

Ku Klux Klan hiristiyan dinsel bir orgut degildir

Nedir ozaman bunlar dinsiz bir örgütmüdür Üstlerindeki beyaz kıyafetlerde kırmızı haç mı vardıyoksa gagavuuz birgün bize dinsiz dicek o yüzden BİZ DİNSİZİZMİ yazıyodu

ellerinde haçmı vardı biz dinsiziz yazılı tabelalarmı vardı

BOŞ KONUŞUYOSUN BOŞTA KONUŞMUYOSUN BOMBOŞ KONUŞUYOSUN GAGAVUUUZ

18-02-2006, 06:43
forumlarda insanlarlin gercek kisilikleini tanimak zordur...

copy-paste'ler onlarin kimliklerini hakkinda bilgi vermez...

bazen de,

sapka duser,kel gorunur...

18-02-2006, 06:51
Son yazdını benim yazdıklarımamı yazdın yoksa başkasınamı anlaşılmadı

Eğer bana yazmışsan benim yazdıklarımla senin yazdığının bi anlamı yok

18-02-2006, 06:52
sen birak simdi copy-paste i.........o ---bir tarafina ekledim--- cumlesinin aciklamasini yap bana bakiim bi sohbet odasina tesrif edip......ar damarina basmanin ne demek oldugunu izah ediyim bende sana......top mu sandin sen beni it herif....nereye ne ekliyosun......gel bi hesap ver bakiyim sohbet odasina

deli_cevat
16-06-2006, 19:53
demin bi haber izledim diyanet işleri sahte hadisleri ayıklıcaklarmış ve haberde diyanetten bi yetkili dediki kadın erkeğin kaburga kemiğinden yaratılmamıştır yorumlarınızı bekliyorum

nietzsche
16-06-2006, 20:01
yavaş yavaş kırıvrmaya başladılar :D

sargon
17-06-2006, 00:34
sevgili cevat,

şu konuyu madem izlemişin, biraz kaynak bulup bizi aydınlatsana. Ben de merak ettim, nasıl olacakmış. Kim böyle bir açıklama yapmış? Buna karşı kim ne yorum yapmış? Sadece kaburga kemiği mi, başka ne gibi hadisler varmış karşı çıktıkları? Hadisleri nerden çıkaracaklarmış. Kendi yayınlarından mı, İslam dünyasından mı? Senin yorumun var mı? Biraz bizi bilgilendirir misin?

deli_cevat
17-06-2006, 09:25
adam dediki kaburga kemiğinden yaratılma olayı mecazi anlamda kullanılmıştır dedi ve sanırım sahih olmayan hadisleri ayıklıcaklar haberi takip etcem

ulas1
17-06-2006, 10:05
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu’nun Hazreti Muhammed’e atfedilen ancak doğruluğu olmadığı için temizleneceğini söylediği, özellikle de kadına yönelik şiddeti meşru gösteren hadislerin bir bölümü belli oldu.

Diyanet’in kadını aşağılayan hadislerin temizlenmesi çalışmasına kadın ilahiyatçılardan da büyük destek geldi. Kadınlara yönelik şiddeti, ayrımcılığı, küçümsemeyi onaylayan hadisler olarak gösterilen ve ayıklanması istenen sözlerin bazıları şöyle:

İsrailoğulları olmasaydı et kokmazdı; Havva olmasaydı kadınlar erkeklere ihanet etmezdi.

Kadınlar kaburga kemiğinden yaratılmıştır, onları düzeltmeye uğraşmayın. Onlardan eğrilikleriyle yararlanın.

Eğer kadın, eşi istekli olduğu halde ona cevap vermezse, cehennemdeki yerini hazırlasın.

Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu yalayarak temizlese yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.

Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.

Kadınların dinleri ve akılları eksiktir.

Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca bir karga gibidir.

Cehennem halkının çoğunun kadınlardan olduğunu gördüm.

Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse cennete girer.

Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına, kötü huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.

Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.

Dövme yapan ve yaptırana, yüzdeki tüyleri aldıran ve estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.

En büyük tepki Hz. Ayşe’dendi

Prof. Dr. Beyza Bilgin (Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi eski Dekanı): Kadına yönelik şiddetin meşrulaştırılmasında gelenek, eğitim, kültürün yanısıra din de ister istemez rol alıyor. Özellikle Hz. Muhammed’e atfedilen uydurma hadisler, kadına yönelik şiddetin ve ayrımcılığın sürdürülmesinde gerekçe olarak gösteriliyor. Bu noktada, Diyanet’in bir referans kitap hazırlığı içinde olması, uydurma hadislerden kurtulunması adına çok önemli. Hz. Muhammed’e atfedilen sözlere yönelik en büyük itiraz Hz. Ayşe’den gelmiş. Ebu Hureyye, peygamberin, ’Namaz kılarken önünüzden eşek, kara köpek ve kadın geçerse namazınız bozulur’ diye konuştuğunu rivayet eder. Hz.Ayşe, bu rivayete büyük tepki gösteriyor ve Hureyye’yi ayıplıyor, peygamberin böyle bir sözünün olmadığını savunuyor. Ancak bu ve buna benzer yüzlerce söz, peygamberin hadisi olarak kabul ediliyor.

Şiddeti savunan peygamber olamaz

Dr. Hidayet Tuksal: Hadislere baktığınız zaman iki tür peygamberle karşılaşıyoruz. Bir tarafta kadınlara karşı son derece nazik ve kibar; diğer tarafta ise şiddet dolu, ayrımcı, aşağılayan bir peygamber. Ben, kadınlara yönelik şiddeti savunan ve onları aşağılayan bir peygamberin olamayacağına inanıyorum. Bu nedenle malum hadislere itibar edilmemesini savunuyorum. Bu hadislerin de uydurma, yanlış olduğu bilimsel metotlarla ispatlandı. Bu noktada Diyanet’in çalışması çok yaralı olacaktır.

ulas1
17-06-2006, 11:16
ACİL DİYANETE HABER VERİN BUNLARI KAÇIRMIŞLAR * *
Ümeranız hayırlı olanlarınızdan iseler, zenginleriniz sehâvetkâr kimselerse, işlerinizi aranızda müşavere ile hallediyorsanız, bu durumda yerin üstü (hayat), altından (ölümden) hayırlıdır. Eğer ümeranız şerirlerinizden, zenginleriniz cimri ve işleriniz kadınların elinde ise, yerin altı üstünden, (ölmek yaşamaktan) daha hayırlıdır. (Çünkü artık dini ikame imkanı kalmaz)."
Tirmizi, Fiten 78, (2267).


5338 - İbnu Ömer radıyallahu anhüma anlatıyor: "Resülullah aleyhissalâtu vesselâm (bir bayram namazında kadınlar tarafına geçerek):

"Ey kadınlar cemaati! (Allah yolunda) sadakada bulunun, istiğfarı çok yapın. Zira ben siz kadınların cehennemde çoğunluğu teşkil ettiğini gördüm" buyurdular. Dinleyenlerden cesaretli bir kadın:

"Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor, neyimiz var?" diye sordu. Aleyhissalâtu vesselâm:

"Ağzınızdan kötü söz çok çıkıyor ve kocalarınıza karşı nankörlük ediyorsunuz. Aklı ve dini eksik olanlar arasında akıl sahibi erkeklere galebe çalan sizden başkasını görmedim!" dedi. O kadın tekrar:

"Ey Allah'ın resulü! Aklı ve dini eksik ne demek?" diye sorunca Aleyhissalâtu vesselâm açıkladı:

"Aklı noksan tabiri, iki kadının şahitliğinin bir erkeğin şahitliğine denk olmasını ifade eder. Dinlerinin eksik olması tâbiri de onların (hayız dönemlerinde) günlerce namaz kılmamalarını, Ramazan ayında oruç tutmamalarını ifade eder."

Buhârî, Hayz 6, Zekât 44, İman 21, Küsüf 9, Nikâh 88; Müslim, Küsüf 17, (907), İman 132, (79); Nesâî, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187).

KAYNAKLARA BAKIN

Yaz mevsiminde indiği için "Yaz âyeti" denen ayet şudur. (Mealen):

"Senden fetva istiyorlar. De ki: "Varis olarak babası ve çocuğu bulunmayan kimsenin mirası hakkında Allah size hükmünü bildiriyor: Eğer bir kimse ölür ve kendisinin çocuğu olmayıp da bir kızkardeşi bulunursa, mirasın yarısı onundur. Eğer kadın ölür de çocuğu olmayıp geride sadece erkek kardeşi varis olarak bulunursa, mirasın tamamını alır. Varisler iki kızkardeş ise, mirasın üçte ikisi onlara aittir. Eğer varisler hem erkek, hem de kızkardeşler ise, erkeğe iki kız hissesi vardır." Allah şaşırırsınız diye hükümlerini size böylece bildiriyor. Allah herşeyi hakkıyla bilir" (Nisa 176).

* * * * * * * * * * KOCANIN KADIN ÜSTÜNDEKİ HAKKI
6529 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam buyurdular ki: "Eğer bir kimsenin bir başkasına secde etmesini emretseydim, kadına, kocasına secde etmesini emrederdim ve eğer bir erkek karısına kırmızı bir dağdan siyah bir dağa ve siyah bir dağdan kırmızı bir dağa taş taşımayı emretseydi, uygun olan, kadının bu emri yerine getirmesidir."

KOCASINI ÜZEN KADIN

6586 - Ebu Ümame radıyallahu anh anlatıyor: "Resulullah aleyhissalatu vesselam'a bir kadın geldi, yanında iki de çocuğu vardı. Kadın bunlardan birini sırtına almış, diğerini de yediyordu. Aleyhissalatu vesselam onu görünce (takdirlerini) şöyle ifade buyurdular: "(Kadınlar çocuklarını karınlarında) taşırlar, doğururlar ve onlara merhamet beslerler. Bunlar bir de kocalarına eziyet vermeseler, namazlarını kılanlar cennete girerler!"


DAHA ÇOK VARDA TEMİZLERLERSE KADINLARLA İLGİLİ HADİS KALMICAK

deli_cevat
17-06-2006, 11:32
ayıklıcakları hadislerin aralarında buhariden olanlarda war sanırım yanılıyormuyum ???

sargon
17-06-2006, 13:03
Hayırlı olsun, iyi bir çalışma. Mümkün olduğu kadar çok kişiye bildirilmeli. Diyanet İşleri Başkanlığımız bu hadisleri tarihten sildi. Bir sonraki emre kadar tarihten bu hadisler silinmiştir. Geriye kalıyor Kuran'dan bazı ayetleri ayıtlamak. Diyanet İşlerinin bundan sonra bir de oraya el atmasını öneriyorum.

Aslında benzer çalışmaların Tevrat içinde yapılması lazım. Diyanet İşleri Tevrat'ı da ayıtlayabilir mi acaba? Yoksa fazla mı ileri gitmiş olur.

Bence bazı başka ayıtlamalar da yapmak lazım. Mesela Hitler'in Kavgam kitabında da bazı çıkarmalar yapmak lazım. Off, offf temzileyecek o kadar çok şey var ki. Yazmaya başlasak liste uzar gider. Nerdesiniz ey iyi insanlar.. Hadi temizliğe..


Son ve önemli not: Acaba bu hadisler kanun gibi mi anlaşılıyor. Resmi değişiklikler yaparak AB uyumu çerçevesinde ilerliyor olabilir miyiz?

deli_cevat
17-06-2006, 13:27
zuhahahahahaahh çevvvir kazı yanmasın dansözlük yapıyosunuz diince kızıyolar

pante
17-06-2006, 13:41
Diyanet'in hadisleri ayıklayıp, uydurma hadislerin temizlenmesi olarak sunulan konu fazla abartılmasın. Bu işlem çok uzun zamandır mezhepler tarafından yapılmakta zaten.
Buna "Cerh ve tadil ilmi" deniyor. Her mezhep kendi inançları, fikirleri doğrultusunda ayıklamaya girişiyor. Kendilerine ters gelen hadisleri küfür hadisleri, sahih olmayan uydurma hadisler olarak nitelendiriyorlar.
Diyanet'in yapacağı işlem, İslam alemini kapsıyacak reform anlamında bir gelişme değil ki.
Kim takar Diyaneti?! :)
Diyanet'in yapacağı birkaç ciltlik bir kitap çıkarmak. Bunun çalışmasını uzun zamandır yapıyorlar.
Sanırım önümüzdeki yıl piyasaya çıkarılacak. Bu kitapta sahih görülen hadisler yer alacak. Hangi hadislerin uydurma olduğu belirtilecek. Müftülükler bu kitaba göre görüş bildirecek. Vatandaşın sorduğu bir soru, buna göre yanıtlanacak. Bir de eleştirilere karşı önlem almış olacaklar. "Biz Diyanet olarak yayınladığımız kitapta bu hadislerin dinde yeri olmadığına, törelere, kadınların aşağılanmasına karşı olduğumuzu belirtmiştik." diyecekler.

Bu hadis ayıklanması hangi doğrultuda yapılacak?
Tabi ki ehlisünnet'in Hanefi mezhebi görüşleri doğrultusunda..
Diğer tüm mezhep ve tarikatlar bunu kabullenmeyecek.
Peki, Hanefi cemaatleri ve ileri gelenleri bu çalışmayı kabul edecek mi?
Ülkemizdeki cemaatlerin bir kısmı. Bir kısmı ise tartışacak ve reddedecek.
Çünkü yapılan çalışma, geçmişte sahih olarak görülen kimi hadisleri ve tarihi gerçekleri de kapsarsa büyük tartışma yaratacak.
Bu çalışma ile töre cinayetleri ve kadınların aşağılanması nedeniyle gelen tepkilerin önünün kesilmesi amacının yanında, İslam'a karşı yapılan eleştirilerin de önlem amaçlanıyor. Örneğin, peygamber eş ve cariyelerini belirten bir çok hadis kabul edilmeyerek eş sayısı 11-12'ye indirilecek. Belki Ayşe ile 6 yaşında evlendiğini belirten hadisler dahi uydurma sayılacak.

Yapılacak çalışma, normal dindar ya da tatllı su müslümanları denen kesimi memnun edebilir belki. Bunun dışında bir fayda ve gelişme beklememek lazım. Çünkü diyanet kadrosu bir reform düşünebilecek kapasite ve yüreklilikte değil.

deli_cevat
17-06-2006, 13:46
ya abicim buram buram feodalite kokan bir düşünce yapısında ne kadar reform yapsan az

pante
17-06-2006, 13:57
Reformun R'si yok bu konuda. Tam bir aldatmaca.
Öyle, hadislerin tarihten silinmesi falan diye birşey yok kesinlikle.
Bu konudaki tüm kitaplar, internet linkleri aynen devam edecek.
Sadece "Diyanet'in yayınladığı kitaba göre o hadis uydurma" denecek şekilde tartışmalar yeni bir boyut kazanacak.
Diyanet, kendi maaşlı imamlarını , müezzinlerini eğitsin öncelikle.
Halk kitaplardan okuyarak dini öğrenmiyor, töreler edinmiyor ki?
Bu hoca takımının vaaz ve hutbeleriyle yetişiyor.
İmamın biri bir Cuma vaazında, kabir azabını öylesine gerçekmiş gibi tüm ayrıntılarına varana kadar ve gözleri kin, nefret ve dehşet dolu açılmış olarak bağıra bağıra anlatmıştı ki, onu dinleyenlerden hangi biri " Kabir azabı dinde yoktur, bu yanlıştır" diyebilirdi.
Anadolu'nun binlerce köyünde maaşlı kadrolarının "Kadın şeytandır" türünde vaazlar vermesine engel olsun önce Diyanet.
Kitap çıkarmakla bitmiyor iş.

deli_cevat
17-06-2006, 14:02
hem abi bunun hadis kalıpları var efendim sahihlik dereceleri var riayet edenlerin sayısı ve güvenilirlikleri var mesele gidip müslimden buhariden kutubbi sitteden bi hadis'i yalanlamaları kendilerini gülünç duruma düşürür

17-06-2006, 16:03
Bence diyanet incillere de el atmalı.

Şöyle bi önerim var 4 incilden sentez yapıp bir tane incil yapılamaz mı? :D

17-06-2006, 19:40
Bence diyanet incillere de el atmalı.

Şöyle bi önerim var 4 incilden sentez yapıp bir tane incil yapılamaz mı? :D

Sevgili jayjay,

Gerçi iş şakaya dökülmüş biraz ama, yanlış bilgilenmeyi önlemek gerekli yine de. Hristiyanların 4 ayrı kutsak kitabı yoktur. Hristiyan inancının kutsal kitabı, eski ahit (islam'ın tevrat, zebur dediği, *İsa öncesi musevi kutsal metinleri) ve yeni ahit (İsa'nın ölümünden sonra yazılmış, ilk 4 bölümü İsa'nın yaşamını ve öğretisini birbirine benzer şekilde anlatan, sonrasında yine havarilerin yazmış oldukları bölümlerden oluşan) kitaplarından oluşur. Yani 4 incil denen, hristiyanlar için İsa'nın yazmış olduğu ya da yaşarken yazdırmış olduğu öne sürülen hiç bir yazılı kaynak yoktur. Sargon'un bu konuda güzel yazıları vardı, onları tekrar okumakta yarar var.

neutrino.

18-06-2006, 17:54
Ya ben hristiyanlıkla ilgili pek bişey bilmiyorum. Evde 4 tane incil vardı. Ama daha okumadım. Hristiyanlığı da araştırmadım. Sargon abinin yazılarını da görmedim, gösterir sen sevinirim. Beni aydınlattığın için sağol.

sargon
18-06-2006, 22:21
sevgili jayjay,

bu konular çok tartışıldı ama ben kendi yazdıklarım içinde derli toplu şekilde, İslamiyetteki Hristiyanlıkla ve Musevilikle ilgili ve onların kutsal kitaplarıyla ilgili yanlış bilgileri, daha doğrusu, kulaktan dolma, uydurma bilgileri anlatan bir topic bulamadım. Aslında böyle birşeye ihtiyaç var. Çünkü Kuran ve hadisler resmen kafalarından başka şeyler uydurmuşlar. 4 İncil meselesi, İsa'nın İncil'i, Musa'nın Tevrat'ı, Davut'un Zebur'u hepsi resmen "arapsaçı"na çevrilmiş ve yanlış biliniyor.

Bu konularda değişik topicleri bir taraman gerek. Panteidar'ın ve Aldostu'nun da açtığı topicler olmalı.

Neutrino 4 İncil konusunu açıklamış zaten. Hritisyanlıkta ve Musevilikte öyle Allah tarafından satır satır yazdırılan kitaplar yoktur. Bu İslamiyetin uydurduğu birşey. Kuran öyleyse, diğerleri de öyle olmalı denmiş. Halbuki ortada böyle bir iddia yok. Kitabı Mukaddes çok sayıda yazarın, gerçek insanların yazdığı yazıların derlemesidir. Ancak vahiy tarzı içe doğma şeklindedir. Yani Tanrı yazan insanların içine vermiş.

Ben Luka'nın metnini ayrı bir broşü/kitapçık olarak okumuştum. Ama genellikle bunlar bir arada tek bir kitap olarak dağıtılıyorlar. Yeni Ahit'in başındaki 4 bölüm, 4 kitaptır aynı zamanda. Toplamı ise 27 bölümdür. Hıristiyanlar hepsini birden kabul ederler. Kuran'ın farklı surelerinde de aynı olayların anlatılması gibi. Ancak Kuran'dakiler düzensiz, bunlar düzenlenmiş. Bu 4 kitap İsa'nın yaşadıklarını anlatıyor. Ayrıca Eski Ahit'i de kabul ederler. Yani Musevilerin kitapları da içinde olmak üzere bunların hepsinin toplamına Kitab-ı Mukaddes denir. *

http://www.incil.info/

hiramusta
10-10-2006, 10:03
Bülent Şahin Erdeğer

Birinci Asrın Sonuna Kadar Hadis Yazım Yasağı ve “Kur’an dışında yazılı kaynak bırakmama” Tavrı

Kur’an merkezli düşünen ilk halifelerden Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer ve Hz. Ali, *hadislerin yazılmasını yasaklamışlardır. Bu yasaklama Resulullah'ın (s.a.v) döneminde başladı.
Tirmizî’nin naklettiği uzun bir hadise göre Hz. Peygamber, Hz. Ali’ye şöyle demiştir: “İlerde fitne ortaya çıkacak. (Hz. Ali), ‘ondan kurtulma yolu nedir’ diye sordum. Dedi ki: Allah’ın kitabına sarılın, çünkü, onda sizden öncekiler hakkında bilgiler (nebe’), sizden sonrakilerin haberleri (haber) ve aranızdaki anlaşmazlığın hükmü vardır... Diller onu karıştırıp bozamaz, tekrar tekrar okunmakla eskimez, akılları hayrete düşüren yönleri hiç tükenmez...” [1]

Sahih-i Müslim, Sünen-i Daremî ve Sünen-i Ahmed b. Hanbel'de şöyle *geçmektedir:

"Benden bir şey yazmayın; benden Kur'an dışında bir şey yazan onu yok etsin!"[2]

Başka bir rivayette ise şöyle geçer: "Resulullah'tan sözlerini yazmak için izin istediler; fakat hazret izin vermedi!"[3]
Yine Müsned-i Ahmed ve Sünen-i Ebu Davud'da Zeyd b. Sabit'ten şöyle rivayet edilir: "Resulullah bizi hadislerini yazmaktan alıkoydu ve bizim yazdığımız hadisleri yok etti."[4]

Müsned-i Ahmed b. Hanbel'de Ebu Hureyre'den şöyle rivayet edilmiştir: Biz Resul-i Ekrem 'den duyduklarımızı yazıyorduk. O sırada hazret yanımızdan geçerken, "Ne yazıyorsunuz?" diye sordu. Biz, "Sizden duyduklarımızı" diye cevap verdik. Hazret, "Kur'an-ı Kerim karşısında bir kitap mı?!" dedi. "Bizim sizden duyduklarımızdır!" dedik. Bunun üzerine Resulullah *şöyle buyurdu: "Allah'ın Kitabı'nı yazın, yalnız Allah'ın Kitabı'yla uğraşın; Allah'ın Kitabı karşısında başka bir kitap mı yazıyorsunuz?! Yalnız Allah'ın Kitabı'nı yazın."

Resulullah (as)’ın bu buyruğu üzerine yazdığımız şeyleri bir yere toplayıp yaktık.[5]

Muhâsibî’nin (ö. 243/857) aktardığı bir rivayete göre Ammar b. Yasir şöyle demiştir: “Size Kur’an yeter. Çünkü onda öncekilerin ve sonrakilerin hazinesi (kenzu’l-evvelîn ve’l-ahirîn) vardır.”[6]

Resulullahın öğrettiği Kur’an formasyonunu tüm benliğiyle sindirmiş seçkin insanlardan birisi de Ammar Bin Yasir’dir. O geçmişteki sünnetullahı anlatan ayetlerle geleceğe dair çözüm önerileri ve doğru bir yaşam okumasının ancak Kur’an’la mümkün olduğunu anlatmıştır.

İbn Mesud (ö. 32/654) da şöyle demiştir: “İlim isteyen Kur’an’ı incelesin. Çünkü onda öncekilerin ve sonrakilerin ilmi (haber)[7] vardır.”[8]

Beyhakî (ö. 458/1065), İbn Mesud’un bu sözüyle “Bilginin temelleri ve esaslarını (usûlu’l-ilm) kastettiği”ni iddia etmiştir.[9] İlim kavramının Kur’an bütünlüğünde Vahyi bilgi ve aklî çıkarım olduğunu hatırlarsak Kur’ani bilince sahip İbn-i Mesud’un Kur’an’dan kehanetler çıkabileceğini değil bizzat Kur’an’dan hayata dair sosyolojik ve psikolojik yasaların işlerliğine dair hikmetin kavranabileceğini vurguladığını söyleyebiliriz. Resulullah’ın yetiştirdiği en öenmli Kur’an talebelerinden/öğretmenlerinden İbn-i Mesud, “İlim” yani zanni olmayan kesin bilgi Vahye/Kur’an’a dayanan bilgidir[M1] . [10] Tarihi bilinci ve geleceğe dair nasıl içtihadlar çıkarmamızın hikmeti/ince kavrayış yeteneğinin ancak Kur’an’da olduğunu vurgulamıştır.

İbn Mesud elinde bir hadis sayfasıyla geldi. Sonra su isteyerek sayfaları sildi, sayfanın yakılmasını emretti ve şunu[M2] [M3] *söyledi: “Allah kime bir hadis sayfasının yerini bildirirse ve o da beni bundan haberdar etmezse Allah’a yemin ederim ki, Hindistan’da dahi olsa onu arar bulur ve yok ederim.[11] Bu rivayet, Meğazi'de geçen, Kureyş'in, Abdullah b. Amr b. As'ı Resulullah’tan duyduğu her şeyi yazmasını engellemesi rivayetine uyum sağlamaktadır. *

Ehl-i Hadis daha sonraları hadis yazımının bir süreliğine yasaklandığı daha sonra serbest bırakıldığını ileri sürerek hadis yazımını meşrulaştırmaya çalışmışlardır. Bu meşrulaştırma çabalarında yasakla ilgili tarihi bilgileri de reddetmeyerek onları tevil yoluna gitmişler ve Kur’an’ın kaybolma, hadislerle karışma ihtimali ya da Kur’an’a verilecek önemin azalması ihtimalini gerekçe göstermişleridir.[12] Oysa Allah’ın kelamının mucizevi oluşunu, insani hiçbir sözle karşılaştırılamayacağını ciltlerce kitapla ispat etmeye çalışan aynı kişiler nasıl olur da İlahi şekilde korunmuş Kitabullah’ın Resulullah’ın kendi sözleriyle karışabileceğini söyleyebilmişleridir? Kur’an’da çok net biçimde hiçbir beşerin cinleri de yardıma çağırsa bile tek bir sure ya da ayetin benzerini getiremeyeceği iddiası bulunmamakta mıdır? Nasıl olur da Resulullah’ın şahsi/insani sözleri Kur’an’la karışır? *Hadi bunu bu iki tezin birbiriyle çelişkisini göz ardı ederek doğru kabul edelim. Peki bu yasağın Resulullah (as)’ın vefatından sonra Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer ve Hz. Ali tarafından sürdürülmesine nasıl bir izah getirebiliriz? Onların döneminde Kur’an zaten hem lafzen hem de Mushaf olarak bütünleşme miydi? *

“Kur’an dışında yazılı kaynak bırakmama” tavrının sadece belli bir dönem Resullahın verdiği geçici bir süreç olmadığını İslam tarihini okuduğumuzda çok açık biçimde görebiliyoruz. *

Hz. Ebû Bekir Sıddık ve Hz. Ömer Faruk'un Döneminde

Zehebî bu konuda şöyle rivayet eder: Ebubekir, Peygamber'in vefatından sonra insanları toplayarak dedi ki: "Sizler Resulullah'tan üzerinde ihtilaf etmekte olduğunuz hadisleri rivayet ediyorsunuz. Bu durumda sizden sonra gelecek olan insanlar onlar hakkında sizlerden daha fazla ihtilaf edeceklerdir. O halde hiçbir şekilde Resulullah'tan bir şey anlatmayın. Kim de size soracak olursa deyin ki, bizimle sizin aranızda Allah'ın kitabı vardır. O kitabın helallerini helal, haramlarını haram bilin!"[13]
Tabakat-ı İbn-i Sa'd'da şöyle geçer: Ömer b. Hattab'ın hilafeti döneminde, Resulullah (s.a.v)'in hadisleri arttı. İşte bu nedenle Ömer halktan herkesin Resulullah’tan yazıp yanlarında bulundurdukları hadisleri getirmelerini istedi. Halk itaat ederek onları Ömer'in yanına götürünce tümünün yakılmasını emretti![14]

Yine Kurza b. Ka'b'tan şöyle rivayet edilmiştir: "Ömer Irak'a gönderince, bizimle beraber şehrin dışına kadar yürüdü. Sonra bize, "Neden sizinle beraber geldim biliyor musunuz?" diye sordu. "Bizi yolcu etmek ve onurlandırmak içindir" dedik. Ömer, "Bunun dışında bir sebebi daha var. Sizler öyle bir bölgenin insanlarına gidiyorsunuz ki Kur'an okuyuşları arı kovanının vızıltısı gibidir. Sakın onları Resulullah'ten hadisler söyleyerek onları bu işlerinden alıkoymayınız. Şunu iyi bilin ki bu konuda ben sizi sıkı bir şekilde gözetmekteyim" dedi!

Kurza der ki, "Ben bu açık emirden sonra Resulullah (as)'tan hiçbir hadis anlatmadım."
Bir başka rivayette de şöyle geçer: Karza b. Ka'b -ve beraberindekiler Kufe'ye- girince, "Bize Resulullah'ın hadislerini anlat!" dediler. Ama o, "Ömer bizi bundan alıkoydu" dedi![15]

Sahabe arasında Kurza b. Ka'b gibi halifelerin sünnetine uyarak Resulullah’ın sünnetini yaymaktan sakınan kişiler vardı; Abdullah b. Ömer ve Sa'd b. Ebi Vakkas da bunlardandı. Darimî bu konuda kendi Sünen'inde "İlim" kitabının "men habe'l-feteya" babında c. 1, s. 84 - 85'te şöyle yazıyor:

Şa'bî'den şöyle rivayet edilmiştir: Bir yıl boyunca Abdullah b. Ömer b. Hattab'la bir yerdeydim; bu süre içerisinde ondan, Resulullah 'ten bir hadis bile rivayet ettiğini duymadım!

Ondan naklettiği diğer bir rivayette ise şöyle geçer: Ben bir buçuk veya iki yıl Abdullah b. Ömer'le birlikteydim; bu süre içerisinden ondan şunun dışında bir hadis duymadım:
Saib b. Yezid şöyle rivayet etmiştir: Sa'd b. Ebi Vakkas'la Mekke'ye gittik; dönüp Medine'ye gelinceye kadar ondan bir hadis bile duymadım.

Ömer, Sahabelere diyordu ki: "Resulullah'tan hadis rivayet etmeyi azaltınız. Ancak kendisiyle amel edilenleri söyleyin!"[16] Bu bilgi bize ne anlatıyor? Hz. Ömer’in amele yani uygulamalı sünnete vurgu yapması o dönemde yaşanan Kur’ani yaşam tarzının sürdürülmesine yönelik bir çabadır. Çünkü Sünnet yani Resulün örnekliği Kur’an’ın pratize edilmesinden ibarettir. Bu konudaki tarihi bilgilerin aktarımına ses çıkartmayan Hz. Ömer bunu da bu amelî sünnetle sınırlandırmıştır. 2. Halife sözlü aktarımı bu şartlarla izin verirken onun yazıya geçirilip kutsallaştırılmasının önüne de geçmeye çalışmıştır:

Ömer, Şam’a geldiğinde Zeyd b. Sabit’in diyete dair sahifesini sorup getirtti ve onu parçaladı.[17]

Halife Ömer diyor ki: "Bunlar (hadisler), yahudilerin 'Mişna'sı gibidir"[18] Mişna Yahudilerce Hz. Musa’ya atfedilen rivayetlerin toplandığı külliyattır. Yahudiler bu külliyatı Tevrata eş koşmuş ve dinlerini hurafelerle doldurmuşlardır. Bakara Suresinde anlatılan Yahudileşme temayülün farkına varan Hz. Ömer’ul Farûk son peygamberin ümmetinin de Yahudilerin düştükleri hataya düşmemeleri için sorumluluğunu yerine getirmiştir.

Devam edecek...

sodomo--
10-10-2006, 13:35
Hiramusta, bütün yanlışlarını düzelteceğim, bekle benim yazılarımı.

hiramusta
10-10-2006, 23:01
Bazı sorumsuz kişilerin mal bulmuş mağribi gibi insafsızca saldırmalarına yolaçan hadis faciasına kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Kral Muaviye'nin Döneminde
Taberî şöyle rivayet etmektedir: Hicretin 41. yılında Muaviye, Muğire b. Şu'be'yi Kufe valiliğine gönderince, onu yanına çağırarak şöyle dedi: Sana bir çok şey hakkında tavsiyede bulunmak istiyordum. Fakat onların tümünü kendi iş bilirliğine bırakıyor ve değinmiyorum. Ancak şunu hatırlatmadan geçemeyeceğim: Ali'yi kötülemekten ve hakkında çirkin şeyler söylemekten, Osman hakkında ise rahmet ve mağfiret dilemekten gaflet etme. Ali dostlarının kişiliğini kırmayı, Osman taraftarlarını ise yüceltmeyi ve onları kendine yaklaştırmayı unutma.


Muğire, "Ben tecrübeli ve denenmiş biriyim; senden önce de başkaları için çalıştım da bana bir kusur bulamadılar. Şimdi de övülmeye mi yoksa kınanmaya mı layık olduğumu anlamak için sen beni dene" dedi. Muaviye, "Öveceğiz inşallah" şeklinde karşılık verdi.[24]

Medainî, "Ehdas" adlı kitabında şöyle yazıyor: Muaviye, "Amu'l-cemaa"den sonra bütün valilerine ve amillerine şöyle yazdı:

"Ben, Ebu Turab (Hz. Ali)'ın faziletiyle ilgili hadis rivayet edenlerden beriyim ve onları düşman bilmekteyim."

Muaviye'nin bu emri uygulanırken Kufe halkı büyük felaketlere uğradılar.[25] Bu emir üzerine Sahabeden Hucr b. Adiy ve arkadaşlarını ellerini bağlayarak boyunlarını vurdular.[26] İşte bu kaos ortamında hadis rivayet üretimi hız kazanmış hadis yasağının amacı değişmiştir. Emevilerin propaganda hadis üretmeye başlamaları ve buna karşılık Hz. Ali’yi öven rivayetlerin toplumsal muhalafet aracı olarak ortaya çıkmasıyla ilk hadis çarpışmaları da başlamış oldu.

1. Hurafe Saldırısı: Ehl-i Kitab Kültür Emperyalizmi

Hıristiyan rahip Temim-i Darî yaptığı hırsızlıktan kurtulmak için zoraki biçimde Müslüman olmuştur ve Yahudi Hahamı Ka'bu'l-Ahbar gibi kişiler 3. Halife döneminde Kur’an toplumunu ehl-i kitaplaştırmaya yönelik ilk kültür emperyalizminin temsilcileri oldular. Onlar Pavlus’un İbrahimî geleneğe bağlı muvahhid ehl-i incil’i putperestleştirmesi, Helenleştirmesi gibi İbrahimî geleneğe bağlı muvahhid ehl-i Kur’an’ı Yahudileştirme ve hristiyanlaştırma çabalarında büyük oranda başarılı oldular.

Temim-i Darî' Halife Osman döneminde Mescid-i Nebi'de haftalık Cuma namazından önce haftada iki gün ve iki saatte konuşma yapıyordu. Osman ve Muaviye gibi halifeler Ka'bu'l-Ahbar'dan yaratılışın başlangıcı, kıyamet gününde vuku bulacak olaylar ve hatta Kur'an-ı Kerim tefsiri ve diğer konular hakkında ondan soru soruyorlardı! Enes b. Malik, Ebu Hureyre,[27] Abdullah b. Ömer, Abdullah b. Zubeyr ve Muaviye b. Ebu Sûfyan gibi sahabeler ve tabiin Ka'b ve Temim-i Darî'den rivayet etmişlerdir!
İsrailiyatın nakli bu iki Yahudi ve Hıristiyan alimlerine ve onların öğrencileriyle sınırlanmamaktadır; onlarla birlikte ve hatta onlardan sonra diğer bir grup da bu işi sürdürmüş, -bunları masalcı olarak niteleyip mescitten dışarı çıkaran- Ali’nin kısa süren hükümeti hariç, Abbasiler'in hilafetine kadar faaliyet göstermişlerdir!

Ömer b. Abdulaziz'in Döneminde
Sultan Ömer b. Abdulaziz kendi hilafeti döneminde Resulullah (a)’ın hadislerinin yazılmasının serbest olduğunu ilan ederek Medine halkına şöyle yazdı:
"Resulullah 'in hadislerine dikkat edin ve onları yazın; ben, bu ilmin, ilim sahiplerinin ölmesiyle yok olmasından endişeleniyorum."

İbn-i Şihab ez-Zuhrî, hicretin birinci yüz yılında Ömer b. Abdulaziz'in emriyle hadisi yazmaya girişen ilk kişidir.[28] Zühri’nin ilmî kişiliğini aşağıda inceleyeceğiz.

Fakat hicretin 101. yılında halifenin zehirlenerek öldürülmesi nedeniyle onun bu işi tamamlanmadı ve yazdığı hadisler de yok olup gitti. İbn-i Hacer'in, bu konuda Ebubekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm'ın (ö: hicri 117) biyografisinde kaydettiği rivayet özet olarak şöyledir:

Ömer b. Abdulaziz, Zühri’ye bir mektup yazarak Resulullah 'in hadislerini bir araya toplamasını emretti. Fakat Zühri’nin ölümünden bir süre sonra oğlu, "Babamın yazdıkları yok olup gitti" dedi.[29]

Zühri dışında, hadisleri toplayıp yazan diğer kişiler de vardı; fakat onların yazdıkları da yok olup gitti. Nihayet Abbasi halifelerinin ikincisi olan Mensur-i Devanikî hilafete geçince, ulemayı hadisleri toplamaya teşvik etti. Zehebî, hicri 143. yılın olaylarını anlatırken bu konuda şöyle yazıyor:

"Bu yılda İslam uleması hadisleri, fıkıh ve tefsiri yazmaya koyuldular. İbn-i Cureyc[30] Mekke'de kendi eserlerini yazdı; Said b. Ebi Arvebe, Hamad b. Selemme[31] ve diğerleri Basra'da hadisleri yazmaya başladılar. Evzaî[32] Şam'da kendi kitabını, Malik de Medine'de Muvatta'sını yazdı. İbn-i İshak "Meğazî" kitabını, Muammer[33] Yemen'de, Ebu Hanife ve diğerleri Kufe'de fıkıh ve kendi görüşlerini yazdılar. Süfyan-i Surî[34] "el-Câmi" kitabını yazdı. Ondan kısa bir süre sonra Haşim de kendi kitaplarını derledi. Mısır'da, Leys[35] ve İbn-i Luhey'a[36] yazmaya başladılar ve yine İbn-i Mübarek,[37] Ebu Yusuf ve İbn-i Veheb[38] de yazmaya koyuldular. Böylece din kitaplarının yazılışı ve onların çeşitli bölümlere ayrılması artmaya başladı. Çok sayıda Arapça kitapları, lügat ve tarih kitapları yazıldı. Halbuki daha önce ileri gelen ulema kendi hafızalarına veya ellerindeki doğru yazılmayan küçük yazılara müracaat ederek konuşuyorlardı. Allah'a şükür böylece ilim edinmek kolaylaştı; ezberlemek ve akla yerleştirmek metodu gittikçe azaldı; bundan dolayı tüm işleri elinde bulunduran Allah'a hamdolsun.[39]

devam edecek...

hiramusta
11-10-2006, 09:40
· NEDEN YAZMADILAR, KENDİ KAYNAKLARINI MİRAS BIRAKMADILAR?

Dinî alanda yazmanın olumsuz görülmesi sadece hadisler için değil diğer tüm kültür malzemesi için geçerliydi. Kur’an dışında hiçbir şeyi yazmayan ve geleceğe miras bırakmayan dönemin alimleri beşeri bilginin gelecek nesillerce dinselleştirilerek dinin dejenere olmasından çekindiklerini söyleyebiliriz. Hadislerin yazılmasının erken dönemde mahzurlu görülmesinin ana sebebi Kur’an’ın temel çizgisinden insanların uzaklaşma tehlikesidir. Bu açıdan 2. Halife Ömer (ra)’ın yazılmış olan bazı hadis sahifelerini yaktırdığını[40] belirtmiştik. Peki Mervan Bin Hakem’in gizlice hadis yazdırmaya çalışması neye işarettir? Olay şöyle geçer tarihe: Mervân b. Hakem Medine valisiyken Zeyd b. Sabit’i çağırtır ve ona sorular yöneltir; bu esnada perde arkasında, cevapları yazmak için katipleri oturmaktadır. Zeyd bunu fark edince “Özür dilerim Mervân, ben sadece kendi fikrimi söylüyorum” der.[41]

Günümüz Hadis araştırmacıları ilk dönem kültür kaynaklarının bizzat müelliflerince geleceğe miras olarak bırakılmamasını araştırmakta bugüne dair tarihi okumalar için bu eserleri “yeniden inşâ” çalışmaları yapmaktadırlar. Örneğin Dr. Ali Akyüz’ün “Said Bin Mansur’un Musannef’inin Yeniden İnşâsı”[42] başlıklı çalışması bu yeniden inşâ çabasının bir sonucudur. *Akyüz çalışmasına ilk dönem eserlerinin bizzat müellifleri ya da vasiyet ettikleri şahıslar tarafından yakılmış, yıkanmış veya toprağa gömülmek suretiyle imha edilmiş[43] olduğu gerçeğiyle giriş yapmaktadır. Ve şöyle demektedir: Bu sebeple onları görme şansını daha baştan kaybetmiş bulunmaktayız.[44]
Akyüzün araştırmasında aktadığına göre İbn-i Ebî Hatim’in (H.327/M.939) “el-Cerh ve’t Tadil” isimli kitabından mevcudiyetini öğrendiğimiz yekünü binlerce sayfaya varan küçük hacimli bir çok eserin kaybolup gittiği bir gerçektir. Anılan eserdeki bazı anekdotları burada zikredelim:
·Süfyan-ı Servî, Amr bin Seyf’e eserlerini imha etmesi (yakması)nı tavsiye etmiş ve bir çok kitabını bizzat kendisi yıkayıp imha etmiştir.[45]
· Bişr bin el-Haris el-Hafi eserlerini gömdü.[46]
· Ebu Zür’a’nın İbrahim b. Musa’dan yazdığı 60-70 Bin hadisten “Kitab’ul Vudû” ve “Kitab’ul Salât”ı sayan birisi bu konularda 18 Bin hadis olduğunu söyler. Ancak bu kitap elimizde değildir.[47]
Hadisin serüveni böylece söylenti ve rivayet düzeyinden ancak 150-200 yıllık bir sürecin sonunda yazıya geçirilebilmiştir. Resulullah’a atfedilen söylencelerin bu denli badireler atlattıktan sonra yazıya geçirilmeye başlanması ve bu yazıya geçiriliş sürecinde de Kur’an merkezli kriterlerin değil Siyasal yönetimlerin etkin olması hadis metinlerinin güvenilirliklerini bir kez daha yaralamıştır. Resulullah (as)’ın istemediği, öncü, bilinçli sahabelerin engellemeye çalıştığı bir akıştı hadislerin aktarımı. Allah’ın korumadığı, Resulünün yazdırmaktan kaçındığı, bilinçli Müslümanların İslam’ın ehl-i kitaplaşması tehlikesi olarak gördüğü bu süreç takriben 150-200 yılın sonunda kan içici diktatörlerin çabalarıyla zaferini ilan etmiştir. Peki bu güvenilmezliğin tek sorumlusu sahabe sonrası kuşaklar mıdır? Yoksa Resullah’ın arkadaşları olarak tanımlanan herkesin mutlak adil kabul edilip rivayetlerinin doğrudan kabul edilmesi apayrı bir sorundur.

hiramusta
12-10-2006, 10:16
İLK HADİS TEDVİNİNİN VE İSNADIN MİMARI “ZUHRΔ KİMDİR?
Zuhrî, Muaviye’nin saltanatının son zamanlarında hicretin 58. yılında doğmuştur, tabiîndendir.[1] Bir kıtlık yılında ailesiyle birlikte Medine'den Şam'a göç etmiştir. Daha sonra Zühri, rivayetleriyle Zalim Abdülmelik b. Mervan'ın beğenisini kazanmıştır.[2] Ayrıca Abdülmelik b. Mervan, Medine'den açlık ve yoksulluk yüzünden Şam'a göç eden Zühri'ye ikramda bulunarak, borcunu ödemiş ve hazineden maaş bağlamıştır.[3] Zühri eski yaşamında *sefaletin pençesindeyken Emevi krallarının ulufeleriyle zengin olmuş, Filistin'de ve Hicaz’da çiftlik ve arazilere sahip olmuş ve tağut Abdülmelik'in ölümüne kadar onunla beraber yaşamıştır.[4]
Sultan Abdulmelik b. Mervan Sehl b. Sa'd ve Cabir b. Abdullah gibi sahabilere işkence yaptırıp el ve boyunlarını dağlatmıştır[5] , Peki neden aynı işkenceler Zühri'ye yapılmamıştır da Zühri dirhem ve dinarlarla zengin edilmiş, çiftlikler tahsis edilmiştir?! Abdülmelik İslam tarihinde verdiği ahdi ve emânı ilk bozan ve mârufun emredilmesini ilk yasaklayan kraldır. “bana Allah'tan kork!” uyarısında bulunanın boynunu uçururum.” Diyen bir zalim, Yezid’in mel’unluklarıyla yarışan ilk diktatördür.[6] İşte bu diktatör Emevî sarayında Şa’bî ve Zühri gibi saray alimlerinden meğazi ve hadis dersi almış, daha sonra da himayesine bağlı Urve B. Zübeyr’in de bilgisinden faydalanmıştır. Osman b. Afvan, Ümmü Seleme ve Ebu Hureyre gibi sahabelerden hadis öğrenmiş Urve b. Zübeyr, Recab. Hayve ve Zühri gibi muhaddisler de ondan hadis rivayet etmişlerdir.[7]

Oysa Zalim sultan Mervan tarihe İlk “cimri” sultan olarak cimriliği nedeniyle “taşları bile sıkmıştır” denilen[8] bir zat olarak geçmemiş midir? Abdülmelik Bin Mervan-Zühri dostluğunun bir bedeli yok mudur? Elbette vardır! Bu dostluk sayesinde bugünkü hadis külliyatının ilk temelleri atılmış, ilk hadis tedvini Tağuti rejimin emriyle yapılmaya başlanmıştır. İşte bu tedvin projesinin başkanı da Zühri’dir…
İşte yukarıda tarihe zulüm ve işkenceleriyle geçen Abdülmelik'in oğlu Yezid b. Abdülmelik (720-724) te Zühri'yi kadı tayin etmiştir.[9] Peki II. Yezid kimdir? Tahtını cariyesine teslim edip *“uçmak istiyorum!” diyen sarhoşun teki! Bu diktatör tahtını verdiği cariyesinin cesedinin gömülmesine izin vermeyip günler boyu sarayda alıkoymuş çürümüş cesedin kokuları Emevini sarayını kaplamıştır[10] II. Yezid, kırk ehl-i sünnet alimini çağırıp onlara “Halifeler için hesab ve azab yoktur.” fetvasını(!) yazdırmıştır.[11] İşte geleneğin dayandığı hadisleri ilk toplamaya başlayan şahıs böyle bir zalimin baş adamıydı!

Yezid b. Abdülmelik, Zühri'yi başkadı atamanın yanında, onu çocuklarının öğretmeni olarak da görevlendirmiştir.[12] İşte Velid b. Yezid b. Abdülmelik, Zühri'nin talebesidir.[13] Velid, içki içen, fasıklıkta aşırı giden ve Kur'an'ın, “Peygamberler yardım istediler ve her inatçı, zorba hüsrana uğradı.” (İbrahim: 15) ayetini oka tutarak delip, “İşte o zorba ve zalim benim.” diyen kişidir.[14] Zühri'nin talebesi Velid, “Kâbe'nin damında içki içeceğim.” diyecek kadar fasıklıkta ileri gitmiş[15], Halid b. Abdullah el-Kuşari bunu önlemiş ancak hayatına mal olmuştu[16]. Ne var ki, sultanının ve talebesinin tüm bu fasıklıkları ve zalimlikleri Zühri'yi rahatsız etmemiştir...
Zühri, Emevilerle olan bu saray mollalığının bir başka boyutu da Hişam b. Abdülmelik'le olan ilişkisidir.[17]Bunun yanında Hişam b. Abdülmelik (724-743)'in Kur’an’ın muhkem değerlerini savunan onurlu Müslümanlara karşı uyguladığı zulüm politikalarının ardında Zühri'nin fetvaları vardı. Örneğin Hişam, peygamberimizin torunlarından direnişçi İmam Zeyd b. Ali'nin başını kestirip çıplak naaşını bir ağaçta çarmıha vurdurdu ve Hişam'ın ölümüne kadar Zeyd'in cesedi ağaçta asılı duruyordu![18]

Zühri, İmam Zeyd'in naaşı ağaçta asılı dururken, Hişam'la beraber hacca gitmiştir(!)[19] ne kadar garip bir İslam ne kadar garip bir yaşam…

Evet, Hadisleri resmi yoldan, sultanların emriyle tedvin eden ilk hadisçi sayılan Zühri’ye[20] hadis ihtiva eden kitaplar getirilir, kendisinden rivayet edilip edilemeyeceği sorulur ve böylece kitabın muhtevasını teşkil eden hadisler onun adına isnad silsilesine alan senedlerle rivayet edilirdi.[21] Zühri, Hişam b. Abdulmelik'i kastederek “Bizi hadis yazmaya zorladılar.” demiştir[22]. Gerçekten de Zühri, Mervan ailesi *(Abdülmelik, Yezid, Hişam, Velid) için özel hadis ve tarih kitapları yazmış ve Mervan soyuna gizlice vermiş, fasık Velid'in 744'te öldürülmesinden sonra hazine malları arasında Zühri'nin kitapları görülünce, mesele anlaşılmıştı[23]. Nitekim Ma'mer şöyle demişti: “Biz, Zühri'den daha çok hadis rivayet ettiğimizi sanıyorduk, ama Velid öldürüldükten sonra onun hazinesindeki defterler bineklere yüklendi. O defterler Zühri'nin ilmini içeriyordu”[24]
Emeviler döneminde ulema sınıfı ile devlet arasında da gizli bir anlaşma var gibiydi. Devlet siyasi hadiselere bulaşmadıkları, sadece dini tedrisatla uğraştıkları sürece bu alimlere asla karışmaz, bilgilerini halka aktarmalarına mani olmazdı. Hatta zaman zaman teşvik ettiği dahi olurdu. Ancak siyasi hadiselere bulaşmış ya da devlet yönetimini eleştirmiş, hele muhalif grupların içerisinde yeralmış olan bilginler kesinlikle affedilmez, şiddetle cezalandırılırdı. Said b. Cübeyr ile Şa’bi bunun en güzel örneğidir. Bu iki büyük müfessir ve fakif Vali Haccac’a karşı Muhammed b. Eş’as’ın yanında yeralmışlardı. Abdurrahman yenilince bunlar Haccac’ın zulmünden nasiplerini aldılar. Şa’bî, Haccac’dan özür dileyince affedilmiş, Said Bin Cübeyr ise acımasız bir şekilde şehid edilmiştir.[25] Buna benzer bir çok örnek bulunmaktadır. Oysa Zührî, Emevi sarayıyla işbirliği yapmayı tercih etti. Tasarrufundaki kaynakları daha fazla hadis toplamak için kullandı. Onun bu çabaları etkili olmuştur ki o, böylece bir çok rivayetin kaynağı haline geldi. Sarayda prensleri şehzadelerin eğitiminde ve dinî konularda halifeye danışmanlık hizmetlerinde bulunmuştur.[26] *
İbn Sa’d’ın Buhârî ile Müslim’in şartlarına göre sahih bir senedle rivâyetine göre,[27] birisi ez-Zührî’ye gelmiş, dişleri altın tellerle bağlamanın hükmünü sormuştur. O da sakıncası yok, demiştir. Zührî’nin bu fetvayı verirken Abdülmelik’i kaynak göstermesi kriterinin ilim değil zalimlerin amelleri olduğunun göstergesidir. Zührî, “Abdülmelik dişlerini altınla bağlatmıştı!” diyerek, “Sakıncası olsaydı o yapmazdı!” demiştir. Ayrıca Zührî tedlis yani hadise yalan karıştırma ile de ünlü birisidir.[28] Yani rivâyet ettiği hadîsin başkalarınca güvenilir sayılabilmesi için senedde ve daha başka yerlerde oynama yapabilen bir şahıstır. Diğer yandan Urve geleneğin temel yapıtaşı olan hadislerin ilk toplayıcısıdır *İmam Ebû Ca’fer el-İskâfî, Urve’yi, Muâviye’nin hadis uydurmak için tuttuğu kişiler arasında sayar! İbn Abbâs da Urve’nin yalancı birisi olduğunu belirtenlerdendir. [29]


Zühri’den sonra ve onunla Zührî’nin her ikisi de Ehl-i Sünnet tarafından gayet güvenilir kabul edilmektedir.[30] Yuklarıdaki tabloyla hadisçilerin güvenilirlik anlayışlarının ne menem bir şey olduğu her insaflı insan tarafından anlaşılabilir. İşin ilginç yanı Zühri’nin hadisleri ilk tedvin eden kişi olmasının yanı sıra isnad zincirlerini ilk düzenleyen şahıs olmasıdır. Fuad Sezgin’in belirttiğine göre: Hadis senedlerinin müşterek ifadesinden anlaşıldığına göre ashab, Peygamber’den “kâle” tabiriyle naklediyordu. *İlk tabiininsagabeden hangi üslubu kullandığını vâzıh olarak bilemiyoruz. Belki pek te müşterek bir üsluba sahip değildiler. Esasen bu tabirin, hadislerin menşeine nispetle yeni şahıslar araya girdikçe ehemmiyeti artıyordu. Oldukça eski kaynakların bize sakladığı malumata göre, hadisleri ilk defa isnat eden Zuhri (öl.124) idi.[31] *

İşte Kur’an’la eş düzeyde görülen, Dinde temel kabul edilen ve hatta bazılarına göre Kur’an’daki hükümleri bile iptal edebilen ayet gibi vahiy(!) olduğu söylenen rivayetlerin ilk tedvincisi Zühri ve arkadaşı Urve’nin sabıka dosyası böyledir…

Cimriliği ile ün yapmış zalim Hişam, bir defasında Zühri'nin seksen bin dirhem borcunu ödemiştir.[32] Zühri, sade biri gibi değil, bir sultan gibi öldü ve Filistin'deki topraklarına defnedildi.[33]

hiramusta
16-10-2006, 10:59
İkinci Hurafe Saldırısı: Zındıklar ve Hadîs

Kur’an’ın tertemiz, duru suyunun bulandırılması için beşeri rivayetler köprüsünü kullanmaya çalışan şeytanî güçlerin ilk hurafe saldırısı yukarıda da değindiğimiz gibi Ehl-i kitap cahiliyesinin İslam’dan intikam almamsına yönelik başlatılan İsrailiyât tahrifiydi. Kabul Ahbar, Vehb b. Münebbih ve Ebu Hureyre gibi kişilerin *mitolojik Yahudi/Hristiyan efsanelerini ve inanışlarını rivayet formunda İslam kültürüne ihraç etmelerine değinmiştik. Emevilerin hem devlet yönetimi bazında hem de kültürel planda İslam toplumunu Kur’an’dan uzaklaştırarak Bizanslaştırmaya çalıştıklarını da kısmen anlatmaya çalıştık. 2. cahili saldırı dalgası ise Emevilerin son dönemiyle Abbasiler döneminde yaşanmıştır. Mezopotamya ve İran’ın ele geçirilmesiyle bölgede bulunan din ve inanışların kendi zihniyetlerini İslam’a ihraç etmeye çalıştıklarını görüyoruz. Mezopotamya ve İran dinsel havzasında kimler vardır? *Putperestler, Süryaniler, *Marsiyonistler, Daysanîler, Mandeanlar (Sabiiler), Maniheistler, Zerdüştîler…

Gnostik, Mistik ve müşrik inanç motifleri içeren bu akımlar bugünkü Urfa’dan Horasan’a kadar geniş bir bölgede yaşamaktaydılar. Abbasiler döneminde kendilerine genel olarak “Zındıklar” olarak ad verilen bu sapkın inançlar ve kültler bazı Abbasi halifelerince (Örneğin Halife Mehdi, Hâdi ve Harun Reşid gibi) baskı ve işkence altına alınmışlardır. Zındıklar bu sindirme ve imha politikalarına karşı örgütlenerek yeraltına çekilmişler, takiyye metoduyla İslam kültürünü dejenere etmeye çalışmışlardır.[1] En önemli paydayı Maniheistler oluşturmaktaydı. İsa’nın gerçek temsilcisi olduğunu söyleyen Hristiyanlık/Budizm/Zerdüştlük sentezcisi sahte peygamber Mani’nin bağlıları yanında ahlakî yükümlülükleri iptal eden, ensest ilişkiyi mübah gören bir çok zındık vardı. Bu gruplar İslam akaidini bozmak, Kur’an’a imanı sarsmak vb. amaçlarla binlerce Hadîs uydurdular. Bu Hadîslere sahih isnadlar da uydurmayı ihmal etmediler.


Örneğin;

·İbn-i Ebi’l Avcâ, boynu vurulmadan önce doğru olanı yanlış, yanlış olanı doğru gösteren 4.000 Hadîs uydurduğunu itiraf etmiştir.[2]


·Ne kadar kaynaklar bu uydurmaların sayısının 400 ile 14.000 arasında olduğunu ileri sürülse de İbn’ul Avcâ 4000’ininden sorumludur.


· İsmi bilinmeyen bir zındığın da Sultan Mehdî’ye 400 Hadîs uydurduğunu itiraf ettiği söylenmektedir.[3]


·Bu itirafı bildiren rivayetin başka bir varyantında 400 rakamı 4000 başka bir varyantta ise 14.000 olarak geçmektedir![4]


· Bir üçüncüsü de- bu kişinin de adı bilinmemektedir- Sultan Harun Reşid’in önünde 1000 tane Hadîs uydurduğunu itiraf etmiştir.[5]


· İbn-i Hibban (Ö.345/956) bu kişilerin durumunu şöyle açıklar: “Küfrü benimseyen ve Allah’a ve ahirete inanmayan bu kimseler şehirlere gelerek halkın arasına giriyorlar kendilerine alim süsü vererek meşhur ravilere dayandırarak Hadîs uyduruyorlar ve rivayet ediyorlardı, hatta bu Hadîsler kendi aralarında dolaşıyordu.”[6]


·Yukarıdaki sayıların farklılığı bir yana ortalama olarak binlerce uydurma Hadîsin sistematik biçimde İslam’ı tahrif etmek için zındıklarca üretildiği bir gerçektir.


·Zındıklar Hz. Peygamberin söylemediği, fakat genelde İslami ruha uygun bir çok Hadîs uydurmuşlardır. Mesela, bunlardan biri ibadet şekilleri ile ilgili olanlardır. Fakat aynı zamanda bunlar İslam’a aykırı olanları da uydurmaktan çekinmemişlerdir.[7]


· Zındıklar güvenilir olarak bilinen kimseleri istismar etmişleridir. Bunlardan birisi Hadîsçi Abdullah bin Salih’tir. (Ö. 223/837) ki aralarında anlaşmazlık bulunan komşusunun oyununa gelmiştir. İslam düşmanı olan zındık komşusu Abdullah Bin Salih’in yazısına benzeterek yazıp hazırladığı uydurma Hadîsleri onun evine gönderip, kitaplarının arasına koydurarak kendi Hadîsleri olduğuna inandırmak istemiştir.[8]


· Zındıklardan biri şeyhin Hadîslerini yazarken, şeyhin gafletinden yakalar yakalamaz kitaba bir çok uydurma Hadîs ilave etmiş şeyh te Hadîsleri kendi Hadîsleriymiş gibi rivayet etmiştir.[9] Burada iki nokta göze çarpmaktadır: Birincisi bir zındığın şeyhin itimadını kazanarak katibi olması, ikincisi Hadîs nakleden şeyhin naklettiği Hadîslerini anlamayacak kadar da cahil olması.[10]


·Zındık bir Hadîs şeyhi hakkında İbn-i Hibban şöyle demiştir: “Eyyüb b. Abdüsselam zındık bir şeyhti. Ebu Bekre’den o da İbn-i Mesud’dan Hadîs rivayet ederdi.[11]

·Zındık Habib bin Habib İmam Malik’in katibi olmuştur.[12]

hiramusta
18-10-2006, 10:47
Bu makale asagida verilen linkden ceviridir.

_____________________________

Medine Universitesinde hadis tarihine bakarken gozume carpan bir iki nokta bana ilginc geldi. Buharinin hadis kitaplarini Buharini kendisi degil. Buhariden bir kac yuz yil sonra *yazilmistir.


10 BOLUM: BUHARININ HADISLERI BUHARI TARAFINDAN YAZILMAMISTIR.

Ehli sunnetciler Kurani terk ettiklerinden kafir yada inanmiyanlar olma yolundadir. Eger Ehl-i Sunet alimlerine Kuran hakkinda en temel sorulari sordugunuzda bile size aptal aptal baktiklarini goreceksiniz. Bu kitapda su ana kadar duzinelerce ayet *referans verdigim halde, bu ayetler ehli sunnetcilere cok yabanci gelmekdedir. Neden? Cunku bunlar hic bir zaman bu ayetlerin gercek anlamlarina dikkat etmemislerdir.

Onun icindir ki Allah Resulu bir gun bu sikayetde bulunucakdir.

Furkan 30 Peygamber der ki: Ey Rabbim! Kavmim bu Kur'an'ı büsbütün terkettiler

Furkan 30 Ve kaler rasulü ya rabbi inne kavmit tehazu hazel kur'ane mehcura

Alimlerin yaptiklari budur iste. Kurani terk ettiler. Peki Bu ulema ne biliyor dersiniz ? Onlarin bilgileri sahte hadislere dayanan parcali *bulutlu bilgidir. Hatta sunu acikca diyebiliriz ki, hadisleri bile dogru durust bilmiyorlar.
Ehli sunnetcilerin en buyuk iddalarindan biride Umam Buhari tarafindan yazilan hadislerin Kurandan sonra ikinci kaynak oldugudur. Diger iddialarida Allahin anlasilmasi icin kolaylastirdigi *Kurannin hadisler olmadan Kuranin anlasilmayacagidir.

Bu ayet Kurana tam 4 defa tekrar edilmekdedir.

54:17 Andolsun biz Kur'an'ı öğüt alınsın diye kolaylaştırdık. öğüt alan yok mu?
Bu ayetin aynisi su surelerde tekrar edilmekdedir. 54:22, 54:32 ve 54:40. Insanoglunu *Kurandan ogut almalari icin Allah Kurani kolaylastirmistir. Aslinda bu gayet basit bir mantikdir. Eger Kuran insanliga yol gosterici ise acik ve anlasilir olmasi gerekir. Tekrar etmek gerekirse Ehl-i Sunnet alimleri Kuranin Buharinin hadisleri olmadan anlasilmayacagini iddia ederek bu ayetleri red etmekdedirler.
Bununla birlikde Bu ehl-i Sunnet alimleri Buharinin uydurma hadislerini *ilk sayfadan son sayfaya okumamislardir. Eger bunu yapmis olsalardir. Buharinijn uydurma hadislerinin *Kurandaki ayetlerden *sadece 1/3 acikladigini farkina varacaklardir. Bu basit bir dille su demekdir. Kuranin tamamni aciklayacak kadar yeterli Buhari hadisi yokdur.

Medine Munevere universitesi tarafindan yayinlanan Dr Muhammad Muhsin Khan yazdigi su kitapda *SIK SIK su sozler ile karsilasirsiniz. Bu konuda bir hadis yokdur diye. (Sahih Bukhari, Volume 6 - Tafsir of the Quran, translation by Dr Muhammad Muhsin Khan, University Medina Al Munawwara).

Baska bir deyisle Buhari Kurandaki 28 sure icin herhangi bir hadis kayit edemedigini kabul etmistir. Bu basitce Kurandaki 114 surenin yuzde 25 denk gelmekdedir. Hatta geriye kalan hadilserde supheli. Bu sartlar altinda Buharinin hadislerini Kurandan sonra ikinci kaynak oldugunu iddia etmek kafadan hasta olanlarin bir tarifinden baska bir sey degildir.

Genelde Buharinin Hadislerinin senedi konusunda gosterdigi titizlikden ovunc ile bahsedilir. Butun bu komik ve sahane ovgulere ragmen *Sahih Buharinin Imam Buhari tarafindan yazildigina dair hic bir delil yokdur.
Ehli Sunnet ulemesinin kendi kabullerine gore, Buhari Kitaplari bize tek bir kaynak olarak gelmemsitir. Onun yerinekabul goren *degisik rivayetlerden secilen AL-Kushaymaninin (d.389) Buharinin ogrencilerinden Al Firabri dayanarak olusturdugu kaynakdir.

Bunun adi: Ulema dansi yada iki yuzlulukdur. Bu ulemanin gonul rahatligi ile Imam Buhari Tarafindan yazilmistir diyebilecekleri tek bir kaynak yokdur. Boyle bir sey yokdur. Aslinda elimizde olan 600 senelik *bir zaman sureci icerisinde parcalardan derlenerek toplanan eserler var.

Aslinda bu ulema ici bos yalanalar uzerinde durduklarinin farkindadirlar.. Bu yalanlarini saklamak icin daha fazla yalan uydurmakdadirlar. Buharinin butun uydurma eserlerin yazari olmadigi gercegini saklamak icin, *buharinin Buyuk Sahihi hakkinda 70 derleminin yazildigini soylerler. Bu onlara aslinda yardim etmiyor.

Bu ulemaya gore, bu derlemelerin en meshuru Imama Ibn-i hacer El- Askalani tarafindna yazilan Fetih El- Bari (Yaraticinin Zaferi) adli eserdir. *Yazarinin ilgili Arapca bilimlerine olan hakimiyeti, inceledigi hadislerden anlam cikabilme yetenegi ve degisik rivayetler arasindaki *farkliliklari duzeltme yetenegi yuzunden en guvenilir kaynak kabul edilmistir. Buhari tarafindna yazilmis bir Sahihi Buhari yokdur. Peki ne vardir. El- Kushmayhani (d.389) tarafindan Buharinin ogrencilerinden *El Fabri dayanrak yazdigi derleme vardir. Ibn-i hacer ve onun derlemesini su web sitelerindne okuyabilirsiniz. (http://www.central-mosque.com/biographies/asqalani2.htm *ve http:// www.thesaurus-islamicus.li

Ehli Sunnet ulemasinin acikca kabul ettikleri gercek sudur. Buharinin Uydurma hadilseri Ibn-i Hacer El Askalani(Ibnu Hajar Al Askalani) tarafindan ortaya cikarilmis bir derlemedir.
Ibn-i Hacer El Askalani Hicri 256 yilinda olen Buhariden 596 sene sonra oldugunden Buhariyi hic gormemistir. Bu ehli sunnet ulemasi Buharinin hic bir zaman butun bir kitap yazmadigini kabul etmekderiler. Unutmayalim ki, o zamanda ne matbaa nede fotokopi makinasi vardi. Simide en onemli ve can alici soru su: Nasil olurda Ibn-i Hacer nasil olurda hic olmayan bir kitap hakkinda derleme yapar ?

Simdi bu garip sorunun farkinda olan Ehli sunnet ulemasi bu boslugu doldurmak icin, Ibn-i hacerin derlemesini diger bir alim olan ve hicri 389 yilinda olen El Khushaymaninin derlemelerine dayanarak yazdigini soylerler. Boylece iki yazar rasindaki boslugu *463 yila dusururler. Simdi Ibn-i hacer ile El Khushaymani derlemeleri arasindaki yil farki 463 yila dusmekder. El- Khushaymani derlemeleri tek bir kaynak olarak hic bir zaman var olmamistir.

Khushaymani ile Buhari arasinda *133 yil fark vardir. Simi bu acigi kapatmak icin araya El Firabri (Muhammed ibni Yusuf Ibni Matar el Firabri (231-320) *256 yilinda olen buhari ile 389 yilinda olen Khushaymani ve 852 yilinda olen Ibn-i hacer arasindaki kayip baglantiyi saglamak icin araya sokulur. Simdi araya diger isimleri soksak bile Buhari ile Ibni hacer arasinda *596 yil vardir. Ehli Sunnet ulemasinin kendi kabulune gore Ibni Hacerden once hic bir zaman tam bir Buhari hadis kitabi yokdu.

Okuyucunun acikca gorebilecegi gibi aralarinda *463 yil fark olan El Askalaninin derlemelerini Kushaymaninin derlemeleri uzerine yaptigini soylemek koca bir yalandan baska bir sey degildir.
Bu yorumu diger 70 derleme icinde yapabiliriz. kafa karistiran diger 70 derlemnin her bir kendi kayanklarina sahip oldularinda birbirlerindne farklidirlar. Bu 70 derlemin her biri kendi Kushaymani, Ibni hacerleri, Fiabrislerini ortaya cikarmislardir. Her birinin 400, 500, 300 yillik aciklari vardir. Bu tahmine dayali kaynakalr Ehli sunnetcilrin dininin kaynagidir. Hele siilere bakarsaniz durum daha da kotudur.

Simdi bu Ehli Sunnet ulemasinin Ibn-i Hacer hakkinda ne soylediklerine bir goz atalim.

"Ibni Hacer Askalani, *SIK SIK kaynak olarak kullanirken, neden yaptigini detayli olarak anlatir ve neden kullandigini yazar. Bu yuzden onun aktaradigi rivayetlerde icazet sahibi oldugunu gosterir.

Bir baska deyisle, *Buhari hadilserinin degisik rivayetleri oldugundan, Ibni Hacer Sahihi Buharinin nasil olmasi gerektigine karar vermistir. Ibni Hacerin bir tahmin oyunu, bugun elimizde Sahihi Buhari olarak durmakdadir.
Butun bulara ragmen ulema arasinda karisik tartismalar olmadan ancak *bir kac hadisin anlasilabilecegini iddia ederler..

Bu ulemaya gore hadis Kurani aciklar. hatta gordugunuz gibi karisk tartismalar olmadan hadisin bile anlasilmayacagini idia ederler.

Alemeleri, gokyuzunu, hayvanlari ve insani yaratan Allahin Kurandaki mesajini *anlamak icin ulemanin kendi arasinda *yapacagi tartismalara dayanmaniz gerektigini soyluyorlar. Bu sadece kufurdur baska bir sey degil.

Simdi yazimiza Buhariden aptal ve komik ornek bir hadis verelim..


Buhari 5.ci Cilt Kitap 58 No: 188


Amr Bin Maimundan rivayet edilmistir.


Islamdan onceki zaamanda, disi bir maymunun digger maymunlar tarafindan cevrilip *zina *yaptigi icin taslandigini gordum. Bende onlara katildim.
Bun kisaca bu komiklige ornek olsun diye(Maymunlarin) maymun hadisi diyebiliriz.


http://www.central-mosque.com/biographies/asqalani2.htm

soro
20-10-2006, 08:22
Hadislerin anlaşılması konusunda kolaylaştırıcı bazı parçaları yazacağım bu topiğe,kaynak
Risale-i Nur'dur.Ben de izahina calisacagim.vaktimin azligi dolayisiyla yavas kalabilirim ve konu parca parca gidecek.


"“Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm hem beşerdir, beşeriyet itibariyle beşer gibi muamele eder; hem Resuldür, risalet itibariyle Cenab-ı Hakk'ın tercümanıdır, elçisidir. Risaleti, vahye istinad eder."


Peygamberimizin kişiliği iki bölümde incelenebilir.Biri bizler gibi ihtiyaçlar ve zorunluluklarla donatılmış insan olma yönü ki,yeme içme,çalışma yorulma açısından bizden farklı değildir.diğeri ise;Allahın elçisi olması yönüdür.Bu kişiliği Allahın tercümanıdır,yani Allahın maksadının bizim anlayacağımız şekilde anlatım ve izahıyla görevlidir bu vazife de soyut kavramlarla değil 23 yıl bizzat yavaş yavaş olayları yaşayıp da, kıyamete dek benzer olaylar hakkında neyin nasıl yapılacağını Kur’an ve hadisler ile öğretmesi ile yapılmıştır.Onun kaynağı ise değişik şekiller de Allahın ilettiği vahiy denen,İlahi kelimelerdir.........devam edecek.

soro
21-10-2006, 08:56
Vahiy iki kısımdır:
Biri: "Vahy-i sarihî"dir ki, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm onda sırf bir tercümandır, mübelliğdir, müdahalesi yoktur. Kur'an ve bazı ehadîs-i kudsiye gibi...

Hepimizin vahiy diyince anladığımız,Allahtan gelen iletilerdir.Peygamberimiz sadece tercümanlık,tebliğ edicilik yapmış,lafzına ,ruhuna,manasına,yazım ve okunuş şekline bir katkı sağlamamıştır.Buna örnek Kur’an ayetleri ve hadis-i kudsi denilen peygamberimizin ağzından Allahın söylettiği iletileridir.

İkinci Kısım: "Vahy-i zımnî"dir. Şu kısmın mücmel ve hülâsası, vahye ve ilhama istinad eder; fakat tafsilâtı ve tasviratı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'a aittir. O vahiyden gelen mücmel hâdiseyi tafsil ve tasvirde, Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm bazan yine ilhama, ya vahye istinad edip beyan eder veyahut kendi ferasetiyle beyan eder. Ve kendi içtihadıyla yaptığı tafsilât ve tasviratı, ya vazife-i risalet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyan eder veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder.
Bu kısım vahiyler,bazen ilham yöntemi ile yine Allah menşeli fakat kısa ve öz olarak gelir.Tafsilatını,teferruatınıise,Peygamberimiz yine İlahi kaynaklı dayanak noktalarından yararlanarak kendisi beyan eder ve teferrutalandırır.Bu işlem sırasında ya İlahi ve kudsi kaynaklardan faydalanır veya bazen de insanların anlamasına yardımcı olabilmek için bir insan kelamı seviyesinde örfe ve adetlere ve alışık olunan hitap tarzına ve seviyesine göre konuşur.

İşte her hadîste bütün tafsilâtına, vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında, risaletin ulvî âsârı aranılmaz. Madem bazı hâdiseler mücmel olarak mutlak bir surette ona vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve tearüf-ü umumî cihetiyle tasvir eder. Şu tasvirdeki müteşabihata ve müşkilâta bazan tefsir lâzım geliyor, hattâ tabir lâzım geliyor. Çünki bazı hakikatlar var ki, temsil ile fehme takrib edilir. Nasılki bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, şimdi Cehennem'in dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür." Bir saat sonra cevab geldi ki: "Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık ölüp, Cehennem'e gitti." Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın belig bir temsil ile beyan ettiği hâdisenin tevilini gösterdi.” M: 93

Demek peygamberimizden sudur eden her hadis-i şerif ve tafsilatlı manalarına,direk Allah ve kudsiyet menbalı ve menşeli birer “hakiki ve saf vahiy” şeklinde bakamayız.İnsani yaşayışlarımızla alakalı fikirler ve işlemlerinde İlahi ve kudsi vazifede bulunması gereken ulvi ve yüksek meziyetler aranılmaz beklenilmez.Zira öz ve fihrist niteliğinde kısaca gelen vahiylerin kendi anlayışı ve kabiliyetleri ile umumi halk tabakasının anlayacağı seviyeye indirgenerek *insani söylemlerle bezenerek ifade edilmesi esnasında oluşan müteşabihat ve müşkilata ancak tefsir,tabir,ve temsil yolu ile bir izah getirilebilmektedir.mecaz anlatımlar,benzetmeler,bazı deyimler vs. kullanılmaktadır hadisin içinde.örnek yukarıda verilmiştir…….devam edecek

21-10-2006, 11:16
risale-i nur, nursi uydurma bir dille çoğu zaman kendisininde anlamadığı
kelimelerle tühaf bişeyler karalamış, nursi kürd olduğu için zayıf türkçesi
ve arapça osmanlıca'yı bir arada kullanmış çorba gibi bişey çıkmıştır ortaya

mesela- mübelliğdir,kudsiye,(anlamını bilen beri gelsin) "Vahy-i zımnî"dir(vahy ilahi haberler getiren kişi,zimni yahudi olan kimselere denir) istinad(engel anlamında kullanılır)
yaptığı tafsilât ve tasviratı, ya vazife-i risalet noktasında ulvî kuvve-i kudsiye ile beyan eder(burada demek istiyorki ayetler konusunda takıldığı noktalrda
kendince yorumlar katabilir peygamber)
veyahut örf ve âdet ve efkâr-ı âmme seviyesine göre, beşeriyeti noktasında beyan eder.( yada halkın durumuna göre ayar verir)
şte her hadîste bütün tafsilâtına, vahy-i mahz noktasıyla bakılmaz. Beşeriyetin muktezası olan efkâr ve muamelâtında, risaletin ulvî âsârı aranılmaz(halka saf haliyle sunulmaz,halkın zeka ayarına göre yorumlanır)
Madem bazı hâdiseler mücmel olarak mutlak bir surette ona vahyen gelir, o da kendi ferasetiyle ve tearüf-ü umumî cihetiyle tasvir eder.
(madem ayetler kısa ve öz geliyor,bu hiç önemli değil,okuma yazma bilmeyen peygamber sizin için yorumlar,burda saidi muhammetin kendince yorum yapma hakkından baseder,hakkaten komik)

Nasılki bir vakit huzur-u Nebevîde derince bir gürültü işitildi. Ferman etti ki: "Şu gürültü, yetmiş senedir yuvarlanıp, şimdi Cehennem'in dibine düşmüş bir taşın gürültüsüdür." Bir saat sonra cevab geldi ki: "Yetmiş yaşına giren meşhur bir münafık ölüp, Cehennem'e gitti." Zât-ı Ahmediye Aleyhissalâtü Vesselâm'ın belig bir temsil ile beyan ettiği hâdisenin tevilini gösterdi.” M: 93
(oy oy oy kurultü kirlili huzuru nbavide (ne demekse) kim acaba
düşen nemrut olsa gerek
komik adam şu said aklından şüphe ederim, ezogelin çorbası misali dört dil kullanarak kitap yazan ilk kişi olarak tarihe geçmiştir

21-10-2006, 12:15
birde bu zatın takipçileri vardır,sohbet ortamlarında gülmekten yarılma
garantisi veriyorum,mesela atatürk'le karşılaşması şöyle anlatılır

"...pasa'nin alninda nohut nohut terler belirmisti, said nursi beiuzaaman radiyallahu anh hazretlerinin karsisinda hazan yapragi gibi titriyordu.cogu zaman emir erlerine ismet pasalara hakaret ve emirler yagdirdigi makaminda kuculup kalmis, ayaginin altindaki halinin puskulunu ecnepi potinlerinin kenariyla kah o yana kah bu yana salliyordu.
radiyallahu anh ve la illa abidune kadesallahu siirahul aziz hasmetli hazretleri said i nursi *delici bakislariyla pasanin icinden gecenleri okuyordu.
pasanin tuzagina dusmemis onu kundye getirmisti.
- efendi diyecegin bir sey yoksa izninle ben selametle gidiyorum dedi.
pasaya bogmaca salgini olmuscasina bir ates kapladi bogazi sisti, garip sesler cikararak konuşmaya çalıştı,fakat nafile dili donmıştı bir kere... * :lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:lol: *:l

agnostic_z
21-10-2006, 12:22
Hahahaa :D:D:D

soro
21-10-2006, 12:22
gandalf bu topic başka şeyler anlatıyor.kirletme.yazdıklarını al ,başka bir topic aç orada isteyen okur ve değerlendirir.ne anladın şimdi bunları yazıp da biz de gülüyoruz mu sanıyorsun.şuçocukca davranışları bırakın artık.bu site ciddi bir sivil *toplum kuruluşu oluyor bak,sen de ciddi ol.

21-10-2006, 13:34
sorogrenV2.0
forumların kişlere özel olduğunu bilmiyordum,çok pardon kirlettik
peki çocukça olan kısımları nelerdir,bu panik niye,yoksa abuk kelimeleri
nasılsa kimse bilmez yazararım topik'i dörtnala giderim oh be
yok öyle yağma eleştiriyi kabul etmek lazım,bu hikayeler sizin
hayran olduğunuz kitlenin ağzında sakızdır,bende buraya taşıdım
daha siz yeni başamışken kel göründü diyemi kızdınız,yoksa takkeyi
düşürenemi kızgınlığınız anlamadım

soro
21-10-2006, 14:38
gandalf senin nasıl bizler hakkında değerlendirmelerin varsa benim de senin hakkındaki değerlendirmem budur.

sen yazılarıma eleştiri verebilirsin ama saldırı tarzında ve seviyesiz olmasın mümkünse.senden başka sadece bir kişi var o tarz yzan.

şu yazdıklarını sanki bizim söylemimizmiş gibi yazmışsın ben bulamadım,şimdi nedir bu yalan mı?seviyesizlik mi?senin dediğin gibi eleştiri mi?kendi yazdığınla bizi nasıl eleştiriyorsun anlamadım.



"...pasa'nin alninda nohut nohut terler belirmisti, said nursi beiuzaaman radiyallahu anh hazretlerinin karsisinda hazan yapragi gibi titriyordu.cogu zaman emir erlerine ismet pasalara hakaret ve emirler yagdirdigi makaminda kuculup kalmis, ayaginin altindaki halinin puskulunu ecnepi potinlerinin kenariyla kah o yana kah bu yana salliyordu.
radiyallahu anh ve la illa abidune kadesallahu siirahul aziz hasmetli hazretleri said i nursi *delici bakislariyla pasanin icinden gecenleri okuyordu.
pasanin tuzagina dusmemis onu kundye getirmisti.
- efendi diyecegin bir sey yoksa izninle ben selametle gidiyorum dedi.
pasaya bogmaca salgini olmuscasina bir ates kapladi bogazi sisti, garip sesler cikararak konuşmaya çalıştı,fakat nafile dili donmıştı bir kere... * * * * * * * * * * * :l

agnostic_z
21-10-2006, 15:18
Peki sorogren abim size bi sorum olcak yine.şimdi buharinin hadislerini veriyoruz bu hadis uydurma deniyo,hanbelinin hadisini veriyoruz bu uydurma deniyor,aişenin ebu hureyre nin *hadisini örnek veriyoruz bunlar da uydurma deniyor.Ee o zaman abicim hangi hadisler doğru,uydurma olmayan hadisler o zaman?

ozgur_beyin
21-10-2006, 17:33
soro *bu saidi kürdi ben kendim yazmıyorum yukardan yazdırılıyorum
* diyor sen inanan bir adamsın bu zatı muhteremi nasıl büyük görüyorsun son peygamberden sonra vahiy ve nübüvvet kapısı kapanmadımı ? her şeyi tek kanaldan izlemeyin.100 sene sonra buda evliyalar sinifina gierecek 3 _5 tanede keramet uyduracaklar.buyur şimdi burdan yak.
lütfen söylenenintamamen doğru olduğuna inanma sadece RESMİ TARİH
okuma sevgili kardeşim

soro
21-10-2006, 19:56
sevgılı agnostic,
"Peki sorogren abim size bi sorum olcak yine.şimdi buharinin hadislerini veriyoruz bu hadis uydurma deniyo,hanbelinin hadisini veriyoruz bu uydurma deniyor,aişenin ebu hureyre nin *hadisini örnek veriyoruz bunlar da uydurma deniyor.Ee o zaman abicim hangi hadisler doğru,uydurma olmayan hadisler o zaman?"

kutub-u sitte o zamandan beri gelen ve hadis ilminde uzman *hadis imamlareinca yuzlerce yil incelenmis ve o ilmin kurallarina gore tartiya vurulup,sahih olduklari uzerinde ittifaka varilmistir.Bizler 1000 sene sonra din ve Allah icin o imamalarin onda biri bile fedakarlikta bulunmadan otudugumuz rahat evimizden hem tc de filim izleyip hem hadisleri okuyoruz ve aklimiz ve mantigimiz almiyor.zira hadisin - ki bu topicte ilerleyip gorecez- *bin turlu sekli semali var,anlama sekli var tevil ve tefsiri gerekli.
biz bunlari nazara almadan aklmiz ermedigi icin ve mantiksiz oldugu icin bize gore bu sefer hadisi reddediyoruz.Ehli-i sunnet olan ben ve benim gibiler degil tabi..
Dolayisiyla kutub-u sitte sahihtir ama anlamak icin kendi qakil ve mantigimizdan otesine ightiyac duyariz ve bu topicte buynu dikkate almaya calisacagim.

soro
21-10-2006, 20:02
sevgili uzgurbeyin,
"soro *bu saidi kürdi ben kendim yazmıyorum yukardan yazdırılıyorum
*diyor sen inanan bir adamsın bu zatı muhteremi nasıl büyük görüyorsun son peygamberden sonra vahiy ve nübüvvet kapısı kapanmadımı ? "

Anlamadim ozgur.
bunun aksini mi diyen vardi.
Said-i nursinin acikca ve defalarca yazdigi gibi risale-i nur vahiy degil ve olamaz.ac bak internette risale vardir.
Said nursinin dedigi hayvanlara ve meleklere ve tum insanlara da degisik olcu ve kivamda glen ilhamdir.ac oku .
yanlis kanaata kapilma.


"her şeyi tek kanaldan izlemeyin.100 sene sonra buda evliyalar sinifina gierecek 3 _5 tanede keramet uyduracaklar.buyur şimdi burdan yak.
lütfen söylenenintamamen doğru olduğuna inanma sadece RESMİ TARİH
okuma sevgili kardeşim""

olur kardesim.sen de.

soro
22-10-2006, 20:25
Hadis rivayet edenlerin sayica az olmalari hadislerin dogruluguna zarara vermez.
Nasılki insan, bir ilâca muhtaç olsa, bir tabibe gider; hendese için mühendise gider, mühendisten nakleder; mes'ele-i şer'iye, müftüden haber alınır ve hâkeza... Öyle de, sahabe içinde ehadîs-i Nebeviyeyi gelecek asırlara ders vermek için, ülema-i sahabeden bir kısım, ona manen muvazzaf idiler. Bütün kuvvetleriyle ona çalışıyorlardı. Evet Hazret-i Ebu Hüreyre bütün hayatını, hadîsin hıfzına vermiş; Hazret-i Ömer, siyaset âlemiyle ve hilafet-i kübra ile meşgul imiş. Onun için, ehadîsi ümmete ders vermek için, Ebu Hüreyre ve Enes ve Câbir gibi zâtlara itimad edip; ondan, rivayeti az ederdi. Hem madem sıddık, sadûk, sadık ve musaddak bir sahabenin meşhur bir namdarı, bir tarîk ile bir hâdiseyi haber verse; yeter denilir, başkasının nakline ihtiyaç da kalmaz. Onun için bazı mühim hâdiseler, iki-üç tarîk ile geliyor.” M: 132

deli_cevat
22-10-2006, 20:27
hadisi reddedenler size bu başlık altında birkaç soru sormak istiyorum şimdi siz bütün hadisleri ve bunlardan çıkarılan sünnet davranışlarını reddedip islam dini konusundaki tek geçerli kaynağın kur'an mı olduğunu söylüyosunuz *:?:

deli_cevat
22-10-2006, 20:40
sadece RESMİ TARİH okuma sevgili kardeşim

abim bu ne demek gayri resmi tarih diye bi tarih türü daha mı war tarihçilerin üzerinde anlaştığı veya çoğunun kabul ettiği şey resmi tarih olarak geçer haklısınız her zaman doğru olmak zorunda değildir hele türkiye gibi bi ülkede ama bi iddianız varsa açıktan niye söylemiyosunuz gerçekten merak ediyorum resmi tarihin yazmadıklarını

walla
22-10-2006, 22:09
heya neden sünnet oluyonuz ki?

soro
23-10-2006, 11:12
cevat ben bunu nerde neden yazdiydim unuttum valla,bi hatirlatirsan sevinirim.

agnostic_z
23-10-2006, 11:39
Önderiniz muhammed sünnetime uymayan benden değildir dememiş midir?

kuvvaci
23-10-2006, 12:19
Sevgili Cevat!
Galiba işlerine gelen konulardaki hadisler sahih işlerine gelmeyen konulardaki hadisler uydurma...

soro
24-10-2006, 08:52
"kıyametin yakınlığı ve istikbal melhameleri (yani harb ve fitneleri) gibi mes’elelerin rivayetlerindeki ihtilaflardan vesveseye düşen arkadaş! Yahu, zaruriyat-ı itikadiyeden olmayan herbir mes’elede, hattâ mesail-i fer’iyede bile zarurî bir iman mı istiyorsun? Halbuki o mesail-i fer’iyeden bir kısmını yalnız reddetmemek ve teslim ile kabul etmek kifayet eder. Yoksa kasdî bir iz’an-ı yakînî istemezler ki, tâ sen onun için bürhan-ı kat’înin talebine muhtaç olasın."

Imanin sartlari bellidir.ana hatlariyla iman edilir.imani meselelerinden olmayan maddeler icin zorunlu bir iman sart degildir.sadece reddetmemek ve olabilir manasinda tamamdir demek yeterlidir,illa deliller ispatlar ile saglam bir imana ereyim o konuda demeye gerek yoktur.kasdi bir iman maddesi degillerdir,delil ve dayanak istemezler.yani iman edecem buna diye kendini zorlama.

24-10-2006, 12:26
dah öncede söylediğim gibi said yazdığı bir çok kelimenin anlamını bilmeden
hapiste bulanık kafayla birşey ler karalamış,bakınız

kıyametin yakınlığı ve istikbal melhameleri (yani harb ve fitneleri) gibi mes’elelerin

istkbal:karşılam-karşılamak
melhameleri:gelecekteki olayları anlatan eserler

şimdi sizden ricam cümle içnde tekrar kullanın bakalım bir anlam çıkaracakmısınız

rivayetlerindeki ihtilaflardan vesveseye düşen arkadaş

rivayet:geçmiş zaman, hikaye
ihtilaf:anlaşamama
vesvese:kuruntu,endişe

Yahu, zaruriyat-ı itikadiyeden olmayan herbir mes’elede, hattâ mesail-i fer’iyede bile zarurî bir iman mı istiyorsun?


zaruriyat:mecburiyet
itikad:inanç esasları
mesail:mesele ( burada dikkat ediniz aynı anlamı taşıyan iki kelime aynı cümlede kullanılmış)
feri:ayrıntı

Halbuki o mesail-i fer’iyeden bir kısmını yalnız reddetmemek ve teslim ile kabul etmek kifayet eder.

kifayet:yeterli gelmek,yeterli olunması( bu tek kelime bile cümlenin anlamsızlığına yetiyor)

Yoksa kasdî bir iz’an-ı yakînî istemezler ki, tâ sen onun için bürhan-ı kat’înin talebine muhtaç olasın."

kasdi:bilerek yapmak
iz'an: söz dinleme,boyun eğme
bürhan:bu kelmenin henüz anlamı yok isterseniz onun anlamı said yumurtası olsun.

ömer hayyam
24-10-2006, 19:15
sayın sorogren
neden sadece risale i nurdan hadislerlerle ilgili acıklamaları veriyorsunuz sakın bana
said nursi nin de dediği gibi önceden şüphe imansızlık cehaletten geliyordu şimdi bilimden felsefeden geliyor demeyin lütfen
demek istediğim şu bu zamana kadar akla mantığa aykırı hadislere böyle bir açıklama getirilmiyodu şimdi
1400 yıl sora bu tür yaklaşımlar acaba gec değil mi önceden bu tür hadisler den yola cıkılarak bir sürü efsaneler anlatılırdı hatta said bu efsaneleri uyduranlar hakkında da 16. mektupda bir şeyler karalamış benim anlamadığım şimdiye kadar ki alimler gercekten yanlış mı tevil yapıyodu yada biraz kıtmıydılar da saidle birlikte hadis ilmi alimleri farklı bir zaviyeden hadislere bakar işler oldu.hem bunun için saidmi beklemek lazımdı sonra bunu 20.sözdeki 25 .sözdeki kuran için getirilen farklı acıklamaları da ekleyebilirsiniz
yada muhammedi ele alalım risalelerde...
yok sayın sorogren muhammed 19.sözde yada mesnevide anlatılan birisi değil biliyorsun
said resmen farklı bir kuran tefsiri farklı bir peygamber portresi ortaya koyuyor
saygılarımla...

soro
24-10-2006, 19:39
eski hadiscilerin muhatabi olan avam tabakasi,simdikilerin en profundan daha ileri idi hadislerin ve dinin ruhunu ve manasini anlamada.
bu tarz anlatmaya gerek yoktu zaten genel ahval bir sekilde yanlis anlamaya yonlenmiyordu.ve teslimiyet de simdiden daha kavi oldugu icin bu kadar teferruata gerek yoktu.
simdi ise yasadigimiz ortamda islam dini nerdeyse ustu ortulmus,ve dinin ruhuna ulasacak dogal bir ortam da yok.toplumun genel ahvali bir din kulturu ve ruhu vermiyor.insanlar eskisi gibi gozu kapali teslim olmuyor.eskiden kahve sohbetleri icinde bile ini temalar islenebilirdi,hem cemiyet uygundu hem yonetim hem de yapacak baska is de yoktu.
simdi ise en profunun bile mesaisi bittikten sonra dine ayiracak baska zamani kalmiyor.
Bahsettiginiz risalelerde hz.muhammed anlatilmistir en guzel sekliyle.ama onu algilamak icin biraz kafanin bugulardan arindirilmasi ,teslimiyet ve sadakat ve ihlas gibi seyler gerekebilir.td benzeri yaklasimlara asina olanlar maalesef biraz uzak kalabilir.zira ruhu ve manasina inilemedikten sonra o harika menbadan kana kana icemezsin.ancak artezyen suyuna klor tableti atmis gibi icersin.

hiramusta
26-10-2006, 11:40
hadisi reddedenler size bu başlık altında birkaç soru sormak istiyorum şimdi siz bütün hadisleri ve bunlardan çıkarılan sünnet davranışlarını reddedip islam dini konusundaki tek geçerli kaynağın kur'an mı olduğunu söylüyosunuz :?:

Sevgili deli kardeşim,önce sünnetten anladığın nedir?Bana bunu bi izah edebilir misin?

soro
26-10-2006, 14:25
bir topikte yazdım,mana itibariyle buraya aitolduğundan buraya da aldım.
Kur'an gibi yani,mana gerektirdiği yerde aynı mevzu tekrardan alınır.ve anlatılır




hadisler yazılı kaynaklarla gelmiştir biliyıorsunuz.
ama yazı dilinde sonradan okuyanlar o kelimelere yüklenen manaları farklı anlayabilir.zira daha evvelce de dediğim gibi,bu forum da bile aha siz mesela az önceki mesajınızda 3 adet smiley kullandınız.niye çünki,
onlarsız okusaydım başka mana verirdim, onlarla okudum asıl kasdınızı anladım.siz deben anlayımdiye o 3 adet smileyi kullandınız.
hadis kitaplarında bu imkan yok bilirsiniz.
dolayısıyla en azından birihtimal ollarak bazı yazılı hadis ifadelerinin söylendiği anda belki de mecaz veya tam tersi manada esprili bir ifade olarak kullanımlası da mümkün dür.
yani bu olabilir,ihtimalen değil mi.
o halde islamın ana ruhuna zit veya akla açıkca zıt bir hadis görünce hemen reddetmeden önce usulune uygun şekilde kasdedilen manayı anlamaya çalışmaklazımdır.

soro
27-10-2006, 12:44
bazı dinsiz arkadaşların kendi çabalarıyla,bir iki hadis ve ayet okuyup da aralarını kendilerinin doldurarak bir tarihçi gibi tarihi yazmalarına karşı şöyle bir fikir belirtmek istemiştim.
Benim bildiğin tarihi tarihçiler yazar.Aynen otomobili tamirciler tamir ettiği,treni makinist kullandığı,binayı mimarlar çizip ustalar yaptığı gibi.
Peki tarihci sıfatımız olmadan,sadece tarihci sıfatı olmayanlarca ve tarihe not düşmek için değil de,dinin kendi meselelerinin izahı ve nakli konusundaki hadislerden veya hadisimsi anlatımlardan veya ayetlerin arasını kendi mantık ve aklımızla ve fakat dinin ruhundan ve mayasından ve anlayışından uzak bir tarzda yanibiz muhatap değilken o ayete veya hadise;sırf yüzünden okuyup da bunların aralarını kendi dağarcığımızdan ve kasdımız ve ideolojimizle harmanlayıp da tarihe not düşmek,tarih bilimine hakaret olmakla beraber etik olarak ne kadar doğrudur?doğru değilse bunun adı nedir?ama bunları yazan kişilerin bu endişeleri taşımadığını da biliyoruz aslında.

27-10-2006, 13:13
bir kelimenin anlamı zamana göre değişmez,deli said'i saçmalıkları ne zamandan beri tarih diye anılır oldu,saçmalıktan zırvalıktan öte birşey
değil,uzun süre hapiste ve hastanede kalmış insanlar bu tür saçmalıklar
yapar,işin acı tarafı bu deli'nin yazdıkları ilim olarak algılanıyor

ozgur_beyin
27-10-2006, 18:10
yahu soro
* * *saidi kürdiden başka kaynak gösterde *millet ne dediğini anlasın. birde tercümana ihtiyaç duymasın. büyük alim büyük konuşur. oyüzden ben anlamıyom.

soro
27-10-2006, 21:53
yazi benim kardesim.bugun her okuyan anladi onu bir gayret et sende.

soro
28-10-2006, 10:46
Kur’an’ın nasılki müteşabihatı te’vile muhtaçtır; öyle de ehadîsin müşkilat ve müteşabihatı dahi tabir ve tefsire muhtaçtırlar. Şayet senin nazar-ı zâhirînde vakıa muhalif gibi görünen bir rivayet sana rastgelse de;
Evvelâ: O rivayetin İsrailiyattan olması muhtemel olduğu gibi..
Sâniyen: Ravilerin bazı izahlı sözleri olması..
Sâlisen: Onu nakledenlerin istinbatlı manaları olması..
Râbian: Evliya-yı muhaddisînin ta’bire muhtaç olan keşfiyatlarından olması..
Hâmisen: Beyn-en nas mütearef olan bazı mesmuat ki, Peygamber (A.S.M.), onları semavî bir tebliğ olarak değil; belki tenbih için bir musahabe-i örfiye tarzında zikrettiği bazı kinaîli hakikatlar olması ihtimaliyle beraber, hemen nazarını onun zâhirine hasretme. Belki irşadî bir maksada sevkeden kinaî bir temsile hamledip te’vil et!. Veyahut uykudaki adam, uyanık adamın âlem-i yakazasında gördüğünü tabire yeltendiği gibi, o gibi rivayatı hiç olmazsa bir tabir ile tefsir et!.
................
“Hem bir kısım râvilerin kabil-i hata içtihadlarıyla olan tefsirleri ve hükümleri, hadîs kelimelerine karışıp hadîs zannedilir, mana gizlenir. Vakıa mutabakatı görünmez, müteşabih hükmüne geçer.”

maddeler açık,izaha gerek yok.

soro
28-10-2006, 13:53
"kavl-i racih odur ki: "Nakl-i hadîs-i bilmana caizdir." Yani: Hadîsin yalnız manasını alıp, lafzını kendi zikreder"


Hadisin manasini muhafaza etmek sartiyla lafzini kendi kelimeleriyle anlatmak mumkunmus.Demek ki,yazili hadislerin bir kisminda da boyle lafizlari anlatana ait,ama manasi hadisin aslindan olan hadisler varmis.o zaman bazi hadislerin lafizlarinda takildigimiz zaman manasini esas tutup razi olacaz,en ince teferruata dek kelimeleri mikrospokla incelemeyecegiz

soro
31-10-2006, 16:12
"Beyn-en nas iştihar bulmuş bazı hikâyeler bulunuyor ki, durub-u emsal hükmüne geçer. Hakikî manasına bakılmaz. Ne maksad için sevkedilir, ona bakılır. İşte bu neviden beyn-en nâs tearüf etmiş bazı kıssa ve hikâyatı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir maksad-ı irşadî için, temsil ve kinaye nev'inden zikredivermiş. Şu nevi mes'elelerin mana-yı hakikîsinde kusur varsa, örf ve âdât-ı nasa aittir ve teârüf ve tesamu'-u umumîye raci'dir."


sosyal hayatta bazı hikayemsi anlatımlar,atasözleri,anektotlar olabilir.bunların zahirilazfına değil anlatmak istediği manaya nazar edilmelidir.Bu çeşit anlatımları hz.peygamber de kullanmıştır.ilgil konuya ait hikayeler ,kıssalar,temsiller var ise bunları,kendi irşad hizmetinde *asıl maanalarını kasdederk kullanmıştır.toplumda yerleştiği kelimelerle yerleştiği manaları ifade eder bu hikaye ve kıssalar,eğer bir yanlış anlamaya bile yol açacak lafızları içinde barındırıyorsa suç burada söyleyen ve nakleden de değildir.o şekilde revaç bulmuş o cemiyette ve o şekişlde de kullanılmış peygamberimiz tarafından....

31-10-2006, 16:45
bazı dinsiz arkadaşların kendi çabalarıyla,bir iki hadis ve ayet okuyup da aralarını kendilerinin doldurarak bir tarihçi gibi tarihi yazmalarına karşı şöyle bir fikir belirtmek istemiştim.
Benim bildiğin tarihi tarihçiler yazar.Aynen otomobili tamirciler tamir ettiği,treni makinist kullandığı,binayı mimarlar çizip ustalar yaptığı gibi.

Sevgili Sorogren,
Eğer ben o hadisleri araştırıp inceleyip yorumlamışsam hakkım olduğunu düşünüyorum. Hem de sizin gibi önyargılı değil de objektif bir şekilde bunu yaptığımı düşünüyorum. Sizin yapmanız gereken buna karşı çıkmak değil onun öyle olmadığını ortaya koymak. Bu din kimsenin tekelinde değildir. Bak görüyorsun insanlar araştırıp yargılıyorlar. Bunların hakkı yok mu şimdi. Böyle bir mantık olabilir mi?
Farzetki mantığını doğru sayalım. Bunu Turan Dursun yaptı. Üstelik meydan okuyarak. Ama kimse karşısına çıkamadı. Ancak onu yok ettikten sonra cevap vermeye başladılar. Peki sonuç ne oldu. Merak etmeyin. İnsanlar okudukça araştırdıkça bu tabunuz can çekişmeye başlamıştır. Bunu engelleyemezsiniz. Tek gıdanız cehalettir. Bu cehalet bataklığı kurutuldukça bu din de kurutulacaktır. Biz göremezsek de gelecek nesiller bunu görecektir. Sevgilerimle...

soro
31-10-2006, 16:56
hocam alınma.
senden bahsetmek değildi niyetim.
sen tarih yazmaya çalışmadın ki,yazdın ve yorumladın.benim dediğim başka biri idi.vetarihi gerçekler diye kendi doldurmalarını kasdetmesi idi.
yani bir ayet veya hadisi yazıp diğeriile ilişkilendirip arasına senaryo katanlarıd benim kasdım.

ama sen alındın madem üstüne ne diyim.yanlış değerlendirmişsin benim yazdıklarımı.
turan dursun meselesine girmedim ben.ona kimse cevap vermedi ise,neden dikkate değer bulmadılar bilmiyorum.ama insanların herkese cevap verilmelidir anlayışında olmadıklarını düşünüyorum.
bak sen yanlış anadığın için sana izah ediyorum durumu.ama eğer izah edilmeye layık bir kişilik görmeseydim seni oralı olmazdım.belki durum böyle olmuştur o zamanda da.

31-10-2006, 20:20
Beyn-en nas iştihar bulmuş bazı hikâyeler bulunuyor ki, durub-u emsal hükmüne geçer. Hakikî manasına bakılmaz. Ne maksad için sevkedilir, ona bakılır. İşte bu neviden beyn-en nâs tearüf etmiş bazı kıssa ve hikâyatı, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm bir maksad-ı irşadî için, temsil ve kinaye nev'inden zikredivermiş. Şu nevi mes'elelerin mana-yı hakikîsinde kusur varsa, örf ve âdât-ı nasa aittir ve teârüf ve tesamu'-u umumîye raci'dir."

eveeet deli said'in zırvalarının gerçek manalrına devam edelim
beyn- arası ,ortası
nas- dogma, ınak
iştihar- kör deve
durub- sanırım arapça bir kelime, deli said hangi kafayla yazdıysa
tearüf- tanışmak kaynaşmak
irşat-doğru yolu gösterme
tesamu-hoşgörü
umumuye- hepsi genel
rac-rica etmek

şimdi tekrar toparlayalım bakalım ne çıkacak

ortası kör deve bulmuş bazı hikayeler bulunuyorki durup örnek teşgil eder
hakiki manasına bakılmaz( nede olsa deli yazmış) :lol: ne maksat için sevkedilir ona bakılır,işte bu çoğu zaman ortası yalandan tanışmış bazı
kısa kızlar,resulu ekreme alehusaltı vesselamı bir amaç ile evin yolunu
gösterir,tahsin kınayı zerkedivermiş,şu mavi meselerin mamanın içinde
kıl varsa önayağında nasır olana aittir ve telefon ile tas umumiyeci naci ye
aittir.

işte tam manası bu, süper oldu, nede olsa yazan deli olacak o kadar

soro
31-10-2006, 20:37
gandfy kendini maskara etme,veya git baska yerde et.
ortada bir deli oldugu kesinlik kazandi,yorma kendini mep e soylerim seni de yazar o topicine,kendini gostemeye calisma.cok sacmaliyorsun,yasin geregi normal olabilir ama biraz da buyuklerine musaade et.

31-10-2006, 20:47
soro cin olmadan şeytan olmaya kalkma, daha öncede dediğim gibi hiçbirşeyken birşey olunmaz,fazla hırpalama kendini,bu sitede kendince
ismini vermek istemediğim birileri ile yarışmaya kalkıyorsun,ancak
copy paste ile olmuyor be canım,neysen osundur,ayrıca *çok merak ediyorsan ara bul kelimelerin anlamını, ben gerçek anlamlarını yazıyorum

soro
31-10-2006, 20:58
ciddi oldugunu bilsem kelimeleri tek tek yazarim sana.
kopy paste kirmizidir digeri benimdir.
kelimelerin mealini de ben yazdim bak bakalim benziyomu senin zirvalarina.
ben, neysem o isem benden ne istiyorsun ,senden uyanigi yok mu .varsa bir icraatin aha forum ac bir topic yaz.veya adam gibi seyler yaz dikkate alinsin ve cevap verilsin.
sadece camurla oynamayi seviyorsun ve bulastirmak istiyorsun.
benimle bir meselesi olan buyursun soylesin.bu sitede veya dunyada kimse ile bir problemim yok benim.ama kimseyle yarismiyorum ne tarafa dogru yarisiyim onlar baska yone gidiyor ben baska yone .tam ters istiukamette giderek yaris olmaz.biraz buyumeye calis *yapamiyorsan buyuklerin isine karisma.
ben yarismam benle yarisan varsa da,hic umurumda bile degil.haberim yok benim.
bak ustume gelme topici kilitletme yine.sobataj yapma.sadece fikrin varsa yaz.

31-10-2006, 21:37
dedimya cin olmadan şeytan olunmamalı, yorumlarda sana ait değil
Sorularlaislamiyet.com
nur.web.tr
www.risale-inur.org
adlı sitelerden yorumlarda bir kaç kelimeyi değiştirip kendi yorumunmuş gibi
yazıyorsun,bu tür şark kurnazlıkları çok geride kaldı artık kimse yemiyor
üstelik kendimi göstermeye çalışsam 'soröğren' diye ukala bir nick im olurdu
yada ''hadislere bakışım'' diye kendini bilmez bir başlık açardım, üstelik
bakış başkalarının bakışı kendi bakışın olsa gam yemeyeceğim,kendi açtığım
başlık gündemde kalsın diye günde on 20 kez yorum yazsam senin gibi
inan oda gündemde kalırdı, ama benim senin gibi takıntılarım yok

soro
31-10-2006, 21:42
gandafy,

"dedimya cin olmadan şeytan olunmamalı, yorumlarda sana ait değil
Sorularlaislamiyet.com
nur.web.tr
www.risale-inur.org
adlı sitelerden yorumlarda bir kaç kelimeyi değiştirip kendi yorumunmuş gibi
yazıyorsun,bu tür şark kurnazlıkları çok geride kaldı artık kimse yemiyor "



bu dedigin sitelerden bir tek kez bile girmedim ve alinti yapmadim.
kendi pcmde kendi kitaplarimin orjinali var hepsi o,ve zaten alinti yaptigim vakit bellidir.yorumlar bana aittir.bu gizli mi ,bunu tum site bilir 6 aydir.

31-10-2006, 21:48
yazarken aynayamı baktın soro,site adreslerini verdim daha ne ıspat edeyim, bu ıspat değilmi o yıldızın altındakileride sana aynen iade ediyorum.
Gandalf,
Arkadaşı uyardım. Lütfen kişisel polemiklere girmeden tartışalım.Ezkamo.

soro
31-10-2006, 22:05
topicimize yapilan saldiri ezkamo tarafindan kendi yontemlerince halledilmistir,ne diyelim daha iyisine zaten layik degilizmis.
bu saldirgan arkadas,bir sekilde lutfen topici hacklamayiniz.fikirlerinizi bildiriniz.fikir uretemiyorsaniz susunuz buyukleriniz konussun.iftira atmak da kotu bir haslettir,kimseye yakismaz.
bak beni lafa tutuyorsun,sirf kendine 5-6 tane yazi yazdirdin bana sonrada kiskaniyorsun cok yaziyorum diye,kardesim (lafin gelisi) , taciz etme susalim hep beraber.

soro
31-10-2006, 22:28
al-i imran;
159. İmdi Allah Teâlâ'dan bir rahmet sebebiyledir ki, onlara yumuşak davrandın, ve eğer sen çirkin huylu katı yürekli olsaydın, elbette etrafından dağılırlardı. Artık onları affet. Onlar için istiğfarda bulun. Ve onlar ile emr hususunda müşavere yap. Sonra ettiğin zaman da Allah Teâlâ'ya tevekkül et. Şüphe yok ki Allah Teâlâ tevekkül edenleri sever.

soro
31-10-2006, 22:33
4- Kitap'ta size ne gelmişse onunla amel edeceksiniz, onu terketmekte hiçbir özür kabûl edilmez. Kitapta bulunmayan bir şey olursa, benden vâhi olan sünnet esastır. Benden vâhi bir sünnet yoksa Ashâbımın söylediğine uyacaksınız. Ashâbım gökteki yıldızlar gibidir. Onlardan hangisini esas alırsanız hidâyete erersiniz. Ashabımın ihtilafı sizin için rahmettir.

Kont
30-12-2006, 00:39
Müslümanların en önemli özelliklerinden biri de günümüzdeki ahlak yasalarına uymayan bazı hadislerin uydurma olduğunu söylemektir.

Ayşe ile evlenme,Türklerle ilgili ayetler,kadınlarla ilgili vs...

Onlar 1400 yıl önceki ahlak yasalarıyla şimdi ahlak yasalarının aynı olduğunu düşünüyorlar.Halbuki değil!1400 yıl önce kölelerin efendilerine karşı gelmesi ahlaksızlık sayılırken şu an kölelik insanlık dışı bir kavramdır.

Her zaman kabul gören evrensel ahlak yasaları konu olunca müslümanlar Buhari'nin kitabındaki hadisleri direk yapıştırırlar.(Hırsızlık,insanları kırmamak vs.) Fakat 1400 yıl önce var olupta şimdi ayıp hatta suç sayılan fakat Muhammed'in uyguladığı davranışlar oldu mu ilgili hadisler hemen mantık dışı ve uydurma ilan edilir.Maalesef böyle yapmanın hiçbir dayanağı yoktur.

Ayrıca bu hadisler ahlakdışı olsaydı Buhari gibi bir İslam bilgini bunu peygambere yakıştırıp,kitabına koyar mıydı?

ozgur_beyin
10-02-2007, 16:27
4333 - Hz. Cabir radyyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Beni gören veya beni göreni gören bir müslümana ateş değmeyecektir."

Tırmızi, Menakıb (3857).


* * *2159 - Amr İbnu Şuayb an ebihi an ceddihi (radyyallâhu anh) tarikinden naklediyor: "Resülullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki: "Bir atlı bir şeytandır, iki atlı iki şeytandır, üç atlı bir gruptur."

Muvatta, İsti'zân 25, (2, 978); Ebü Dâvud, Cihad 86, (2607); Tırmızi, Cihâd 4, (1674).


* 938 - Ebu Said (radyyallahu anh) anlatıyor: "Mü'minin rüyası, nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür."

Buhari, Ta'bir 4, Muvaatta 1, (2, 956).



* *6552 - Mücahid merhum anlatıor: "Ben İbnu Ömer radyyallahu anhüma ile beraberdim. Derken bir davul sesi işitti. Derhal iki parmağını iki kulağına soktu ve oradan (hızla) uzaklaştı. Bunu üç kere yaptı. Sonra: "Resulullah aleyhissalatu vesselam da böyle yapmıştı" dedi."


* * *5295 - Hz. Ebu Hüreyre radyyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm bir güvercinin peşine düşüp onunla eğlenen bir adam görmüştü: "Bir şeytan bir şeytaneyi takip ediyor!" buyurdular."

Ebu Dâvud, Edeb 65, (4940); İbnu Mâce, Edeb 44, (3765).



* * * 5296 - İbnu Abbâs radyyallahu anhüma anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm hayvanların arasını kızıştırmayı yasakladı."

Ebu Dâvud, Cihâd 56, (2562); Tirmizi, Cihâd 30, (1708, 1709).

* 5363 - Abdullah İbnu's-Sâib İbni Yezid İbni's-Sâib babası tarikiyle ceddi (Yezid İbnu's-Sâib) radyyallahu anh'tan anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
"Sizden kimse, ne şaka ne de ciddi olarak kardeşinin değneğini almasın. Kim kardeşinin değneğini almışsa hemen ona geri versin."


* * *Bir grup maymun zina yapan bir maymunu yakalamış ve taşlama cezasını uyguluyorlardı. Onları bu haklı işte desteklemek için ben de taş atarak yardım ettim"

Buhari 63/27

* * *Bir kadının parmaklarını kesenin cezası şöyledir: Bir parmak için 10 deve, iki parmak için 20 deve, üç parmak için 30 deve, dört parmak için 20 -yirmi- deve fidye vermelidir"

Muvatta 43/11; Hanbel 2/182


* * Peygamber hiç bir vakit ayak üstünde işemedi"

Hanbel 4/196; 6/136,192,213


"Peygamberin ayak üstünde işediğini gördüm"

Buhari 4/60,62; Hanbel 4/246; 5/382,394



* * *Musa ölüm meleğinden çok korkuyordu. Bir gün ölüm meleği canını almaya gelince meleğin yüzüne tokat atıp bir gözünü çıkardı" "Allah'ın elçileri arasında ayırım yapmayınız. Ben, Yunus peygamberden bile üstün değilim"

Buhari 65/4,5; Hanbel 1/205,242,440; 2/405,468


* * * "Peygamber, savaşta kadınların va çocukların öldürülmesinin bir sakıncası olmadığını söyledi"

Buhari, Cihad/146; Ebu Davud 113


* * *Tüm kara köpekleri öldürünüz. Çünkü onlar şeytandır"

Hanbel 4/85; 5/54

* * *
* * * Allah ahirette peygamberlere kimliğini kanıtlamak için bacağını açıp baldırını gösterir.

Müslim - İman 302,Buhari 97/24,10/29,Hanbel 3/1

* * * *

* * * HERHANGİ BİR YORUMA *gerek varmı ? akılla bu sözler yan yana durabilirmi?

10-02-2007, 17:20
Sevgili ozgur_beyin,

Bir de keçinin yiyerek nesh ettiği recm ayeti ile ilgili bir hadis vardı, bulabilirsem buraya aktaracağım. Belki sen biliyorsundur.

simonuniti
10-02-2007, 17:39
en akla yatkin olani da su hadis ozgur abi

Bir *kadının *parmaklarını *kesenin *cezası *şöyledir: *Bir *parmak *için *10 *deve, *iki *parmak *için *20 *deve, *üç *parmak *için *30 deve, *dört *parmak *için *20 *-yirmi- *deve *fidye *vermelidir"

toptan alana indirim var,perakende daha pahali,,,,

:)

ozgur_beyin
10-02-2007, 17:52
simon dedğin olabilir ama ,önce parmakları kesilecek bir kadın bulmak lazım. pazarlık sonra olur. töbe töbe (kadınlardan özürle)

aldostu
10-02-2007, 18:14
Sevgili Özgür Dostumuz,

Site yavaş yavaş mizahi ağırlıklı bir siteye dönüşüyor..
Haydi hayırlısı.
Cemal ile başlayan bu akımın artması hoşuma gidiyor,
espri insanı rahatlatıyor.

Bu hadis konusu,
İslamın sırtındaki en büyük kanbur.
Bu kanbur atılmadıkatan sonra,
bu tip topikler her zaman varolacaktır.:)

Sevgilerimle

ozgur_beyin
10-02-2007, 18:42
Hadis No: 5935
Tanım: Resulullah (sa) buyurdular ki: "Horozların öttüğünü işittiğiniz vakit, Allah'tan lütuf ve ikramını talep edin. Zira onlar bir melek görmüştür. Merkebin anırmasını işittiğiniz zaman şeytandan Allah'a sığının. Çünkü o da bir şeytan görmüştür."



* Hadis No: 5344
Tanım: Resulullah (sav) buyurdular ki: "Horoza sövmeyin! Zira o, namaz için uyandırıyor."


Hadis No: 5935
Tanım: Resulullah (sa) buyurdular ki: "Horozların öttüğünü işittiğiniz vakit, Allah'tan lütuf ve ikramını talep edin. Zira onlar bir melek görmüştür. Merkebin anırmasını işittiğiniz zaman şeytandan Allah'a sığının.(çünkü o şeytan görmüştür)



*tanrı kendi yarattığı hayvanlarda bile *hayvani IRK'çılık yapıyor. eşşek şeytanı nasıl görür.
acaba başka gören varmı? resul de görmemişmiydi?

vartor
10-02-2007, 18:43
Sevgili Aldostu,
İslamın *sırtındaki *en *büyük *kanbur. *
Bu *kanbur *atılmadıkatan *sonra, demissin
* Tek kambur bu olsa, bunca seneler sonra bir caresi bulunurdu.
* Neresi dogru ki?

ozgur_beyin
10-02-2007, 19:01
sevgili *aldostu'm *, *hadislerin100 de 99 .unun uydurma olma olasılığı çok fazla. aklı başında bir mü'min bile biraz kendini *zorlarsa bu gerçeği kabul etmek zorunda kalır.
* * ama sünni islam öyle bir hale gelmişki, hadis''ayağı '' olmadan yürüyemez hale getirilmiş, ve aynı mantık hala devam *ettiriliyor . 1400 senedir devam eden bu ''uydurmalar'' o kadar gerçeğin önüne geçmişki , kimse NEŞTER atmaya cesaret edemiyor. buna * yeltenecekleride
'' AFOROZ'' edilme korkusu frenliyor.
* *olay, bir ayet on hadis formulü üzerinden ,islam anlatılıyor veya anlatılmaya çalışılıyor.
*işte sonunda da böyle GARABET'ler ortaya çıkıyor.

pante
10-02-2007, 19:15
Keçi hadisi:

Recmi topluma kabul ettirmeye çalışan recm savunucularının yalanlarını halka kabul ettirmek için uydurdukları hikayeye göre;

Recm ile ilgili Kuran ayetleri sayfalara yazılı şekilde Hz. Aişe’nin evindeydi. Peygamber’in vefatından sonra odaya giren aç bir keçi bu ayetleri yemiştir.
Böylece keçi bu ayetleri neshetmiştir, yani hükmünü kaldırmıştır.
İbni Mace Nikah 36,1944 veya Hanbel 5/131,132,183 ve 6/269

Allah koruması altındaki Kuran’ın bir ayeti hem de keçinin yemesi suretiyle nasıl ortadan kalkar?
Geleneksel İslam’a göre büyük alim olan İbni Kuteybe, konuya şu cümlesiyle giriş yaparak açıklık getirir:
“ Keçi mübarek bir hayvandır.”
Devamında ise bu büyük(!) alim keçinin faziletlerini açıklar ki konu iyice anlaşılsın.
Sonra da şu ilginç cümlesiyle konuyu açıklar:
“ Ad ve Semud kavimlerini ortadan kaldıran Allah, bir ayetini keçiye yedirerek kaldıramaz mı?”

( Kur'an'daki Din'den )

aldostu
10-02-2007, 19:50
Sevgili;

Vartor,develerin kulakları çınladı..ben duydum.. *:)

Özgür topik hem mizahi açıdan güzel,hem de, bir fonksiyonun ifasına yardımcı olur belki.
Biliyorsun , adama 40 kere deli dersen, deli olurmuş. :)

Pante, şu uyduruk hadislere göre mübareklerin* şeref sıralarını bir çıkarıversen..sen araştırmayı seviyorsun.

Burada duyduğum gerçek üzüntü;

" Ad *ve *Semud *kavimlerini *ortadan *kaldıran *Allah, *
bir *ayetini *keçiye *yedirerek *kaldıramaz *mı?”

tipi abuk sabuk iddia ve yargılarla, Kudret-i İlahi'nin adının yanyana getirilmesidir.

Sevgilerimle.

habilis
10-02-2007, 19:54
HZ. MUSA AZRAİL’İ TOKATLADI MI?

Hadis: Ölüm meleği Musa’ya gelerek: “Rabbine icabet et” dedi. Bunun üzerine Musa ölüm meleğinin gözüne tokat vurarak onu çıkarttı. Melek hemen Allah’a dönerek “Sen beni ölmek istemeyen bir kuluna göndermişsin, o benim gözümü çıkardı” dedi.

Sahihi Müslim 10/176

habilis
10-02-2007, 19:59
DÜNYA BALIĞIN ÜSTÜN DEMİDİR ?

SAÇMALIK *:D

Hadis: "Dünya balığın üzerindedir. Balık başını sallayınca Dünya'da depremler olur.”
İbni Kesir Tefsiri 2/29 68/1’in açıklamaları

aldostu
10-02-2007, 20:02
O göz hangisiydi?
Sağ mı, sol mu?
Nakleden bunu da sormalı ve bize de nakletmeliydi..

Bilgimiz eksik kaldı.. :)

Sevgili Hiramusta Dostumuzdan;
bu hadisler konusunda görüş bekliyorum.
O'nun yorumları,
sıradan yorumlardan bence daha farklı.

Sevgilerimle.

habilis
10-02-2007, 20:08
Hadis:“Gerek küçük, gerek büyük tuvaletinizi yaparken kıbleye dönmeyin.”
Hanbel 3/12


HHEHHEEHHHEHHH


HAHHAHH

:D:D:D

:D

BUNA ZIT OLARAK :

Hadis:“Peygamber’imiz bir takım insanların küçük ve büyük tuvaletleri için kıbleye dönmeyi hoş karşılamadıklarından, bu bidatı (hurafeyi) kaldırmak için tuvaletini kıbleye doğru yaptırdı.”

Buhari 4/11

SÖZ YOK İFADE VAR

:D :D

:D

mep
10-02-2007, 20:22
Hadisleri yalanlamak aslında pek kurtarmaz durumu
hadisi rivayet edende müslüman,yazanda müslüman.
Yalan'da olsa doğruda olsa bu pırıltılar müslümanların zekalarından çıktı.

habilis
10-02-2007, 20:32
öyle olsun

Hadis:“Gerek *küçük, *gerek *büyük *tuvaletinizi *yaparken *kıbleye *dönmeyin.” *
Hanbel *3/12 *
*
tuvaleeetin yönüne dikkat .. amnsizin tuvalet ne taraf ta :D *:D

HEHEHHH

10-02-2007, 21:35
Burada duyduğum gerçek üzüntü;

" Ad  ve  Semud  kavimlerini  ortadan  kaldıran  Allah, Â
bir  ayetini  keçiye  yedirerek  kaldıramaz  mı?”

tipi abuk sabuk iddia ve yargılarla, Kudret-i İlahi'nin adının yanyana getirilmesidir.

Sevgilerimle.

Sn aldostu,

Sn pante'ye hitab etmişsiniz, ama bu keçi hadisi ile ilgili soruyu ben sorduğum için biraz üzerime alındım. Sn pante kendi cevabını benden çok daha iyi verir de ben şunu sormak istiyorum:

Bu abuk sabuk iddialarda bulunan kişiler İbn Mace, Hanbel gibi büyük İslam alimleri, hatta mezhep kurucuları. Bu lafların abuk sabuk olduğunu görüp bunları aktarmamak onlara düşmez miydi? Bunlar alim değilse, büyük mutasavvıf imam Gazali'den kadınların nasıl davranması gerektiği ile ilgili küçük bir alıntıda bulunayım:

1-Sıkı sıkıya örtünüp kötü giysilere bürüne,

2-Hiç çıkmamış gibi davrana,

3-Başını öne eğip kimsenin yüzüne bakmaya,

4-Kalabalığa karışmaya,

5-Erkeklerin bulunduğu yerlere yanaşmaya,

6-Herkesin dolaştığı sokaklardan uzak dura,

7-İşini bir an önce bitirip evine döne,

İmamı Gazali – İhyayı Ulumuddin – 2/290

Bu da benden, imam Gazali'nin bu müthiş tesbitlerinden esinlenerek başörtüsü ile ilgili yazdığım bir dörtlük:

En iyisi çarşaftır, olmazsa başörtüsü
Kimse görmez hanımı, gelmez başa kötüsü
Hele bir de yürürse sıçan gibi kenardan
Kıyaslamaz kimseyle evindeki öküzü.

Saygılar....

ozgur_beyin
10-02-2007, 22:02
--------------------------------------------------------------------------------

Sünni *(ortodoks)islam *üç *temel *üzerinde *kendini *anlatmakta,savunmakta *ve *belgelendirmektedir.
* * * * * * * Bunlarda: *Kitap, *sünnet, *icmai-ümmet'tir
* * * * * * * Kitap, *yani *Kuran,İslam'ın *temel *taşı *olarak *kabul *edilmektedir.
* * * * * * * Kuran'a *akılcı *bir *gözle *baktığınızda *içinde *bir *sürü *tutarsızlık, *anlam *kaymaları *olmakta,
* kendi *metinleri *içinde *bile *tutarlılık *sağlamakta *zorlanmaktadır.
* * * * * * * bir *bölümde(ayet *veya *surede)ak *dediğine *diğer *yerde *kara *demektedir.
* * * * * * * hal *böyle *oluncada *O'nun *tanrıdan *gelme *olduğuna *inanan *insanlar,bu *konudaki *zorlukları *aşmak *içinya *te'vile *yada *demagojiye *baş *vurmak *zorunda *kalmaktadırlar.
* * * * * * islamın *belge *olarak *gördüğü *(tahrif! *edilmiş *bile *olsa) *tevrat *ve *incil'de *de *bilinen *hiç *bir *tarihi *olay *zikredilmediği *için *, *bu *kitaplardanda *çok *inandırıcı *belgelerde *bulamamamtadırlar.
* * * * * * * buda *ayrı *bir *sıkıntı *kaynağıdır.
* * *
* * * * * * * sünnet: *Muhammedin, *peygamber *olduğunu *ilan *ettikten *sonra *yaşamındaki *davranışlarının *tümünü *kapsamaktadır.
* * * * * * * O'nun *sünnetinin *tümü *hadis *kaynaklarındadır. *veya *öyle *inanılmaktadır.
* * * * * * * kaynak *olarak *bilinen(sünnilerce) *kütubi- *sitte *ise *O *nun *ölümünden *yaklaşık200 *sene *toplanmaya *başlanmıştır. *ve *bu *kütubi-sitte *nin *yazarlarıda *arap *kökenli *değildir.
* * * hadisler, * kaynak *olarak *ise *inanırlılık *açısından *son *derece * çelişkilerle *,akıl *dışı *söylemlerle *doludur.
* * * * * * * *icmai- *ümmet *ise *kuran *ve *sünnetin *ışığında *ümmetin *bir *sentez *yapıp *karar *almasıdır.
* * * * * * * *bu *açıdan *bakıldığında *islamı *bir *akıl *dairesinde *savunmak *son *derece *zordur.
* * * * * * * *onun *için *salih *müminler *bu *konulardaki *açmazları,herhangi *birisi *gözler *önüne *serdiğinde
aşırı *tepki *gösteriyorlar. *çünkü *yıllarca *onlara * 2 *kere *2 * dört *eder, *gibi *öğretilen *bu *bilgilerin
uydurma *olacağı *ihtimaline *katlanamıyorlar. *iştebu *andan *itibaren *saldırılar *başlıyor
* * * * * *x *x x x x x x x x x x x x x x x x

* eski bir yazımdan alıntı yaptım.

işte inançlı *insanları zora sokan *savunmada çaresiz bırakan bu *ve bunun gibi hadisler

akılları zorlayan uydurulmuş *MUCİZELER , ona yakın takiyye yapmadan uygun bir açıklama yapılamayan ayetler.bu yüzden , inançlı insanlar, insanları ikna etmede zorlanıyorlar. *

*(tabiki hapsini değil)

InVitatio
09-08-2007, 03:15
HADİSLERİN (SÜNNETİN) İNCELENMESİ

Kitabın ikinci bölümünde Kuran'ın dini kaynak olarak yeterli olduğunu, Kuran'ın dışında başka bir kaynağa ihtiyaç olmadığını gördük. Bu bölümde hadislerin toplanışı, Peygamberimiz'in hadisleri yazdırmadığı gibi konuları irdeleyerek, Kuran dışında dinin ikinci kaynağı neden olamayacağını bir kez daha göreceğiz. Peygamber'e iftira olarak nakledilen hadislerin Kuran'la, mantıkla ve kendi içlerindeki çelişkisini ise 6.,7., 8. bölümlerde görerek sonuca bakıp, Kuran dışında başka kaynak aramanın felaketine şahitlik edeceğiz.


Hadis kelimesinin sözlükte “söz, haber” manalarına geldiğini görüyoruz. Sünnet ise "izlenen yol, alışılmış yol, adet” manasına gelir. Halk arasında yaygın olarak kullanımına göre Peygamber'in söylediği iddia edilen sözlere "hadis”, Peygamber'in davranış biçimleri, hareket tarzları olduğu iddia edilen davranışlara ise "sünnet” denir. Kuran'daki hadis kelimesinin kullanım tarzını da bu bölümde göreceğiz.(Sünnet kavramı ve kelimesinin kullanımı için 16. Bölüme bakın.) Davranış biçimleri sözlerle açıklandığı, aktarıldığı için hadis ve sünnet terimlerinin birbirlerinin yerine kullanıldığını her hadis ve sünneti inceleyen kitapta görebiliriz. örneğin Lübnan üniversitesi'nden Dr. Subhi es Salih kitabının girişinde bunu şöyle açıklamaktadır: “Hadisçilerce hadis ve sünnetin, biri diğerinin yerinde kullanılan iki kelime olduğu kabul edilmiştir. Hadis ve sünnet ifadelerinden, bir sözün, bir hareketin, bir takrinin veya bir sıfatın Peygamberimiz'e izafesi anlaşılmaktadır.” Bu yüzden kitabımızda hadis veya sünnet dediğimiz zaman bu ikisini birbirinin yerine düşünebilirsiniz.



Hadisleri incelemeye Peygamberimiz'in dönemine giderek ve sonra yavaş yavaş kendi dönemimize gelerek başlayalım. Peygamberimiz'in hadis yazımına izin vermediğini, kendi sözlerinin yazımını yasakladığını hadisçiler bile kabul etmektedir. En doğru kabul edilen iki hadis kitabından biri olan Müslim'de ve Hanbeli mezhebinin kurucusu İbni Hanbel'in Müsned'inde şu hadisi rivayet ederek Peygamber'in kendi sözlerinin yazımını yasakladığını kabul ederler. "Benden Kuran dışında hiçbir şey yazmayın. Kim benden Kuran dışında bir şey yazmışsa imha etsin.” (Müslim, Sahihi Müslim Kitabı Zühd, Hanbel, Müsned 3/12, 21, 33) Darimi'deki hadis ise şöyledir: "Sahabe Allah'ın elçisinden sözlerini yazmak için izin istediler. Ancak onlara izin verilmedi.”(Darimi, esSünen) El Hatib'teki hadis şöyledir: "Biz hadis yazarken Hz. Peygamber yanımıza geldi ve yazdığınız şey nedir? dedi. Senden işittiğimiz hadisler (sözler) dedik. Hz. Peygamber Allah'ın kitabından başka kitap mı istiyorsunuz? Sizden evvelki milletler Allah'ın kitabı yanında başka kitaplar yazdıkları için yoldan çıktılar.” (El Hatib, Takyid, sayfa 33) Tirmizi'den de bunu öğrenebiliriz: "Allah elçisinden sözlerini yazmak için izin istedik, bize izin vermedi.” (Tirmizi, esSünen, K. İlm, sayfa 11)



Hadisleri inceleyen kitaplarda olsun, hadisin dinin kaynağı olduğunu iddia eden kitaplarda olsun Peygamber'in kendi sözlerinin yazımını yasakladığı kabul edilir ve bunun hadislerle Kuran'ın karışmaması için olduğu söylenir. Oysa gelenekçi İslam'ı savunanlara göre hadislerden de aynı Kuran gibi hüküm çıkartılmalıdır. Yani hadisler de Kuran gibi dinin kaynağıdır. Peki dinin kaynaklarından biri de hadis ise Peygamber nasıl olur da hadis yazımını yasaklar, insanların dini eksik öğrenmelerini, sözlerine yalan katılmasını, sözlerinin bir kısmının unutulmasını göze alır? Kuran'da kalemle yazı yazmaya dikkat çekilir; vasiyetin, borcun yazılması söylenir.



Eğer hadisler dinin kaynağı ise vasiyetler ve borç bile yazılırken, Peygamber’in dinin kaynağının yazılmasını engellemesi hiç mümkün müdür? Eğer Peygamber dinin bir kaynağının kayda geçmiş olmasını engellemişse, dinin tam ve eksiksiz bir şekilde öğrenilmesini engellemiş olmaz mı? İleride göreceğimiz gibi birçok hadis uydurulmuştur. Eğer ki hadisler dinin kaynağı olsaydı, Peygamber onları yazdıracaktı ve şu anda olduğu gibi hadislerin içine onbinlerce yalan karışmamış olacaktı. Oysa Kuran ayetlerinden anladığımız gibi Kuran yeterlidir. Bunu da en iyi anlayan şüphesiz Peygamber'imiz Hz. Muhammed'dir. Görüldüğü gibi Peygamber'in sünneti (davranış tarzı) hadislerin Kuran’a ilaveler yapan kitaplar olarak yazılması değil, hiç yazılmamasıdır. Peygamber hadis yazdırmamakla kalmamış, üstelik bunu yasaklamıştır. Yani hadis yazmak Peygamber'in tavrı olmadığı gibi üstelik bir yasağıdır. Basiret sahibi Peygamber'imiz insanların detaysever, Peygamber'leri ilahlaştırıcı, mezheplere bölünmeye müsait karakterlerini bildiğinden, bunlara yol açacak hadis yazımını yasaklamıştır. Bugün gelinen nokta Peygamberimiz'in basiretini bir kez daha takdir etmemizi gerektirmektedir. Sırf Peygamber'in hadis yazımını yasaklaması bile anlamaya niyeti olanlar için yeterlidir.



HADİSLERİN SAYISAL ÇOKLUĞU

Ahmed Emin, hadis uydurmacılığının tablosunu gösteren şu zeki tespiti yapar: “‹lginçtir ki eğer hadisleri açıklayıcı bir şekilde ele alacak olsak piramit biçiminde olduğunu görürüz. Piramidin tepesi Allah'ın elçisinin dönemi olup aşağıya indikçe piramidin eni artmaktadır. Piramidin temeline vardığımızda Peygamber döneminden ne kadar geniş olduğunu farkederiz. Halbuki makul olan tersidir. Çünkü Peygamber’in yanında olanlar hadisleri (Peygamber'in söylediklerini) en çok bilenlerdi. Sonra onların ölümüyle hadisleri bilenlerin sayısı azalacak ve bu şekilde üstteki piramit ters şekilde gelişecekti. Ama bizler Emevi dönemindeki hadislerin bu dönemdekilerden daha kabarık olduğunu görüyoruz.” (Ahmed Emin, Duhaul İslam) Bazı hadis bilginlerinin iddiasına göre 2 milyon hadis vardır. En doğru hadis kitabı olarak gösterilen Buhari'nin kitabındaki hadisleri 600 bin hadis arasından, Müslim'in ise 300 bin hadis arasından seçtikleri söylenir. Ebu Davut kitabındaki hadisleri 500 bin hadisten, mezhep kurucusu olan Malik Muvatta'sını 100 bin hadisten, İbni Hanbel ise Müsned'ini 750 bin hadisten seçtiği söylenir. Peygamberimiz'in aşağı yukarı 23 yıl Peygamberlik yaptığını düşünürsek: 23x365=8395 gün Peygamberlik yapmış olur. Toplam 2 milyon hadis olduğu söylendiğinde Peygamberimiz'in Peygamberlik yaptığı her gün başına 200'den fazla hadis düşer. Herhangi bir kişiye bir yıl önce en çok beraber vakit geçirdiği kişinin; babasının, çocuğunun, karısının veya kocasının hadislerini (sözlerini) ve yaptıklarını yazmasını söyleyelim. Aradan bir yıl geçmesine rağmen yazılan adetleri gördüğümüzde, Peygamberimiz'in vefatından iki yüz yıl sonra, gün başına iki yüz adet rivayet edilen sözlerin toplam sayısından bile bunların içinde ne kadar çok yalan olduğunu anlayabiliriz. Tüm bu hadis kitabı yazarlarının tüm bu hadisleri ezbere bildikleri ve kendilerince en doğru gördükleri hadisleri seçtikleri söylenir. Hadisçilerin kaç hadis bildiklerini söyleyebilmeleri için tüm hadisleri bir yere yazıp saymaları gerekirdi, yoksa kimse ezbere 600 bin hadis bildiğini iddia edemez. Türkçe konuşan bir topluluğa kaç tane kelimeyle Türkçe konuştuklarını soralım, aşağı yukarı kimsenin tam cevap veremediğini görürüz. Sayı 600 bin gibi rakamlara tırmandığında insanın ezberindekini sayması ise imkansızlaşır.



HADİSLER DİNİN KAYNAĞI OLSAYDI DİNİMİZ EKSİK OLURDU

Zaten bunun doğru olduğunu düşünürsek durum daha da korkunçtur. Müslim sahih olan, yani kesin doğru olduğu kanaatine vardığı her hadisi kitabına almadığını söyler (Müslim, 1. cilt, sayfa 28). Müslim'in mantığına göre hadisler dinin kaynağıdır, fakat kendisi her doğru bildiği hadisi kitabına almaz. Yani bu mantığa göre dinimiz eksik olur. Müslim'in atladığı bir hadisi, başka birinin atlamadığının garantisi olmadığına göre, gelenekçi mantık kendi kendini eksik ilan eden bu izahı kaynaklarında taşımaktadır. Hadisler dinin kaynağıdır diyen Buhari 600 bin hadis bilip 60007000 tanesini yani %1'ini kitabında yazmıştır. Geriye kalan % 99'u ise bunlara ihtiyacımız olmadığına veya bunların güvenilir olmadıklarına kanaat getirip kitabına almamıştır. Eğer hadisler dinin kaynağı olsalardı biz tamamen Buhari'nin insafına ve seçme yeteneğine kalmış olacaktık. Eğer hadisler gerekli olsaydı, %99'luk kesimde, gerekli olan hadisin olmaması imkansız olduğuna göre, hadisleri dinin kaynağı kabul eden zihniyete bakarsak dinimiz geri dönülemeyecek ve düzeltilemeyecek şekilde eksik olurdu. Buhari öldüğüne ve bize ulaştırmadığı, yazmadığı %99'luk kesimi bildiği iddiasında bulunan kimse olmadığına göre biz eksik bir dinin üyeleri olmuş olurduk.



Buhari'nin 600.000 hadis bildiği iddiasını ele alalım. Buhari'nin hayatında hiçbir iş yapmadığını, hiç uyumadığını ve her hadisin doğruluğunu, nakil zincirinin sağlamlığını anlamak için her hadise 2 saat ayırdığını düşünelim. Sırf bu süre 130 yıldan fazladır. Oysa bazen bir hadisin, bir zincirinin, bir halkasının sağlamlığını anlamak için günlerce seyahat edildiği iddiasını düşünürsek, Buhari'nin bildiği tüm hadislerin doğruluğunu test etmesi binlerce yıla bile sığmazdı. Kısacası Buhari'nin ve diğer hadisçilerin bildikleri tüm hadislerin sağlamlığını test edip, içinden en sağlamlarını seçtikleri iddiası akıl dışıdır.


Kuran başı sonu belli bir kaynaktır. Oysa hadiste insanlar: "Bir tane duydum”, "Bir tane de şu var” diyerek hadisleri çoğaltmışlardır. Hadislerin içine çok uydurma girmesinin en büyük sebeplerinden biri hadislerin başı ve sonu belirsiz bir kaynak oluşudur. Allah'a şükür ki Allah bizi Kuran dışında başka kaynağa muhtaç kılmadı. Biz de Allah'ın bu lütfu sayesinde eksiksiz, tastamam bir dinin üyeleriyiz. Farkında olarak veya olmayarak bizi eksik, belirsiz ve çelişkili bir dine mensupmuşuz gibi gösterenlerin, Peygamber'e fatura ederek Kuran'ın önüne koyduğu bu uydurmalarla dolu hadisleri atalım ki, Kuran tek başına ortaya çıksın ve çelişkisiz, tastamam dinimizin biricik kaynağı olarak bizi aydınlatsın.



PEYGAMBERİMİZİN YAZILMASINI YASAKLADIĞI HADİSLER NASIL KİTAPLARA DÖNÜŞTÜ?

Peygamberimiz'in hadis yazımını yasaklama şeklindeki tavrı, Peygamberimiz'in vefatından sonra dört halife döneminde; yani Hz. Ebubekir, Hz. ömer, Hz. Osman, Hz. Ali döneminde de devam etti. Bu 4 halifenin hadis yazma girişimlerini nasıl durdurduklarını, yazılan hadisleri nasıl yaktıklarını kitabımızın 11. Bölümünde ayrıntılarıyla göreceğiz. Peygamber döneminde olan olaylara şahit olanların bunları anlatması, Peygamber'le sohbet edenlerin bu sohbetlerdeki konuşmaları birbirlerine aktarmaları doğal, sıradan bir olay gibi görülebilir. Oysa sahabelerin, Peygamber'den bir şey duyduğunu iddia edene şahitlerini sormaları ve tüm bu sohbetlerin yazımını yasaklamaları, Peygamber'deki basiretin, kendisinden sonra da devam ettirildiğini, ileri görüş ile hadislerin dini nasıl dejenere edebileceğini ve yüzeysel bir bakışla doğal olarak algılanabilecek bir davranışın, aslında ileride nasıl bir felakete yol açacağını gördüklerini gösterir. çünkü dört halife döneminde de hadis yazımı yasaktı. Yani dört halife, doğruluğunu kendilerinin bildikleri bir çok Peygamber sözünün yazımına Peygamber’in vefatından hemen sonra bu sözler zihinlerde henüz tazeyken izin vermediler. İzin verildiğini iddia eden olursa "Hani, bu dönemde yazılı olan kitap nerede?” diye sorun, hiçbir şey gösteremediklerini göreceksiniz.

Harevi şöyle der: "Ne sahabe (Peygamber'i görenler) ne de tabiyun (Peygamber’i görmeyen ama sahabe görenler) hadisleri yazmıyorlardı. Ama söz olarak aktarıyorlardı. Basit yazılı bir kaç metnin dışında bunun bir istisnası yoktur. İlmin kaybolup, ulemanın ölüp gitmesinden korkulunca, ömer bin Abdülaziz, Ebu Bekr el Hazm'a bir mektupla hadisleri araştırıp, yazmasını emretti.” Yeni halife Yezid bin Abdülmelik ise ömer bin Abdülaziz ölünce Ebu Bekr el Hazm'ı ve onunla çalışanları bu görevden aldı. Sonra Halife Hişam, ez Zuhri hadislerini ilk toplayan kişi olarak kabul edilir. Mahmud Ebu Reyye tüm bu gelişmeleri ayrıntılarıyla anlatırken baskı ortamına da değinir: "Hadislerin toplanmasıyla emrolunan tabiyun bunu ancak baskı altında kabul etmişlerdir. Zira yaşanan tarz ve Sahabe'nin hadisleri toplamaması, onları böyle bir şeye girişme hususunda oldukça sıkıntıya sokuyordu. Ez Zuhri'nin şu sözü nakil edilmiştir: Biz hadisi yazmaktan hoşlanmıyorduk. Ne var ki o yöneticiler bizi buna zorladılar.” (Mahmut Ebu Reyye, Muhammedi Sünnetin Aydınlatılması)


Oysa gelenekçi İslam'ın hadisçileri, Emevi Dönemi'ni bile düzenli bir tasnif dönemi olarak kabul etmezler. Varolan yazmalarda hadis, fıkıh, şiir, haber gibi farklı farklı konular, doğruluk derecesi irdelenmeden karışık bir şekilde yazılmıştır. Gazali (Peygamber'den sonraki ikinci kuşağın) hadis yazımını kötü gördüğünü ve kendileri gibi sonrakilerin de ancak hadisleri ezberlemelerini söylediklerini nakleder. (Gazali, ‹hyayı Ulumiddin, 1. cilt, sayfa 79) Hadislerin ayrı ayrı ele alınıp bu konuda müstakil eserlerin verildiği ilk dönem Abbasiler dönemidir. Hicri ikinci asrın sonlarında elimize geçen bu tarzdaki tek çalışma Maliki mezhebinin kurucusu Malik'in Muvatta'sıdır. (İbni Ferhun, ed dibae el Muzehheb kitabı sayfa 25'te Malik'in Muvatta'da onbine yakın hadis topladığını, bu hadisleri gözden geçirip her sene içinden ayıkladığını, sonunda çok az kaldığını, biraz daha yaşasa hepsini atabileceğini anlatır.) Hemen ardından Hanbeli mezhebinin kurucusu İbni Hanbel'in Müsned'i gelir. Hicri 241 yılında vefat eden Hanbel'in kitabında da, Muvatta'da da sahih, zayıf ayırımları yapılmadan, o günlerde sürüklenen rivayet selinin içindeki her şeyin, ciddi bir ayırım gözetilmeden kitaplarına girdiğini görüyoruz.


Buhari'den önce hadisleri doğruluk derecelerine göre ayırma çabası dahi olmamıştır. Sahih ve zayıf şeklindeki hadis ayırım çabası Buhari ile başlar. Hadislerin incelenmesi sonucu bu çabanın gerekli sonucu vermeye yetmediğini görüyoruz. Meşhur hadisçilerden Buhari hicri 256'da, Müslim hicri 261'de, Tirmizi hicri 279'da, Ebu Davud hicri 275'de, Nesei hicri 303 yılında, İbni Mace hicri 273'de vefat etmişlerdir. Şiilerin hadis kitapları ise farklıdır ve Sunniler de, Şiiler de birbirlerinin hadis kitaplarını geçerli kabul etmezler. Şiilerin hadis kitaplarının oluşumu daha da ileri tarihlere rastlar. Meşhur Şii hadisçilerinden Kulani hicri 329'da, Babuvay hicri 381'de, Cafer Muhammed Tusi hicri 411'de, El Murtaza hicri 436'da vefat etmiştir. örneğin Osmanlı padişahı 2. Mahmut'un söylediği iddia edilen bir söz, hiçbir tarih kitabında kaydedilmemiş olsaydı ve sırf kulaktan kulağa iletilme yoluyla günümüze gelseydi, bu söze ne kadar güvenebilirdik? üstelik bu sözün sadece bir kişiden, o bir kişinin başka birinden, onun da birinden... şeklinde 2. Mahmut'a kadar tek bir zincirle bize ulaştırıldığı söylenseydi bu söze kim inanırdı? Oysa 1839'da vefat eden 2. Mahmut'tan günümüze kadar geçen süre, Peygamberimiz'in vefatıyla meşhur hadis kitaplarının ilk yazılanı arasında geçen süreden çok daha azdır. Kimi meşhur hadis kitaplarının yazıldığı zaman ile Peygamberimiz'in vefatı arasında geçen süre ise bu sürenin 2 katından da fazladır. 5. Bölümde göreceğimiz birçok sebepten dolayı en meşhur hadisçiler kitaplarını yazdıklarında, onbinlerce hadis ayıklanamayacak tarzda uydurulmuş bulunuyordu. Bu hadis kitaplarının Kuran, mantık ve diğer hadislerle çelişen birçok hadis içermeleri ve hem yöntemleri, hem naklettikleri hadislerle kendi aralarında da çelişmeleri, Kuran dışında başka kaynak aramanın felaketini bir kez daha gözler önüne sermektedir. Daha evvel bahsettiğimiz piramid bu kitaplar yazıya geçtiğinde uydurmalar ile şişmişti. Bu hadisçiler ise, Peygamber'in ve 4 Halifenin yolunu izleyip onlar gibi hadis yazımına karşı çıkacaklarına; İslam alemine büyük zarar veren, Peygamber'in uygulamasına aykırıyken sözde Peygamber sevgisi kılığında, yalan yanlış birçok sözü hadis diye yazdılar. Unutmayalım ki Hz. İsa'yı ilahlaştıran Hıristiyanların da mazeretleri Hz. İsa'ya sevgileridir. Fakat mazeretleri aynı bizim hadisçilerin mazeretleri gibi kabahatlerini örtmeye yetmez.



SAHABENİN HATASIZLIĞININ İLANININ HADİS NAKLİNDEKİ ZARARLARI

Sahabe kelimesi; Peygamberimiz'le hiç konuşmasa bile uzaktan dahi olsa Müslüman olarak Peygamberimiz'i gören herkes için kullanılır. Buhari'nin yaptığı bu tanım genel kabul görmüştür. Meşhur hadis kitaplarında, cerh ve tadil adı altında hadis duyulan kişilerin doğru sözlülüğü, hafızası, inancı sorgulanır. Oysa Hicri 3. asra kadar ben şundan, şu bundan, bu ondan duydu diye yapılan nakillerdeki, aradaki tüm bu, şu ve o'ların binlercesinin dürüstlüğü, hafızası ve diğer özelliklerinin sınanmasına kimsenin ömrü yetmez. Ebu Şame bu hususta şöyle der: "Hadis nakil edenler hakkındaki görüşler o kadar farklılık kazanmıştır ki, tek bir nakilci bazılarına göre müminlerin emiri, bazılarına göre ise insanların en yalancısı olarak nitelenebilmiştir.” örneğin İkrime, Buhari ve meşhur birçok hadisçiye göre çok muteber bir nakilci iken, Müslim'e göre yalancıdır. Bunun örnekleri çoktur. Fakat örnekler içinde kanaatimce en ilginci geleneksel İslam'ın en meşhur hadis kitabının yazarı Buhari'nin, geleneksel İslam'ın en büyük mezhebinin başı Ebu Hanife'yi gayrisika yani güvenilmez ilan edip, ondan tek bir hadis dahi nakletmemesidir. En ünlü hadisçiye göre en ünlü mezhebin kurucusu güvenilmezdir, fakat geleneksel İslam'ın taklitçi zihniyetine göre bunlar en güvenilir, en mübarek iki kişidir. Cerh ve tadildeki, yani hadis rivayet edenlerin güvenilirliği hakkındaki tartışmalarda çelişkili izahlar en az hadislerdeki çelişkiler kadar çoktur. Bunların çoğunun gereksiz ve sıkıcı olmasından dolayı detaylara daha fazla girmiyoruz.



Yazının başına dönersek, tüm bu hadisler önce nakil zincirlerinin sonunda sahabeye atfedilir, daha sonra Peygamber'den duyulduğu söylenir. Sahabelerden sonraki kişiler, bir sonuç alınamasa dahi, hiç olmazsa tartışma konusu olmuşlardır. Oysa sahabe isimleri geçince sahabeden duyulan söz, sahabe olduğu söylenen kişinin kim olduğuna bakılmadan doğru kabul edilir. Kuran'ın hiçbir yerinde Peygamber'i her görene güvenileceğine dair bir izah yoktur. Bilakis Peygamberimizin etrafındaki "Müslümanım” diyenlerin bir çoğu Kuran'da eleştirilir. Münafıkların, Müslümanların arasına girdiği de Kuran'da belirtilir. 9 Tevbe Suresi 101. ayette Peygamber'in dönemindeki ikiyüzlülerin hepsini Peygamber'in bile bilmediği söylenir. Peki Peygamber'in bile bilmediği ikiyüzlüleri (münafıkları) hadis imamları nasıl bilmişlerdir? Hadis nakil ettikleri kişilerin bu bahsedilen münafıklardan biri olmadığını nasıl iddia edeceklerdir? Yoksa Kuran'da, Peygamber'in hayattayken bilemediği söylenilen kişileri, bu mezhep imamları, bu kişiler öldükten 200 yıl sonra mı bilebiliyorlar? Peygamber’in vefatından sonra sahabelerin bir kısmının diğerleriyle savaşı, birbirlerini kafirlikle ithamları da her sahabe olduğunu söyleyene güvenilemeyeceğini gösterir. Oysa sahabeyi tartışmasız doğru kabul eden zihniyet, sahabeyle aralarındaki zincirlerde bir çok yanlış değerlendirme yaptıkları gibi, sahabeyi toptan doğru kabul edip yine hata yapmışlardır. G.H.A. Juynboll'un dikkat çektiği gibi, eğer tüm sahabenin güvenilir olduğu iddiasının yanlışlığı kanıtlanırsa, bütün hadis mantığı çökecektir.12. Bölümde bazı hadis uydurucularını incelerken bu konuyu teferruatlıca göreceğiz.

MANA İLE HADİS NAKLİNİN GETİRDİKLERİ

Hadislerin ne kadar güvenilir olduğunu anlamak için günümüzde ana okulunda oynanan bir oyunu bir de biz deneyelim. On, yirmi kelimelik bir hadisi alalım ve yedi, sekiz kişinin bu hadisi kulaktan kulağa söylemesini sağlayalım. Acaba bu hadisler ne kadar doğru olarak iletilecektir? Hadis naklinde ise bu hadislerin hem metin, hem nakil zincirleriyle ezberlenip, yüzlerce yıllık süreçte dağ,tepe,çöl arasında, kulaktan kulağa seyahat ettiğini unutmayalım. Daha evvel saydığımız hadislerin kasıtlı uydurulma sebeplerini, hadis nakil zinciri olmayan hadislere nakil zincirlerinin uydurulduğunu yok saysaydık tüm hadis zincirlerinin doğru, tüm hadis nakilcilerinin iyi niyetli olduğunu varsaysaydık bile hadisler güvenilir olmazdı.

Hadisler konusunda yeterli bilgiye sahip olmayan halktan büyük bir kesim, hadislerin Peygamber’in ağzından çıktığı şekilde kelimesi kelimesine bize ulaştırıldığını zannederler. Hadislerin içinde doğruyla yalanın karışmış olması bir yana, hadislerin Peygamberimiz'in ağzından çıktığı şekliyle bize ulaştırıldığını hadisçiler bile iddia etmez. Buhari başta olmak üzere birçok hadisçi, hadisin manasının muhafaza edilmesinin yeterli olduğunu, asıl metinin ezberlenmesinin şart olmadığını kabul etmişlerdir. Bu ise hadislerin içine birçok kimsenin kendi görüşünü sokması, tam anlayamadığı halde anlayamadığını anlamayanların, hadis metnini bozup manayı da bozmaları gibi sonuçlar doğurmuştur. Her nakilci, hadisin metnini akılda tutabilecek güçte bir hafızaya sahip olmadığından da aklında kalanı nakletmiş, bu da dilden dile anlam kaymalarına sebebiyet vermiştir. Tüm bu sakıncalara rağmen Buhari, en büyük iki Sunni mezhep olan Hanefi ve Şafii mezheplerinin başları Ebu Hanife ve Şafii de mana ile rivayeti yeterli görmüşlerdir.

Peygamberimiz'in en geniş topluluğa konuştuğu anın Veda Hutbesi olduğunu ve burada yüz binden fazla kişi olduğunu tüm hadisçiler kabul eder. Yüz binden fazla kişinin şahit olduğu bu hutbenin ayrı ayrı metinlerde, nasıl farklı farklı olduğunu görmemiz, mana ile hadis naklinin; hadis uydurmacılığının, en sağlam hadis olması beklenen veda hutbesinde bile nasıl tahrifat yaptığını gösterir.

Mana ile hadis nakli olabilir denilince, hadisin başını sonunu duymamak da önemli mana kaymaları yapmıştır. Ebu Hureyre'den "Uğursuzluk üç şeyde olur: Ev, kadın ve at” diye Peygamber'e hadis nispet ettiğini duyan Hz. Aişe: "Allah'a yemin ederim ki Allah'ın elçisi bunu asla söylememiştir. O ancak şunu söylemiştir. Cahiliye ehli şöyle derlerdi: Uğursuzluk şu üç şeyde olur; ev, kadın ve at.” Görüldüğü gibi Hz. Aişe'ye nispet edilen ve Ebu Hureyre'ye yapılan bu itiraz; mana ile hadis rivayeti mümkündür deyip başını, sonunu, durum ve şartları nakletmeden yapılan hadislerin yol açtığı felaketlere bir örnektir.

Saydığımız tüm bu koşullardan dolayı hadisçilerin benzer ölçülerle hadis toplayanları bile bir çok hadiste ihtilaf etmişlerdir. Buhari'nin birçok hadisi Müslim'e göre yanlış, Müslim'in birçok hadisi de Buhari'ye göre yanlıştır. Hele dört mezhebin kurucuları Ebu Hanife, Şafi, Malik ve Hanbel'in hadislere bakışı ve değerlendirişinde sahih, zayıf, hasen tipi ayrımlar da yoktur. Dört imam kendi akıllarına yatan hadisleri, Kütübi Sitte'yi (6 meşhur hadis kitabı) yazan hadis imamlarının ölçülerine rivayet etmeksizin mezheplerini kurmuşlardır. Bunlardan en büyük mezhebin kurucusu Ebu Hanife, hadis bilgisinin zayıflığı ve hadisi de bir kenara bırakıp kendi görüşünü, reyi ön plana çıkarması yüzünden hadis imamlarınca eleştirilmiş ve Buhari tarafından güvenilmez bir kişi olarak ilan edilmiştir.

HADİS NAKİL ZİNCİRLERİ

Sahabenin hatasız ilan edilerek, sahabelerin hepsinin doğru sözlü olduklarının peşinen kabul edildiğini gördük. Hadis kitaplarının yazımına kadar olan süreçte ne bir sahabe, ne de sahabeyi gören(tabiin) bir kimse yaşıyordu. Peygamber'den bu kitapların yazımına kadar 67 nesil geçmişti ve bir hadis nakledilirken, bu hadisi nakleden bu 67 kişiyle naklederdi.(Bu yöntem Buhari ile sistemli bir şekilde başladı ve hadisler, hadisin kimden geldiği hiç bilinmeden nakledildi. Buhari'nin hicri 200’lü yıllarda yaşadığı düşünülürse Buhari'den önce olmayan bir metoda göre hadislerin nakil zincirlerinin akılda tutulması da hiç mantıklı değildir.) Hadis rivayetini aynı şekilde eleştiren Kasım Ahmed "Hadis ve İslam” kitabında şu iki zinciri örnek gösterir:

1 Peygamber'imiz 2 ömer İbni Hattab 3 İbni Vakkas 4 İbni İbrahim et Taimi 5 Yahya İbni Said el Ensari 6 Sufyan 7 Abdullah İbni Zübeyir 8 Buhari

1 Peygamber'imiz 2 Aişe 3 Urvan İbni Zübeyir 4 İbni Shiab 5 Ukail 6 El Baith 7 Yahya İbni Bukheir 8 Buhari
Bu hadisler nakil edildiğinde Peygamber'den sonraki halkadan, sonrakinden sonraki bile vefat etmişti. Yani hadisçilerin hadis nakil eden şahısların doğru sözlü olup olmadıklarını tetkik edecekleri şahıslar ölüydü. Bu yüzden mantıksız bir şekilde, tüm sahabeyi doğru sözlü bile kabul etseniz, sahabeden sonraki nesillerden de bayağı bir kısmı, hadis kitapları yazıldığında vefat ettiği için, doğru sözlü olup olmadıklarının kontrolü imkansızdır. Bu yüzden hadis yazarlarının cerh ve tadil ilmi dedikleri uğraş, mezardakilere uygulanamayacağına göre, tamamen neticesiz bir uğraştır.

Yaşayan kimselerin doğru sözlü olup olmadıklarını anlamak da imkansızdır. çünkü hadis kitaplarının yazıldığı yıllarda Müslümanlar çok geniş bir coğrafyaya dağılmış bulunuyorlardı. Hadis nakil zincirlerinin yaşayan son halkalarının hepsine de deve üstünde ulaşmak mümkün değildir. Ulaşılanların doğru sözlü olduğunun anlaşılması da mümkün değildir. Kısa bir ziyaretle bir insanın doğru sözlü olup olmadığı nasıl anlaşılacaktır? Din gibi kesinlik gerektiren bir olgu nasıl böyle sübjektif kriterlere dayandırılabilir?

Görüldüğü gibi mezhepçi zihniyetin hadis imamı bir süpermendir. öyle bir süpermendir ki; yüzbinlerce hadisi hem de nakledenleriyle ezbere bilir. Bunlar arasından en doğruyu bizim için bulur. Hadis zincirinde hiç görmediği, kendileri daha doğduğunda ölmüş olanlar vardır, ama olsun, hadis imamı onların da doğru sözlü olduğunu bilir. Emrinde helikopteri olan bir kişinin bile ziyaret ede ede bitiremeyeceği kişileri aynı hadis imamı deve üstünde ziyaret eder. Üstelik bir ziyaretle doğru sözlüyü, yalancıyı ayırt eder. Bunlar hadis imamlarının bu kitapları yazmak için sahip oldukları iddia edilen özellikleridir. Bir de manevi üstünlük hikayeleri vardır; ama onları ne siz sorun, ne biz söyleyelim...


BU FİKİRLERİ İLK BİZ SÖYLEMİYORUZ

Ben şundan duydum, şu bundan, bu ondan, o başkasından duydu şeklinde oluşan zincirdeki herkesin doğru sözlü olduğuna kanaat getiren hadisçi, hadisi, metnine bakmaksızın sahih(doğru) kabul eder. Bu tip hadislere ahad hadisler, ahad haberler denmiştir. Buhari ve Müslim diye adlandırılan en doğru hadis kitapları ve diğer meşhur kütübi sitte kitaplarını, hep bu ahad hadisler oluşturur. Gelenekçi İslamcı kendi uydurmalarla dolu görüşünü kabul ettirmek için aforoz silahına sarılır, Buhari ve Müslim'deki tek bir hadisi bile inkar edenin kafir olacağını ilan eder. Oysa Buhari ve Müslim birbirlerinin birçok hadisini reddetmişlerdir. Gelenekçiye göre onlar birbirlerine itiraz ederse, alimlerin ihtilafı rahmet olduğu için iyi olur, biz itiraz edersek kafir oluruz. Şiiler, Ehli Sünnetin hiçbir hadis kitabını kabul etmezler. Mutezile’nin, Haricilerin hadislerin yazılmasına ve dini kaynak ilan edilmelerine itirazları, kelamcılardan hadislerin sanı olduğunu söyleyenler, Şafi'nin Kuran dışında kaynaklara başvurması yüzünden Basra'da girdiği tartışmalar, Murcie fırkasından gelen tepkilerin hadislerin savunulduğu kitaplarda geçmesi, hadis toplama döneminde hadisçiliğin gördüğü itirazlara örnektir. Kuran'daki İslam'ı savunup, hadislerin dinin kaynağı olamayacağını söyleyenlere: "Bunu ilk siz mi akıl ettiniz? Niye bugüne kadar kimse bunu söylememiş?” diye soranlar tarihte bahsettiğimiz bu vakalardan habersizdirler. Hadisler ilk çıktıklarından beri dinin kaynağı olamayacaklarına dair itiraza uğramışlardır. Fakat merkezi otoritenin baskı ve dayatmasıyla karşı fikirler susturulmuştur. Bu fikirleri ne ilk biz söyledik, ne de bu fikirler yeni türedi. Hadissiz, yalnız Kuran'a dayalı İslam baştan beri var olan İslam'dır. Bilakis hadisler sonradan türemiş ve din diye yutturulmuşlardır.
Müslim'i, Buhari'yi adeta gelmiş geçmiş tüm ‹slam alimlerinin kabul ettiği, Peygamber’in ağzından çıkanı hemen kaleme almış kişiler havasında sunanların birçoğunun, hadislerin mana ile naklinden, bu nakil zincirlerine, hadislerin yazım yasağından, hadisçilerin birbirlerine itirazlarına, bazı grupların hadise toptan karşı çıkmalarına kadar birçok konuyu bilmediğini üzülerek gözlemliyoruz. Bilgilerine rağmen mezhep taassubu ile bunları görmezden gelenlerin olduğu da tabi ki ayrı bir gerçektir. Allah'a şükür ki Allah bizi bu yalanlarla dolu, karmaşık, içinden çıkılamayan, zan olan ciltlere muhtaç etmedi ve her açıdan yeterli olan Kuran'ı indirdi.

ESBABI NUZUL HADİSLERİ

Kuran'daki ayetlerin iniş sebeplerini anlatan hadislere esbabı nuzul hadisleri denir. 3. Bölümde gördüğümüz gibi Kuran yeterli, detaylı, açık ve din adına her hükmü kapsayan kitabımızdır. Kuran hiçbir hadise gerek duymaz, hadislerin adını esbabı nuzul hadisleri diye değiştirmemiz hiçbir şeyi değiştirmez. Kuran kendi kendini açıklar. Bir konuyu öğrenmek istediğimizde Kuran'ın o konuyla ilgili tüm ayetlerini karşımıza alıp, o konuyu öğrenmemiz gerekir. İçinde onbinlerce yalan olan hadislerle Kuran'ı şartlanmış şekilde değerlendirmeye kalkmak, Kuran'ın berraklığını, saflığını yalanla, gereksiz olanla karıştırmak demektir. Kuran'ın sesini net duymak için diğer frekanslardan gelen sesleri susturup, kulağımızı yalnızca Kuran'a çevirmek zorundayız.

Onların sana verdiği her örneğe karşın biz sana gerçeği ve en güzel yorumu(ahsena tefsir) veririz.

25 Furkan Suresi 33

Allah en güzel yorumu kendisinin verdiğini söylemektedir. Kuran'da "yorum” diye çevirdiğimiz kelimenin Arapça orijinali "tefsir”dir. Günümüzde esbabı nuzul (Kuran ayetlerinin iniş sebebi) hadisleri diye anılan hadisler hep tefsir isimli kitapların malzemesi yapılmışlardır. Allah tefsirin en güzelini(ahsena tefsir) kendisinin verdiğini söylemektedir, Allah'ın dini, insanların yazdığı tefsir kitapları olmaksızın tastamamdır.

üstelik esbabı nuzul hadisleri arasında yalan hadislerin oran olarak diğer hadislerden de daha çok olduğu kanaatindeyiz. Bu alanda tefsir kitapları, sahih, zayıf endişesi bile olmadan, hatta ‹srailiyat(eski Musevi hikayeleri) olduğu açıkça belli olan hadislerle doldurulmuştur. Aynı ayetin iniş sebebinin; bir kavle göre şöyledir, diğer kavle göre böyledir, bir başka kavle göreyse... şeklinde birbiriyle alakasız hikayelerle aynı kitaplarda anlatılması bu sahadaki uydurmaların çokluğunu gösterir. Bu konuda uydurmaların çokluğu o kadar barizdir ki kendisi de hadisçi ve bir mezhep imamı olan Müsned'in yazarı İbni Hanbel bile: “Esbabı nuzul konusunda tek bir doğru hadis yoktur” der.

En önemli sorunların başında akılların mezheplere ipoteklenmesi gelmektedir. Mezheplerdeki uydurmaların ve akıl dışı izahların çokluğunu hatırladığımızda bunun korkunçluğu ortaya çıkar. Mezhepçi yaklaşımla Kuran tefsiri yapanlar, Kuran'ı mezheplerinin doğrultusunda açıklamaya çalışmış ve Kuran'ın metni ile ilgili alakasız açıklamalar getirmişlerdir. Aynı ayetin iniş sebebini birçok farklı biçimde anlatan esbabı nüzul hadisleri, mezhepçi tefsircilerin, Kuran'ı mezheplerine, şahsi fikirlerine uydurmaları için engin bir malzeme oluştururlar. Zaten bu esbabı nüzul hadislerinin birçoğu hadis yazımı zamanında, Kuran'ı kendi şahsi ve mezhepsel fikirlerine uydurmak isteyenler tarafından uydurulmuştur.

Elmalılı Hamdi Yazır'ın tefsirinin giriş bölümünde Elmalılı'nın resmi otoriteyle yaptığı bir antlaşma vardır. Bu antlaşmanın 5. maddesinde tefsirin Ehli Sünnet fikrine ve Hanefi mezhebine uygun hazırlanacağı kabul edilir. Prof. Dr. Mehmet Aydın'ın ifadesine göre İdeolojik Tefsir, bizim daha çok kullandığımız ifadeye göre Mezhepçi Tefsir anlayışı Elmalılı'nın daha ilk sayfalarında ortaya çıkmaktadır. Bilgisi ne kadar geniş olursa olsun, Allah'ın onay vermediği bir mezhebe zihinlerini ipotek edenlerin yapacağı tefsir ne kadar isabetli olmuş olabilir? Hadisi dinin kaynağı kabul edenlerin, Kuran'ı, Kuran dışı uydurma kutsallarla açıklama çabaları, Kuran'ı Kuran'la alakasız bir noktaya getirmekten başka bir işe yaramamıştır. Bu uydurma kutsalların adı ister mezhep imamı olsun, ister şeyh olsun, ister hadis olsun, ister esbabı nüzul olsun...



SALMAN RÜŞDÜ'NÜN ŞEYTAN AYETLERİ KİTABI ASLINDA ŞEYTAN HADİSLERİDİR

Kuran’ı esbabı nuzul hadisleriyle açıklamaya kalkmanın İslam dünyasının başına açtığı en büyük dert; din düşmanı kişilerin bu uydurmaları, din gibi gösterip, dinimize saldırmaları olmuştur. örneğin Salman Rüştü'nün kitabının temeli bu tip hadislere dayanır. Bu uydurma hadislere göre bir gün Peygamber Kuran okurken şeytan Peygamber’in bedeninin içine nüfuz edip, Peygamber’in ağzından Lat, Menat, Uzza putlarını övmüş ve onların şefaatlarının umulduğunu söylemiştir.(Garanik kıssası olarak bilinen bu olayı Tevilu Muhtelifi'l Hadis kitabında İbni Kuteybe de kabul eder.)

Hadislere göre, sonradan Peygamber'imiz Hz. Muhammed bunları kendisinin değil şeytanın söylediğini açıklamıştır. Birçok Müslümanın Salman Rüştü'ye küfürler etmesine, Humeyni'nin Rüştü'nün öldürülmesine fetva vermesine ve bu olayın ülkeler arası diplomatik krize yol açtığına şahit olduk. Fakat hiç kimse kalkıp da bu olayın gerçek suçlusu olan bu hadisleri kitaplarında kullanmış olanları kınamadı. Ne de olsa geleneksel İslam'daki bir görüşe göre alime alimcik diyen bile kafir olur! Bu hadisleri savunan hadisçilere de alim etiketi yapıştırılmıştır bir kere. Yani bu hadisleri din adına savunursanız alim olur el üstünde tutulursunuz, Salman Rüştü gibi aynı hadisleri dinsizlik adına kullanırsanız ise... Biz kendimiz dine mal edilen uydurmaları dinden atmazsak bunları malzeme yapan İlhan Arsel'e, Turan Dursun'a, Salman Rüştü'ye, Server Tanilli’ye ne kadar kızabiliriz? Din adına çarpık bir sistemi ortaya çıkaranlar, din düşmanlarının türemesinde ve din düşmanlarının bu çarpıklıkları malzeme yapmasında günahsız kalabilirler mi?



PİYASADAKİ KURAN TEFSİRLERİ

Kuran tefsiri diye piyasada satılan birçok kitabın esbabı nuzul hikayeleriyle doldurulduğunu görüyoruz. ‹lmihal kitapları nasıl din adına bir şey ifade etmiyorsa, uydurmalarla Kuran’ı bağdaştırmaya çalışmak da Kuran'ın diniyle bağdaşmaz. Diğer yandan bu hikayelerle, Kuran ayetleri sanki belli bir olay için inmiş, bölgesel, sınırlı bir zaman dilimine hitap ediyormuş gibi bir hava verilmiştir. Bu da Kuran'ın evrenselliğini, her döneme bakan izahlarını gölgeleyen bir yaklaşımdır. Kuran'ın izahları bir zaman dilimine ve tek bir hikayeye indirgenemez. Kuran'ın tüm alemlere bir hatırlatma olduğunu söyleyen 81 Tekvir Suresi 27. ayet ve Kuran'ın tüm insanların doğruya iletilmesi için indirildiğini söyleyen 2 Bakara Suresi 185. ayet bu mantığı yalanlar. Allah istediği zaman Kuran ayetlerinin iniş sebebini yine Kuran'da anlatmıştır. örneğin "Sana soruyorlar, de ki” şeklindeki ayetlerde, sorulara mukabil Kuran'ın ayetlerinin indiği yine Kuran'da bellidir. Allah'ın açıklamadığı bizim için gereksiz olanlardır, din adına gerekli olan her şey Kuran'dadır.


Kuran'ı yetersiz görenler ne yazık ki uydurmalara ihtiyaç duymuş ve Kuran'ın berrak sesinin kötü frekanslarla karışmasına sebep olmuşlardır. Kuran Dünyanın yuvarlaklığından, Güneşin ve Dünyanın hareketlerine, ceninin oluşumundan, denizin altındaki suların karışmamasına kadar birçok konudaki izahlarıyla, bin dörtyüz yıl öncesinden, günümüzün biliminin son asırda farkettiği gerçekleri en güzel şekilde anlatarak mucizelerini sergiler. Kuran'ın tefsirini hadislerle yapacağım diye ortaya çıkanlar ise ‹bni Kesir’in Bakara Suresi 29. ayetini ve Kalem Suresi 1. ayetini tefsirindeki, aşağıdaki mantık dışı açıklamasında olduğu gibi komik duruma düşmüşlerdir.

"Allah, yarattıklarını yaratmak isteyince ince sudan buhar meydana getirdi. Buhar suyun üzerinden yükseldi ve bu yükselen şeye yükseklik manasında gök dedi. Sonra suyu katılaştırdı ve ondan bir tek yer meydana getirdi, sonra bu yerleri parçaladı ve onları iki günde; pazar ve pazartesi günü yedi yer haline getirdi. Yeri balığın üzerinde yarattı ki balık Allah Teala'nın Kalem suresinde: Nun ve Kaleme andolsun ki diye söz konusu edilen Nun balığıdır. Balık sudadır. Su ise kayalığın üzerindedir. Kayalık ise hiçbir bitki bitirmeyen büyük bir taşın üzerindedir. Taş ise, bir meleğin sırtındadır, melekte bir kayanın üzerindedir, kaya rüzgardır. İşte Hz. Lokman'ın "Ne gök vardı, ne yeryüzü, balık hareket etti ve kımıldadı, yeryüzü sarsıldı ve üzerine dağlar çekilerek durduruldu. Bunun için dağlar yeryüzünün üzerine oturtulmuştur” diye bahsettiği kaya budur.”

İbni Kesir, Kuran Tefsiri

Tüm bu dünyayı balığın üzerinde ilan eden hadisçi görüşlerden Kuran'ın dışındaki kaynakları bir kenara atmadan kurtulmak mümkün değildir. Aynı tablodan rahatsız olan Mehmet Akif Ersoy bakın şiirleriyle bu durumu nasıl yeriyor:

Hani vaiz diye geçinen maskara şeyler var ya

Der ki bir tanesi peştahtayı yumruklayarak:
Dinle, dünya neyin üstünde duruyor hey avanak!
Yerin altında öküz var, onun altında balık;
Onun altında da bir zorlu deniz var kayalık,

öteden Kürd atılır: Doğru mu dersin be hoca?
Ne demek doğru mu dersin? Gidi cahil amuca!
Sözlerim basma değil yazma kitaptan tekmil
Kim inanmazsa kızıl kafir olur böylece bil.
........
(Safahat)

Başka bir şiirinde Mehmet Akif maskara diye nitelendirdiği tipe şöyle çatar:
Nebiye atf ile binlerce herze uydurdun.
Yıktın da dini mübini yeni bir din kurdun.
Mehmet Akif bu din adamı tipini yererken hiçbir zaman ümitsiz değildir. Aşağıdaki mısralarda ise uydurmalara karşı çözümünü şöyle dile getirir:
Doğrudan doğruya Kuran'dan alarak ilhamı.
Asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı.



KURAN'DAN SONRA HANGİ HADİSE İMAN EDİYORLAR?

Bu alt başlığımız 7 Araf suresinin 185. ayetidir. Ayetin Türkçe çevirilerinde hadis kelimesinin yerine söz dendiğine de şahit olabilirsiniz. Bu çeviri de tabi ki doğrudur; çünkü Arapça hadis kelimesi Türkçe söz kelimesinin karşılığıdır. Bu ayette ve diğer ayetlerde hadis kelimesinin kullanımı ve Kuran'a eş kaynaklar olarak uydurulan sözlere hadis denmesi, Kuran'ın bir mucizesidir. Kuran dinin başına bela olacak, Peygamber’e atfedilecek, dinin tek kaynağını yüzlere çıkaracak hadislere mucizevi bir tarzda işaret etmiştir. Peygamber'e birçok yalanı atfeden hadisçiler, agval=sözler, ahber=haberler, hikem=hikmetler veya başka bir Arapça kelimeyi Peygamber'in sözlerini belirtmek için kullanabilirlerdi. Her hususta çelişen hadisçilerin bu sözlere oy birliğiyle hadis deyip, Kuran'ın bu ayetlerinin işaretine girmeleri, Kuran'ın sayısız mucizelerinden biridir.

Bu Kuran uydurulacak bir hadis(söz) değildir. Aksine o önündekini tasdikleyici, her şeyi detaylandırıcıdır. ‹nanan bir topluluk için kılavuz ve rahmettir.

12 Yusuf Suresi 111

Allah, Kuran'ın uydurulan bir hadis olmadığını söylediği bu ayette, kitabın detaylandırıldığı gibi geleneksel İslamcıların bir türlü anlayamadıkları bir gerçeği de vurgular. Oysa gelenekçiler kitabın detaylı olduğunu görmezlikten gelip hadisleri, gelenekleri, şahsi görüşlerini Kuran'ın detayları yetersizmiş gibi dine sokarlar. Bunlarda da hadisler başroldedir. Oysa aynı ayet Kuran'ın uydurulmuş bir hadis olmadığını söyleyerek, anlamaya niyeti olana mucizesini sergiler.

Şimdi sen bu hadise(söze) inanmazlarsa, belki de arkalarından kendini eritircesine üzüleceksin.
18 Kehf Suresi 6

Ayetten, Peygamber'in insanlar inanmıyor diye üzüldüğü yegane hadisin(sözün) Kuran olduğunu anlıyoruz. Peygamber Kuran dışında bir hadise kimseyi davet etmemiştir. Hiç kimsenin kendi hadislerini yazmasını da söylememiştir. Eğer Peygamber’in kendi hadisleri de dinin kaynağı olsaydı Peygamber'imiz onları da yazdırırdı, insanlar o hadislere inanmadığı için de kendisini eritircesine üzülürdü. Peygamberimiz'in uğrunda mücadele verdiği tek hadis Kuran'dır. Kuran'ın hadis kelimesiyle belirtip uymamızı istediği tek hadis de Kuran'dır. Kuran kendisi dışında uymamız gereken hiçbir hadise işaret etmez. Eğer Peygamber'in hadisleri(sözleri) de Kuran dışında dinin bir kaynağı olsalardı, Kuran bunu bir çok ayetle belirtirdi. Bu konuda tek bir ayet olmaması ve hadis kelimesinin Kuran'da gösterdiğimiz şekliyle kullanımı, günümüzdeki hadis kavramının sonradan uydurulduğunun açık bir delilidir.

İşte bunlar, Allah'ın ayetleridir ki, onları sana gerçek olarak okuyoruz. Hal böyleyken Allah’tan ve ayetlerinden sonra hangi hadise inanıyorlar?

45 Casiye Suresi 6

Allah ayette böyle sormaktadır. Geleneksel İslam savunucuları, Sunni ve Şii mezheplerinin taklitçilerinin hareket tarzlarından çıkan cevap ise şöyledir: Buhari'ye, Müslim'e, Oniki İmamın hadislerine(sözlerine), Ebu Davud'a, İbni Mace'ye inanıyoruz.

Kimin hadisi(sözü) Allah’tan daha doğru olabilir?

4 Nisa Suresi 87

Eğer doğru sözlüler iseler onun benzeri bir hadis getirsinler.

52 Tur Suresi 34

Kuran'ın bu izahına karşı Ebu Davud adlı meşhur hadis kitabında Peygamber'in kendisine, Kuran ve benzeri hadis verildiği söylenerek hadisler kurtarılmaya çalışılır. Oysa bu söz hadisleri kurtarmaya yetmez. çünkü hadisler Kuran kadar değil, Kuran'ın hacminden kat kat fazladır. üstelik bu gelenekçi zihniyeti ifade eden hadis, Kuran'ın benzeri bir hadis olamayacağını söyleyen yukarıdaki ayetle çelişmektedir.

İnsanlardan öyleleri vardır ki, Allah yolundan bilgisizce saptırmak ve o yolu oyalanma aracı yapmak için hadis eğlencesi satın alırlar. İşte böylelerine rezil edici bir azap vardır.

31 Lokman Suresi 6

Aynı surenin 7. ayetinde, ayetler bu şahıslara okunduğunda yüz çevirdiklerini görüyoruz. Ne yazık ki sadece Kuran'a dayandırarak bir hükmü söylediğimizde, mezhep taassubu yüzünden ayetleri görmezlikten gelenler, bu ayetleri sadece musikisi için değil, anlamak için de okurlarsa açıklamaya çalıştıklarımızı daha iyi kavrayacaklardır. (26. Bölümdeki Recm konusu, Kuran'a rağmen hadisi Kuran'ın önüne geçirenlere iyi bir örnektir.)

Kuran'da Peygamberimiz'le ilişkili olarak hadis kelimesi sadece iki defa ve aşağıdaki şekliyle kullanılmıştır:

Ey inananlar yemeğe çağırılmadan Peygamber'in evlerine girmeyiniz... Yemeği yiyince dağılın, bir hadise dalmayın.

Böyle davranmanız Peygamber'i rahatsız eder.

33 Ahzab Suresi 53

Hani Peygamber eşlerinden birine gizli bir hadis söylemişti. Derken o bunu haber verip, Allah da ona bunu açığa vurunca, o da bir kısmını açıklamış bir kısmından vazgeçmişti.

66 Tahrim Suresi 3

Görüldüğü gibi hadis kelimesi Peygamberimiz'le ilişkili olarak iki defa geçer. Oysa buradaki kullanımın Sunni ve Şii mezhepçi görüşle hiçbir alakası yoktur. Hadis kelimesini Hz. Muhammed Peygamberimiz'in sözleri olarak kullanan iki ayetin işareti, tartışmamız açısından çok önemlidir. Geleceği bilen Allah, hadis kelimesini Sunnilerin ve Şiilerin iddia ettikleri gibi dini öğretiler için değil, Peygamber'in kişisel sözleri için kullanır. üstelik her iki yerde de hadis kelimesi olumsuz bir bağlamda kullanılır. Sünnet kelimesi ise Kuran'da tek geçerli sünnetin Sünnetullah (Allah'ın sünneti, Allah'ın adeti) olduğu şeklinde geçer. (16. Bölümde göreceğiz.)

İslam'ın diğer kaynaklarından biri olarak gösterilen icma kelimesi ve türevlerinin Kuran'daki geçişi de sürekli olumsuzdur. Bu, Kuran'ın hadis ve sünnet kavramları gibi, icmayı da mucizevi bir şekilde mahkum ettiğini gösterir. (İcma kelimesi ve türevleri için bakınız 20 Taha 60, 70Mearic 18, 104 Hümeze 2, 3Ali İmran 173, 3Ali İmran 157, 10Yunus 58, 43Zuhruf 32, 26Şuara 38, 12Yusuf 19, 10Yunus 71, 20Taha 64, 17İsra 88, 22Hac 73, 54Kamer 45, 28Kasas 78, 7Araf 48, 26Şuara 39, 26Şuara 56, 54Kamer 44)

DOĞRU HADİSLERİ NE YAPACAĞIZ?

Buraya kadar yazdıklarımızdan bu sorunun cevabı bellidir. Hadislerin içinde onbinlerce uydurma hadis olduğu kesindir. Kuran'la çelişen, Kuran'a ilave hüküm getiren, mantıkla, aklın açık verileriyle çelişen hadislerin yalan olduğu kesindir. Dine ilave yapan hadisler, Kuran'ın detaylı, her şeyi açıklayan, hiçbir eksiği olmayan kitap olduğunu açıklayan ayetleriyle çeliştikleri için kesinlikle yalandırlar. Bunun dışında kalan hadisler, Kuran'a %100 uymaları şartıyla doğru olabilirler. Dikkat ederseniz doğru olabilirler diyoruz, kesinlikle doğrudur demiyoruz. Doğru hadisleri ne yapacağız sorusunun cevabı; “Hangi hadislerin doğru olduğunu bilemeyiz.” olacaktır. Yalan olan hadislerin bir kısmını yukarıdaki ölçülerden tanıyabiliriz. Ama bir hadisin kesinlikle doğru olduğuna hiçbir şekilde emin olamayız. çünkü tanık olduğumuz yalan hadislerle, doğru olabilecek hadisler aynı kişilerce, aynı ölçülerle, aynı yıllarda toplanmıştır. Hicri 200'ü geçtikleri sırada Buhari, Müslim ve diğerleri gerçek hadisleri bulmaya çalıştılar ama beceremediler. Peki biz hicri 1400'de bunu nasıl yapabiliriz? Kuran'a tamamen uyan söz herhangi bir Müslüman'ın söylediği söz olup Peygamber'in sözüyle karıştırılmış olabilir. Dine iyilik yapacağım diye hadis uyduranlar olduğunu 5. bölümde göreceğiz. Bu hadisler dine sözde iyilik yapmak isteyenlerin uydurduğu hadisler olabilir. Hadis nakleden, hatta toplayanların "Nerede insanların işine yarayan güzel bir söz bulursak başına Peygamber dedi ki demekten korkmayın” dediği de vakidir. Bu oluşum ve ihtimaller bizim Kuran'a hiçbir ilave yapmayan, Kuran'la çelişmeyen hadislere de bakış açımızı oluşturur. Bu yüzden hem Kuran'a uyan, hem de hiçbir hüküm ifade etmeyen bir sözü bile Peygamber'e yalan söz isnadından çekinip hadis diye nakil etmemek gerekir. İllaki Peygamber'in bir sözüne uyacaksak bu, Peygamber'in elçilik vazifesi gereği Allah'ın kelamını insanlara iletirken, Kuran olarak ağzından çıkan söz (hadis) olmalıdır. Aslen Allah'ın sözü olan bu sözleri insanlar, Peygamber’in ağzından insan sözü hüviyetinde duymuşlardır. Elçinin(Peygamber'in) getirdiği bu mesaja uyarak hem Resul'e(elçiye), hem mesajın kendisine (Kuran'a), hem de aslen mesajı gönderen Allah'a uymuş oluruz.

AMACIMIZ ÇORBAYI DEĞİL, ZEHİRİ İÇİRTMEMEK

Peygamberimiz'in tavrını bu bölümde gördük, 4 halifenin hadislere karşı tavrını ise 11. Bölüm'de göreceğiz. Kuran yeterliyken –Peygamber ve daha sonra 4 halife hadis naklini yasaklamış, hatta hadisleri yaktırmış olmalarına karşı– biz bugün hadisleri niye kurtarmaya çalışalım? Bir çorbanın yarısı çorba, diğer yarısı zehirse bunun bir kısmı içilebilir diyebilir miyiz? Hadislerde aynı bu şekilde doğru ile yanlış ayrılamayacak şekilde karışmıştır. Hadislere uymayın dememiz insanlara çorba içirmek istemediğimiz için değil, zehir içmelerini önlemek içindir. Bize gerekli tüm dini bilgi, Peygamberimiz'in karakteri ve yaptıklarıyla ilgili gerekli bilgi Kuran'da vardır. Bunun dışındaki bilgiler gereksizdir. Bu gereksiz bilgilerin doğrusunu ayıklamak da imkansızdır. Hadislerin ve mezheplerin Kuran'ın dinine yaptığı ilaveleri 37. Bölüm'de okuduktan sonra tavır olarak hadislerden hiç örnek vermemek, hiç hadis kullanmamak neden daha iyi olur anlayabiliriz. Hadis Kuran’a tamamen uysa bile, Peygamber adına yalan konuşuyor olma ihtimalimizi unutmamalıyız. çünkü Kuran'a uygun her söz de Peygamberimiz'in değildir. Kuran en doğru yola götüren, apaçık bir kitaptır. Kuran’a uygun sözü kim söylerse doğru konuşmuştur. Bazı istismarcıların, bu tavrı Peygamber'in sözlerine saygısızlık olarak göstermeye çalışıp, istismarcılık yapacaklarını biliyoruz. Peygamber'e asıl saygısızlık, Peygamber’in büyülendiğini söyleyen, cinsel hayatıyla ilgili abuk sabuk açıklamalar yapan, dünyayı öküz ile balık üzerine koyan kitaplardaki sözleri, Peygamber söyledi demektir. Bunları nakledenlerin doğru sözüne hangi hususta inanılabilir ve bunu kim garanti edebilir? Kuran dışındaki hadisleri inkar etmek Peygamber'e sevgi ve saygının, dini Allah'a halis kılarak idrakın ve Kuran'ı tek başına yeterli kabul etmenin sonucudur. Hz. İsa'ya sevgisini Hz. ‹sa’yı tanrı ilan ederek gösterenler olduğu gibi, Peygamber'i sevdiğini söyleyip sonra onu büyülenmiş, Allah'a yalan sözler isnat etmiş, çelişkili birçok hükümler bırakmış gibi gösteren kitapları, dinin kaynağı kabul eden ve bu kitaplardaki tek sözü inkar edeni kafir ilan edenler de vardır. Peygamberler bizim Allah'a inanmamızı, Allah'ın dinine bağlanmamızı ister; yoksa hiçbir Peygamber kendisine yalan sözler yakıştırılıp tanrılaştırılmasını veya Allah'ın dinine ilaveler yapılmasını istemez.
Peygamberler'in en çok hoşnut olacağı hareket; halis, saf, katıksız şekliyle gerçek dine uymamızdır. Yoksa Peygamberler'e hamasi laflarla sevgi gösteren Hıristiyanlar gibi, diğer yandan bu sevgi bahanesiyle hakiki dinden uzaklaşmamız değildir.



++++iletinn tamami toparlayici bir yorum oldugu icin kopyalayip astim++++

http://kurandaislam.tripod.com/bolumler/04hadislerinincelenmesi.htm

09-08-2007, 04:10
gandalf,

neden hakaret ediyosun.seviyenizi belli ediyorsunuz.sizin fikirlerinize zıd bir şey oldu mu hakaret ediyorsunuz.ama hakaret ederek emin olun siz kaybedersiniz.

thunderpoint
09-08-2007, 10:19
Gökhan sen tam bir komedyensin...

Biliyor musun, gandalf 9 aydır hakaret etmiyor?

Sevgiler...

InVitatio
09-08-2007, 13:29
Gandalf hakaretin ta kendisi
halk düsmani
insanlarin deger yargilarina
bireysel tercih haklarina saygisi olmayan birisi
kendisinin bu foruma katma degerini örnek alirsak
kendi yasadigi topluma hic bir katma deger saglayamayan insan
burada "kendini ve kendi degerlerini özgürce ifade edebilir".
Müslümanlarin büyük bir sevgi ile saygi ile sahiplendigi Peygamberine
ve onun tebilig ettigi deglere
küfür ederek kendi kisligini tanitan bir durus sergilemektedir.
belki gandalf iyi bir ateist dir ama iyi bir insan olmadigi kesindir....

zelzeleci
09-08-2007, 13:39
Sn. InVitatio,
"İyi bir ateist" nasıl bir insandır?

InVitatio
09-08-2007, 13:41
buda da sizler karar verin
gandalf iyi bir ateistmidir ?
sizce iyise sorun yok ...

zelzeleci
09-08-2007, 13:46
Şimdi anlamadım ben. Gandalf'ın "iyi bir ateist" olduğunu söylüyorsun. Sonra bize Gandalf'ın iyi bir ateist olup olmadığını soruyorsun. Yani "iyi bir ateist" nasıl biridir?

09-08-2007, 16:17
thunderpoint,

bir daha senin yazdıklarını hiç takmayacağım.göz göre göre de yalan atılmaz ki ama.

vys
09-08-2007, 16:52
Afrika gazetesi Filiz Naldöven 08/08/07 tarihli yazısından alıntı..

“Herşey çıplaksa bile, sizin tasvir ederken kullanacağınız dil, giyinikliği, varsıllığı, tamlığı, hatta mükemmeliği ifade eden kelimelerden ibaret olacaktır. Örneğin, yama kelimesi tasviriniz dahilinde olmayacak, bunun gibi can sıkıcı kavramlar, dilden tamamıyle atılacaktır. `Normal karşılanır` bu dili, sakız gibi dilinize pelesenk ederek, beş on kelimeyle, bu hayatı kotarırsanız -ki bu, şiir kadar ekonomik ve şiirden ilişkisiz bir hayat olur, hattat hiç olamaz- ömür, törpüsüz ve makassız yürünebilir.
En önemlisi, öğretilmiş manalı ve ehemmiyetli temaları, her daim hatırlamak ve tekrarlamaktır. Mana ve ehemmiyetlerini, yüksek ateşle ve kusarak tüketmiş olsalar da, uzun, çok uzun zamanlar `normal karşılanır` ve getirisi olan temalar olarak, onları barındırmak gerekir. Üstelik, beş on kelimeden ibaret olan dil, bu temaların içini doldurmaya yeterlidir. Kurduğunuz cümle, hangi temaya ilişkin olursa olsun, aynı kelimeleri evirip çevirerek, ustalıkla onu `doldurulmuş` hale getirebilir, bir dönüt olarak en azından takdir toplayabilirsiniz.
Dil küçüldükçe, hayatın cüceleştiği konusunda, hiçbir kaygı taşımamak ve kral da, halk da çıplak demeyi reddetmek, mucizevi bir yalanla, yaşananı göz ardı etmek demek.
`Normal karşılanır` bir durum olsa da, patolojik yanının, ağır bastığını sanıyorum.”

Nur said’in yazılarındaki dil geldi aklıma ve sizinle bu tanımlamayı paylaşmak istedim. Sağlıcakla kalın dostlar.

thunderpoint
09-08-2007, 21:19
Sevgili Gökhan007 kardeş,

İroni bilir misin, ironi?

Gandalf bahsettiğin yazıyı 9 ay önce yazmış ve konuya bu güne kadar bir daha değinilmemiş. Ben de onun için böyle yazdım.

Hay Allah'ın iyiliğini versin emi!

Sevgiler...

InVitatio
09-08-2007, 21:33
sevgili Thunderpoint

Gandalf ne ise o ! dokuz ayda kisiligine kisilik katmadi ya....
Gandalfin kendinden olmayan herkeze olan düsmanligi genel olarak bilinmekte.
Gandalf belki iyi bir ateistdir ama iyi bir insan olmadigi kesindir...

pante
09-08-2007, 21:55
:lol: *:lol:
Nereden nereye..
Yahu gandalf'ın bu başlıkta herhangi bir hakareti yok.
Sadece Soro ile kişisel tartışmaya girmiş.
Eski yöneticilerden Ezkamo'da titizlik edip yazıya not düşmüş.
Herhalde Gökhan'ın Gandalf'dan kuyruk acısı var ki bu uyarıyı görünce içeriğine-tarihine bakmadan balıklama atlamış.
Haklı olarak da thunderpoint tarafından espri ile uyarılmış.
Özrü kabahatinden büyük derler misali bu defa Gökhan Thunderpoint'e bozuk çalıyor ve yalan atmakla suçluyor.
Jetonun hala düşmediğini gören Thunderpoint açıklama yapıyor ama bu defa İnvitatio devreye giriyor ve Gandalf beklemediği yerden bir darbe alıyor. 9 aydır kişiliği değişmiş olamaz. kendinden başka herkese saldırır. İyi bir ateisttir belki ama iyi bir insan değildir.
Gandalf, bütün bunlar Kelebek etkisi misali Ezkamo hocanın babası tarafından titiz bir çocuk olarak yetiştirilmesinden kaynaklanıyor. Böyle yetişmeseydi eğer, "Kızım sana söylüyorum gelinim sen işit" misali ( Çünkü asıl hedef Soro) senin yazına da müdahale etmeyecekti.
9 ay sonra da Gökhan mal bulmuş mağribi gibi bu ikaz yazısını konu etmeyecek ve senin kötü bir insan olduğun dile getirilmeyecekti.
Ah Ezkamo Hocam ah.. Bak bir notun nelere sebep oluyor. :)
Sakın Gandalf- İnvitatio sürtüşmesi yaşanmasın. DK olarak zorunlu tatildeyiz. Malum, kuraklık var.
:)

09-08-2007, 21:58
pante,

gözleriniz ne kadar buğulu bakıyor.

bu konunun ikinci sayfasında bak gandalf ne yazmış "nede olsa deli yazmış".

yazık cidden ne yapmaya çalıştığınızı forumda yeni olmama rağmen anlamaya başladım.

pante
09-08-2007, 22:03
Gandalf doğru yazmış. Adamın tımarhaneden raporu var.

09-08-2007, 22:03
bak InVitatio, *tam 3 kez yazdın ben yinede cevap yazmadım, neden çünkü senin gibi
bir tuhaf yaratıkla muhattab olmak istemedim, ama sen ısrarla hırlıyorsun.

hıncını bizden değil sana tuvalet yıkatan almanlara kus
hıncını bizden değil sana üçüncü sınıf vatandaş muamelesi yapan almanlara kus
sana küçük bir insan olduğunun hatırlatan her kimse git kinini ona kus
ve daha öncede dediğim gibi sanalda olsa midemi bulandırıyorsun
bu son olsun bir daha bana hırlama

09-08-2007, 22:07
kusun bakalım içinizde ki nefreti.hiç bir şey kazanmıyorsunuz böylelikle.

yalan,hakaret üzerinden gidiyorsunuz hep.gerçekleri görmemek için her türlü şeyi yapıyorsunuz.

pante isminin altında yazan şey tamamen göstermelik "Onur Üyesi Disiplin Kurulu Başkanı"

InVitatio
09-08-2007, 22:08
Sevgili Pante

Forumdasimiz gandalf kendi basit kisiligi hakkinda bizleri hergün bilgilendirmektedir.
onun iletilerin icerigini ve sohbet odasindaki ici bos sövervari tavrine takip edenler göreceklerdir ki
bu zati muhterem iyi bir ateist olabilir, ama iyi düzgün bir ahlaka sahip insan olmadigi kesindir.
toplum düsmanligi yapan, bu toplumun büyük bir cogunluguna karsi kibirli tavri onun ruhen de bir profesionel destege muhtac oldugunu göstermektedir.
Gandalf hakaretin ta kendisi
halk düsmani
insanlarin deger yargilarina
bireysel tercih haklarina saygisi olmayan birisi
kendisinin bu foruma katma degerini örnek alirsak
kendi yasadigi topluma hic bir katma deger saglayamayan insan
burada "kendini ve kendi degerlerini özgürce ifade edebilir".
Müslümanlarin büyük bir sevgi ile saygi ile sahiplendigi Peygamberine
ve onun tebilig ettigi deglere
küfür ederek kendi kisligini tanitan bir durus sergilemektedir.
belki gandalf iyi bir ateist dir ama iyi bir insan olmadigi kesindir....

kendisiniz "biz" ile kast ettigi kimdir ?
benim ateistlerle ve diger farkli degeryargilarina sahip olanlar ile *olan sohbet ve muhabbetin derinliklerine varamaycak kadar uzak olan birisi
sohbet ve muhabbet edebilmek icin emapti yapabilme sarti oldugunu unutmus olacak ki , "disarda yasayan" bizlerin hangi sebeplerden dolayi *burada olduklari hakkinda yorum yapmaktan acizdir.
Belki kendi cevresi icin helali ile calisip kazanmak yabanci bir kavramdir ama yüksek ahlakli insanlar icin gündelik gecimleri icin helalindan kazanmayi bir düsünkünlük olarak degerlendirmez.
Kaldiki benim kisisel olarak ne ile riskimi kazandigim hakkinda hic bir biligiye sahip olmaksizin böyle basitce sallamlari da kendisinin sig kisiligine veriyorum...

dilaver
09-08-2007, 22:21
invitatio

* sohbet odasında olup bitenler bizi foruma yazanları ilgilendirmiyor, ilgilenenler sohbet odasına girip ne olup bittigine bakabilirler. Bu yüzden de devamlı sohbet odasında olup bitenleri forum sayfakarına taşımaktan vazgeçmeni öneriyorum.

* *İkincisi insanların kişilikleri ile ve bireylerle ugraşmaktan da vazgeçmeni salık veririm. Onların fikirleri ile ugraş. İslamiyete ve peygamberine bir küfür edilmişse ve bundan muzdarip isen, kullanılan kelimenin silinmesini istiyorsan, site tüzügüne uygun degildir diyorsan ilgili iletinin sag üst köşesinde ! işareti var, onu kullanarak şikayetini yapabilirsin ve gereken de yapılır ve sana bilgi verilir.

* *Adaleti kendimizin yerine getirme düşüncesinden artık vazgeçmek gerekiyor. İnsanların tarzını begenmiyorsan muhatap olmazsın olur biter. Sohbet odasında tartışmazsın olur biter. Gandalfın kişiligi ile ya da kendisi ile bir problemin varsa kendisi ile özel baglantı kurarsın ya da hiç kurmazsın. Aynı onun sana yaptıgını yaparsın ve bunun içine site sakinlerini sokmazsın.

* * Lütfen fikirde ve teoride kalalım. Bana cevap yazarak da bu tartışmayı uzatmanın anlamı yoktur. Bu başlıgın konusu hadisler ve hadislerde kalalım.

* * saygılarımla

InVitatio
09-08-2007, 22:26
Önce bu gandalfin kulaklarini cekeceksin !
adam olmasina yardimci olacaksin sonra bana birseyler tavsiye edebilirisin bende senin tavsiyelerini ciddiye alip üzerinde düsünme geregi duyarim....

09-08-2007, 22:28
dilaver,

"Lütfen fikirde ve teoride kalalım. Bana cevap yazarak da bu tartışmayı uzatmanın anlamı yoktur. Bu başlıgın konusu hadisler ve hadislerde kalalım." yazmış.

katılıyorum dilaverin bu yazdığına.zaten herkes kimin nasıl bir insan olduğunu anlamaya başladı.

pante
09-08-2007, 22:50
Gökhan;
Bilgi eksikliğini giderip sormak yerine suçlamayı seçiyorsun.
Bir kişinin tımarhanede yatmış olması ona yıllar sonra deli denmesini gerektirmez. Ama putlaştırılan, neredeyse peygamberleştirilen bir şahsın akıl hastanesine atılmış olması önemli bir ayrıntıdır. Üstelik Said'i tımarhaneye attıran İslamcıların en saygı duyduğu padişah Abdülhamit'tir.
Bu bilgiden yoksun olunca Said'e deli denmiş olmasını hakaret sayıyorsun.
Halbuki yanıt olarak " Said bir şekilde akıl hastanesinde kalmıştır ama bundan dolayı ona deli denmesi doğru değildir." diye savunabilirsin.
Yalan, iftira, hakaret diye ortaya çıkarsan ve böyle kişisel suçlamalara girişirsen iyi bir izlenim bırakmaz, müslüman arkadaşlarını da üzersin.

beelzbb
09-08-2007, 23:07
kusun bakalım içinizde ki nefreti.hiç bir şey kazanmıyorsunuz böylelikle.

yalan,hakaret üzerinden gidiyorsunuz hep.gerçekleri görmemek için her türlü şeyi yapıyorsunuz.

pante isminin altında yazan şey tamamen göstermelik "Onur Üyesi Disiplin Kurulu Başkanı"

pante abime laf yok 007 ...o buranın onurudur...

SAYGILAR

thunderpoint
09-08-2007, 23:25
Sevgili Gökhan007,

Aştığın haddin redde sayacı bozuk, belli!

Seninle Pante'yi aynı masaya oturtsak, insanlık orada sadece 'mağrur bir kaplan' görür, inan!

Sevgiler...

09-08-2007, 23:43
pante,

hakaret edenler bellidir.

konunun dilaverin de belirtmiş olduğu gibi hadisler olduğunu hatırlatmak istiyorum sizlere.