PDA

Orijinalini görmek için tıklayınız : aynüd gezegeni


mhmd
14-10-2006, 12:56
Değerli okuyucular,

“Haksızlık karşısında eğilmeyiniz. Çünkü, haksızlıkla birlikte şerefinizi de kaybedersiniz.” (Hz. Ali) Lafı gereği, yine düştük yollara hayırlara vesile olsun diyelim.
“Hiç kimsenin hatasını yüzüne vurmayınız. O hatayı işleyene hatasını, başka birini misal göstererek anlatınız.” (Hz. Ali) Lafı gereği de artık gerçekleri değil kurguları anlatıyoruz!

DİKKAT!
Konumuzun geçtiği yer Aynüd gezegenidir.
Konudaki karakterler tamamıyla uydurma olup dünyamız ile hiçbir bağlantıları olmayan Aynüd gezegeni yerleşikleridir.
Tarih olarak bizim tarihimiz ile hiçbir benzerlik göstermeyen bir zaman kavramı vardır.
Yorumlara inanmayın ve yapılmış olan aktarımlara hiç güvenmeyin.
Karşılaşacağınız vahşet, zaten dünyamız ile uzaktan yakından ilgisi olmayan bir şeydir.
Bu yüzden hiç kimsenin üstüne alınacağı bir mevzuu yoktur. Herkes müsterih olsun.

I. Sahne

“Ku Kulx Klan, Amerika’daki zencilere karşı Hıristiyan beyazların 1865’de kurdukları bir zulüm örgütüdür. 1867’de başına General Forrest getirildi. Kısa süre de üye sayısı 550.000 kişiyi buldu. Amerikan hükümeti bir müddet sonra bu örgütü hukuken yasakladı.1915 yılında Atlanta’da Methodist papaz William Joseph Simmons tekrar canlandırdı. Bu defa papazlar seyirci değildi. Katliam emirlerin bizzat bir papaz veriyordu.”
Kaynak (Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi 14. cilt)

“Bu zavallı zencileri, Ku Kulx Klancıların ataları, 1500 lü yılların başlarından itibaren kendi topraklarından ve milletlerinden zorla kopararak ta buralara kadar getirmişlerdi. Hala ismine Köle Kıyısı denilen Gine Körfezinde 1482 de kurulan Sao Jorge Kalesi köle ticaretinin başlıca üssü haline gelmişti. Afrika kıyılarında demirleyen, Hıristiyan beyazların gemileri yeterince zenci avlanabilmesi için bir aydan bir yıla kadar beklerlerdi. Bu köle taciri gemilerinin yükleri 150 ile 600 kişi arasında değişiyordu. 21 ile 90 gün arasında değişen sürede Amerika’ya ulaşılıyordu. Erkek köleler isyan korkusuyla ya birbirlerine ya da güverteye zincirleniyordu. Geminin hacmini son haddine kadar değerlendirmek için gemilerde 183cm uzunluğundan 41 cm eninde bölmeler bulunuyor, Zenci köleler balık istifi gibi bu bölmelerde yan yana diziliyorlardı. Ayağa kalkamayan ve sağa sola dönemeyen kölelerin bir çoğu ölüyordu. Normal şartlarda günde iki defa su ve haşlanmış pirinç, darı irmik veya patates veriliyordu. Rüzgarların durduğu zaman yolculuk uzayacağından verilen bu yiyeceklerden de kısılıyordu. Havalar iyi gittiği zaman Zenciler güverteye çıkarılıyor havalandırılıyor ve hareket ettiriliyorlardı. Havaların bozuk olduğu zanlarda ise havasız ve sağlıksız ambarlarda ateşli hastalık ve dizanteriden zenzilerin yüzde 13 ü hayatını kaybediyordu. Köle ticaretine “Üçgen Ticaret” veya “Üç köşeli ticaret” deniliyordu. Köle tacirleri incik, boncuk içki veya silah karşılığı kabile şeflerinden köle satın alır bu köleler Amerika’da satılarak gemiler tropikal ürünlerle dolu olarak Avrupa’ya dönerlerdi. Köle tacirlerinin memleketi olan Nantes, Bordeaux, La Rochelle, Bristol, Lizbon, Amsterdam ve Anvers bu günkü zenginliklerini köle ticaretine borçludur.
Kaynak (Thema Larousse Tematik Ansiklopedi 1. Cilt)

Yorumum: Görüldüğü üzere, dünyamız üzerinde asla görülmedik şekilde bir kölelik bulunmaktaymış Aynüd gezegeninde. Ve bu gezegenin üstün beyaz tenlileri, alt siyah tenlilere efendiymiş, güzel dünyamızın aksine Aynüd’de. Aynüd gezegeni yaşayanları uzunca bir süre bu gidişata ses çıkarmıyormuş. Öyle ya; ekilecek, biçilecek bunca arazi ve yapılacak bunca iş varken kim takar, derileri siyah, günde iki öğün su ve haşlanmış pirinç, irmik veya patates lapası diyeti ile 3 ay boyunca 183cmx41cm ebadındaki tabutluklarda yolculuk yapanları. Güzel dünyamızda yaşanmaz böyle zalimlikler. Dedik ya baştan, AYNÜD gezegeninin yerleşikleridir konumuz.

Silinmez ise Devam edecek…

frodo
14-10-2006, 13:45
Sevgili mhmmd:
Bu aynüd gezegeni kütleçekim nedeniyle mutlaka küremsi
bir şeydir.Derisi kara diye köle edilen insanların üzerine gece çökerken bir yerlerde de gün başlıyordu muhakkak.Oralarda yaşayan insanlar
ne yapmaktaymış?Onlar köle olgusundan bihabermiymişler?
Bir de kaynak olarak gösterdiğin aynüd matbuatından meydan
lauresse'u kim yazmış.Gezegenin diğer yanındakiler mi?Yoksa
bu iğrenç ku-klux klan örgütünün torunları mı?Eğer öyle ise
kendi tarihleri ile yüzleşme cesareti göstermişler.Helal olsun.
Diğer yanda yaşayanlar ne durumdaymış acaba?Onlar da
kendi tarihleri ile yüzleşebilmişler mi?Bunu deneyenleri ödüllendirmişler mi?Yoksa biz ve onlar ikileminde debelenip durmuşlar mı?Ya da,daha
kötüsü bunu deneyenleri kurşunlamışlar,bombalamışlar mı?
Yazının sonunu merak etmekteyim.
Şimdiden ellerine sağlık diyorum.Sen aynüd gezegeninden olmadığın için şanslıyız.Aksi halde tarafsız olamazdın.
Sevgilerimle.

mhmd
14-10-2006, 14:08
Sn. Frodo,

Aynüd gezegeni; henüz fiziki kuralları bilmeyen bir alemde ve sırf bu yüzden maalesef düz.
Diğer tarafta başlayan günlerin karanlığını da bilmekte ve en derinden düşünülmekte, yine kara, kara.
Kendi tarihleriyle yüzleşen insanların büyüklüğü konusunda hemfikirim. Ve hatta bir adım daha atayım; sadece ve sadece bu cesareti ve araştırmayı gösteremediklerinden dolayı diğerlerinin de halleri malum derim.
Bir de; tarafsızlık gibi bir şeyler yazmışsınız. Türkiye’deki demokrasi gibi algıladım!

Demokratım diyenin elinde sehpa
Dinliyim diyenin elinde kocaman bir sopa
Kimdir, nedir? İnsan kimdir, kim kimdir ara da bul
Karman çorman olmuş beyinleri, tıkamış büyükçe bir tapa.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

vartor
14-10-2006, 17:32
Aynud gezegeninden de olsa haberler, yazdigina sevindim.Ne tuhaftir ki, kainatin baska bir kosesi bile olsa, din orada da insanlari hayvanlastirmis.

dolfen
15-10-2006, 00:43
bu gezegenide mi talan etmişler yav kardeşim tanrının el atmadıgı insanları katletmeigi yer kalmayacakmı??
yoksa insanlar yetmedi orda yaşayanlarıdamı cehenneme atacagına and içmiş !!!

ulyanov
15-10-2006, 02:20
Bu aynüd gezegeninde köleleri satınalanlar daha önce bu gezegendemi yaşıyormuş.Yoksa burayıdamı istila etmişler.
Benim bildiğim kadarıyla aynüd gezegeninin yerlileri köle ticereti işiyle pek uğraşmıyorlarmış.Eğer yanlışsam lütfen düzeltin.Galiba köle ticaretiyle uğraşanlar başka bir gezegenden buraya gelmişler.Bunlar o gezegenin lumpenleri,kafatasçıları, katilleri ve serserileriymiş.
*Onun için bu tür kafatasçı örgütleri eski meslekleri olduğu için rahatça ,hiçbir yerden yardım almadan kurmuşlar ve geliştirmişler.Tanrıları sadece beyazları yarattığı ve siyahlar başka tanrıların imalatı olduğundan onları aşağılık görmüş kendilerine hizmetkar saymıştır.Bu gün aynüd gezegeninin beyaz tanrıları bizimde gezegenimizin en büyük tehditleridir.Yazının sonunu merakla bekliyorum.sevgiler...
*
ONUN KANUNLARI YERYÜZÜNDEN KALDIRILMADIĞI SÜRECE İNSANLIK KURTULAMAZ.

dolfen
15-10-2006, 12:08
bir insanın yapabilecegi en korkunç şey, gerçegi söylemektir.benim için gerçegi söylemenin bir zararı yok,çünkü zaten kimsenın beni ciddiye aldıgı yok.
bu aynüd warya dünyanın aynısı *aslında iki adet yaratılmışlar test amacıyla...
ikiside deneniyor.
haaa bide aynüd de hapishaneler varya oranın belediye başkanı dostumdur orada ödülevleri oldugunu anlattı geçenlere bana
mesela yaşlı bir kadını yolkun karşısına mı geçirdiniz hemen polis devreye giriyor yakalanıp merkeze götürüyor nöbetçi mahkemeye çıkıp en az 1 ay olmak kaydı ile ödülevine koyuluyorsunuz. huriler nuriler vs...
yani kötülügün karşılıgı nasıl veriliyosa iyiliginkide öyle veriliyo en kısa sürede....

spartacus
15-10-2006, 12:19
Sevgili Mhmmd

ben bu gün gördüm yazını bu gün okudum. Bazen tersten okumak gerekir. Aynen tersinden okuduğumda aynüD gezegeninin Dünya olduğu gibi.
Belkide bir çok şeyleri yutmuşuzdur, o kadar çok şeyleri yutmuşuzdur ki, ne insana ne evrene ne toplumlara düzünden değil hep tersinden bakıyoruzdur. Kralım çok yaşa! Padişahım çok yaşa! Ağa Efendim çok yaşa! Papaz efendim çok yaşa! Efendim sen çok yaşa! Biz size kurban olalım! Yeterki kandır bizi, kandır ki sana tapalım! Bize kandırılmışların en yücesini ver, bize bilinçsizliğin en Kralını ver! Bizi bizlere kırdır, bize herşeyin tersini göster, biz esir olalım sen çok yaşa! Deki ölelim deki öldürelim, de ki birbirimizi keselim!
Tersinin tersi.
Ben derim ki şu konuda ve başlıkta, tersinin tersi aslının doğrusu ise, gel başlığıda, içeriğide, tersinin tersi olarak değiştirelim, doğruları ters anlasakta sen yine anladığımız tersliğin, tersini(doğrusunu) göster.
Ben derim ki, ilkinden başlayalım, kaynağın kaynağından, özün özünden, tarihte binlerce yıllık bir seyahate çıkalım.
Köleci toplumlar neden kral Tanrıyı, Feodal Toplumlar neden totaliter merkezi egemenliği ve tek bir merkezi-ümmetçiliği, kapitalizm neden milliyeti ve milliyetçiliği kullanmıştır, en kötüsü tarihi hiç bir zaman yazılmayan insanlığın(köle, esir, kandırılmış ezilen ve sömürülen çoğunluğun) gerçeğine ve kullanılan araçların neler olduğuna inmeye çalışalım. Köleci toplumda, Kral ve Tanrı için esir, esiri, Feodal toplumda ümmetler ümmeti, kapitalist toplumda milletler milleti-ırkı neden boğazlamıştır, kimler ne kazanmıştır? Bu zincire bağlanmış insanları, ahırda yatırılmış toplumları, ihtişamlı kale ve saray taşları altında canvermiş binlerce insanı... anlamaya çalışalım, neden, niçin, nasıl?

mhmd
16-10-2006, 09:23
Sn. Vartor,

Ben de sizlerle birlikte olmaktan mutluyum ve inanın yargınızın doğruluğuna derinden katılıyorum.

Sn. Dolfen,

Yapanların, yaptıklarını başkalarına havale, ne işlemin yapılmadığı ne de yaptırıldığı anlamına hiç gelmez. Sorumluluktan kaçmak ancak kendi irademizi yok saymakla mümkündür. İrademiz yok mu?
Bir de verdiğiniz teori konusunda, en azından şu an elimde bir kayıt yok.

Sn. Ulyanov,

Aslında transferleri pek bilmiyorum. Zannımca başka bir gezegen mahsulü olmanın ötesinde kendi gezegeninin mahsulleri diyebiliriz. İnanın sonunun ben de merak etmekteyim.

Sn. Spartacus,

Bunca yoğunluğunuza rağmen yazımı okumanız ve değerlendirmelerinizle ayrıca memnun oldum.
Daha önceleri, uzun yorumlarınıza takılıyordum. Artık bunu hiçbir yazınızda yapmayacağım ve bana düşen tüm yazınızı en ince ayrıntısına kadar en az iki defa okuyup değerlendirmek olacak. Çünkü her bir satırında; tarihten dersler, sosyolojiden inciler, psikolojiden göstergeler ve belki inanmayacaksınız ama teolojiden özler bulmak her zaman mümkün. Yazınıza canı gönülden katılırken, kendi çapımda anlamaya çalışma dürtümü;
“Kıyıdan uzaklaşamayan okyanusu keşfedemez.” Sözü ile tatmin amacındayım diyebilirim.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

mhmd
16-10-2006, 09:48
II. Sahne

“Amerika, Virjinya’da 1681 yılında 2.000 zenci köle varken 1850 li yıllarda Amerika’daki zenci köle sayısı 4.000.000 u aşmıştı.”
Kaynak (Ana Britannica Ansiklopedisi 13. cilt)

“16. yüzyılla 19. yüzyılın ortalarına kadar sadece Brezilya’ya getirilen zenci köle sayısı 3.500.000 u geçmişti.”
Kaynak (Junior Larousse Temel Bilgi Ansiklopedisi 3. cilt)

“1492 ile 1800 yılları arasında 100.000.000 Afrikalı öldürülmüştür. Ahmed Bin Bella böyle demektedir. Dikkat ederseniz bu rakam öldürülenlerin ve 1800 yılına kadar öldürülenlerin miktarıdır. Köleler ve 1800 yılından sonrakiler bunun dışındadır. Bu rakam bu günün bir milyarı demektir. Bu günün bir milyarı ise dünya nüfusunun yüzde 15 i eder. Aynı tarihlerde İngiltere’nin nüfusunun 3 milyon, İspanya’nın nüfusununsa 11 milyon olduğunu belirtelim.”
Kaynak (Batının Darağacında İsyan, Recep Şükrü APUHAN)

“1616 da ilk siyahlar, köleliğin ve ticaretinin ve plantasyonların ayrılmaz parçası ve de Kızılderililer’in saf dışı bırakılmalarının başlangıcı olarak, bir Hollanda gemisinden Jamestown’a boşaltıldı.”
Kaynak (Kızılderililer, Claude FOHLEN)

“Bizde daha önce sözünü ettiğimiz Ortaçağ sendromuna yakalanan zevat Fransız Devrimini yerlere göklere sığdırmazlar. Oysa ki; Fransız Devrimi, İnsan ve Vatandaş Hakları Bildirisi, köleliği olduğu gibi kabulleniyor ve onun sözünü bile etmiyordu.
Kaynak (Yaşayanlara Çağrı, Prof. Dr. Roger Garaudy)

“Afrika’ lı Aşanti kabilesinin şefine kendi medeniyetinin nimetlerin öven İngiliz yetkiliye, şef şu karşılığı veriyordu; -Biz uygarlık açısından bizden geri kalmış durumdaki Konglarla ilişki halindeyiz. Ama benim insanlarımdan hiçbiri Kongları uygarlaştıracağım diye yerini yurdunu terk etmeye kalkmaz.”
Kaynak (Thema Larousse Tematik Ansiklopedi, 2. Cilt)

Yorum;
Aynüd gezegeninde yaşayan kara tenli kara bahtlı insanlar, kutsal kaşiflerin, büyük keşiflerinden hemen sonra yapılan katliamlarla sarsılmaktaydılar. Dünyamızda kesinlikle yaşanmamış ve yaşanmayacak ölçüde; yerlerinden yurtlarından koparılmış olan zenciler Loynapsi ve Ziketrop’ların maden ocakları ve tarım alanlarında çalışacak insanlara dönüştüler Aynüd’te. O dönemlerde sadece zenci köle var demek eksiktir. Aynüd gezegeninde Eretligni’nin 13 sömürgesinden topladığı beyaz renkli köleleri de vardı şüphesiz. Ancak beyaz tenli olanların kısa bir süreliğine süren köleliği, zencilerde ömür boyu devam ediyordu Aynüd gezegeninde.
Güzel dünyamızda asla, Ana kıtaya ayak basar basmaz bütün köleler, pazarda satılmaz, hayvanlar gibi işleme tabi tutulmaz, önce kime ait oldukları belli olsun diye kızgın demirle dağlanmaz, yük hayvanı gibi çalıştırılmaz, gemilerde ömrünün sonuna kadar kürek çektirilmez, tüm bunları yapamıyor ise de öldürülmezlerdi. Bunların tamamı Aynüd gezegenindedir.
Güzel dünyamızdaki Ricmond şehrinin bir kararnamesinde “Zenciler sokakta bir beyazla karşılaştıklarında hemen gözden kaybolmalıdır.” İbaresi kesinlikle bulunmaz ve yazılmaz.
Ve kesinlikle ve asla; Amerikan Adalet Bakanlarından Roger Tany, 1857 yılında Yüksek Mahkeme Başkanı önüne gelen bir dava için şu kararı vermemiştir. “-Amerika’da yaşayan Afrikalılar, özgür bile olsalar aşağı tabaka insanlarındandır. Siyasal hakları yoktur. Yurttaşlara verilen haklardan yararlanmaları söz konusu değildir. Olsa, olsa beyazlar kendilerine hak verirlerse onları kullanma hakları vardır.” Vermediği bu karara da asla; “Barbar bir memleket olan Afrika’dan getirilmiş kölelerin çocukları tam anlamıyla yurttaş değildir.”gerekçesini yazmamıştır. Bunlar Aynüd gezegeni yerleşikleri işidir. *

Silinmez ise devam edecek…

liopleurodon
16-10-2006, 10:57
Tarihin yazılmaya başlandığı, kayıt kürek nedir bilen insanların hikayesini okuyoruz güzelce. Devamını bekleriz.

Ama birde, kaydı küreği olmayan, ilkel bedeviler gibi toplumların nasıl bir köle sistemine sahip oldukları, onların köleleri nasıl kullandığını vs. birileri anlatsada öğrensek, pek bir iyi olacak..

mhmd
16-10-2006, 12:15
Sn. Liopleurodon,

Sizlerin ilgisinin sürdüğü ve yetkililerin silme yetkilerini kullanmadığı sürece dizimi vermeye çaba göstereceğim.
İnanın kaydı küreği olmayan, ilkel bedeviler gibi toplumların nasıl bir köle sistemine sahip olduğunu ben de merak ve hayret ederim ama bu kayıtsızlıkta yazılan aynı konulardaki forumlara hayret ettiğim kadar değil.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.

1453
16-10-2006, 12:36
sn dolfen sizin tanrı kelimesinden anladıgınız nedir?

frodo
16-10-2006, 14:21
Sevgili mhmmd:
Tesadüfe bakınız ki elimde okumakta olduğum kitap ta yine aynüd gezegeninin tarihine ait bir matbuat.Sizin yazdığınız dönemi öncelleyen bir bölüm.Aynüd tarihi ile MS.1300'lü yıllar.
Bu yazı dizinizle ile ilgili ilk mesajımda “biz ve onlar” ikilemine düşmemek gerektiğine işaret etmiştim.Sanırım aynüd gezegeninde yaşayanlar da bu ikileme sık sık düşmüşler.Oysa tarih, aynı türün farklı coğrafyalarda niceliksel farklılaşmasından çok daha fazlasıdır.Bir türün farklı resimleridir.Ve ilginçtir fonda hurma ağaçları ,ya da kahve plantasyonları olsa da hemen hemen örtüşen bir parmak izi gibi karşımıza çıkar o türün suç dosyası..
Alıntı yapacağım kitap 1966 yılında almanca olarak basılmış.4.basımı ise 1985 yılında.Dilimize bu 4. basımdan tarihçi Yılmaz Öner tarafından çevrilmiş.Yazarı Prof.Dr.Ernest Werner. Leipzig üniversitesi dekanı ve ünlü bir ortaçağ tarihçisi.Kitabın ismi ise Büyük Bir Devletin Doğuşu.(alan yay.)

Akritai (bizans imp. bağlı düzenli ordu mensuplarından topraklı köylü.frodo) maaş alamadıkları halde yüksek de vergi ödemek zorundaydı.Bu nedenle görevlerini bırakıp dağılıyor veya Türklerden yana geçiyorlardı.II Andronikos 1284’te donanmayı dağıttığında Grek tayfalar Türklerin yanında hemen deniz korsanı olarak iş buldular.Türkler ise
“kendileri nasıl Moğollara yenilmiş ve sürülmüşlerse şimdi Romalıları sürüyorlardı.Ve Moğollara ne kadar zayıf direnç gösterdiler ise,şimdi Romalıların karşısına o denli güçlü çıkıyorlardı.”D.Angelov,Türklerin Küçük Asyayı yeniden böyle basmalarını ora halkı için gerçek bir felaket olarak niteler,çünkü göçebe orduları için önemli olan yalnızca yağma ve köle toplamaktır.(D.Angelov Certains Aspecta s,223).Enveri’nin Dustürnamesinde Gazi’nin günlük yaşantısına ait fikirler dinebiliyoruz.”Umur,çeteleri ile birlikte Sakız’a çıktığında ,oğlanlar,kızlar ve genç kadınlar dışında herkesi öldürdü.” (Melikof-Sayar,I Le Destan s 59).Monemvasia’ya 1334-35 ‘te yapılan bir baskında ise askerler öldürüldü,oğlanlar,kızlar ve kadınlar tutsak edildi.(a.g.e. s79) ”Umur,1341 de Eflak’ta terörist yöntemler kullanarak düşmanın gözü önünde
tutsaklar ve koyunları aynı anda kesti,böylelikle savaşçıların insan eti yediği sanısı uyandırılacaktı.Daha sonra geriye kalan az sayıdaki esiri köylerine varıp korkunç olayı anlatmaları için serbest bıraktı.(a.g.e s 92)

Açıkça görülüyor ki,bu sahnelerde örgütlü bir köle devşirme olayı sözkonusudur.İbn Batuta ,gezi anılarında açıkça “Aydınoğlu Sultan Muhammed’in oğlu” Umur’un elinde savaş gemileri olduğunu ,bunlarla köle toplamak üzere Hıristiyan bölgesine soygun seferleri düzenlediğini,getirdiği köleleri ise kendine bağlı adamlara hediye ettiğini yazar.(Ibn Batuta s 310) M.Alexandrescu –Dersca , beyin(Umur) bu insanları Türk akınları sonucunda çoraklaşan Lidya’nın yeniden nüfuslandırılmasında kullandığını yazar.(Lexpédition s 22)Ancak bu ihtimal pek güçlü görünmüyor,çünkü paşa gelirlerini -H.Akın’ın da mantıklıca açıkladığı gibi-deniz korsanlığından elde etmekteydi.Köleleri beyliğinde tarımcı olarak tutmaktansa,kazanç getirecek şekilde elden çıkarması daha akla yakın.Kölelerin başlıca alıcısı,Girit’e işgücü ithal eden ve aynı zamanda –örneğin Rodos’ta ki gibi-köle ticaretinde aracı rolü üstlenen Venedik’ti.Venedik köle ticareti iyi belgelenmiştir.(Thiret F.La Romanie vénitlente s,335).Kızlar ve genç kadınların bir kısmı da beyliklerde fahişe olarak ortadan kaybolurdu....
Büyük Bir Devletin Doğuşu Ernst Werner.Alan Yay.s 118-119

Evet sevgili mhmmd.Bu da senin çalışmalarına birazcık katkıda
bulunur mu bilmem.

mhmd
16-10-2006, 14:56
Sn. Frodo,

Yaptığınız ve yapacağınız her türlü katkı için çok teşekkürler.

Derdim olmaz hataları kapatmakla
Düstürüm doğruluktur, bu da olmaz saklamakla
Ortaya koydum verileri, sizde katın olsun seri
Ne tarih, ne de isnan, benim işim yanlız hakla

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.

sargon
16-10-2006, 20:07
Sn. mhmmd,

daha önceki yazı dizinde yaptığın gibi metinleri değiştirerek, çarpıtarak açık ırkçılık ve nefret propagandası yapmazsan elbette yazıların silinmez. Neden bu kadar korkuyorsun yazılarının sileneceğinden. Geçen sefer yazdıklarını tekrar hatırlatmama gerek yok sanırım.

Dolayısıyla özgürlüklerin baskı altına alındığı rejimlerde özgürlükçü yazarların kullanmak zorunda kaldığı yönetmelere başvuruyormuş yapmana gerek yok. Bu sitede kime ne kadar özgürlük alanı açılmış olduğunu herkes çok iyi biliyor. Irkçılık ve nefret propagandası savunusu Aynüd gezegeni için yapılacak olursa onu da sileriz tabii.

mhmd
17-10-2006, 09:51
Sn. Sargon,

“-daha önceki yazı dizinde yaptığın gibi metinleri değiştirerek, çarpıtarak açık ırkçılık ve nefret propagandası yapmazsan elbette yazıların silinmez.” Demişsiniz.

İlk bakışta saygı duyulacak ve gerçekten de büyük bir erdemi savunduğunuz görülüyor.
Yazımı savunma için falan değil, insan olduğunuz için sizin yazılarınıza bakma ihtiyacı hissettim. 84 sayfalık listenin sadece 4 sayfasına üstün körü baktım.

“Sonra ordu gelip "çeteleri" tepeden indiriyor. O kadar çok insan ölüyor ki, tepeden günlerce kan akıyor ve tepedeki taşlar kıpkırmızı oluyor. Yıllar geçtikten sonra bile taşlar kırmızı kalmış.”

“1220 yılında Fergana'yı işgal eder, Termiz'i ele geçirir, şehri öyle bir yerle bir eder ki, nehrin birkaç kilometre ötesine taşıyarak yeniden inşa etmek gerekir. Asıl direniş Urgenç'te olur. Kuşatma yedi ay sürer. Şehir teslim olduğunda bütün Urgenç halkı boğazlanır yada Uzakdoğu'ya sürülür, nehir yatağından taşınarak şehir sular altında bırakılır. Moğollar ardından Baktra'yı işgal ederler; Merv'de İbn Esir'e göre 700.000, Cüveyni'ye göre 1.500.000 'den fazla insan öldürürler, Nişapu'da etraf kadın ve erkek cesetleriyle dolar.
Cengiz Han'ın çok sevdiği torunu Mütügen öldürülür. Bunun üzerine Şehr-i Zohag (Kızıl Şehir) ve Şehr-i Golgola (Hüzünler Şehri)'da taş üzerinde taş bırakmaz. Herat başlangıçta teslim olmasına rağmen, sonradan isyana kalkışınca çok şiddetli biçimde cezalandırılır. "Kafası olan tek bir beden, bedeni olan tek bir kafa kalmaz." Kıyım 7 gün sürer ve Saifi'ye göre 1.600.000 ölü bırakır ardında.”

“Efendimizden bu cevabı alan Hz. Ömer, bu sefer Ebû Cendel'in yanına sokuldu ve kılıcını ona doğru yaklaştırarak şu teklifi yaptı: ''Ey Ebû Cendel! Şüphesiz, müşriklerin kanı köpeklerin kanı gibi değersizdir. İnsan Allah yolunda babasını da öldürebilir. Öldür gitsin şu babanı.
Ebû Cendel, "Sen, neden öldürmüyorsun?" diye sordu.
Hz. Ömer, "Resûlullah (a.s.m.), onu ve başkalarını öldürmeyi bana yasakladı" cevabını verince Ebû Cendel, "Ben Resûlullaha itaatte senden geride kalmak istemem"235 dedi.”

“Bu arada bu müslümanlığı neden insanlar hep orduyla karşılaşınca falan kabul ediyorlar. Sonrasında Emeviler de Muhammed'İn yöntemini sürdürüyorlar işte. Adamın şehrini kasabasını bas, İslam'a gelirsen tamam, yoksa herşeyini alırım de. Bu nasıl bir din yaymadır yahu. Var mı böyle bir zorbalık..”

Bunların; alıntılar, aktarmalar, kaynaklar olduklarını savunmanızı duyar gibiyim. Oysa, silinen yazımın da kaynaklarının olup olmadığını köy sandığındaysa eğer, bir bakın derim.

“Neden bu kadar korkuyorsun yazılarının sileneceğinden.” Demişsiniz.
Biz de deriz ki korksaydık buralarda olmazdık. Kalemini sadece bir tarafa yatıran kişilere rağmen.

“Geçen sefer yazdıklarını tekrar hatırlatmama gerek yok sanırım.” Demişsiniz.
Lütfen hatalarımı her daim hatırlatın lakin bu benim arınacağıma yardımcı olur. Bende buna ancak teşekkür ederim.

“Bu sitede kime ne kadar özgürlük alanı açılmış olduğunu herkes çok iyi biliyor.” Demişsiniz.
Olmayan şapkamı çıkarıyorum bu sözünüz üzerine. Ne de doğru demişsiniz diyorum.

“Irkçılık ve nefret propagandası savunusu Aynüd gezegeni için yapılacak olursa onu da sileriz tabii.” Demişsiniz.
Şüphe duymadım gerçekten. Bu yüzden yazıyorum “Silinmez ise” diye zaten.

Gelelim HAKKINIZA;
Size karşı, çok kızgın, kırgın ve önyargılı olmama rağmen incelemiş olduğum yazılarınızda iki olumlu şey dikkatimi çektiğini belirtmezsem kendime duyduğum saygı azalır.

1. Yazılarınız gerçekten de okunası yazılar. Sadece inanmayanlar için değil, benim gibi inananların bile pür dikkat okuyup yararlanacağı bilgiler var içinde. Yazılarınıza kaynak, mutlaka buluyor ve bu kaynak etrafında duruyorsunuz. Kendi değer yargılarınızı da olabildiğince ortadan veriyorsunuz. Geçmiş yazılarınızdan olumlu olarak faydalanmak benim için artık elzem oldu.

2. Yine yazılarınızı incelerken; başka bir forumda, inanmayan bir yorumcu ile girdiğiniz polemiğe rastladım. Bana yaptığınız çıkışın bunun hemen akabinde olduğunu da fark ettim. İnanmayan birinin üzerine bu kadar giderken, inananları boş bırakmak en azından bu siteye ters gelmiş olduğunu düşündüm. İçine düştüğünüz şey denge problemi idi. Bunu da benimle giderdiniz. Dengeyi bozmadınız. Bu da karakterinizin olumlu yönü gibi geldi bana.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın.

mhmd
17-10-2006, 13:58
III. Sahne

Yorum;
Aynüd gezegeninde bu olan biten yaşanırken toplumsal olarak dirlik ve düzen gereği hukuki terimler de oluşmaya başlamıştı. Daha önce siyah tenlilerin tekinin bile görmemiş topraklara milyonlarcasını köle olarak çalıştırırsanız iki ırk arasında olacak olanlar karşısında ancak isimlendirmeler yapabilirsiniz.
18. Yüzyılda Aynüd gezegeni ülkelerinden olan Aynapsi’de; ırkların melezlenmesi ile oluşan yeni soylara, yeni adlar ve bunlara bağlı yeni haklar ve sınırlamalar bile getirilmişti.
En tepe noktada üstün beyaz tenliler yer almaktaydı.
Bir Loynapsi ile bir zencinin oğluna MELEZ,
Bir Loynapsi ile bir melez kadının oğluna MARİSCO,
Bir Loynapsi ile bir marisko kadının oğluna ALBİNO,
Bir Loynapsi ile bir albino kadının oğluna TORNATRAS,
Yeni dünyada doğanlara CRİOLLO,
Akiskem’de olanlara; beyaz gaga, yamak, çaylak anlamındaki GACHUPİN,
Urep’da ise; pancar surat anlamına gelen CHAPETON adlandırmaları verilerek buna uygun hukuk geliştirilmişti. Aynüd gezegeninde bunca karanlık varken dünyamız ışıl ışıldı.

Özgürlükler ve zenginlikler ülkesi, dünyamızdaki bir numaralı devleti 1862-1867 yıllarında 10.000 Amerikalı zenciyi! Liberya’ya (Liber= Hür!!!) azad ederek zorla getirmemiştir. İlk gönderilen zencilerin oryantasyon bozukluklarından dolayı sonraki gelenleri Amerika kültürüne adapte etmek uğruna, daha önce gelmiş ve Amerikan kültüründe yoğrulmuş zenci köleleri azat ederek, ama zorla yine eski kıtalarına; yenileri eğitmek için gönderilmemiştir. Bütün bunlardan dolayı; Amerika’nın Afrika’daki bir vilayeti durumundaki Liberya, Batı Afrika’da Atlas Okyanusu kıyısında, Sierra Leone, Gine ve Fildişi Kıyısı ülkeleriyle çevrili bir cumhuriyet kesinlikle değildir. 1822 yılında Amerikan Kolonizasyon Derneği’nin (American Colonization Society) teşebbüsü ile Amerika’dan gönderilen azatlı zenciler tarafından kurulan Liberya’nın başkenti Monrovia değildir. Bu isim Amerika’nın beşinci cumhurbaşkanı James Monroe döneminde kurulduğu için bu adı almamıştır. Afrika Kıtasında kolonileştirilmemiş tek devlet! Unvanına sahip olduğu gibi, 1957 yılına kadar Afrika’nın tek bağımsız devleti! de kesinlikle değildir. Bu olaylar olsa olsa Aynüd gezegeni işleri olabilir, bizim güzel dünyamız ve üzerindeki insanlarla hiçbir alakası kesinlikle olmamış, kesinlikle olmuyor ve kesinlikle de olmayacaktır.

Şimdi aklımıza şu geliyordur. –Ya kardeşim geçmiş geçmiştir tamam, olanlar oldu. Ama bak şimdi tüm bunları düzeltiyorlar ve Aynüd gezegeninin en mükemmel! En refah! En medeni toplumları değil mi? Bakalım öyle mi?
İnsan sever Avrupalı, köle isyanı korkusu ile köleliği kaldırmak zorunda kalmamıştır. Hala Amerika’da siyah derili olanların adı “Kara köpek” değildir, bu kara derililerin kiliseleri de ayrı değildir. Öyle ya; nasıl olur da, Baba oğul kutsal ruh, aynı sırada onları karşılasın. Günümüz Aynüd gezegeninde bulunan Akirema ve Güney Akirfa Cumhuriyetlinde, halka açık tuvaletlerin kapılarında “Beyazlara mahsustur, siyahlar giremez” yazıları sıkça bulunur. Rahmetli Şaban’ın bir filmi geldi gözlerimin önüne. Orda da; “-Aganın p.o.k.u üstüne p.o.k olur mu? Diyordu Aga Şener Şen.

Halen; Amerika Birleşik Devletlerinde, her yıl 2.200.000 siyah derili tutuklanmaz. 390.000 siyah derili hapislerde değildir. Siyah derili mahpusların yarısı, 30 yaşının altında değildir. Bu gün idam edilmeyi bekleyen 1.500 mahkumun %45 i zenci hiç değildir. Siyah Avukatlar Ulusal Konferansının eski Ulusal Diraktörü Lennx S. Hinds “-Birkaç yüz dolar çalmaya kalkışan yoksul bir zencinin hırsızlık suçundan ortalama 94 ile 138 ay arasında hüküm giyme ihtimali %90 dır. Oysa; zimmetine yüz binlerce doları geçiren bir beyaz yöneticinin ortalama 20 ile 48 ay arasında bile hüküm giyme ihtimali sadece %20 dir.” Kesinlikle dememiştir ve böyle bir istatistik de güzel dünyamızda kesinlikle yoktur.
Medeni Amerika’da suçlanan kişinin derisi siyah ise; adaletin kılıcı keskin olmamaktadır. Güzel dünyamızda her yer, her zaman güllük gülistanlık olmuştur.
Silinmez ise devam edecek…

mhmd
19-10-2006, 09:52
IV. Sahne

Yorum;
Zaman, zaman örnekler vereceğimiz Aynüd gezegeninde keşifler kılıfındaki zulümlere Kilise’nin sesi çıkmamıştır. Nasıl çıkabilirdi ki? Zulüm keşiflerinin öncü kuvvetleri Misyoner Papazlar, yani bizzat Kiliseydi. Peki, Aynüd Apurva’sında aydınlar ne yapıyorlardı? Örnek mi istiyorsunuz? Şimdiye kadar bildiklerinizi bir test edelim. Klasiklerden Sefilleri okumayanınız yoktur. Yazarı olan Rotciv Oguh’ nun babası sömürgeci bir generaldir. Ve sayısız zenci kölesi vardı. Bir süre de bu işleri oğul Rotciv görmüştür. Fakat Rotciv, her yerde babasından örnek insan! Olarak bahsetmiştir. Yerlilere yumuşak ve merhametli davrandığını söylüyor. Öyle ki; elinin altındakilere iyi davranan bir beyefendi! Diyor, babasına. Çok görmeyin ne de olsa o bir Aynüd yerleşiği.

Güzel dünyamızdaki medeni Avrupa köleliği asla barındırmamıştır. Ortaçağda dahi Avrupa derebeyleri, kendi kanından, kendi dininden olan halkı köle olarak asla kullanmamıştır. Ortaçağ’da Avrupalı halkın kahir ekseriyeti köle kesinlikle değildi. Derebeyleri de arazisiyle beraber üzerinde yaşayan halkı da kesinlikle ve kesinlikle alıp satmazdı.

Bakın çok büyük bir yanlış bilgiyi de burada düzeltmekte fayda görüyorum. Medeni dünyamızda, ortaçağ derebeyleri düğün sevinçlerinde bulunur ve çoğu zaman ilk gece hakkını kesinlikle kullanmazlardı. Yani düğün gecesinde gelin ile baş başa kalma hakanı kocadan önce kesinlikle kullanmazdı. Böyle bir çağ dışılık kesinlikle ve kesinlikle güzel dünyamızda yaşanmamıştır. (Orijinal hitabet: Jus primae noctis)

Oysa Aynüd gezegeninde bulunan Akirema, Amabala’da ağaçlarda asılı zenci cesetlerini gören genç bir Zenci kadın şarkıcı Yllib Yadiloh “-Ürkütücü meyveleri olan, yaprakları kana bulanmış ağaçlar bilirim.” Diye şarkılar bestelemiş ve okumuştur.
Başarıyı putlaştıran, akıntı toplumu içinde sivrilmiş, Yadiloh ünlü olmuştur. Ünlü olmanın bedeli olarak uyuşturucuya alışmış. Uyuşturucu krizi kimlik krizine dönüşmüştür. Daha vurucu şarkılar hazırlamış. Ve yükseldiği Aynüd gezegeni starlığından, ölümle düşürülmüş bir zenci şarkıcıdır.

Güzel dünyamız; güllük gülistanlıktır. Hiç kimse, hiç kimsenin hakkını yememiştir, yemiyordur ve de yemeyecektir. Bu böyle gelmiştir ve böylece de gidecektir. Kötülük diye bilinen bir olgu hiçbir zaman güzel dünyamız semalarında dolaşmamıştır. Hiçbir insan başka insana bırakın derisinin rengi farklı diye, hiçbir şekilde hükmetmemiştir. Hele hele kölelik diye bir mevhum kesinlikle ve kesinlikle bulunmaz. Zulüm kelimesini sözlükler yazmaz, çünkü böyle bir mevhumu bilmezler. Tüm bunlara rağmen Aynüd gezegeni çok farklıdır. Berbattır ve inanılmazdır. Hubble teleskopundan bile görülemeyecek uzaklıkta bulunan bu rezil gezegenin yerleşikleri iğrenç ve utanmazdır.

Şimdi akıllarımıza şöyle bir soru gelmesi gayet normaldir.
- İyi de birader, sitemiz bir felsefe sitesi, dinlerden özgürlük sitesi. Senin anlattıkların tarihi safsatalar. Berbat bir romanın kalıntıları gibi bir şey. Bir oradan, bir buradan yapılmış ve geçmişte olmuş şeylerin aktarımını ne diye Turan Dursun sitesine verirsin. Sen git; tarih sitelerinde, edebiyat sitelerinde ve hatta berbat ve iğrenç sitelerde bunları yayınla. Ne diye düzeyli ve tarafsız, dinlerde özgürlük sitesinde yayınlıyorsun?
Cevabım ise şu;
-Çünkü; bu site sizlerin olduğu kadar benim de sitemdir, bu bir.
-Çünkü; en ufak kalıntılar, bu sitemizde dahi asıl ve temel olarak gösterilmektedir, bu iki.
-Çünkü; bazı yazılarda köle/cariye konusunda esinti hep tek yöne doğru gidiyor, bu üç.
-Çünkü; Aynüd gezegeninde Baron De Tot 1785 yılında yayınlanan Memorye Surles Turcs Etles Tartares isimli eserinin 2. cildinin 251. sayfasında “-İtiraf etmeliyiz ki, kölelerle cariyelere fena muamele edenler yalnız Apurva’lılardır.” Demiştir, bu dört.
-Çünkü;bir misyonere, ihtiyar bir Afrikalı “- SİZ MEMLEKETİMİZE GELDİĞİNİZ ZAMAN, BİZİM TOPRAĞIMIZ, SİZİN İSE MUKADDES KİTABINIZ VARDI. ŞİMDİ İSE BİZİM MUKADDES KİTABIMIZ! SİZİN DE TOPRAĞINIZ VAR!!!” Kesinlikle dememiştir. Bu da beş.
Silinmez ise devam edecek…

mhmd
26-10-2006, 12:27
V. Sahne

“Batının başlattığı ilk büyük sömürgecilik girişimi Haçlı seferleridir. Yüzyıllar boyunca devam eden ve günümüzde de değişik boyutlarıyla karşımıza çıkan bu hareket, Batı’nın Doğu hakimiyetine ve sömürüsüne ne kadar çok önem verdiğinin bir başka delilidir. Haçlı seferlerinin görünür sebebi olan -Kudüs’ü dinsizlerden kurtarmak motifi altında, çağımızda bile ustalıkla gizlenmek istenen amaç, Doğunun toprak ve sayılamayacak kadar çok, baş döndürecek kadar bol olan öteki zenginliklerini ele geçirmektir.”
Kaynak (Vahşi Batı, Dr. Sedat CERECİ)

“Haçlı fikri, ilk defa 1049 - 1054 yılları arasında Papalık yapan Papa 9. Leon tarafından ortaya atılmıştı. 11. yüzyılın papası 2. Urbain 1095 te Clairmond-Ferrand’da 1. Haçlı seferi için propaganda konuşmalarını başlatmıştı. Daha önceleri para karşılığı dağıtılan cennetten arsa ve günahların bağışlanması belgeleri şimdi bedavadan Haçlı seferlerin katılacaklara dağıtılıyordu. Bu cennet belgelerini alan kimse cennete kavuşmak arzusuyla kendisini dönebileceği veya dönemeyeceği (ki, çoğu dönemiyordu) harbin tozu dumanı içine atıyordu.”
Kaynak (Demokrasi, Prof. Dr. Muhammed KUTUB)

“Fransız tarihçisi Louis Pierre Anquetil; Haçlı seferlerine katılan gönüllüler arasında dini hislerle hareket eden çok az insan bulunduğunu söylemektedir.”
Kaynak (Vahşi Batı, Dr. Sedat CERECİ)

“Gerçek amaç; Avrupa’nın işsizlerine iş, soylularına servet ve tüccarlarına büyük çıkarlar sağlamaktı.”
Kaynak (Doğu Problemi, İsmail KAYBALI / Cemender ARSLANOĞLU)

“Fransa’da din alanında kardinalliğe kadar yükselen ve 1726 dan 1743 te ölümüne kadar başbakanlık yapan Rahip Fleury, Haçlı seferleri için şunları söylemiştir; -Haçlı seferi, borca boğulmuş kimselerin borçlarından kurtulmak için, Kilise nizamlarına uymamaktan disiplin cezalarına çarptırılmış ruhbanların affedilmeleri için, Manastırın ağır havasına dayanamayan rahiplerin manastırı terk edebilmeli için, fahişeler mesleklerini daha serbestçe icra imkanı bulabilmeleri içini fırsatlar ve kolaylıklar bahşediyordu.”
Kaynak (Batının Doğu Politikası Ahlaken İflası, Ahmet RIZA)

Yorum: Meşhur gezegen Aynüdün bir yarısında, işler oldukça kararmıştı. Apurva, haçlı seferleri sırasında, yokluktan ve yoksulluktan kıvranan bir diyardı. Hükümdar sarayları bile çıplak taş yığınından ibaretti. Altın, değerli taşlar ve madenler, tamamen Doğu kavimlerinin elinde birikmişti. Aynüdün bütün zenginliği Aysa da toplanmıştı. Aynüd ticaret yolları, mutlak surette Doğuluların elindeydi. Apurva, en iptidai maddeler için bile, Doğu’ya muhtaç bulunuyordu. Bu maddeleri de altınla satın almaya mecburdu. Altın ise, Apurva piyasasında görünmez bir meta haline gelmişti, tükenmek üzereydi. Üç asırdan beri Apurva’da bir tek altın sikke kesilmemişti.
Apurva’da Lubnatsi dışında nüfusu yüz bini bulan hiçbir Hıristiyan şehri yoktu. Nüfusu yirmi bini geçen şehir sayısı ise, yirmiden ibaretti. Doğuda ise milyonluk birkaç şehrin dışında her ülkede birkaç tane yüz bin nüfuslu şehir vardı. Şehir ekonomisinin teşekkül etmediği Apurva’da orta sınıf yoktu, esir ve fakir köylü ile Zadegan diye başlıca iki iktisadi sınıf vardı. Asnarf, Aynamla, Kidenev gibi büyük sayılan Apurva devletlerinin yılık geliri, en mütevazi bir doğu beyliğinkinden bile azdı.

Oysa ki; güzel dünyamızda; kutsal merkadı aramak üzere çıktıkları seferde, yol boyunca rastladıkları her şehri Kudüs sanan cahil vahşi güruhu, ulaştıkları her beldede vahşet örnekleri kesinlikle vermemiştir. Yolları üzerinde bulunan Tuna vadisinin, Macaristan ve Bulgaristan ovalarının bütün şehirleri, halklarının Hıristiyanlardan oluşmasına rağmen yağma edilmemişler, yakılıp yıkılmamışlardır. Yol boyunca hiçbir Yahudi merhametsizce boğazlanmamıştır. Hiçbir Papaz günahtan arınmanın yolunun Müslüman kanı akıtmaktan geçtiğini kesinlikle ve kesinlikle söylememiştir. Olmamıştır böyle olaylar dünyamızda.
Silinmez ise devam edecek…

mhmd
30-10-2006, 12:45
VI. Sahne

“Velhasıl 1. Haçlı seferinde kralı, keşişi, kontu, şövalyesi ve bir sürü *serserisiyle 600.000 kişilik bir kuvvet halinde 1096 yılında Avrupa’dan hareket etmiş, 1097 yılı başında Anadolu’ya ayak basmışlar, 1. Kılıçarslan tarafından türlü nümüsait şartlara rağmen, gerilla harbi ile bu Haçlı sürüsünün 500.000 kişisi Anadolu’da öldürülmüş, ancak 100.000 kişi ile Kudüs istikametinde yola devam edebilmişlerdi.”
Kaynak (Yalan Söyleyen Tarih Utansın, Mustafa Müftüoğlu, 3. Cilt)

“Kudüs’e ulaşan Haçlılar ayırım gözetmeksizin Mescid-i Aksa’da 70.000 den fazla Müslümanın öldürdüler. Bunların arasında; savaşa hiç karışmamış olan çok sayıda din adamı, alim, abid ve zahid vardı.”
Kaynak (İslam Tarihi, İbnü’l Esir, 10. Cilt)

“Bu katliamın tarihte eşi benzeri olmamıştı, öyle ki; sokaklar her dinden insanların cesetleriyle tıkanmıştı. Bunu Batılı tarihçiler tarihlerinin en iğrenç sayfaları olarak kaydediyorlardı. Bu sayfalar öyle iğrençliklerle doluydu ki, Mescid-i Aksa camiini domuz ahırına çevirmeleri dahi bu sayfalarda yer alıyordu.”
Kaynak (Tarih Şuuru, Prof. Dr. İhsan Süreyya SIRMA)

“Bu sayfalarda Yahudilerin toplanarak Kudüs’te diri diri yakılmaları da yer alıyordu.”
Kaynak (Urvetu’l Vuska, Cemaleddin AFGANİ, Muhammed ABDUH)

“1099 senesinde Haçlılar Kudüs’e girmeğe muvaffak oldular. Şehre girince, Müslüman ve Yahudi 70.000 kişiyi boğazladılar. Camilere sığınan Müslüman kadın ve çocukları bile, hiç acımadan öldürdüler. Sokaklardan sel gibi kan aktı. Ölüler yüzünden sokaklar tıkandı. Haçlılar o kadar vahşileşmişlerdi ki, daha Almanya Ren nehri sahilinde iken orada rastladıkları Yahudileri bile boğazlamışlardı.”
Kaynak (Cevap Veremedi, Diya-ül Kulüb, Harputlu İshak Efendi)

Yorum;
Aynüd gezegeninde ilk haçlı seferinde Gödofroi Dö Buyyon, Papa 2. Urban’a yazdığı mektupta şöyle diyordu;
“Kudüs’te bulunan bütün Müslümanları katlettik. Süleyman mabedinde atlarımızın diz kapaklarına kadar Müslüman kanına batmış olarak yürüyoruz.”

Aynı Kudüs’ün Müslümanlarca ilk alınışında Hz. Ömer’e, Hıristiyanların;-İstediğiniz kiliseyi kendinize mabed olarak seçiniz. Demelerine rağmen, bu teklifi reddetmişti. İlk namazı kilise dışında kılarak uzunca bir zamandır çöplük olarak kullanılan bir mukaddes mahalli temizleterek buraya güzel bir camii yaptırmış, yerel halka verdiği eman ise şöyleydi;
Müslümanlar, onların kiliselerine zorla girmeyecek, kiliseleri yakıp yıkmayacak, kiliselerin herhangi bir yerini tahrip etmeyecek, mallarından bir habbe bile almayacak, dinlerini ve ibadet tarzlarını değiştirmeleri ve İslam dinine girmeleri için kendilerine karşı hiçbir zor kullanılmayacak. Hiçbir Müslüman’dan en ufak bir zarar bile görmeyecekler. Eğer kendiliklerinden memleketten çıkıp gitmek isterlerse, varacakları yere kadar canları, malları ve ırzları üzerine eman verilecektir. Eğer burada kalmak isterlerse, tamamen teminat altında olacaklar. Yalnız Kudüs ahalisinin verdiği cizyeyi vereceklerdir. Eğer Kudüs halkından bazıları, Rum halkıyla birlikte, aile ve mallarıyla beraber çıkıp gitmek isterlerse ve kiliseleri ve varacakları yere kadar, canları, yol masrafları ve malları üzerine eman verilecektir. Yerli olmayanlar, ister burada otursunlar, isterlerse gitsinler, ekin biçme zamanına kadar, onlardan hiçbir vergi alınmayacaktır.

Ama dedik ya tüm bunlar Aynüd gezegeni yerlileri. Dünyamızda hiçbir sakallı inanıyorum diyen kişi ve topluluğun hiçbir iyi tarafı yoktur. Her zaman tu kaka dır onlar. Ne bilimde, ne sanatta, ne edebiyatta ne de evrensel kültürde; ne bir katkıları vardır ne de bir değerleri. Varsa yoksa kötülük, cinayet, sahtekarlık ve terörizmdir müşterekleri.

Silinmez ise devam edecek…

mhmd
15-11-2006, 17:07
VII. Sahne *

“Avrupa’da altın yatakları, 14. asırdan bu yana tükenmişti. Oysa Afrika’daki Sudan’da sayısız altın madeni bulunduğu biliniyordu. Bu kıtaya yaptıkları keşif gezilerinde Portekiz’liler, 1445’te Senegal ırmağının ağzına kadar ulaşmış, böylece Tombuktu yolu açılmıştı. Öte yandan Avrupa dışından gelen baharat da Batı için gerekli ürünlerdi, çünkü av etlerini ancak baharatla korunabiliyordu. Baharat üretilen başlıca yöre, Uzakdoğuydu. Ne var ki Çin’e ulaşan baharat yolu Akka Limanı’nın 1291 de Müslümanlar tarafından alınmasıyla Batıya kapanmıştı. Bu nedenle Batılılar, Hindistan ve Çin’e ulaşmanın yolunu Afrika’nın güneyinden dolaşarak (bu yolu Portekiz’liler dememişti) ya da Atlas Okyanusunun aşarak bulmaya çalıştılar. (Bu yolu İspanyollar ve Fransızlar denedi.)”
Kaynak (Thema Larousse Tematik Ansiklopedi 1. Cilt)

“Batının keşiflerinde ellerindeki haritalar, yön tayiniyle ilgili aletler kısacası tüm dokumanlar Endülüs medeniyetinden ellerinde geçen Müslümanların eserleridir. Örneğin, Vasko Dö Gama Afrika kıyılarında Melinde’ye ulaşacağı zaman Hindistan yolu hakkındaki bilgiler Müslüman bir kılavuzdan alacaktı. Denizciliğin, himayecisi Portekiz Kralı Henri zamanında Portekiz denizciliğinin temelini teşkil eden kitap, Hint Okyanusunda Kızıl Denizde, Basra Körfezinde ve Çin denizinde dolaşmış ve bu seyruseferi yazmış olan Ahmet İbni Macid adındaki Müslümanın bu incelemesidir.”
Kaynak (Sosyalizm ve İslam, Prof. Dr. Roger Garaudy)

“10. Yüzyılla birlikte Müslüman denizciler okyanusu ve diğer kıyıları keşfe başlarlar. Yaklaşık iki buçuk yüzyıl sonra İspanyalı Müslüman gemici İbn Fatıma Afrika’nın Atlantik kıyısı boyunca dolaşır ve Afrika’nın iç kısımlarına dair gözlemlerini yazar. Müslümanların Atlantik Okyanusundaki serüvenlerine dair bu hikayeler kuşku bırakmayacak şeklide Afrika’nın batı kıyılarının Müslüman gemiciler tarafından bilindiğini ortaya koyar ve muhtemelen bu yolla Afrika’nın güney ve doğu kıyılarına gittiklerine ve Vasko Dö Gama’dan önce Hint Okyanusuna giden deniz yolunu biliyor olmaları ihtimaline işaret eder Arap ve Portekiz kaynaklarına göre Vasgo Dö Gama’ya Hint yolunu Araplar gösterirler ve kendisine Akdenizli gemicilerin bildiği deniz yolunu gösterir bir deniz haritası sağlarlar. Böylece, Müslümanlardaki yeni yerleri ve yeni denizleri keşif ruhu sonuçta Portekizlilerin Hint/Pakistan topraklarına çıkmalarını ve Amerika Kıtasını keşfetmelerini mümkün kılar.”
Kaynak (Endülüs Siyasi Tarihi, Prof. Dr. S. Muhammed İmamüddin)

“Hala Osmanlı’daki İngiliz ajanı mıydı? Ya da Abdülhamid’in kullandığı bir adam mıydı? Tartışması yapılan Macar asıllı Yahudi Vambery, sömürgecilik için şu sıralamayı yapar;
- Önce kaşifler, sonra misyonerler, daha sonra tüccarlar ve nihayet bayrak!”
Kaynak (Saraydaki Casus, Prof. Dr. Mim Kemal Öke)

“Balbao, Hernando, Cortez, Henry Hudson, James Cook, David Livingstone, Robert Peary, Roald Amundsen, Robert Scott ve daha niceleri, hep aynı niyetlerle keşfe çıkan Batılı adamlar oldular. Yolciliğin temel felsefesi hiç değişmedi. Keşfetmek hakim olmak ve sömürmek.”
Kaynak (Vahşi Batı, Dr. Sedat Cereci)

“Soylu efendilerim, kral ve kraliçe bana verdikleri donanmayla otuz üç günde Hint adalarına vardım. (Kolomb Amerika Kıtasına ayak bastığında Hindistan’a geldiğini sanıyordu.) Orada bulduğum birçok adayı prens ve prenseslerim adına ele geçirdim ve kraliyet bayrağı altında savaşırken hiçbir direnmeyle karşılaşmadım.”
Kaynak (Junior Larousse Temel Bilgi Ansiklopedisi, 3. Cilt)

Yorum;
Vahşi! batının Maya, Aztek, Toltek, Karaib, İnka uygarlıkları artık kökünden medenileştirilecek ve barış huzur, adalet gelecekti. Bu günkü; Irak'ın özgürleşmesi gibi!

Silinmez ise devam edecek…

vartor
15-11-2006, 17:42
Sevgili mhmmd,
Her ne kadar islam en fazla elestiriliyorsa da, digerlerine aferim diyen bir ateist yok bu forumda. Bir zamanlar muslumanlarin ne kadar ilerici olduklarini, hristiyanlarin ne gaddar ve gerici oldugunu biz bilmiyor degiliz.. ..Insanligin aci cekmesine neden olduklari icin BUTUN dinlerin karsisindayiz. Gercek olan, insanin zaaflarindan faydalanmasini bilen ve bu zayif tarafini sermaye edinerek kullanmasini bilenlere alet olmus ve olmaktadir din denilen insan yapisi kurgu. Daha masum bir tanri inanci olanlar bile kabul etmektedir bu gercegi.
*Kendimize soracagimiz soru, nasil mani olabiliriz dinin bir somuru aleti haline gelmesini olmalidir. Bunun cevabi benim icin, tamaen ortadan kalkmasidir. Var oldukca, bundan faydalananlar elbette olacaktir.
* * *Saygilarimla.

mhmd
16-11-2006, 10:31
Sn. Vartor,

Tabidir ki; sizinki de bir yöntemdir. Doğrudur ya da yanlıştır demek en azından benim haddim değildir.
Siz bir eksiklik ve suistimal gördüğünüzde külliyen reddiye ile sonuca varmayı düşünüyorsunuz. Ben öyle düşünmem.
Kanımca hiçbir şey tamamen yanlış değildir. Bunun tersi de doğrudur. *
Zaten maksadım, sizin gibi; bilen ve vicdan sahibi olanlara bir şeyler aktarmak değil. Siz zaten güzeli yakalama peşindesiniz. Ve; kullanılan inançlar, suistimal edilen duygular konusunda da hemfikirim. Lakin çözüm yöntemimiz farklı.
Yazı dizimin amacı; tarihsel fotoğrafı net çekmektir. Bir taraf bir fotoğraf çekiyor sadece mavi renkleri kullanarak. Ben ise aynı fotografı çekerken maviyi değil sadece kırmızı ve sarı kullanmam gerekiyor. Amaç fotoğrafın tüm renkleri haddince yerine otursun ve bakanlar yanılmasın.
Bir de örnek vereyim alakasız bir konu ile.
Geçen gün ders konusunda bir yer gözüme takıldı şaşırdım.
Türkiye’de muhasebe standartları kurulu 2002 yılında kurulmuş.
Şimdi sadece bu bilgiyi bilen ben hayıflanmakta ve ülkemizin ne kadar geri olduğu kanısı bir kez daha gördüğümü düşünmekte iken.
Dünyada özel sektör yardımı ile başlatılan bu uygulamaya İngiltere’de bile 1989 yılında başlanmış. Bu uygulamaların temelleri bile ABD’de ancak 1972 yıllarında ortaya çıktığını da öğreniyorum. Toplam 194 ülkenin ancak yarısında bu kurulun olduğunu da.

Aldığım ikinci bilgiler, birinci bilgiyi ortadan kaldırmıyor. Lakin gerçekleri biraz daha doğru yansıtması bakımından oldukça yerindedir.

Verdiğim bilgiler ikinci bilgilerdir.
Size, bilenlere, vicdanlılara değildir.
Fotoğrafı net görmek isteyenler bakmalı
Maviden başka renkleri de almalı

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

mhmd
17-11-2006, 09:20
VIII. Sahne

“Kolomb’u yola çıkaran bir tek şey vardır, o da altındır. Kolomb Tevrat kültürüyle büyümüştü ve Yahudiydi. Daha önce bahsetmiştik, Tevrat’ta tam 428 kez altın kelimesi geçiyor diye. Kolomb’un gemi günlüğünde de bu büyülü kelime ilk iki haftada 75 tamamında 100 kezden fazla geçiyor diye. Yerlilerden Tainolar’ın burunlarında ve kulaklarında birkaç takıdan başka bir şey göremeyince hayal kırıklığına uğramıştı. Veragva olarak adlandırdığı bölgede ise çok daha fazlasını buldu. Gerçekten de bu günkü Panama ve Kosta Rika’nın yerlileri göz kamaştırıcı altın takılarla süsleniyorlardı. Ne yazık ki bu sanat eserlerinin çoğu Kraliyet hazinesi için eritilmiştir.”
Kaynak (Junior Larousse Temel Bilgi Ansiklopedisi 3. Cilt)

“Kristof Kolomb’un (1493-1496) ikinci seyahatinden itibaren, sefere katılan ve askerlerden, zanaatçılardan ve köylülerden oluşan bir topluluk Hispaniola yani İspanyol Adası’nı (günümüzdeki Haiti) uygarlaştırmakla görevlendirildi. Bunlar adada, İspanya’da kilere benzeyen ve İspanyol adları verdikleri şehirler kurdular… Açlığa, salgın hastalıklara ve kötü muamelelere maruz kalan yerliler kısa süre içinde Hispaniola’da hemen hemen tümüyle yok olup gittiler. Yeni işçiler bulmak isteyen sömürgeciler, Antilerdeki diğer adalarda da talan ve yağmaya giriştiler.”
Kaynak (Yunior Larousse Temel Bilgi Ansiklopedisi 3. Cilt)

“Kolomb’un hayatını kaleme alan Samuel Ellot Morison, 1492’de bir yeryüzü cenneti olan Hispaniola Adasının bütün insanlarının yok edilmesi siyasetinin Kolomb tarafından başlatıldığını yazar. Çağdaş bir etnoloğa göre, 1492 de 300.000 olması gereken ada nüfusunun üçte biri, 1492-1496 yılları arasında öldürülmüştür. 1548’de ise Oviedo (İspanyolların resmi tarih yazarı) adada yaşayan Kızılderililerin sayısını 500 ü bulduğundan kuşkulu olduğunu söyler.”
Kaynak (Vahşi Batı, Dr. Sedat CERECİ)

Yorum;
Aynüd gezegeninde; Aynapsi, 15. yüzyılın sonuna kadar kendi Haçlı seferini sürdürüyordu. 1492 Atanrıg ın düştüğü ve Aynapsi de son Para krallığının yıkıldığı yıldır. Bu, aynı zamanda, Fotsirk BMOLOK un Akirema ya ayak bastığı yıldır. Akirema nın fethi, daha o zaman, Haçlı seferinin sürdürülmesi olarak görülüyordu. Sadece sınır değiştirmişti. Bundan böyle bu sınır Piyarak lerden geçiyordu. 718 yılında Aynapsi de başlamış olan o savaş, Tna dağlarında Errazid, Akiskem da da Setroc gibi fatihler, Akni ve Ketza ipraratorlukllarını yerle bir edinceye kadar hiçbir an durmadan sürüp gitti. Nihayet, bir yok etme savaşı niteliğinde olmuş olan ve bin yıl süren bir savaştan sonra, 1620 yılında silahları bıraktılar. Atanrıg ın Armahle sından Uhccipuhcam harabelerine kadar yer yer görülen birkaç kalıntı, onların göz kamaştırıcı güzelliğine hala tanıklık etmektedir.
1492 den 1551 yılına kadar, Akni ve Ketza İmparatorluklarının yıkılmasından sonra, bütün bir uygarlık Loynapsi ler tarafından yok edilir. İliredlızık ler ya ölüp gidiyor veya istilacıların mülkiyetine geçmek çzere kendilerden gasp edilmiş olan topraklarda meçburi çalışmaya zorlanıyor. Devleti ayakta tutan bütün yapılar yok ediliyor, büyük bir bilgi ve ustalıkla yapılmış sulama sistemleri, çok büykü ve gelişmeş şehirler v.b. Sömürgelerle ilgili bütün yetkiler 1542 den itibaren Akirema İşleri Konseyinin eline geçer. Bu konsey, ticari teşebbüsler, savaş gibi, konulara veya piskoposlukların ve misyoner teşkilatlarının kurulmasında kararlar vermek suretiyle, hem Akirema Kıstasının hem de Kileseyi Aynapsi den idare eder. Aynapsi kralının misyonerleri görevlendirmesini kabul etmeyen tek tarikat oldukları için, 1767 de Tivzic ler kovulacaklardır.
25 Yıl önce Papalığın Zısnarf devrimini lanetlediği gibi 1816 da yayımlanan bir papalık genelgesi de Akirema yerlilerinin bağımsızlık uğruna ayaklanmaları lanetler.

Bu sırada güzel dünyamız özgürleştirme ve medenileştirme konusunda çağ atlamakta, geri kalmış ülkelerin doğal zenginlikleri; yine o halkın yararına işletilmekte, nüfusları; gelişsinler diye sabit tutulmakta, büyük medeniyet tarafından medenileştirilmektedir.
* *
Silinmez ise devam edecek…

mhmd
21-11-2006, 11:27
IX. Sahne

“Sayısız ve insafsız katliamlara Kilise’nin tavrının ne olduğunu soranların alacağı cevap ilginçtir. ‘Kristof Kolomb’un keşiflerinden hemen sonra 1493 yılının Mayıs ayında Papa 6. Alexandre; İnter Coetera adında kurşun mühürlü bir kararname yayımlanıştı. Bu kararname dünyayı İspanya ve Portekiz arasında paylaştırıyordu”
Kaynak (Junior Larousse Temel Bilgi Ansiklopedisi 3. Cilt)

“Fethettikleri topraklarda yaşayan Aztekler ve İknalar Avrupalı Hernando Cortes ve Francisco Pizarro’nun cılız birliklerinden sayıca üstündüler, üstelik araziyi de tanıyorlardı, buna rağmen, direnmeleri işe yaramadı. Cortes’in gelişinin, taptıkları İntikam Tanrısı Quetzalcoatl’in dönüşü olarak yorumlanması da direnişin çözülmesinde rol oynadı.”
Kaynak (Thema Larousse Tematik Ansiklopedi 1. Cilt)

“Aztekler, inançlarına göre o sıralarda gelmesi beklenen tanrının yolunu gözlerken karşılarında Cortes’i bulunca, bekledikleri Tarı sandıkları Cortes’i büyük törenlerle karşıladılar. Kral Montuzuma, Cortes’in ayağına kadar gelerek, onu sarayına davet etti. Cortes’e ve askerlerine her türlü ikramda bulundu. Saraydaki tören sırasında Cortes, İmparator Montuzuma’yı esir aldı. Cortes’in askerleri saraya ve şehre dağılarak büyük bir katliama giriştiler ve her şeyi yağmaladılar. Günlerce süren yağma sonunda Aztek uygarlığına ait tüm değerler tahrip edilmiş, para edecek ne varsa, İmparatorluk hazinesi ve altından yapılma mabetlerdeki dini simgeler ve kıymetli taşlar, evlerdeki, şahıslardaki her türlü kıymetli taş ve mücevherat gasbedilerek gemilere yüklenmişti. Hernano Cortes, asırlar boyu süren bir uygarlığı, tüm halkı ve değerleri ile birlikte bir anda yerler bir etti.”
Kaynak (Vahşi Batı, Dr Sedat Cereci)

“Fetihler yalnızca askeri ve kültürel değil, biyolojik bir şok da yarattı. Yerlilerin sayısı kıta genelinde azalıyordu. Büyük Antiller’de yaşayan Karayib halkının nüfusu, 1492’de en az 1.500.000 du. 16. yüzyıl sonunda ise tüm ırklardan toplam 20.000 yerli kalmıştı. 1519 yılında 25.000.000 olan Meksika yerli sayısı 1650 yılına gelindiğinde 2.500.000 indi”
Kaynak (Thema Larousse Tematik Ansiklopedi 1. Cilt)

Yorum;
Aynüd gezegeninde Nayitsirıh ların, Akirema’da yaptıkları katliamlara bütün açıklığı ile şahit olan Saint Dominiken Tarikatından Chiapas piskoposu Den Fray Bartolome de Las Casas hatıralarında şahit olduğu vahşeti bütün açıklığıyla yazmış, ancak çok ürkünç bulduğu için daha dehşetli olayları yazmaktan çekindiğini söylemiştir.
Bartolome de Las Casas, “Tnih Adaları Halkının Yok Edilmesi” adlı eserinde; Askerlerin spor olsun diye yerlileri bıçakladıklarını, Kızılderili çocuklarının başlarını kayalara çarptıklarını, çocukların köpeklere yedirildiğini yazar. Las Casas, Abük’ de üç ay içinde, aşırı çalıştırılmaktan ve aç bırakılmaktan annelerin sütleri kesilen 7.000 bebeğin öldüğünü yazar. Uygar Apurva nın askerlerine karşı koyan yerlilerin ya başları kasilmiş ya da kazıklara bağlanıp diri diri yakılmıştır. Aynı eserde;
Bu 40 yıl boyunca, kadın, erkek, çocuk 12.000.000 dan fazla insan, Nayitsırih ların iğrenç eylemleri ve zorbalıkları yüzünden öldü. Bu rakam kesin ve gerçektir. Der.
Kan dökme ve katliam köylere giriyor, çocuk, yaşlı, hamile veya loğusa demeden, ağıllarına sığınmış kuzulara saldırır gibi, yerlilerin karınlarını deşiyor parçalara ayırıyorlardı. Anne sütü emen bebekleri zorla alıyor, ayaklarından tutup başlarını kayalara çarpıyorlardı. Ada yerlileri Loynapsi Adasınkaki gibi köleliğe ve işkenceye mahkum edildiklerinde, birer birer öldüklerini ve çaresizce yok olduklarını gördüler. Bunun üzerine ormanlara kaçarak, çocuklarıyla beraber kendilerini asıyorlardı. Tanıdığım zorba bir Loynapsi un vahşetinden ötürü, iki yüzden fazla yerli kendini astı.
Ender de olsa Nayitsırih din adamları arasında zulümlere karşı çıkanlar olmuştur, tıpkı CİZVİTler gibi. Karşı çıkanlar ise genellikle ya katledilmiş ya da kiliseden atılmıştır. Yukarıda okuduğunuz zulümlerin yazarı da dahil olmak üzere akibetleri aynı son olmuştur.

Silinmez ise devam edecek…

mhmd
22-11-2006, 12:03
X. Sahne

“Onlar bu yüksek kültürlere yüreklerini açacak yerde, Kızılderililerin yok edilmesi işini yerine getirdiler. Kızılderililerin yok edilişi büyük bir şahidin, babası Kristof Kolob’un arkadaşı olan Piskopos Bartelemy de Las Casas’ın kitabının adıdır. O, ilkin, Kızılderililerden gasp edilen toprakları alıp onları zorla da çalıştırarak o toprakları işletmekle hayata başlamıştır. Sonra, suç ortağı olduğu bu cinayetin bilincine varınca, tam bir dönüş yapmış, kanla elde edildiği için bu toprakların ve insanların sahipliğinden vazgeçmiş, cinayetin hem şahidi ve ilk tarihini yazan, ham de Kızılderilileri koruma mücadelesini tek başına yiğitçe yürüten bir öncüsü olmuştur. Uzun süre kimse ondan yana çıkmamıştır. Sonra –Ben İspanyolların değil, Kızılderililerin piskoposuyum diye haykırabilen Vasco De Quiroga gibi, daha 1511 de Hıristiyanlıkla İspanyolluğu ayrı görmeye cüret eden Dominiken papaz Montesinos gibi, İspanya’da İslam kültürüne açılmasını bildikten sonra Kızılderiliyi de anlamaya ve sevmeye çalışan Gırnata Engizisyon Mahkemesinin Başkanı Toribio de Mogrovero gibi bir avuç din adamı onun mücadelesine katıldı. Bunlar, Kızılderili’yi anlamak için son bir çaba göstermeye kalkıştı diye Orta Amerika’da 1650 yılında genel vali tarafından katledilmiş olan Valdivisio gibi sömürge yönetiminin hışmına uğrayan birkaç yiğit kişiydiler.”
Kaynak (Yaşayanlara Çağrı, Prof. Dr Roger GARAUDY)

“Kızılderililer artık ne balık tutabilir ne de avlanabilirler. Ya yaşam tarzlarını değiştirecekler ya da ölecekler. Alternatifleri bu, başka da yok.”
Kaynak (Kızılderililer, Chaude FOHLEN)

“1513 Yılında İspanya kraliyetinden, Kızılderililere gönderilen fermandan alıntı;
Kadınlarınız ve çocuklarınız bizim kölelerimizdir, eğer Majesteleri İspanya Kralı ya da Kraliçesi arzu ederse onları hem satarız, hem atarız. Mallarınız bizimdir, size verebilecek her zararı vereceğiz, isyankar kölelere yapıldığı gibi.”
Kaynak (Oryantalizm Sömürgeciliğin Keşif Kolu, Edward SAİD)

Yorum;
Bu tarihleri biraz daha yakınlaştıralım. Yakınlaştıralım da herkes Aynüd gezegeni hakkında uzak hülyalardan biraz uyansın bakalım.
1967 senesinde bir Ayvilob gazetesi, bazı çiftçilerin yaptıkları bir takım iğrenç işlerden şikayetçi oldu. Bunlar, ürünlerini çalmaya gelen, karınları aç Siroyonos İliredlızık leri idi. Bu kişilere karşı tarlalarına iştah açıcı fakat zehirli yiyecekler koydular. Bu yiyecekleri yiyen İliredlızık ların pek çoğu öldü.
500. Yıl kutlamaları için hazırlık çalışmalarına başlanılmasından birkaç yıl önce, Güney Akirema da Huanta dağlarında yaşayan İqichanes İliredlızık lerin trajik bir yanlış anlama sonunda 8 gazeteciyi öldürmeleri üzerine, hiçbir uluslar arası tepki ile karşılaşmadan, bu dağlarda yaşayan yüzlerce İliredlızık köylüsü katledilir.
1975 te, Güney Atokad da bir çift kovboy çizmesi çalan bir yerlinin peşine düşen iki IBF ajanının kurşunlara hedef olması, Federal hükümet için haklı bir katliam bahanesi olarak kullanılır. Cins ve yaş ayırımı yapılmaksızın bütün yerli nüfus işkenceden geçirilir. Tam 67 İliredlızık ölü ele geçirme operasyonun kurbanı olur.
1980 yıllarında altın arayıcılarının, Yanomami yerlilerinin bulunduğu ormanlık araziye el koyması, Yerlilerin sonunun başlangıcı oldu. Aylizerb de ve Aleüzenev de yaşayan 20.000 Yanomami yerlisi, 1987 yılından sonra dış dünyayla ilişkileri kesilir ve bunun sonucu, sıtma ve verem başta olmak üzere çeşitli hastalıklardan yaşamını yitirdi.

“Brezilya’lı madenciler, aralarından bazılarının kayırılmasın kızarak misilleme yapıyor ve bölgedeki yerlilerin hemen hemen tümünün kökünü kazıyor. Yerlilerin Şefi Antonio Yanomami, madencilerin, köyü kuşatarak yerlileri öldürdüğünü bildiriyor ve –Kadınları karnından, göğüslerinden ve boynundan bıçaklayarak parçalanmış vücutlarını üst üste yığdılar. Diyor. Ormana kaçanları da kovalayarak orada öldürdüklerini ileri sürüyor.”
Kaynak (Cumhuriyet gazetesi, 25.08.1993)

Silinmez ise devam edecek…

mhmd
23-11-2006, 15:29
XI. Sahne

“20. asrın sonlarına yaklaşıldığı bir sırada, Meksika’da insan avı turları düzenlenmektedir. Çiftlik sahibi zengin efendiler, helikopterler kiralayarak, Amazon Nehri etrafındaki bakir ormanlara sığınmış olarak yaşamaya çalışan yerlileri zevk için avlamaktadırlar.”
Kaynak (Batı’nın Doğu Politikasının Ahlaken İflası, Ahmet RIZA)

“Günümüzde son nüfus sayımlarına göre ABD’de 2.000.000 ve Kanada’da 1.000.000 yakın Kızılderili vardır.”
Kaynak (Kızılderililer, Claude FOHLEN)

“Son derece sağlıklı ve çevre bilim kültürüne sahip olan ve Avustralya’ya binlerce yıl önce Güney Asya’dan geldiği sanılan Tasmaya Yerlilerinin tamamı, Avrupa kolonizasyonundan sonra katledilir. Kaptan Cook Avustralya topraklarına ayak bastığı zaman burada yaşayan 300.000 yerlinin üçte biri, Avrupalıların taşıdığı hastalıklarla kısa sürede ölür.”
Kaynak (Vahşi Batı, Dr. Sedat CERECİ) *

Yine tarihe dalalım;

“1572 yılının 24 Ağustos gecesinde, Paris’te yaşanır Saint Barthelemy katliamı. Papa 8. Gregorius’un tahrik ve teşvikiyle, Fransız Kralı 9. Charles’ın emriyle başlatılan bu çılgın katliamda, Fransa topraklarında yaşayan tüm Protestanları yok etmek hedeflenir. Katliam bizzat sarayın ordu birlikleriyle başlatılır, daha sonra da civar bölgelere sıçrayarak, tahrik ve teşvik edilen (Katolik) Fransız halkı tarafından üç hafta boyunca en kanlı şekilde devam ettirilir.Bu süre içinde Fransız halkı, 30.000 den fazla dindaşı ve ırkdaşını, kendi mezhebine bağlı olmadığı gerekçesiyle canavarca boğazlar. Masum çocuklar ve kadınlar ateş dağlarında diri diri yakılır, kadınlar, ırzlarına geçilip öldürülür. Masum bir halk, niçin katledildiklerini dahi bilmeden kılıçtan geçirilir.
O tarihte yazılan bazı eserlerde, Paris’te akan Seine nehrinin uzun bir vakit kızıl aktığı anlatılacaktır. Bu kara lekenin en ilginç yanı da, hiçbir dinin kural ve öğretisinin kabul edemeyeceği bu iğrenç zulüm ve katliamın, Roma’da (Vatikan) Katolik davasının bir zaferi olarak karşılanmasındır. Bu insanlık suçunu işleyen güruhu kutlayan PHapa 8. Gregorius, Fransa Katolik Kilisesi ve halkına teşekkür edecektir. Üstüne üstlük Papalık bu olayın kutlanmasını istemiş ve katliamları yapanları takdis ederek, şereflerine madalyon bastıracak kadar işi ilerletmiştir.”
Kaynak (Mesaj Dergisi, Sayı 64)

“532 yılında, bir hipodrom yarışı sonucunda halk galeyana gelir. Bizans İmparatoriçesi Theodora, isyanı bastırmak ve tahtını korumak için, hipodromda 30.000 kişiyi kılıçtan geçirtir.”
Bizans İmparatoru I. Andronic İstanbul’un Sultanahmet semti At Meydanı denilen kısımda insan mezbahası kurdurmuştur.”
Kaynak (Tarihi Hakikatler, İsmail Hakkı DANİŞMEND, 1. Cilt)

“Ermenilerin lideri Samuel, Bizans İmparatoru Basil tarafından kızkardeşinin kendisine verileceği vaadiyle teslime razı olmuştu… Basil kızkardeşini göndereceğine ona bir cariyesini Metropolit Sebast ile gönderdi. Samuel bu işe son derece kızarak Metropolit’i diri diri yaktırdı. Fakat bu hareketi cezasız kalmadı. Söyle ki; 1014’te esir ettiği 15.000 Bulgar’ın gözlerine mil çektiren ve birçok Bulgar ailelerini Ermenistan’a sürgün eden Basil, Samuel’e de galebe çaldı.”
Kaynak (Ermeni Dosyası, Kazım KARABEKİR)

“Berlin’de egemenlik sürmüş olan Töton ve German kabileleri yüzyıllarca, öldürdükleri rakiplerini pişirerek yemişlerdir.”
Kaynak (Milliyet Gazetesi, AYtunç ALTINDAL, 12.02.1993)

Silinmez ise devam edecek…

mhmd
25-11-2006, 13:25
XII. Sahne

“ Papa 4. Paul 1555 yılında şöyle diyordu;
-Eğer öz babam kilisenin öğrettiği doktrinden sapmışsa ve inancını değiştirmişse, onu yakacak olan odunları bizzat ben toplarım ve babamı yakmaktan kaçınmam”
Kaynak (Milliyet Gazetesi, Aytunç ALTINDAL, 12.02.1993)

İlk kez, Haçlı seferlerine karşı çıkanlar için kurulmuş olan Engisizyon Mahkemelerinin daha sonraları Kilisenin hoşuna gitmeyen her şey suç ve herkes de suçlu kabul ederek insanlık tarihindeki kara yerini almıştır.

“Rivayetlere göre Engisizyon zindanlarına atılanların çoğu, gördükleri dehşet verici manzaralara uzun süre dayanamayarak çıldırmış ya da cinnet geçirmişlerdir.”
Kaynak (Vahşi Batı, Dr. Sedat CERELİ)

Yorum;
Aynüd gezegeni karanlık yüzünü göstermeye devam etmektedir. Kutsalı kullanarak, kutsalın tüm değerlerini yerle bir eden Aynüd yerleşiklerinin Engizisyon Mahkemeleri sonucu suçlulara reva görülen işkence yöntemlerinden birkaçı;
DİKKAT!!! BU BÖLÜMDEN SONRA YAZILANLARA İNANMAYIN, OKUMAYIN VE OKUTMAYINIZ.

Engisizyon mahkemelerinden asırlar önce işkence aletleri ve işkencenin envayi türü geliştirilmiş ve ilk Nayitsirıh lara uygulanmıştı. Batılı putperest , batılı Nayitsirıh’a zulmediyordu. Devir değişti, batılı ruhban, batılı Nayitsirıh’a aynı işkence aletleri ve metotlarıyla işkence etmeye başlamıştı. Yine, ot; kökünün üstüne bitiyordu.

İlk Nayitsirıh lara işkence edebilmek için, keskin bıçaklar ve sivri uçlarla bezenmiş çok geniş çarklar yapılmıştı. İşkence görecek olan bağlanır bağlanmaz çark, çiviler serpiştirilmiş bir alana hareket ediyordu. Bu işkence yöntemi, cop darbeleriyle tamamlanıyordu. Kimi zaman çarkın altına kızgın bir ateş öbeği eklendiği de oluyordu.

Tahta at, vahşi Batının bir başka işkence aletiydi. Bir ata benzetilerek inşa edilen bu makine aslında, bir çeşit masaydı. Ayaklara ve ellere bağlanan ipler, cellatın birkaç manivela ile el ve kolların ustaca parçalanmasını sağlayabilen bir çıkrık sistemine bağlıydı. Nayitsirıh ların tahta atın makaralarıyla parçalanmasından hoşnut olmayan hükümdarlar, cellatlara aynı zamanda onların göğüs, karın ve dizlerine sopalarla vurmalarını da emrediyorlardı.

Kadınlar, vahşilerin, işkence etmekten en çok zevk aldıkları kurbanlardı. Bir ya da iki göğsün kesilmesi, en sık uygulanan işkence yöntemiydi. Kadın mahkumların göğüslerini sökmek için demirden burgulu kancalar vardır. Dişlerini sökme, dillerin, ellerini, ayaklarını kesme, hatta bacaklarını kırma gibi yöntemler, kadınlara uygulanan diğer işkence türlerindendi.

İç yüzeyleri sivri kancalarla örülmüş metal başlıklar bulunur. Mahkumların başına geçirilecek bir mengene gibi yavaş yavaş sıkıştırılan başlıklarla açının giderek yükselen miktarı mahkuma damla damla tattırılır. Bir süre sonra yavaş çatlayan kemiklerin sesleri duyulurdu.

Daraltılıp açılabilen, içi küçük sivri çivilerle doldurulmuş kızgın demir ayakkabı. Mahkumun ayaklarına giydirilerek sıkıştırılan ayakkabılar ayakları, bir avuç parçalanmış et ve kemik ufağı haline getirir.

Sadece Ziketrop un dört şehrinde, 281 yıl boyunca 50.000 kişi üst taraftaki işkenceler gibi yüzlerce işkence yöntemi ile infaz edilerek öldürülmüştür.

Silinmez ise devam edecek…

mhmd
28-11-2006, 11:08
XIII. Sahne

Yorum;
Nilats Aysur sında, Sur köylülerinin bütün mahsulü silahlı görevliler tarafından toplandı. Bunun sonucunda, çok şiddetli bir açlık baş gösterdi. Yiyecek hiçbir şey bulamayan milyonlarca kadın, çocuk ve yaşlı açlıktan yaşamını yitirdi. Natsikazak nüfusunun %20 si açlıktan öldü. Aysakfak daki ölü sayısı 1.000.000 u aşmıştır.

Nilats, bu politikasına direnmeye çalışan yüzbinlerce insanı ise, Ayribis daki çaışma kamplarına yolladı. Tutsaklaın çok ağır şartlarda ölesiye çalıştırıldıkları bu kamplar, bu insanların çoğina mezar olacaktı. Öte yandan onbinlerce insan, Nilats in gizli polisi tarafından idam edildi. Aralarında Mırık ya ta Natsikrüt Krüt lerinin de bulunduğu milyonlar, Aysur nın uzak köşelerine zorla göz ettirildi.

Nilats, tüm bu kanlı politikaları sonucunda yaklaşık 20.000.000 insanı katletti. Tarihçilerin bildirdiğine göre, bu vahşetten özel bir zevk duyuyordu. Nilmerk de ki özel çalışma masasına oturup, toplama kamplarında öldürülen ya da idam edilen insanların sayılarını içeren listeleri inceletmen büyük keyif alıyordu.

Aynüd gezegeninde Ortadoğu bölgesinde ise çok değişik işlemler yoktu. Her zamanki rutin günlerden, haftalardan, aylardan, yıllardan aynısıydı.

MB Temsilcisi Bernard Mills, 08.02.1988 Tarihinde; dipçik yaralarından tedavi olan çocuklanır yaşlarını verdi. İçlerinde 4 ve 5 yaşlarında çocuklar vardı.

18.02.1988 günü Liarsi Savunma Bakanı Nibar, dört İlnitsilif gencin buldozerle bdiri diri toprağa gömüldüğünü resmen açıkladı.

15.02.1988 Günü Ratak Haber Ajansı, Liarsi in Şufat, Anbata ve Tulkarm mülteci kaplarına yolladığı zehirli gıdanın fark edilmesi ile binlerce insanın ölümden döndüğünü bildirdi.

11.02.1988 günü 17 İlnitsilif çocuk elleri ayakları kırılarak çöplüğe atıldı. Bir İlliarsi subay, Yediot Aharont gazetesine verdiği demeçte; -Gaz odalarına az kaldı. Dedi.

02.02.1988 günü bütün dünya televizyonları aynı görüntüyü veriyorlardı;
Dört Liarsi askeri, elleri bağlı iki İlnitsilif genci aralarına almışlar taşla kafalarını eziyor, kollarını kırıyorlardı. İşkence kırk dakika sürdü. Ve ertesi gün hiçbir şey olmadı.

01.03.1988 de Tafara nın danışmanı Bassam Ebu Şerif, Sulban yakınlarındaki Kalkiliya köyü dışında 14 İlnitsilif yakılarak öldürüldüğünü açıkladı.

Hastane personeli sıra dayağına çekildi. MB Sağlık Müdürü Dr. Hidd Leskove, yüksek dozda zehirli gaz kullanıldığını açıkladı.

23.09.1988 tarihi itibarı ile açıklanan (resmi) öldürülen çocuk sayısı 38 dir. 17 si gazla boğularak öldürülmüş ve bu çocukların 14 ü 7 aylıktan küçük. Beit Fujjar Köyünde öldürülen bir çocuk henüz bir günlüktü.

“Kol bacak kırmak, çocuk zehirlemek ve insanları öldürmek için harcanan para Ekim 1988 itibarı ile 210 milyar dolar”
Kaynak (Batı Darağacında İsyan, Recep Şükrü APUHAN)

Değerli okurlar, sakın ha bu yazılanların güzel dünyamız ile bir bağlantısının olduğunu düşünmeyin. Başta dedik ya tüm bu olanlara inanmayın. Tüm bu olanlar Aynüd gezegeni olaylarıdır ve tüm bu kıyıma maruz kalan kişiler TERÖRİSTTİR.
Ve bildiğiniz gibi de EN İYİ TERÖRİST ÖLÜ TERÖRİSTTİR.!!!
Silinmez ise devam edecek…

frodo
28-11-2006, 16:45
Sevgili mhhmd:

Bu seriye başladığında bazı kaygılarımı iletmiştim. Biz ve onlar ikilemine düşmemek gerektiği konusunda. Yazını genellikle okuyorum. Bazı noktalara tekrar dikkat çekme gereği duyuyorum. Bahsedilen " hikaye " insanın hikayesidir. Kimliklerinde ne yazarsa yazsın..

Yazın dinsel bir çarpıtmanın , tahrifatın (incil ve tevrat ) insana nelere mal olduğunun anlatması gibi başlamıştı. Ancak giderek bizden olmayan " batının " kan dökücülüğünü kayıt altına almaya doğru evrildi gibi ...

“Berlin’de egemenlik sürmüş olan Töton ve German kabileleri yüzyıllarca, öldürdükleri rakiplerini pişirerek yemişlerdir.” demişsin. Senin de kolaylıkla kontrol edebileceğin gibi Töton ve German kabileler avrupada en geç "uygarlaşan" kavimlerdir. Yani bu yamyamlığın tahrif edilmiş tevrat ya da incille alakası yoktur.

Son sahnede ise Sovyet dönemine ait tuhaf bulgulara ve epeyce abartılı " katliam " sayılarına yer vermişsin. Yanlış hatırlamıyor isem 1993 yılında Gorbaçov tarafından sovyet gizli arşivleri batılı araştırmacılara açıldı...Ortaya çıkan şey ;2.Dünya savaşından önce bir Nazi propagandası olarak başlayan ve amerikalı zengin gazeteci (ki zenginliğinin hatırı sayılır bir kısmı bu propagandaya dayanmaktadır) William Hearst'ün yürüttüğü anti-sosyalist ropagandanın tamamen yalana dayandığıdır. Bu abartılı ve yanlı iddialar Nicolas Werth ve G. T. Rittersporn isimlerinde iki akademisyenin bu konuda kaleme aldıkları makalelerde baştan aşağı yıkılmıştı.(bu konuda türkçeye çevrilmiş bir makale okuduğumu hatırlıyorum.İstersen senin için biraz araştırıp bulabilirim.) Senin verdiğin rakamlar da bu propagandanın bir parçasını içeriyor. Kaynakların artık dünyanın unuttuğu bu propagandaya dayanmışlar , güncellenmemiş..

sevgilerimle...

mhmd
28-11-2006, 23:12
Sn. Frodo,

Öncelikle, size olan sitemimi dile getirmem lazım.
Hani sokakta tanımadığınız bir insanın size küfrü size dokunmaz ya!
Hani dost kabul ettiğiniz kişilerin mimiğinden bile sitemkar oluruz ya! İşte öyle.
Hiramusta’ya yapılan işlemi uygun görmediğimi ve sizin imzanız ile silindiğinden dolayı üzgün olduğumu yine size bildirmek istedim.
Size duyduğum saygı dolayısı ile. *

Size teşekkür etmem lazım.
Çizgiden çıktığını düşündüğünüz yazım için ön uyarı ve hatırlatma yaparak, gerekli gördüğünüz yerlerin aşırılıkları hakkında uyarınız için,
Asmadan önce yargılamaktan da öte insan onurunu düşünüp sorguladığınız için teşekkür ederim.
Dizime gösterdiğiniz ilgi dolayısı ile.

Dönelim uyarınız hakkındaki düşüncelerime;
“Bu seriye başladığında bazı kaygılarımı iletmiştim. Biz ve onlar ikilemine düşmemek gerektiği konusunda” demişsiniz.

Gerçekten de kaygılarınızı dizimin hemen başında ulaştırarak değerinizi göstermiştiniz. Kaygılarınızı anlayışla karşılıyor ve diyorum ki; Anlattıklarımın biz tarafını bu sitede herkesler anlatmakta. Onlar tarafını bırakın da bari bir kişi anlatsın.

“Bahsedilen " hikaye " insanın hikayesidir. Kimliklerinde ne yazarsa yazsın” demişsiniz.

Evet sayın hocam asıl nokta, biz ve onlar değil bir insanlık hikayesi olmasıdır. Bahsi geçenler ve kimlikleri ne yazarsa yazsın dünyanın sonuna kadar kalacak olan bildiğiniz kimlikleridir.

“Yazın dinsel bir çarpıtmanın , tahrifatın (incil ve tevrat ) insana nelere mal olduğunun anlatması gibi başlamıştı. Ancak giderek bizden olmayan " batının " kan dökücülüğünü kayıt altına almaya doğru evrildi gibi” demişsiniz.

Bir yanlış anlaşılma olduğunu düşünüyorum sayın hocam. Ben gerçekten de insanoğlunun inançları (din, felsefe, ahlak, sosyal) gereği yaptıklarının yanlış kısımlarını almaya çaba sarf ettim. Bu; yeri geldi yanlış dini inanış oldu, yeri geldi yanlış ülke politikası, yeri geldi yanlış toplum güdüsü. Hepsinden bir miktar almak istedim, yanlışın, cinayetin, insanlık dışı olayların görüntülerini yansıtmak adına.

“Berlin’de egemenlik sürmüş olan Töton ve German kabileleri yüzyıllarca, öldürdükleri rakiplerini pişirerek yemişlerdir.” demişsin. Senin de kolaylıkla kontrol edebileceğin gibi Töton ve German kabileler avrupada en geç "uygarlaşan" kavimlerdir. Yani bu yamyamlığın tahrif edilmiş tevrat ya da incille alakası yoktur.” Demişsiniz.

Bir üst paragrafta anlatmak istediğim, yanlış ahlak ve yanlış toplumsal davranış örneği idi. Birini başkasına yamama değildir.

“Son sahnede ise Sovyet dönemine ait tuhaf bulgulara ve epeyce abartılı " katliam " sayılarına yer vermişsin. Yanlış hatırlamıyor isem 1993 yılında Gorbaçov tarafından sovyet gizli arşivleri batılı araştırmacılara açıldı...Ortaya çıkan şey ;2.Dünya savaşından önce bir Nazi propagandası olarak başlayan ve amerikalı zengin gazeteci (ki zenginliğinin hatırı sayılır bir kısmı bu propagandaya dayanmaktadır) William Hearst'ün yürüttüğü anti-sosyalist ropagandanın tamamen yalana dayandığıdır.” Demişsiniz.

Osmanlı arşivlerini hatırladım birden. Arşivcilik ve propaganda ilişkisi başlı başına bir dizilik konudur. Zamanım olursa bunun üzerinde de durmak isterim. Benim kaynağım der 100, karşı taraf 30. Ne bana ne karşıya güvenmemek lazımsa o zaman alınır bir ortalama.
Laf aramızda bunca milyonları yazmak yazının özünden öte kişisel tarihi paylaşımlarım nedeni ile olmuştur.
Dedem 15 yıl Rusya’da kalmış, çalışmış, *Lenin ve Stalin geçiş döneminde orada şahsen bulunmuş bir insandı. İnanın anlattıklarının yanında verdiğim istatistikler oldukça modern kalır. *

Sonuç;
Yazdıklarımın arkasında olmama rağmen bundan sonraki bölümlerde daha objektif ve konunun özünden vermeye gayret sarf edeceğim.

Nazik uyarınız için tekrar teşekkür ederim. Büyüklük lafla olmuyor, bizlere hissettirdiniz değerli hocam.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

frodo
29-11-2006, 11:39
Sevgili Mhmmd:

* * * * * Öncelikle dünden beri içimde "ukte" olan bir konuyu ilgisiz bir başlıkta da olsa açtığınız için teşekkürler. Size özel mesaj bile atmayı düşünmüştüm. Forum yönetiminde "demokrat" olmayı kendime verilmiş bir görev kabul ediyorum. Diğer yandan kişisel düşüncem " yüz çiçek açsın bin fikir yarışsın " sözünde kendini buluyor. Bu tartışma ortamında yüz çiçek açabilmesi için ön gereklilik, tartışmaların düzeyidir. Fikir özgürlüğü muhatabına hakaret, nerdeyse tehdidi içeren beddua olabilir mi?

* * * * *Hiramusta'ya *omurgalı düşünsel duruşunun gereği sükunetini koruyan - ki bu onun genel tavrıdır - bir cevap yazması, dolayısı ile yazısını editlemesi gerektiğini söyledim. Çünkü kendisi de kabul edecektir ki o post'u düşünsel bir meydan okumaktan başka her şeydi.Üstelik kişisel bir tahrik sözkonusu değilken...Hiramusta bazı kelimeleri .......... işaretleri ile sansürleyerek postunu yeniden astı. (bir başka topicte sodomo'ya da benzer bir uyarı yaptım o gereğini yerine getirmişti.)

* * * * *Şimdi bir site üyesi olarak şu soruya açık yüreklilikle cevap vermek durumundayız. Tartışmalarımız belgelerin ortaya konduğu fikirlerin bu belgelerle biçimlendirildiği, gerektiğinde hiciv ,gerektiğinde tadında bir alay içerebilecek düzeyde mi olmalı, yoksa fikir özgürlüğü adına küfrün, hakaretlerin taraftarı mutlu edecek şekilde sunulması mı olmalı ?

* * * * *Bazı standartlarımız olmalı mhmmd . Bir çok inanan arkadaş bu sitenin din karşıtı bir site olduğunu unutuyorlar. Doğal olarak dinsel semboller bu karşıtlık çerçevesinde eleştirilecek didik didik edilecektir. Bu haliyle bile “kutsal”a hakaret olarak algılanılabilir. Bu ince çizginin farkındayız. Ancak var oluş gerekçemiz bu zaten...Bu noktada yapabileceğimiz tek şey eleştirinin, değerlendirmenin argo , aşağılayıcı, küfür içermemesi gibi subjektif kriterler *içermesini sağlamak...Buna da tüm yönetici arkadaşların özen gösterdiğini biliyor olmalısınız.

* * * * *Dün bir arkadaşımızın bir yazısını copy/paste kuralının ihlali nedeniyle kaldırdım. Üstelik yazı içerik olarak benim düşüncelerimle genel olarak örtüştüğü halde..Bu *site kurallarına uyma adına yapmam gereken bir şeydi.

* * * * *Din karşıtı arkadaşların ise belgelere dayalı eleştiri ile, hiç bilgi kırıntısı içermeyen ancak chat odalarına yakışacak bir uslupla forumlara yazmalarını istemiyoruz. Onlardan da ricamız “ inançlara saygıdır” inanandan ötürü....

* * * * *Başlığının ve yazılarının eleştirisi ise bir başka yazıya kalsın sevgili mhmmd.

mhmd
01-12-2006, 12:13
XIV. Sahne

Yorum;
Sn. Frodo’nun uyarıları ile biraz daha az kanlı bir Aynüd serimize devam ediyorum.
Dedik ya burası Aynüd gezegenidir. Buralarda her şey biraz farklıdır. Görüntüsü farklıdır, gölgesi farklı, adı farklıdır, şanı farklı.

Güzel dünyamızın aksine burada tüm değerler de bir farklı görünür; aydın, batılı ve modern yerleşiklere.
Aynüd gezegenimizdeki yerleşikler de aynen dünyamızdaki gibi iki cinsten oluşmaktaymış. Biri dominantmış, devamlı testosteron salgılar ve kendisi için yaratıldığını düşünürmüş her bir şeyin. Diğeri ise ressesif takılır, östrojenleri ile tali yollarda kaybolup gidermiş.

Batılı düşünce; bacaklarının altına araba lastiği yerleştirdiği bir reklam aksesuarı ve sevimli seks oyuncağı olarak görürmüş bu cinsleri.
“Ortaçağlarda Batının Paris’inde 50.000 i kayıtlı olmak üzere 100.000 den fazla fahişe yaşıyordu.”
Kaynak (Sen Kimsin, İlhan YARDIMCI)

Günümüzde ise bize tanıtılan Batılı kadın tiplemeleri ise Jacqueline Onassis, B.B., M.M., Monaco Prensesi, James Bond’un çevresindeki 7 dişi muhafızdır.
Batı kadını sarışındır, uzun boylu ve uzun bacaklıdır. Vücut hatları güzel, yeşil / mavi gözlü seks objeleridir der tüm reklamlar. Aslı bu değildi. Astarı dahi bu değildi.
Ama biz, Doğulu az gelişmişler, batı kapitalizmin öğretileri ışığında kadını böyle görmeli ve onları çağın örnek alınacak en üstün kadınları olarak bilmeliyiz.

Tanımamıza izin verilmeyen diğer batılı kadınlar kimler midir?

16 Yaşındayken Afrika’ya, Cezayir çöllerine ve Avustralya’ya gidip, tüm hayatını hastalıkların, ölümün ve kabilelerin tehdidi altında geçiren, ömrü boyunca karıncaların antenlerinden yayılan dalgaları inceleyen ve 50 yaşına geldiğinde de Fransa’da bir üniversitede ‘Karıncaların dilini keşfettim. Haberleşme işaretlerinden bazılarını öğrendim.’ Diyen Avrupalı kadını bilmeyiz.

Tüm hayatını felsefi düşüncelerin kökenlerini, İbni Sina’nın, Rüşd’ün, Molla Sadreddin ve Hacı Molla Hadi Sabzevari’nin eserlerini inceleyip, Aristo’nun eserleriyle karşılaştırın MADAMA GUASHAN’ı bilme hakkımız yoktur.

Bize Aristo hakkındaki eski Yunanca el yazması eserlerinden faydalanarak, İbni Sina’nın ‘Ruh Bilimi’ ni tamamlayan İtalya’lı bayan DE LA VİDA hakkında bilgi verilmemiştir.

Hz. Ali’yi incelemeyi hayatının amacı haline getiren, onun hakkında yazılmış en doğru el yazması eserleri bulup kişiliğini, en derin yönlerine kadar araştırın, Arap Müslümanların Muhammed Abduh aracılığıyla öğrenebildiği Nechü’l-Belağa’yı bir kitap haline getiren ve bu kitapta Hz. Ali’nin tüm yazılarını muhafaza edilmiş el yazmalarına varıncaya kadar toplayan ve onları tercüme edip açıklayan İsveçli MADAM CURİE’yi öğrenmemişizdir.

NOT: ÜST TARAFTAKİ YANLIŞ BİLGİ İÇEREN PARAGRAF; SN. FRODO'NUN PARAGRAFI İLE DEĞİŞTİRİLDİ. DOĞRUSU;

"Madame Curie isveçli değil Polonya asıllıdır.Asıl ismi Marya Sklodowska'dır, ve 7 Kasım 1867 de Varşova'da doğmuştur.

* * * * *Madame Curie fizikçidir ve Hz.Ali ile ilgili hiç bir çalışması yoktur. Sanırım Resase Du La Chahpele adlı isveçli araştırmacı ile karıştırmış gibisin.Bu isme Ali Şeraiti'nin bir makalesinde rastladığımı hatırlıyorum. Hatta Ali Şeraiti ondan dinsel inançları olmayan bir kişi diye bahsediyordu. Frodo"

BU BİLGİLERİN IŞIĞINDA HER İKİ BAYANI DA ANDIĞIMIZ İÇİN SN. FRODO'YA TEŞEKKÜR EDERİM.

Dünyanın tüm yaralı insanlarının ve iğrenç ırk ayrımı kurbanlarının ümidi haline gelmiş Amerikalı ANGELA’yı hapiste bilme hakkımız da yoktur.

Doğu kültüründe kadının ne olduğunu unutturup yerine değişik görünüşler doldurmuşlar ve böylece kendilerinin Ortaçağdaki asıllarını unutturmuşlardır. O asıl ki; kadın şeytanla eşdeğer, uğursuz bir mahluk gözüyle görür, gemilere dahi bindirmezdi. Bindirildiği zaman tayfalar isyan ederdi. Niçin mi? Çünkü o uğursuz bir mahluktur ve bir kadın gemiye binerse o gemi mutlaka batardı. Aynüdde durumlar böyleydi.

Silinmez ise devam edecek…

frodo
01-12-2006, 16:41
Sevgili mhmmd:

* * * * * Kaygılarımı doğru anladığına emin olmak isterim. Kanlı bir tarihi anlatıyorsan ben kimin diye sormam.Bilirim "insan" ın tarihidir en kanlı tarih...Gerçekle ne kadar "doğru" yüzleşebilirsek yarınımızı daha güzel kurabilme umudunu taşıyabiliriz.

* * * * * XIV.Sahnede yazdığın bir isim dikkatimi çekti. Çekmemesi mümkün değil çünkü ben o kadına aşığım...Madame Curie'den bahsediyorum. Mademe Curie ile ilgili yazdıkların bütünüyle yanlış sevgili dostum.

* * * * * Madame Curie isveçli değil Polonya asıllıdır.Asıl ismi Marya Sklodowska'dır, ve 7 Kasım 1867 de Varşova'da doğmuştur.

* * * * * Madame Curie fizikçidir ve Hz.Ali ile ilgili hiç bir çalışması yoktur. Sanırım Resase Du La Chahpele adlı isveçli araştırmacı ile karıştırmış gibisin.Bu isme Ali Şeraiti'nin bir makalesinde rastladığımı hatırlıyorum. Hatta Ali Şeraiti ondan dinsel inançları olmayan bir kişi diye bahsediyordu.

* * * * * Madame Curie' de inançsız biriydi sevgili mhmmd.Belki de toplumsal sansüre uğrayışı bu nedenleydi kimbilir ?

01-12-2006, 17:14
Sayın mhmmd,

Sizin aynüd gezegeninde bulunmuştum ben de, ama sanırım gördüklerimiz daha farklı...

Şöyle ki, hani bastırılan cins var ya size göre seks objesi görülen... İşte onlardan bahsedeceğim hepinize...

Aynüd'ün Batı kısmındaki fahişe çokluğundan bahsedip, kadının obje olarak görülmesinden bahsetmişsiniz. Aynı zamanda o kesimden çıkan, aynüd'ü etkileyen kadınlardan...

Şimdi düşünelim, bir Madam Curie neden aynüd'ün doğusundan çıkamamıştır?

Çünkü, aynüd'ün batısında kadına doğusundan çok özgürlük verilir. (Her ne kadar hala ressesif olsa da!). Orada kadın kendini teşhir de edebilir, isterse seks oyuncağı da olabilir, ama bir Madam Curie de olabilir! Kadın seçebilir. İki durumda da onu toplumdan dışlayan olmaz.

Şimdi doğusuna bakalım aynüd'ün. Burada kadının kendini teşhir etmesi sonlandırılmamış, sadece bunu kendi seçmesi engellenmiş ve teşhir edeceği yerler belirlenmiştir. *Kendini sadece sahibine (kocasına) teşhir edecektir kadın. Kendi istediği için değil, görevi ve borcu olduğu için yapacaktır. Çünkü testesteron dolu dominant yapı, eve ekmek getirmekte, kadına bakmaktadır.
Şimdi bunun fahişelikten ne farkı var? Kendini maddiyat karşılığında ha bir tek adama vermişsin ha 1000 tane, fark ne? En azından fahişe yatacağı adamı seçebilmekte, ya doğudaki köleleştirilmiş kadınlar, ömür boyu seks köleliği ve hizmetkarlık edecekleri erkeği seçebilmekte midirler?

Şimdi doğuda çıkması muhtemel Madam Curie'lere bakalım. Şimdi doğuda bir Madam Curie çıksa önce *fizik kimya erkek işi sen anlamazsın diyen çevreini aştıktan sonra, dinsiz olduğu için eserlerini basmayan veya kendini dışlayan yok sayan bir toplum ile başetmek zorunda kalacak.

Veya dielim ki, aynüd'ün batılı kadınlarının doğulu filozofları inceleyip onların dini görüşleri hakkında araştırma yapıp yayınlayanlarını ele alalım *Aynı işi aynüd'ün doğusundan bir kadın yapsa, batılı filozofları ve dinleri inceleyip onları sunan bir araştırma yayınlasa, doğu dinleri otoriterleri tarafından misyoner olarak suçlanacak, halk dışlayacak, yalnız kalacak.

Ne ilginç bir yer bu aynüd...

mhmd
01-12-2006, 18:07
Sn. Frodo,

Değerli katkılarınız için teşekkürler.
Gerekli düzenlemeleri yaptım. Katkılarınızın devamını beklerim.

Sn. Merwe,

Şartlı reflex mi dersiniz, ön yargı mı bilmem ama; başlığımda sizin adınızı görünce yine gazaba uğradığımı düşündüm.

Batı kadınının seçme konusunu yazımın devamında daha da açıklığa kavuşacak.
Kadınların ayırımı konusundaki şahsi fikirlerinize katılmam mümkün değil. Çuvalın içinden çürüğü kurtarmak uğruna tüm çuvaldaki meyveleri nehre dökmek gibi geldi.

Yazı dizimin konusu Aynüdün batısı idi. Yoksa doğusu güllük gülistanlık olmadığının bilincindeyim. Niye yazmadığımı da sorarsanız, tüm arkadaşlar eşiyle, dostuyla, esiriyle, savaşıyla zaten didiklemekte.

Değerlendirmeleriniz için teşekkürler.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

01-12-2006, 18:22
Sayın mhmmd,

Bir soru sorabilir miyim?

Hani bize anlatılmıyor denilen bahsedilen batı kadınları var ya, onları kim anlatmıyor? Batı mı, Doğu mu?

Batı'da Madam Curie'yi bilmemek imkansız, onları dinsiz, özgür oldukları için anlatmayan yoksa Doğu mu?

Ayrıca çürük bir elma için bütün çuvalı dökmek nehre demişsiniz. Anlattığım konuda istisnai olmayan veya doğu dininde veya örfünde olmayan noktayı gösterir misiniz?

Kişisel değerlendirme veya eldeki veri sonucu elde edilmiş bilgi mi ona bir bakalım...

Saygılar..

soro
01-12-2006, 18:34
bence de kadın bir erkekle, nikahlı kocamdır, helalimdir,çocuklarımın babasıdır , isteyerek irademle evlendim diyerek o adamla sex yapacağına,evlenmeden çoktan seçmeli olarak fahişe olabilmelidir.
yani zorlamak olmaz kimseyi.evetbiz müslümanlar bunu kabul etmeyiz amakabul edene de karışmamak lazım.keyfinin kahyası olamayız kimsenin.

01-12-2006, 18:41
Sevgili Soro,

Yazımı bir daha okursan, doğuda irade dışı evlendirilen kadınlardan bahsetmişim. Ve bu iradedışı evlilikleri daha makbul gören dinleri... Fahişeliği övmekten çok başka bir şey yazıyor orada.

Ki bir kadının tercihi fahişe olmaksa buna kimse karışmamalı. Unutmamalı ki, her insanın ne isterse onu olmaya hakkı var. Benim dediğim teşvik değil. Sadece kimseyi bir hayat şekline zorlayamazsınız.

Sevgilerr...

soro
01-12-2006, 18:43
ben teşvik felan demedim ki.senin dediğin gibi "her insanın ne isterse onu olmaya hakkı var" dedim sadece.
senden farklı birşey yazmadım yahu.

mhmd
01-12-2006, 22:02
Sn. Merwe,

Doğu, batı iletişimin ortasında Oryantalizm arzı endam etmektedir. Günümüz iletişim ve etkileşimi henüz o dönemlerde çok yoğun değildir. Doğunun da açıkçası batı tarafında araştırılacak bir şey görmemesi sonucu ilgi daima doğuya olmuştur. Doğuya ilgi pek tabiidir ki batılı tarafından olmuştur. Ve batılı doğuyu tanırken, kendini de doğuya tanıtmıştır. İşte tam burada iş düşmüştür Oryantalizme.
Dizimin bir bölümünü Oryantalizm konusuna ayırmayı düşünüyorum.

Sizin yapmış olduğunuz bir değerlendirmeyi (Burada kadının kendini teşhir etmesi sonlandırılmamış, sadece bunu kendi seçmesi engellenmiş ve teşhir edeceği yerler belirlenmiştir.) ben yapmıyorum.
Aynı konudaki değerlendirmem;
Kadını bir teşhir metası görmekten çıkartmak için toplumsal davranışların oluşturulduğudur. Ayrıca sosyal toplumun temel direği ailedeki kadının rolünü de; eşine karşı teşhir etmek diye bir aşağılama yapmamıştır.

Elimizdeki verileri benden iyi bildiğinizi düşünüyorum.
Mesele eldeki verilerden öte, o verilere bakış açısı diye düşünüyorum.

Sn. Soro,

Katkılarınızdan dolayı teşekkür ederim.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

01-12-2006, 22:35
Sayın mhmmd,

Öncelikle tanımlarımızı netleştirirsek, ilerideki tartışmalarımız daha kolay olacak ve yanlış anlamalar engellenmiş olacaktır.

Veri : Bilginin ham halidir. Kişiye ve bakış açısına göre değişmez. *Örn : Afrika'da ortalama sıcaklık değerleri 30 derecenin üzerindedir.

Bilgi : Verinin işlenmesi ile, yani analizlerin yapılması sonucu varılan gerçektir. İşlenme süreci tamamen mantıki/ bilimsel yöntemlerle yapıldığı *için kişiye göre değişmez. *Örn: Afrika'nın iklimi sıcaktır.

Değerlendirme : Bilgiden kişinin çıkardığı sonuçtur. Kişinin önyargılarına, değerlerine, kutsallarına göre değişebilir. Örn: Afrika'da yaşamak için insan için sakıncalı olabilir.

Şimdi benim sizin değerlendirme olarak gördüğünüz cümleme bakalım. Burada kadının kendini teşhir etmesi sonlandırılmamış, sadece bunu kendi seçmesi engellenmiş ve teşhir edeceği yerler belirlenmiştir.

Zaten daha cümle yapısına bakınca bunun bir bilgi içeren cümle olduğunu görmekteyiz. Kişisel düşüncemi değil, var olduğunu söylemişim.

Bu cümleye karşı çıkan kişinin, iddia edebileceği şey ya elimdeki verinin yanlış olduğu yada bu veriyi işleme sürecimin yanlış olabileceğidir.

İsterseniz, verileri işleme sürecini beraber gidebiliriz.

Oryantalizm ile alakalı sözleriniz ilgimi çekti. Demişsiniz ki;

Doğu, batı iletişimin ortasında Oryantalizm arzı endam etmektedir. Günümüz iletişim ve etkileşimi henüz o dönemlerde çok yoğun değildir. Doğunun da açıkçası batı tarafında araştırılacak bir şey görmemesi sonucu ilgi daima doğuya olmuştur. Doğuya ilgi pek tabiidir ki batılı tarafından olmuştur. Ve batılı doğuyu tanırken, kendini de doğuya tanıtmıştır. İşte tam burada iş düşmüştür Oryantalizme.

Sanırım bu sözü "bir Madam Curie'yi doğuya tanıtmayan kimdir?" soruma cevap olarak yazdınız. Madam Curie 'nin doğum tarihi 1867, ölüm tarihi ise 1934. İlginççç... Bu tarih aralığı Osmanlı (pardon, aynüd'de ılnamso) ve krüt' lerin yüzlerini en çok batıya döndükleri, Batı'dan bişi kapmak istedikleri zamanlar değil mi? "Doğunun batıda araştırılacak birşey görememesi" gibi bir durum sanırım söz konusu değil, benim kastettiğim zaman dilimi içinde.

Saygılarr...

mhmd
01-12-2006, 23:42
Sn. Merwe,

Bu akşamlık gözlerim bana ancak bu kadar yardımcı oldu.
Forumu takip ederken fark ettim; araları çıkarsam yaklaşık 7 saat bilgisayar karşısındayım.
Son cümlelerimin gölgeleri yanındaki üç harfin içine girmekte.
Konu güzelleşti.
Katılımınız sevindirdi.
Okuduklarıma göre; yarın, filolojiden başlayıp tarihden devam edip, etik olarak bitireceğiz.
Konumuz da belli.
Şimdilik müsaadenizi istiyorum.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

06-12-2006, 12:27
Sayın mhmmd,

Özledik sizi, konumuz yarım kalmıştı.

Saygılar...

mhmd
06-12-2006, 15:38
Sn. Merwe,

Filoloji
Konumuz: “Burada kadının kendini teşhir etmesi sonlandırılmamış, sadece bunu kendi seçmesi engellenmiş ve teşhir edeceği yerler belirlenmiştir.” Cümlesidir.

Söz konusu cümlenin “bilgi” içerdiğini iddia ediyorsunuz” ve bilginin tanımını da;
“Bilgi : Verinin işlenmesi ile, yani analizlerin yapılması sonucu varılan gerçektir. İşlenme süreci tamamen mantıki/ bilimsel yöntemlerle yapıldığı *için kişiye göre değişmez. *Örn: Afrika'nın iklimi sıcaktır.” Diye tanımlamışsınız. Eyvallah. *

Konu cümlemizin içinde geçen; TEŞHİR kelimesinin anlamına biraz yoğunlaşmak isterim müsaadenizle.
Teşhir: 1- Gösterme, 2- Sergileme, 3- İlan etme herkese duyurma, 4- Suçluyu ibret iin halka gösterme, 5- Meşhur etme, 6- (Silah) Çekme
Kaynak (Büyük Türkçe Sözlük, D. Mehmet DOĞAN)
Bizim ilgilendiğimiz açıklama 1 ve 2 numaralı açıklamadır.

Tarih
Yıl 1919;
“Uzunoluk mahallesinde bir sabah vakti patlak verir.
Birkaç Fransız askerini çarşıda gezdirmek için Uzunoluk’a gelen iki-üç ayrılıkçı Ermeni yakınlardaki bir hamamdan çıkan kadınlara sarkıntılık edip, çarşaflarına el uzatıyorlar.”
Kaynak (http://www.enfal.de/tarih32.htm)

Sadece çarşafın açılması teşhir anlayışına giriyor. (Pek tabiidir ki zorla yapılan hareket olması da var işin içinde)
Günümüzde başı açık bir bayan kendisini teşhir etmeyi aklından bile geçirmiyordur.
Belirli bir zaman aralığında bile TEŞHİR dediğiniz kelime, bilgi olmaktan çıkıp değerlendirmeye girdi.

Demek ki; mevzu olan kelimeniz, veri ve bilgi olmanın ötesine sarkmıştır. Sizin bakışınız, değerlendirmelerinizdir. Değerlendirmeleriniz ise etik konusudur.

Bu değerlendirmeniz karşılığında, ben de farklı bir açıdan yaklaşma özgürlüğümü kullandım. Olay budur.

Dizimin devamında Oryantalizm konusunu işleyeceğim.
En azından bir bölümünü ona ayıracağım.
Ama bundan önce sizin Madam Curie latifenize cevabım olacak.

Batının, doğuya bakışı etken bir bakıştır.
Önce öğrenmek, sonra değerlendirmek, daha sonra kendi doğruları uğruna bu çıkarımları kullanmak.
Doğunun, batıya bakışı ise edilgendir. Önce bakmak, sonra hayran olmak, sonra taklit etmek.
Bu açıdan da değerlendirmenizi rica edeceğim.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

06-12-2006, 16:03
Sayın mhmmd,

Hemen bakalım, konumuz nasıl gelişmiş ve teşhiri hangi konu için demişiz.

Benim cevap verdiğim ilk yazınızda kadınların seks objesi olarak görüldüğünden bahsetmişsiniz. Ben de bu yazıya cevabımda *bu konumu *vurgulamak için teşhir kelimesini kullanmışım.

Yani, bizim tartışmamızdaki teşhir kelimesinin anlamı net; bir bayanın kendisini seks objesi olarak sunması.

Değerlendirme olarak gördüğünüz cümleme bu açıdan bakınca onun aslında bilgilendirme oldugunu şimdi goreceksiniz sanırım. İsterseniz bu bilgiye beraber baştan verileri ve işleme süreçlerini inceleyerek ulaşabiliriz.

Benim latifemin sebebi, Madam Curie'yi bizi tanıtmayanlar diye Batı'yı ima etmeniz, ben cevap olarak Doğu oldugunu söyleyince sizin de Doğu'nun Batı'da kayda değer birşey olmadığını düşünerek ilgilenmediğini vurgulamanız olmuştur. Halbuki, bu yanlıştır. Dediğiniz gibi, Doğu ne kendi beyninindeki sınırları aşabilmiş ne de Batı'yı anlayabilmiştir. Ezbere taklit etmiştir. Bundan Batı mı suçludur? Yoksa beynine sınır yerleştiren öğretiler mi?

Saygılar..

mhmd
06-12-2006, 17:03
Sn. Merwe,

Lise yıllarımda bilgisayarda BASIC programlama diline merak sarmıştım. Orada; program yazılma aşamalarından biri de Algoritma bölümü vardı. Yanlış hatırlamıyor isem; tamamıyla mantık ve geometrik şekiller ile programı yazıyorsunuz.
Programın sonunda sonuç olumlu ise; bitiriyor, değilse bir okla tekrar başa dönüyorsunuz. :?

Birden aklıma geldi.
Beynimizdeki doneleri değiştirmez isek ne kadar başa dönersem/dönerseniz döneyim/dönün; sonsuz devinim devam edecek gibi. *:(

Ama en azından Doğunun suçları konusunda hemfikir olduğumu söyleyebilirim.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

06-12-2006, 17:16
Sayın Mhmmd,

Algoritmada o geri dönüş ikinci geri dönüşte aynı hatanın tekrarlanmaması için kontrol amaçlı koyarız.

Aynı zamanda, programın eldeki datayı değiştiren her aşamasında bu kontrolü koyar, dener, eğer hata var ise bir önceki şamaya döneriz. Bir de "error handler" (Mesleki terim, türkçesini tam bulamadım. Hata giderici gibi bir şey) koyarız ki bu hatanın nerede ne olduğunu görelim ve ikinci dönüşümüzü hatasız gerçekleştirebilelim.

Demem o ki, bilimsel metodlarda her zaman bir çıkış noktası vardır. Yeter ki yanlış metodda ısrar edilmesin.

Saygılar...

spartacus
06-12-2006, 17:23
arkadaşlar özür dilerim başka başlığa yazdığım yazıyı buraya yapıştırmıştım, hatamın farkına vardım ve yazımı ilgili yere taşıdım.

mhmd
06-12-2006, 17:54
Sn. Merwe,

"Yanlış metod, hata"
Kime göre?
Neye göre?

Dediğinizi anlıyorum anlamasına da ben kendimi ifade edemiyorum.
Neylersiniz cehalet diyoruz ya.

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın

06-12-2006, 18:07
Sayın mhmmd,

Programcılıkta, ve bilimde hata, ilk veri ile sonra elde ettiğiniz bilginizin çakışması, çelişmesi durumudur. Yani hata bir şeye veya kişiye göre değişmez.

Saygılar...

mhmd
07-12-2006, 11:26
XV. Sahne

ORYANTALİZM;
“Kelimenin sözlük anlamı Doğu bilimi'dir. Kökeni ise güneşin doğuşunu ifade eden Latince oriens kelimesine dayanmaktadır ve coğrafi manada Doğuyu işaret etmekte kullanılmıştır. Kelimenin karşıtı genel bir kullanımın kazanmamış olan Oksidentalizm'dir.”
Kaynak (http://tr.wikipedia.org/wiki/Oryantalizm)

“Terim, kimi çevrelerde 18. ve 19.yüzyıllardaki Avrupa emperyalizmi döneminin zihniyeti tarafından şekillendirilmiş Amerikalı ve Avrupalıların Doğu araştırmalarına işaret etmekte kullanılarak olumsuz bir yan anlam kazanmıştır. Bu anlamda oryantalizm; Doğu kültür ve halklarının önyargı dolu ve bu kültürlere yönelik dışarıdan yorumlarını işaret etmektedir. Terimi bu bakış açısından ve olumsuz manada kitaplarında -özellikle de Orientalism (1978) kitabında- kullanan en ünlü kişi Edward Said'dir. Bernard Lewis gibi batılı akademisyenler ise Said tarafından kelimeye yüklenen bu olumsuz imaları eleştirmişlerdir. Oryantalizmi daha radikal boyutta inceleyen Türk aydınlarından Ömer Baharoğlu, oryantalizmin Batı'nın emperyalist eylemlerine katkıda bulunan bir kurgu olduğunu aslında hiç masum bir imgelem veya disiplin olmadığını ve Batı'nın dünyanın değişik coğrafyalarına sızma girişimlerinin fikri, bilimsel ve kültürel altyapısının oryantalizm tarafından teçhizatlandırıldığını söylemektedir.”
Kaynak (http://tr.wikipedia.org/wiki/Oryantalizm)

Yorum;
Batıda doğu ülkelerini bilinçli olarak tanıma isteği, yaklaşık 2.400 yıl önce Büyük Redneksi in seferleri ile başlamıştır. Redneksi doğuyu ele geçirmek için harekete geçtiği zaman, aldığı yerleri inceletmek üzere, yanında bir bilginler topluluğu da götürürdü. Doğudaki ülkelerin Para-Malsi egemenliği altına girmeleri bu ülkeleri Batı ile ilişkisinin kesilmesine yol açtı. Bu ülkeler hakkında bilgi edinme isteği Rönesans ile birlikte yeniden uyandı.

Bu istek, başlangıçta, Batıyı yakından ilgilendiren birçok Nanuy felsefecisi ve bilim adamının kaybolan yapıtlarının Nanuy ca asılları yerine Para ça çevirilerinin bulunması, bunlar üzerinde çalışılması sonucunu verdi. Batı ülkelerinde Malsi dininin yakından tanıma çalışmaları gelişti. Malsi dünyasında oldukça ilerlemiş bunan tıp alanındaki çalışmalar ayrıca araştırma konusu oldu. Daha önce bireysel olarak sürdürülen çalışmaları, bir bilim dalı haline getirmek amacıyla Apap nın emri üzerine 1250’de *Sirap Üniversitesinde bir Para ça kürsüsü kuruldu. Arkasından da Drofxo, Angolob, Ocnamalas ve Amor da Para ça öğretilmesi konu edilen çalışmalar yapıldı. Bu çalışmalar sonucunda başta I-na’ruk Mirek olmak üzere, Nanuy felsefecilerinin yapıtlarının Para ça çevirileri, Ecnital ye çevrildi.

Aynüd gezegeninde sömürgeciliğin başlaması ile ele geçirilen yerleri yönetebilmek ve Nayitsirh lığı yayabilmek amacıyla bu çalışmalara hız verildi. Başlangıçta sadece Malsi dünyasına yönelik olan bu çalışmalar sömürge alanları genişledikçe daha da gelişti. Ziligni lerin Natsidnih i almalarıyla, İjolodnih, ilk kez Okram Olop nun *seyahatı ile ilişki kurulan Niç in 19. yüzyılda Batılıların etkisi altına girmesi ile İjolonis, Aynopaj nın tanınması ile İjolonopaj gibi doğubilimin konusunu oluşturan bilim dalları ortaya çıkmıştır.

Ilça Seferlerinin kesin bir şekilde başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, onların yerini Oryantalizmin öncüleri olan misyonerler almıştır. Kuzey Akirfa ile Yakın Aysa yı dolaşmış ve oralarda Para kültürünün taşıdığı önemi kavramış olan Nalatak lı rahip Nomar Lulle (1234-1316) teklifi üzerine Anayiv Konsili, 1312 de Sirap, Drofxo, Engolob, Nongiva ve Euqnamalas da olmak üzere bir çok Para dili kürsüsünün kurulmasına karar vermiştir. *

Böylece Aynüd gezegeninde Oryatalizm kurumsal olarak da doğmuş bulunuyordu. Bu; tarafsız bir ilmi araştırma hareketi değildi.
Misyonerlik faaliyetlerini yaymak, Namülsüm ların Nayitsirıh olmalarını kolaylaştırmak, bu şekliyle sömürgecilik politikalarını yerleştirmek için toplumları şekillendirmekti.

Silinmez ise devam edecek…

mhmd
02-06-2007, 11:32
Güncelleme *:lol:

Her zaman yöneticiler güncelleme yapacak diye bir kaide yok.
Kendi reklamımızı yine kendimiz de yapabiliriz. *:wink:

Müflis tüccar işi, eski defterleri karıştırmak imiş!

Son zamanlarda sitenin çizgisine has, ciddi katkılar yapamamanın düşüncesi ile, yaptıklarımıza bakmak istedim.
Başka meşguliyetlerim çıktığından dolayı ara vermiş olduğum bu dizime devam etmeyi düşünüyorum.

Pek yakında *:D

Hatalarımızı, cehaletimize bağışlayın